• Sonuç bulunamadı

Haliç'in kırk keçili Davut'u

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Haliç'in kırk keçili Davut'u"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Haliç’in kırk keçili Davut’u

Köyündeki gibi sebze yetiştirmek, hayvan beslemek isteyince mahallelinin hışmına

uğrayan “Malcı D a vut’, soluğu Haliçfin adacıklarında almış.

Erdal Yazıcı

K

aradeniz’in güzelim doğasından göç edip yıllar sonra, İstanbul’da Haliç’in adacıklarında çadır açmak her aklın kârı değil! Değil, ama Karadenizli Da­

vut Türkdoğan bu işi başarmış. Haliç’in Si-

lahtarağa kısmında, bataklıkların kurumasıy­ la oluşmuş adacıklara çadırını açmış, “pos­ tunu sermiş”, kırk keçisiyle “Robenson hayatı” yaşıyor.

Dursun Türkdoğan’ın gemisi batmamış, ama keçileriyle kaça kaça, tek sığınacağı yer Haliç’in adacıkları olmuş. Çevrenin baskı ve şikâyetleri “Malcı Davut’u” keçilerinden ayır­ maya yetmemiş. Rob^nson’daıı şanslı yanı, karayla bağlantısı olması... Adada kendisine ve “mallarına” yetecek su ve yiyecek stokları var...

Davut Türkdoğan, Karadeniz’in Ordusun­ dan kalkıp yollara düşmüş. Vara vara, “taşı

toprağı altın” şehre varrçıış. Vardığında şaşır­

mış kalmış. Uçsuz bucaksız şehirde yapayal­ nız kalmış. Hemşerileri ve arkadaşları da ol- masaymış “hapı yutacak”mış. İş edinmiş. Bu arada da evlenmiş. Eşiyle yıllar yılı çalışmış­ lar, çabalamışlar, kendilerine, “Başlarını so­

kacak bir kulübecik” yapmışlar. Yapmışlar

yapmasına, ama gönülleri “memleket”lerin- de kalmış. O gün bugün, ufak bahçelerinde ekmişler, biçmişler, hayvan beslemeye başla­ mışlar.

Bataklık bitkileri

de üreyince...

Yüzyıllar boyu Haliç eşsiz güzelliği ve gör­ kemiyle, “Altın Boynuz” unvanıyla, herkesin ilgisini ve beğenisini üzerinde toplamış. Ta ki kıyıları yağmalanıncaya kadar... Bugün elli altmış yaşlarındaki kuşağın; “Şu görülen fab­

rikaların olduğu yerde, adam boyu mısır ye­ tişirdi. Haliç’in Silahtarağa kısmında denize girer, balık tutardık. Buradan Eyüp’e, Balat’a, Eminönü’ne dolmuş motorlarıyla gidilip ge­ linirdi” dediği Haliç yağmalanmış, kıyıların­

da, “mantar biter gibi” fabrikalar bitmiş. Fabrikalar tüm olumsuzluklarıyla, hiçbir arıt­ ma bölümü yapılmaksızın atıklarını Haliç’e akıtmışlar. Adeta açık bir kanalizasyona dö­ nüşmüş Haliç... O gün bugün, Haliç’in ilk başlangıç yerlerinde fabrika atıkları, kanali­ zasyon ve seller ufak ufak adacıklar

mevda-Fabrikalar tüm

olumsuzluklarıyla, hiçbir

arıtma bölümü

yapılmaksızın atıklarını

Halic’ e akıtmışlar. Bu

atıklar, kanalizasyon ve

seller, ufak ufak

adacıklar meydana

S

etirmişler Haliç’te ,

avut Türkdoğan da bu

adacıklara “ postu

sermiş” kırk Keçisiyle

birlikte.

na getirmiş. Buralarda bataklık bitkileri de yetişmeye başlayınca ilginç bir görüntü orta­ ya çıkmış. Davut Türkdoğan bu adacıklara nasıl “postu serdiğini” şöyle anlatıyor:

“Memleketten geldikten sonra, uzun yıllar hanımla fabrikalarda çalıştık. Başımızı soka­ cak bir kulübecik yaptık. Yaptık ama gönlü­ müz sılada kaldı. Oradaki havayı, suyu, ye­ şilliği burada bulamadık. Memlekette bunlara alışmışız. Ekeriz, biçeriz, mal besleriz... İstan­ bul’da beton yığınları, fabrika dumanları ara­ sında boğulduk kaldık. Çocuğumuz olmadı. Evimizin bahçesinde sebze yetiştirdik. Mal beslemeye başladık. Fakat çevreden bizi ar­ ka arkaya şikâyet ettiler.Elli bin liraya aldı­ ğım köpeğimi belediye geldi, vurdu. Köpeğim malların bekçisiydi. Neymiş; mallarımız ma­ hallede pislik ve koku yapıyormuş!.. Sonun­ da bizi mahalleden attılar. Hanım evde kal­ dı, biz de keçilerimizle canımızı buraya attık!’

Haliç’in balıkları

Bu arada, Davut Türkdoğan bize, “yerli malı” ayran sunuyor. Hatta “Zamanınız var­

sa, çay yapayım” diyor. Eh ne de olsa “ada-

da”yız. Böylesi yerde çayla ayranın “kıymeti harbiyesi” büyüktür doğal olarak. Çoğu ye­ mek gereksinmelerini de burada “hallettiğini” yineliyor “Balık mı bulduk, et mi bulduk bu­

rada bir cızbız yapınca iş tamamdır.” Balığı

Haliç’ten mi tutuyorsun dediğimizde, “Nerede

o günler... Bir zamanlar buralarda tutuyor­ duk, ama şimdi nerde balık! Kazara içine düş­ seniz, bataklıkta kaybolur gidersiniz!”

Bu pislikler arasında keçileriniz zehirlen­ miyor mu? Suyu nereden veriyorsunuz soru­ suna da, “Ben ne içersem mallarım da onla­

rı içer. Haliç’in bir damla suyundan içseler anında zehirlenirler. Şimdi fabrikaların bir

Yeterli su ve yiyecek stokunu da yapan “Malcı Davut”, "şehirden iyice elini eteğini çekmiş bir Robenson gibi” yaşıyor.

kısmı yıkılıp, yerine parklar yapılıyor, ama buralarda Haliç’in suyunun lağımdan farkı yok. Etrafı parklarla değişiyor, ama Haliç’te değişen bir şey yok” yanıtını alıyoruz.

Bu görüşe katılmamak elde değil. Yok et­ mek, kirletmek kolay da, tekrar eski haline getirmek çok zor...

“Ada”daki kırk keçi

“Mahallede kime sorsanız Malcı Davut ve Fatma diye bizi tanırlar” diyor. Burada sizi rahatsız eden kimse yok mu sorusuna da, “Başka nereye gideyim? Hırsızlık, arsızlık ya­ pıp kimseyi rahatsız etmiyoruz ya! Gördüğü­ nüz gibi ekmeğimizi ‘taştan’ çıkarıyoruz. Kırk keçi sağılsa, günde kırk litreye yakın süt alı­ rız. Kahveye gidip pineklemektense burada

mal besliyorum. Ben alışmışım, malsız yapa­ mam. Bana milyon da verseler mal kokusu olmadan yapamam” diye karşılık alıyoruz.

Karadenizli “Malcı Davut” tüm “sivri ze- kâ”sı ve “açık gözlülüğüyle” bugün Haliç’te keçileriyle başbaşa... Göçüp geldiği, özlemi­ ni duyduğu doğaya hasret. “Taşı toprağı altın” şehirde yapayalnız. “Altın Boynuz”un orta yerinde yitip, yok olmuş sanki... Bir gün, buraya da beklenmedik konuklar gelip “mallarıyla” kendisini ayırmak isterlerse “Malcı Davut” o zaman ne yapacak? Köye mi dönecek acaba? Bunu da, “Geriye dön­ mek mümkün değil! Köye dönmeyi kim iste­ mez?.. Burada olduğu gibi gürültü patırtı yok. Temiz hava ve su... Hanım da benim gibi emekli. Buradan da kovarlarsa, nereye gide­ ceğimiz belirsiz...” diye yanıtlıyor. □

F o to ğ ra fl a r: E R D A L Y A Z IC I

Referanslar

Benzer Belgeler

Paragh ve arkadaşları (34) 10 mg atorvastatin ile yaptıkları klinik çalışmada; TG, TK ve LDL düzeylerini azalttığını, HDL üzerine anlamlı etkisinin olmadığını

timi gerektirir ve özel kişiler elin­ de tekele uğramak tehlikesini gösterir, ya da genel bir gerek­ sinimi karşılar, o işi devlet üze­ rine alabilir...

Bu bağlamda Rusların Türkistan yayılmacılığı, bu yayılmacılık karşısında Hive, Hokand ve Buhara Hanlıkları, Afganistan ve İngiliz Hindistan Valiliği

ing commercial and industrial activities from the coastal area, much of the source of the pollu­ tants have been removed, while the final elimi­ nation will come

Asılı çamaşırlar; çok zaman önce kalplere nakşolan o aşklar, o düşler Dünyanın kaderi, toprak damlar, ahşap pencereler. Benim küçük bir saltanatım vardı; kırlar,

Diğer evleri hiç düşünmezdik; ölü anneler, ağustostan artakalan uygarlıklar Kiraz ağaçları, kavaklar, mutsuzluğun ayarttığı o eski romanlar. İşte o mezar, işte o

Kurutulmuştu çünkü tütünler, mermiler Amcamın askerliği, halamın beyaz kefeni. Ölülerimiz bir kez daha gömülecektir, ufukta kaybolan kara trenler Bu böcekler

Tarih, yapay bir tarihti Ölümler, yapay ölümlerdi İşte o kadar postmodern Adamlarla. Sıkı pazarlıklar