14
M illiyet
HAFTANINYAZEt
26 ŞUBAT 19!S
H a fta lık yazı ve m ııtfağı (
Hıfzı Veldet hocanın hasta yatağında yazdığı,
ama yayınını göremediği yazısı
)
HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU
E
LLİ yıla yakın bir süreden beri haftalık yazı yazmaya alıştım, çünkü konuyu geniş bir yazının içinde enine boyuna ayrıntılı olarak işlemek, deyiş yerindeyse, “bilimsel bir rahatlık” veriyor insana. Ne de olsa kırk yılı aşkın bir süre ts- tanbul Üniversitesi’nde ders okuttuk. İnsan o döne min alışkanlıklarından kolay kolay kurtaramıyor kendini. Ancak o dönemin üslubunu bu sütunlara taşımak da olmaz. Gazete okuyucusu, kolay anlaşı lır yazılan sever, önce dil bakımından kolay anlaşıl malı. Çocukluğumda ve gençliğimde uzun süre Os manlIca eğitim gördüm. Atatürk’ün gerçekleştirdi ği yazı ve dil devrimlerinden sonra Türkçemiz o ka dar serpildi ve gitgide değerli yazar ve edebiyatçıla- nmızm kalemlerinde o denli güzelleşti ki, OsmanlI ca artık tarih kitaplannda kaldı. Kimileyin elli yıl önce çıkmış kendi yazılanma bakıyorum da, bunla- n ben mi kaleme almışım diye yadırgama duygusu na kapılıyorum. Hele hele 77 yıl önce Yozgat’ta ya tılı ortaokul öğrencisi iken Çorum’daki babama yazdığım, “Bais-i feyz ü hayatım pederi muhtere mim efendim” diye başlayan mektuplanm ve baba mın bana gönderdiği “Nur-i aynım, ciğerparem ev ladım” biçiminde seslenen mektuplanm okudu ğumda o zamanlar sanki başka bir dünyada yaşa mışım gibi geliyor bana.Diyeceksiniz ki, bu kadar derinlere giden köklü bir alışkanlıktan sonra öztürkçeye nasıl geldin? Ya nıtı şu: Onun bunun eleştirisine aldırmadan, Türk- çemizin güzelliğine inanarak geldim. Yunus Emre’- leri, Karacaoğlan’lan, öteki halk ozanlarını okuya rak geldim. Hem de yavaş yavaş değil, hızlı adım larla geldim.
Cumhuriyet gazetesinde 3 Mayıs 1942’de çıkan ilk yazımın başlığı “Medeni Kanunun Türkçeleştiril
mesi” idi. O zaman birdenbire köklü bir değişiklik
yapılamayacağını bildiğim için çok köktenci deği şiklikler öneremiyor, ortalama bir yol tutuyordum.
1944’te ise şöyle yazıyordum: Düşündüm ki hu
kuktan ve toplumdan bahseden her eserde, hele yal nız hukukçulara değil, aynı zamanda ve bilhassa bü
tün halka hitap edecek olan yazılarda kürsü dilini ve kürsü ilmini aramak, hukuku eski Roma’da olduğu gibi, rahiplere veya öteki İslam ülkelerinde olduğu gi bi fakihlere inhisar ettirmek zihniyetinin devamından başka bir şey ifade etmez ve biz öteden beri bu zihni yete muarızız (karşıyız). Madem ki hukuk hayatm nizamı ve toplumun ilmidir, onun hayat ve toplumla olan çeşitli münasebetlerini açık bir dille herkesin gö zü önüne sermek, hukuku şimdiye kadarki kabuğun dan çıkarıp halka yaymak ve halkı hukuk meseleleri üzerinde düşündürmek, toplum ve hukuk alanında yaptığımız köklü inkılaplar üzerinde mümkün oldu ğu ölçüde herkesi aydınlatmak, hülasa, toplumun te meli olan hukuk ve adalet fikirlerini her ferde aşıla maya çalışmak, bir kürsü hocasının ilmi faaliyetleri dışında halka ve bizzat hukuka yapabileceği en bü yük hizmettir düşüncesindeyiz. Biz bunu yalnız hiz met değil, daha fazla bir şey, bir görev saydık...”
Görüyorsunuz ki, milletine inanmış, Türkçeye inanmış bir insan isterse iradesini kullanarak eski alışkanlıkların kolaylığından kendisini kurtarıp ye ni kuşaklarla çağdaş yolda buluşmayı başarabilir. Sanıyorum ki benim gerek üniversitedeki genç öğ rencilerimle, gerekse gazete sütunlarında karşılaştı ğım yaşlı ve genç okurlarımla iletişim kurabilmekli- ğim, 88 yaşıma değin BabIâli’de kalabilmemi sağla dı.
★★★
O zaman en son dakikada telefona sanlıp gaze tenin dizgi ve düzeltim bürolarındaki arkadaşlar dan birini bulup daha önce hazırladığınız satırları ona yazdırıp nereye konulacağını bildirerek ricada bulunacaksınız. Bu, kolay bir iş değil.
Bir nokta daha var: Eğer Milliyet’in köşe yazıla rını okuyorsanız -ki hepsini okumanızı öğütlerim- oralarda çok değerli yazarlar iç ve dış güncel olayla rı kısa, ama yoğun olarak ele alıp didik didik inceli yorlar. Haftalık yazı için bir güçlük de buradan çı kıyor. Siz, eğer güncel bir olayı ele almış ve yalnızca onun üzerinde durmuşsanız, yazınızı gazeteye yol lamadan önce bir de bakıyorsunuz, ya köşe yazıla rından birinde, ya da başyazıda aynı konu işlenmiş. Yeni bir konu üzerinde doyurucu bir yazı yazmak için vakit az. Sakın köşe yazılarını küçümsediğim sanılmasın. Tersine, kısa bir yazıya önemli bir soru nu bütün boyutlarıyla sığdırmak kolay değil. Bu nedenle, bazıları eski öğrencilerimden olan köşe ya zarlarının hepsine eskiden beri saygı duymuşum dur.
★ ★ ★
B
G
AZETEDE haftalık yazı yazmak, öyle sanıldığı gibi, mektup yazmak kadar kolay bir iş değil. Neden derseniz, konularınızı iyi seçmek zorundasınız, iyi işlemek ve anlatmak zo rundasınız. Boşluk kalmamalı. Güncel konulardan da uzak durmamalısınız. Ancak bu güncel konular çağımızda o kadar hızlı koşuyor ve yalnız günden güne değil, saatten saate bile öyle hızlı değişiyor ki, hazırlayıp gazeteye gönderdiğiniz haftalık yazı, güncelliğini yitirmiş olabiliyor, ondan kimi satırla rı, cümleleri çıkarıp onların yerine başka satırlar koymak gereği doğabiliyor.Ne olacak?
ENİM için bir de kişisel güçlük var. Altı yıl önce evde kitaplarımı düzeltirken, yerde yı ğılı ciltli kitaplarımın üstüne düştüm, ko lum kırıldı, iki kez alçıladılar, tutmadı. Sonunda ameliyat, tam iki ay hastanede konukluk... Şimdi kolumun kemiğine çivilenmiş uzunca madeni bir plaka ile (biyonik adam gibi!) hissediyorum kendi mi. Bu ameliyattan sonra gazete ziyaretlerim sey rekleşti. Rahmetli dostum Nadir Nadi ve gazetede ki arkadaşlarımla telefon görüşmesi yapar, karşılık lı hatır sorardık.
Derken efendim, bir süre sonra bir ayağımın da man ükandı, bacağımın kalçadan kesilmesi olasılığı başgösterdi. Ama değerli bir bilim adamımızın ger çekleştirdiği ameliyatla bacağın atardaman değişti rilip ayak kurtarıldı. Ne var ki, yaranın kapanması çok uzun sürdü. Yeniden dörtbuçuk ay türlü hasta nelerde konukluk ve evde yıllarca süren pansuman. Sonunda yara kapandı ama benim de hareket özgür
lüğümü elimden aldı. Seksen iki yaşıma kadar her yaz Uludağ’da her gün yedi kilometreden az olma mak üzere yürüyüşler yaparken, ayak ameliyatı mdan sonra hastane ve ev hapsi cezalarına uğramış gibi birdenbire hareketsiz kalınca gazeteye hiç uğra- yamaz oldum. Oysa, yıllardanberi o güzelim kâğıt ve mürekkep kokusuna ne kadar alışmıştım!..
Diyeceksiniz ki, ne zararı var, işte yazıyorsun, hastalığın ve hastane konukluğun süresince de yaz dın. O halde yakınmaya hakkın yok.
Hastalıktan yakınmıyorum. Onca yıllık hare ketli yaşamdan sonra evde kapalı kalmak kalbimde yetmezlik başgöstermesine neden oldu. O yaşam tu lumbasının bakımını da dört yıldan beri genç bir kalp uzmanı dostuma emanet ederek yazılarımı sürdürdüm. Ne var ki, gazeteye uğrayıp yerli ve ya bancı gazetelere şöyle bir göz atmak, santrala bakan memurlardan, sekreterlerden, başyazarına kadar bütün rastladığım arkadaşlarla hoşbeş etmek, kısa cası BabIâli’nin havasını solumak olanağından yoksunluk, beni ara sıra üzüyor ve haftalık yazıla rımda da kimi zaman sıkıntılara neden oluyor.
“Pekiy, a birader, o halde neden yazıyorsun, evinde otur, oku, torunlarını sev” diye düşünenler olabilir. Onlara yanıtım şudur: “Benim için yazmak yaşamaktır.” Ülkemizin temel taşı olan Atatürk il kelerini, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, yaşamımın sonuna değin savunmayı kendime gö rev edinmişim bir kez. Yazı yazdırmanın ne denli maddi güçlükleri olsa da, ona katlanmayı zorunlu sayıyorum. Çalışma elbette kolay olmuyor. Yazıla rımı artık elimle yazamıyor, söyleyip yazdırıyorum. Yeniden okutup, dinliyorum. Ondan sonra daktilo ediliyor. Gerektiğinde değişiklikler yapılıyor ve böylcce pişirilip kotarıldıktan sonra hafta sonuna doğru gazeteye gönderiliyor.
işte sizlere yazılarımın hazırlandığı “mutfağın” kapısını açtım. Bilindiği gibi demokrasimiz şimdi “şeffaflık” (saydamlık) dönemine ulaştı. Yaşamı nın sonlarına doğru yol alan bir yazar da niçin yazı yaşamında şeffaflık ilkesini kabul etmesin?
Velidedeoğlu’nun kaybıyla üzüntülerini dile getiren hukukçular, yerinin doldurulamayacağını söylediler
“H ocanın yeri doldurulanla/”
İSTİHBARAT SERVİSİ
RONtK kalp yet mezliği nedeniyle
tedavi gördüğü
K
hastanede önceki gün kay bettiğimiz, Türkiye’nin ilk Medeni Hukuk profesör lerinden ve gazetemiz ya zarlarından Ord. Prof. Dr.
Hıfzı Veldet Velidede-
oğlu'nun ölümü üzüntüyle karşılandı. 1961 Anaya sasının ve Medeni Hu- kuk’un hazırlanmasında büyük emeği geçen, Türk Dil Kurumu’nda büyük hizmetler veren Velidede oğlu’nun kaybı nedeniyle üzüntülerini dile getiren hukukçular, yerinin dol durulamayacağını söyle d ile r________________
•ÖZAL’IN MESAJI
Cumhurbaşkanı Tur gut özal, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun
ölümü dolayısıyla eşi Me
riç Velidedeoğlu’na bir
başsağlığı mesajı gönder di. özal'ın mesajı şöyle:
“Değerli eşiniz. Ana yasa Hukuku Profesörü müz Hıfzı Veldet Velidede oğlu’nun vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulu nuyorum. Anayasa Huku kumuza olan katkıları,
ye-KURUCU MECLİS ÜYESİ27
Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Milli Birlik Komitesi’nce yeni bir anayasa hazırlamakla görevlendirilen komisyonda yer alan Velidedeoğlu,1961'de ise Kurucu Meclis üyeliğine getirildi.tiştirdiği öğrencileri ve ya zar olarak aziz hatırası daima saygıyla anılacak olan merhum Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na Allah’tan rahmet diler, size, ailenize, yakınlarınıza, hukuk ve basın camiamıza en içten taziyetierimi sunarım.”
Bir haftadır tedavi gördüğü Amerikan Has- tanesi’nde 88 yaşında ha yata veda eden Ord. Prof. Dr. Velidedeoğlu’nun ce nazesi, yarın Erenköy Ga lip Paşa Camii’nde kılına cak öğle namazından son ra Karacaahmet Mezar lığında toprağa verilecek.
Velidedeoğlu’nun “yeri
doldurulamayacak bir ay dın” olduğunu belirten
hukukçular şöyle konuş tular:
Prof. Dr. Erdener Yurtcan: Veldet Hoca’nın
ölümü beni büyük
üzüntüye boğmuştur.
Kendisinin öğrencisi ol makla her zaman övün müş biriyim. Hocadan söz edildiğinde ilk akla ge len Türkiye’de Medeni Hu- kuk’u Batılı anlamda öğre ten ve bu konudaki yayı nlarıyla bu yolu aydınlatan
kişi olmasıdır. Bunun
dışında Hoca, bütün hayatı boyunca gerçek bir
Ata-HUKUK DEVLETİ SAVAŞÇISI ÖDÜLÜOeğerli
Bilim adamı Hıfzı Veldet,değer verdiği bir çok kurum tarafından övgüyle değerlendirildi.Bu arada Türk Hukuk Kurumu adına Prof. Muammer Aksoy, O'na hukuk devleti savaşçısı ödül ve ünvanım verdi.türkçü olarak yaşadı, bu uğurda her türlü mücadele nin içinde oldu. Yeri doldu
rulamayacak bir aydını
kaybettik. Hepimizin başı sağolsun.
Prof. Dr. İlhan Akın (l.Ü. Hukuk Fakültesi De kanı): Sayın Velidedeoğlu,
sadece Medeni Hukuk bil gini değil, bütün sosyal bi limlerde ve alanlarda sesini duyuran gerçek bir Ata türkçüdür. Sadece Medeni Hukuk’la ilgili değil, Ata türkçülükle ilgili de çok de ğerli eserler vermiştir. Bir çok öğrenci yetiştiren, fa kültemizde uzun yıllar de kanlık yapan hocamızı kay betmenin derin üzüntüsü içindeyim.
Prof. Dr. İsmet Sungun
Hıfzı Hoca’nın kürsüsünde doçentlik yaptım. Ölümü Türk hukuk ilmi için çok büyük bir kayıp. Kürsüde 10 yıl birlikte çalıştık, bir aile gibiydik. Çok iyi bir in sandı, çok iyi bir hocaydı. Ders anlatışı çok açık seçik ti. En zor hukuk meseleleri ni dahi kolayca anlatırdı. Medeni Hukuk’ta sistema tik ders kitaplannın öncüsü
dür. Hukuk dilimizin
T ürkçeleştirilmesi nde, Türk Dil Kurumu’nda bir likte çalıştık. Dünyada ör nek olan ve yüzümüzü ağar
tan 1961 Anayasamızın
hazırlanmasında çok büyük hizmetleri olmuştur. Çok üzgünüm, yeri doldurula maz ve hizmetleri unutu- lamaz.
Turgut Kazan (İstanbul Baro Başkam): Kendisinin
öğrencisi olmadım ama, öyle bir tarihsel çınardı ki si yasete, hukuka ilgi duyan birçok insan onun öğrencisi sayılırdı. Ben de kendimi, onun öğrencisi sayıyorum. Biz Baro olarak, ila yıl önce kendisini ‘Hocaların hocası’ olarak kabul ettik ve hukuk alanındaki katkılarından dolayı şükran plaketi sun duk. Kendisini en son, has tanede yattığı sırada gör düm. İnsan haklan, hukuk devleti, demokrasi, Atatürk
GENÇLERE ÖRNEKsorumlu
Yazı İşleri Müdürümüz Eren Güvener'le görülen Ve lidedeoğlu, hasta yatağında bile olayları yakından izledi ve yazılarını bir gün olsun aksat mayarak gençlere örnek oldu.ilkelen ve özellikle laiklik konularında vermiş olduğu savaşım, bedensel olarak noktalandı. Ama, kendisi nin bu doğrultuda yaymış olduğu ışık, her hukukçu nun ve demokrasiye inanan her insanın yolunu sonsuza kadar aydınlatacaktır.
Prof. Dr. Erdoğan Te- ziç: Onun öğrencisi olma şansına erişmiş biri olarak kaybından üzüntü duyu
yorum. Medeni Hukuk
dalında sürekli öğrencisi ol dum. Velidedeoğlu Hoca, öğrencilerine büyük bir hu kuk kültürü vermiştir. Libe ral hukuk devletine yürek-' ten inanmış bir hukuk adamıydı. Kendisi dersle rinde hııkuk devletine olan bağlılığım her vesileyle dile getirir, hukukun olmadığı dönemlerin, bireyler için büyük bir tehlike taşıdığını belirtirdi. 1960’dan sonra Kamu Hukuku alanındaki yazılarıyla insanları dü şünmeye yöneltmiştir. Hu kuk tarihimizde önemli yeri olan büyük bir hukuk adamıydı, t- f
TOPLANTILARDA
Genç yaşlarda Fransızca, Almanca ve İtalyanca öğrenen değerli bilim adamı Velide- doğlu. bir çok uluslararası toplantıya katılmış, yabancı üni versitelerde dersler ve konferaslar vermişti.DÜNYADA BUGÜN
Ali SIRMEN
VELİDEDEOĞLU HOCA
E
CELİN yeli, can mumunun küçücük alevini söndürdüğünde hepimizi iliklerine dek ürperten, rüzgâr mıdır, yoksa karanlık mı Hocam?“ Asumanın fanusuna sığmayan” o can mu munun küçücük alevinin, en hafif bir meltem ile bile yok olmaya mahkûm bulunduğunu bilen kişl- oğlunun, 85’inden sonra, tarifsiz acılarını dindire cek uyuşturucu ilaçları, "Düşüncem bulanır, ya zamam" kaygısıyla almayıp, yazma uğraşını sür dürmek, yaşam tutkusu mudur, yoksa insanlık onuru mu Hocam?
Bir yıl kadar önce, Amerikan Hastanesi’nde, doktorların çok korktukları bir fıtık ameliyatına gitmek üzere ameliyat sedyesine yerleştirildiğin de bile, insan hakları, hukuk ve 12 Eylül konulu dört yazılık bir dizinin ayrıntılarını iki eski öğren cisiyle tartışarak, ameliyathane asansörüne bin dirilen, kapı kapandığında, ardında nefesini tut muş, hayran, şaşkın iki kişiyi bırakan bir aydın- yazar, için ölüm ne ifade eder, ne derecede kor kunç olabilir ki, hocam?
★ ★ ★
__ ÜTÜN bu soruları Hıfzı Veldet Hoca’ya sormanın anlamı yok, eğer daha Önceki ___ yazılarında, ya da yaşamının ta kendisin de bugüne kadar bulamadınızsa yanıtları.
Hocaların Hocası, üniversitemizin temelinde harcı bulunan bir eğitim savaşımcısı, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara'da Büyük Millet Mec- lisi'nde kâtip iken doğumuna tanık olduğu Cum huriyet Devrimi’nin yılmaz savaşçısı Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nu yitirdikten sonra, sorabilirsiniz "Ondan bize ne kaldı geriye?” diye.
Cumhuriyet devriminin ilk yıllarında, birbiri üzerine çakışmış biçimde yaşadığımız "Türk Rö nesans Reform ve Aydınlanma" çağının parlak bir ürünü olan Hıfzı Veldet Hoca hukuk derslerin de, hukukçunun alçakgönüllü olması gerektiğini anlatır, kitaplarında Batı dan alınan çağdaş huku kun toplumun yapısına uymayan yönlerinin nasıl düzeltilip, uyumun sağlanabileceğini, hukuk-halk yabancılaşmasını ortadan kaldıracak inanılmaz duru açık bir Türkçe ile yazardı.
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu bütün dünyada an cak "üniversitenin altın çağları” nda görülebilen ender büyük ’Hoca'lardan biriydi.
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Fransa'da bile, Maurice Duverger misali, örheği az görülen bi- çem sahibi yazar-profesörlerdendi.
Hıfzı Veldet Hoca, alçakgönüllülüğünün yu muşak sarmalayıcı görünüşü altında, çelik gibi ödünsüz bir irade ile yılmaz bir demokrasi ve hu kuk savaşçısıydı.
Hıfzı Veldet Hoca, tarihimizin en demokratik anayasasının hazırlayıcılarındandı.
Yazarlar ve hocalar vardır. Onları izleyip, yazdıklarını okuyup kendilerini tamsanız da olur, tanımasanızda...
Yazarlar ve hocalar vardır onları okuyup, derslerini izlemek ama kendilerini hiç mi hiç tanı mamak evladır.
Yazarlar ve hocalar vardır, onları okumak iz lemek ve sonra mutlaka yakından tanıyıp bilmek gerekir. Çünkü onlar yazdıklarıyla, okuttuklarıyla olduğu kadar, yaşadıkları ve yaptıklarıyla da ör nektirler, yol göstericidirler.
88 yaşında, kafaca gerçek bir delikanlı olarak yitirdiğimiz Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, böyle bir hoca, böyle bir yazardı. Türk aydınlanmasının canlı örneği ve kanıtı olan Hıfzı Veldet Hoca, te melinde harcı bulunan elli yıla yakın emek verdi ği üniversiteye, oradaki muhteris yeteneksizler, "YÖK’çü” ler ile “ lüpçü’Ter yüzünden kırgın, küs kün öldü.
Hıfzı Veldet Hoca, elli yıl yazarlığını yaptığı, Cumhuriyet Devrimi’nin kurumlarından biri olan Cumhuriyet gazetesinin çizgisini değiştiren, ba sın tarihine geçecek ölçüde yeteneksiz muhteris ler yüzünden gazetesinden koptu, ona küskün ve kırgın öldü.
Tam o sırada Milliyet gazetesi sayfadaki mi- zampajını değiştirerek, hocaya sütunlarını açtı.
Hoca ile Cumhuriyet te uzun yıllar, Milliyet’te çok kısa da olsa bir süre birlikte olmanın onurunu taşıdım.
Şimdi yokluğu karşısında, tek teselli onun derslerini izlemiş, kitaplarını okumuş, onunla ay nı gazetelerde birlikte çalışmış, aynı çağı paylaş mış olmanın onuru.
★ ★ ★
İLİYORUM sormak abes, ama elimde de- ğil, ürperiyor ve soruyorum: Ecelin yeli, can mumunun küçücük alevini söndürdü ğünde hepimizi iliklerine dek ürperten, rüzgâr mıdır, yoksa karanlık mı Hocam?
Barkley: “PKK
terörist örgüt”
•ABD'nin Ankara Büyükelçisi Barklev, Kahra manmaraş Milletvekili Kırıs'ın kendisine yö nelttiği soru dolu mektubu yanıtladı
a n k a r a. Özel
“T BD’nin Ankara Büyükelçisi Richard Barkley, ülkesinin PKK’yı daima terörist bir örgüt ola- ____ rak gördüğünü, bu nedenlede bu örgüte yar dım etmelerinin sözkonusu olamayacağını söyledi.
ABD’ye ait askeri helikopterlerin PKK’ya yardım malzemesi attığı seklindeki ¡H-f«**-* *•* ‘
Taha Toros Arşivi