• Sonuç bulunamadı

Büyük bir muharririn ardından:Refi Cevad Ulunay

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Büyük bir muharririn ardından:Refi Cevad Ulunay"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Büyük bir muharririn ardından...

Refi‘ Cevad

U L U N A Y

Burhan FELEK

smanlı kitabetinde «nihrir» adı veriüen neslin b elti i de son nüshasını Kefi’ Cevad’m ölümü ile kaybettik.

Ben Kefi’ Cevad’ı 1911 yılında «Alemdar» ga­ zetesini çıkarırken tanıdım. Gazetenin nesi olduğu nu pek hatırlamıyorum. Ama yazı işlerini «Hüseyin Avni» isminde bir zat yapardı. Ben o sene Ramazan­ da 'Taksim’de şimdiki Talimhane mahallesinin bu­ lunduğu Talimhane meydanına kurulan büyük ça­ dırda yapıdan alafranga güreşleri gazeteye yazar­ dım. Yazılarımı Hüseyin Beye verirdim. Gazeteden para aldığımı hatırlamıyorum. Refî’ Cevad mer­ hum o zaman güzel bir delikanlı idi. Galatasarayı da bitirmiş olması lâzımdı. O tarihte bu Alemdar gaze­ tesi tttihad ve Terakki’ye muhalif bir gazete idi ve gazete ile damat Salih Paşanm malî alakası olduğu söylenirdi.

Refi’ Cevad ile o tarihten sonra pek temasımız olmadı. Olmadı idi. 1918 de ittihatçıların memleketi terkedip kaçmaları üzerine İstanbul’da bir Matbır at-ı Osmaniye Cemiyeti Kongresi oldu. Ben de bu toplantıya gittim. Refi’ Cevad Beye orada rastgel- dim. Harbden sonra gazeteciler arasında da bir he­ saplaşma meyli vardı. O kongrede Tasvir i efkâr sahipleriyle Yunus Nadi Bey merhum arasında bir münakaşa çıkmıştı. Refi’ Cevad Bey ve ortağı peh­ livan Kadri Tasvireileri tutm uştu. Orada eski terbi yecilerimizden Nüzhet Sabit merhum da - bilmem hangi münasebetle - hazırdı. Ben de tttihadcılar aleyhine lâfa karışmıştım. Nüzhet Bey merhum be­ ni o ilada tanımış. Ben o kongreden sonra T asviri efkâr’a foto ve spor muhabiri olarak kapılaıımış- tım. ilk profesyonel gateceliğim bu tarihte baslar. Bir gün spor arkadaşlarımızdan Darüşşafaka jim­ nastik hocası Deli Sami namiyle m aruf «Sami kara­ yel» merhum bana telefon etti:

— Nüzhet Sabit Bey seni İstanbul İaşe Müdürü yapacak. Kabul eder misin? diye sordu. Nüzhet Sa­ bit Bey, iffet ve doğruluğu ile şöhret bulmuş «na- muszede» lerden bir zlat idi. Zamanın iaşe Umum Müdürlüğüne getirilmişti.

— Ne münasebet? Nüzhet Sabit Bey beni nere­ den tanır ? diye sordum.

— Matbuat kongresinde görmüş; beğenmiş.

Banra da sordu., dedi. Teklif bana da mülâyim geldi. Çünkü ben askerliğimin son senesini Askerî Levâ- zım mektebinde hocalıkta geçirmiştim. Bu münase­ betle ekmek işine yabancı değildim, işte size Refi’ Cevad Beyle irtibatı olan bir hâtıra..

Refi’ Cevad merhumun iyi muharrirliği ve be­ nimle dostluğu «Nikbet» senelerinden ve memleke­ te döndükten sonra başlar. Merhumun ömrünü ikiye ayırmiak lâzımdır. Bunun 1918 den 1938’e kadar olan menkûpluk devresi her cihetçe bedbaht bir ömür parçasıdır. 1938 de 150 liklerin affı üzerine başlıyan ikinci kısım ise daha mes’u t ve müsterih kısmıdır. Refi’ Cevad’ın iyi muharrirliği işte bu ta ­ rihten sonra başlar. İlk gazetecilik devri Refik Ha lid merhum gibi parlak değildir. Denilebilir ki o 20 senelik sürgün devri Ref’i Cevad merhum için der­ vişane bir çile, yani tekâmül devri olmuştur.

Cenab ı Hak, Refi’ Cevad’a bir son gürlüğü ver­ miş, pek hanımefendi bir hayat refikası bularak onunla ileri yaşta evlenmiş ve yine «Milliyet» te ken­ disini sevip sayan bir muhit bularak nev’i şahsına münhasır güzel yazılar yazmıştır.

Ref’i Cevad’m bahtsızlığı, genç yaşında kendi­ sini politikaya atmış olmasından doğmuştur. Hele îttihadcılar devrindeki komite politikacılığı yüzün­ den Anadolu harekâtı sırasında ısrar ile «feııâ at»a oynaması, kendisinin 150 likler arasına girmesine böyle bir siyasî «tedib» e uğramasma sebep olmuş­ tur. Halbuki Refi’ Cevad - yakinen biliriz - pek cok şeyi ve o arada politikayı pek de ciddiye almazdı.

Refi’ Cevad, 1938 den sonra çok güzel yazılar yazmıştır. Bu gün o yazıları anlıyacak pek az kimse kaldı. Refi’ Cevad, Osmanlı türkçesini iyi bilen, da ha ziyede «lafzî» sanata düşkün mânayı ahenge ve selâseti beyanı tom turak ı elfaza feda eden bir «Nih- rîr» idi. Divan edebiyatına oldukça vâkıftı. Fraıı- sızcası iyi idi. Sahibi veya râvisi olduğu güzel anek­ dotları vardı. Hos sohbet, şakacı, sırasına göre bed- zeban, sırasına göre hoş beyan bir zat idi. Ufulü Türk kalem âlemi için zayiattan sayılır; çünkü a r­ tık Türkiyede böyle yazan, hattâ o yazıları anlıya- rak okuyan kimse kalmadı.

Konya Belediyesinin Refi’ Cevad’ı, civar ı Mev- lânâ’da dinlendirmesi bir kadirşinaslıktır, hulûsu­ nun paklığı, ruh u Mevlânâ’yı tahrik etmiştir. Çün­ kü ömrünün son senelerini hep nisbet iddia ettiği Mevlânâ’ya vakfetmiştir.

Her ses veren, her renk veren, her rayiha ve­ ren gibi Refi’ Cevad’ı da pek sevenler, hiç sevmiyen- ler vardı. Bu onun beşerî vasfının neticesidir. Bi­ rini herkesin sevmesi, pek, ama pek az kula na­ siptir. Hiç kimsenin sevmemesi de öyle... ü s t tarafı sevenleri galip olmanın saadetine varmış olanlar­ dır. Refi’ Cevad bunlardandı. Sevh Galip’in tâbiriyle «Relıi Mevlevi» de yürüdü, gitti.

Evvel giden ahbaba selâm olsun erenler

- 7 _

Referanslar

Benzer Belgeler

Venedik’e hiç güvenmediği gibi, açıkça güvenlik nedenleriyle Osmanlı bağlaşıklığını yeğlemiş olan Sırbistan despotuna da güvenmiyordu, öyle ol­ duğu için

This information showed, against colon cancer cell line anticancer activiy of tolmetin maintains whereas the thiosemicarbazide molecule from the same compound have no

Fransız dilini öğrendi, Tuna Va­ lisi Mithat Paşanın himayesine gir­ di, Tuna gazetesine başyazar oldu, Mithat Paşa Bağdat valiliğine tayin edilince onunla

Venüs Jüpiter Ay Güneş Venüs 1 Haziran 23:00 15 Haziran 22:00 30 Haziran 21:00 Kraliçe Kral Büyük Ayı Çoban Berenices’in Saçı Kuzeytacı Yılan Yılancı Yay Kalkan Kartal

Bir ara işyerinde canı sıkılınca araba­ sına atladığı gibi Sarıyer’e kadar gidip dönme­ sini, çok sevdiği eşi Selim beyin bunu anlayış­ la karşılamasını

Lozandan Sı- vasa, 38 yaşından 46 yaşma gelince­ ye kadar saçları nasıl seyrelmiş ve ağarmış, yüzü nasıl yeni izler bağla­ mış, kaşlarının

Sedeften, deniz ka­ buklarından hediyelik eşyalar yapm aya ve satm aya başlı­ yor.. En çok da sedefle

Bağlamanın tezenesiz parmak­ larla vurularak çalınması anlamına gelen şelpe tekniği ile sazı, sağ ba­ cağının üstüne dik olarak koyup yorumlayan özdemir, 15 yıl