• Sonuç bulunamadı

Bir Osmanlı masalı:Kapalıçarşı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bir Osmanlı masalı:Kapalıçarşı"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Y U R D A N U R Ö N D E R S Ü Y 'un 37 yıldır emek verdiği antikaları ve dokumaları.

R

Bir OsmanlI masalı... ?

aüaltcatŞt

BOĞAZİÇİ 4 0 T } }

T T- 5 S 0 0>5

Yazı ve Fotoğraflar: Yelda Baler'90

Tarihi, kültürü, eskisi, yenisi, krizleri, trendleri kaybettikleri ve kazandıkla­ rıyla koca bir masal dünyasına giriyo­ ruz bu ay. Hem eskinin sararmış sayfa­ larını karıştıracağız hem de o günler­ den neler kalmış, neler değişmiş onla­ rı bulacağız. Doğu kültüründe ticaretin zenginliği dükkanların dekorlarında, dış görüntüsünde değil satılan malların bolluğunda, değerliliğinde aranır. Ka- palıçarşı’yı da zengin kılan ürünlerin bolluğu, mesleklerin çeşitliliğiymiş. Duvarlar ve tonozlar kireç badanalı, sütunlar ve direkler kesme taştanmış. Eskiden dolap denirmiş dükkanlara, öylesine küçük ve derli topluymuş. Dolap sahibi ortada diz boyu yüksekli­ ğinde bir yerde bağdaş kurup oturur, etrafındaki raflara da yerinden kalkma­ dan kolaylıkla yetişir, satışını yaparmış. Kimi dolapların önüne müşteriler için küçük sandalyeler konur, kadınların bile alışveriş sırasında burada oturması yadırganmazmış. Dolaplar geceleri ta­ vana iple bağlı, çoğunlukla çiçek de­ senleri ile süslenmiş kepenklerle ve ör­ tülerle kapatılırmış.

Bedesten esnafı her gün kuşluk vak­ ti Yağlıkçılar’da ve İnciciler Kapısı önünde toplanıp içeri birlikte girer, dolaplarının önünde topluca dua eder ve güne öyle başlarlarmış. Mücevherle­ rin, değerli eşyaların, pahalı kumaşla­ rın, halıların, gümüşlerin, cam eşyala­ rın, zennelerin, kitapların satıldığı, içinde farklı kültürlerin banndığı, be­ destenleri, hanları, atölyeleriyle sokak sokak, dükkan dükan koca bir dün­ yaymış bu çarşı. Fatih Sultan Meh­ met’in Ayasofya’ya gelir sağlamak için yaptırdığı iki taş bedesten, sonraları et­ rafına kurulan açık pazarların kiremitli, tonozlu çatılarla kapatılmasıyla, sokak­ ları ve hanları olan koca bir ticaret merkezi halini almış. Türkü, Rumu, Er- menisi, Yahudisi ile Osmanlının tüm renklerini, tüm zenginliğini taşıyan ka­ palı bir çarşı olmuş. Babadan ya da dededen devraldıkları işlerini, zanaat­ larını sürdürenlerin yanında, neredey­ se çocuk yaşlarında gelip gençliklerini geçiren, olgunluk dönemlerinin keyfi­ ni ve bilgeliğini yaşayan esnaf da bu deryanın içerisinde yerlerini almış. Us­ talar bilgilerinin yanında

alışkanlıklan-2003 BOĞAZİÇİ 41

(2)

Dövizin kalbi bu sokakta atıyor. Zincirli Han •1 -• * ' ■* ' * * ı ^ ' ' - ı CEBECİ H A N 'D A Ö zbek dokumalarından Suzanilerle dolu bir dükkan.

topladığı, işlemez hale gelmiş malze­ meleri onararak onlara yeniden can veriyor. Lumboz kapakları, çanlar, pervaneler, saatler, fenerler, uskurlar, çapalar... Bakır, bronz ve pirince bu­ laşan deniz kokusu han’ın merdiven­ lerinden dolanarak ulaşıyor çarşının sokaklarına.

B e d e s te n le r

Çarşının çekirdeğini oluşturan iki bedestenden biri Cevahir Bedesteni olarak da bilinen İç Bedesten, diğeri adını Osmanlı döneminin, bir yolu ipek bir yolu pamuk bir kumaş cinsin­ den alan Sandal Bedestenidir. Filayak- ları arasındaki tonozlar ve kubbeler

tuğladan yapılmış bedestenlerde eski­ den halı müzayedeleri yapılırmış. Ce­ vahir Bedesteni nin küçücük dükkan­ larında raflardan, tavanlardan, sandık­ lardan fırlamış gibi durur eşyalar. Bu­ ranın gönlü, bilgisi zengin esnaflardan biridir, Murat Bilir ve 15 yaşında gel­ diği Kapalıçarşı’da kendi deyimiyle sı­ fır noktasından başlamış çalışmaya. Zamanla yaptığı işler değişmiş ve her adımda yaşadığı Kapalıçarşı kültürü­ nün pozitif yönlerini biraz daha be­ nimsemiş. 1972 yılında İngiliz Konso­ losluğuna Anadolu’daki metal işçiliği ile ilgili konuşma yapması için çağrı- lınca aylarca bilgi toplamaya, yaptığı işin inceliklerini öğrenmeye koyul­ muş. O zamanlarda başlayan okuma ve araştırma merakının kendisinde yaptığı alışkanlıktan son derece mem­ nun. 28 yıllık İngilizce öğretmeni olan Murat Bey filolojide Mina Urgan ın ve Cevat Çapan’ın da öğrencisiymiş. Amerikanın eski iki cumhurbaşkanını, Carter ve Nixon’ı da dükkanında ağır­ layan Murat Bey K a p a lıç a r ş ı’ da y a ş a d ık la r ın ın kendisine "paha biçilmez hayat tecrübesi" verdi­ ğine inanıyor. "Şimdi çarşının esnafı gençleşti. Oysa eskiden dükkan sahiple­ rinin orta yaşın çok üzerinde ol­ ması olgun es­ naflık yapmaları­ nı gerektiriyor­ du. . Hem kendi aralanndaki ilişkiler hem de müşteri ilişkileri açısından esnaf olgunluğunu görmek mümkündü" diyor.

Murat Bilir in bu konudaki haklılığı­ nı satış yapan genç elemanlarla karşı­ laşınca onaylamamak elde değil. Yaş­ lar küçüldükçe, dil bilenler artmış ola­ bilir ama esnaflık anlayışında bozul­ malar olduğu kesin. Kolundan yakala­ yıp dükkan içine sokuşturmalar kal­ mamış ama en az beş dilde selam sa­ bah alıyorsunuz her birinden.

K a ğ ıd a a ka n a ltın to zları

Kaybolmamak için çabalayan hat sanatın emekçisi Mustafa Erol, 16 yıl­ dır Kapalıçarşı’da... Kendi kendine nı ve geleneklerini de aktarmışlar ye­

ni gelenlere. Halen söz senettir, Kapa- lıçarşı’da. Esnaf kesinlikle çek ya da senet kullanmaz işinde. Ama herhangi bir yanlış da yapmaz. Çünkü bilir ki sözünü tutmazsa iş yapmak için ikinci bir şansı da olmayacak. Yüzyıllardır süregelen alışkanlıktır bu. "Kapalıçar- şı’nın Romanı" nda Çelik Gülersoy İs­ tanbul güzelinin çeyiz sandığına ben­ zetir çarşıyı. Evet, içinde herşeyin bu­ lunduğu, özenle saklandığı, çıkarıldı­ ğında etrafa heyecan ve parıltı saçan değerli, anlamlı, iş gören pek çok ma­ lın saklandığı bir sandık gibidir çarşı.

Yangınlar ve depremlerle sarsılan çarşı her seferinde yenilenip devam etmiş yaşantısına. Osmanlı’da 1839’da başlayan Batılılaşma hareketleri Kapa- lıçarşıya yansımakta pek gecikmemiş. 1894’teki büyük İstanbul depremin­ den sonra iyiden iyiye kendini göster­ miş yenilenme. Satılan mallardan, dükkanlann düzenine kadar her yerde batı rüzgarları esmiş. "Batılılaşırken batının mimari terbiyesini almadık" di­ yor Çelik Gülersoy bir başka yazısında ve ekliyor, "Yoksa, 1954 yangınından sonra çarşının damı onarılırken kur­ şunlar yok edilmez, dükkanlar birleş- tirilmezdi".

K a p a lıç a r ş ı’nın g izli k ö şe le ri, h a n lar

Bugün 4000’den fazla dükkanı ba­ rındıran Kapalıçarşı’nın dört yanı ve çevresi onlarca hanla çevrilidir. 1894 depreminden sonraki düzenleme ça­ lışmalarında hanların bir kısmı çarşı dışında bırakılmış olsa da hem ticaret hem gönül bağları onları halen Kapa- lıçarşı’ya dahil eder. Geçmişte kervan­ ları ağırlayan hanlar, bugün pek çok malın üretildiği atölyelere ev sahipliği yapar. 1650 yılında kumlan 200 basa­

maklı merdiveni bulunan Valde

Han’da artık satış yapılmıyor. Halı yı­ kama ve tamir işleri Mercan Ali Paşa ve Cebeci Han’da yapılıyor. Anado­ lu'nun renkli örgü işleri Mercan Çukur

Han’da, yatak yorganları Safran

Han’da bulmak mümkün. Çarşının en güzel hanlarından biri de Zincirli Han’dır. Daha çok mücevher yapım atölyelerinin bulunduğu bu han, kışın en gri havasını bile yumuşatan pembe duvarlarla kaplıdır.

Z in c irli H a n ’da bir B o ğ a z iç ili

Zincirli Han’ın esnaflarından biri bizden mezun Mehmet Ali Kuyum- cu’79- Mezuniyetten sonra Turizm ile uğraşmış ve sonunda baba mesleğine

geçiş yapmış. Son zamanların trendi renkli, değerli taşların ithalatı ve mü­ cevher üretimi ile uğraşıyor. Altın işle­ meciliğinin her aşamasını izleyebildi­ ğim atölyelerinde incecik narin par­ makları süsleyecek, olağanüstü güzel­ likte yüzükler gördüm. Mehmet Ali Kuyumcu ve ortağı Aydın Candan’a Türk kuyumculuğu ve altın işlemecili­ ğinin bugün durumunu sorduğumda "Bundan 20 yıl önce Türkiye’nin böy­ le bir yere geleceği hayal bile edile­ mezdi" dediler. Yalnızca Amerika’ya altın ihracımız yılda 100 tona ulaşmış. Dünyada İtalyanlardan sonra ikinci sı­ rayı Türkiye alıyor. Ancak işçilik ora­ da daha değerli. Gramı 4-6 dolar arası olan işçilik bizde 1-3 dolar arasında. Türk kuyumculuğunun en önemli so­ runlarından biri tasarım konusunda halen istenilen yaratıcılığa kavuşama- mamız. Modellerin büyük bir çoğun­ luğu İtalya’dan alınıyor. Türk motifleri ve tasarımları gelişip dünyaya yayıl­ maya başladığı zaman Türk kuyumcu­ luğunun yine hayal edilemeyecek yer­ lere gideceğinden herkes çok emin. Yıllardır Kapalıçarşı’nın en bilinen yü­ züdür kuyumculuk. Babadan oğula, ustadan çırağa geçen bilgi ve esnaflık, son yıllarda ekibe profesyonellerin

ka-FER R U H ŞENER Aynacılar caddesinde

kuyumcularından.

tılımıyla şekil değiştirmeye başlamış. İhracata önem ve­ ren, 10-15 ülkede şubeleri olan firmaların yanında, kü­ çük üretimlerle daha çok aldı­ ğını satan dükkanlar hâlâ es­ naflık ruhunu yaşatmaya çalı­ şıyorlar. Bunlardan biri Fer- ruh Şener. İşe çıraklıktan baş­

layanlardan. Konuşma süresince dük­ kandan ayrılmayan müşterileri görün­ ce şaşkınlığımı gizleyemiyorum. "Ooo! Sabah gelip akşam giden, haftada bir mutlaka uğrayan müşterilerimiz de var" diyor Ferruh Bey. Fiyatları sordu­ ğumda "elbetteki" diyor, "çarşının fi­ yatları dışarıdan çok daha uygun." Al­ tının fiyatı değişmese de değişen işçi­ lik oluyor.

Değil Kapalıçarşı’nın, belki de tüm yurdun en bulunmaz dükkanlarından biri Cebeci Han’da Rıza Yüzbaşıoğ- lu’nun eski deniz malzemeleri satılan mekanı. Rıza Bey, hırdavatçılardan, gemilerin söküldüğü tersanelerden

CEBECİ H A N D A çarşıya deniz kokusu

yayan bir dükkan.

(3)

KAPALICA!

uğ#r to p la rı.*’

D u \

K t l l N

başladığı çalışmalarını, Usta Hüseyin Kuüu’dan ders alarak sürdürmüş.

Mürekkebi kendisi yapıyor. Orjinal ezme altın kullanıyor. Kağıtlara aher denilen yani yumurta ve nişasta ile ha­ zırlanan karışım sürülüyor ve mühre denilen camla eziliyor. Altı ay beklettiği kağıtların üzerine, ince ince akıtıyor mürekkebi, sonra da altınla süslüyor.

Ç e ş it ç e ş it y a y g ıla r

Halılar, kilimler, sumaklar, cicimler... Uşak, Gördes, Sivas, Ladik, Kayseri, Konya, Hereke’den gelen geleneksel halıların yanında, Konya ovasının do­ ğusundan akıp gelen tülüler, Afgan Türklerinin getirdiği Afgan Halıları da unutmamak gerekir. Bir de uzun yıllar­ dır yapılmayan Filikli yaygıları var. Yak­ laşık 40 yıl öncesine kadar Angora ya da tiftik olarak da bilinen genellikle 60 cm eninde iki metre boyunda üç veya dört parça olarak dokunurlar sonra da yanyana birleştirilerek duvar örtüsü,

ya-M U S T A F A EROL Cevahir Bedesteni'nde Haf sanatını yaşatıyor.

CEBECİ H A N ’D AK İ atölyelerde aylar süren halı onarma işleri yapılıyor.

tak örtüsü veya oturma sergisi olarak kullanılan yaygılarda Kapahçarşı’nın sandıktan çıkan eşyaları arasındadır.

Ç a rş ın ın d e ğ işe n yüzü

Çarşının cadde ve sokaklarına adını veren, minyatürcüler, bozmacılar, kak­ macılar, varakçılar, kılıççılar, çuhacılar, sedefkarlar, taklitçiler, aynacılar, artar­ lar, halıcılar, antikacılar, eskiciler gibi esnaf türlerinden pek çoğu günümüzde yok. Gidenlerin yerine aynı hızda yeni­ lerini koyamasak da Abdulla ve Cafe Fes Kapalıçarşı’nm değişen, gelişen yü­ züne güzel bir örnek. Metin Tosun ve M.Tayfun Utkan birlikte açmışlar Ab- dulla’yı. 13 yaşından beri çarşıda iş ya­ pan Metin Bey, önceleri halıcılık yap­ maktaymış. Derken yöresel dokumala­ ra, peştemaller, taslar, sabunlar derken Hamam malzemeleri satıp, bu kültürü yaşatmaya başlamışlar. Türkiye’nin çe­ şitli yerlerinden topladıkları orjinal do­ kumaların yanında tiftik battaniyesi,

ku-Ç A R Ş I'N IN en sevilen başkanlarından Dr. Haşan Fırat

zu kürkünden örtüler, havlu ve peşte­ maller, sabunlar üretip ihracat yapıyor­ lar.

Cafe Fes’de çarşının en şık yerlerin­ den biri. Her iki dükkanın da bir özel­ liği var. Dekorasyon yapılırken duvar­ ların bütün boya ve sıvaları sökülerek orjinal tuğla dokusu çıkarılmış. Görün­ tüsü eskinin dolap görünümündeki dükkanlarını andırmıyor değil. Hamam konseptiyle, duvarların orjinal dokusu biraraya gelince ve bir de mis gibi sa­ bunların kokusu eklenince insanın dük­ kandan çıkası gelmiyor. Ama siz rahat­ lıkla hemen yanındaki Cafe Fes’in önündeki sandalyelere yerleşip kahve­ nizi ya da çayınızı içerken aklınızın kal­ dığı tasları, sabunları ve tabii Osmanlı hamamlarını düşlerinize getirebilirsiniz.

Deli Kızın Yeri’ni de unutmamak ge­ rekir. Kapalıçarşı aşkına düşmesiyle başlayan Amerikalı Linda’nın öyküsü bu. Tasarımı tamamiyle kendisine ait hediyelik eşyaları satan Linda çarşının en yeni ve değişik yüzü olmalı.

Yine eskilere dönüp antikaların

ışıltı-K A P A LIÇ A R Ş I'N IN en yeni yüzü Deli Kızın Yerinde.

sına kapılalım biraz daha. Yurdanur Öndersoy 42 yıldır çarşılı. 37 yıldır Ziya Aykaç müessesesinin emektarı. Eski parça objeler, porselen, gümüş, seramik ve işlemeler üzerine uzmanlaşmış. "Ma­ lın cinsini, eskiliğini ve yapılışındaki gustoyu iyi anlarım" diyor. "Herşey eski­ dir ama güzel değildir" diye de ekliyor. Dükkanın her yeri eski, değerli ve güzel eşyalarla dolu. İncecik porselen bir kah­ ve fincanı, karşı dolapta OsmanlI’dan kalan gümüş sigaralıklar, kaşıklar, bar­ daklar, renkli camdan ayaklı şamdan­ lar... Ya bindallılar... Önder Bey’e eski günlerdeki esnaf ilişkilerini soruyorum. Siftah yapan esnaf, aynı malı sattığı ar­ kadaşı henüz satış yapmadıysa müşteri­ yi ona gönderip ya da malı ondan alıp

siftah yapmasını sağlarmış. İç be­ destende 1950’lerde bile dükkanla­ rın kapıları yalnızca örtülerle kapa­ tırmış. Şimdiyse kepenk kepenk üs­ tüne...

Bu yazıyı hazırlarken Haziran’da kaybettiğimiz Sevgili Rıfat Dedeoğ- lu’nu ne çok aradığımı, yine yanım­ da olup beni Kapalıçarşının o az bi­ linen atölyelerine, dükkanlarına gö­ türmesini, eski es­ naflarıyla tanıştırma­ sını, "Gel bak şimdi

kimi tanıyacaksın"

demesini ne çok is­ terdim. Çünkü o, "Burası artık benim yuvam" diyerek Ka- palıçarşı’yı sahiplen­ miş, kendini oranın parçası görmüş, çar­ şı için bilgisini, yüre­ ğini ortaya koymuş­ tu. Her sayısını keyif­ le ve gerçekten bü­ yük başarıyla hazır­

ladığı Kapalıçarşı

Dergisine gönülden bağlanması da bu

yüzdendi. Onun

yokluğunu hissettir- memeye çalışan der­ ginin sahibi Atilla Ö zbey’e yardımları için teşekkür ediyo­ rum.

Hüznü kenara ko­ yup yapabilecekleri­ mize dönelim. Kapalıçarşı bir kültürdür, onu koruyup, yaşat­ mak ve gelişmesi için hakettiği değeri vermeliyiz. Kapalıçarşı’yı sevenler hep güzel düşler görü­ yorlar. Düşlerinde sergiler açıyor, müzayedeler düzenliyor, çalışan gençleri eğitip soludukları kültürü sin­ dirmelerini sağlıyorlar. Dileyelim düşler gerçekleşsin. Orası hepimizin. 18 kapısı­ nın birinden girip Kapalıçarşının parıltı­ lı dünyasına karışmalı, saklı değerleri hatırlamalı. Bu sayfalara sığdıramadığım daha bir çok şey var göreceğiniz. lH.yy’dan kalan kaftanları, peşgirleri, ya­ tak örtülerini anlatamadım, Osmanlı mü­ cevherlerinin fotoğrafını da sığdırama- dım, Kapalıçarşı’nın yaşayan tarihi Bed- ros Kato’yu, marpuç ustası 70 yaşındaki İhsan Üçyıldız’ı, dünyanın sayılı halı ex- perlerinden biri çarşının Şişko Osman'ı, Osman Şenel’i tanıtamadım. Ben başlan­ gıcını yapmış olayım siz devamını geti­ rin. Bütün dünyanın tanıdığı Kapalıçar- şı’yı siz daha da yakından tanıyın.

2003 BOĞAZİÇİ 45

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Foreign language learning has always been important for people, because of the need of communication with the people with different native language. It is unknown

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha

fahri doktora unvanı, Atatürkçü düşünce doğrultusunda ulusal sorunlara duyarlı yaklaşımı ve erdemli gazeteciliğin örnek ismi olması olması nedeniyle verilecek. F ah

Deney grubu annelere kabulden sonra uygulanan des- tekleyici hemşirelik yaklaşımları ile, bu annelerin 24 saat sonraki kaygı puanlarının ve anksiyete göstergesi dav-

H9a (güç kay- naklarından karizma faktörünün, tükenmiş algısı duygusal tükenme faktörü üzerine pozi- tif etkisi), H9b (güç kaynaklarından karizma faktörünün,

Nitekim Cenab-ı Hakkın şu ayeti de buna işaret etmektedir: “Bir zaman, Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu, senin de lütufkâr davrandığın kişiye ‘Eşinle

NSAİİ’ların yaygın olarak kullanılmasının başlıca nedenleri; birden fazla terapötik etkilerinin olması (ağrı kesici, ateş düşürücü, yangı önleyici), akut

Erzurum ve GümüĢhane ilinden toplanan propolis örneklerinin en yüksek toplam fenolik madde miktarına sahip... olduğu ve Rize iline ait propolisin en düĢük toplam