• Sonuç bulunamadı

Tarihin en büyük adamını hatırlarken

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Tarihin en büyük adamını hatırlarken"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

10

I k i n c i t e ş r m

18 4 0

________

C A Ö A f c O Ö L Ü No. 82

T E L E F O N : 24136

T E L G R A F ; V A T A N

İst.

RAŞMTnaa’KKtaî:

AHMET EMİN Y A L M A N

t verici bir müjde olarak selâm- e ve toprağımızda şövalye as- yle yasımıza iştirak eden büyük

şükranlarımın ifadesidir, timizin fedakâr, sadık hâdimi, Itantaz siması,

rdiğin Türk milleti ile beraber liyoruz. Bütün hayatında bize din. Emin ol, aziz hatıran sön- ıızı daima ateşli ve uyanık EÎStCÜMHUR: ismet İnönü

Ebedî Şi

A

Büyük Türk Milletine;

Bütün ömrünü hizmetine vakf) ram kolları üstünde Ulu Atatürk’ rine tevdi edilmiştir. Hakikatte 3

onun için aşk ve iftiharla dolu göğsüdür.

Atatürk, tarihte uğradığımız e gününde meydana atılmış, Türk olduğunu iddia ve ilân etmiştir. 1

mamış olan gür sesi, asla yıpran: bütün cihannı şuuruna nüfuz etm

(2)

t

V A T A N

Benim Oörflşflmle s

Y I L D Ö N Ü M Ü

Atatürk’ ün ölümünün üçüncü yılma girdik, İnönünün Türkiye Reisicüm'Kurlırğuna intihabının üçüncü yılma giriyoruz. Birinin kabri önünde huşû ile eğilerek hatırasını minnetle anarken saf­ larında tek ferdi noksan bulun- mıyan Türk milleti, ötekinin et­ rafında da emirlerini bekliyen saflar halinde toplanmıştır ve bu saflarda da teîk fert noksan d e ­ ğildir. Esarete mahkûm edilmek istenen Türk milletine hür bir vatan kazandıran ve padişahlar­ la vezirlerin asırlar içinde tahak­ kuk ettiremedikleri inkılâpları beş on yıla sığdıran Mustafa Kemal ölürken, dünya ufuklarını karar­ tan bulutlar gittikçe çoğalmıya başlamıştı; fakat o müsterih öldü. Makamına eski cenk ve hükümet arkadaşı İsmet İnönünün gelece­ ğinde şüphesi yoktu ve içinde

bulunabileceğimiz ahval ve şe­ rait ne kadar çetin, ne kadar va­ him olursa olsun onun aldığı emanete kıl kadar ziyan getirmi- yeceğinden emindi. Bugün kana garkolmuş bir dünya üzerinde­ yiz ve hudutlarımızdan meş um gürültüsü duyulacak kadar harp bize yaklaşmıştır. Fakat biz sulh içindeyiz ve „memleketin terakki­ si için, hudutların ötesinde hiçbir şey yokmuş gibi çalışıyoruz. Müs­ terih oluşumuz başımızdaki Millî Şefin kanımızı öz yavrularının kanı gibi esirgediğini bildiğimiz- dendir. Ayni zamanda da, şeref ve istiklâlimizi korumak için baş­ ka bir çare ve yol kalmazsa en büyük vatan vazifesine çağrıla­ cağımızı bilişimizdendir.

Allah muini olsun! Allah muinimiz olsun!

NAHÎD SIRRI

-10

-

11

-

940

Samsunda Gaz

Buhranı Var

Tevzıaiiîi îyi Yapam am asından Ha))c

G azsız ‘ Kalıyor. Benzin

Tevzs&bndan da Ş i k â y e t Ediliyor,

ikh/ bunları Samsun (Vatanî)^— Bir

aydır vilâyetimizde ga z ve ben­ zin sıkıntısı vardır. Bu yüzden, nakik vasıtaları Ziyadarı, yüksel­ miş olduğu gf’oi yuderoe fakir- aile de karanlıkta oturmıya baş­ lamışlardır. Bdhrsmın başlıca se­ b e b i: Esasen az miktaıda gel­ mekte t olan /petrol1- tevziatının iyi bir şekiide yapıkunatmasıdır. Y ap­ tığım tetkiklere nazaran celbedi- Jen gaz ve^benzsr’ er belediyenin vermekte olduğu ihtiyaç vesika- larile alâkalılara tevzi- edilmek­ tedir. Fakat iyi ■> idare edileni iyen bu işte birçctk ha'ksrzhklara m ey­ dan verilmekte ve b u .yüzden fa­ kir halk sıkıntı çekmektedir. Bir takım muhtekirlerin şuradan b u ­ radan uydurdukları şehad-etna- melere istinaden belediyeden 2 1 kuruşa gaz tedarik ettikleri ve

mahalline vermiyerek 40 ve hattâ 50 kuruşa kadar sat­ tıkları görülmektedir.

On binden fazla nüfusu olan Bafra kaza merkezine - 98 köyü de dahil olmak şartile - aylık ihtiyacına tekabül etmek üzere sadece 4 varil gaz verilirken me­ selâ: Sasmun - Bafra şosesi üze­ rinde ve Muşta nam mevkide bulunan bir uğrak bakkalına bir varil verilmekte ve fiyat mura­ kabe komisyonunun 21 kuruş olarak fiyat tesbit etmiş olmasına rağmen civarında bulunan beş on köy halkına kilosu 50 kuruşa ka­ dar satılmaktadır. Halbuki bu bakkal civarında bulunan 1 2 köy halkına tesbit edilen fiyattan sat­ mak üzere belediyeden gaz al­ maktadır. Benzin tevziatı da ay­ ni şekilde yapılmaktadır.

Olmuş Hikâyeler

Gazetemizde Devamlı Bir Müsabaka A çı­

yoruz : Hakikî Hikâyeler Müsabakası

Bu memleket o kadar sür.’atli de­ ğişiklikler geçirmiştir ki, hemen her birimizin hayatı hikâye,h attâ ro - man malzemesile doludur. Kendi ha­ va tnnızda, eğer yoksa akrabamızın, tanıdıklarımızın hayatında, hikâye mevzuu olacak'hakikî vakalar mut­ laka vardır.

Bugün Avrupada, Aanerikada ha­ yali hikâyelerden bikkmlık gelmiş ve hakikî hikâye cereyanı açılmıştır. Biz de bu cereyanı memleketimizde- açmak istiyoruz.

Şartlarımız şunlardır:

1 __Her hikâye ile beraber bunun esası hakiki olduğunu teinin ederi yolda bir not gönderilecektir.

2 — Hikâye bir sütunu geçmiye- cektir. Pek alâka uyandıracak bir' şekilde ise her bir saihası bir sütun olmak üzere iki, nihayet üç kısımlı ve mabattı hikâye kabul edilebilir.

3 — Vakadaki şahısların hüviyeti anlaşılmasın diye isim, vaka yeri, ba zı teferrüat değiştirilecektir.

4 — Yazdar kâğıdın bir tarafına yazılacaktır. Zarfların üstüne hikâye müsabakası cümlesini ilâve ediniz.

5 — Neşredilmiyen hikâyeler pul­ lu bir zarf gönderenlere iade edile­ cektir.

6 — Neşredilen her hikâyeye üç Ura ücret verilecektir. Ayın sonunda bir edebi heyet tarafından ayın en iyi hikâyesi olarak seçilecek hikâye ayrıca on lira birincilik mükâfatı ka­ zanacaktır.

Ecnebi memleketlerde yazıya isti­ dadı olan birçok insanlar kendi ken­ dilerini bu gibi müsabakalar sayesin­ de keşfetmişlerdir.

Kendinize güveniyorsanız yazı is­ tidadınızı deneyiniz.

Parti Eaza Kongreleri

Açıldı

Halk Partisi kaza kongreleri açılmıya başlıyor. Dün saat 15 de Beyoğlu kaza kongresi kaza mer­ kezinde toplanmıştır.

V ali Lûtfi Kindar, Vilâyet Par- ti idare heyeti reisi ve İzmir m e­ busu Reaşd Mimaroğlu, Vilâyet umumî meclisi âzaları ve Parti erkânı kongrede hazır «bulunmuş­ lardır.

Toplantıda evvelâ idare heye­ tinin raporu okunmuş, bundan sonra idare heyeti âzaları ve V i­ lâyet kongresine iştirak edecek olan mümessiller seçilmişlerdir.

Belediyede:

Kadıköy kanalizasyonu — Kadıköy halkından bir kısmı belediyeye mü­ racaatla köyün imar işinden evve kanalizasyon inşasına başlanmas temennisinde bulunmuşlardır. Yapı lan tetkikat neticesinde buna imkâı olmadığı görülmüştür. Çünkü- on se ne kadar süreceği tahmin edileı kanalizasyon inşaatı sırasznda ima işi gecikecektir. Bunun için tercihaı imar işine başlanacaktır.

2225 Tale b e

Devlet Olgunluk

Diploması Aldı

Orta okullarla liselerden ge­ çen yıl alman randıman evvelki seneye nisbeten daha iyidir. 939- 940 ders yılında liselerin son sı­ nıflarında 4772 talebe vardı. Bu talebeden yüzde otuz altısı liseyi ikmal etmişlerdir. Olgunluk im­ tihanına girenlerin miktarı ise 3 166 dır. Bu talebeden 2225 i muvaffak olmuş ve devlet olgun­ luk diploması almıştır.

Ayni ders yılı içinde muallim mekteplerde orta mekteplerin son sınıflarında 21,502 talebe mevcuttu. Bu talebeden 9117 adedi muvaffak olmuş ve diplo­ m a almıştır. İkmale kalan tale­ be 941 yılı Haziran ve Eylül ayla­ rında yapılacak olan imtihanlara girebileceklerdir.

FazliTVoÎcu Taşıyan

Otobüs Şoförleri

Beraat Ettiler

Belediye ile A dliye arasında ■bir ihtilâf çıkmıştır. Son zaman­ larda nakil vasıtalarının yolcula­ rı arttığı için Belediye zabıta m e­ murları otobüslerine fazla yolcu alan şoförlere ceza kesmiye baş­ lamışlardır. Bu şekilde tecziye edilen yüzlerce şoför mahkeme­ lere müracaat ederek karara iti­ raz etmişlerdir. Bunlar diyorlar ki:

— Otobüslere fazla yolcu al­ maktan şoförler değil, bilet m e­ murları mesuldürler. Biz araba­ ları idare ettiğimiz için yolcular­ la meşgul olamayız.

Mahkemeler şoförleri haklı bulmuşlar ve Belediyelerin ver­ dikleri kararları bozmuşlardır. Belediye de iddiasında ısrar etti­ ği için davaları temyiz etmiştir.---o---

---Sinsmalar Bugünkü

Hasılatı Hava Kurumuna

Bırakıyorlar

Şehrimizdeki İpek, Saray ve Melek sinemalarının sahipleri V i­ lâyete müracaatle Ebedî Şefin ve­ fatlarının ikinci yıldönümü olan bugünkü hasılatlarını Türk Hava kurumuna teberrü edeceklerini bildirmişlerdir. Bu sinemalar matine ve süvarelerinde Atatür­ k’ün hayatı ile cenaze merasimi­ ne ve Türkkuşunun faaliyetine dair filimler göstereceklerdir.

---

o---Piyasada:

Askerlerimize KışlıK Eşya

Teberru Faaliyeti Artıyor

Birçok Okuyucularımız Hediye Edilecek

E ş y a F i y a t l a r ı n ı n

Lüzumsuz Yüksekliğinden Şikâyet Ediyor

Paraşüt Kulesinin

inşasına Takında

Başlanacak

Tramvay, tünel, şimendifer, vapur ve diğer nakil vasıtaların­ da yolcu biletlerine Hava Kuru­ mu namına on para zam yapılma­ sı hakkında umumî meclise ve­ rilen takrir tetkik edilmektedir. Bu suretle tahsil edilecek para ile şehrin paraşüt kulesi yapılacak­ tır. Kulenin plânı Prosta yaptırıl­ mış ve yeri tayin olunmuştur. Y e ­ ni paraşüt kulesi stadyomun y a ­ nında yapılacaktır. Kulenin d e­ mir malzemesi evelce tedarik edilmiş olduğundan diğer tefer­ ruatın da hazırlanmasına başlan­ mıştır. Yeni yapılacak kule A n ­ kara ve İzmir kuleleri gi'bi, fakat onlardan yüksek olacaktır. Kule geceleri elektrikle tanvir edile­ cektir. İnşaata yakında başlana­ caktır.

SİYASÎ

İCMAL

Halkevlerinde kızlarımız askerlerimize kışlık giyecek hazırlıyorlar

Kereste ve odun bbllaştı — Vilâ­ yet orman müdürlüğü îstanbula bağ­ lı kazaların odun ihtiyaçlarını tama- mile temin etmiştir. Kazalar, her köyden gelen listelere göre kışlık ih­ tiyacı tesbit ederek orman idaresine bildirmişlerdir. Zingal Şirketi ile Kastamonu ve mülhakatından çok miktarda kereste gelmektedir. Alâ­ kadarlar bugünkü vaziyet karşısında bir kereste buhranının mevzu bahsol madiğini söylemişlerdir.

İstanbul kambiyo borsası açıla­ cak — Maliye Vekâleti Istanbulda da bir kambiyo ve esham borsasının açılmasına karar vermiştir. Buna da­ ir hazırlanan kanun lâyihası Büyük Millet Meclisine verilmiştir. Kıtr.bi- yo borsası üç senelik bir tecrübe dev resi için kapatılmıştı. Bu müddet te dolmuştur.

Askerlerimize kışlık giyecek hediye edebilmek için başhyan faaliyet gün geçtikçe genişlemek­ tedir.

K a dn ve kızlarımız H alkevle­ rinde kurulan dikiş bürolarında çalışarak erlerimize giyecek dik­ mektedirler. Diğer taraftan ka­ dınlarımız aralarında eşya topla­ mak üzere komiteler seçmekte­ dirler.

Matbaamıza müteaddit mek­ tuplar göndererek karilerimiz gi­ yecek eşya tedariki etrafında müteaddid temennilerde bulun­ maktadırlar. Bu meyanda bilhas­ sa nazarı dikkati celbeden müta­ lâalar meyamnda giyecek malze­ mesinin lüzumsuz pahalılığına işaret edilmektedir. Karilerimi­ zin birçoğu bunların tedariki hu­ susunda Sümer Bahk müessesele- rinin nazım rolü oynıyacak şekil­ de faaliyet göstermesini ve bun­ ların tedariki hususunda halka

kolaylıklar gösterilmesi için ted­ birler alınmasını istiyenler de vardır. Ezcümle Sümer Bank ve Yerli Mallar müesseselerinin vit­ rinlerinde hediye edilecek eşya­ nın teşhir edilmesi de istenilmek­ tedir.

Diğer taraftan bir kariimiz de örgü yünleri satan müesseselerin fırsattan istifade yoluna saptıkla­ rına işaret etmektedir. Bu kani­ mizin bildirdiğine göre:

1 — Piyasada satılan örgü yünleri sağlam değildir.

2 — Gramajlar noksan ve birbirlerine uymamaktadır.

Piyasada 65 den başlıyarak 90 grama kadar muhtelif örgü yünleri vardır.

Halkımızın yurtseverlikte bir­ birine rekabete kalkıştığı şu gün­ lerde ileri sürülen mütalâaları na­ zarı dikkate almak yerinde bir hareket olur.

Bir Ana, Âşıkına

Kavuşmak İçin

Evlâdını Zehirlemiş

İzmitte Hayriye adlı bir kadın henüz dört yaşında bulunan o ğ ­ lunu zehirliyerek öldürmüştür. Hayriye bir müddet evvel Haşan adında biri ile sevişmiye başla­ mış ve bu adamla eVİenmiye ka­ rar vermiştir. Haşan çocuğu o l­ duğu için Hayriye ile evlenmek istememiştir. Haşandan başka gözleri birşey görmiyen Hayriye aşığı ile birleşmek için yavrusu­ nu zehirliyerek öldürmüştür. H â­ diseyi haber alan polis Hayriye ile Haşanı yakalıyarak A dliyeye teslim etmiştir.

• O

-Ecnebi Profesörlerin

Mukaveleleri uzatıldı

Ankara, 9 (T elefon la) — Dil, Tarih ve Coğrafya enstitüsünde çalıştırılan 15 yabancı mütehas­ sıs profesörün mukaveleleri bir sene müddetçe Vekiller heyetin­ ce uzatılmıştır.

Dilenciyi Öldüren

Şimdide Cinayetini

İnkâr Ediyor

Bayramın birinci günü Havva isminde seksenlik bir kadını ku­ zu gibi boğazladığı için yakala­ nan Remzi, hâkimin önünde ci­ nayeti bütün maksadile itiraf et­ mişti. Birkaç gün tevkifhanede kaldıktan sonra müddeiumumi­ likte tekrar isticvap edilince:

— Ne münasebet ben kimse­ yi öldürmedim. Hem on lira için adam öldürülür mü? Demiş ve herşeyi inkâr etmiştir. Remzi al­ dığı on lirayı verdiğini iddia et­ tiği adamlar da çağırtılmış onlar da:

— Remzi kendisine iftira eder­ ken bize de iftira ediyor. Bize para vermedi,, demişlerdir.

---

o---ızmirde Yapılan İhracat

İzmir, 9 — îlkteşrin ayında İzmir limanından muhtelif ecnebi memle­ ketlere 3,489.678 lira kıymetinde muhtelif mahsul ve 323417 lira kıy­ metinde 2246 hayvan ihraç edilmiştir

Üniversitelilere T ek

Paso Veriliyor

Üniversiteliler için kabul edi­ len tek paso yakında talebeye tevzi edilecektir.

Münakalât Vekâleti bu husus­ taki kararını Üniversite rektörlü­ ğüne bildirmiştir.

Yeniden hazırlanan beyaz kar­ ton üzerine basılmış hüviyetler talebenin bir işte olup olmadığı tefrik edilmeksizin bütün Üni­ versitelilere verilecektir. Bu tek pasolar bütün nakliye vasıtala­ rında muteber olacaktır.

---o---A nkara ---o---A t Yarışları

Tehir Edildi

Ankara, 9 (T elefon la ) — Y a ­ rın bütün yurdda aziz Atatür­ k’ ün matemi tutulacaktır. Her yerde olduğu gibi Ankarada da Ebedî Şefin hatırasına hürmeten eğlence yerleri faaliyetlerini tatil edeceklerdir.

Bu cümleden olmak üzere ya­ rın şehrimizde yapılması karar­

l a ş t ı r ı l m ı ş bulunan sonbahar at koşuları 16 ikinciteşrin cumarte­ si günü saat 14 de tehir edilmiş­ tir.

Adliyede:

Bir fıçı hırsızı yakalandı — Mus­ tafa oğlu Haşan isminde bir sabıka­ lı Yemişte bir yağ imalâthanesinin meydanda bıraktığı fıçılara musal­ lat olmuş, her gün birkaç tanesini a- şırıyormuş. Dün yine fıçı çalarken cürmümeşhut halinde yakalanmış - tır. .Sultanahmet sulh birinci ceza hâkimi sorgusunu yaptı ve üç ay on beş gün hapis cezası verdi ve derhal tevkif etti.

Üç ölüm vakasının failleri muha­ keme edildi — Birinci ağır ceza mah­ kemesi dün üç katil davasını tetkik etti. Birinci davanın suçlusu Nurten isminde on üç yaşında Eyüplü bir kız dır. Elindeki gülü almak istiyen Meh medin dizine iğne batırarak öldür - düğü iddia ediliyordu. Tıbbı adli mü essesesinden rapor istenmesi için mu hakeme tâlik edildi. Hüseyin Ercan da karışım öldürdüğü için tevkif e- dilmişti. Üçüncü katil Tahir isminde bir gençti. Bu iki davanın bazı şahit­ leri dinlendi. Gelmiyen şahitlerin ça­ ğırılması için muhakemeleri tâlik e- dildi.

Bal Gibi Ganimet

Kavgası

Yazan: M . H . ZA L

vvelki akşam Ankara R adyo Jurnali bir fikir ileri sürdü: Alm anya, İtalyanm Arnavutlukta ezilmesine mem­ nundur. Bu sayede İtalyanm mü­ savi m evkide bir müttefik sıfati- le iddialarda bulunmasında kur­ tulacak, italyanm Fransa hak- kındaki taleplerini hafifletecek, hem kendisi arslan payım isti- yecek hem de Fransayı müfrit İtalyan taleplerine karşı hima­ ye etmekle kendine bağlıya­ cak...

Bu düşünce akla çok yakın geliyor. Zaten çok gariptir ki harpten evvelki Avrupada iki hakikî rakip varsa (bunlar, ittifak maskesine rağmen Alm anya ile İtalya idi. Her ikisinin iştihası hudutsuzdu, her ikisi ayni şey­ leri istiyorlardı. Her ikisi biri- birine karşı entrika yapmakla meşguldü.

Balkanlardan başka Avustur­ ya ve Macaristanda doğrudan doğruya çarpışıyorlardı. Roma, Avusturya ve Macaristanı d o ğ ­ rudan doğruya Alm anyaya kar­ şı himaye altına almıştı. Bu sa­ yede Almanları Brennerden uzak tutuyor ve kendi lehine bir nüfuz mmtakası kurmuş oluyordu.

Diğer taraftan Almanların kendi his ve ölçülerde kıymet vermedikleri insanlar varsa İtal- yanlardır. Üçüzlü ittifak diye senelerce gûya «birbirine bağlı bulunduktan sonra İtalyanm Umumî harpte bitaraf bile kal­ madığım, karşı tarafa iltihakını Almanlar hiçbir zaman unut­ mamışlardır. Buna dair Alman- yada çıkan kitaplar, yazılar, ka­ rikatürler kütüphaneler doldu ­ rur.

Hâdiselerin tazyiki ile iki memleket ister istemem- yoldaş olmuşlardır. Alm anya için bu yoldaşlık, İtalyayı işine geldiği m üddetçe yedekte sürüklemek mânâsına gelir. İtalya da eski R om a imparatorluğuna ait rü­ yalarını gerçekleştirmek için Almanyayı alet diye kullanmak ümidindedir.

Almanya Rom anya da birle- şince, İtalyanm iştihası kabar­ mış, «ben d e Yunanistanı yuta­ rım» demiştir. Fakat lokma b o ­ ğazında kalmıştır.

İki mihver memleketi arasın­ daki ganimet kavgasına ait son tezahür herhalde bu değildir. Bunun daha birçok eserlerini göreceğiz.

Sivrihisar Mayın

Gem im ize Merasimle

Bayrak Çekileli

Bundan bir m üddet evvel İn- gilterede inşa olunan Sivrihisar mayin gemisi dün sabah limanı­ mıza gelmiştir.

G em iye saat 16,30 da mera­ simle (bayrağımız çekilmiştir.

Merasimde askerî ve mülkî erkân hazır bulunmuşlardır.

Müteferrik:

Yeni bfr misafirhane — Şehrimiz« gelmekte olan muhacirlerin iskânla­ rı için alâkadar makamlar tarafın­ dan hazırlıklar yapılmaktadır. Sa- raybumundaki mâliyenin eski kır­ tasiye deposunun da muhacirlerin is­ kânlarına tahsis edilmesi düşünül • mektedir. Bu bina hâlen liman işlet­ mesinin idaresine ait ise de boştur.

B O R S A

9 ÎKINCITEŞRÎN 1940 Kapanış Sterlin 5.22 Dolar 132.20 İsviçre F ra 29.66 Drahmi 0.9950 Leva 1.615 Peçeta 13.845 Ley 0.6225 Pengö 26.43 Dinar 3.1625 Yen 31.0175 İsveç Kronu 30.98 ESHAM ve TAHVİLAT 1938 % 5 ikramiye» 19.15

Abone Ücreti

Türkiye dahilinde:

Senelik 6 aylık 8 aylık Aylık 1400 750 400 150 kuruş

Hariç memleketler:

Senelik 6 aylık 3 aylık Aylık 800 Kr. voktur

(3)

Tarihin En Biiyiik

Adamını Hatırlarken

Atatürk, Sen Toprak ve İstilâ Diye Çırpınan Bir Dün­

yanın Ortasında Başka Milletlere Tahakküm Etmenin

Ezici Bir Yük Olduğunu Keşfeden ilk İnsansın. Bütün

insanlara Nur Verdin, Sen de Nur İçinde Yat!

Yazan: Ahmet

T

arihin en 'büyük adamı odur.

Hepimizin ruhunda bu kanaat yerleşmiştir.

Niçin? Onu çok sevdiğimiz için mi? Yurdu muhakkak bir ölümden kurtardığı için mi? T a ­ assuba ve göreneğe dayanan ölü bir âlemi cesaretle yıkarak aklı zincirlerden kurtardığı v e bizi serbest inkişaf imkânlarına ka­ vuşturduğu için mi?

Hayır, bunların hepsi değil... Mustafa Kemal Atatürk, tarihin en büyük adamı unvanına, yal­ nız kendi milletine ait ölçülerle değil, en geniş tarih ölçülerile, insanlık ölçülerile hak kazanmış­ tır.

Harpten sonraki hasta dünya­ nın ortasında; kendi memleket­ lerindeki tehlikelerin, çaresizlik­ lerin, İçtimaî tazyiklerin yarattı­ ğı büyük çapta insanları gözden geçirelim. Atatürk’ ün insanca büyüklüğü karşısında ne kadar küçük, ne kadar zavallı kalırlar! Gelecek insan nesilleri Atatürk’ü gittikçe daha iyi anlıyacak, ona karşı gittikçe derin bir hayranlık duyacaktır. Buna mukabil, dün­ yayı kana, harabiye, cehalete boğan muasırlarına, en uzak ne­ siller tarafından bile lâyık olduk­ ları ağır sıfatlar verilecektir.

Atatürk, arazi

hırsının

bir

millet için felâket

olduğunu,

m illî yurt haricinde arazi sahi­

bi olmanın, yabancı milletler ü-

zerinde polislik etmenin bir mil­

let için şan, şeref değil, ezici,

boğucu bir yük olduğunu tarih,

'te ilk keşfeden insandır.

Her tarafı çöken bir dünya or­ tasında, kör körüne «toprak, top­ rak» diye kıvranan milletler ara­ sında bize fırsat mı yoktu? Başı­ mızda Mustafa Kemal gibi eşsiz bir kumandan, elimizde fedakâr­

lıktan yılmıyan bir ordu varken, büyük bir kısım halkımızda da Rumeli'de, başka yerlerde terket- tikleri eski yurdlar hakkında d e ­ rin hasret duyguları hüküm sürer­ ken macera imkânları mı bula­ m azdık? Böyle maksatlar için yoldaş mı seçemezdik? Şu veya bu tarafa iltihakımızı türlü türKi topraklar, menfaatler mukabilin­ de satmıya mı muvaffak olamaz­ dık?

Atatürk, numunelerini gördü­ ğümüz insanlar gibi milletlerinin hakikî menfaatini değil, kendi büyüklük zevkini, kendi hırsını düşünseydi kesif bir kumar heye­ canı duymak hevesile dünyanın macera sahalarında at oynatmı- ya kalkar, dünden kalan türlü türlü hislerin tesiri altında biz de seve seve arkasına düşerdik.

Atatürk kendi şahsî hisleri ba­ kımından bütün bu fırsatları red­ detti. Milleti maceralara sürükli- yecek yerde kökü eski asırlarda bulunan bütün istilâ emellerini ve heveslerini tam bir tasfiyeye uğrattı. Türk ordusuna bir istilâ kuvveti diye değil, ancak yurdu tecavüze karşı koruyacak bir mü­ dafaa silâhı diye umumî hayatı­ mızda yer verdi. Düşmanlarımız­ la asırlarca süren münaferetlere nihayet vererek tarihte eşi görül­ memiş dostluklar kurdu. Sonra millî hisleri, hariçten gelen ideo­ lojilerin ifratçı tazyiklerinden ko­ ruyarak Türk milleti içindeki âhenk, muvazene ve tesamüh duygularını kuvvetlendirdi ve

Emin YALMAN

Türk milletini sulh ve insanlık için emin bir destek haline koy­ du.

Atatürk’ ün kendi nefsine olan galebesi yalnız bu noktada kal­ madı. Tarihte yetişen bütün bü­ yük insanlardan ayrı olarak, A ta ­ türk hiçbir zaman büyüklük sar­ hoşu olmadı, hiçbir zaman: «Ben öldükten sonra beni arasınlar, benim sözlerim, benim düşünce­ lerim ebedî bir kanun olsun. Bir takım müftiler, müçtehitler ya­ rınki hâdiselerde tutulacak yolu, benim kanaatlerime göre tefsir etsinler» diye düşünecek yolda zâflara kapılmadı. Tamamile ak­ sine olarak: «Ben fânî bir ada­ mım. Dünyada terakki ve inkişa­ fın kendi şahsile kaim olduğunu zannedecek bedbahtlardan de­ ğilim. Benim bütün zevkim ken­ dim için değil, gelecek nesillerin iyiliği için çalışmış olmaktır» fik­ rine tâbi oldu.

Atatürk kusursuz olmak iddia­ sından çok uzak bir adamdı. Bir kusuru varsa yüz gösterirdi, çün­ kü riyakârlığı sevmezdi. Herkes gibi fânî ve kusurlu olduğunu halka daima hatırlatmak isterdi.

Yanlış işler d e yapmış olabilir. Çünkü onun kadar çok hareket ve teşebbüs gösteren ibir rehberin yanlış iş yapmak cesaretine sahip olması ve bir işteki hâkim fayda­ ya karşı ikinci derecede mahzur­ ları iptidadan göze alması çok tabiî idi. İdarî hayatımızda fay­ daya hiç bakılmaz, insanlar hak­ kında; yalnız hareketlerindeki yanlışlar ve mahzurlar bakımın­ dan hükümler verilir. Halbuki Türk milletinin ölçüsü hiç de bu değildir. Millet aklı selimi ile Atatürk’ ü pek iyi anlamış, bir dâhinin büyük ölçüdeki hareket­ lerinin hergünkü hayatın küçük ölçülerine sığmadığım takdir et­ miş, Atatürk’ ün büyük hizmet­ lerine karşı küçük hatâlarını hiç saymıştır.

Siyasî değişiklikler geçirmiş memleketlerin hepsinde siyasî nizam namına sellerle kan akmış­ tır. HaHöuki Türkiyenin her mem­ leketten daha esaslı tahavvüller geçirmesine rağmen hiç şiddet göstermemiş, ancak memleke­ tin selâmeti ölçü diye kabul edilmiştir. Sükûn takriri maksa- dile muvakkat surette gösteril­ mesi zaruret halini alan şiddet de bazı teferruatında yanlış da olsa herhalde milletin hayrına ait dü­ şüncelerle yapılmıştır.

Bunun için Atatürkün büyük

ve asil hatırası karşısında bu­

gün minnetle, saygı ile,

hay­

ranlıkla, derin bir matemle inen

yaşlar, hiçbir istisna kabul et­

meden bütün Türk milletinin

yaşlardır.

Atatürk’ ün hatırası Türk mil­ leti için ebedî bir bağ olacak, hiçbir hâdise, hiçbir tesir bu âhen- gi bozamıyacaktır.

Atatürk’ün canlı misali, gelmiş, gelecek Türk nesillerine; kendi şahısları için değil, kendi yurtla­ rı için ve kendilerinden sonra ge­ lecekler için çalışmak idealini ve aşkını öğretecektir.

Atatürk’ün tarihte ilk olarak yükselttiği sulh meşalesi, karan­ lıklarda kalan insanlara yollarını gösterecek bir nur parçasıdır.

Bize de, bütün insanlara da nur verdin, Atatürk, sen de nur içinde yat!

A T A T Ü R K

Solmaz o beniz, yok o bakışlar yine mavi Lâyık onu tutsak biz ilâhlarla müsavi! Göğsünde bu yurdun tüte durdukça ocakla) Eksilmiyecektlr ona kan ağbyacaklar!

Çlğnenmiyecek göklere yükselttiği ülkü Vâretti o hepten hiçe İnmiş koca mülkü. Türküm diyen artık bir akistir o güneşten Bağrındaki iman bir alevdir o ateşten. Sönmez o alev kopsa kıyamet bile sonda Mahşerde bir önder bulacak Türk yine onda! Tarih olan ölmez, yeni bir yurt yaratan hiç Her an edecektir o büyük ad bizi tehyiç. Parlar o ışık her yanı birden gece sarsa Kalbler ona bir lâhd, ebediyet ona darsa' And içtik evet gitmiye gösterdiği izden Her gün tutacaktır Atamız dinç elimizden Yok sanki bakın ondaki nur ayda güneşte On beş yıla sığdırdı evet yüz yılı işte!

Atmaz bir adım arkaya Türküm diyecek genç Yoktur onu inkâr edecek... Varsa ne iğrenç! Bir ay gibi yurdjun sönük ufkunda belirdi ölmüş denemez, tarihe hem dipdiri girdi! ölmez Atatürk, çünkü yok olmaz ebediyet Bir başka şekil aldı o ruh. ismi de: İsmet!

EDİP A YEL

i t '

İ M İ M

Yunan - İtalyan harbine ait ilk gelen resimlerden: Yunan topçusu İtalyan cephesini bombardıman ederken

Hitlerin Nutuk

Söylediği Birahane

Bombalandı

Ingiliz Tayyareleri

Münihte Birçok H e­

deflere Hücum Ettiler

İ t a l y a d a T o r n i o

ve Milâno da

Bombardıman Edildi

Londra, 9 ( A .A .) — Reuter ajansının diplomatik muharriri yazıyor:

İngiliz tayyarelerinin Münihe yaptıkları baekın, Hitlerin nutku­ nu başlıyacağı dakika olarak ilân edilen zamandan takriben bir saat kadar sonra başlamıştır, nutuk Londra saatile 18,20 de başlıyacaktı. İlk İngiliz bom bar­ dıman tayyareleri d e şehrin üze­ rine saat 19,30 da varmışlardır. Bu suretle tayyareler bom bardı­ mana başladıkları zaman Hitler nutkuna epeyce girişmiş bulunu­ yordu.

Hitlerin nutku iki saat kadar süreketi. Bombardıman nutuk nihayet bulduktan sonra da epey sürmüştür. Son tayyare Müniih- den saat 21,15 e doğru ayrılmış­ tır.

Diğer taraf tan salâhiyeti i kay­ naktan öğrenildiğine göre, İngiliz bombardıman tayyareleri Münih- de demiryolu münakale hedefle­ rine de taarruz etmişlerdir. Bu demiryollarından birkaçı Hitle­ rin nutuk söylediği meşhur bira­ hanenin yakınından geçmekte­ dir.

Keza birahane yakınında bu­ lunan bir emtia tefrik garı üzeri­ ne de büyük çapta bom balar bı­ rakılmıştır. Bu sene bu yıldönü­ mü için tertibatın değiştirilmiş olması ve Hitlerin nutuk için ilân edilen saatte başka bir yerde bu­ lunmuş olması mümkün olmakla beraber, Londrada zannedildiği­ ne göre, Hitler ve başlıca arka­ daşları şüphesiz olarak toplantı­ da hazır bulunmakta idiler.

İngiliz tayyareleri en az nut­ kun redyo ile verilmesini zorlaş­ tırmışlardır.

Dün akşam Londra saatile saat 18 de nutuk radyo ile neş­ redilecekti. Bu saatte İtalyan rad­ yosu bütün Alman radyolarının bir çeyrek saat neşriyatlarını ta­

til edeceklerini ve nutkun neşri de cumartesi sabahına talik edi­ leceğini bildirmiştir.

Bu sabah Alman radyosu nut­ kun neşrioin tekrar saat 16,30 a tehir edildiğini bildirmiştir. Bu­ nunla beraber Bremen radyosu sabahleyin nutkun İngilizce bir hulâsasını neşretmiştir.

Hatırlardadır ki, geçen defa Hitler nutkunu söyleyip ayrıldık­ tan biraz sonra saatli bir bom ba birahanenin bir kısmını berhava etmişti.

Londra, 9 ( A .A .) — Hava nezaretinin tebliği:

Dün gpce kuvvetli bir İngiliz bombardıman filosu Münih şeh­ rinde yolcu ve marşandiz garla­ rını bombardıman etmiştir.

Diğer bir filo da İtalyan he­ deflerini ve bu arada Torinoda bir fabrika ile Milânodaki Pirelli manyato fabrikasını bom bardı­ man etmiştir.

Keza bombardıman tayyarele­ rimiz Almanyada ve Alm an iş­ gali altındaki topraklarda birçok hedefleri ve bu arada Gelsen- kırohen ve Frankfurttaki benzin tasfiye fabrikalarım, Nürenberg ve Amsterdamda fabrika ve di­ ğer tesisatları, Harran, Söst, Os- nabruck, Duisbegde marşandiz garlarını ve diğer hedefleri b o m ­ bardıman etmişlerdir.

İngiliz tayyareleri bundan baş­ ka Mayence ve Le H avre’ e de (Devamı 7 ncide)

H İT L E R

Bir Nutuk

Söyledi

Führer, Mücadeleye

Sonuna Kadar

Devam Edileceğini

Bildirdi

Alman devlet reisi Hitler

Münih, 9 (A.A.) — D. N. B. bildi­ riyor:

dün akşam, Nasyonal Sosyalist Partisi uğrunda canlarını feda eden­ lerin hâtırasını anma yıldönümünde Partinin eski âzası mutat veçhile Lövenbraukeller’de toplanmış ve bu büyük toplantıda, Führer bir nutuk söylemiştir.

Führer, evvelâ, Almanyada iktidar için mücadelenin en yüksek devresi­ ni teşkil eden 1923 yılını hatırlatmış ve müteakiben 1914 ten evvelki dev­ redeki Almanyadan da bahsetmiş­ tir.

Bundan sonra, Alman milleti için başlamış olan sefalet, ıstırap ve U- mitsizlik devresinin geniş tablosunu çizmiş ve bizzat kendi mücadelesinin de başlangıcını anlatmıştır.

Yahudilere karşı mücadele

«Bu mücadele, demiştir, bilhassa memleketimizde tamamile hüküm - ran gibi gözüken millete, yahudiliğe karşı mücadele, çok çetin olmuştur. Bugünkü nesil, bunun ne demek ol­ duğunu anlıyabilir. Uzak istikbalde bu artık kolay anlaşılamıyacaktır. Yahudilik bütün kudretile, o zaman bize harp ilân etti. Biliyorsunuz ki,

(Devamı 7 ncide)

/ “Askerî

V aziyet^

Yazan; Emekli Albay

Mecit SAKMAR

Yunan - İtalyan cephesinde az şiddette topçu ateşi ve mevzii çar­ pışmalar olmakta ve Epirde Ka- lamas nehrini geçen İtalyan kuv- leri köprü başlarını takviye et­ mektedirler. Bundan anlaşılıyor ki, İtalyan ordusu taarruz hare­ kâtını tâcil ederek seri bir neti­ ce elde etmek niyetinde değildir. Bilâkis emniyetle ve adım adım Uerleyişlerle umumi taarruzu ha­ zırlamakla meşgul görünmekte­ dir. Hava faaliyetleri de birden­ bire düşmüş ve cephe gerisinde bir hava hücumu kaydolunma- mıştır.. Orta Akdonizde hava ke­ şifleri ve bunlara mümanaat et­ mek istiyen av tayyarelerile çar­ pışmalar olmaktadır. Bu mrnta­ kadan Bingazi deniz yolu geç­ mekte olduğu düşünülürse İtal­ yanların Yunanistana taarruzu Mısır cephesinin lehine olmaktan ziyade bu cephenin aleyhine bir istidat almıya sebep olmuş görü­ nüyor. Ingilizlerin Girit adasında ve Yunanistamn batı cenubunda Navarin ve Metonideki deniz ve hava üsleri Maltanın vaziyetini kuvvetlendirmiş, mütekabil ve müşterek deniz ve hava hareket­ lerine imkân vermiştir.

(Devamı 7 ncide)

Cephelerde Şiddetli

Topçu

F a a liy e ti O ldu

150 Esir, 5 Havan

Topu, 7 Mitralyöz

Alındı

Ç Ö R Ç İ L

Nutkunda

Dedi ki

İtalyanlar Kalamas

Köprü Başını

Takviye Ediyorlar

13 nu-topçu Atina, 9 ( A .A .) —

maralı resmî tebliğ: Cephede az şiddette muharebesi olmuştur.

Dün ve bugünkü gün cephenin muhtelif noktalarında cereyan eden mevziî harekât esnasında kıtalarımız dördü subay olmak üzere ISO kadar esir almış, beş havan topu ile yedi mitralyöz ve diğer bazı malzeme iğtinam et­ mişlerdir.

Düşmanın hava faaliyeti lâşey olmuştur. İtalyan tayyareleri bir köyü bom bardım an etmişlerdir. Tayyare dafi bataryalarımız bir düşman tayyaresi düşürmüşler­ dir.

Yunanistana tayyare hücumu yapılmadı

Atina, 9 ( A .A .) — Emniyet nezareti, cuma günü gündüz memleket dahilinde hiçbir düş­ man hava akını kaydedilmediği­ ni bildirmektedir.

Esir İtalyanlar aldatıldıklarını söylüyorlar

Atina, 9 ( A .A .) — Atmaya getirilen on beş kadar ordu ve hava kuvvetlerine mensup İtal­ yan subaylarının isticvaplarından anlaşıldığına göre, general Me- taksasa ültimatomun verildiği ge­ cenin sabahı Yunan arazisine gir­ mekte olan İtalyan küvetleri, stratejik noktaları işgal etmek üzere kendilerine serbest geçit verildiği hissi altında bulunmak­ ta idiler. Bu subaylar, Kont Cia- no, Yugoslavya başvekili Tsvet- koviç ve Metaksasm bu serbest geçitlerin verilmesi hakkında mu­ tabık kalmış olduklarının kendi­ lerine bildirilmiş olduğunu da ilâve etmişlerdir. Vaki olabilecek mukavemetin ancak henüz ha­ berdar olmıyan ileri karakollar tarafından yapılabileceği de bu suibaylara söylenmiştir.

İtalyan tebliği

l 5 5 numaralı tebliğ:

Epirde kıtalarımız Kalamasın ötesinde köprü başlarını takviye etmektedirler.

Orta Akdenizde yapılan bir hava istikşafı esnasında tayyare­ lerimiz bir düşman tayyaresini alevler içinde düşürmüş, diğer iki tayyareyi de hasara uğratmış­ lardır.

Düşmanın Torino üzerine yap­ tığı hava baskınında bir çocuk hastahanesi yakınına, Saint-Louis sanatoryomuna, bir askerî hasta- haneye ve bir kışlaya bombalar düşerek bir miktar hasara, bir kişinin ölmesine ve yedi kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. Moncalier ile Camibiano arasın­ da bir eve bom ba isabet etmiş­ tir. 9 ölü ve yaralılar vardır. Çı­ kan küçük yangınlar çabuk sön­ dürülmüştür.

“Mütecavize Daima

Artan Bir Kuvvetle

Vurmaktan Asla

Hâ.i Kalmıyacağız

Londra, 9 ( A .A .) — B. Chur-chill bugün Londrada bir nutuk söylemiştir:

«Maruz kaldığımız bütün dar­ belere rağmen, sırtımızdaki bü­ tün yüklerin altında ve birçok kanlı tehditler ortasında, ne A v - rupanın zapt veya esir edilmiş, ne de daima bizimle birlikte ha­ reket eden memleketlere karşı vecibe ve taahhütlerimizden en küçük bir kısmını dahi tertketme- dik. Bu dünya mücadelesinde yalnız bırakıldığımız dakikadan- beri, kendilerile birlikte veya ken­ dileri için kılıca sarıldığımız bü­ tün memleketlerin bütün dava­ larını teyit veya daha sarih bir

surette tesibit eyledik: Avustur­ ya, Çekoslovakya, Polonya, Nor­ veç, Hollanda, Belçika, Bunların hepsinden büyük olan Fransa ve hepsinden yeni olan Yunanistan.

«Bütün bu memleketler için çalışacağız ve harp edeceğiz ve bizim zaferimiz hepsinin kurtu­ luşunu temin edecektir.

Kahraman Yunanistana hayranlığımız derindir

«Şimdi topraklarını, son İtal­ yan tecavüzüne karşı müdafaa etmekte olan küçük kahraman Yunanistan için sempatimiz ve hayranlığımız derindir. Tarihî Londranın kalbinden, bütün yük­ lerimiz ve endişelerimiz arasında mücadelesine yardım için elimiz- den geleni yaptığımız Yunan milletine şu samimî vaadi gönde­ riyoruz:

A lçak mütecaviz bugünden iti­ baren cinayet ve ihanetleri ada­ letin pençesinde âleme ibret ola cak şekilde ve lâyık oldukları ceçhile cezalanacağı güne kadar daima artan bir kuvvetle vur­ maktan asla hali kalmıyacağız. (Şiddetli alkışlar) Bu cinayetler v e ihanetler daima Mussolininin boynunda asılı durmakta ve İtal yan ismini lekelemektedir.

(Devamı 7 ncide)

M O L O T O F

BERLİNE

Gidiyor

Ziyaret Devamlı

O

oruş 1 eatısını D e­

rinleştirmek Maksa-

dıyle Yapılıyormuş

Berlin, 9 ( A .A .) — D. N. B. ajansı bildiriyor:

Alm an hükümetinin daveti üzerine ve V o n Rîbbentropun ge­ çen sene M oskovaya yaptığı ziya­ retlere mukabele olmak üzere, Sovy-etler 'Birliği halk komiser meclisi reisi ve hariciye komiseri B. M olotov, iki memleket arasın­ da mevcut dostluk münasebetleri çerçevesi dairesinde şahsen, ye­ niden temas suretile devamlı g ö ­ rüş teatisine devam etmek ve bv teatiyi derinleştirmek için pek yakında Berline hareket edecek­ tir.

Kızıbneydanda 1 milyon 6 0 0 bin kişi tezahürat yaptı

Moskova, 9 (A.A.) — Tass Ajansı bildiriyor:

llkteşrin büyük sosyalist ihtilâli­ nin 23J üncü yıldönümü münasebetile bütün Sovyet halkı, Sovyet hüküme­ tinin komünist partisinin şefi Stali- nin etrafında toplanmış olduğunu coş kun tezahüratla tebarüz ettirmiştir.

Kızıl meydanda 1.600.000 tezahü- ratçı geçmiştir.

Bu yıldönümü ilk defa tes’it edil­ mekte olan yeni Sovyet Cümhuriyet- lerile yeni bölgelerde coşkunluk, is­ tisnaî bir şekil almıştır.

Molotof kordiplomatik şerefine bir kabul resmi yaptı

Moskova, 9 (A.A.) — Tass Ajan­ sı bildiriyor:

llkteşrin ihtilâlinin 23 üncü yıl­ dönümü münasebetile Sovyet Hari­ ciye Halk Komiseri Molotov kordip­ lomatik şerefine bir kabul resmi ver­ miştir.

General D ö C ol’ün

Muvaffakiyetleri

Londra, 9 (A.A.) — General de Geulle’un kıtaları Fransız üstüva Afrikasındaki Gabon da kâin Lam- barene arazisini zaptetmişlerdir. Ge­ neral de Gaulle bu suretle 125 kilo­ metre ilerlemiş bulunmaktadır. Ka­ çanlar nehrin yukarı kısmına Utica eylemişlerdir.

(Vatan) da Yenilikler

Tarihî Fıkralar

Muharriri: Cemal Bardakçı

Günün hâdiselerinin tarihi fıkra - larla aydınlatılmasından Türk kari­ leri pek hoşlanırlar. Sevdikleri bir muharrirle tarih sahalarında dolaş­ mayı da severler. Bay Cemal Bar - dakçı okuyucularımızın bu yoldaki ihtiyacını tatmin edecek salâhiyette tarihçi bir müdekkiktir. Tarihî fık­ ralarım karilerimiz zevkle okuyacak­ lardır. Bardakçının ilk yazısını çar­ şamba sayımızda bulacaksınız.

Bal Köşesi

Muharriri: Mahmut BALER

Arkadaşları arasında Bal diye ta­ nınan Bay Mahmut Balerin mizah muharriri sıfatile gazetemizde zarif, nükteli fıkralar yazmayı kabul etti­

ğ i ıi okuyucularımıza bildirmiştik. Kıymetli arkadaşımız Mahmut Baler her hafta keyifli zamanlarında Va- tan’a birkaç defa yazmayı kabul et­ miştir. Balerin İlk yazısını Çarşamba sayımızda okuyacaksınız. Bu fıkra­ lar baldan bir lokma gibi size zevk verecektir.

Y A R I Ş

Spor Gazetesi

Atatürk matemi dolayısile yarın | çıkmıyacaktır. Ve gelecek pa­ zartesinden itibaren neşriyatına muntazaman devam edecektir.

M Ü ESSİF İR T İH A L

Şehrimizin maruf un tüccarların­ dan SEKBAN zade Ali mahdumu Ahmet Sekban irtihal etmiştir.

Cenazesi bugün Fatihte İtfaiye karşısında Haydar bey caddesinde 10 numaralı evinden saat 9,30 da kal­ dırılarak Sirkecide araba vapuru is­ kelesinden hususî surette temin edi­ len Şirketi Hayriyeye ait bir vapurla Beykoza götürülerek aile kabristanı­ na defnedilecektir.

M E V L İ D İ N E B E V İ

Şehrimizin maruf hafızlarından mevtidhan Hafız Sadettin Kaynak. Hafız Rıza, Hafıza Emine Somnezrşık, Hafız Bürhan, Hafız Mecit Sesigür, Hafız Mahmut, Hafız Osman, Hafız İbra­ him, Hafız Nuri, Duagû Ercüment ile 20 kişilik tevşihçilerin Işti- raküe bugün ikindi namazını müteakip Eminönü Yenicamii şeri­ finde

N İ M E T A B L A

tarafından mevlidi şerif okutturulacağuıdan arzu edenlerini teşrifleri rica olunur.

E

B

E

D

İ

Ş E F İ M İ Z

A T A T Ü R K ’ iin

MEVCUT BÜTÜN NUTUKLARI ve VEFATLARINDAN SONRA İSTANBUL MERASİMİN SESLİ FİLMLERİ

B Ü T Ü N H A S I L A T I

■ ■

ve ANKARADA yapılan

TÜRK HAVA KURUMUNA

ait olmak üzere

İ P E K

B U G Ü N S A A T 1 d e n b a ş l ı y a r a k S i n e m a s g ö s t e r i l e n d a ç e k t i r

(4)

4

V A T A N

10 - 11 « 940

e m

r e

U

Büyük Harbin Ortasında Trende Bir Sözü :

A L M A N L A R BU H A R B İ K A Y B E T M İŞ L E R D İR . „

Gazetecilik Hayatımın En Bttyfik Hâdisesi: ATATÜHK’ ân

Hayatını Birinci Olarak Ağzından Dinlemek ve Yazmak...

Hilâfetin İlgası Zamanında 3 6 Saatlik Münakaşe - Kaçırdığıma Hâlâ Yandığım

Bir Fırsat - Fena Telkinde Bulunanlara Ceza - Bir Sual ve Cevabı.

U

mumi Harpte meşhur Balkan- zug ile Almanyadan geliyor­ dum, Trende Mustafa Kemal Paşa­ nın bulunduğunu söylediler: Anafor- talar kahramanı sıfatile halk ara­ sında adı kulaktan kulağa fısılda - nan insan...

O zaman Istanbulu ve memleketi kurtaran zaferini' çalmışlar, tek o- nun adı duyulmasın diye zaferi Al­ ınanlara mal etmekten bile çekinme­ mişlerdi.

Kompartimanına gittim. Tren yol­ culuğu üç gün sürdüğü için saatler­ ce konuşmak fırsatım buldum. Hiç tasavvur etmediğim yolda bir in­ san... O zamanlar çoğumuzun düşün­ cesi hep basma kalıp kelimeler, tel­ kin edilmiş rüyalar arasında dönüp dolaşıyordu. Her aksi vaziyette «ni­ hai zafer» diyerek kendimizi avutu­ yorduk. Hele Almanyaya yaptığım seyahat sırasında «nihaî zafer» ümi­ dine hak verecek hâdiseler görmüş­ tüm. Lundendrof, garp cephesinde parlak taarruzlar yapıyordu.

Mustafa Kemal Paşaya intihaları­ nı sordum. Alıştığımız tarzda bir cevap bekliyordum:

Sadece:

— Almanya harbi kaybetmiştir. Dedi.

Dehşet içine düştüm. Almanyanm harbi kaybetmesi bizim için ne kor­ kunç ihtimaller hazırlıyacaktı! Bü­ tün varlığımızla kumar oynanmış, kendi cephelerimiz ihmal edilmiş, kendi kuvvetlerimiz israf olunmuş ve yalnız ve yalnız: «Almanya da garp- te harbi kazanacak, her şey düzele­ cek.» rüyası üzerine İtilâf Devletleri­ ne (rest) çekmiştik. Şimdi bu rüya dağılırsa...

İlk defa karşılaştığım bu asker, bütün ömrümde tanıdığım insanla­ rın hiçbirine benzemiyordu. Gözünün önünde hiçbir perde yoktu. Bütün hâ­ diseleri çırçıplak görebiliyor, sebep­ lerini şüpheye yer bırakmıyacak bir lisanla anlatıyordu.

O zaman henüz bilmiyordum ki, derdi herkesten evvel teşhis eden bu müstesna adam, günün birinde derdin çaresini de bulacak olan mil­ lî rehberdir.

İzzet Paşaya bir telgraf

Aradan zaman geçti. Mütareke bü tün korkunç âkibetlerile çattı. İzzet Paşa kabinesi iş başındaydı. Altın­ cı Mehmedin fena emellerine karşı yegâne ümit diye ben (Vakit) te bu kabineye dört elle sarılmıştım. İzzet Paşa, yakından tanınınca insana çok sevgi ve saygı telkin eden temiz, mert bir insandı. (Vakit) in neşri­ yatı dolayısile tanıştık. Bana çok teveccüh ve emniyet bağlamıştı. Bir gün Dahiliye Nazırı Reşit Akif Pa­ şa da beraber olduğu halde konağın­ da bulunuyordum. Bana (Mustafa Kemal) imzalı bir telgraf gösterdi­ ler ve: «Buna ne dersin?» dediler. Telgrafta Mustafa Kemal Harbiye Nezaretine tayinini bir şahsî arzu diye değil, vaziyeti kurtaracak bir tedbir diye teklif ediyordu. Trende tanıştığım müstesna adamı hatırla­ dım, nefsinden tamamile teeerrüt e- derek kendine, umumun menfaatine ait bir gayeye vardıracak bir vasıta gözüyle bakabilmek imkânı ancak onda bulunabilirdi.

İzzet Paşa, Mustafa Kemalin me­ ziyetlerinden takdirle bahsetti. Fakat Umumî Harbin büyük muzaffer ku­ mandanının tavsiye ettiği tedbiri ye­ rine getirmiye her nedense karar ve­ remedi.

Mütareke başlarında bir mülakat

Bir gün Perapalas oteline çağırıl- dım. Mustafa Kemalin orada bir da­ iresi vardı. Ortalıktaki bozgun man­ zarasını gösteren vaziyeti yakından tetkik ediyor, yangından bir şeyler kurtarmak mümkün olup olmadığına bakıyordu. O sıralarda herkesin dü­ şüncesi, Meclisin feshedilmamesine aitti. Altıncı Mehmet, keyfî arzula­ rını yerine getirmek için meclisi feshettirmiye, çalışıyordu. O zaman Sadrâzam bulunan Tevfik Paşanın etrafında her millî harekete ittihat­ çılık adını takan politikacılar vardı. Bu tesiri dağıtmak, meclisi kurtar­ mak lâzımdı. Çünkü meclis dağılır­ sa o saniyede bir boşluk karşısında kalacaktık. Mustafa Kemal bana kı­ sa bir mülakat dikte etti. Bu mülâ- katta meclisin dağıtılmaması hak­ kında* kuvvetli deliller vardı. Mülâ- kat (Vakit) te aynen çıktı.

Atatürk’ün bütün hayatının hikâyesi

Malta dönüşü Ankaraya gittim. 1- ki sene evvel geride bıraktığım ümit­ siz âlem yerine ümit ve azim dolu bir âlem buldum. İki senedir gazete­ ciliğe açtım. Buna Gazinin hayatına ait bir mülakatla başlamayı aklıma koydum. Ricamı kabul ettiler.

Saat-lerce sürecek olan bu mülakat için bir vakit ayırdılar.

O mülakat gününü ne iyi hatırla­ rım! O günün hatırasına sıkı bir su­ rette doktor Adnan da karışmıştır.

Doktor Adnan o zaman Büyük Millet Meclisi ikinci reisi idi. Dört tarafa dönüyor, üzerine yüklenecek fazla yük arıyordu. Birinci, ikinci gruplar arasında muvazeneyi devam ettirmek endişesile gözüne uyku gir­ miyordu. Sırtı bükülmüş, iki kat ol­

muştu. İnatçı

kesilmiyordu. Böyle olduğu halde a- çık arabasile her tarafa koşuyor, her işe yetişiyordu.

'• Mülakat lâkırdısını işitince, dok - ı tor Adnanın eski Tarik gazetesinden başlıyarak hiç gevşemiyen gazeteci­ lik damarı harekete geldi. Açık ara­ basına atladık. Sıfırdan kat kat a- şağı bir kuru soğukla küçük küçük bağlar arasından yol alarak Atatür- kün ilk köşküne çıktık. Aşağı kat salonundaki çini döşeli iç havuzun kenarında oturduk.

Dünyanın en büyük adamınm bü­ tün hayatının hikâyesini kendi ağ­ zından dinledim.

Gazetecilik çok meşakkatli ve nan­ kör bir meslektir. Fakat buna karşı ara sıra büyük nimetleri vardır ki, benim için bunlardan en büyüğü. Atatürkün hayatını birinci olarak kendi ağzından dinlemiş ve yazmış olmaktır.

Bir yetim yavrunun, kardeşile be­ raber bir bakla tarlasında bekçilik etmekle başlıyan hayatı... Hiçbir za­ man hiçbir yerden destek bulmuyor. Hayat, yollarının üstüne her gün ye­ ni bir engel atıyor. O bunlardan kaç­ mıyor. Aksine olarak engelleri arı­ yor, buluyor. Bunların üzerinde kuv­ vetini birer birer deniyor. Türkiyeyi kurtaran demir azim, manialarla çar­ pışa çarpışa büyüyor, inkişaf edi­ yor.

MiHî hâkimiyete iman

1922 başlarında yaptığım müla­ kat, evvelâ (Vakit) te, sonra birçok yerlerde çıktı. Kitaplara da geçti. Burada tekrar edecek değilim. Yal­ nız eski notları buldum.

Orada Atatürkün milletle beraber çalışmak lüzumuna dair söylediği sözler vardır. Bunları tekrar etmek isterim.

O sözlerin sarfedildiği zamanı bir gözöııüne getiriniz. Yunanlılar Eski- şehiri işgal ediyordu. îstanbulda hâ­ lâ altıncı Mehmet, onun hükümeti ve ecnebi işgalcileri vardı. Anadolu ça­ resizlik, parasızlık içinde bir müda­ faa kuvveti yaratmıya uğraşıyordu. Büyük Mület Meclisinde iki, grup birbirile çatışıyor, şahsî ihtiraslar da eksik olmuyordu.

Atatürke diktatör diyen ecnebiler vardır. Böyle bir vaziyette, bütün bir milleti kurtarmak mesuliyetini o- muzlarına almış bir rehberin hürri­ yete, münakaşa hakkına ve millî temsile gösterdiği sabır ve tahammü­ lün en küçük derecesini gösteren bir askerî şefe tarihin hiçbir devrin­ de tesadüf edilmez.

Temsil prensibinin bir tarifi

İşte 1922 iptidasında, en çetin müş küllerle çevrilmiş olduğumuz bir sı­ rada Atatürk millî hâkimiyet hak­ kında söylediği şu sözleri okuyunuz: «Milli hâkimiyetin en iyi temsili

nasıl mümkün olacağına dair nazar

ri olarak bazı tedbir ve tetebbülerim vardı. Bunlardan benim çıkarabildi­ ğim netice şu idi: Millî hâkimiyetin tamamile tecelli etmesi, bunun asıl sahibi olan bütün insanların bir ara­ ya gelip bunu fîlen kullanmasile mümkündür. Fakat bütün Türkiye halkını bir araya getirerek bunu te­ min etmiye ameli bir çare yoktur. Olsa olsa milletin salâhiyet sahibi vekilleri bir araya gelerek hâkimiye-zat veya kabine gibi bir heyetteki mahdut birkaç zat tarafından tem­ sil edilmesi yüzünden memleket ve milleti istibdattan kurtarmadığımız tarihî vakalarla müsbettir. Bu hakkı, miktarı mümkün olduğu kadar çok ve vekâlet müddeti az bir heyette temsil ve tecelli ettirmek, bana ye­ gâne çare gibi göründü. Memleket ve milleti içinde evvel ve âhır yapmış olduğum tetkik ve tetebbüler de bana bu fikrin icra kabiliyetinde büyük imkân ve isabetler olduğu kanaatini vermiştir.

Herhalde halkımızı idare ile yakın­ dan alâkadar etmek, yani idareyi doğrudan doğruya halkın eline vere­ bilecek bir idare tarzı kurmak, hem millî hâkimiyetin hakiki olarak tem­ sili, hem de bu sayede halkın benli­ ğini anlaması itibarile elzem idi.

îşte Büyük Millet Meclisine ait proje, bu düşüncelerin ve bu tetkik­ lerin ilhamile yapılmıştır.»

Hilâfet hakkında ufak bir münakaşa

Hilâfetin ilgasından evvel îzmitte Atatürkün idare ettiği otuz altı sa­ atlik münakaşa... Orada hazır bulu­ nan yedi gazeteci bu hatıralarını hiç bir zaman unutmıyacaklardır. Ata­ türkün büyük muvaffakiyetinin sır­ rı hiçbir fikrini, zemini hazırlama - dan, milletin bunu hoş göreceğine e- min olmadan tatbike kalkışmamak- tır. Atatürkün hilâfet hakkındaki fi­ kirleri bugün herkes için berrak ve tabii şeylerdir. Bunun başka türlü olabileceğini kimse hatırdan geçire­ mez. Fakat 1923 te herkes muayyen bir takım fikirlere saplanmıştı. Ata­ türk, hu kökleşmiş fikirlerdeki hata­ ları halka izah edecek olan gazeteci­ leri iyice hazırlamak, kendilerinde tamamile samimî kanaatler uyandır­ mak istemiştir. Bunun için hiç usan­ madan îzmitte otuz altı saat uyku­ sunu ve rahatını feda ederek gaze­ tecilerle münakaşaya devam etmiş, fikirlerini tamamile aydınlatmış, ken dilerine samimî bir kanaatin vecdi- ni aşılamış, sonra vazife görmek ü- zere işleri başına göndermiştir.

Kaçırdığım bîr fırsat

1922 mayısında grup halinde yine îzmite gitmiştik. Atatürk beni bir tarafa çekti:

— Sen arkadaşlarınla Istanbuls avdet etme, burada kal. Mesleğin bakımından pişman olmazsın. Dedi.

Ben o sırada yeni nişanlanmıştım. Gazetemin başından da uzun müd­ det ayrıldığım için matbaada çalış mak istemiştim. Bu emrin mânasın da bilmediğim için şu cevabı verdim

— Yeni nişanlandım. Matbaac1 • da büsbütün ayrılamam. Müsaad buyurursanız şimdi yaptığım gibi gi dip geleyim.

— Sen bilirsin. Zaten yeni aile kur

mak istiyeıı adamlardan faal vazife­ ler için hayır yoktur.

Sonradan anladım ki, Atatürk ba­ na büyük taarruz esnasında yanında dolaşmak ve harp muhabirliği etmek fırsatını vermek istemiş... Bu fırsatı kaçırdığıma hâlâ yanarım.

Bir tekdir ve neticesi

Ankaraya gidişlerimden birinde Gazinin Meclisteki riyaset odasına gittim. O zamanlar umumî hayatı­ mız henüz basit şeklini muhafaza e- diyordu. Îstanbuldan giden bir gaze­ teci, riyaset odasının kapısını açıp orada oturanların araşma karışabi­ lirdi.

Gazi beni görünce dediler ki: — Başkumandanlık kanununun tecdit edilmiyeceğine dair (Vakit)te bir havadis çıkmış. Henüz sulh imza­ lanmadı. Böyle bir havadis düşman­ lara cesaret verir. Fena bir niyetle basıldığını söylüyorlar. Ne diyeceğin var?

— Gazetede böyle bir fıkra çıktı­ ğının farkında bile değilim. Fena ni­ yet hatıra gelemez. Olsa olsa maki­ nemizde bir bozukluk var ki, böyle bir havadis gözden kaçmış... Maki­ nenin işleyişine bundan sonra daha ziyade dikkat ederiz.

Gazi izahatımı kâfi saymış gibi göründü. Akşam Dahiliye Vekili Fetbi Beyin köşküne gitmiştim. Ga­ zi oraya geldiler. Yanlarında bir iki kişi daha vardı. Beni görünce bun­ lardan birine dönerek şu sözleri söy­ lediler:

:— Sen Vakit gazetesinde başku­ mandanlığa dair çıkan fıkranın fena bir niyetle yazıldığını bana inandır- mıya çalıştın. Halbuki Ahmet Emin, bunu görmemiş bile, muharririn bi­ ri ehemmiyetini kavramıyarak na - sılsa neşretmiş.

Gazi, benim yanımda bu sözleri söylemekle hem seciyesindeki büyük­ lüğü gösterdi, hem de fena bir tel­ kinde bulunmak istiyenleri teşhir su- retile cezalarını vermiş oldu.

Bir suale cevap

Senelerce sonra Ankarada Karpiç lokantasında bir tesadüf... Ben gaze­ tecilikten uzak düşmüştüm. İş ha­ yatına muvakkat diye atılmıştım. Fakat buhrandan sonra bu hayat ya­ kama sarılmıştı. Tesadüfe bakın ki, tam o sıralarda işler düzelmiş, be - nim ayrılmama maddî imkân hâsıl olmuştu.

Atatürk, beni refikamla batsaber masasına çağırtarak sordui

— Bulunduğun meslaîCen meni - nun musun?

Refikam benim için cevap verdi: — Ben memnun değilim. Bir gaze­ teci üe evlendim, iş adamı çıktı. Nu­ munesine uymıyan mal teslimi gibi bir şey...

Bu cevap Atatürkün hoşuna git­ ti. Bana tekrar sordu:

— Mesleğine dönmek ister misin ? — Elbette...

— O halde bir sual soracağım. Ba kaimi ne cevap vereceksin: Benim vaktile askerî rüşdiyesinde bir yazı hocam vardı (Babam Osman Tev­ fik)... Benim yazım fena idi. Fakat hocam meziyetten anlar bir adamdı. Sınıftaki mevkiimi kaybetmen^

is-(Devamı 6 ncıi#) bir öksürüğün arkası'/ ti infaz eder. Milli hâkimiyetin bir

Atatürkün M anevî

Ü lkü i l e K o n u ştu k

Ülkü Dedi k i : “ Atatürkü

Ne

Zaman

Görsem Yakasına Çiçek

Takardım. Pazar Günü

Çiçeğini Kabrine Götüreceğim. „

— A llo, Tahsin Bey, yok mu efendim ?

Y ok . Kim aradı diyelim? — Efendim, ben Vatan mu­ habiri. Siz kimsiniz?

— Ben V a sfiy e...

Ülkü’ nün babasını evde bula­ mayınca, annesi Bayan Vasfiye- den müsaade aldım. Çoçukla g ö ­ rüşmek istiyordum. On ikiye d o ğ ­ ru gelmemi söylediler. Çünkü, Ülkü mektepte. Ancak öğle pay­ dosunda benimle konuşabilecek.

Otom obil, Gazi Orman çiftli­ ğine doğru uzanan yolun üzerin­ de âdeta kayıyor. Yanımdaki arkadaşım, on bir, on iki sene gibi kısa bir müddet zarfında ku­ rulan m odem Yenişehiri uzaktan gösteriyor:

—— işte, diyor. Bu olmaz işi Atatürk yaptı.

Karşımızda yemyeşil sırtlar uzanıyor. Orman içinden geçiyo­ ruz. Arkadaşım:

— İşte, diyor. Bu Orman çift­ liği onun azmi sayesinde bugün bu sırtları süslemektedir. Yoksa mütehassıs raporları, burada ağaç yetişemiyeceğinde karar kıl­ mışlardı.

Demindenberi, arkadaşımın sözlerine kulak misafiri olan yaş­ lı şoför, başını çevirdi:

— Beyim, dedi. Neyi o yap­ madı ki? Düşman erkânıharpla- rı büyük taarruz başlamazdan ev­ vel, Türklerin beyhude yere can

telef ettiklerini, onlar için artık hayat hakkı bulunmadığını, çok kuvvetli olduklarını söylemişler­ di. Halbuki, Atatürk, bu düşma­ nı eski dövüşlerden daha kısa süren bir zaman içinde İzmirden denize döktü. Sanki, neyi o, yap­ madı. İngilizlerle dostluğumuz bile onun yadigârıdır.

İlk korna sesi, bahçede elleri arkasında dolaşan Ülküye bize doğru koşturdu. Başında koca­ man ve beyaz bir kordelâ var. A le v alev yanan zeki ve siyah gözleri - Atatürk’ün birçok defa öptüğü o mesut gözleri - gülüyor. Ellerimizi sikiyor, bizi küçük, fa­ kat çok zarif evlerine alıyor, şe­ ker veriyor.’ Bir dolabı andıran küçük bir sigara kutusunu bize uzatıyor. Kutunun düğmesine ba­ sınca, döne döne kapaklan açı­ lıyor ve kutudan eski evlerdeki çalgılı saatlerin sesine benziyen bir ahenk yükseliyor.

— Ülkü, diyorum. Bu ne ka­ dar güzel şey. Bunu sana kim he­ diye etti?

O, istiklâlini hangi şartlar için­ de ve kimin sayesinde kazandı­ ğını unutmıyan Türk milleti gibi, minnettarlığını büyük bir dürüst­ lük ve safiyetle söylüyor:

— Burada ne görüyorsanız, şu koltuk, şu masa, bu sigara ku­ tusu, bu ev ve halılar bize hep Atatürk tarafından verildi.

Ülkünün annesi, Atatürkün ismini duymasile beraber, yaş içinde kalan gözlerini saklamak için evvelâ başım öne eğiyor, sonra yandaki odaya kaçıyor.

Duvarlar ve masaların üstü, eski güzel ve mesut geçen günle­ rin hatıralarile dolu.

Bir fotoğrafta, Atatürk’ü Ül­ kü ile beraber, bahçe sularken görüyorsunuz. Diğer bir fotoğ­ rafta, Ülkü Atatürk’ün kucağın­ dadır. Henüz, daha pek küçük­ tür. Mini mini ve tombul ellerile bir bira şişesini avuçiamış. M e­ sut olduğu kadar, mesut etmesi­ ni de bilen Atatürk’ ün dudakları, zaptedilmez bir kahkahanın taz- yikile açıktır.

Belli ki; bu ev. iki

senedenbe-Küçük Ülkii’nün Vatana

ıi, büyük matemin en içli tarafı­ nı yaşamaktadır.

Vasfiye hanım:

— Artık Ülkünün neşesi kal­ madı, diyor. Eskiden dans eder­ di. Koşar, sıçrar, zıplardı. Şimdi yalnız kitaplarile m eşgul...

Ülkü, söze karışıyor:

— Artık, diyor. Atatürk yok ki. Kimin için neşeli olayım, gü­ leyim, oynıyayım.,

ı Çocuğun üzerine ¡biraz daha düşsek ağlıyacak. Lâfı değiştiri­ yoruz: Harpten, îtalyadan,

Yu-Ülkü ve sevdikleri...

nanistandan bahsediyoruz. (Y u ­ nanistan) kelimesini duyan Ül­ künün zeki gözleri parlıyor ve sözü yine Atatürk’ e getiriyor:

— Atatürk Yunanlıları çok severdi, diyor. Onlar, evelce bi­ zimle muharebe etmişler amma, Atatürk derdi ki: «En büyük ve sarsılmaz dostluklar, kavgayla başlıyanlardır.

Ülküye soruyorum:

— Atatürk’ü en son defa ne zaman gördün?

Düşünmeden cevap veriyor: — Sarayda, diyor. Hastaydı,

beni* yaama çağırdı. Yatağının

gönderdiği resmi

içinde doğruldu. Her zamanki gibi boynuma sarıldı, yüzümü, gözümü öptü. Bana: «Ülkü, kı­ zım, dedi. Sen artık Ankaraya git. Ben de seninle gelecektim amma, bu doktorlar yok mu, iş- 1

te, onlar, şimdilik bana müsaade ‘etmiyorlar. Sen git, ben de bir kaç gün sonra arkandan gelece­ ğim. H albuki...

ülkü, içini . çekti, hafif ve tit­ reyen bir sesle:

— Bir akşam, dedi. Mektep­ ten geliyordum. Annem beni ya­ rı yoldan karşıladı. Baktım ağlı­ yor. Meğer îstanbuldan telefon etmişler. Atatürk ölmüş:

«Sen o zaman ne yaptın ?» Diye sormadım. Çünkü, küçük ülkü, o zaman yaptığının aynını şimdi tekrarlıyordu. îçini çeke çeke ağlıyor, salonun bir köşesi­ ne doğru çekiliyordu. Sustuk.

Yine söze Ülkü başladı. G öz­ lerindeki yaşları sile sile:

— Buraya sık sık gelirdi, dedi. Evvelâ, bitişik salona geçer ve şu sedirde otururdu. Ondan son­ ra, buraya gelirdi.

Küçücük parmaklarile büyük bir koltuk gösterdi:

— Buna otururdu.

Ülküye yaklaştım. Muntazam taranmış saçlarını okşadım ve içim parçalana parçalana:

— Ülkü, ¡dedim. Ne yapalım hayat böyledir. İnsanlar, doğar, büyür ve ölür. Atatürk öldüyse, onun yetiştirdiği büyük millet yaşasın. Sen yaşa. Fakat, söyle bakalım, bak pazar günü, A ta ­ türk’ ün öleli iki sene olacak. O gün sen ne yapacaksın?

Ülkü tekrar gözlerini sildi: — Atatürk ister buraya gelsin, ister, başka bir yerde ben onun yanında olayım. Nereden olursa olsun bulur buluşturur, yakasına çiçek takardım. Şimdi, yine öyle yapacağım: Mezarının üzerine bir dem et çiçek bırakacağım.

ERTUGRUL ŞEVKET

Referanslar

Benzer Belgeler

Instruments to collect data were several questionnaires, including Mini Nutrition Assessment(MNA), Symptom Severity Scale, Hospital Anxiety and Depression Scale, Diet Scale..

Applying the electron-beam preirradiation method in air the cation - exchanger fabric (CEF) containing sulfonic acid (R-SO3H) groups was prepared by graft

Ajbar ve Ali (2012) Suudi Arabistan’ın Mekke kentinin aylık ve yıllık su talep tahmini için bir sinir ağı modeli geliştirmiş, kısa ve uzun dönemli tahminler elde

Haşim Bey’i bir da­ vette, bir vekil karşılamasında, bir fincan kah­ ve içişinde, yahut Reisicumhur’uh kabulu sıra­ sında bile kafası, hep kafasında olan

Bu nedenle, klinik ve laboratuvar ola- rak KKKA açısından şüpheli olgularda kene tutunması veya keneyle temas öyküsünün olmaması, KKKA

Yazışma Adresi / Address for Correspondence: Gökhan Metan, Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Kayseri,

Deepwater Horizon petrol platformunda yaşanan patlamanın yol açtığı hasarı tespit etmek üzere kurulan ABD Ulusal Araştırma Komisyonu, Obama yönetiminin sistematik biçimde