T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANA BİLİM DALI
ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ BİLİM DALI
ALMAN ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ’NÜN
CUMHURİYET YILLARINDA ANADOLU
FAALİYETLERİ (1923-2011)
Yaşar TINAR
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
Prof. Dr. Ramazan ÇALIK
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
BİLİMSEL ETİK SAYFASI
Ö ğ re n ci n in
Adı Soyadı Yaşar TINAR Numarası 104202051007 Ana Bilim / Bilim
Dalı Tarih/Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Cumhuriyet Yıllarında Anadolu Faali-yetleri (1923-2011)
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
Öğrencinin imzası (İmza)
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU
Ö ğ re n ci n in
Adı Soyadı Yaşar TINAR Numarası 104202051007 Ana Bilim / Bilim
Dalı Tarih/Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Ramazan ÇALIK
Tezin Adı Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Cumhuriyet Yıllarında Anadolu Faali-yetleri (1923-2011)
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan ……… başlıklı bu çalışma ……../……../…….. tarihinde yapı-lan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
ÖNSÖZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk, koymuş olduğu ilkeler ile yapmış olduğu inkılaplarla birlikte yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmayı hedeflemiştir. Atatürk, yeni kurulan bu devleti sağlam temeller üzerine inşa edebilmek için bilimsel çalışmalara öncülük etmiş ve her türlü desteği bu çalışmalar için temin etmiştir. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinin sadece Osmanlı ya da Selçuklu devleti tarihinden ibaret olmadığını, bu topraklarda insanlık tarihi boyunca birçok medeniyetin var olduğunu ortaya koyabilmek için arkeolojik kazıları başlatmıştır. Arkeolojik kazılar, tarih öncesi medeniyetlerin dünya görüşlerini, günlük uğraşlarını, günlük yaşamda ve iş hayatlarında kullandıkları aletleri, diğer medeniyetler ile olan ilişkilerini, mimari yapılarını ve buna benzer sayabileceğimiz unsurları bugünkü insanlığa hem görsel olarak hem de bilimsel bulgularla açıklamaya çalışmaktadır.
Cumhuriyet yıllarında Anadolu’daki tarih ve medeniyet unsurlarını gün yüzüne çıkarabilmek maksadıyla ve nitelikli bilimsel çalışmalar ortaya koyabilmek amacıyla yurt dışına eğitim amacıyla öğrenciler gönderilmiştir. Yine aynı amaçlar doğrultusunda yurt dışından kendi alanlarında uzman olan bilim adamları Türkiye’ye davet edilmiştir. Arkeoloji biliminin kurucusu sayılan Almanya, Anadolu’nun tarih öncesi medeniyetlerini gün yüzüne çıkarabilmek amacıyla arkeolojik çalışmalara oldukça önem vermiştir. Cumhuriyet yıllarında Anadolu’da tarih sahnesinde çok önemli rol üstlenen uygarlıkların gün yüzüne çıkartılmasıyla birlikte Alman kazılarının en önemli öncüsü Alman Arkeoloji Enstitüsü olmuştur. Merkezi Berlin’de bulunan Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne bağlı birçok bilim adamı arkeolojik yerleşmeleri meydana çıkartmış ve günümüzde hala çıkarmaya devam etmektedir. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan “Cumhuriyet Yıllarında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Anadolu Faaliyetleri (1923-2011)” isimli çalışmanın amacı geçmişte var olan ve Anadolu topraklarında yaşamış olan uygarlıkların kalıntılarını bugün bir kısmı toprak altında bir kısmı ise gün yüzünde olan ve bize bıraktıkları eşsiz eserlerin
ve kalıntıların meydana çıkartılmasında büyük rol oynayan Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün çalışmalarını bir araya getirmek olmuştur.
Belirttiğimiz bu hususlar çerçevesinde tezi 3 bölüm halinde düzenledik. Tez’in Giriş bölümünde konuya temel teşkil etmesi ve yabancıların arkeolojik kazılar yapabilme imkânlarının hangi aşamalardan geçerek günümüze ulaştığını az çok kavrayabilmek açısından Cumhuriyetten önce Osmanlı Devleti Dönemindeki eski eser politikasını inceledik. Birinci bölümde “Atatürk ve Arkeoloji” başlığı altında Atatürk’ün arkeoloji ve tarih bilimine ve çalışmalarına verdiği önem açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde “Alman Arkeoloji Enstitüsü” başlığı altında enstitü hakkında bilgiler sunmayı amaçladık. Üçüncü ve son kısımda ise Prof. Dr. Klaus Schmidt ile gözden geçirdiğimiz Anadolu’daki Alman kazı alanları hakkında bilgi vermeye çalıştık. Sonuç kısmında ise bu çalışmalar doğrultusunda genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Çalışmalarım sırasında devamlı destek, teşvik ve yardımlarını gördüğüm ayrıca bana bu çalışma esnasında Almanya’da bulunma fırsatı sağlayan Sayın Danışmanım ve Hocam Prof. Dr. Ramazan Çalık’a ve sevgili eşim Sena BOLAT TINAR’a sabrı ve katkılarından dolayı teşekkürü bir borç bilirim.
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Ö ğ re n ci n in
Adı Soyadı Yaşar TINAR Numarası: 104202051007 Ana Bilim / Bilim
Dalı
Tarih/Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Danışmanı Prof. Dr. Ramazan ÇALIK
Tezin Adı Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Cumhuriyet Yıllarında Anadolu Faaliyetleri (1923-2011)
ÖZET
Avrupa Rönesans ile birlikte karanlık çağı geride bırakıp aydınlanma çağına girmiştir. 16. yy’dan sonra zenginlerin, kıralların desteklediği gezginler Homeros’un, Herodotos’un antik dünyasını keşfe çıkmaya başladılar.
Osmanlı Devleti 19. yy’da siyasi, askeri ve ekonomik bunalım yaşarken, Avrupa her anlamda Osmanlı Devleti’nin ilerisinde bulunuyordu. Bu yüzyılda arkeoloji bilimi de yavaş yavaş kendini geliştiriyordu. Arkeoloji sayesinde Avrupalı bilim adamları Anadolu’yu tarihi ve kültürel yönden tekrar inceliyorlardı. Batlı devletler zaman zaman bazı eski eserleri gerek siyasi otoritenin zayıflamasından gerekse kanunların yetersiz olmasından dolayı bu eserleri kendi ülkelerine götürmüşlerdir. I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile Osmanlı Devleti yıkılma sürecine girmiş ve savaşın hemen ardından tarih sahnesinden çekilmiştir.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” diyen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal, elbette Türkiye’yi her alanda geliştirdiği gibi
tarih ve arkeoloji alanında da geliştirmiştir. O’nun talimatıyla Anadolu’da kazılar başlamıştır. Kazılan yerleri yabancı veya yerli diye ayırt etmeksizin bizzat ziyaret etmiş ve kazı alanlarını desteklemiştir. Yurt dışına eğitim görmek amacıyla öğrenciler göndermiştir. Aynı şekilde Türkiye’ye de arkeoloji ve eski çağ alanında uzman ve bilim adamlarını davet etmiştir.
Arkeoloji alanında Alman Arkeoloji Enstitüsü bugün önemli bir konuma sahiptir. Gerek kütüphanelerinin zenginliği gerekse alanlarında uzman bilim adamlarını bünyesinde bulundurmasıyla Alman Arkeoloji Enstitüsü önemini korumaktadır. Bu enstitü dünyada birçok ülkede faaliyet göstermektedir. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’dür.
Binlerce yıllık tarihi olan Anadolu, kültür ve medeniyetlerin beşiğidir. Toprağın altında ve üstünde sayısız eşi benzeri olmayan eserler bulunmaktadır. Alman Arkeoloji Enstitüsü, Anadolu’nun çok önemli tarihi merkezlerinde faaliyet göstermiş ve göstermeye devam etmektedir. Alman Arkeoloji Enstitüsü bilim adamları ile Türk bilim adamları dostluk içerisinde çalışmalarına devam etmektedir.
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Ö ğ re n ci n in
Adı Soyadı Yaşar TINAR Numarası: 104202057001
Ana Bilim / Bilim Dalı
Tarih/Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Danışmanı Prof. Dr. Ramazan ÇALIK
Tezin Almanca Adı Die Tätigkeiten des deutschen archäologischen instituts in Anatolien während der Türkei Republik (1923-2011)
ZUSAMMENFASSUNG
Mit Beginn der Renaissance in Europa war das ein neuer Abschnitt in der “dunklen” Vergangenheit. Nach dem 16. Jahrhundert standen die Reichen und der König hinter “Homeros”. Sie wollten, dass er und seine Freunde das antikische Reich von Heredot finden. Während das Osmanische Reich im 19. Jahrhundert ekonomisch, politisch und militärisch in sehr schwieriger Sage war ging es Europa sehr gut. Im archäologischen Bereichen wurden immer neue Fortschritte gemacht. Dank der archäologischen Arbeiten wurde geschichtlich und kulturel Anatolien wieder belebt.
Manche archäologischen Befunde wurden wegen Schwacher-Politik und Gesetze ins Ausland gebracht. Mit Beginn des I. Weltkriegs begann sich das Osmanische Reich aufzulösen Die Geschichte löste sich auf. Der Gründer der Türkei Republik „Mustafa Kemal” sagte immer „der Hauptgrund der Gründung der Republik ist immer die Kultur”. Türkei machte in der Geschichte und im archäologischen Bereich sehr große Fortschritte. Mit Atatürk’s Anordnungen wurden
in Anatolien Ausgrabungen gemacht. Alle Ausgrabungensstellen wurden vorher persönlich besucht.
Manche Archäologen wurden ins Ausland geschickt um sich weiter zu bilden. Es wurde auch aus dem Ausland Archäologen und Forscher eingeladen. Im Bereich der Archäologie ist das Deutsches Archäologies Institut auf der Welt und im archäologische Bereich an erster Stelle. Dank großen der Auswahl der Bibliothek und die erfolgreichen Forscher und Archäologen.
Das Deutsches Archäologies Institut wurde als ersten in Rom gegründet. Das Hauptgebäude ist jetzt in Berlin aber hat durch in vielen anderen Ländern seine Institute.
Die anatolische Kultur hat eine 1000 Jährige Geschichte. Es wurden viele Ausgrabungen gemacht. Das Deutsches Archäologies Institut ist weltberühmt und ist mit türkischen Forschern in enger Zusammen arbeit.
İÇİNDEKİLER
BİLİMSEL ETİK SAYFASI ... ii
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU ... iii
ÖNSÖZ ... iv ÖZET ... vi ZUSAMMENFASSUNG ... viii İÇİNDEKİLER ... x KISALTMALAR ... xiii GİRİŞ ... 1
I. OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE ESKİ ESER POLİTİKASI ... 1
I.I. Anadolu’nun Konumu ve Tarihi ... 1
I.II. Avrupa'da Eski Eser Anlayışının Ortaya Çıkışı...2
I.III. Osmanlı Devleti Dönemi'nde Eski Eser Anlayışının Ortaya Çıkışı...3
I.III.I. Tanzimat Fermanı Öncesi Dönem ... 3
I.III.II. Tanzimat Fermanı ve Fethi Ahmet Paşa Dönemi (1839-1869)...4
I.III.III. Osmanlı Devleti’nde Eski Eserlerle İlgili Yapılan Hukuksal Düzenlemeler . 4 I.III.III.I. 1869 Tarihli Nizamnâme ... 5
I.III.III.II. 1874 Tarihli Nizamnâme ... 5
I.III.III.III. 1884 Tarihli Nizamnâme ... 6
I.IV. Birinci Dünya Savaşı ve İşgal Yıllarındaki Dönem (1914-1922) ... 7
1. BÖLÜM ... 8
1. ATATÜRK VE ARKEOLOJİ ... 8
1.1. Atatürk Döneminde Yurt Dışına Öğrenci Gönderilmesi ... 9
1.2. Türkiye’de Eskiçağ Bilimleri Alanında Çalışan Yerli ve Yabancı Bilim Adamları ... 11
2. BÖLÜM ... 13
2. ALMAN ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ ... 13
2.1. Dünyadaki Alman Arkeoloji Enstitüleri ... 15
2.3. İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Türk Arkeologlarına Yaptığı
Yardımlar ... 18
2.4. Türkiye’deki Alman Kazıları ... 19
3. BÖLÜM ... 20
3. Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Anadolu Faaliyetleri ... 20
3.1. Allianoi ... 20
3.1.1. Konumu: ... 20
3.1.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 20
3.2. Aşağı Pınar ... 20
3.2.1. Konumu: ... 20
3.2.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 21
3.3. Aizanoi ... 21
3.3.1. Konumu: ... 21
3.3.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 21
3.4. Didyma ... 21
3.4.1. Konumu: ... 21
3.4.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 22
3.5. Efes ... 22
3.5.1. Konumu: ... 22
3.5.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 23
3.6. Göbekli Tepe ... 23
3.6.1. Konumu: ... 23
3.6.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 23
3.7. Hassek Höyük ... 23
3.7.1. Konumu: ... 23
3.7.2 Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 23
3.8.1. Konumu: ... 24
3.8.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 24
3.9. Karatepe-Aslantaş ... 25
3.9.1. Konumu: ... 25
3.9.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 25
3.10.1. Konumu: ... 25
3.10.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 26
3.11. Lidar Höyük ... 26
3.11.1. Konumu: ... 26
3.11.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 26
3.12. Miletos ... 26
3.12.1. Konumu: ... 26
3.12.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 27
3.13. Norşuntepe ... 28
3.13.1. Konumu: ... 28
3.13.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 28
3.14.1. Konumu: ... 28
3.14.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 28
3.15. Pergamon ... 28
3.15.1. Konumu: ... 28
3.15.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 29
3.16. Priene ... 30
3.16.1. Konumu: ... 30
3.16.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 30
3.17. Sirkeli Höyük ... 30
3.17.1. Konumu: ... 30
3.17.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 31
3.18. Troia ... 31
3.18.1. Konumu: ... 31
3.18.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi: ... 31
SONUÇ ... 33
KAYNAKÇA ... 36
TABLOLAR...40
EKLER ... 54
KISALTMALAR
AAE : Alman Arkeoloji Enstitüsü Age : Adı geçen eser
Agm : Adı geçen makale Agt : Adı geçen tez
AŞE : Alman Şarkiyat Enstitüsü Bsk. : Baskı
C. : Cilt Çev:. : Çeviren
DAI : Deutsches Archäologies Institut (Alman Arkeoloji Enstitüsü) DAAD : Deutscher Akademischer Austausch Dienst (Alman Akademik
Değişim Servisi) Km. : Kilometre Nr. : Numara s. : Sayfa S. : Sayı TTK : Türk Tarih Kongresi
TTK yay. :Türk Tarih Kurumu Yayınları vd. : ve devamı
yy : Yüzyıl Yay. : Yayınları
GİRİŞ
I. OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE ESKİ ESER POLİTİKASI I.I. Anadolu’nun Konumu ve Tarihi
Türkiye, kuzey yarım kürede yer almaktadır. Eski dünyayı oluşturan Asya, Af-rika ve Avrupa kıtalarının merkezine yakın bir konumda bulunmaktadır. Türkiye Akdeniz, Karadeniz, Marmara Denizi ve Ege Denizleriyle çevrili olan iki yarım adadan oluşmaktadır. Türkiye’nin hem Asya hemde Avrupa kıtasında toprakları bu-lunmaktadır.1
Günümüzde Türkiye’de Fırat ve Dicle’nin arasından güneye doğru yapılan araştırmalar, bölgenin Erken Neolitik kültürü hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır. Dicle’nin kaynağında bulunan Çayönü’ndeki kazılar bölge insanının yerleşik hayata geçişi ile ilgili birçok konuda merak ettiğimiz sorulara cevap vermektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda bulunan araçlar, gereçler, taş aletler bize burada böyle bir topluluğun yaşadığını ve o dönemde bu topluluğun tarım ve hayvancılıkla uğraştığını, bununla birlikle bulunan araç ve gereçler Anadolu’da ilk endüstriyel olarak gelişimlerin başlangıcıdır. Yapılan araştırmalar Anadolu’daki ölü gömme törenlerinin bizlere o döneme ait bir gömme kültürünün var olduğunu göstermektedir.2 O döneme ait tanrılara tapma geleneğinin olduğunu ise Urfa yakınlarındaki Göbekli Tepe’de bulunan T biçimindeki steller göstermektedir.
İnsanlar M.Ö. 8 ile 10 bin yıl önceden beri toplu şekilde hareket etmektedirler. Bu toplu şekilde hareket etme faaliyetleri sadece Anadolu’nun bir kısmına bağlı kalmamıştır. İç Anadolu’da “Çatalhöyük”, Burdur yakınlarında “Hacılar” gibi yerleşim yerleri bizlere Anadolu’da Neolitik ve Kalkolitik çağda insanların Anadolu topraklarında ziraat ve madenleri işlemeye başlayarak belki bugünün şehirlerini oluşturmanın temellerini atmışlardı.
1 Cercis İkiel, “Türkiye Fiziki Coğrafyasına Genel Bir Bakış”, Yeni Türkiye, Cumhuriyet Özel
Sayı-sı, C. I, 1998, s. 1. 2
Anadolu’nun ve bütün dünya tarihinin yazı olmadan evvelki yaşayışı, inanç sistemi gibi konular hakkında bilgi edinilebilmemiz için arkeolojik verilerden faydalanarak yorumlar yapmaya çalışıyoruz.3 Buradan elde edilen bilgiler toplu halde yaşanıldığını göstermekle birlikte kültürler arası etkileşimin olduğunu da göstermektedir.
I.II. Avrupa’da Eski Eser Anlayışının Ortaya Çıkışı
19. yy hem Osmanlı Devleti için hem de Batı dünyası için karşılıklı etkileşim süreci olmuştur. Batı’nın “Oryantalizm” adı altında Doğu’ya olan etkisi karşısında Osmanlı Devleti de yenileşme yolunda kendisine batıyı örnek almıştır. 19. yy’da arkeoloji biliminin gelişmesiyle birlikte Batı Doğu’nun kültür ve geleneklerini almakla beraber, gelişmekte olan arkeolojiye ve müzeciliğe oldukça önem vermiştir.4
Batı dünyasında Antik Çağ Uygarlıklarına ve bu uygarlıkların kalıntılarına eğilim 15. yy’a kadar uzanmaktadır. Fakat bilimsel olarak bu dönemde arkeoloji biliminden söz etmek mümkün değildir. Avrupa’da Rönesans çağı başladığında bu dönemin hümanistleri Antik Çağa yönelerek eski eserler toplamışlar ve eski sanatsal yapıtlara yönelmişler ayrıca bu dönemin soyluları parasal destek sağlayarak arkeolojinin temelini atmışlardır. Arkeolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkması 18. yy’a dayanmaktadır. Bu dönemde Herculaneum ve Pompei kazıları ve bu kazılardan ortaya çıkan malzemeleri inceleyen Winckelmann’ın eserleri eski çağ tarihine ışık tutmuş ve arkeoloji biliminin doğmasına etki etmiştir.5
19. yüzyılda siyasi, askeri ve ekonomik anlamda çöküş süreci yaşayan Osmanlı Devleti emperyalizm peşinde koşan Batı dünyasının etkisinde kalmıştır. Arkeolojiye ve müzeciliğe karşı bir bilgi birikimi olan batı Osmanlı Devleti’nin kültür tarihi ile alakalı ne var ise hepsini sahiplenecek ve adeta karşımıza bir uygarlık koruyucusu olarak çıkacaktır.
3 Schwertheim, age., s.13.
4 Gül E. Kundakçı, “19. Yüzyılda Anadolu Arkeolojisine ve Eskiçağ Tarihine Genel Bakış”, XIII.
Türk Tarih Kongresi, , Ankara 1993, s. 1083.
5
Batılı devletler burada üç şeyi amaçlamaktadırlar; İlk olarak, 19. yüzyılda zayıf düşmüş olan Osmanlı Devletinin himayesi altında bulunan topraklardaki kültürel mirasları ve değerleri kendi müzelerine götürmeği amaçlamışlardır. İkinci olarak ise arkeoloji bilimi ile antik çağı aydınlatmak ve antik çağa ışık tutan eseler yayınlayarak bu dönemi aydınlatmayı amaçlamışlardır. Üçüncü ve son olarak ise Osmanlı Devleti’nin müzecilik ve arkeoloji bilimi üzerine bu görevi üstlenecek eğitimli elemanı bulunmadığından, Osmanlı Devleti’nin antik çağ kültürünü içeren eserlerin harap olduğu düşüncesini benimsemiş ve bu kültürel değerin harap ve bitap olmaması gerektiğinden bu görevi üstlenmeği amaçlamışlardır.6 Bunun sonucunda ise Avrupalılar, Osmanlı topraklarından götürdükleri eserleri müzelerinde kendi tarihleriymiş gibi sergilemişler ve Osmanlı Devleti zaten bunu sahiplenemeyecek diyerek kendilerini avutmuş ve bundan hiçbir suçluluk duymamışlardır.7
I.III. Osmanlı Devleti Dönemi’nde Eski Eser Anlayışının Ortaya Çıkışı I.III.I. Tanzimat Fermanı Öncesi Dönem
Tanzimat Ferma’nın ilân edilmesinden önceki dönemde Osmanlı Devleti’nde eski eser anlayışı veya bu eserlere bir ilgi olduğu görülmemektedir. Osmanlı yöneticileri antik döneme ait şehirleri yapı malzemesi sağlanan birer taş ocağı olarak görmekteydi. Örnek verecek olursak Bergama’da bir kilise harabesinde sökülen sütunla Nuruosmaniye Camii’nin yapımında kullanılmıştır.8
Eski harabelerin enkazlarından yararlanma hadisesi sadece Osmanlı’ya ait bir
şey değildir. St. Jean şövalyeleri de Bodrum Kalesi’ni inşa edebilmek için, antik dünyanın Yedi Harika’sından biri olan Mausoleum’u yıkmıştır.9 Osmanlıların eski eserlere karşı tutumunu gösteren bir başka olay ise Sadrazam İbrahim Paşa’nın 1526 yılında gerçekleşen Budin Zaferi’nden bir tunç heykelin Sultanahmet meydanına konulmasıdır. Tunç heykelde çıplak figürlerin olması birçok tepkiye sebep olmuştur.
6 Kundakçı, agm., s. 1084.
7
Hüseyin Muşmal, Osmanlı Devleti’nin Eski Eser Politikası-Konya Vilayeti Örneği, Kömen Yay., Konya 2009, s.13.
8 Süleyman Özkan, Osmanlı Devleti’nde Arkeolojik Çalışmalar, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir
2009, s. 9. 9
1536 yılında Sadrazamın idam edilmesinden sonra heykel kaldırıldı. Günümüzde Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen kutsal emanetler ve daha önceki hükümdarların eşyalarının korunmasında müzecilik anlayışı yoktur. Fakat bunların korunması İslam dinine ve atalara duyulan saygı ve sevgiden kaynaklanmaktadır.
Osmanlılarda müze diyebileceğimiz yerler tekke ve türbe olarak adlandırılmıştır. Türbelerde gömülü kişilerin silah, miğfer, elbise, gibi özel eşyaları ile birlikte bu türbelere hediye edilmiş seccade, halı ve kumaş gibi eşyalar sergilenmektedir. Ayrıca buralarda Kuran-ı Kerimler bulunmaktadır.10
I.III.II. Tanzimat Fermanı ve Fethi Ahmet Paşa Dönemi (1839-1869)
Tazimat Fermanı 3 Kasım 1839 tarihinde Sultan Abdülmecit’in saltanatının ilk yılında ilan edilmiştir. Tanzimat Fermanı ile batılaşmaya ilk adım atılmış ve batılı tarzda değişimler olmuştur. Bunun üzerine taşra teşkilatı kurulmuş, ebe okulları, orman, ziraat ve telgraf okulları açılmış ve Ceride-i Havadis adlı ilk Türkçe gazete yayınlanmıştır. 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı ile bu değişimler devam etmiştir. Bu dönemde ilk defa müze kurma fikri ortaya çıkmıştır. Eski eserlerin korunabilmesi ve yurt dışına çıkartılmaması için, 1858 tarihinde ceza kanununda bölgede bulunan tarihi eserlere ve binalara zarar verenlere cezalar verilecek maddeler konulmuştur. Fakat Osmanlı Devleti bu konularda uzmanlaşacak kişileri yetiştirmekten yoksundur.
Damat Fethi Ahmet Paşa 1845 yılında Tophane-i Amire Müşirliğine atanmıştır. Damat Fethi Paşa daha önce Viyana ve Paris’te büyükelçi olarak görev yapmıştır. Batı kültürünü iyi bilen Fethi Ahmet Paşa Osmanlı Devleti’nin ilk müzesini kurmuştur (1846) . 12 yıl hizmet verdiği bu görev esnasında toplanan eserler, Aya
İrini Kilisesi’nde koruma altına alınmıştır.
I.III.III. Osmanlı Devleti’nde Eski Eserlerle İlgili Yapılan Hukuksal Dü-zenlemeler
10
Osmanlı Devleti döneminde 1869 tarihine kadar Eski Eserler ile ilgili bir nizamnâme olmadığı bilinmektedir. Bu konuda Osmanlı Devleti’nin Avrupa’nın gerisinde kaldığı görülmektedir. Ancak devlet yöneticilerinin eski eserler hakkında bilgi ve bilinç sahibi olmasından sonra hukukî düzenlemeler ortaya koymuştur.11 Osmanlı Devleti ilk olarak 1869 tarihinde daha sonra ise 1874 ve 1884 yıllarında olmak üzere toplam üç tane Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesini yürürlüğe geçirmiştir. Bu tarihten önce 1858 (H. 1274) tarihindeki nizamnâmenin 133. maddesinde kutsal yerlere tecavüz edenler hakkında cezalandırmalar bulunmaktadır. Yine 1869 tarihinden önceki bazı kanun ve emirlerde kazı alanlarının ruhsatının verilmesinin bazı şartlara bağlandığı görülmüştür.
I.III.III.I. 1869 Tarihli Nizamnâme
Yabancıların hali hazırdaki kanunları suistimal etmeleri ve kaçakçılık hadiselerinin artması üzerine 1868 yılında Şura-yı Devlet Sadrazamlığa mazbata göndererek durumun ciddiyetini bildirmiştir.
Anadolu’da yapılan kazılarda elde edilen Âsâr-ı Atîkadan yalnız iki adet olan eserlerin alınacağı ancak bu şekilde çıkan eserlerin sayısının az olması hasebiyle ve yabancıların yaptığı kazılarda çift olarak çıkan eserlerin dahi bir diğerinin verilmediği görülmüştür. Avrupalı devletler Anadolu’dan kaçırdıkları eserler ile kendi müzelerini zenginleştirirken Osmanlı Devleti’nde henüz bir müzenin olmaması durumu hadisenin ne kadar içler acısı bir durumda olduğunu göstermektedir. 7 Ocak 1869 tarihli nizamnâme 7 maddeden oluşturulmuş ve eski eserleri koruma ve sergileme amacı gütmüştür. Bunların yanında ileride daha kapsamlı bir çalışma yapılması kararlaştırılmıştır. Burada asıl önemli husus Maarif Nezareti’nin bünyesinde olan Müze-i Hümâyûn yöneticilerinin eski eserler hususunda oldukça ciddi bir çalışma içine girdiklerini göstermektedir.
I.III.III.II. 1874 Tarihli Nizamnâme
11
1874 tarihinde çıkarılan nizamnâme 1869 yılında çıkarılan nizamnâme’nin daha geliştirilmiş bir biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta bazı kaynaklarda bu nizamnâme’nin Osmanlı Devleti’nin ilk eski eser nizamnâmesi olduğu ifade edilmiştir.12 Ancak bu nizamnâme de incelendiği vakit eski eserlerin yurt dışına çıkarılmaması konusunda pek bir fark ortaya koyamamıştır. Yasal boşlukları doldurabilmek adına Meclis-i Kebir-i Maarif, nizamnâme üzerinde bir değişiklik yaparak eserlerin üçte ikisini devlete verirken üçte birini de arazi sahibine bırakmayı uygun görüyordu. Kazı yapana sadece eserlerin alçılarını alabilme ve fotoğraflarını çekebilme hakkını tanıyordu.13 Ancak bu çalışma da askıda kalmıştır. Nedeni ise Osmanlı Devleti sınırları içinde kazı yapan yabancılar gücendirilmek istenmemiştir. Böyle bir boşluktan faydalanan yabancılar ise ülkelerine pek çok heykel, kabartma ve vazolar gibi eski eserleri götürmüşlerdir.
I.III.III.III. 1884 Tarihli Nizamnâme
. 1884 yılında çıkarılan Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesi’nde daha önce çıkarılan nizamnâmelere oranla daha somut şeylerin ortaya konulduğu görülmüştür. Bu nizamnâme’ye göre gerek devlet arazisinde gerekse başkalarının mülkünde yapılacak olan kazılarda bulunacak eserlerin sadece alçıları alınacak ve fotoğrafı çekilecektir. Ayrıca günümüzde hala etkisi olan kazı izni verilmesi belirli şartlara bağlanmıştır. Kazı yapacak kişiler önce çalışacakları alanın haritasını çizip nezarete kazı için başvuracaklardır. Nezaret,14 devletin eski eserler konusunda menfaati ne şekilde yol alacağı şeklinde bir ön değerlendirme yapıyordu. Ön değerlendirmenin neticesi olumlu ise ve kazı alanı bir şahıs üzerindeyse kişinin önce rızası alınıp daha sonra kazı ruhsatı çıkartma yoluna başvuruyordu. 1884 nizamnâmesinin hazırlanmasında 1881 yılında Müze-i Hümayûn müdürlüğüne atanan Osman Hamdi Bey’in emeği çoktur. Osman Hamdi Bey, yabancı araştırmacıların elinde olan kazıları denetime tabii tutmayı başarmış, eserlerin yurt dışına çıkarılmasını engellemeye çalışmış ve izinsiz kazıları suç saydığı gibi bunlara ayrıca cezai müeyyide uygulamıştır.15 Osman
12
Muşmal, 2009a: s. 50.
13 Muşmal, 2009a: s. 51.
14 Hüseyin Muşmal, Yabancıların izinde Osmanlı, Me-sa Yayınevi, Konya 2009, s. 43.
15 Recep Yıldırım, Abdullah Martal, “Osmanlı Yönetiminde Arkeolojik Eserlere Bakış Açısı”, XIII.
Hamdi Bey dönemi geçmişe nazaran oldukça farklı bir dönemdir. O, edinmiş olduğu sanatsal ve kültürel birikimlerle sadece müzecilik ve kazı alanları hakkında değil birçok konuda kalıcı ve kurumsallaşmayı sağlayan hareketlerde bulunmuştur. Kendisi de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kazılar yapmıştır ve müzelerimize pek çok eski eser kazandırmıştır.
I.IV. Birinci Dünya Savaşı ve İşgal Yıllarındaki Dönem (1914-1922)
Birinci Dünya Savaşı çıktığı Osmanlı topraklarındaki kazı ve araştırma çalışmaları son bulmuştur. Düşman askerleri siper kazarken buldukları eski eserleri ülkelerine götürmüşlerdir. Kurtuluş Savaşı yıllarında dahi işgal kuvvetleri nüfuz ettiği bölgelerde kazı çalışmalarında bulunmuştur.16 1921 yılında bir nizamnâme çıkarılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Yalnızca bu tasarının muhtemel olarak işgal kuvvetlerinin baskısı ile çıkarılmaya çalışıldığı düşünülmektedir.
Bu yıllara göz attığımız zaman yeni müzelerin kurulduğunu görmekteyiz. Eski eserlerin çoğalması ve çeşitlemesi neticesinde yeni mekân arayışlarına gidilmiştir. 1914 yılında Evkaf-ı İslamiyye Müzesi kurulmuştur.17 1917 yılında Sanayi Nefise Mektebi, taşınınca bina Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yine 1921 yılında Ankara’da bir müze deposu kurulduğunu görüyoruz. 1918 yılından sonraki dönemde ise kazılar işgal kuvvetlerinin askerleri ve bilim adamları tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti’nin toprakları işgal devletleri tarafından kendi arasında pay edildiği için Müze-i Hümayûn çalışanlarının çalışma alanları oldukça daralmıştır.
16 Özkan, age., s. 149.
17
1. BÖLÜM
1. ATATÜRK VE ARKEOLOJİ
“Türkiye Cumhuriyeti’nin Temeli Kültürdür” diyen Atatürk’ün tarih ve arkeoloji bilimine olan ilgisi ve sevgisi sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti bugün arkeoloji alanında oldukça ileri seviyeye ulaşmıştır. Atatürk, 1923 yılında Cumhurbaşkanı olur olmaz, Türkiye için ve Türk milleti için siyasal, sosyal ve ekonomik alanda çağın gereklerine uygun reformlar ve inkılaplar yapmıştır. 1923-1938 yılları arasında birçok yenilikler yapılmış ve Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında hor görülen ve ezilen Türk Milleti Atatürk sayesinde eski itibarını kazanmıştır.
1933 yılından itibaren Almanya’da Nazi rejiminin güçlenmesi ile Almanya’da yaşayan Yahudiler veya ailesinde Yahudi bulunan profesörler, uzmanlar, sanatçılar hayati tehlike ile karşı karşıya kaldıkları için bulundukları mevkileri ve yaşadıkları ülkeyi terk etmeye başlamışlardı.18 Atatürk, onları Türkiye’ye davet ederek Ankara ve İstanbul’daki fakültelere ve yüksekokullara yerleştirmiştir. Onlara devletin kısıtlı imkânları olduğu halde en iyi şekilde çalışma olanakları sunulmaya çalışılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde eski Türk tarihi ile ilgili araştırma bulunmamaktaydı. Atatürk’ün okuduğu bazı batılı kitaplarda Türklerin aşağılandığını görmüştür. Türk ruhunun yeniden canlanabilmesi için Orta Asya’dan göç eden Türklerin ne zaman göç ettiği? Türkiye topraklarında yaşayan en eski halklar kim olduğu? Türklerin dünya tarihindeki ve medeniyetindeki yerinin ne olduğu? gibi soruların cevaplanması gerekiyordu. Atatürk: “Ecdadımız büyük imparatorluklar kurmuş, uygarlıklar yaratmış. Bizim görevimiz bunları aramak incelemek, kendi milletimize ve dünyaya tanıtmaktır” diyordu.19 Atatürk, bu soruların ve sorunların giderilmesi için Türk uzmanların yetiştirilmesine inanıyor ve bu yetişecek uzmanlara her türlü desteğin sağlanması gerektiğini söylüyordu.
18 Muazzez İlmiye Çığ, “Atatürk ve Türkiye’de Arkeoloji”, ERDEM, C. 9, S. 26, Ayrıbasım, Ankara
1996, s. 621. 19
Müzelerin çoğalması da Atatürk ile gelişmiştir. O, Cumhuriyetin ilanından 6 ay sonra Topkapı Sarayı’nın müze olmasını istemiştir. Bu dönemde pek çok maddi sıkıntılar varken, 500 yıldan beri cami olarak kullanılan Ayasofya’yı, siyasal düşünceye kapılmaksızın tamir ve restore ettirip Bizans eserleri müzesi olarak açtırmıştır. Bu durum, batı basınında “Atatürk’ün yüksek karakterini, geniş hoşgörülülüğünü, hakikat aşkını ve memleketin sosyal bilimsel bünyesinde meydana getirdiği çok yararlı gelişmenin derin izlerini hiçbir örnek, Ayasofya Camii’nin Bizans eserleri müzesi yapılması kadar kanıtlayamaz” şeklinde yazılmıştır.20 Atatürk’ün talimatıyla yine İstanbul’da Resim ve Heykel Müzesi, Ankara’da Etnografya Müzesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi kurulmuştur.
Atatürk’ü geçmişten ayıran en önemli husus, Anadolu’nun arkeolojik araştırılmasını sağlayacak meslek adamları yetiştirmesi ve araştırmalara süreklilik getiren imkânlar sağlaması olmuştur. Türk Tarihi Kurumu verilen görevleri titizlikle yerine getirmiştir. Türk Tarih Kurumunu’nu üniversitelerin çalışmaları izlemiştir. Atatürk memleketimizde araştırma ve kazı yapan heyetler ile de ilgilenmiş ve kazı alanlarını ziyaret dahi etmiştir.21
Atatürk her gittiği yerde eski eserleri ve bulunuyorsa müzeleri ziyaret etmiştir. Antalya’da Aspendos Tiyatrosu’nu ziyaret etmiştir. Yine Almanların kazı yaptığı Bergama’ya büyük bir heyetle gidip ziyaret etmiştir. 1936 yılında Trakya’da araştırmalar ve kazılar yapılmasını istemiştir ve Arif Müfit Mensel başkanlığında burada araştırmalar ve kazılar yapılmıştır.
1.1. Atatürk Döneminde Yurt Dışına Öğrenci Gönderilmesi
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış olan Osmanlı Devleti’nin yerine Anadolu’da kurulan yeni Türk Devleti’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve sosyal durum hiçte iç açıcı değildi. Ülkede yaklaşık 12 milyon nüfus kalmıştı. Anadolu halkı maddi ve manevi sıkıntılara aşmaya çalışıyordu. İşte bu dönemde
20 The Finacial Time, Republic of Turkey, Supplement Nr. 149., 1937.
21
Atatürk’ün üstün zekâsı ve mükemmel projeleri sayesinde Türkiye Cumhuriyeti hızla ilerlemeye başlamış ve kendini medeni devletler statüsüne getirmeyi amaçlamıştı.
İşte bu süreçte Atatürk halkın eğitimine çok önem vermiştir. Ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda her alanda yetişecek kişilere yurt dışında eğitim görme fırsatı sunulmuştur. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun başkalığında kurulan bir komisyon sınav yapmış ve bu sınav sonucuna göre 22 öğrenci Almanya ve Fransa’ya gönderilmeye hak kazanmışlardır. 1925 yılının Ocak ayında İstanbul’dan bir gemi ile öğrenciler yurt dışına gitmişlerdir. Atatürk yurt dışına gidecek öğrencilere telgraf çekerek
şunları öğütlemiştir:” Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Volkan olup dönmelisiniz.”22 Maarif Vekâleti’nin dışında çeşitli devlet kurumları da Avrupa’ya öğrenci göndermiştir. Atatürk döneminde çeşitli bilim dallarında öğrenim görebilmek için birçok öğrenci yurt dışına çıkmıştır. Afet İnan, Cahit Arf, Macit Gökberk gibi isimleri bunlar arasında sayabiliriz. Verdiğimiz örneklerin dışında daha birçok kişi ülkemizi geliştirmek amacıyla yurt dışına eğitime gitmiştir.
Kurumlar gönderecekleri öğrencileri, ülkeleri ve öğrencilerin alacakları eğitimleri her sene, Nisan ayına kadar Maarif Vekâleti’ne bildiriyorlardı. Maarif Vekâleti de yabancı ülkelere gönderilecek öğrenciler hakkındaki bilgileri ve sınav tarihlerini gazeteler aracılığıyla tüm yurda bildiriyordu.23 Türkiye’den yurt dışına eğitim amaçlı gönderilen binlerce yetenekli öğrenci başta Almanya ve Fransa olmak üzere çeşitli ülkelere gönderilmişlerdir. Arkeolojiden edebiyata, matematikten felsefeye, güzel sanatlardan tarihe gibi çeşitli alanlarda eğitimlerini tamamlayan öğrenciler ülkelerine geri döndükten sonra ülkeleri için en iyi şekilde hizmet vermeye başlamışlardır. II. Dünya Savaşı bu eğitim serüvenini zora sokmuştur. Fakat 1925 ile 1945 yılları arasında yurt dışına birçok öğrenci gönderilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerlemesi için önemli adımlar atılmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Devlet Avrupa ile birlikte ABD gibi ülkelere de öğrenci yollamaya başlamıştır.
22 Nezih Başgelen, Ataürkün Yurt Dışına Öğrenci Gönderme Projesi ve Eskiçağ Bilimleri
Alanında İlk Yetişenler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2011, s. 14.
23
1.2. Türkiye’de Eskiçağ Bilimleri Alanında Çalışan Yerli ve Yabancı Bilim Adamları
Atatürk yurt dışına gönderilecek öğrenciler arasından tarih, arkeoloji, Hititoloji, Eskiçağ tarihi ve sanat tarihi gibi alanlarda yetişecek kişiler olmasına özen gösteriyordu ve bununla beraber yurt dışına giden öğrencilerin eğitimleriyle ilgili konularla bizzat ilgileniyordu.24 Eskiçağ bilimleri alanında yetişen Türk bilim adamlarına bakacak olursak bunların sonradan alanlarının önde gelen isimleri olduğu görülür. Aşağıda cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bu alanda çalışan Türk bilim adamları’nın iyi tanınanlardan bazılarının gittikleri ülkeleri ve hangi alanda eğitim aldıkları görülmektedir.
1. Ekrem AKURGAL: Almanya’da arkeoloji eğitimi almıştır. 25
2. Sedat ALP: Leipzig ve Berlin üniversitelerinde Eskiçağ Tarihi, Hititoloji, Eski Anadolu dilleri ve kültürleri, Sümeroloji, Akadistik ve arkeoloji eğitimi almıştır. 26
3. Suat Yakup BAYDUR: Almanya’da eğitim görmüştür. Berlin Üniversitesinde 3 yıl “Germanistik” eğitimi almıştır.27 Daha sonra Bakanlığın isteği üzerine Heidelberg Üniversitesi’nde klasik filoloji eğitimi görmüştür.
4. Rüstem DUYURAN: Almanya’da Arkeoloji ve Tarih eğitimi almıştır. Berlin ve Münih Üniversitelerinde arkeoloji ve sanat tarihi eğitimi görmüştür.28
5. Afif ERZEN: Almanya’ya tarih eğitimi için gönderilmiştir. Berlin, Juna ve Leipzig üniversitelerinde Eskiçağ tarihi, prehistorya, felsefe,
24 Başgelen, age., s.25. 25 Başgelen, age., s. 29. 26 Başgelen, age., s. 33. 27 Başgelen, age., s. 34. 28 Başgelen, age., s. 35.
sanat tarihi, coğrafya, Latince, Grekçe ve klasik arkeoloji eğitimi görmüştür.29
6. Jale İNAN: Alexander von Humboldt bursuyla 1934 yılında Berlin’e gitmiştir. Daha sonra devlet bursunu kazanarak Gerhard Rodenwaldt’ın öğrencisi olmuştur. Bunların yanında Münih Üniversitesi’nin ünlü Arkeologlarından Ernst Buschor ve Hans Diepolder’in derslerini takip etmiştir.30
Türkiye’de çalışmış ve hizmet vermiş Alman bilim adamlarına kısaca göz atacak olursak şu gibi isimler ön plana çıkmaktadır: Benno Landsberger, Hans Gustav von Güterbock, 31 Hans Henning Von der Osten, Helmuth Theodor Bossert, Kurt Bittel, Rudolf Naumann, Clemen Bosch, Georg Rohde, Manfred (Osman) Korfmann ve Fritz Kraus’tur.
Bu saydığımız isimlerden bir kaçı hariç çoğunluğu Atatürk döneminde (1923-1938) Türkiye’ye gelerek kazılarda veya üniversitelerde çalışmalar yapmışlardır. Ayrıca Türkiye’de arkeoloji biliminin gelişmesine oldukça katkı sağlamışlardır. Alman ve Türk arkeologları dostluk çerçevesinde çalışmışlardır. Hatta Türkiye’de çalışan Alman arkeologların hemen hemen hepsi iyi derece Türkçe konuşmuşlardır ve konuşmaktadırlar. Kanımızca Naziler baskısından kaçarak Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu’ya gelen Alman bilim adamları hoşnut bir şekilde ülkelerine geri dönmüşlerdir.32
29 Başgelen, age., s. 37.
30 Başgelen, age., s. 38.
31
Hatice Erdemir, Halil Erdemir, Onur Günday, “Türkiye’de Eskiçağ ve Arkeolojinin Gelişmesinde Alman Bilim Adamlarının Etkisi”, I. Uluslararası Tarihi ve Kültürel Yönleriyle Türk-Alman İlişkileri Sempozyumu, Konya 2010, s. 217.
32 Fatma Türe, Kayıp Zamanların Peşinde Alman Arkeoloji Enstitüsü Anadolu Kazıları, Yapı
2. BÖLÜM
2. ALMAN ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ
IV. Frederick William tarafından 1829 yılının Nisan ayında Roma’da kurulmuştur.33 1859 yılında Prusya Devlet Enstitüsü ünvanını almış daha sonra 1871 yılında Alman İmparatorluk Enstitüsü olmuştur. 1833 yılından itibaren Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün idari merkezi olmuştur. Genel Merkez’de, birçok arkeolog görev yapmaktadır. Bununla birlikte araştırmacı bilim adamı olarak’ta hizmet vermektedirler ve Genel Merkez’in Bilim Departmanlarında da bulunmaktadırlar.34 Alman Arkeoloji Enstitüsü’nde her sene Arkeolojinin kurucusu sayılan Winckelmann adına büyük merasimler yapılmaktadır. Berlin’deki merkezin Archaeologische Anzeiger dergisinin yanında 1887 yılından beri Jahrbuch des Deutschen Archaeologischen Institüts adında dergi çıkarılmaktadır.35 Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün ilk başta beş tane şubesi bulunuyordu. Bunlar İtalya, Mısır, Türkiye, Almanya ve Yunanistandaydı. Daha sonra Viyana ve Madrid’te olmak üzere iki tane daha şube kurulmuştur. Bugün bu şubelerin sayısı daha da artmıştır.
Alman Arkeoloji Enstitüsü Genel Merkezi ve Başkanlık Ofisi 1957 yılından itibaren Dahlem villasında bulunmaktadır. Dahlem villası Peter Behrens tarafından, 1911 yılından itibaren Berlin Antikalar Koleksiyonu Müdürü ve 1932’den 1936 yılına kadar Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Başkanı olan Theodor Wiegand için yapılmıştır. Konular itibariyle daha spesifik ve açıkça tanımlanmış komisyonlar ve departmanlardan farklı olarak, Genel Merkezin organizasyon, planlama, yayın işleri, kütüphane vd. gibi işler için istenen personel vasıflarını dikkate alan farklı ve geniş bir yapıya sahiptir.36 Belirli görevler için seçilmiş uzmanlar, kendi araştırma alanlarıyla birlikte bir dereceye kadar katkıda bulunurlar. Genel Merkezin ayrıca 1972 yılından beri Mimarlık Bölümü de mevcuttur. Mimarlık Bölümü, sürekli
33 Erdemir vd., 2010: sayfa 223.
34
Deutsches Archäologisches İnstitut, Zwischen Kulturen und Kontinenten 175 Jahre Forschung
am Deutschen Archäologischen Institut, Berlin 2004, s. 21.
35 Reşad Ekrem Koçu, “Alman Arkeoloji Enstitüsü”, İstanbul Ansiklopedisi, Reşad Ekrem Koçu ve
Mehmet Ali Akbay İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat Kollektif Şirketi, İstanbul 1959, s. 1023. 36
mimarlık tarihi konusunda uzmanlaşan bir kişi tarafından yönetilir. Bu alan doğal bilimler laboratuvarıdır.
Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün uzmanları uluslararası çalışmaktadır. Ayrıca bu uzmanlar yenil nesil yetişecek olan kişileri her zaman teşvik etmektedirler. Alman Arkeoloji Enstitüsü Konferanslar, Kongreler ve Turlar düzenlemektedir. Yapılan çalışmalar hakkında halka bilgi verebilmek için medya vb. şeyleri kullanırlar.
Berlin’in Ruslar tarafından işgal edilmesinden kısa bir süre önce A. M. Schneider İstanbul’da Sultanahmet’te bulunan ve Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazılan Aya öfemiya Martiriyonu ( Şehitlik )’nun freskolarını renkli fotoğraf olarak neşre başlamış ve ilk tecrübe baskıları yapılmıştır. Berlin’in 1945 yılında Ruslar tarafından işgal edilmesi ile bu baskılar kaybolmuştur. Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün İstanbul şubesi 1944 yılında Alman Devleti ile ilişkilerin kopmasından dolayı kapanmıştır. 1948 yılının son aylarından itibaren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin idaresine geçmiştir. Daha sonra 1959 yılında tekrar Almanya’nın yeni hükümetine devredilmiştir.37
Alman Arkeoloji Enstitüsü yaptığı ve yapacak olduğu bilimsel araştırmalar için şu kurum ve kuruluşlar ile sponsor anlaşmaları yaparak bilimsel çalışmalarına devam etmektedir. Volkswagen Vakfı, Peter-Dornier Vakfı, Gisela ve Reinhold Vakfı, Gerda Henkel Vakfı, Franz ve Havva Rutzen Vakfı, Avrupa Birliği, Alman Araştırma Topluluğu, Eğitim ve Araştırma Federal Bakanlığı, Carl Friedrich von Siemens Vakfı, DFG ( Deutsche Forschunggemeinschaft) Emmy Noether Programı, Mükemmellik Küme Topoi, Fritz Thyssen Stiftung, Geselschaft der Freunde des Deutschen Archaeologischen Institus ( Alman Arkeoloji Enstitüsü Dostları Derneği ), Beşeri Bilimler için Ulusal Bağış, Studiosus Vakfı, Almanya Dışişleri Bakanlığı, Alexander von Humboldt Vakfı, Asociación de Amigos del Instituto Alemán Arqueológico de Madrid,Alman Arkeoloji Enstitüsü American Friends.38
37 Koçu, age., s. 1024.
38
2.1. Dünyadaki Alman Arkeoloji Enstitüleri
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Berlin’deki Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün dünya genelinde birçok şubesi vardır. Roma, Atina, Kahire, İstanbul, Madrid, Lizbon, Şam, Bağdat, Yemen ve Tahran şehirlerinde Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün
şubeleri bulunmaktadır. Bu şehirlerdeki Alman Arkeoloji Enstitüleri hemen hemen bulundukları ülkelerin en kapsamlı arkeoloji kütüphanelerine sahiptir. Arkeoloji alanında Almanya oldukça güçlü bir konuma sahiptir. Almanya Humboldt ve DAAD bursları ile bu ülkelerdeki arkeoloji bilimine katkılar sağlamaktadır.39
2.2. Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi
Merkezi Berlin’de olan Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün bir şubesi de
İstanbul’da bulunmaktadır. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki tarihi yerleri bilim adamları, gezginler gibi kişiler bu coğrafyayı çok iyi biliyorlardı ve bu sebepten dolayı Alman Arkeoloji Enstitüsü daha yokken Anadolu’nun zengin kültürü ve medeniyeti Batılıların çok daha önceden ilgisini çekmiştir. Bunun temel nedeni ise Batı kültürünün temellerinin araştırılması idi. Bunun ilk örneğini Ogier Ghiselin von Busbeck yapmıştır. Busbeck 1555 yılında Alman İmparatorluğu’nun elçisi olarak V. Karl’ın ve I. Ferdinand’ın hükümdarlıkları döneminde Anadolu’ya gelmiştir.40 Bir başka örnek verecek olursak Oryantalist Friedrich Eduard Schulz 1827-1829 tarihleri arasında Van Gölü’nün doğu kısmındaki “Semiramis’in Kenti “ne ait yıkıntıları araştırmış ve 42 adet yazıtın kopyasını çıkarmıştır. Bunlara ek olarak Johannes Franz (1840), Augustus Schönborn (1841-1843), Heinrich Kiepert (1843-1844) ve Karl Buresch (1888-1894) gibi isimleri rahatlıkla söyleyebilriz.
Türkiye’de büyük çaplı kazılar 19. yüzyılın son çeyreğinde başlamıştır. Bu dönemden sonra antik kentler yavaş yavaş ayağa kalkmaya başlamışlardır.
39 Türe, age., s. 16.
40
İstanbul’da ayrı bir Alman Arkeoloji Şubesi açılmasının temel sebeplerinden birisi Prusya Kraliyet Müzeleri’nin Batı Anadolu’da çok uzun yıllar süren kazılar yapmaya başlamasıdır. Milet, Priene Didyma gibi antik kentlerin kazıları çok eski dönemlerde başlamıştır.41 Bu çalışmalar Almanlara Anadolu’da bir şube kurma zorunluluğu getiriyordu. Bu dönemde bu çalışmaların yanı sıra sıra dışı bir kişi olan Osman Hamdi Bey’in de eski eserlere verdiği önem göz ardı edilemez. Arkeoloji eğitimi almış, sanatı seven çağının ötesinde bir kişiydi. Onun sayesinde Osmanlı Devleti’nde arkeoloji ve müzecilik alanlarında bir takım kıpırdanmalar olmuştur.
İstanbul şubesini yöneten Martin Schede savaş bittikten sonra ülkesine dönmek zorunda kaldı ve kütüphaneyi Ernest Mamboury’e bıraktı. 1924 yılından sonra Schede İstanbul’daki istasyonu kazıların üssü yapmıştır. İşgal altında bulunan
İstanbul’da kısa sürede bu merkezin açılmasındaki en büyük etken şüphesiz ki Mustafa Kemal’dir. 1923 yılında cumhuriyetin kurulması ile birlikte Anadolu’da Aizonai’de, Boğazköy’de, Pergamon’da kazılar hemen başlamıştır.
Almanya’daki ekonomik sorunlara rağmen 1928 yılında İstanbul’daki istasyon AAE’nün bir şubesine dönüştürüldü ve 1929 yılında AAE’nün 100. yıl dönümü olması nedeniyle Martin Schede şubenin müdürlüğüne getirildi.42
23 Aralık 1928 tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin Alman Başkonsolosu Rudolf Nadolny tarafından Tevfik Rüştü Bey’e gelen Nota’da şunlar yazmaktaydı: Türkiye Cumhuriyeti hükümeti 20 Mayısta, Nr. A991 Alman Konsolosluğu tarafından talep edilen Notu kabul etmiştir. İstanbul’da arkeoloji enstitüsünün kurulmasını olumlu karşılamıştır. Türkiye Cumhuriyeti bu enstitüye misafirperverliğini gösterecektir ve çalışmalarında ne tür destek gerekiyorsa yardımcı olacaktır.
Enstitünün en önemli işlevleri şunlar olacaktır; Türk bilim adamlarıyla çok yakın bir çalışma yapacak, bununla birlikte tüm arkeoloji meraklısı olan insanlara burası açık olacak ve dışarıdan gelen insanlar da buranın kütüphanesinden yararlanabilecek olmasıdır. Tabii ki bu bahsi geçen enstitü yani İstanbul şubesi eski Alman konsolosluğunun yerinde olsa da onun himayesinde ve tekelinde
41 Türe, age. S.32.
42
olmayacaktır. Bu çalışmaların çok ama çok uzun bir geçmişi bulunmaktadır ama sonucu elbette olumlu olacaktır.
Almanya ve Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşını kaybetmiştir. Alman
İmparatorluğunun ekonomik olarak birçok sıkıntısı bulunuyordu. 1920 yılındaki Sevr Antlaşması Osmanlı İmparatorluğunu yıkmıştı. Ellerinde kalan sadece Anadolu topraklarıydı. Çok büyük can kayıpları vermişlerdi.43 Devlet, Mustafa Kemal sayesinde kurulmuştur. Bu yeni devletin başkenti Ankara olmuştur. İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü açıldığında Ankara Hükümeti henüz 5 yaşındaydı. Daha yeni savaştan çıkılmıştı ve devlet yeni kalkınmaya çalışıyordu. Doğal olarak yeni bir modern devlet kurmak kolay değildi. Eski prensipler ve alışkanlıklar devam ediyordu. Halkın özgüvenini geri gelmeliydi. Bununla birlikte Türk milletinin tarihini ve kültürünü sevmesi gerekiyordu. 1931 yılında Türk tarihini araştırmak için bir dernek kurulmuştur. Yabancı bir bilim enstitüsü açmak elbette çok zordu. Yeni çıkan kanunlara uyulması gerekiyordu. Enstitü’nün sonuca ulaşabilmesi için yerli halka yardım etmesi ve birlikte çalışması gerekiyordu. 1918 yılında Almanya’nın çöküşü gerçekleşmişti. Alman güç pozisyonu da değişmişti. Artık herkes başka değerlere44 “gerçek değerlere” konsantre olmaya başlamıştı. Bundan sonra sivilleşme ve kültür politikaları önem kazanmaya başlamıştı. Kültür politikası uygulanmaya başlanmıştı.45
Alman İmparatorluğu Arkeoloji Enstitüsü Baş direktörün’nün ve Genel sekreterinin sayesinde bu hale gelmiştir. 1929 yılında çok büyük maddi sıkıntılar oldu ve iflasa doğru gidiliyordu. 100. yıl için imparatorluk tutumluluk tedbirleri almıştır. Enstitü de mütevazi bir şekilde bugün olduğu gibi döşenmiştir.
Türkiye’nin tüm tarih dönemleri üzerinde çalışılma isteği, insanın yerleşik hayata geçişinin başlangıcından Bizans İmparatorluğu’nun sona ermesine kadar uzanan çağları ele alan geleceğe yönelik bir hedefi göstermektedir. Enstitü’nün çalışmaları içerisinde Türk tarihi, İslam anıtları ve Anadolu’nun Ortaçağ tarihi coğrafyası da bulunmaktadır. Bu konularla ilgili görevlerde 1928 yılından beri
43 Kurt Bittel, “Abteilung İstanbul”, Beiträge Zur Geschichte Des Duetschen Archäologischen
Instituts 1929 Bis 1979, Philipp Von Zabern, Mainz 1979, s. 65.
44 Türe, age., s. 66.
45
Hellmuth Ritter tarafından başarıyla temsil edilen Deutsche Morgenlaendische Gesellschaft’tan ( Alman Doğu Kurumu ) yardım alınmıştır. İstanbul’daki istasyon 1929 yılında Alman Hastanesi’ne ait küçük bir binaya yerleştirilmiştir. Zamanla büyüyen bir kütüphane ve bir müdür odası, asistan odası ve kütüphane görevlisi odası ile geliştirilmiştir. 1938 yılında yönetimi Kurt Bittel’in alması ile birlikte tarih öncesi dönemlere ait birçok yüzey araştırması ve kazılar yapılmıştır.
Enstitü’nün savaş nedeniyle kapanmasına kadar olan süreçte ağırlık Byzantion- Konstantinopolis-İstanbul üzerine yoğunlaşmıştır. Savaş nedeniyle kapanan enstitü Arif Müfid Mansel’e İstanbul Üniversitesi adına devredilmiştir. 1944 yılından 1951 yılına kadar A. Mansel 7 yıl boyunca kütüphaneyi titizlikle korumuştur. AAE’nün
İstanbul şubesi çalışmalarına 1954 yılından itibaren daha kapsamlı bir şekilde başlamıştır.46
Enstitü 1989 yılında eski imparatorluk Büyükelçiliği, şimdiki Başkonsolosluk binasına taşınmıştır. Alman Arkeoloji Enstitüsü II. Dünya Savaşı öncesi Türk üniversite ve müzeleri ile olan işbirliğini her zaman devam ettirmiştir. Alman Arkeoloji Enstitüsü, Asya ile Avrupa arasındaki adeta bir kültür köprüsü niteliğindedir.
2.3. İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Türk Arkeologlarına Yaptığı Yardımlar
Türkiye’de Alman, İngiliz, Amerikan, Hollanda gibi Arkeoloji Enstitüleri Türk arkeolojisine katkı sağlayan kütüphanelere sahiptir. Bu kütüphaneler içerisinde en donanımlı olanı ise Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne ait olanıdır. İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü bu zengin ve donanımlı kütüphane ile Türk arkeolojisine önemli derecede katkılar sağlamaktadır. Bu kütüphanede Bizans, Roma, Ön Asya, Selçuklu ve Osmanlı gibi pek çok dönemi kapsayan ve aydınlatan kitaplar mevcuttur. Bu
46
kitaplardan pek çok bilim adamı faydalanarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir.47
2.4. Türkiye’deki Alman Kazıları
Alman arkeoloji ekolünün başarını Alman arkeologların Türkiye sınırları içerisinde yapmış olduğu çalışmalardan görmekteyiz. Belçika, Hollanda, Fransa, Avusturya, Amerika, İtalya gibi devletlerin kazı yaptığı Anadolu’da en başarılı olan ülke Almanyadır.48 Alman arkeologlar uzun bir dönemdir Boğazköy, Troia, Pergamon gibi kültür varlıklarını gün yüzüne çıkartmışlardır.
47 Türe, age., s. 17. 48
3. BÖLÜM
3. ALMAN ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ’NÜN ANADOLU FAALİYETLERİ 3.1. Allianoi
3.1.1. Konumu:
İzmir il sınırlarındaki Bergama ilçesinde bulunmaktadır. Bergama’nın kuzeydoğusunda, yortanlı baraj göledinin tam ortasında yer almaktadır. Paşa ılıcası mevkiindedir.
3.1.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Dönemin kaymakamı Kemal Bey kendi imkanları ile 1903-1904 yılları arasında bölgede kazı çalışmaları yapmıştır. Allianoi hakkında ilk bilimsel yayın 1908 yılında Pergamon kazı ekibinden Schuchhardt tarafından yapılmıştır. 1997 yılında Yortanlı Barajı’nın temellerinin atılmasıyla birlikte kazılar göletin içinde kalan Parthenion antik yerleşmesinin güneybatısında çalışmalar devam etmiştir. 49 1990’lı yıllarda bazı restorasyon çalışmaları olmuştur. 2006 yılına kadar sistemli çalışmalar devam etmekle birlikte kazı çalışmaları 2007 yılında Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından durdurulmuştur.50
3.2. Aşağı Pınar 3.2.1. Konumu:
Kırklareli il merkezinin güneyinde Pınar mahallesinde bulunmaktadır.51
49
Mehmet Çelik, Allianoi’da Bulunan Berhama Tipi Friz ve Sütun Başlıkları, Trakya Üniversite-si, Sosyal Bilimler ÜniversiteÜniversite-si, Edirne, s. 11.
50 Çelik, agt., s. 12.
51 Eylem Özdoğan, Heiner Schwarzberg, “Aşağı Pınar Kazı Çalışmaları-2007”, Haberler Dergisi, S.
3.2.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Aşağı Pınar Mehmet Özdoğan başkanlığını yaptığı ekibin 1980 yılında yaptığı yüzey araştırmaları sırasında bulunmuştur. Aşağı Pınar Trakya Projesi içerisinde araştırma yapılan en kapsamlı çalışmadır. Kazı çalışmaları M. Özdoğan ve H. Parzinger tarafından 1993 yılında başlamıştır.52 Proje daha sonra Bulgar, İspanyol ve Slovaklar’ın da katılımıyla uluslararası bir çalışmaya dönüşmüştür. Kazı ve araştırmalar devam etmektedir.
3.3. Aizanoi
3.3.1. Konumu:
Kütahya il merkezine bağlı Çavdarhisar ilçesi sınırları içerisinde bulunmaktadır.53
3.3.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Alman Arkeoloji Enstitüsü bu bölgede 1970 yılından beri burada kazıları sürdürmektedir. Her yıl ortalama 6 hafta çalışma yapılmaktadır. Aizonai antik kenti ikinci Efes olarak nitelenmektedir ve Avrupalı araştırmacılar tarafından 1824 yılında keşfedilmiştir.
3.4. Didyma
3.4.1. Konumu:
Didyma, Milet’in 16,4 km. güneyinde, Didim İlçesi’nin kuzeyinde bulunmaktadır. Son zamanlarda Didim olarak bilinen ve 1923’te adı “Yenihisar” olarak adlandırılana kadar, bölgedeki Rumlar tarafından İeronda (Kutsal Yer) olarak tanınıyordu. Bugün burası modern yerleşmenin içerisinde kalmıştır.
52 Mehmet Özdoğan, Hermann Parzinger, “Kırklareli Höyüğü 1993 Yılı Kazısı”, Kazı Sonuçları
Toplantısı XVI/I, Ankara 1995, s.48.
53
3.4.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Didyma kazılarının tarihçesi çok eski zamanlara dayanmaktadır. 1765 yılından başlar Didyma’nın gün yüzüne çıkma belgeseli. Gezginleri adeta kendine hayran bırakmıştır. Lakin 1857/58 yıllarında burada ilk kez Charles-Thomas Newton tarafından kazılar başlamıştır. Bu kurtarma kazısı olarak nitelendirilen kazılar bittikten sonra Didyma da 1873 yılında Roma ve Atina’daki Fransız bilim enstitülerinden Oliver Rayet ve Albert Thomas bazı kişilerin maddi desteği ile tapınakta kazı yapmaya başladılar.54 1895/96 yıllarında yine Didyma’da yine bir Fransız ekibi tarafından kazılar yapılmıştır.
20. yüzyıla geldiğimizde kazılar artık alman ekipleri tarafından yapılmaya başlamıştır. 1904 yılında Wiegand Bab-ı Ali’ye müracaat eder ve Didyma’nın kazılması için izin ister ve aynı içerisinde olumlu cevap alırlar. Bu yeni araştırmalar Alman İmparatorluğu elçisi Baron Marschall von Bieberstein tarafından gerçekleşir. Arazinin bütünü bağışlar ile satın alındıktan sonra 1906 yılında ilk hazırlık kazıları yapılmıştır. 551907 tarihinden 1913 tarihine kadar her yıl ortalama 6-9 ay arası çalışmalar yapılmıştır. Birinci Dünya Savaşı kazıların yapılmasını engeller ve kazılar tekrar 1924 yılında başlar. Didyma kazısının sonuç raporu 1941 yılında yayımlanmıştır. AAE başkanı Carl Weikert çalışmayı şöyle değerlendirmiştir: “Tapınağın açığa çıkarılmasını, adyton’a giden iki tünelin bulunmasını, adyton’un üç kapılı doğu duvarı hakkındaki bilginin düzeltilmesini, adyton’a giden üstü açık büyük merdivenin kazılmasını ilk kez Alman araştırmacılar başardılar (…).”56 Kazılar günümüzde de devam etmektedir.
3.5. Efes
3.5.1. Konumu:
İzmir İli, Selçuk ilçesi sınırlarında yer almaktadır.
54 Türe, age. s. 59.
55 Türe, age., s. 60.
56
3.5.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Ephesos için ilk araştırmalar O. Benndorf tarafından yapılmış ve yeri için
Ayasuluk Tepesi önerilmiştir. 1990 yılında S. Erdemgil ve M. Büyükkolancı tarafından yürütülen çalışmalarda burasının ele geçirilen buluntulara dayanılarak buranın prehistorik bir yerleşim yeri olduğu ortaya çıkarılmıştır.57Araştırmalar 1996 ve 2000 yılında Ayasuluk civarında devam ettirilmiştir. Günümüzde kazılar Doç. Dr. Sabine LADSTATTER tarafından yürütülmektedir.
3.6. Göbekli Tepe 3.6.1. Konumu:
Şanlıurfa İl’inin merkez ilçe sınırlarında yer almaktadır.58
3.6.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Göbekli Tepe kazı çalışmaları 1995 yılından günümüze kadar AAE tarafından devam ettirilmektedir.
3.7. Hassek Höyük
3.7.1. Konumu:
Aşağı ve Yukarı Tillakin mahallelerinin arasında ve Hınıç köyünün tam karşı kıyısnda bulunmaktadır.59
3.7.2 Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
57 Selahattin Erdemgil, Mustafa Büyükkolancı, “1990 Yılı Efes-Ayasuluk Tepesi Prehistorik Kazısı”,
Kazı Sonuçları Toplantısı XIII/II, Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınları,
Ankara 1992, s. 265.
58 Klaus Schmidt, “ Gbekli Tepe”, 29. Kazı sonuçları toplantısı, C. 2, Ayrıbasım, Kocaeli 2007, s.
417.
59 Mehmet Özdoğan, Aşağı Fırat Havzası 1977 Yüzey Araştırmaları, Seri I, No: 2, Orta Doğu
Hassek Höyük M. Özdoğan’ın başkanlığındaki Aşağı Fırat Havzası 1977 Yüzey Araştırmaları sırasında bulunmuştur. 1978’de İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü ile Münih Üniversitesi’nin birlikte başladığı kazılar B. Hrouda ile M.R. Behm-Blancke başkanlığında 1986 yılı kazı sezonunun sonuna kadar devam etmiştir.
3.8. Hattuşaş/Boğazköy 3.8.1. Konumu:
Çorum il merkezinin güneybatısında, Sungurlu’nun güneydoğusunda,
Boğazkale ilçesinde bulunmaktadır.
3.8.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Boğazköy kazıları, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün uzun süreli bir projesidir. Burası 1834 yılında mimar ve arkeolog olan Charles Texier tarafından bulunmuştur. Texier, Tapınak, tahkimat ve kent kapılarının belgeleri ile birçok çizimi yayınladı. Ancak bu dönemde ve daha sonraki dönemlerde burayı ziyaret edenler bu ören yerini Hititlere ait değilde Med yerleşmesi veya Galat yerleşmesi sanmışlardır. Hititlerin kimsenin aklına gelmemesinin nedeni ise antik çağ yazarlarından Herodot’un ve Strabon’un kitaplarında Anadolu’dan bahsederken Hititlerden hiç bahsetmemesinden kaynaklanıyordu. Hititler o zamanlar sadece mısır yazıtlarıyla Tevrat’ta geçiyordu. Buralarda ise Hititlerin Kuzey Filistin ve Suriye’de oturdukları yazıyordu.60
Osmanlı devleti döneminde 1906 yılında İstanbul’daki Osmanlı Müzesi adına kazılar başlatılmıştır. Kazılar Theodor Makridy ve Hugo Winckler yönetiminde başlamıştır. Aynı 2500 tablet parçası ele geçirilmiştir. Bu tablet parçaları burasının Hititlerin başkenti olduğunu ispatlamıştır. Daha finansman bulunarak 1907 yılında daha geniş bir çerçevede kazılar yapıldı. Bu yapılan kazılar ile yüzeydeki görülebilen kalıntılar ilk kez eksiksiz olarak belgelendi.
Daha sonraki süreçte Makridy ve Winckler 2 tane daha kapsamlı çalışma yapmıştır. 1931 Alman Arkeoloji Enstitüsü(AAE) ve Alman Şarkiyat Enstitüsü
60
(AŞE) tarafından yeni bir çalışma başlatıldı. Kazı başkanı olarak Kurt Bittel atandı. Savaş yıllarını es geçecek olur isek Boğazköy kazıları kazıldığı ve araştırıldığı ilk günden itibaren günümüze kadar araştırılmaya devam etmektedir. Genel bir değerlendirme yapacak olur isek kazıların arkeolojik sonuçlarına ilişkin 25’in üzerinde cilt yayımlandı. Çivi yazılı metinlerin sayısı ise 130 cildi geçmiştir.61 Günümüzde hala kazı ve araştırmaları devam etmektedir.
3.9. Karatepe-Aslantaş 3.9.1. Konumu:
Adana İlinin 100 km. kadar kuzeydoğusunda, Kadirli ilçesinin (Kadirli ilçesi
günümüzde Osmaniye’ye bağlıdır)62 25 km. kadar güneydoğusunda ve Ceyhan nehrinin hemen kıyısında bulunan doğal bir tepedir.63
3.9.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
1946 yılında İstanbul Üniversitesi’nden Bossert ve Çambel, bir çobanın aslan heykelinden bahsetmesinden sonra Karatepe’ye gittiler. 1947 yılında kazılar başladı. 1947 yılından 1950 yılına kadar iki kapı ortaya çıkardılar. 64Karatepe-Aslantaş çalışmaları 1952 yılından beri H. Çambel’in başkanlığında yürütülmektedir. Çoğu ören yerinde olduğu gibi Karatepe-Aslantaş’taki çalışmalarda barajlardan nasibini almıştır. Fakat 1987 yılında Karatepe’deki restorasyon çalışmaları tekrar başladı. 1997 yılından itibaren H. Çambel ve AAE tekrar topografi ve mimari üzerine çalışmaya başlamıştır. Karatepe-Aslantaş günümüzde milli park olarak hizmet vermektedir. 3.10. Latmos Region 3.10.1. Konumu: 61 Türe, age., s. 92. 62 Resmi Gazete, S. 22801, 28.10.1996, s. 1.
63 A. Mühibbe Darga, Anadolu Araştırmaları, Edebiyat Fakültesi Basımevi, istanbul 1986, s. 371.
64
Muğla iline bağlı Milas ilçesinde Kapıkırı mevkiinde bulunmaktadır.
3.10.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
İlk sistemli araştırmalar I. Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte Theodor Wiegand tarafından başlatılmıştır. 1905 yılından 1914 yılına kadar burada toplam 9 yıl araştırma yapmıştır. Latmos’taki sistemli çalışmalar 1976 yılından 1979 yılına kadar Alman Araştırma Kurumu tarafından desteklenmiştir. 1985 yılından itibaren ise AAE burada çalışmalarını Anneliese Peschlow başkanlığında devam ettirmektedir.65
3.11. Lidar Höyük 3.11.1. Konumu:
Şanlıurfa İl merkezinde bulunan Bozova ilçesinin 20-25 km. kadar kuzeyinde Atatürk Barajı Göl suları altında kalmadan önce Lidar Köyü’nde bulunmaktaydı.
3.11.2. Kazı ve Araştırma Tarihçesi:
Lidar Höyük ilk defa 1977 yılında Aşağı Fırat Havzası Projesi’nde bulunmuştur. 1977 yılından höyüğün Baraj suları altında kalmasına kadar olan dönemde AAE ve Heidelberg Üniversitesi adına H. Hauptmann kazı başkanlığı görevini üstlenmiştir. 9 kazı mevsimi süren araştırmalarda daha çok üst tabakalar gün ışığına çıkartılmaya çalışılmıştır. 1987 yılında Höyük baraj suları altında kalmıştır.
3.12. Miletos 3.12.1. Konumu:
Aydın İl’inin Didim ilçesine bağlı Balat köyünde bulunmaktadır.66
65 Hüseyin Murat Özgen, Latmos (Beşparmak) Dağları Güzeltepe’deki Antik Yerleşim, İstanbul
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2002, s. 1. 66