^ı ııa ıu uu ııu tı ııu ıii iıı ın ıu ııi H ti iu iin iii ın ııı ııı ıii m H iıı ıii )n nı ut ıı< tu H tı ııı iii ui H iıı ııı i2 in ın ııı ui H iıı ııi i!i iii !iı ııı ııu uı ın ııı iiu nı ııı iM m ııı i!i !m uı ııı ııı ııı ııı ıu >n uı ııı ııı iM iıı ııı ııı ııı ıu iiH iıı ıii iiu ııı ııı ıın iiu ıtı ııı ııı ııu ııı ııı ııı ıu ın ıiı ııı ııı ııı ıu iM i(i iH iıı ıu m ııı ııı ıın ı« ııi M iıı ııı ıı> iH iiM iıı ııı ııı tii fiı ııı i{i ır
kırıklığının
faikındaydım
sorumu öfke
Yazan :
K . Z . G ENÇ OSM AK
Bir kere adım
Hazım la devamlı beraberdik
ile karşıladı:
Anlatan :
Yusuf YILDIR9M Lİ
haine çıktı
Komünisllerin Nazım ın eleştirilerine ku
laklarını tıkamalarım önce çok yadırgamış
ım . Fakat onun gibi tanınmış bir komünisti
kaba kuvvetle susturmanın Rusya'nın pres-v
îij yönünden pek işine gelmediğini anladım
sonra Nazım da aynı kanaatteydi anlaşılan.
Nazım’ı arasım ünivrsite- ye, bazı enstitülere davet e- derlerdi. Birkaç kere beni de beraber götürdü. Oralarda verdiği konferanslarda açık ça hayat pahalılığından, hür riyetsizlikten, yöneticilerin kötü idaresinden örnekler ve rerek şikâyet ediyordu. Hal kın düşünülmediğini çekinme den anlatıyordu. Halk saatler ce kuyrukta beklediği halde komünistlerin özel mağazala rı olduğunu söylüyordu.
Beri bunları kulaklarımla dinlerken hayret eder, nasıl izin verdiklerine şaşardım. A- ma kısa zamanda anladım ki, milletlerarası komünizm âle minde Nazım Hikmet tanın mış bir insandt; onu kaba kuvvet yoluyla susturmanın bu âlemde zararlı tepkilere vol açmasından çekiniyor ol malıydılar. Nazım da aynı ka naatteydi, yaptıklarını biraz da buna güvenerek yapıyor du.
NAZIM İLE
|| AZİM Hikmet’le devamlı olarak beraberdik. Her gün de aynı konulan
de-■■¿rişik yönleriyle konuşur dururduk. Komünist Partisi’ni, idarecilerini açık
açık eleştiriyorduk. Bir hayal kırıklığı içinde olduğunu görüyordum. Ama gu
ruru yüzünden çıplak sözlerle ifade etmese de komünizm haklımdaki düşün
celerinin seyrini çizerken bu hal kendini gösteriyordu.
Ben Nazım’da bir vic
dan azabı da seziyordum.
Bir gün söyledim de bu
nu kendisine:
— “Bir hayal olduğunu
senin de itiraf ettiğin bu
düzenin savunuculuğun
dan vaz geçsen horıı mil
letin için faydalı olacak
sın, hem de vicdan aza
bından kurtulacaksın. Ba
na öyle geliyor.”
Gene sinirli konuştu.
Artık öğrenmiştim: Duy
gulu olduğu konuları or
taya attığım zaman
si
nirlendiğini görüyordum:
— “Benim Türkiye’de
müspet tarafım olamaz”
dedi. “Çünkü bana pek
haklı olarak bir kere ha
in damgasını vurdular-
Sonra ben şartlar ne olur
sa olsun fikrimi açıkça
söyleyen adamımdır. Hü
lâsa olmaz.”
Çoktan beri sormayı
tasarlayıp da bir türlü
galiba cesaret
edemedi
ğim bü’ sorum daha var
dı:
— “Türkiye’de iken A-
tatürk’ü
sevmediğinizi
duymuştum. Acaba doğ
ru muydu?”
— “Evet doğrudur”
dedi. “Her komünist gibi
ben de o zaman Atatürk’ü
sevmezdim.”
—1
“Yanlış duy madam
sa o zamanlar sevmezdim
dediniz? Zamanla kanaa
tinizde değişiklikler mi
oldu?”
Bunu da hemen tasdik etti: — “Evet, anladığınız gibi... Olumsuz olan kanaatim de ğişti. Buraya gelip, herşeyi gözlerimle görüp anladıktan sonra... Eğer buraya gelme- seydim, Türkiye’de belki da ha ağır eylemlere girişmeye kalkardım.”
Sonra biraz daha eskilere döndü. Yani Atatürk'ün ha yatta olduğu döneme...
— “Ben o zamanlar Türki ye’deydim, ama Türkiye’den çok Rusya ile ilgileniyordum. Moskova’da aldığım eğitim komünizmin Rusya’dan sonra bütün dünyada uygulanacağı na beni inandırmıştı.
fşte o zamanlar Atatürk için de şöyle düşünürdüm: Atatürk ilhamını Leniıı’den aldı. Rusya’da yapıldığı gibi. Türkiye’den de yabancı ser mayeyi şirketleriyle, firınala rıyle söküp attı. Eğitime önem verdi. Türkiye'de komünist partisi açılmasına da müsaa de etti. Demek ki Lenin'in. komünizm düzeni fikri hariç öbür bütün fikirlerini de be nimsemişti.
Öte yandan, Atatürk artık yavaş yavaş batıya yönelme ye başlamış ve burjuva çem berine sıkışıp kalmıştı. Hepsi birbirinden önemli olan harf, şapka, medenî kanun devrim- lerini yapmasına rağmen, toprak ve diğer reformları yapmaya cesaret edemiyordu.
Çünkü hükümette burjuva çok kuvvetliydi.
Eğer burjuvazinin tesiri al tında kaJmasuydı Atatürk, Rusya'da olduğu gibi bütün reformları yaparak, gene Rus ya’da olduğu gibi başına buy ruk bir cumhuriyet kurmııs olurdu."
Bu son sozleı>e gülerek. — “Yani” dedim. - “Ancak şimdi burada farkına vardığı mız türde Türk mîlleti de Sovyet milletleri gibi, dört başı mamur hiir (!), mutlu t !) bir hayata kavuşmuş o- lurdu, değil m i?”
YANILIŞIN HİKAYESİ
Nazmı buna kahkaha ile güldü:
— "Evet, o zamanlar ka naatim öyle idi.”
Dikkat ettim, Nâzım Hik met “O zamanlar” dediği dö nemde böyle düşünmüş olma sının nedenlerini de açıkla mak ihtiyacı içinde... Kendisi eğitimini Moskovada yaptığı, o kadar zaman Rusya’da bu lunduğu halde komünizmin bu sahteliklerini görmemiş miy di ? Neden mllar vılı bunda ısrar etti?
Bu açıklamayı, beni örnek alarak yaptı:
— “Sen komünizmi benim sediğinden ve burada uygu landığına inandığından dola yı Türkiye’den kaçıp buraya geldin, değil m i? Tabiî bura da sana inanmadılar. Kuşku landıkları için de o zaman hapsettiler. Çünkü Ruslar sa vaş halindeydi. Almanlar bü tün cepheleri yarmış, yıldırım taarruzuna geçmişlerdi. Belki de, zayıf bir ihtimal de olsa, savaş olmasaydı seni tutukla- mazlardı. O zaman seni, hiç bir yeri görmeden, hiç kimse ile konuşmadan şahane bir yerde tecrit edecekler, ko münizm uğrunda, yani burju va düşmanı olarak yetiştire ceklerdi. Sana örnek köyleri, oralardaki çiftlikleri, örnek işçi semtlerini, fabrikaları gösterecek, sonra da Türkiye veya bir başka ülkede burju
va hükümetini yıkmak için anarşi çıkarmak, suikastlcı tertiplemek, mitingler, yürü yüşler, grevler hazırlamak gi bi görevler vereceklerdi.
Seni yetiştirdikten sonra Türkiye’ye gönderdiklerini farzedelim. Sen ne vypardın? Burada g >rdii !i bütün ör-
rıeklei’ity k ü m- £■, m, nueKctirı-
de de yapılın;.. ,nı isteyecek, komünizm düzeninin uygula- masıvle milletinin hürriyete, mutlu hayata kavuşacağına inanmış olacaktın.”
Bu sözlerle, gûya örnek o- larak bon gösteriliyordum, a- ma aslında Nâzım Hikmet vaktiyle nasıl aldatılmış ol duğunun bütün bir hikâyesi ni anlatmış oluyordu.
— “Demek sizi böyle şart landırarak yolladılar..”
— “Evet, öyle oldu” dedi. “İste ben Türkiye’ye hu anla yışla gelince de Atatürk’ü bir “Burıuva generali” gibi gör düm.”
VATAN HASRETİ
Ben de ona Türkiye’deki yambşımın, daha doğrusu ya nıltmışımın — ki kendisi de bu işte baş sorumlu idi — öy küsünü anlatarak:
— “İşte ben de bu yüzden kaçmıştım” dedim. Tek tesel limin de Türkiye’de iken hiç bir eyleme katılmamak oldu ğunu ekledim bu sözlerime..
— “Eyleme geçmemekle şunun için çok iyi etmişsin: Çünkü geçmiş olsaydın, benim gibi, gerçekleri gördükten sonra hayatın boyunca vicdan azabı çekmekten kurtulama yacaktın.”
— “Ya sen ?”
— “Hemen söyleyeyim: Va tan hasreti, oğlum Memet’in hasreti ve vicdan azabı beni ömrümün sonuna kadar kıv- randıracak. Bunu da biliyo rum.”
Nâzım Hikmet, Rusya’daki hayatı ve yöneticileri evine gelenlerle konuşurken de a- çıkça ve ağır sözlerle eleştiri yordu.
MARATTN
TARTIŞMASI
Bir gün Marat la Nâzım'ın kavgalarına şahit oldum. Ma- rnt, şairin tenkitlerine sinirle niyor:
— “Kendine de, bize de kö tülük ediyorsun” diyordu. "Bu bozgunculuğunla Türk halklarının davalarına da za rarlı oluyorsun. Şan ve şöhre tine o kadar da güvenme...” Nazım bir ara, “Marks'la Engols'in komünizm teorisini komünistlerin çıkarı için koy madığını” söyleyince Marat:
— “Ya. demek komünistle rin tiinıü hain öyle m i? Yok sa biz dc mi hainiz?” diye sormuş. Nazım Hikmet de hiç düşünmeden:
— “Evet” i yapıştırmıştı. — “Şimdi anladım” dedi Marat. “Demek senin bir bur juva, bir emperyalist, bir ka pitalistten farkın yokmuş! Hattâ son meğer onlardan daha da tehlikeliymişsin..”
Kavga eden bu iki komü nistten biri hainliğinin vicdan azabını çekiyor, öteki hainlik ten ve komünistlerin uşaklı ğından hâlâ zevk duyuyordu.
Marat selâm bile vermeden arabasına binip uzaklaşırken, Nazım kendi kendine konuşur gibi devam ediyordu:
— “Her şeyi göre göre ya lan söylevenleri gördükçe ko münist olduğuma lanet edi yorum. Ama elden ne gelir, ok yaydan çıkmış bir kere...”
Nazım’m ağzından bu çeşit sözleri sık sık duyuyordum:
— “Komünist olduğuna madem lânet ediyorsun” de dim. “Türkiye’ye dön deme yeyim, ama bir geziye çıkışta neden dış ülkelerden herhan gi birinde kalmıyorsun? Ko münizmin içyüzünü öğrenen hayli tanınmış şahsiyet böyle vapmadı m ı’’ ”
— “Eğer benim durumumu birazcık olsun diisiinmüş, ka rakterimi de iyi bilmiş olsay dım bunu sormazdın bana...”
Y A R I N :
Nazım’ la yapılan bir
mülakat
NAZIM Hikmet, Rusları şiddetle tenkit ediyor, düştüler” diyordu. Şair verdiği konferanslarda
“Lenin’den sonrakiler birbirlerine da eleştirilerine devam ediyordu.
ondaki hayal
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi