• Sonuç bulunamadı

Şurdan burdan ve ölümden

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Şurdan burdan ve ölümden"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

CUMHURİYET/2

ŞurdanB

Ölümden

OLAYLAR VE GÖRÜŞLER

<5 y

MELİH CEVDET ANDAY

Son günlerde, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Ölüm

asude bahar ülkesidir bir rinde” dizesi dilimden

düşmez oldu nedense. Üstat bu dizeyi, sonradan

“...her rinde” diye değiştirmişti; ama birbiri ar­

dına sıralanan üç “r”den kurtulamadı bir türlü. Asude (Fars, âsûden, rahat etmek’ten), keder ve sıkıntıdan uzak, rahat anlammadır. Ziya Paşa,

“Asfide olam dersen eğer gelme cihâne” demiş.

Toparlarsak, rind için ölüm, rahat bir bahar ül­ kesidir, diyor Yahya Kemal Beyatlı. Ama herkes için değil, sadece rind için. Öyle ise kim bu rind, nasıl bir insan?

Bizde “kalender” diye bir sözcük vardır, çok kullanılır, o da Farsçadan gelmedir, alçakgönül­ lü, dünyadan elini eteğini çekmiş, iyi huylu, yu­ muşak gibi anlamlarda geçerlidir, “rind” Ue eşan­ lamlı olarak kullanılır; Gönül adamlığı, aldır­ mazlık, kayıtsızlık, parayı, mevkii aşağılama. Rind daha çok bir yazm-şiir kavramıdır. Türk ve İran yazınında, ibadet ve zikrin dışında bir şey düşünmeyen kaba sofu örneğinin karşıtı, “filo-

sof, derviş adam”. Demek ölüm onun için rahat

bir ilkyaz ülkesidir. Öyle bir ülkeye göçmek is­ teyen, dünya malına* dünya dedikodusuna boş vermelidir.

Ama ben “rind”in böyle bir öteki dünya inan­ cına bağlı olduğunu pek sanmam; bence “rind”, çok şey istemeyen, azla yetinen ve ömrünü hu­ zur içinde geçiren kişidir. Böyle olduğu için de kimsede kıskançlık uyandırmaz, sevilir, aranır. Dostum Agop Arad gibi.

İnsanoğlu ölüme alışamamıştır. Bir ölüm ha­ beri aldık mı şaşıp kalırız, inanmak istemeyiz duyduğumuza, “Nasıl olur, bir hafta önce görüşmüştük” diye düşünürüz. Recep Bilginer, telefonla Agop’un ölüm haberini ilettiğinde de

öyle oldu, “Bir hafta önce gazetenin kapısında karşılaştık” dedim. Evet, öyle oldu, “Ah karde­ şim başıma neler geldi” dedi, “inme indi bana, hastahanede yattım. Çok iyi baktı doktorlar, iyi­ leştirdiler beni!’

Öpüşüp ayrıldık, meğer veda töreni imiş. ölümlerin tümü şaşırtıcıdır ve biz şaşmaktan bıkmayız. Şaşarak, şaşırarak yaşamaktır yazgı­ mız. Hiç ölüm yokmuş gibi. Çünkü yaşamın gü­ rültüsü içinde ölümün sesi duyulmaz. Unuturuz. Masalda zaman çabuk geçer.

Bir açıkoturumda yazılı edebiyat-sözlü edebi­ yat konusu üzerinde durmuştuk. Değişik yorum­ lara elverişli bir konudur. Son günlerde seve se­ ve okuduğum “Billur Köşk” derlemesinde rah­ metli Tahir Alangu, bu konuda şu ilginç gözle­ mini dile getiriyordu: “Masal derleyicilerinin halk dilinden alıp bastırdıkları örneklere bakılırsa, bunların çıkış kaynaklarının kitap olduğu, halk ağzından kitaba doğru değil, kitaptan halk ağ­ zına doğru bir yayılma olduğu anlaşılmaktadır!’

Son aylarda, nedense, çok yorgunluk çektim. Güz havasından diyenler oldu. Beki de ondan- dır. Yataktan çıkmayı göze alamıyordum. Sıkıl­ mamak için de okuyordum elbet, ama sürekli de­ ğil, çünkü çabuk yoruluyordum. Bu yüzden bir yöntem buldum: Kitapları çift çift alıyordum ba- şucuma, yoruldukça birinden ötekine geçiyor­ dum. Billur Köşk ile birlikte, Ingmar Bergman’- ın özyaşam öyküsü olan “Büyülü Fener” adlı ya­ pıtını okudum. Bu büyük sinema ustasının bü­ yük bir yazar olduğunu bilmezdim. “Cari Da­ y ıy a, ilişkin anı beni hayran bıraktı. O bölümü baştan okuyacağım. Sonra Patrick Süskind’in “Kontrabas” adlı yapıtı da yeniliği ile çarptı be­ ni. Yazarı ile ilk karşılaşıyordum. Öysa bize

“Koku” adlı bir romanı çevrilmiş. Bunu İlhan Selçuk’tan öğrendim.

Neşeli bir öğle yemeğinden çıktığımızda, Agop Arad, üzüntülü bir yüz ve acılık dolu bir sesle, “Ben nasıl öleceğim yahu?” diye sormuştu ba­ na. Belki de tam bir soru değildi bu, kendi ken­ dine konuşur gibiydi daha çok. Ama ben yanıt verme zorununu duymuş olacağım ki,

— Üzülme, ikimiz de kalpten gideriz, dedim. Doğrusu iyi bir ölüm bulmuştum, yakınmaya hakkı yoktu.

Fakat Agop kaşlarını çattı:

— Ama nerede, yatağımda mı, sokak ortasın­ da mı diye yeni bir soru yöneltti bana. diye yeni bir soru yöneltti bana.

— Onu bilemem, dedim. Hem ne fark eder ki canım...

Agop Arad:

— Öyle deme, dedi, ortalık serseri dolu, so­ kakta düşüp ölürsem, üstümdeki parayı çalarlar. — Sen de üstünde çok para taşıma kardeşim. İstanbul’un güzü çok güzeldir ve uzun sürer, bitmeyecek bir uysallık ve sevecenlik., gözünüz uzaklara takılır, dalıp gidersiniz. Burada “dal­ mak”, düşüncelere dalmak demek değildir, tam tersi, doğa sizi düşünmekten alıkoyar bir süre, durdurur. Budhacıların méditation’u gibi bir içe

dönüş, bir tür tapınımdır bu. Budhacı ermişler­

den Bodhy Dharma, bir gün méditation yapar­ ken uyuyakalmış da kendine gelince, işlediği gü­ nahı bağışlatmak için gözkapaklarmı kesip yere atmış. İşte çay o gözkapaklarından gelirmiş ve onun için de uyku kaçırıcı imiş.

Üç gece önce benim de uykum kaçtı, ama çay­ dan değil. Yıllar önce bir yüz felci geçirmiştim, nedeni anlaşılamadı, tansiyon yüksekliğinden de olurmuş, neyse... İyileştim, fakat sağ kulağım tı­ kalı kaldı. İşte son zamanlarda sol kulağımda da tıkanmalar başlayınca bayağı canım sıkıldı. He­ le o gece bunun artması beni uyutmadı, sabahı zor ettim ve Kuledibi hastahanesine koştum. O gün işim başımdan aşkındı, araya bir de kulağın girmesi durumu büsbütün zorlaştırıyordu. Bere­ ket Sayın Dr. Nihat Ayan’m becerisi ile sol kula­

ğım açıldı, rahat ettim. Aman ne çok ses varmış dünyada! Öğle yemeğinde buluşmak üzere Def­

ter dergisi yazarları ile (İskender Savaşır, Orhan

Koçak ve Hulki Aktunç) sözleşmiştik. Oradan Balıkpazarı’ndaki Üç Horon Ermeni kilisesine gidecek, Agop Arad için yapılacak dinsel törene katılacaktım. Sonra da Moskova’dan gelen ga­ zeteci arkadaşım Vladimir Khovratovich ile bu­ luşacaktım, akşam yemeğini bizim evde yiyecek­ tik. İşler böyle arkası arkasına sıralandı mı erin­ cim bozulur benim. Oysa bu gibi durumlarda te­ laşa kapılmamalı hiç; bakıyorsunuz ki akşam oluvermiş, işlerin hiçbirinde aksaklık yok.

Saat on dörtte Üç Horon kiiisesindeydim, tö­ ren başlamıştı, çoksesli koronun uyumlu dalga­ ları, yumuşak inişler ve çıkışlarla, insanı dünya­ nın maddeselliğinden uzaklaştırıyor, düşünme­ ye fırsat bulamadığımız nice erdemin zenginlik­ lerine götürüyordu. Törenin sonunda Ermeni Piskoposu, Agop Arad üzerine konuştu; duya­ bildiklerime dayanarak söyleyeyim ki ilginç de­ ğerlendirmeler içeren bir konuşma idi bu. Sayın Piskopos bir ara, “Agop laikti” dedi. Aklımdan hiç çıkmayacak. Bu sözün bir tapmakta söylen­ miş olması beni çok düşündürdü.

Kilisenin avlusuna çıktığımda, Rus gazeteci dostum Vladimir’i yanı başımda bulmaz mıyım? Sadece bir rastlantı değildi bu. Ermeni tanışla­ rı, o gün benim de kilisede bulunabileceğimi söy­ lemişler ona.

Eve vardığımızda hava daha aydınlıktı. Sof­ rayı erken erken kurduk. Yiyip içerek söyleşiye daldık. Vladimir’in anlattıklarına göre ekonomik durum korkunç bir bunalım içinde imiş, hiçbir dükkânda hiçbir mal yokmuş, “Hiçbir mal” di­ ye altını çiziyordu dostum.

Ya ekmek? diye sordum. Vladimir:

— Kuyrukta beklerseniz alabilirsiniz, dedi. Artık “Kaç saat?” diye sormadım. Konuşma­ mızın büyük bir bölümü bu konu üzerinde geç­ ti.

Erken yattım. Kulağımdan yana içim çok ra­ hattı. Güzün verdiği yorgunluğa razıydım.

1 r

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Bir isim ve bir sıfat fiilin/sıfat fiil anlamı taşıyan bir kelimenin bir araya gelmesiyle elde edilen birleşik yapılar: İsimle beraber kullanılan bu tür kelimeler;

Türkiye’nin Akdeniz k›y›lar›n› do¤rudan ya da dolayl› olarak etkilemesi olas› depreflim dalgalar›n›n, son yüzy›ldaki deprem merkezleri kullan›larak tahmin

ambalaj malzemesinin içine sızan nem miktarının metrekare başına günde. 10 -6 gramdan az

İyi Huylu Tümörlerin Kansere Dönüşmesi Tümör vücudun herhangi bir dokusunda veya organında hücrelerin kontrolsüz olarak, normalden fazla çoğalmasıyla oluşur..

Sinema filmlerini diğer sanat eserlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri olan kurgu, içinde bulunduğumuz dünyayı benzer ama farklı olarak bir gösterir çünkü

f è n^e^ Kâmuran (Prens Sabahattin’in gelini), nses Aleksandra (Adı belirlenemeyen kus çar­ larından birinin kızı), Gavsi Baykara (Neyzen ve bestekâr), Saniye

Hayvan beslemede ihtiyaç duyulan kaba yem açığının kapatılmasında kaba yem kaynağı olarak kullanım potansiyeline sahip olan ŞPBY’nın besleme değerlerinin

Bu nedenle örgüt politika ve stratejileri ahlaki de- ğerleri destekleyen ve güvence altına alan bir niteliğe sahip olmalı, buna uygun atmosfer (örgüt iklimi) oluşturulmalı,