T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ
ĠLKÖĞRETĠM ANABĠLĠM DALI
SOSYAL BĠLGĠLER ÖĞRETMENLĠĞĠ BĠLĠM DALI
SELÇUKLULARDA TIP EĞĠTĠMĠ VE SELÇUKLU
HASTANELERĠNĠN AVRUPA KÜLTÜRÜNE OLAN
ETKĠLERĠ
YASEMĠN AYDINOĞLU
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
DanıĢman
YRD. DOÇ. DR. ZEKĠ ATÇEKEN
T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
BĠLĠMSEL ETĠK SAYFASI
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranıĢ ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalıĢmada baĢkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ KABUL FORMU
Yasemin AYDINOĞLU tarafından hazırlanan SELÇUKLULARDA TIP EĞĠTĠMĠ VE SELÇUKLU HASTANELERĠNĠN AVRUPA KÜLTÜRÜNE OLAN ETKĠLERĠ baĢlıklı bu çalıĢma 04/ 11/ 2009 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile baĢarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiĢtir.
Yrd. Doç. Dr. Zeki ATÇEKEN
Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜLCAN
Ġmza Ġmza Yrd. Doç. Dr. Kemal
GÜVEN
Ġmza Yrd. Doç. Dr. Zekeriya
BÜLBÜL
ÖNSÖZ
Türkler tarih boyunca mühim görevler üstlenmiĢlerdir. Kurdukları devletler ve yaptıkları ile her zaman kendilerinden söz ettirmiĢlerdir. Sadece siyasi ve askeri alanda değil uygarlık alanında da önemli eserler meydana getirmiĢlerdir. Büyük bir coğrafyaya hükmeden Selçuklular insan sağlığına büyük kıymet ve önem vermiĢlerdir. Millet olarak Türklerin ruh yapısında Ģefkat, insana yardım duyguları çok geliĢmiĢ olduğu gibi kabul ettikleri Ġslam dini de devamlı telkin ile onları bu hizmete sevk etmiĢtir. ĠĢte milli ve dini iki yönlü etkinin eserleri daha Orta çağda Selçukluların hastane, misafirhane, aĢhane gibi eserler yapmayı ön plana almalarını sağlamıĢtır.
Büyük Selçuklularda tıp eğitimi alanındaki bilgilerin dağınık ve yetersiz olması, bu konunun seçilmesinde ve araĢtırılmasında hem en büyük etken hem de en büyük sıkıntı olmuĢtur. Bu konuyu çalıĢırken bir takım sıkıntılarla karĢılaĢtık. Bu konu çok kısır bir konu olup, geniĢ bir inceleme alanına yayılmıĢtır. Özellikle Büyük Selçuklu dönemindeki tıp eğitimi çok fazla ve her yönüyle müstakilen araĢtırılmamıĢtır. Bunun yanında Türk tıp tarihi açısından bütün müesseseleri bir arada inceleyen genel bir araĢtırmaya ihtiyaç olduğu kanısındayız.
Amacımız iĢte bu olumsuzlukları aĢmaya çalıĢarak ve ulaĢılabilen kaynaklar çerçevesinde konuyu bir bütün halinde ele alarak incelemektir. ÇalıĢmamızda esas itibariyle:
I. Selçuklularda tıp eğitiminin nasıl uygulandığı,
II. Selçuklu hastanelerinin kuruluĢundan baĢlayarak Osmanlıya kadar geliĢimi,
III. Selçuklu hastanelerinin Avrupa tıp kültürünü nasıl etkiledikleri IV. Selçuklu hastanelerinde görev yapan hekimler ve eserleri
genel bir biçimde ortaya koymaya çalıĢtık.
Burada bizim amacımız Selçuklu tıp eğitiminde Ģimdiye kadar tespit edilmiĢ bilgilerin genel bir tablosunu çizmektir. Bu konu bugüne kadar fazla incelenmediği için tıp tarihine katkısı olabilmesi açısından konuya yaklaĢımımızı ilk önce dağınık halde bulunan araĢtırmaların toplanıp derlenmesine dayandırdık. ÇalıĢmamızın temelini oluĢturan araĢtırma ve kaynakların büyük bir kısmını Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde bulduk.
ÇalıĢmamız giriĢ ile birlikte dört bölümü içermektedir. GiriĢ kısmında tıp eğitimi ile ilgili genel bilgiler verilmiĢtir. Ayrıca kavram terminolojisi sorununa son vermek amacıyla Selçuklularda sağlık kurumlarına verilen isimler baĢlığı bulunmaktadır.
Birinci bölümde, Selçuklularda tıp eğitimi baĢlığı altında üç alt baĢlığı incelemeye çalıĢtık. Bu alt baĢlıklar; Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve Anadolu Beyliklerindeki tıp eğitimini içermektedir.
Ġkinci bölümde Selçuklu hastaneleri ana baĢlığı altında Selçuklular zamanında kurulmuĢ tüm hastaneleri teker teker incelemeye çalıĢtık.
Üçüncü bölümde ise Selçuklu hastanelerinin Avrupa kültürüne olan etkilerini üç alt baĢlıkta topladık. Bu alt baĢlıklar hekimler, tıbbi eserler ve hastane mimarilerinin Avrupa kültürüne etkileri Ģeklinde hazırlanmıĢtır.
ÇalıĢmamızın hazırlanmasında, konunun seçilmesinde her zaman destek ve teĢviklerini gördüğüm hocam Sayın Yrd. Doç. Dr. Zeki ATÇEKEN’e teĢekkür ederim.
Yasemin AYDINOĞLU 2009
ÖZET
Türk milletine ait Tıp tarihi, kurumsallaĢma olgusu ve anlayıĢı çerçevesinde Selçuklular zamanında baĢlamıĢ ve Osmanlı Ġmparatorluğu döneminde de geliĢip büyüyerek devam etmiĢtir. Bu dönem içinde birçok hastane kurulmuĢ, kütüphaneler tesis edilmiĢtir. Selçuklu Türkleri çağlarının en modern hastanelerini ülkenin birçok önemli Ģehirde imar etmiĢlerdir. Hatta bu hastaneler Avrupa'daki Rönesans hareketlerini etkilemiĢtir. Haçlı seferlerinin bir sonucu da Avrupalılar sağlık kurumlarını ve metotlarını fark ederek kendi anavatanlarında uygulamalar ve Türk-Ġslâm âlimlerinin eserlerini tercüme etmeleri olmuĢtur.
Selçuklu hastanelerindeki tedavi metotları devrin önde gelenlerindendi. Tıp öğrencileri öğrenim süreleri boyunca hastanelerde pratik yapma imkânına sahipti. Tesis edilen hastanelerde ve medreselerde pek çok Türk hekimi yetiĢmiĢtir. Ayrıca bu dönemde hastanelerde tıbbî müĢavereler ve tartıĢmalar yapılmıĢ, halk ücretsiz muayene edilmiĢ ve kendilerine ilaç dağıtılmıĢtır.
Hastaneler bir tür vakıf sistemi üzerine kurulmuĢtu ki; buralarda dindar insanlardan gelen bağıĢlar kullanırlardı. Aynı zamanda devlet yöneticileri bu müesseselerin oluĢumunda büyük rol sahibiydi. Bu da Selçuklu sosyal yapılmasının baĢka bir boyutudur.
Selçuklularda tıp eğitimi Türkçe yapılmıĢ, ancak bu büyük imparatorluk, birçok badireler atlattığı için tıbbî müesseseler ve eserler dağılıp yok olmuĢtur. Bugün bu tıbbî eserlerin ve müesseselerin çok azını bilebilmekteyiz. Anadolu' da mevcut tıbbi müesseseler tababet hayatının Selçuklularda çok ileri olduğunu gösterir.
Özellikle askerlik alanında geliĢen tababet Türklerde o derece ilerlemiĢtir ki bu geliĢmeleri Batı dünyası Türklerden izlemiĢ ve kendisine uyarlamıĢtır. Bunun yanında varlığı bilinen ama tesbit edilemeyen, birçok hastane ve tıbbi müessese mevcuttur.
Ayrıca, seyyar hastaneler, cüzamhaneler, tımarhaneler, eczaneler, darürrahalar, tıp medreseleri, tıp tarihinde olduğu kadar Selçuklu müesseseleri tarihinde ve dünya tarihinde kültürel geliĢmiĢliğin tartıĢmasız delilidirler.
SUMMARY
Medicine history belongs to Turks has started in the period of Selcuks and contined in Ottoman period by getting grow in a polity. In this period, a lot of hospitals have been built and also libraries have been based. Selcuks have reconstructed the most advanced hospitals in the some of important cities of country. Even these hospitals has effected Renaissance movements in Europe. One of the results of the crusades is that Europeans have noticed methods of health foundations and translated works of Turk and The Muslim World scholars.
Methods used in Selcuk Hospitals were the most popular in that period. Medicine students have had the possession of making practice during their education period. In these hospitals, lots of Turkish doctors have been trained. Besides in this period, arguments have been made, people have been checked-up without any fee and medicines have been delivered to people in hospitals.
Hospitals have been built by the system of a foundation. So that, donations, which had been made by religious people, have been used. Also goverment administrators have had a role in the creation of these institutions. This factor is another aspect of social scale in Selcuks.
In Selcuks, medicine education has been made in Turkish, but medical institutions and creations have been dissolved, because this great imperial have had a lot of troubles. Today we know a few of these institutions and creations. Existing medical institutions in Anatolia show that the medical profession in Selcuks is quite advanced.
Especially, the medical profession growing in military field has been more advanced that west of the world has watched Turks and adopted these developments. Also there are lots of hospitals and medical institutions which are known but can not been detected.
Besides mobile hospitals, quarantines of leprous, lunatic asylums, pharmacies, almshouses, medicine schools are proof of culturel development in Selcuk institutions history and world history as much as in medicine history.
ĠÇĠNDEKĠLER
BĠLĠMSEL ETĠK i
TEZ KABUL FORMU ii
ÖNSÖZ iii ÖZET v SUMMARY vi ĠÇĠNDEKĠLER viii KISALTMALAR x GĠRĠġ
1. TIP EĞĠTĠMĠ HAKKINDA GENEL BĠLGĠLER 1 2. SELÇUKLULARDA SAĞLIK KURUMLARI ĠÇĠN KULLANILAN
ĠSĠMLER 3
BĠRĠNCĠ BÖLÜM
SELÇUKLULARDA TIP EĞĠTĠMĠ
1.BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETĠNDE TIP EĞĠTĠMĠ 5 2.ANADOLU SELÇUKLU DEVLETĠNDE TIP EĞĠTĠMĠ 8
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
ANADOLUDA SELÇUKLU HASTANELERĠ 10
2. KAYSERĠ TIP SĠTESĠ 12 3. SĠVAS DARU’ġ-ġĠFASI 15 4. KONYA DARU’ġ-ġĠFASI 17 5. DĠVRĠĞĠ DARU’ġ-ġĠFASI 19 6. HARPUT DARU’ġ-ġĠFASI 20 7. ÇANKIRI DARU’ġ-ġĠFASI 20
8. KASTAMONU DARU’ġ- ġĠFASI 21
9. TOKAT DARU’ġ-ġĠFASI 23
10. SĠVAS DARU’R-RAHANESĠ 25
11. KONYA AKSARAYI DARU’ġ-ġĠFASI 25 12. ERZURUM VE ERZĠNCAN DARU’ġ-ġĠFALARI 26 13. AKġEHĠR DARU’ġ-ġĠFASI
26
14. AMASYA DARU’ġ-ġĠFASI 27
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SELÇUKLU HASTANELERĠNĠN AVRUPA KÜLTÜRÜNE OLAN ETKĠLERĠ
1.HEKĠMLER VE ESERLERĠ 28
2.HEKĠMLERĠN ETKĠLERĠ 41
3.HASTANE MĠMARĠLERĠNĠN ETKĠLERĠ 49
SONUÇ 61
BĠBLĠYOGRAFYA 69
KISALTMALAR
A.Ü. : Ankara Üniversitesi A.g.e : Adı Geçen Eser A.g.m : Adı Geçen Makale
A.Ü.D.T.C.F: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih -Coğrafya Fakültesi Bkz. : Bakınız
b. : bin, ibn
C : Cilt
Çev. : Çeviri
D.Ġ.A : Türkiye Diyanet Vakfı Ġslam Ansiklopedisi ĠA :Ġslam Ansiklopedisi
ĠÜEFY : Ġstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınlan T.T.K : Türk Tarih Kurumu
M.E.B : Milli Eğitim Bakanlığı Mad. : Madde
S. : Sayı s. : Sayfa
GĠRĠġ
1. TIP EĞĠTĠMĠ HAKKINDA GENEL BĠLGĠLER
Tarihte tıp eğitimi incelendiğinde aslında çok büyük bir çeĢitliliğin olduğu görülmektedir. Hizmetlerin türü ve geliĢimi, kurumsallaĢma, kültür, ekonomik özellikler gibi pek çok etken tarafından belirlenmekte ve toplumdan topluma farklılık göstermektedir. BaĢka bir deyiĢle, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi için standart bir model oluĢturmak mümkün olamamaktadır.
Büyük Selçukluların ilmi ve medeni hayatı, Ġslam medeniyetinden ayrı düĢünülemez. Bu dönemde Türk ülkelerinde doğup büyüdükleri halde eserlerini devrin bilim dili olan Arapça ile yazmıĢ olan Ġbni Sina, Biruni gibi tıp büyükleri, diğer Müslüman milletlerce de benimsenmiĢtir. Bu nedenle Ġslami dönem Anadolu dıĢında Türk tıbbını Ġslam medeniyeti içinde ele almıĢlardır.
Selçuklular savaĢlarda harap olmuĢ hastaneleri tamir ettirmiĢler, ordu için seferlerde deve ile taĢınan seyyar hastaneler kurmuĢlardır. Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya yoğun Türk göçleri olmuĢ, kısa zamanda Türk yurdu olan bu toprakların ticari yolları barındırması sebebiyle Selçuklular zengin bir devlet oluĢmuĢtur. Kervan yolları üzerinde nüfusları yüz bini aĢan Kayseri, Sivas, Konya gibi Ģehirler önemli medeniyet merkezleri haline gelmiĢtir. Bu Ģehirler cami, hamam, medrese, imaret, darüĢĢifalarla donatılmıĢtır.
Eğitim öğretimin ilk kurumsallaĢtığı yer olarak sayılan medreseler Büyük Selçuklular ile bu dönemlerde baĢlamıĢtır. Bu dönemde açılan Nizamiye medresesi ve hastanesi ile medrese geleneği hem doğuyu hem batıyı etkilemiĢtir.
Selçuklular bu dönemde hâkimiyetleri altındaki topraklarda darüĢĢifalar, bakımevleri hamamlar yaptırmıĢlardır. Bunlardan ilki Alparslan tarafından NiĢabur’da yaptırılmıĢtır.1
MelikĢah Bağdat’ta Bimaristan-ı TutuĢi, Selahaddin
1
ATÇEKEN, Zeki. Yaşar Bedirhan. Selçuklu Müesseseleri ve Medeniyet Tarihi, Konya, 2004. s.116.
Eyyubi Kahire’de, Fustat ve Akka’da Nureddin Zengi Halep ve ġam’da hastaneler yaptırmıĢtır.2
Sağlık tesislerinin vakıflar biçiminde yapıldığı bu dönemde devletin yönlendirmesi sonucu; özellikle de ticaret yolları üzerinde bir hayli çok sayıda sağlık tesisi hizmete sokulmuĢtur. Özellikle II.Kılıçarslan(1156-1192) ve Alaeddin Keykubat(1220-1237) zamanında Türk-Ġslam dünyasından davet edilen ilim ve sanat adamları, Anadolu’ya yerleĢerek bilim ve sanatın ilerlemesine yardımcı olmuĢlardır. Üzerinde yaĢadığımız topraklar üzerinde, yaklaĢık bin yıldan beri üç büyük Türk devleti kurulmuĢtur. Bilindiği gibi Türklerin Anadolu’ya giriĢi Malazgirt SavaĢı’nın kazanılmasıyla, 1071 tarihiyle baĢladığı kabul edilmektedir. Türklerin Anadolu’da yerleĢmeleriyle birlikte bazı imar faaliyetleri görülür. Anadolu’nun çeĢitli yerlerinde hanlar, hamamlar, köprüler, camiler, medreseler kurulmuĢtur. Selçuklular döneminde, bir “HekimbaĢı”lık makamının bulunduğu söylense de bu konuda tarihsel bir belgenin varlığı söz konusu değildir. Bunun yanında, Selçuklu hükümdarları gerek gördüklerinde kendi tıbbi bakım ve tedavileri için hekim görevlendirmiĢlerdir.
Selçuklu döneminde benimsenen tıp anlayıĢı Ġslam tıbbının özelliklerini taĢımaktadır. Hipokrat, Galen gibi hekimlerin tıp anlayıĢını benimseyen Ġslami tıp anlayıĢı Anadolu Selçuklu döneminde de etkisini sürdürmüĢtür. Bu dönemde Anadolu’da bulunan hekimler göz ile ağız ve diĢ tedavisine önem vermiĢlerdir. Göz hastalıkları için “kehhal” adını taĢıyan hekimler bulunmaktadır. Ġç hastalıklarına iliĢkin tedaviler daha çok ilaçla yapılırken cerrahi nitelikteki müdahaleler kırık-çıkık, incinme, çıban, ur, yaraların tedavisi gibi müdahaleler Ģeklindedir.
2. SELÇUKLULARDA SAĞLIK KURUMLARI ĠÇĠN
KULLANILAN ĠSĠMLER
Türkler insan sağlığına büyük kıymet ve önem vermiĢlerdir. Millet olarak Türklerin ruh yapısında Ģefkat, insana yardım duyguları çok geliĢmiĢ olduğu gibi
2
TERZİOĞLU, Arslan.“ Selçuklu Hastaneleri ve Avrupa Kültürüne Olan Tesirleri” Malazgirt Armağanı, Ankara, 1993. s.51.
kabul ettikleri Ġslam dini de devamlı telkin ile onları bu hizmete sevk etmiĢtir. ĠĢte milli ve dini iki yönlü etkinin eserleri daha Orta çağda Türklerin hastane, misafirhane, aĢhane gibi eserler yapmayı ön plana almalarını sağlamıĢtır.
Ġslâm’ın, "Ġnsanların en hayırlısı, insanlar için en faydalı olandır." prensibi uyarınca Ġslâm dünyasında birçok sosyal yardım müesseseleri ortaya çıkmıĢtır. Bunların en önemlilerinden biri de hastanelerdir.
Selçuklu devrinde hasta bakılan müesseseye genellikle Ģifahane veya maristan adı verilirmiĢ. Farsça bir kelime olan maristan sıhhat yeri, bimar ise sıhhatsizlik manasına gelir. Farsçada hasta demek olan bimar kelimesi hastane manasında kullanılmıĢ zamanla Bimarhane, Bimaristan ve nihayet Tımarhane ( tımar: tedavi) adı da akıl hastaları yatırılan hastanelere verilen ad olmuĢtur.3
DarüĢĢifaları en genel anlamda halka sağlık hizmetlerinin sunulduğu yer olarak tarif etmek mümkündür. Anadolu’da darüĢĢifa adından baĢka “Ģifahane”, “maristan”, “bimarhane”, “darü’r-raha”, “Ģifaiyye”, “bimaristan”, “darüssıhha”, “darü’l-afiye”, “me’menü’l-istihare”, “darü’t-tıp”, isimleri ile tanıdığımız sağlık yapılarının tümünü aynı anlam içinde kabul ediyor ve bu yapılarda fonksiyonlarına uyan iki ana iĢlevin gerçekleĢtirildiğini; biri halk sağlığına hizmet diğeri tıp eğitiminin sürdürüldüğü yerler olarak tanımlanması da mümkündür.4
Türkiye Selçuklu Devleti’nde sağlıkla ilgili kurumları ve bunlara verilen adları manalarıyla birlikte açıklayacak olursak: DarüĢĢifa: ġifa yurdu, sağlık yurdu, Darüssıhha: hastane, Darülvilade: Fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastane, Darülmecanin: Akıl hastanesi, Daru’r-rahane: Eczane, Darü’t-tıb: Yıldırım Bayezid döneminde açılmıĢ tıp medresesi.5
3 GÜRKAN, Selçuklu Hastaneleri, s.36. 4
CANTAY, Gönül. Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifaları, AÜDTCF Yayınları, Ankara, 1992, s.2; Zeki Atçeken, Konyadaki Selçuklu yapılarının Osmanlı Devrinde Bakımı ve Kullanılması, Ankara, 1998, s. 191.Ayrıca geniş bilgi için bakınız, M. Zeki ORAL, “Konyada Sırçalı Medrese”, Belleten, TTK Yayınları, Temmuz 1961, XXV, S.99, s.355-396.
5
DEVELLİOĞLU, Ferit. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Kitabevi, Ankara, 1997,s. 106,168,581
Görüleceği üzere hastaneler ve sağlık kurumları çok değiĢik adlarla anılmıĢtır. Genelde kullanılanları DarüĢĢifa, Bimaristan ve maristan olmuĢtur. Bugün kullandığımız hastane adı da ilk defa 1843’te bezmi alem Valide Sultan’ın Ġstanbul Yenibahçe’de yaptırdığı Gureba hastanesinde kullanılmıĢtır.6
6
BĠRĠNCĠ BÖLÜM SELÇUKLULARDA TIP EĞĠTĠMĠ
1. BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETĠ ZAMANINDA TIP EĞĠTĠMĠ
Büyük Selçuklulardan hemen önceki dönemlerdeki çalıĢmalar Büyük Selçuklu tıbbına bir zemin hazırlamıĢtı. Abbasiler(750-1258) döneminde yapılan çalıĢmalar Karahanlılar(840-1212), Gazneliler(961-1187) dönemindeki çalıĢmalar, Ġbni Sina (980-1037), Farabi (870-950), Razi (865-932), Biruni (973-1051) gibi Türk-Ġslâm hekimlerinin çalıĢmaları önemli bir birikim sağlamıĢtı.
1040 Dandanakan SavaĢı ve 1055 Türk-Ġslâm dünyasının hakimliğini üstlenerek çıkıĢını sürdüren Büyük Selçuklu medeniyet analında da önemli çalıĢmalara imza atmıĢtı. Doğunun tek sesi olan Büyük Selçuklu Devleti(1040-1157) kendisinden sonraki dönemleri de etkilemiĢ, hatta etkisini Avrupa Rönesans'ına bile göstermiĢtir, özellikle hastaneler ve tıp konusunda Avrupa Büyük Selçuklu devleti ve ona tabi olan diğer Selçuklulardan (Türkiye Selçuklu Devleti, Kirman Selçukluları, Suriye Selçukluları...) çok Ģey öğrenmiĢti. Ġbni Sina, Farabi, Razi gibi Türk-Ġslâm alimlerinin eserleri kendilerinin ölümlerinden 700-800 yıl sonra bile Avrupa okullarında (üniversite) ders kitabı olarak okutulmuĢtur.
Eski Ġslâm kaynaklarına göre ilk Selçuklu hastanesi ve medresesi Selçuklu Sultanı Alp Arslan (1063-1072) tarafından NiĢaburda yapılmıĢtır. Ama bu ilk Selçuklu hastane ve medreselerinde, Karahanlı Türklerinin hükümdarı Tamgaç Buğra Han Abu ishak Ġbrahim Nasr (1051-1068) tarafından Semerkandda tesis edilen hastane ve Biruni'nin Kitab-as-Saydala eserinde zikrettiği Gazneliler döneminde Gazne Ģehrinde iĢletmede olan hastane gibi ortadan kaybolmuĢtur.7
Selçukluların Bağdad, ġiraz, Bardasir, KeĢan, Ebher, Zencen, Gence, Harran ve Mardin'de tesis ettikleri hastanelerde bu güne kadar ulaĢmadan ortadan kalkmıĢtır.
7
TERZİOĞLU, Arslan. Türk islâm Hastaneleri ve Tababetinin Avrupa'da Tıbbi Rönesans'ı Etkilemesinden Türk Tıbbının Batılaşmasına, İstanbul,1992, s.8.
Selçuklular döneminde her türlü hastaların tedavisiyle uğraĢan çoğu kez darüĢ-Ģifa, maristan, bimaristan diye de isimlendirilirler. Esas hastanelerden baĢka sadece akıl hastalarının tedavisi ile uğraĢan IX. yy' da Bağdat'da Dair Hızkıl tekkesi gibi tekkeler ile lepralıların8
tecrit edilip bakıldığı miskinler tekkesi veya cüzam hane de denilen leprasörilerde Selçuklu imparatorluğu içinde tesis edilmiĢ olup bunlardan Anadolu da tesis edilenleri Osmanlılar döneminde yakın zamanda iĢlemekteydi. Afyon dolaylarındaki Karacaahmed Tekkesi ile Burdur dolaylarındaki Melek Dede Türbesi gibi Erzurum Deli Baba köyünde Selçuklular döneminde tesis edilen akıl hastalarının tedavisiyle uğraĢan bir tekkenin erken Osmanlı döneminde mevcudiyetini ispanya Kralının elçisi Klavyonun seyahatnamesinden anlamaktayız.9
Sultan Mehmet bin MelikĢah (1107-1116) devrinde Selçuklu ordularında alet, edevat ve tabipleriyle birlikte 100 deve ile taĢınan seyyar hastaneler (askeri hastaneler) vardı.34
Ibn el-Kıfti ve ibn Hallikan'a göre Abül-Hakem Abdullah b.al-Muzaffer Selçuklu hükümdarı Sultan Mahmud ordusunun karargah kurduğu mahallede kurulan ve kırk deve ile taĢınabilen seyyar bimaristan da tabip idi. Endülüs'ten Mursiyeli Abul hakem Abdullah b. El-Muzaffer b.Abdullah el-Bahili' nin, Nureddin Zengi’nin 1154' de ġam'da tesis ettiği hastanede o zaman baĢ hekim olduğu bilindiğine göre herhalde Sultan Mahmud'un (1092-1094) tesis ettiği ordudaki bu seyyar hastanede onun zamanında değil de ondan bir yarım yüzyıl sonra ancak çalıĢmıĢ olabilir. Diğer bir kaynağa göre Selçuklu sultanı Mahmud'un ordusunda Azizüddin Abu Nasr Ahmed bin Hamid tarafından diğer bir seyyar hastane tesis edilmiĢti ki bunun alet edavatı ve çadırları, ilaçlar, hekimleri hademeleri ile hastaları 200 adet deve ile taĢınmaktaydı.10
Gerek Alparslan gerek oğlu MelikĢah sırasında Bağdat sıhhi müesseseleri baĢta Adudi hastanesi olmak üzere güzide birçok hekimlerin himayesi altında faaliyetine devam etmiĢlerdir. Doğunun bu meĢhur hastanesinde çok hekimler yetiĢmiĢtir. Burası sadece hastaların tedavi edildiği bir yer değil aynı zamanda büyük hekimler arasında müdavele-i efkarın tıbbi müĢaverelerin en büyük makamıdır. Bu hastane 982 senesinde açılmıĢ Halife
8
Bir çeşit deri hastalığı
9
TERZİOĞLU a.g.e. s.8.
10
Kaim bi Emrillah ve Tuğrul Bey (1016-1063) senesinde burayı teftiĢ etmiĢtir. Ebu Bekir Razi bu bimaristanda yetiĢmiĢtir.11
Gıyaseddin Ebülfeth Mesut bin Mehmet bin MelikĢah'ın Ģiddetli hastalığı esnasında Bağdat'tan Ebul Berekat adlı tabibi getirdiler ve diğer tabiplerle de müĢavere ederek tedavi etmeye gayret ettilerse de 1151 de ölmüĢ Hemedan da yaptırdığı medreseye defnedilmiĢtir. Yine Topkapı Sarayı'nda hazine kitaplarından Zübdetüt tevarih’te hasta olan Mesut bin Mehmet'in tedavi ediliĢinin, nabzının tutuluĢunun, kalbinin dinlenmesinin resmi vardır.12
Yine Selçuklular zamanında Semerkant'lı Türk hekimi Nizami-i Aruzi zamanın modasına uyarak Farsça yazdığı dört makalede bu zamanın Türk alemi tabiplerinin uyguladıkları tıbbi eserlerin mahiyetini ve Ģeriri müĢahedeye verdikleri önemi görüyoruz.13
Görüldüğü üzere Selçuklu sultanları MelikĢah, Sultan Sancar, Sultan Mahmud, vezirler (Nizamülmülk) ve beyleri daima bilim, sanat ve edebiyatı himaye etmiĢlerdir. Selçukluların bu destekleri Tuğrul Bey'den itibaren baĢlamıĢ, dört bir tarafı cami, medrese, hastane, tıp mektebi, kervansaray ve imaretlerle doldurmuĢlardır. Selçukluların bıraktıkları eserlere güzel bir misal verecek olursak Suriye gibi ileri bir medeniyet bölgesi olan ve diğer memleketlere nazaran Türk nüfusunun az olduğu bu ülkede bu devirde sadece ġam Ģehrinde Türklerin ait olan birçok eser ve bir büyük hastane yapıldığını bilmek yeterlidir.
Belh’te yaĢayan Ebu Said Muhammed bin Ali'nin de basur hakkında eseri vardır. Tıp ve hendesede meĢhur olan Mahmut Sancar'ın aziz tabibiydi. Bahaeddin Mehmed bin Mahmud da Sultanın tedavisinde gösterdiği maharet sayesinde baĢtabipliğe yükselmiĢti.14
2. ANADOLU SELÇUKLU DEVLETĠNDE TIP EĞĠTĠMĠ
Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı'dan hemen önce Anadolu'da kurulmuĢ en büyük devlettir. Selçuk'un oğlu, Arslan Yabgunun torunu ve KutalmıĢ'ın oğlu olan
11
ÜNVER, a.g.e. s.20.
12 ÜNVER, Süheyl. Umumi Tıp Tarihi ( Bazı Resimler ve Vesikalar), İstanbul, 1943.
S.45.
13
TURAN, Medeniyet, s.238,239.
14
Süleyman ġah(1077-1086) Türkiye Selçuklu devletini kurmuĢtur. Bizans'ın içinde bulunduğu buhrandan faydalanarak devletini geniĢletmiĢtir. Sadece siyaset değil, Ġslâm medeniyetinin geliĢmesi için yetiĢtirdiği büyük âlimlerle bu medeniyete katkı sağlamıĢtır.15
Orta Asya'dan beri geçtikleri yerlerde birçok sanat eseri bırakan Selçukluların gözlerini o sıralarda sönmek üzere olan Bizans asla kamaĢtırmamıĢ ve her sahada kendi milli kimliklerini muhafaza edebilmiĢlerdir. Sağlık sosyal yardım müesseselerini de bu arada gösterebiliriz.
Her ne kadar Ģarktaki medrese ve hastanelere Nasturilerin CündiĢapur'da kurdukları Maristan örnek olmuĢ ise de bu tesisler zamanla öylesine bir hüviyet kazanmıĢtır ki, burada artık Bizans tesiri aramak beyhudedir. Kaldı ki bu asırda Bizans sağlık müesseseleri umumiyetle Manastırlara bağlı yarı ruhbani birer tesis oldukları halde Türkler Ģarkta uzun asırlardır laik sağlık tesisleri kurmuĢlardı. Tolunoğulları' nın Mısır'da kurdukları Fustat Darü'Ģ-Ģifasından baĢlayarak Nureddin ġehidin, Ergun Kamil’in, Selahaddin Eyyubi'nin, Seyfeddin Kalavun'un Halep, ġam, Kudüs vs... yaptıkları çok sayıda hastaneleri sayabiliriz, ĠĢte bu güzel ananeleri tevarüs eden Anadolu Selçukluları da daha XIII. asrın ilk yıllarından itibaren bu yeni vatanlarında da mali bakımdan hususi vakıflara dayanan müstakil sağlık tesisleri kurmaya baĢladılar.16
Türkiye Selçuklularının kurduğu bu sağlık tesisleri Anadolu da Ģimdiye kadar kurulan bütün sağlık ve sosyal yardım kuruluĢlarından hem daha geliĢmiĢ hem de sayıca daha fazladır. Türkiye Selçukluları büyük gaileler atlatmalarına rağmen sağlık hizmetlerini ihmal etmemiĢlerdir. Selçuklular tababete çok önem vermek zorundaydılar. Çünkü kervanlarla ticaret etmek ve kara yollarında uzun seneler yolculuk etme mecburiyeti bir takım sari hastalıkların memleketlerine gelmesine neden oluyordu. Bu yüzden gerek karantina ve hıfzıssıhha kaidelerine riayet ve gerek hastalıkların istilaları zamanında mümkün olabilen
15
TURAN, Türkiye, s.1,45,55.
16
ŞEHSUVAROĞLU, Bedi. Anadolu'da Dokuz Asırlık Türk Tıp Tarihi, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1957, s.1.
sıhhi yardımların kolaylıkla yapılabilen hekimleri çoğaltmak mecburiyeti vardır. Hekimler hem harp hem de barıĢ zamanında halkın ihtiyaçları ile ilgilenmiĢlerdir.17
Zamanın tabipleri tıpla ilgili kitaplar yazmıĢtır. Bu kitapların çoğu daha önceden belirttiğimiz gibi Arapça ve Farsçadır. Selçuklu tıbbı ile ilgili olan kayıtlar çok dağınık olduğundan esaslı bir Ģekilde araĢtırılıp tetkik edilmelidir.
Hekimlerin durumunun çok iyi olması yine Selçukluların tababete verdiği önemi göstermektedir. Selçuklular sadece hastane yaptırmakla yetinmemiĢ ülkelerinin dört bir tarafını sıhhi müesseselerle doldurmuĢlardır. Hamamlar, ılıcalar, çeĢmeler ve imarethanelere verdikleri önem, Ģehirlerin intizam ve temizliğine gösterdikleri itina takdire Ģayandır.
Tabi ki bunda millet olarak Türklerin ruh yapısında Ģefkat, insana yardım duyguları çok geliĢmiĢ olduğu gibi kabul ettikleri Ġslâm dininde katkısı olmuĢtur. Dinin emirleri peygamberin tavsiyeleri hep insana yardım etmeyi yüksek bir görev addetmiĢ. Adeta ibadet hükmünde sayılmıĢtır.
Bu Avrupalıların da gözünden kaçmamıĢtır. M. De Thevenot Paris'te yazdığı eserinde, IV. Mehmet zamanındaki Türk düĢmanı Ricaaut yine yazdığı eserde Ģunlardan bahsetmektedir. "Türkler çok yaĢar az hasta olur.... Öyle zannediyorum ki Türklerin bu mükemmel sıhhatlerinin baĢlıca sebeplerinden biri de sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir... Türkler yaĢayıĢ tarzlarının harici manzarası itibariyle hakikaten çok temizdirler..."18
Daha sonra açıklayacağımız gibi Selçuklu sağlık kuruluĢlarının bir kısmı hem hastane hem de tıp eğitiminin verildiği yer olmuĢtur. Böylece tabipler hem teorik hem de pratik yapmıĢlardır.
17
ÜNVER, a.g.e. s.6; İNAN, a.g.e. s.3.
18
ĠKĠNCĠ BÖLÜM SELÇUKLU HASTANELERĠ
Selçuklular devrinde hastaneler genelde vakfedilmiĢtir. Vakıf usulü pek çok kuruluĢun asırlar boyu ayakta durmasını sağlamıĢtır. Hastanelerin büyük bir kısmı vakıf hastanesi olduğundan, hastanelerde nelere dikkat edileceği ve hastalara nasıl davranılacağı da bizzat vakıf tarafından tayin edildiğinden bu prensiplere muhalefet mümkün değildi. Biz burada Anadolu Selçukluları devrindeki hastaneleri sıralayacağız. Bazıları sadece hastane, bir kısmı ise hem hastane hem medresedir. Bu hastaneler kronolojik olarak Ģöyledir:
1. MARDĠN DARU’ġ-ġĠFASI (1108-1122)
Artukoğulları da tıbba önemli hizmetler yapmıĢ doğuda tıbbın yeniden geliĢmesine vesile olmuĢlardır. Artukoğullarından Necmeddin Ġlgazi’nin biraderi Eminüddin, Mardin'de cami, medrese, hamam ve darüĢĢifayı içine alan bir külliye inĢa etmeye baĢlamıĢ, fakat bunlar bitmeden öldüğünden Necmeddin ikmal etmiĢ ve yine kardeĢinin ismini vermiĢtir. Hastane harap olmuĢsa da diğerleri tamir görmüĢtür.19
DarüĢĢifanın yanındaki cami ve hamama da Emüniddin Cami ve hamamı derler. Necmeddin Gazi 1122'de vefat etmiĢtir. Artukoğulları hekimleri ve tıbbı daha önceki Türk-islâm devletleri gibi çok himaye etmiĢlerdir. Zamanlarında mühim hekimler yetiĢtirtir. Tıbbi eserler tercüme ve telif olmuĢtur. Meyyafarikin’de bir darüĢĢifalarını buluyoruz. Mardin'deki DarüĢĢifanın XIX. asır baĢına kadar faaliyete devam ettiğini BaĢbakanlık ArĢiv Vesikalarından öğreniyoruz.20
Necmeddin'in maiyetinde önemli hekimler bulunmuĢtur.21
Hekim Hüsamettin TemirtaĢ (1122-1152) zamanında da Ġbnüssallah namında diğer bir hekime rastlıyoruz. ġam'da doğan tabip Necmeddin Ġbni Minfah, Melik Mesut hizmetindedir. ġahabettin
19
ÜNVER, Süheyl. Anadolu Selçuklularında Sağlık Hizmetleri, T.T.K, Ankara, 1972. s.15.
20
ERASLAN, Erdal. Türkiye Selçuklu Devletinde Sağlık Hizmetleri ve Tıp, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000, s.61.
21
Süheyl ÜNVER,"Büyük Selçuklu İmparatorluğu Zamanında Vakıf Hastanelerin Bir Kısmına Dair" Vakıflar Dergisi S.1, 1938 s.18; SARGUTAN, a.g.e. s.314.
Süherverdi Artuk hükümdarlarından Ebu Bekir Bin Kara Aslan'a ilmi bir eserini ithaf etmiĢtir.22
Artukoğullan'nın bu hastane, hamam, camisi daha önce belirtildiği gibi bir külliye halindedir. Hastane o kadar rağbet kazanmıĢtır ki, Musul'dan bile buraya tedaviye hastalar getirilmiĢtir. Rivayete göre bir gün Bimaristan'da bir deli kaçmıĢ. Bir evin damına çıkmıĢ ve buradan aĢağı düĢerek ölmüĢ. DüĢtüğü yerden su çıkmıĢ. Maristanın bulunduğu yerde kaplıca ve hamamda vardır. Bura halkı yılın belirli mevsimlerinde hamamdan istifade ederler.23
Mardin'deki bu hastanenin vakfından faaliyetlerini takip edebiliyoruz. Ele geçen vesikalar 1825 yılına II. Mahmud dönemine kadar uzanmaktadır. Mülhakatta bu vakıf çok zengindir. Bütün vesikalar hastanenin XIX.asrın baĢına kadar tıbbi faaliyetlerini devam ettirdiğini göstermektedir.24
Topkapı Sarayı Enderun kütüphanesinde (2147) ada kayıt- Adana'da Anazarbalı Dioscorides(M.S.I.yy)'in Kitabül HaĢayiĢ (Materia Medica) inden Arapça ve Farsça bir cilt içinde diğer bir tercümesi vardır. DiosKorides'in bu eseri görülen lüzum üzerine Arapça'ya çevrilmiĢtir. Çevrilmesi ise Ģöyle olmuĢtur. Arapça Mukaddimesinden öğrendiğimize göre Artukoğullarından ġehabır oğlu Necmüddin-i Gazi'nin oğlu Hüsamettin TemirtaĢ'ın oğlu Diyarbakır Meliki Ebul Muzaffer Alp inalç Kutlug Bey emriyle Dioscorides'in Kitabül haĢayiĢini Yunanca aslında yapılan Süryanice tercümesinden Arapça'ya Malatyalı Salim isminde bir zat tercümeye baĢlıyor. Lakin Arapça'ya çevirdiği bu eserin tercümesi kusurlu görüldüğünden tekrar Süryanice'den Arapça'ya tercümesi Mihran bin Mansur bin Mihran'a yaptırılıyor. Bu nüshanın tarihi 1164 yılı cemaziyel ahiridir, iĢte Artuklar Dioscorides (Dioskorid)in eserini bir defa daha Arapça'ya tercüme ettirerek ilim alemine hediye ediyorlar.25
Halife Kaim bin Emrillah zamanında Diyarbakır Valisi Nasirüddevle bir Merve Meyafarikinde iken kızı hastalanır. Meyus olur, iyileĢince ağırlığınca sadaka vermeyi nezr 22 ÜNVER, a.g.e. s.18. 23 ERASLAN, a.g.e. s.30. 24 Ünver, a.g.e. s.19. 25
ÜNVER, Süheyl. “Büyük Selçuklu İmparatorluğu Zamanında Vakıf Hastanelerin Bir Kısmına Dair" Vakıflar Dergisi sayı 1 ,1938 s.18; SARGUTAN, a.g.e. s.315.
eder. Bir hekim tedavi eder. Zahit nezr olunan bu paralarla bir hastane yapılmasını ve bunun büyük ecri olduğunu söyler. Hastane yapılır. Ġhtiyacı ve evkafı tanzim edilir. Bu hastanenin Dioskorid Kitabül HaĢayiĢinin Süryanice'den Arapça'ya ve bu Arapça'sından Farsça'ya yapılan ve tafsilatı verilen eserde Artuklular'ın Mayatarikin'de yaptıkları hastane bundan ayrı ve sonra yapılmıĢ bir müessesedir. Bu hastanenin nerede olduğu meçhuldür.26
Son senelerde Harput kalesinde baĢka bir yerden getirilen bir ve maristan (hastane)’ın son Artuk hükümdarı Nureddin tarafından inĢasına dair, bir kısım yerleri kaybolmuĢ bir taĢ kitabe bulunmuĢ ve bedeninden indirilerek müzeye konmuĢtur. Bundan Harput darüĢĢifasının varlığını da öğreniyoruz.27
2. KAYSERĠ TIP SĠTESĠ (1206)
Önemli ticaret yollarının üzerinde olan kayseri Ģehri Selçuklular döneminde çok hızlı geliĢmiĢ, ilim ve sanat merkezi haline gelmiĢtir. Bu faaliyetler Kayseri’ye o dönemde Makarr-ı Ulema28
ünvanını kazandırmıĢtır.
Kayseri’de zamanımızın eğitim-öğretimine yöntem olarak çok benzeyen site-üniversite nitelikli ilk yapı Selçuklu hükümdarı Kılıçarslan’ın oğlu I. Gıyasettin Keyhüsrev (1192-1196) ikinci defa saltanatı(1205-1211) zamanında kız kardeĢi Gevher Nesibe Sultan adına inĢa ettirmiĢtir.29
Hem Gıyasiye (temel bilimler) hem de Ģifaiye ( hastane) içeren Gevher Nesibe Tıp Sitesi, Ģifaiye, Kayseri maristanı, darüĢĢifa medresesi, çifte medrese, Kayseri Tıbbiyesi gibi çeĢitli isimlerle anılmaktadır.30
Çifte medrese her yönüyle Anadolu’da bir ilktir. Kitabesinin kaydına göre, darüĢĢifa Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyetiyle 1206 tarihinde I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıĢtır. Medresenin kitabesinde:
26 ÜNVER, Süheyl. "Büyük Selçuklu İmparatorluğu Zamanında Vakıf Hastanelerinin bir
Kısmına Dair" Vakıflar Dergisi,S. 1, s.22.
27
ÜNVER, a.g.e. s. 19.
28 Alimlerin karargahı anlamına gelmektedir. 29
Çeşitli kaynaklarda yapıyı Gevher Nesibe’nin kendisinin yaptırdığı ifade edilmektedir. Bkz. ÜNVER.a.g.e. s.40.
30
“ Bu hastane Kılıçarslan oğlu Büyük Sultan Gıyasettin Keyhüsrev’in – O’na Allah’ın ittifakı devam etsin-zamanında Kılıçarslan kızı iffetli Gevher Nesibe’nin vasiyeti üzerine Allah rızası için h. 602 senesinde inĢa edildi.” ġeklinde yazmaktadır31. Buradan da anlaĢılacağı gibi Kayseri Tıp Sitesini Gevher Nesibe
Sultan değil, O’nun vasiyeti üzerine ağabeyi I. Gıyasettin Keyhüsrev yaptırmıĢtır. 1580-1584 yıllarında tanzim edilmiĢ olan tahrir defterlerine göre Gevher Nesibe’nin medresenin içindeki türbede yattığı kesinleĢmiĢtir. Ayrıca iĢleyiĢi konusunda vakıf sisteminin uygulandığı anlaĢılmaktadır.32
Bu yapı Selçukluların geleneksel sanat anlayıĢını yansıtmaktadır. 2800 m2 alanın kaplayan ve iki bölümden oluĢur. Her iki bina da açık avludan oluĢur. Batı bölümü Ģifahane doğu bölümünde tıp medresesi bulunur. Gerek Ģifahane gerekse medrese bölümü açık bir avlu etrafında bulunan dört eyvandan oluĢur. ġifahane ve medrese arasında beĢik tonozlu, dar bir geçit vardır. ġifahane bölümünün batısında uzun bir koridor ve bu koridorda 4-5 m2’lik odalar bulunur.Çifte Medresenin kıĢ aylarında künklerle merkezi bir sistemden getirilen sıcak su buharı ile ısıtıldığı düĢünülmektedir. Gevher Nesibe’ye ait türbe medresenin kuzeydoğu bölümünde bulunmaktadır.
Gevher Nesibe ġifaiyesi’nde, teorik tıp eğitimi kıĢlık dersanede, ġifahanede ise hasta baĢında pratik eğitim yapıldığını biliyoruz. Yazları ise dersler büyük eyvanda yapılımıĢtır. Tıp Sitesinde bulundan kadronun dönemin Ģartlarının üstünde olduğunu görüyoruz. Ġki dahiliyeci, iki cerrah, iki eczacı, BaĢhekim ve yardımcısı ayrıca asistanlar bulunurmuĢ.
Gevher Nesibe ġifaiyesi’nde görev yapan hekimlerin ismini sıralayacak olursak:
1. Hekim Zeki oğlu Ebubekir Sadreddin Konevi 2. Hekim Muzaffer KürĢi
31
USUL, Dilber İlimli. Selçuklular Zamanında Kayseride ilmi ve Kültürel Faaliyetler, Konya, 2007.s. 102
32
ERASLAN, Erdal. Türkiye Selçukluları Devletinde Sağlık Hizmetleri ve Tıp, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000. s.88.
3. Hekim Abdüllatif Bağdadi 4. Hekim Kudbeddin ġirazi
5. Hekim Ebubekir bin Yusuf Resul ayni 6. Hekim Gazanfer
7. Hekim Ali Sivasi
8. Hekim Sucaüddin Ali bin Ebu Tahir 9. Hekim Ebu Salim Ali bin Kureba 10. Hekim Rıdvan bin Ali
11. Müderris Ġnayetullah 12. Deli Müderris Alim Efendi 13. Müderris Emir Efendi33
Türklerde akıl hastalıklarının, müzikle tedavisi ilk defa Selçuklular devrinde Gevher Nesibe ġifaiyesinde uygulanmıĢtır. Ameliyatlarda anestezi konusunda Ġbni Sina metodu uygulanmıĢtır.34
Birçok özelliklerini sizlere aktarmaya çalaĢtığımaz Gevher Nesibe Tıp Sitesi tüm dünyanın ilgi ve takdirine mashar olmuĢ bir mirastır.Aynı zamanda bu ölmez eser büyüklerimizin bilime olan öncülük ve katkısını vurgulayacak niteliktedir. Bu özellikleri ile Gevher Nesibe Tıp Sitesi salt bir kültür hazinesi değil aynı zamanda akademik önemi de olan bir mimaridir. Bu eser halen müze olarak tüm insanlığın nazarına açık tutulmaktadır.
3. SĠVAS DARU’ġ-ġĠFASI (1217)
Bu hastane Sivas’ta hükümet konağı civarında, Medreseler sokağında Darü’l-hadis denilen Çifte Minare Medresesi’nin karĢısındadır.35
ġifaiye Medresesi adıyla tanınan darü’Ģ-Ģifa kitabesinin kaydına göre 1217 yılında Selçuklu Sultanı I.Ġzzeddin Keykavus(1211-1220) tarafından yaptırılmıĢtır. Ġzzeddin Keykavus, Kayseri
33 GÜRKAN, a.g.e. s.39. 34 http://www.hikayeler.net/yazilar/39175/dunyanin-ilk-tip-fakultesi-gevher-nesibe-stjdrhakan bayraktar-/ 35
Gıyasiye Medresesi’ni inĢa ettiren Selçuklu Sultanı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğludur.36
Selçuklu Darü’Ģ-Ģifa’larının nasıl iĢlediğine dair kayıtlar çok azdır. Bu sebeple I.Ġzzeddin Keykavus tarafından yaptırılan bu darü’Ģ-Ģifa’nın önemi çok büyüktür. Darü’Ģ-Ģifa’nın 1220 tarihli vakfiyesi Selçuklu dönemi hastanelerinden günümüze ulaĢan tek örnek olması açısından büyük önem taĢır. Bu devirdeki hastanelerin ihtiyaçları ve iĢleyiĢ tarzları hemen hemen aynı olduğu için vakfiyenin kıymeti çok büyüktür. Bütün Selçuklu Hastanelerinin idarelerini, iĢleyiĢlerini ve tıbbi kadrolarını anlatmaktadır.
Bu vakfiyede darü’Ģ-Ģifa’nın yeri tam olarak açıklanmaktadır. Vakıf sisteminin özelliklerinden kaynaklanan vakfın satın alınamayacağı, icar edilemeyeceği, vakfın bozulmayacağı, bunu yapanın büyük günaha gireceği ve Allah tarafından lanetleneceği anlatılmaktadır.37
Vakfiyenin bir mütevellisi olduğu, üstadüddar lakaplı vakfiye yöneticisinin vakfı istediği gibi yöneteceği belirtilmiĢtir. Harcamaların nasıl yapılacağı, tecrübeli, mühezzeb, ahlaklı, Ģarlatanlıktan uzak tabibler, göz hekimleri çalıĢtırılması gerektiği, bunların maaĢlarının yöneticiler tarafından tespit edileceği belirtilmektedir. Ayrıca bu vakfiyeyi bozanlara büyük vebal yüklenmektedir. Görüleceği üzere bu vakfiye bize hastanelerle ilgili çok önemli bilgiler vermektedir.
Darü’Ģ-Ģifa’nın giderleri için Konya’da, Kayseri’de, Malatya’da, Tokat’ta 5 köy, 108 dükkan ve birçok arazi vakfedilmiĢtir.38
Sivas Tıp Medresesi ve Darü’Ģ-Ģifa’sı, Kayseri’dekinin iki misli büyüğündedir. 3.400 m2’lik bir alana sahip olarak Anadolu Selçuklu mimarisinin en büyüğü olan darü’Ģ-Ģifa planının esasını açık avlu, etrafını çeviren revak sistemi ve üç yönde yer alan birer eyvan meydana getirmektedir. Dikdörtgen diyebileceğimiz avlunun etrafını üç yönde revak sırası çevirir. Avlunun karĢısında ameliyathane yada muayene yeri
36
ERASLAN, a.g.e. s.10.
37
Muallim Cevdet, a.g.e. s.35.
38
olması muhtemel yer vardır. Avlunun sağ ve sol tarafında 19 adet oda bulunur. Sağdakilerin en büyük olanında Keykavus ve baĢkalarının mezarları bulunmaktadır.39
Bu hastaneyi yaptıran ve 1219 tarihinde veremden ölen Ġzzeddin Keykavus vasiyeti üzerine buraya gömülmüĢtür.40
Ġzzeddin Keykavus hayatının son senelerini hastalıkla geçirdiği için hekimlere ve tıbba büyük önem vermiĢtir. Bu sebeple Sivas’taki hastaneyi yaptırmıĢtır. Büyük hükümdar öleceğini anladığı bir zamanda yazdığı iki beyit :
“Biz cihanı terk edip gittik Bencini dilde derk edip gittik
ġimdi perû nöbet erdi size
Nitekim evvel ermiĢtir bize.”
vasiyeti üzerine sandukasının üzerine kabartma çinilerle yazılmıĢtır.41
4. KONYA DARU’ġ-ġĠFASI (1219-1236)
Konya Selçuklularının baĢkenti olduğundan burada çok insan yaĢamıĢtır. Konya'da toplam üç hastanenin varlığından söz edebiliriz. Ancak bu hastaneler günümüze ulaĢmadığından mimari özelliklerinden pek söz edemeyeceğiz. ġimdi bu üç hastaneyi sırasıyla inceleyelim:
A) En eski hastane Alaaddin Keykubad zamanında büyük Karatay Medresesinin karĢısında Selçuk vezirlerinden Emir Celaleddin Karatay'ın ortanca kardeĢi Kemaleddin Karatay tarafından yapılmıĢtır.42
Medresenin karĢısında Ģimdi tuğladan binanın olduğu yerdeydi. Karatay-ı Kebir Medresesi Müzesi kapı kapıya karĢısına rastlardı. Medrese Ģeklinde olan bu hastaneye Küçük Karatay (Karatay-ı Sağir) denir. Sonraları ise ġifahane =
39 GÜRKAN, a.g.e. s.41. 40
ÜNVER, Selçuk Tababeti, s.25.
41
ÜNVER, Selçuk Tababeti, s.25.
42
Sakahane = Hastane adlarıyla anılmıĢ olan bu hastane bugünde Konya'da ince Minare'nin kuzeyinde bir mahalleye bu ad (Sakhane) verilmek suretiyle devam etmiĢtir. Halk Ģehrin bu bölgesinin "Ģifalı" olduğu kanaatindedir. Bu hastanenin hekimi olarak Celaleddin'in kardeĢi Kemaleddin çalıĢmıĢtır. Kemaleddin aynı zamanda buranın banisidir. Bu Konya'da Celaleddin Karatay'ın 653 (1255) tarihli vakfiyesinde yazılıdır. Bu vakfiye eĢrafdan 50 Ģahidin huzurunda tanzim edilmiĢtir. KardeĢi Kemaleddin mütevelli tayin edilmiĢtir. Ortanca kardeĢ tıpta ileri gitmiĢ bir Ģahsiyettir. Burada derste vermiĢtir.43
Bu vakfiye de Kemaleddin'in ismi geçmektedir. Hastane binası karĢısındaki biraderinin medresesi kadar sanatlı ve güzelmiĢ. Az bir eser kalmıĢtır. Hastane binasında arka eyvanından bir kısmından baĢka bugün iz kalmamıĢtır.
Sultan Alaaddin Keykubad'ın Camii ve Hastanesi hakkında vakfiyesi vardır ve Vakıflar arĢivindedir. Adı geçen hastanede birkaç hekim, bir idareci, bir katip çalıĢmıĢ ve bu kadro 1773 yılına kadar devam etmiĢtir. Hastane ortadan kaybolduktan sonra maaĢ ve tesisatın baĢkalarına verildiği kesindir. Hastane binasının yakınlarında oturan Cüneyt isminde bir doktor hastaları ziyaret etmiĢ ve vakıftan sağlanan ilaçları fakir hastalara dağıtmıĢtır. Bu Ģekilde fonksiyonunu 1858'e kadar devam ettiğini gösteren belgeler Vakıflar ve BaĢbakanlık arĢivindedir.
Vakıflar ArĢiv : Selâtin Defteri 1. Cilt-Anadolu s. 131 Vakıflar ArĢivi: Eski Anadolu 259 Yeni no: 46 44
B) Konya'da Ġnce Minare'nin kuzeyinde bir mahalleye Hastane (ġifahane) mahallesi veya Beyhekim mahallesi adı verilir. Bunun arkasında sağında Tabip Ekmeleddin'in türbesi vardır. Halk burayı bir gelenek alarak Hastane yeri kabul eder. Burada hastanenin yeri kalmamıĢtır. Bu Konya'nın ikinci hastanesidir. Bu hastanede BaĢhekim Ekmeleddin'den baĢka Gazanfer, Konyalı Sadreddin, Ebubekir bin Zeki.Kemaleddin Karatay
43
GÜRKAN, a.g.e. s. 43; ÜNVER, a.g.e. s. 65.
44
çalıĢmıĢlar Bu Darü'Ģ-Ģifa ilk mevzu bahis olan Kemaleddin Karatay Darü'Ģ- Ģifa'sından ayrıdır.45
C) Konya'da Üçüncü bir Darü'Ģ-Ģifa daha buluyoruz. Buda ince Minare ile Karatay Medresesi arasında yukarıda zikrolunan yerde Karamanoğulları zamanında da Sadi Bey hastanesi vardır. Ġçinde kanlı harpler ve mübarezelerle yıkılan eski bimarhane arsası üzerine tekrar yapılan Darü'Ģ- Ģifa mahalli alması muhtemeldir.
Konya'daki asıl büyük hastanenin banisi Alâeddin Keykubad'dır. Bu sağlık yurdunun sicil kayıtlarında Alaeddin Camii vakfı ile birlikte geçmesine rağmen Konya’nın neresinde olduğu kesin olarak bilinmiyordu. Ancak Yusuf Küçükdağ’ın yaptığı araĢtırma sonucunda darü’Ģ-Ģifa Alâeddin Tepesi’nin kuzey batısında ve adliye binasının yanında olduğunu ortaya koymuĢtur.46
Alâeddin Keykubad’ın yaptırdığı hastanenin evkafı arasında 8 kıt'a arazi, 3 bağ ve 20 dükkân mezkurdur. Alâeddin Keykubad Ilgın'da da bir ılıca yaptırmıĢtır. Konya'nın yaz sıcağı kuvvetli olduğundan kıĢtan tedarik olunan kar ve buzların yazın sarf edilmesi lüzumu idrak edildiğinden buzhanelerin varlığından haberdarız.47
Evkaf mahzeninde Konya Darü'Ģ-Ģifası Hakkında Ģu kayıtlar vardır.: "Vakfıcami ve Darü'Ģ-Ģifa- i mamure-i merhum ve mağfuruniley Sultan Alaaddin der Konya cemaati hademe-i Darü'Ģ-Ģifa-i mamure-i müĢarünileyh" 1788 tarihinde iki katip tahsisatı vardır. Sivas Darü'Ģ-Ģifasında olduğu gibi Konya Darü'Ģ-Ģifasında da mütaaddid hekimler vardır. Hastanenin yeri kaybolduğu halde bile 7 asır sonra evkafa ait yeni tevizlerde eski kadar değiĢtirilmemiĢtir. Konya Darü'Ģ-Ģifası kadrosu yerine kaim diğer bir kadro vardır ki (12) mütevelli vakıf, katipte 1754'te tabipi evvel hissesi, 1773'te tabipi sani Tabip ġakirdi hisseleri kayıtlıdır. En son 1858 tarihine ait bir kayıt daha vardır. Hazır bulundurulan ilaçlar haftada bir gün Poliklinik yapılarak
45
ÜNVER, a.g.e. s.21; GÜRKAN, a.g.e. s. 43.
46
ATÇEKEN, Selçuklu Yapıları, s. 318.
47
muhtaçlara dağıtılmıĢtır. Tabip Cüneyt buraya yakın bir yerde oturarak hastaları her gün görmesi tembih edilmiĢtir.48
5. DĠVRĠĞĠ DARU’ġ-ġĠFASI (1228)
Ahmet ġah’ın eĢi ve Behram ġah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 tarihinde yaptırılmıĢtır. DarüĢĢifanın Arapça yazan kitabesinde: “Merhum hükümdar Fahreddin BehramĢah’ın kerimesi , af ve mağfiret-i ilahiyeye muhtaç , adaletli Turan Melik ,Allah’ın rızasını kazanmak için 626 senesinin ilk ayında bu mübarek darü’Ģ-Ģifa’nın bina ve imarını emretmiĢtir.” diye yazılıdır.49
Bu eĢsiz anıt 768 m2 lik bir alana oturmaktadır.Anadolu’da erken dönem mimarisinin en seçkin örneği olan Divriği Ulu Camii ve ġifahanesi ;plan,Mimari alanların oranları,süsleme ve örtü biçimlerinin dengeli biçimde ayarlanmasıyla baĢlı baĢına kendine özgü bir yapıdır.50
En önemli özelliklerinden biri de önden iki katı oluĢudur.51
Dünyada eĢi benzeri olmayan Divriği Ulu Cami ve Darü’Ģ-Ģifası UNESCO’nun koruma çalıĢmaları kapsamında yürütülen “ Dünya Kültür Mirası ” listesine eklenmiĢtir.Son yıllarda bazı din tüccarları tarafından darüĢĢifa içindeki eyvanların üzerine yeĢil örtülü sandukalar konularak dini ziyaretgah durumuna getirilmiĢtir.52
6. HARPUT DARU’ġ – ġĠFASI (1229)
Son Artuk hükümdarı Nureddin tarafından inĢa ettirilmiĢtir.Bundan da Artuklular’ın hastanesinin mevcudiyesi anlaĢılmaktadır.Fakat bu hususta fazla bilgi yoktur.53 7. ÇANKIRI DARÜ’ġ-ġĠFASI (1235) 48 ÜNVER, a.g.e. s.22. 49 GÜRKAN, a.g.e. s.42. 50 yasinarslanpay.blogcu.com/1786990/-30k. 51
ATÇEKEN, Medeniyet Tarihi, s.113.
52
BAYAT, Ali Haydar. Anadolu’da Selçuklu Dönemi Darüşşifaları Üzerine Toplu Değerlendirme, s.121.
53
Selçuklu hükümdarlarından Alaeddin Keykubat zamanında Selçuklu askeri umerasından Atabey Cemaleddin Ferruh tarafından yaptırılmıĢtır.54
DarüĢĢifaya ait fakat neresinden alındığı belli olmayan iki parçadan ibaret taĢ kitabenin Türkçesi:
“Bu mübarek darülafiye’nin yapılmasını 633 yılı Muharrem ayında Büyük sultan, memleket açan, Abbasiye Halifesi’nin ortakçısı ve Keyhüsrev oğlu Alaeddin Keykubat –Allah aziz ve Mansur eylesin – devletli günlerinde kulların fakiri ve Allah’ın rahmetine muhtaç azatlı kölelerden Atabey Lala Cemaleddin Ferruh – Allah muvaffak eylesin- emretti.”55
Yapının mimarı ġahabettin Ġnal bin el Cemali’dir. Çankırı hastanesi bugünkü Ģehirden uzakta ve batı yönündedir.56
Tanınmayacak Ģekilde harap olmuĢ yapının alttaki kayalık zemine iyi oturtulmadığı ve moloz taĢla inĢa edildiği için ve yaĢanan Ģiddetli depremler neticesinde yıkılmıĢtır. Yukarıda saydığımız sebepler nedeni ile mimarı özellikleri hakkında pek bilgi bulunmamaktadır. Günümüze ulaĢan kitabesi Çankırı Orta Mektebine kaldırılmıĢtır.57
Yukarıdaki Türkçesini yazdığımız katabesi beyaz taĢ üzerine Arapça yazılmıĢtır.Kitabenin üzerinde Ġstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü’nünde amblemi olan Selçuk tarzı çapraz yılan bulunmaktadır. Atabey Ferruh hastanesinin mütevellisi de olmuĢ ve yönetimde yer almıĢtır. ġimdi TaĢ Mescit denilen yerde hastanenin hemen yanına gömülmüĢtür.58 DarüĢĢifaya ait tek Ģey kuzey duvarıdır.Kuzey duvarındaki taç kapı Selçuklu Mimarisinin tüm özelliklerini taĢır.
8. KASTAMONU PERVANEOĞLU ALĠ DARÜ'S-SĠFASI (1272)
Bu Darü'Ģ-Ģifa Kastamonu'nun Küpçeağaz mahallesindedir. Kadiri ve Halveti tekkesi olarak kullanılmıĢtır. Yılanlı dergah diye ünlüdür. Buradaki oyuk bir taĢın içinde taĢlanmıĢ bir yılan alameti bulunduğu için dergaha bu isim konmuĢtur. Halk bu taĢın Ģifalı olduğu kanısındadır. Duvardaki yılan alameti Ģifa oluyor diye süte
54
ÜNVER, Selçuk Tababeti, s.29.
55 www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.aps. 56 ERASLAN, a.g.e, s.71. 57 ÜNVER, a.g.e, s.71. 58 GÜRKAN, a.g.e. s.44.
karıĢtırılıp içildiğinden bozulmuĢtur. Kapının üstündeki kitabede hastanenin Müinüddin Süleyman oğlu Ali Pervane tarafından yaptırıldığı belirtilmiĢtir. Ailesi ile birlikte kapalı bir odada metfundur.59
Kapısında burasının maristan yeri olarak yapıldığına dair Arapça bir kitabe vardır. Kitabe Ģöyledir: "Müminler için Peygamber (sav) dedi ki: Allah'ın kullarını tedavi edin. ġüphesiz Allah ölümden baĢka her derde deva verdi. Bu mübarek Maristanın (Yılanlığın) binasını ve imaretini, halın Allah rızasına en muhtaç kulu olan Ali bin Süleyman bin Ali emretti. Allah onun hasenatını kabul etsin, onu muvaffak etsin 671 (H) yılının aylarında Allah'a hamd ederek ve peygambere salavat vererek, Mimar Kayserili Sad'a yaptırıldı." Görüleceği üzere kitabeden her Ģey anlaĢılıyor. Kitabedeki Maristan Türkçe'de Yılanlık manasına gelir. Eski tababette olduğu gibi Türk-islam tıbbında da yılan bir iĢaret olarak da alınmıĢtır ki Eskülap60
Mabetlerinde de M.Ö. bu iĢaret vardı. Burada Abdulkadir Geylani'nin neslinden gelen Abdülfettah Veli ile ilgili rivayetler vardır.61
Bu Darü'Ģ-Ģifanın halk tebabeti ile önemli iliĢkileri vardır, özellikle yılan amblemi bununla ilgilidir. Buraya deliler, münzeviler, göz kapağı ve yüzü eğilenler dergaha getirilir. Zikir halkası ortasına oturutlur ve nefes edilerek Ģifa edilirmiĢ. Sıtmalılarda dıĢarda bulunan yılanlı taĢtan suya karıĢtırıp içerler ve Ģifa bulurlarmıĢ. Dergahta bir kırık taĢ varmıĢ üzerinde ayetler varmıĢ. Hastalara bununla su verilirmiĢ. Kenarı nakıĢlı aynaya yüzü gözü eğilenler bakar ve iyi olurmuĢ. Çocuğu olmayanlarla yaĢamayanlar türbeye gelir doğacak çocuğu Abdülfettah Veliye satarlar bu suretle evlat sahibi olurlarmıĢ.62
Bu Darü'Ģ-Ģifa daha sonradan tekkeye dönüĢmüĢtür. Tekkeye dönüĢünce de aynı tedavi usullerini uygulamıĢlar dır. BaĢbakanlık ArĢivinde Ģu kayıtlar vardır: "1139 (1726) Kastamonu'da Süleyman ibn-i Alinin Ģifasında etraf sancak ve nehaviden gelen bir çok saralı ve mecnunların Darü'Ģ-Ģifa Ģeyhi tarafından okunarak Darü'Ģ-Ģifa buldukları ve fethi hakaniden beri meĢihat mezbureye tarafı ahardan ..." sonradan tekkeye dönüĢen bu Darü'Ģ-Ģifa halka hizmetine devam etmiĢtir. Buradaki tıbbi folklor diğer Selçuklu hastanelerindeki tıbbi folklöre iyi bir örnektir.63
59
GÜRKAN, a.g.e. s. 44; ÜNVER, a.g.e. s. 20; ÜNVER, a.g.e. s. 72.
60
Tıp biliminin sembolü olan etrafı yılanlı olan asanın adıdır.
61
ERASLAN, a.g.e. s.81.
62
ÜNVER, a.g.e. s. 74; ÜNVER, a.g.e. s. 22.
63
Bu Darü'Ģ-Ģifa yapısından sadece yere gömülü olarak taçkapı ile yan duvar kalıĢtır. Bu kalıntılar arasındaki Darü'Ģ-Ģifa alanında ise son zamanlardan bir tekke yapısı yer almaktadır. Selçuklu yapılarının en belirgin yapı tarzı olan taçkapıda Arapça bir kitabe vardır. Burada Ģifa ayetleri yazılıdır.82
9. TOKAT DARÜ'ġ-ġĠFASI (1277)
XIII. yüzyılda Tokat'ta Muineddin Süleyman Pervane tarafından kurulmuĢtur. "Gökmedrese", "Kırkkızlar", Bimarhane", "Darü'Ģ-Ģifa" adlarıyla anılır, iki katlı olan bu hastane Ģehrin Demirciler ÇarĢısına yakın, Musalla mahallesinde, büyük, iki avlu etrafında düzenlenmiĢ bir çifte medrese Ģeklindedir. Bu yüzden "Tıp Medresesi ve ġifahanesi" olarak düĢünüldüğü takdirde oraya çıkmaktadır. Evliya Çelebi'ninde Seyahatnamesinde bahsettiği bu Darü'Ģ-Ģifa'nın kitabesi yoktur. Çünkü düĢmüĢtür.64
Gökmedrese'yi ilk baĢlatan Selçukluların Moğol etkisine girdiği dönemde yaĢamıĢ ve pervanelik makamı gibi önemli bir makama gelmiĢ olan Muineddin Süleyman Pervane'dir. Muineddin Pervane kabiliyeti sayesinde Hülagü'nün aĢırı itimadını kazanmıĢ 1277'de idam edilene kadar adeta Türkiye Selçuklu Devletinin gizli bir hükümdarı olmuĢtur. Kendi zamanında emniyet ve asayiĢi en üst düzeye çıkmıĢtır. Mevlana'nın da müridi olan Pervane Mevlananın övgüsünü kazanmıĢtır. Moğolların itimadını kazanıp Mısır sultanı Baybars'la anlaĢan Pervane65
daha sonra Abaka Han tarafından idam edilince Darü'Ģ-Ģifa yarım kalmıĢtır. Darü'Ģ-Ģifayı Pervanenin bir kızı ve yakını tamamlamıĢtır.
Buraya dair BaĢkanlık arĢivinde birkaç vesika vardır. Bu vesikalardan hastanenin 1811'e kadar faaliyette olduğunu anlıyoruz.
1713'te hastane 2. BaĢtabipliğine dair bir ilam (t.b. 239) 1784'te ikinci tabip Ahmet hilafenin beratı (t.b. 421)
64
GÜRKAN, a.g.e. s. 45; ŞEHSUVAROĞLU, a.g.e. s. 17; ÜNVER, a.g.e. s. 79; ÜNVER, a.g.e. s. 23; ÜNVER, a.g.e. s. 20; CANTAY, a.g.e. s.60; ERDEMİR, a.g.e. s.120.
65
1811 tarihli vesikadan Tokat nahiyesine tabi Vakıf Medresei Pervane Bey ki Gökmedrese denmekle meĢhur, Musallayı Tokat deyu yazıldığı mahalde kaydı görülür. Evkafın 4 sehmi Darü'Ģ-Ģifada tabip olanlara 2 sehmi de darü’Ģ-Ģifaya tahsis olunmuĢtur.66
1783'te burada yapılan tababetine meĢhur kanun mütercimi Tokatlı Mustafa Efendi oğlu Tabip Mehmet ReĢit Efendiye geçmesi hasebiyle ve pederi Mustafa Efendinin asıl bu eğitime sahip olması tayini de ilam olunmuĢtur, Bu vesikalar Selçuklu hastanelerinin Osmanlılar zamanında da faaliyetine devam ettiğine dair güzel bir örnek teĢkil etmektedir. Bu Darü'Ģ-Ģifaya 1811'den sonra ne olduğu kesin değildir.67
Tokatta ayrıca bir darussuleha vardır. Gökmedrese yakınındaki Sünbülağa Darussulehası kitabetinde adı geçen Muineddin Süleyman Pervane'nin kızı tarafından tamamlanan ancak kitabesi olmayan bir yapı olarak ortaya çıkıyor.
DıĢ görünümü olduğu kadar iç görünümü de Sivas Gök medrese gibi güzel ve zengindir. Tokat Gök medresesi' nin 6 parçasından 4'ü hastalara, 2'side nekahet döneminde olan hastalara ayrılmıĢtır. Bu yapıyı Ġnce Medrese’nin mimarı olan Kellük ibn-i Abdullah ekolüne bağlamak mümkündür.68
Gök medrese mevcut planı avlulu eyvanlı medrese Ģemasındadır. Ġki katlıdır. Bugün mevcut yapı muhteĢem bir Selçuklu taç kapısının açıldığı eyvan ile karĢısındaki ana eyvan ve eksene göre sağ taraftaki geçit eyvanıyla üç eyvanlı revaklı Selçuklu medresesi Ģemasındadır. (20.50*12.45 m) ölçüsünde dikdörtgen bir avluyu üç yönde çeviren sütunlar üzerine kemerli revak sistemi iki kat halinde yükselir. Yapı XIX. yy ortalarında bile orijinal durumunu yansıtmaktadır. KomĢu iki avlunun varlığı yapının çifte medrese Ģeklinde olduğunu gösteriyor. Gökmedrese’nin cepheleri geçirdiği tamirler sonucunda orijinalliğini kaybetmiĢtir. Süslemelerde,
66
ERASLAN, a.g.e. s.83.
67
ÜNVER , a.g.e. s. 81,82,83; ÜNVER, a.g.e. s. 23.
68
mozaik çini süslemeler, Selçuklu sülüsü ile yazılmıĢ yazılar ve ayetler, bitkisel dekorlar, volüdal (kıvrımlı) dekorlar kullanılmıĢtır.69
10. SĠVAS DARU’R-RAHANESĠ (1288)
(H 720) 1320 de veya 1329 da Sivas'ta Kemaleddin Ahmed Bin Rahatoğulları'ndan Hattab ve Hüseyin yaptırmıĢtır. Vakfiyesine göre "Tanrının rahmetine muhtaç olan Kemaleddin Ahmet Bin Rahatoğulları Hattab ve Hüseyin, Tanrı onlara rahmet eylesin ve onları yargılasın, burayı 720'de dindar alimlere ve fakir miskinlere vakfettiler ve adını (Darürraha) koydular. Onlara istirahat mahalli yaptılar." ibn-i Bibi'ye göre Kemaleddin Ibn-i Rahe Selçuk ümerasındandır. Bu zatın ribat (istirahathane) yaptırdığını iki yerde yazar.70
Darürraha Bir nevi içtimai muavenet müessesidir. Buraya sadece dindar alimler, fakirler ve miskinler girebilir. Darürraha'nın mevcudiyetini bu vakfiyeden anlıyorsak ta Sivas'ta bunun ittihaz olunduğu bina mevcut mudur değil midir kafi bir Ģey söylemek kabil değildir.71
11. AKSARAY DARU'ġ-ġĠFASI (XIII yüzyıl)
XIII.asra ait bu Darü'Ģ-Ģifa Aksaray'ın ġeyh Hamidi mahallesindedir. ġimdi bulunduğu yerde bir kalıntı vardır. Temelleri sökülmüĢ duvarları yıkılmıĢtır, tahminen iki kattır. Yazma Tarih-i Ali Selçuk'ta buradaki Darü'Ģ-Ģifanın yalnız ismi geçer. Aksaray'da Selçukluların yıkılma zamanında isyan eden ġingit bu Darü'Ģ-Ģifaya gizlenmiĢtir. Bu Farsça Selçukname'nin 127 ve 129. Sayfalarında geçmektedir. Hastane hakkındaki tek kayıt bu eserde geçmektedir. Yüksek ve güzel manzaralı bir yerdedir. Eskiden büyük bir yapı olan bina harabe halinde olduğu için planı hakkında fazla bir bilgiye sahip olamıyoruz. Kitabesi ele geçmemiĢtir. Tabip Aksaraylı Cemaleddin'inde evi buralardadır.72
ĠnĢa tarihi meçhul ve kitabesiz bir türbe medfundur. Cümle kapısındaki yazıdan ebcet hesabıyla (738) çıkmaktadır. Bu da miladi 1337'ye tekabül etmektedir. Belki bu
69 CANTAY, , a.g.e. s. 61-66. 70
ERASLAN, a.g.e. s. 74.
71
ÜNVER , a.g.e. s. 63,64; ÜNVER, a.g.e. s. 21.
72
binaya bağlandığı tarihtir. Tabip Aksaraylı Cemaleddin o zamanın meĢhur kitaplarından Sahah-ı Cevhriyi ezberleyerek buraya tabip olmuĢtur. ġeyh Cemaleddin Mehmed ibn-i Mehmed Aksarayi (Cemali) diye maruftur. Her fende mahir, cemi ulema kadirdir. Fahreddin-i Razi neslindendir.73
12. ERZURUM VE ERZĠNCAN DARÜ'ġ-ġĠFALARI (XIII yüzyıl)
Bunlardan Erzurum Darü'Ģ-Ģifası hakkında BaĢbakanlık ArĢivi Tıp dosyasında no: 1037 de 1734 tarihli mazbatada Pasin Sancağında Ruzvans, Diğre ismiyle Toprak tekkesi Erzurum'un Darü'Ģ-Ģifası makamındadır. Erzurum'da baĢka hastane olmadığından akıl hastaları burada ve tedavi edilmektedir. Burada kalanlara bir cübbeli bedeliyesi tahsis olunmuĢtur. Bu kayıt önemlidir. Burası bir Ģifa yurdu sayılmaktadır. Bir aile tarafından Eskülab mabetlerinde olduğu gibi, ocak halinde idare edilmektedir. BaĢında tasisat verilmiĢtir.
Yine aynı arĢiv tıp kısmında no: 607'de 1843 tarihine ait bir vesikada Erzincan'da bir Darü'Ģ-Ģifa mevcudiyetini öğreniyoruz. Tarihi ve yaptıran hakkında bilgiye sahip değiliz. Evkafı sonra kaydedilmiĢtir. Nitekim Erzincan Darü'Ģ-Ģifasının bir hekim ciheti 1762 de bir baĢka dini hizmete tahsis olunduğuna göre bu tarihe kadar Darü'Ģ-Ģifa lüzumuna göre mevcudiyetini muhafaza etmiĢtir.74
13. AKġEHĠR DARÜ'ġ-ġĠFASI (XIII yüzyıl)
XIII. asra ait bu hastane, kayden malum halen müze olan Sahib Ata (Fahreddin Ali) tarafından yapılan bir minaresinde iki Ģerefesi bulunan Cuma cami, halen müze olan taĢ medrese karĢı tarafında ... mevcut metinde bahsediliyor. ġimdi orda bir taĢ bile kalmamıĢtır. Rivayete göre 50 yıl önce bu Darü'Ģ-Ģifanm Molozları buradan kaldırılmıĢtır. Bu Darü'Ģ-Ģifayla beraber Konya havzasında üç Selçuklu hastanesi olmuĢtur. Konya, Aksaray ve AkĢehir Darü'Ģ-Ģifaları. Bu hastaneye Vezir Sahip Ata Hastanesi de diyebiliriz. Bu hastaneyle ilgili olarak tek dolaylı kayıt, hastanenin 1483'teki mescidine ait kayıttır. 1483'teki bu evkafta Muallim Cevdet'e göre
73
ÜNVER , a.g.e. s.79
74
(Elahiyet ül Feteyanda) Dükkan hasılatı 25 akça, Bağ hasılatı 25 akça olarak yazılmıĢtır.75
13. AMASYA DARU’ġ-ġĠFASI (1308)
Amasya’nın Ġlhanlı hakimiyeti döneminde, Ġlhanlı Hükümdarı Olcayto Mehmet Hüdabende ve eĢi ĠlduĢ (Yıldız) Hatun adına köleleri Amber Bin Abdullah tarafından 1308-1309 yıllarında yaptırılmıĢtır.76
Anadolu’da buna benzer örneklere Sultaniye’de, Sivas ve Divriği DarüĢĢifalarında rastlanmaktadır. Amasyalı bir hekim olan Sabuncuoğlu ġerafeddin bu DarüĢĢifada 14 yıl hekimlik yapmıĢtır. Burada “Cerrahiye-i al Haniye” isimli tıbbi minyatürlerle süslü bir kitap yazarak dönemin padiĢahı Fatih Sultan Mehmet’e sunmuĢtur.77
Bimarhane, revaklı avlusu, iki eyvanı ile Klasik Selçuklu medrese planının bir benzeridir. Amasya DarüĢĢifası dikdörtgen planlı olup, giriĢ cephesi diğer cephelere göre daha farklı olup, Selçuklu medreselerinde olduğu gibi abidevi görünüĢlüdür. Klasik Selçuklu yapılarının tüm özelliklerini taĢıyan DarüĢĢifanın özelliklerinden biri de giriĢin kilit taĢında bağdaĢ kurmuĢ bir insan figürünün iĢlenmiĢ oluĢudur.
XIX. yüzyılda bimarhane önemini yitirmiĢ, ipekböceği kozacılarının yeri olmuĢ, sonra da Amasyalı esnaf burayı depo olarak kullanmıĢtır. Erzincan depreminden sonra (1939) harap olmuĢ, 1945 yılında dıĢ cephesi, 1992-1997 yıllarında tümü ile restore edilmiĢtir. Yapı 1999 yılından sonra Belediye Konservatuarı olarak kullanılmaktadır.
75
ÜNVER, a.g.e. s.77; ÜNVER, a.g.e. s. 22.23; ÜNVER, a.g.e. s.22; GÜRKAN, a.g.e. s.45.
76
ERASLAN, a.g.e. s.86.
77
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SELÇUKLU HASTANELERĠNĠN AVRUPA KÜLTÜRÜNE OLAN ETKĠLERĠ
1. HEKĠMLER ve ESERLERĠ
Selçuklular devrindeki hekimler hakkında bize bilgi veren en önemli eser Ortaçağı Tıp Tarihçisi ibn Ebi Üsaybia'nın Tabakat'ul Etibba'sıdır. Selçuklu devrinde hekimlerin tamamına yakını Arapça ve Farsça bildiğinden bu dillerde yazılmıĢ kitapları vardı. Kitaplarıyla beraber çok sayıda hekimin adı Tabakat ül Etibba'da geçmektedir.
Türkiye Selçukluları zamanında tabipleri değiĢik Ģekillerde sınıflandırabiliriz. Bunların bir sınıfı darüĢĢifalarda çalıĢan hekimler ve cerrahlardır. Sivas darüĢĢifası vakfiyesinde bunların evsafı zikrolunmuĢtur. Hepsi devirlerinin üstadı sayılırlar. Bu tip hekimlerin en ünlüleri Tabakatül Etibbada anlatılmıĢtır. Arapça ve Farsçayı bütün hekimler gibi bunlarda bilmek zorundaydı. Zaten tıp kitapları hep bu iki dildedir. Selçuklular zamanında hekimlerin takip ettikleri tıbbi literatür zengindir. Bazılarının isimlerini temellük kitabelerinden ve bilhassa isimlerinden öğreniyoruz. Bu dönemde yetiĢmiĢ önemli hekimlerin bir kısmının adları vakfiyelerde geçmektedir. Selçuklu hastanelerinde hizmet eden hekimlerin ilmi kifayetleri esastır. Bunlara intisap edemeyen pratisyen hekimlerde mühim miktardadır. Hekimlerin Reisül Etibbadan tabiplik için icazet alması gerekiyordu.78
Bu tür hekimler genelde Selçuklu hastanelerinde yetiĢmiĢlerdir.
Bir kısım hekimler vardı ki civar Ģark memleketlerinden Suriye, Mısır ve Ġran'dan gelmiĢlerdi. Bunlar davetle veya XIII.yy.’ın baĢındaki Moğol Ġstilasından Anadolu'ya kaçarak gelmiĢlerdi. Türkistan, Harezm, Horasan, ve Azerbaycan Moğol istilasına uğramıĢtır. Meselâ, Mevlana’nın babası, Anadolu Ahi erenlerinden Ahmet Fakih, Tebrizli Hekimlerden Ekmeleddin Nahcıvani, Gazanfer ve Bedreddin Tebrizi bunlardan idiler. Civar ülkelerden gelen hekimler arasında ġemseddin b.Hibil Musuli, Ebul Fadl Ġbrahim Tiflisi, Muvaffaküddin Resul Ayni vardı.79
Bir çok hekim Anadoluya akın etmiĢti.
78 ÜNVER, a.g.e.s. 12
.
79 BAYAT