• Sonuç bulunamadı

Son Padişah Vahdettin ile gurbette Bahriye Nazırı Avni Paşa'nın kızı anlatıyor

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Son Padişah Vahdettin ile gurbette Bahriye Nazırı Avni Paşa'nın kızı anlatıyor"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

4 "* S a lı 25 Temmuz 2000

EDİTÖR: H ü s e y in Ş e n t ü r k

Faks: (0212) 505 68 02 [email protected]

''¿Milliyi:!

A

nnem, Sultan Vahdettin’in Harbiye Nazırı, M üşir (Mareşal) Şakir Paşa’nın kızı Münire Hanım... Ba­ bam ise Bahriye Nazırı ve

daha sonra padişahın saray nazın, başyave­ ri Hüseyin Avni Paşa... O da bir süre Harbî­

ye Nazırlığı yapmış ama politika ile hiç ilgi­ si yok, hep asker kalmış...

Müşir Şakir Paşa, Mustafa Kemal Pa- şa’yı A nadolu’ya ordu müfettişi olarak gö­ revlendiren.. ve Mustafa’ Kemal Paşa’nm arzusu üzerine en güçlü yetkilerle donatan belgeyi mühürleyen bir Osmanlı Mareşali...

Yine, Mustafa Kemal Paşa ve 48 kişilik kurmay heyetinin süratle Samsun’a gidebil­ meleri için güçlükle Bandırma Vapuru’nu arayıp bulan Bahriye Nazırı Hüseyin Avni Paşa... Sarışın, mavi gözlü, iri vücutlu, iyi si­ lah kullanan yakışıklı bir asker...

Büyükpederim ile babamın, ikisinin de Mustafa Kemal Paşa’ya büyük güvenleri vardı.. Vardı ki, Mustafa Kemal Paşa ve ma­ iyetini işgal kuvvetlerini atlatıp tehlikeyi gö­ ze alarak A nadolu’ya gönderdiler...

Harbiye Nazırı nın mühürü

Bunları gayet tatlı, gayet net bir biçimde hatırlayan Fitnat Hanimefendi, imparator­ luğun çöküş yıllarını ve bu arada ailecek yurt dışında gurbette yaşadıkları acı günle­ rin ayrıntılarını sanki bir daha yaşıyormuş gibi anlattı:

- Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları­ nın Samsun’a gönderildiği günler, vapur değil motor bile bulabilmek çok güçtü... İş­ gal kuvvetleri karadan denizden kuş uçurt­ muyorlardı... Babam Avni Paşa, Mustafa Kemal’i yakından tanır ve ona güvenirdi... Anadolu’ya ne yapmak için gittiğini gayet i- yi biliyordu... Bunun içindir ki Bandırma Vapuru’nu onlara tahsis ettirdi...

Fitnat Hanım, Hatay’ın ileri gelenlerin­ den, işadamı Ö m er Türkmenelli ile yıllar önce evlenmişti... Öm er Bey fevkalade ay­ dın, açık fikirli, vatansever bir insandı... M ükerrem Sarol, Burhan Belge, Şevket Sü­ reyya, Haşan Ali Yücel, bir devrin dostları, Burhan Belge’nin evinde toplanırlardı... Ben de Öm er Türkmenelli’yi orada tanı­ mak fırsatını bulmuştum... .

Yaşı bir hayli ileri fakat hafızası gayet güçlü olan Fitnat Hanım ’ın zengin anılarını dinlerken, Müşir Şakir Paşa’nm, Mustafa Kemal’in, 9. Kolordu Müfettişliği kararna­ mesini Harbiye Nazırı olarak nasıl m ühür­ lediği olayını anlatalım...

Silahları teslim etmek yok

Şakir Paşa’nın torunu Emekli Deniz Binbaşısı Sedad K. Aytaman, arkadaşı Ami­ ral Fahri Ç oker’e bu olayı babasından nak­ len şöyle anlatıyordu, (yıl 1939 tarihli mek­ tup):

- Damat Ferid kabinesinde Harbiye Na­ zırı olan babam, Mustafa Kemal Paşa’yı Meclisi Vükela’ya karşı bütün mesuliyeti ü- zerine alarak tam selahiyetle Anadolu’ya göndermiş ve resmi talimattan başka ken­ disine hususi tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiyeleri tamamen bilenlerden biri, Sam­ sun mebusu iken vefat eden Kazım Paşa i- le General Kazım Dirik hayatta değiller ise de, Bay Cevat Abbas (Mustafa Kemal Pa- şa’nın ölene kadar yaveri) hali hayattadır,

Sunuş

Bu yazı dizisini hazırlamam için büyük zahmetlere katlanan, günlerce benimle konulm ak lutfıında bulunan Müşir Şakir Paşa ’nın torunu, Ahm et Avni Paşa ’nın k m

Sayın Fitnat Türkmenelli’ye, kızlan Fezal Has ile Meral

Türkmenelli’ye pek çok teşekkür ederim... Bir süre önce bir rahatsızlık

geçirdiğini öğrendiğim Fitnat Hanımefendi’ye acil şifalar dilerim...

Aynca yakın tarihimizin ufak fakat önemli bir kesitini

aydınlatırken Müşir Şakir Paşa ile A hm et Avni Paşaların biyografik bilgilerini özel arşivinden çıkartıp bu yazı dizisine büyük katkılarda bulunan, eski cumhurbaşkanlığı başdanışmanı emekli Amiral Sayın Fahri Çoker’e

teşekkürlerimi sunarım. Yılmaz Çetiner

Şakir Paşa, direniş

örgütlemek üzere

Anadolu'ya gidecek

olan Mustafa

Kemal'den, barış

sağlanıncaya

kadar, aksine emir

verilse bile

uymamasını istedi

Son Padişah Vahdettin ile gurbette

Uuhrlye Tfazırt

A vn i

AciTjüA

cm

Yılmaz Çetiner

9

anılarında da yazmıştır. Şifahi ta­

limatın esası şu idi:

- Paşa evladım biz ecnebilere ne kadar mümaşat etsek (kolay­ lık göstersek) onlar o kadar bizim ensemizde boza pişirmek isterler; gidiniz Anadolu’da bakiyyetülsu- yufu bir araya toplayınız ve elde kalan silahları katiyen bir tarafa vermeyiniz. Biz merkezden hilafı­ na emirler de versek hiçbir suret­ te dinlemeyiniz. Sulhun aktine kadar müsellah kuvvetin başında bulununuz. Bu işi yapabilecek

ancak sensin. Ben senin gözlerinden çok manalar çıkartıyorum. Haydi evladım, Al­ lah yardımcınız olsun ve cümlemizi sela­ mete çıkarsın.

Gazi Anadolu'ya nasıl geçti?

1933 yılında İstanbul ve Ankara basının­ da Kazım Karabekir Paşa, istiklal Harbi ile ilgili bazı olayları açıklayan bazı m ektuplar yayınlamaya başlıyor... Bu m ektuplar bom­ ba gibi patlıyor siyasi çevrelerde... Atatürk kızıyor, arkadaşları ayağa kalkıyor, istiklal Savaşı’nı bizzat yaşamış bulunan bu kişiler her biri kendi yönünden olayların iç yüzünü açıklamaya başlıyorlar... Hakimiyeti Milliye Gazi’nin yanındadır... Çoğunluk Karabekir Paşa’nın anılarını yalanlıyor...

Müşir Şakir Paşa’nm, Genelkurmay’da 2. Başkanı olan Kazım inanç Paşa, Cumhu­ riyet döneminde İzmir mebusu olmuştur... 16 Mayıs 1933 tarihli Milliyet Gazetesi’nde şu mektubu yayınlatıyor:

“Gazi Mustafa Kemal hazretleri Anado­ lu ya geçecekleri sırada Büyük Erkanı Harbi- yei Umumiye ikinci reisliğinde bulunan ve o sırada Fevzi Paşa hazretleri (Çakmak) istifa etmiş ve Cevat Paşa (Çobanlı) henüz işe baş­ lamamış olduğundan bilfiil reislik vazifesini iyfa etmekle olan sabık Üçüncü Ordu Müfetti­ şi Ferik Kazım Paşa hazretlerinden aldığımız mektuptur:

“Milli mücadelemizin ilk zamanlarına ait olarak Kazım Karabekir Paşa hazretleri tara­ fından Milliyet Gazetesine gönderilen m ek­

tuplarda şu satırlan okudum:

"... Mustafa Kemal Paşa hazretlerini ziyaret ettim. Ziyaret Sebeplerinden bir tanesi de mü- şürünaleyhi İstanbul’da kalıp (Mustafa Kemal) kabineye da­ hil olmak hususundaki arzula­ rından sarfınazar ettirmek gaye­ sine m a tu f idi...

"... teklifin kabulünden Mustafa Kemal Paşa hazretleri­ nin bilahare sarfınazar ettiğini ve bir ay sonra arzusuna rağ­ men kendisinin İstanbul’dan u- zaklaştınldığını ilerideki yazılar­ dan öğrendim:

Galiba beceremeyeceksin!..

1- Gazi’nin nutku, sayfa 7: “Beni İstan­ bul’dan nefi ve tedip maksadıyla A nadolu’ya gönderenler...

Bu kayıt, Gazi hazretlerinin ara sıra hatır­ latmak lütfunda bulunmalanna rağmen, be­ nim gömülünceye kadar gizli kalmasını bugü­ ne kadar hürmet şiarıma uygun bulduğum bir hakiykatı aleniyete dökmekte acizi muztar bı­ raktı Şöyle ki:

O tarihte Şişli’de Gazi hazretlerinin ika- metgahlannın pek yakınındaki Sürenyan a- partmanında otururdum, kendilerini pek sık ziyaret eder ve vaziyetten daima haberdar bı­

rakır ve isabetli emirlerinden istifade ederdim.

Çünkü • Müşarünaleyh (Gazi) hazretleri bu­ gün hakiykatlerini yaşadığımız o zamanki fi­ kirlerini lütfen bana tamamen anlatmış ve haizi selahiyet herhangi bir şekil altında A na­ dolu ’ya bir memuriyetle gönderilmelerine her­ hangi bir çare bulmaklığımı emir buyurmuş­ lardı. Hatta bir gün:

-Galiba sen bu işi beceremiyeceksin... yol­ lu güler yüzlü bir tehtielerine de uğramıştım.

Memleketin her gün bir manzara arz eden hadise safhaları içinde Karadeniz sahili ile bu sahilin yakın hinterlandında Rumlar aleyhine olmak üzere asayişsizlik de başgöstermişti.

Müttefiklerin daha ağır teklif ve taleplerini iycap ettiren ve bu hal o zamanın esasen kor­ kak ve tâbi hükümetini büyük telaşlara ve medarlar (dayanak) aramaya sevketmişti. Böyle bir sırada ben Harbiye N azın’na (Müşir Şakir Paşa) Şark mıntıkası için bir müfettişlik ihdası teklifinde bulundum. Şakir Paşa teklifi kabul edince Gazi hazretlerine de arzı malu­ m at ettim.

İmza etmezse mühürletirsin

Bu arada şunu söylemeliyim ki, riyaseti saniyeliğinde bulunduğum Erkanı Harbiye Umumiye Riyasetinde bu arada bir değişiklik olduğundan bu vazifeyi fiilen ben iyfa ediyor­ dum.

Gazi hazretleri memnuniyetle bendenize: -Eyi amma bunun daha devamı var. A l kağıdı kalemi eline!..

Buyurdular ve bana bir hayli notlar yaz­ dırdıktan sonra:

-Bu esas dahilinde bir talimatname tesbit edersin, yarın daireye gelip okuyacağım ve sonra imzalatırsın!.. Emrini verdiler...

Ertesi günü müsveddeyi okuyarak bazı tashih ve daha başka ilavelerde bulununca:

-Selahiyetin bu kadar çok olmaz mı Pa­ şam? Çünkü, korkarım ki Harbiye Nazın bu­ nu kabul etmemezlik eder!..

Dedimse de:

-Hayır imza etmezse herhalde mühürletir­ sin!..

Mefhumunda kendilerine mahsus zarif te­ zatlı bir ihtar yaptılar.

Talimatnameyi Harbiye Nazırı Şakir Pa­ şa ’ya götürdüm. Hasta bulunan Şakir Paşa bir şezlongla yatıyordu. (Torunun anlattığına göre sırf bu iş için Nezarete gitmişti) Kalktı ve sandalyesine oturdu, anlattım.

-Bir defa okuyunuz da dinleyim dedi. Okumaya devamım sırasında:

-Paşa oğlum, siz Üçüncü Ordu müfettişli­ ği değil, bütün A nadolu’ya sahibi nüfuz bir müfettişlik ihdas etmişsiniz, bu nasıl şey, de­ yince;

-Hayır efendim müfettişliklerin kendi hu­ dutlarına mücavir kıtaat ve vilayetlerde de te­ masta bulunması vazifenin şümul ve mevzu­ una dahildir. Tâbirimizi Umum Anadolu Müfettişliği sarahatında ifade etsek dahi yeni­ den bir şey ihdas etmiş olmuyoruz. Vaktiyle de Anadolu Umum Müfettişliği memuriyetinin bulunduğu hatımişanı samileridir, cevabında bulundum. Nazır Müşir Şakir Paşa yüzüme gülerek baktıktan sonra, imza etmesi teklifi­

me karşı cebinden mühürünü çıkararak önü­ me atmış ve:

-İmzaya lüzum yoktur, yalnız mühürlersi­ niz demişti...

V ’ü n r v Andırma Vapuru'nu

T d ılı İp

kim buldu?

(2)

^ Ç a rşa m b a 26 Temmuz 2000

D İ Z İ

Faks: (0212) 505 68 02 [email protected]EDİTÖR: B a h a r T a n ır

Saray Nazırlığı unvanını veriyorlar. Babamın aslında gönlü A nkara’da, onların başarılı olmasına duacı ve elinden gelen h er türlü yardımı yapıyor, ama dedikodu çarkları işliyor tabii. İsmet Paşa, babama haber

gönderiyor: “Sarayda bu görevde kalmasın, bize engel

oluyor” diye. Halbuki böyle bir şey yok. Ancak babam

yine de saraydan ayrılıyor, açıkta kalıyor. Annem korkuyor, bu karışıklıkta çoluğa çocuğa birşeyler olur diye. O sıralar Sultan Vahdettin henüz tahtta. Babamın bir zaafı da, ablasına fazla düşkünlüğü. Sabah

Başyazarı Ali Kemal Bey kaçırılıp İzmit’te öldürülünce ablası babama: “Sana da bir şey yaparlar öldürürler,

bir süre ayrıl buradan” diye yalvarıyor...

O yıllar Romanya ile İstanbul arasında işleyen Prenses M aria diye bir vapur var. Babam ona binerek Köstence’ye gidiyor. Bir ev kiralıyor orada, eş dost kendisine yatak, yorgan, iskemle, masa veriyor. H atta Romenler kapısına bir de asker koyuyor. Bir süre sonra da annem ve kardeşlerim ile ben Köstence’ye gittim. Babam Avni Paşa asker adamdı, boş durmayı

İngilizler'in irtibat

j zabitinden uyarı

i

mektubu alan Kazım

Paşa, yanıt için

onları bir gün

oyalayınca Mustafa

s Kemal ile gidenler

, 19 Mayıs'ta

? Samsun iskelesine

i

ayak bastı

T "

sevmezdi, beraberce Köstence sokaklarını gezerdik. Ağabeyim ise Almanya’da okuyordu, para

gönderemediğimiz için o da geri geldi, bize katıldı. Köstence’nin ortasında kahveler vardı, önlerinde balıkçılar. Bir gün oradakiler, babamı tanıyınca ayağa kalkıp selamladılar.

- M erhaba çocuklar nasılsınız? - M erhaba Paşa, sağolun iyiyiz...

Babam öylesine m em nun oldu ki, herhalde İstanbul’u hatırladı...

İsmet Paşa ve Avni Paşa

Köstence’de biz böyle ailece otururken babama İstanbul’dan bir telgraf geldi. Padişah Vahdettin gelmesini istiyordu... Fakat babamın gitmesine gerek kalmadan birkaç hafta sonra duyduk ki, Padişah İstanbul’dan ayrılmış M alta’ya gitmiş.

» Peki siz sonra ne yaptınız Köstence’de? Nasıl

yaşadınız?

- İstanbul’da Kadir Bey diye bir eniştemiz vardı, kendisi avukattı. Padişahın İstanbul’u terk etmesinden bir süre sonra vatana ihanet ettikleri gerekçesiyle 150 kişilik bir liste hazırlanmıştı. Eski nazırlar,

kumandanlar, siyasetçiler vardı içinde. Kadri enişte bize bir telgraf çekti. Avni Paşa listede yok diye. Çok sevindik, adeta bayram yaptık, çünkü babam saraydan

M alta'ya g

Padişah Vahdettin, A gitmesine gerek ka

Hüseyin Avni Paşa, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Anadolu'ya geçmesi yardımcı olmuş, gerekli silahlanma için de bütün yetkilerini kullanmıştı. Onun en büyük hatası Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gelmesi doğrultusundaki teklifini kabul etmemesiydi. Kendini savunmasına göre o asker kalmak istiyordu. Siyasete girmeyi reddetti.

ayrılalı aylar olmuştu, neredeyse bir yıla yaklaşıyordu. Sonradan öğrendik ki, Avni Paşa’yı en son listenin en sonuna İsmet Paşa koydurmuş...

t Niçin yapmış olabilir İsmet Paşa böyle hareketi? Avni Paşa ’ya ne gibi bir düşmanlığı olabilir? Dedikodu olmasın?

- ism et Paşa, Yemen’de babamın kurmay

başkanıydı. Uzun yıllar beraber çalışmışlardı. Babam bunları hatıra defterine yazdı, ism et Paşa’nın aleyhine birtakım anıları vardı, ama vefat eden kardeşim bu yazıları taşıyan iki defteri yaktı korkudan. Evet, eniştem Kadızade Kadir Bey’in ikinci telgrafı gelip de, listede ilave edilmişsiniz haberini alınca, babam “İsmet

Paşa’dan gelmiştir bu darbe” demiş. Fevkalade

üzülmüştü: “Benim hiçbir siyasi faaliyetim yoktu ki” diyordu.

Şimdi İsmet Paşa ile Avni Paşa’nın bir anısını anlatayım. Babam Şam’da ordu müfettişi iken

askerleri yaralıları görmeye hastaneye gidiyor. Koğuşta bir zabit ayağa kalkıyor, “Paşam Paşam, benim” diyor. O sıralar ism et Paşa miralay, Filistin cephesinden gelmiş üstü başı perişan. Avni Paşa, “Yaralı mısın

İsmet, hasta mısın” diye soruyor. Üzülüyor babam. “Sen bu akşam burada kal, karargahta sana bir oda hazırlatayım, seni aldırırım” diyor... Karargah

dediğimiz zaten ufak bir konak. Şam’ın ileri

gelenlerinden rica ediliyor, karyola, yatak takımı filan getiriliyor, ism et Bey’e oda hazırlıyorlar. Babamın Faruk isminde akrabadan bir yaveri vardı, ona emir veriyor, “Git getir İsmet’i, burada yatacak” diyor... Birkaç gün kaldıktan sonra şafakla beraber ism et Bey bir furgona binerek İstanbul’a gidiyor.

Avni Paşa nın hatası neydi?

A hm et Avni Paşa Köstence’de ailesiyle beraber bir süre oturduktan sonra önce M alta’ya, sonra da Hicaz’a ve oradan San Remo’ya giden Sultan Vahdettin’in durum unu hüzün içinde izliyordu. Bu arada Türkiye’de cumhuriyet ilan edilmiş, önce saltanat sonra da hilafet kaldırılmıştı. Avni Paşa saraydan, padişahın yanından dokuz ay önce ayrılmış olmasına rağm en 150’likler listesine sokulmuştu. Halbuki Avni Paşa, M ustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının

A nadolu’ya geçmesine yardımcı olmakla kalmamış, A nadolu’nun silahlanması için de bütün yetkilerini kullanmıştı.

Avni Paşa’mn hatası şuydu: Mustafa Kemal Paşa, Avni Paşa’yı Anadolu’ya çağırdığı zaman bu davete icabet etmemişti! Kendini savunmasına göre, Avni Paşa askerdi, siyasete karışmak istemiyordu. Ayrıca İstanbul’da ablası, halası, çocukları, geniş bir ailesi vardı, onları bırakmadı.

Gözleri doluyordu Avni Paşa’nın, çocuklarına geçmiş olayları anlatırken... Mustafa Kemal Paşa, Avni Paşa’ya, “Bandırma Vapurıı’nun kaptanı benim

emrimde olsun” demiş, Bahriye Nazırı’ndan kaptan

böyle talimat almıştı. “Paşanın 9. Ordu müfettişi

olarak tayinini kendi elimle imzalattım

kayınpederime” diyordu Avni Paşa... M otorların bile

Ingilizlerin kontrolünde olduğu işgal döneminde adamları aldatmışlardı... Kuş kaçtıktan sonra işin farkına varmıştı Ingilizler...

Avni Paşa’nın bir diğer acısı, A nkara’dan aldığı talim at üzerine saraydaki görevini ve padişahı terk etmişti Paşa... Peki ama nasıl olurdu da 150’likler, vatan hainleri, listesine alınırdı Avni Paşa? işte Paşa bunu hazmedemiyordu...

Nitekim af çıktığı zaman da bu duygularla Türkiye’ye geri dönmedi!..

ş. Ancak, Paşa’nın haberi gelmiş.

İ

şte bu sırada Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın damadı ve Padişah’ın Saray Nazırı, işgal kuvvetlerini uyandırmadan Bandırma Vapuru’nu bulur. Mustafa Kemal bütün temaslarını bitirmiş, bir an önce İstanbul’dan uzaklaşmak istemektedir. Kazım Paşa, yine Milliyet Gazetesi’nde m ektubunun devamı olarak şunları anlatıyor:

Gazi hazretlerinin hareketleri günü, ben

dairemdeki yerimde bulunmadım. Ertesi gün Ingiliz irtibat zabitinin beni çok aradığını ve nihayet Ingiliz işgal kumandanlığının bir m ektubunu bıraktığını söylediler. M ektup cevaplı bir protesto idi. Anlamı

“Muazzam bir ordu karargahı gönderdiğimizden ve bumın mütareke şartlarıyla taban tabana zıt bulunduğundan” bahsediyordu bu mektup ve derhal

cevap verilmesi isteniyordu...

Hem en Ingiliz irtibat zabiti ile temas ettim ve bir Ingiliz ordusu karargahında kaç zabit bulunduğunu sordum. Pek iyi

hatırlamıyorum, ama iki 200’e yakın bir rakam söyledi.

Ben de zabite, “Halbuki muazzam »

gördüğünüz bu karargahta (Mustafa Kemal ile Samsun’a gidenler) 20 zabit bile yoktur, ama cevabını resmen derhal bildireceğiz”

dedim. O gün biraz oyalanıp, ertesi sabah

mektubu gönderdim, işte o sabah Gazi’nin J L

Samsun iskelesine ayak bastığı 19 Mayıs sabahı idi...

M üşir Şakir Paşa bu olaylardan bir ay kadar sonra 18 Haziran 1919’da vefat etti. Evlatlarının

söylediklerine göre, Paşa ölmeden önce şunları söyledi:

Memleketi ancak Mustafa Kemal Paşa

kurtarabilir. Onu salimen Anadolu’ya çıkartabildik. Benim vazifem artık bitmiştir. Şimdi o vazifesine başlasın ve muvaffakiyetle başarsın inşallah. Ben kendisine “şunu tavsiye ettim”: Köylünün elinden

silahını almak değil, bilakis onu silahlandırmak

lazım. Ama o ne yapacağını bilir...

Şakir Paşa’nın ölüm haberini alan M ustafa Kemal Paşa hem ailesine, hem de damadı Avni Paşa’ya ölüm den duyduğu üzüntüyü m ektupla bildirmiştir.

» Efendim büyük pederiniz Müşir Şakir Paşa’nın

hayatından bazı kesitleri hatırladığınız kadar anlatabilir misiniz?

Sürgünden Harbiye N azırlığın a

- Şakir Paşa Batum Sancağı’na bağlı Livana kazasında 1855 yılında doğmuş, 18 Haziran 1919’da 64 yaşında olduğu halde vefat etti. Kendisi oranın

eşrafından N um an Tahir Efendi’nin oğluydu.

Çocukluğunda İstanbul’a gelmiş, Harbiye’den Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuş ve Almanya’ya

gönderilen ilk Türk subaylarından. O rada beş yıl eğitim gördü büyük pederim, Kaiser

Wilhelm’in dikkatini çekti, madalyalar aldı. Dönüşünde Erkanı Harbiye’de

çalışmaya başlayan o zamanın Şakir Bey’i, terfi etti, etti ama Abdülha kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak için Işkodra’ya vali olarak atadı. Daha sonra Yemen’de isyanı bastırmaya gönderildi, dönüşünde ise Padişah Abdülhamit Şakir Paşa’yı başyaverliğe getirdi. Padişr tahttan indirilince bu kez \

ittihatçıların gadrine uğradı, Midilli Adası’na sürülmek istendi. Ama arkadaşı olan M ahmut Şevket Paşa bu cezayı engelledi. ■ I .

Bahriye Nıızırı

i

yM

I B P

m

a/ıiühyof.

J

Harbiye Nazırı olan devrin en güçlü adamı Enver Paşa, Şakir Paşa’ya fena halde kızıyordu... Paşanın kendisi için “Binbaşılıktan mirlivalığa atlayarak

Harbiye Nazırı olunmaz” sözlerini mimleyen Enver

Paşa o sıralarda öldürülen M ahmut Şevket Paşa’nm katili ile büyük pederimin ilgisi var diye Müşir Şakir Paşa’yı önce A nkara’ya, sonra aracıların ricası üzerine M udanya’ya sürgüne gönderdi.

Paşa hastaydı, eşi ile beraber M udanya’da deniz kenarında ufak bir evde oturdu. Hiçkimse ile görüşmesine izin yoktu. Çay, kahve şeker, un, hiçbir gıda verilmiyordu.

Nihayet bir gün Avni Paşa, Enver Paşa’dan izin alarak bir m otor ile kayınpederine bir miktar erzak gönderebildi. Şakir Paşa Alm anlar’la beraber Dünya Savaşı’na katılmanın büyük facia olacağını söylüyor, bunun için de Enver Paşa’nm ve diğer ittihatçıların hedefi oluyordu.

Bir gün savaş bitti, işgal kuvvetleri Türkiye’ye gelmeye başladı. Padişah Sultan Vahdettin, Sadrazam da D am at Ferit Paşa’ydı. işte bu sırada herkesin aklına sürgünde olan Müşir Şakir Paşa geliverdi. Paşa’yı hemen İstanbul’a getirmesi için bir kravazör

gönderildi, am a Paşa yıpranmış, iyice yaşlanmıştı, işgal altındaki ülkede hükümeti kuran D am at Ferit Paşa, Şakir Paşa’ya Harbiye Nazırlığı’nı teklif etti,

arkadaşları da bu görevi kabul etmesi için direniyor, A nkara’ya karşı mutedil bir askerin hüküm ette bulunmasının yararlı olacağını ileri sürüyorlardı; Harbiye Nazırlığı çok önemliydi...

Enver'in idam ını yazabilirim !

Babam Avni Paşa ise Bahriye Nazırı idi,

t hayatında hiç siyasetle uğraşmadığı için bu görevde m kalmak istemiyordu. H aftada bir istifa ediyordu

\

Avni Paşa, üstelik A nkara’dan da bu yolda işaret t almıştı. Nitekim bir süre sonra nazırlıktan ayrıldı.

Ancak bu kez büyük pederim e musallat olmuştu D am at Ferit, ille nazır olacaksm, Harbiye

Nazırı olacaksm!..

Babam Avni Paşa, kayınpederine böyle bir görevi üstlenmemesini ısrarla söyledi,

sağlığının bu yüke elvermeyeceğini anlattı... Şakir Paşa, babama demiş ki, anılarında yazıyor:

Bak oğlum Harbiye Nazırlığı’nı niçin kabul ettiğimi söyleyim. Beni nahak yere dört sene sefalet içinde bıraktılar (Enver Paşa’yı kastediyor). Her akşam yatarken bir gün bunun intikamını almayı

Allah bana nasip etsin diye dua ettim. Ama bak, bugün bana kötülük yapan insanın mevkiinde

oturuyorum. İleri gidip, idamını da yazabilirim. Ama intikamım oraya kadar

gitmiyor...

Tehlikedesin Köstence'ye git

» Fitnat Hanım, böylece Müşir Şakir I Paşayı, büyük pederinizi tanımış oluyoruz. | Peki, şimdi biraz da babanız Avni Paşayı bize I anlatır mısınız? Sultan Vahdettin ile beraber

sürgünde San Remo’da yaşadığınız acı günleri... önce nasd oldu, niçin yurtdışına gittiniz? Avni Paşa ile Mustafa Kemal Paşa

tanışıyorlardı, paşayı Samsun ’a götüren Bandırma Vapuru ’nu, kendisi için tehlikeli olmasına rağmen bulan Avni Paşa...

Fitnat Hanımefendi konuştukça açılıyordu. Anlatmaya devam etti ve ama dedi, tarihi gerçekleri başından aynen söyleyeceğim...

- Babam nazırlıktan ayrıldıktan sonra padişahın yanında onu seryaver yapmak

istiyorlar. Fakat nazırlık mertebesine gelmiş bir paşanın protokol olarak bu işi

yapması uygun bulunmuyor; kendisine

Paşa Anadolu'ya gitmedi

(3)

'/Milliyet

Kızı Sabiha

Sultan ile

Mustafa

Kemal

arasındaki

• ı •• t

gonul

ilişkisine

Padişah

Vahdettin

karşıydı:

v_

~\ , Eski

I

* stanbul’dan Köstence’ye ailece göçtükten sonra Avni Paşa’nııı yaşamı üzüntüler içinde geçmeye başlamıştı... Dışarda parası pulu yoktu... Çocukları okuma çağındaydı, bir oğlu Almanya’da öğrenim görüyordu ki, onu da geri çağırmaktan başka çareleri kalmamıştı... Altı kardeştiler Avni Paşa’nın çocukları; İstanbul’da, eşyaları, neleri varsa satılıyor geçimleri öyle sağlanıyordu...

Herkesin umudu yine Sultan Vahdettin’deydi... Padişah nasıl

İstanbul’a geri döneceğini umuyorsa, tüm yakınları ayni umut içinde bekleşiyorlardı __ mebuslar, kum andanlar ve saray erkânı, Malta, Hicaz ve oradan İtalya’nın San Remo sayfiye kasabasına yerleşen padişahın peşindeydiler... Ancak Avni Paşa hiç kimseye padişah dahi olsa el avuç açacak tıynette bir adam değildi...

Bir gün Köstence’de padişahtan çağrı aldı Avni Paşa... Sultan eski başyaver ve saray nazırını yanına çağırıyordu... İhanetten çok uzak olan anneannelerinden vazgeçemeyen Avni Paşa, kısıtlı imkanlarına rağmen çocuklarını Köstence’de bıraktı ve San Rem o’ya gitti...

Sultan Vahdettin’in güvenilecek eski adamlarına ihtiyacı vardı... Çevresini yine dalkavuklar, çıkarcılar sarmıştı; bunların hepsi padişahın yine İstanbul’a döneceğini hayal ediyor, birtakım komplolar hazırlarken sultandan para sızdırıyorlardı...

ah Vahdettin

Son Padış

B ahri

y jL i

( Abdülmecit'in oğlu

Padişah Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan, kuralı bozarak hanedan içinde evlendiler; alttaki fotoğraf, kucaktaki bebeğin sonraki hali: Neslişah Sultan

Fitnat Hanım şöyle anlattı San Rem o’ya gidişlerini:

- Padişahın Arabistan gezisinden

sonra babamı Sultan Vahdettin San Rem o’ya çağırdı ve babam 3. mevki bilet ile İtalya’ya gitti ve orada bir otelde 15 gün kaldı...

Sultan Vahdettin demiş ki, Avni Paşa sen de Gürcüsün ben de Gürcüyüm, onun için seni seviyorum, itimat ediyorum...”

Faruk Efendi ve Sabiha Sultan

Bir süre San Rem o’da kaldıktan sonra babam bize yol parası gönderdi, biz de yanına gittik... Böylece San Remo maceramız başladı... Bir hafta kadar babamın kaldığı otelde kaldık, Almanya'da öğrenimden parasızlık nedeniyle dönen ağabeyim bir bankada iş buldu çalışmaya başladı...

Altı kardeş, otel çok pahalı geliyordu. İstanbul’dan eşya satışlarıyla gelen para tükenmek üzereydi... Otelden çıktık M enton’a yerleştik... OsmanlI hanedan ailesinin çoğu

şehzadeler, hanım sultanlar hep orada oturuyorlardı... Sonradan Halife Abdülmecit Efendi de oraya gelmişti... Babamın bir evi vardı İstanbul’da, onu sattık, bitirdik parasmı... Ama Avni Paşa’nın itibarı vardı; mesela Kan’da (Cannes) bir Arap dostu tepelerde olan villasını kira almadan bizim aileye tahsis etmişti... Babam ise hâlâ otelde kalıyordu, padişaha yakın olmak için., zaten villaya annem ve kardeşlerim güç sığıyorduk...

- Şehzade ve hanım sultanlarla, padişahla nasıl

görüşüyordunuz?

- Babam en çok “Şehzade Ö m er Faruk Efendi ile Sabiha Sultan ile görüşürdü... Efendi hazretleri, efendi hazretleri der dururdu... Onlar Nis’te (Nice) biz ise K an’da oturuyorduk... Babam ile Faruk Efendi ve Sabiha Sultan evlerinin balkonunda sık sık görüşür, hararetli tartışmalara girişirlerdi... Bu sırada çoğunlukla cin tonik içerlerdi... Babam şaka olsun diye;

Sus cinlerim tepeme bindi sus,

derdi!..

- Peki efendim bütün bu

\ şehzadeler hiç çalışmayı

düşünmezler miydi?.. Hep hazır mı yerlerdi?..

- Hiçbiri hayatında hiç iş görmemiş, çalışmamış ne yapsınlar, nasıl yapsınlar?..

Sultan Vahdettin He

konuşuyoruz

- San R em o’ya gittiğinizde

anneniz ve sizler başı açık mı dolaşıyordunuz? Yoksa örtülü müydünüz? Orada nasıldı hanedanın ve sizin yaşamınız?

- Tabii hepimizin başları

açıktı... Otelde kaldığımız ilk günlerden sonra dediğim gibi villaya geçtik... Bir gün bir siyahi geldi eve, padişahın yanma bizi davet etti... Ben annem, babam hep beraber gittik. Sultan Vahdettin hiç kimse ile görüşmüyor alt kata bile inmiyordu, ev halkını bile yukarıya çağırmıyor, inzivaya çekilmiş... Köşk’te Sabiha Sultan ve annesi Nazikeda kadınefendi ile oturduk, ben o zaman çocuğum, annem konuşuyor... O

•"•ada bir telaş oldu, ortalık karıştı,

- Efendimiz geliyor

dediler... Sultan Vahdettin yukarıdan

aşağıya indi... Ben o günkü kafamla bunun ne kadar büyük bir olay olduğunu fark edemedim... Padişah yanımıza oturdu, annemle konuşmaya başladı ve ne yaptı biliyor musunuz? ö z ü r diledi, siz buralara benim

yüzümden geldiniz, ailenizden evinizden ocağınızdan ayrı

düştünüz diye...

Bunun büyük bir iltifat olduğunu sonra öğrendim.

Sabiha

Sultan'ırı

düğünü

Bilindiği gibi Sultan Vahdettin, kendisinden çok küçük yaşta olan son eşini yalvar yakar San Rem o’ya çağırmış ve sonunda onun kolları arasında hayata gözlerini

yummuştu... Başkadın efendi Nazikeda, kızlarının annesi idi; oğlu Ertuğrul Efendi’nin annesi ise M üveddet Hanım... Onların hayatını şöyle anlattı Fitnat Hanım:

- Nevzat H anım ’ı padişah “sen benim Allah

indinde karımsın, gel yanıma” diye ısrarla

çağırmış... Kendisi ile beraber San Rem o’ya giden M üveddet Hanım ise çok güzel bir

kadındı... Sultan Vahdettin’in kızları, M üveddet Hanım ’ı çok severlerdi, onlarla kardeş gibiydiler... M üveddet Hanım Paris’e gider gitmez ünlü bir berbere saçlarını kestirmiş öyle güzel olmuştu ki, sanki bir Avrupalı kadındı... Az sonra anlatacağım: Ben Sabiha Sultan’ın düğününde

O m bulunmuştum Yıldız Sarayı’nda...

Bahriye N azın’nın kızı olarak protokolda yerim vardı...

Hatırladığıma göre, odalar yapılmıştı: Birinci kadın, ikinci kadın, üçüncü kadın için... Hanımlar büyük iltifatlarla içeriye alınıyorlar, fevkalade muhteşem karşılanıyorlardı... Ben ise bir çocuk olarak serbestçe dolaşıyordum. Bir ara çok güzel, çok çarpıcı bir kadın gördüm, başı taçlı, üçüncü kadın efendi dediler... Ben öyle dalgın hayran yüzüne bakıyordum ki, niye öyle bakıyorsun, diye güldü Müveddet Hanım, bembeyaz teni simsiyah saçları vardı...

Sultanların hepsi taçlıydı... Bir ara

Abdülmecit efendi geldi tantana ile cumba gibi bir yer vardı, oraya oturdular... Faruk Efendi ile Sabiha Sultan yanlarında, eğilip elini öptüler...

'Vallahi padişahın parası yok!'

- Şehzade Faruk Efendi ile güzeller güzeli

Sabiha Sultan peri masallarındaki gibi bir aşkla evlendiler... Ve siz onlan sonra N is’te, K an’da gördünüz, gurbette dostluk ettiniz... Orada nasıldı yaşamlan?

- Evet, Faruk Efendi ve Sabiha Sultan ile çok

sık ailece görüşürdük... Şehzade Faruk Efendi çok yakışıklı, çok onurlu bir kimse idi... Parasız olduğu zaman bile asaletinden hiçbir şey kaybetmemişti!. Hatırladığım, daima paraya sıkıştıkları... Babama gelir, padişahtan para istemesi için sıkıştırırdı... Babam “vallahi

sultanın parası yok, imkanı yok” der,

inandıramazdı, bu yüzden tartışırlardı... Sonra bir kadeh cin içer “cin tepemize

çıkmış” deyip gülüşürlerdi...

- Peki Halife Abdülmecit Efendi’nin mali

durumu nasıldı?

- H indistan’dan önemli bir para gelmezdi ama onun durumu padişahın durum undan daha iyi idi...

- Siz hatırlayacaksınız bunca uzun süre devam

eden aşktan sonra Faruk efendi ile Sabiha Sultan’in ayrılmaları nasıl oldu?

- Şehzade Faruk Efendi bu geçim sıkıntıları

arasında K ahire’ye gitmişti... Bu büyük aşk nasıl bitti hayret ediyorum... O rada yine bir Osmanlı olan zengin bir yeğeni ile evlendi, kadın çirkindi, Sabiha Sultan’m eşsiz güzelliğinden eser yoktu ama oldu işte...

Güzel sultanların kaderi!..

-Hanedanda iki amcazade arasında evlilik yasaktı derler... Sabiha Sultan ile Ömer Faruk Efendi bu kuralı bozdular; Padişah Vahdettin’in istememesine rağmen... Acaba parasızlık mı bozdu aralarını?

- Tabii bu da neden olabilir, çok parasızdılar.. Faruk Efendi’nin kızkardeşi güzeller güzeli Dürrüşehver Sultan bir H int Mihracesi ile evlenince M ecit Efendi paraya kavuştu, rahatladı...

- Kaderleri hep Hindistan’da, Mısır’da..

Neslişah Sultan da fevkalade güzel, kültürlü bir kadın, kardeşleri Hanzade ile Necla Sultan da Mısır’da prenslerle evleniyorlar... Hele Neslişah Sultan ’ın eşi Mısır Kral Naibi... Sonra orada da ihtilal oluyor, büyük şanssızlık değil mi? Sabiha Sultan’m düğününe devam edebilir miyiz?

- Biz beraberce düğüne giderken, annemin

çarşafını ipek bir örtünün içine koydular, davetiyeyi de. Sarayın vestiyerine bunlar bırakıldı... Kırmızı, koyu kırmızı elbiseler giyinmiş cariyeler bizi yukarı kata aldı, alçak kanepelerde, sedirlerde misafir hanımlar oturuyorlardı. Sarayın geniş salonunda cumba gibi bir yer vardı ki, oraya iki tane koltuk koymuşlardı... Rulo halinde kırmızı ipek yol halısı yere serilmişti, Ö m er Faruk Efendi ile Sabiha Sultan onun üzerinden içeriye girdiler... Yüzleri kapalı değildi, açıktı...

Masal gibi aşk, masal gibi düğün

- Peki bu aykırı değil miydi?

- Hayır. Sabiha Sultan ile Öm er Faruk Efendi

evlenmezden önce bizim evin önünden beraberce geçerlerdi... 1922’lerde Rus başı denirdi, m odern kadınların sadece saçları örtülürdü...

- Kim dikmişti elbisesini Sabiha Sultan’m?

- Madam Kalyopi’ydi galiba; Brüksel danteliymiş gelinlik, uzun bir kuyruğu vardı... İkisi de yavaş yavaş yürüyüp padişahın ve Nazikeda Kadınefendinin elini öptüler, onlar ayrılırken paralar atıldı başlarına... Az sonra

I

m m 1

mmm

f m s

mz M t

. ‘ ■

te

padişah ile Abdülmecit Efendi başka bir salona girdiler; orada muhteşem bir ziyafet başladı... Masaların üzerinde gayet güzel değerli keten örtüler vardı... Aynı kumaştan peçeteler., bir hakiki kamelya ile sarılmış altlığın üzerinde ise yakaya takılması için ayrı bir kamelya

duruyordu...

Sabiha Sultan ve Mustafa Kemal

-Onlar ermiş muradına bir çıkalım kerevetine derler; yani masal gibi aşk masal gibi bir düğün Yıldız Sarayı’nda yapıldı demek... Peki, Sabiha Sultan’m Mustafa KemalPaşa’ya, Mustafa Kemal Paşa ’nın da Sabiha Sultan ’a gönülleri olduğu söylenir... Bu iş nasıl gerçekleşemedi ve kısa bir süre sonra Şehzade Faruk Efendi’nin aşkı çıkıverdi ortaya?

- Aslına bakarsanız Sabiha Sultan’ı kimler istemedi ki... İran Şahı’nın oğlu, birçok paşazade... Ama duyduğuma göre Sultan Vahdettin, kızını bir hariciyeci ile nişanlamıştı... Sabiha Sultan, Almanya’dan öğrenimden dönen yakışıklı amcazadesini görünce, karşılıklı bir aşk doğdu aralarında... Padişah “hanedanımızda

amcazadelerin evlendikleri görülmemiştir, olmaz böyle şey” dedi... Fakat kızının ısrarını kıramadı.

Abdülmecit Efendi kalktı gitti padişaha, oğlu Şehzade Faruk Efendi’ye Allah’ın emri ile Sabiha Sultan’ı istedi... İşte böyle oldu bu evlenme... Hem en ilave edeyim, o zamanlar duyduğumuz Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa için, “O

çok değerli bir kumandan ama sarayımda ben ikinci bir Enver Paşa istemem” demiş!..

Genç bir kurmay subay olarak Mustafa Kemal Padişah Vahdettin'in yanında bulundu. Birlikte trenle Almanya'ya gittiler. Daha sonra birkaç kez sarayda görüştüler. Mustafa Kemal padişahı, Enver Paşa'nın Almancı politikasından caydırmaya çalıştı...

Yarın;

Vahdettjn'in

çevresini

çıkarcılar

alıyor

P e rşe m b e 27 Temmuz 2000

EDİTÖR: H ü s e y in Ş e n t ü r k

(4)

4

C u m a 28 Temmuz 2000

DİZİ

Faks: (0212) SOS 68 02 [email protected]EDİTÖR: H ü s e y in Ş e n t ü r k

''/Milliyet

Paris’te

Yunanistan, Arnavutluk, Irak ve

Mısır'da değerli emlaki vardı

ama Vahdettin ile Abdülmecit

arasındaki anlaşmazlık

yüzünden bazı şehzadeler

sefalet içinde yaşayıp öldü

apı kapı sabun sattı

F

itnat Hanım, İstanbul’un işgalini görmüş, küçük yaşta da olsa o acı günleri yaşamıştı. Harbiye Nazırı Müşir Şakir Paşa’nın torunuydu ama babası da Bahriye Nazırı Hüseyin Avni Paşa’ydı. Kısa bir süre Sultan Vahdettin, Saray Nazırı olarak Avni Paşa’yı yanında tutmak istemişti. Çünkü, Avni Paşa’nın siyasetle ilgisi yoktu, sade bir askerdi, yetişme tarzı entrikaya müsait değildi. Avni Paşa 1294 yılında Batum’da doğmuştu; o da kayınpederi gibi Gürcü asıllıydı. Babası Süleyman Faik Paşa idi ki, onun da babası Şahinbaşzade Süleyman Paşa’ydı, bunların tümü askerlikten yetişmişlerdi.

- Avni Paşa Bahriye ve Harbiye Nazırlığı yaptıktan sonra padişah kendisini saraya çağırıyor. Başyaver yapmak istiyor sonra düşünüyor ki, bir nazır başyaver olamaz öyle bir durum var galiba?

- Evet, Sultan Vahdettin babama diyor ki, hatıralarında yazılı bunlar, Avni Paşa sen de Gürcüsün ben de Gürcüyüm; onun için seni çok seviyor itimat ediyorum...

- Babanızın anılan çok ilginç olmalı, inşallah yayımlanır da yakın tarihin önemli bir bölümünü ışıklandırır.

- Bakın dinleyin, siz eski yazı bilmezsiniz okuyayım: Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya gitmesi için görevlendirdikten sonra padişah tarafından nasıl kabul ediliyor, nasıl tören yapılıyor...

“Zatışahane askeri elbiselerini giyinmiş olarak ayakta duruyorlardı. Ellerinde, masanın üzerinde kelamı kadim duruyordu. Sadrazam Paşa (Ferit), Yaver Paşa, Padişahın iki yanında yer almışlardı. Mustafa Kemal Paşa tarzı askeriyesi ve dini bir eda ile huzura gidip ilerliyor, sağ elini kelamı kadimin üzerine koyarak yemin ediyor. Verilen görevi en iyi

şekilde yapacağına... vallah ve billah diyor...

Keşke padişah olmasaydım!

- San Remo’da uzun süre babanız, padişah ile beraber oldu. Hatta ölene kadar yanındaydı. Acaba Sultan Vahdettin hakkında neler anlatıyor? Sultan Vahdettin acaba pişman mıydı padişah olduğu için...

- öyle öyle, pek pişman... Babama San Remo’da köşkte şunları söylüyor Ben Çengelköy’de köşkümde ava gitmeye, açık havada yaşamaya alışmış bir adamım. Zayıf nayif sağlıksız bir insanım. Ama benim bu saltanat daha ilk gününden hiç hoşuma gitmedi. Gece yansı telefon ettiler, biraderim Sultan Reşat’ın vefatını haber verdiler, çok üzüldüm, gelip bizzat biat etmek istiyoruz dediler Durun lütfen biraz kendime geleyim çok mütessirim dedim. Nihayet geldiler tahta çıkmamı istediler. Düşündüm nasıl reddederim diye ama mecbur oldum, memleketin perişan durumunu düşünerek kabul ettim. Yanlış yapmışım, kabul etmemeliymişim!

Avni Paşa soruyor:

“Efendimiz beni nasıl kabul edip istediniz?” Padişah

cevap veriyor: “Bahriye

Nazırlığı, Harbiye Nazırlığı yapmış bir paşa gidip de seryaver, saray nazın olur mu?” Paşa paşa diyor

Vahdettin, “Biz aslen

Gürcüyüz, sizi Batum’da Gürcülerden çok dinledim. Size karşı bir sevgim, sempatim olduğu için ısrarla yanımdan olmanızı istedim, gözümden uzaklaştığınız zaman aklımdan hiç çıkmadınız...”

Sultan Vahdetim i dolandıranlar

- Biraz değişik konulara geçelim izin verirseniz... Anılarınızdaki diğer olaylara dönelim. Efendim, İstanbul’da, Kan’da yaşamınız nasıldı? Ne ile geçiniyordunuz. Kalabalık bir aile, okul ve ev masrafları?

- Anlatmıştım önce, bir yakın dostumuzun küçük bir villasında uzun süre misafireten oturduk... Sonra

babam bizi Marsilya’ya okula gönderdi. Kendisi Sultan Vahdettin’in köşküne yakın mütavazı bir otelde kalıyordu. Kan’da iken evimizin yakınında taş ocakları vardı. Oraya giderdik, babam bizlere orada silah talimi yaptırırdı. Bahçemiz meyvelikti, kayısı ağaçları vardı çok lezzetli meyve veren. Şehzade Ömer Faruk Efendi ve Sabiha Sultan bize geldikleri zaman beni ağaca çıkartır kayısı toplatırdı. Şimdi hatırladım, Kan’da oturduğumuz “Villa Yasemin”, Avni Paşa’mn Şam’da kumandanlığı sırasmda tanıdığı bir dostuna aitti, bilabedel uzun süre kaldık orada.

- Geçiminizi nasıl sağlıyordunuz?

- İstanbul’da annemin, babamın nesi varsa atıldı ve sonunda hiçbir şey kalmadı. Sultan Vahdettin’in ölümünden sonra daha da sıkıntıya düştük. Ve nihayet Lübnan’a gittik.

Son

Padişah Vahdettin ile gurbette

l

Huhriyu

/im i

k m

l

unlukyor

Yılmaz Çetıner

Ama bu arada ilginç bir olayı anlatayım: Sultan Vahdettin’den para kopartıp içinde İstanbul’a geri dönme hasretini körükleyen birtakım maceraperest dolandırıcılar sık sık San Remo’yu ziyaret ediyorlardı. Padişah kendisine söylenenlere inanmasa bile ne yapıp ne edip onlara para vermekten kendini alamıyordu, yani yardım ediyordu, “madem buralara

kadar gelmişler” deyip. Paris’te İstanbul’da gazete

çıkartacaklarını söyleyenlerin sayıları da az değildi...

Jurnalciler kol geziyordu!

Babam Avni Paşa genellikle evde oturur,

hatıralarını yazardı. Bunların bir kısmı kayboldu ama şu elimdekiler duruyor, özellikle ağabeyimin bu gibi siyaset bozuntusu kimselerle konuşmasını istemezdi babam. Çünkü hafiyeler, ihbarcılar ve pek çok karışık insan vardı San Remo’da.

Bir akşam geç vakitlerde kapımız çalındı, açtık, ufak tefek bir adamcağız, babamı görmek istiyor.

- Efendim belki anneniz beni hatırlar. Çünkü Müşir Şakir Paşa ile ailemiz İstanbul’da sayfiyede komşuydular.

içeriye girdik, anneme sorduk “Hayır böyle bir

kimseyi hatırlamıyorum” dedi. Şöyleydi böyleydi, ne

yaptı etti adam aileye sokuldu. Komik, hoş sohbet bir kişiydi de. Babama kahve pişirir, hokkabazlık eder, gurbetin sıkıntıları içinde bizi güldürürdü. Her gün gelirdi evimize. Bir akşam ağabeyim sinemadan dönmüş, bir de görüyor ki, adam bizim kapının eşiğinde yatıyor; parası kalmadığı için otelden kovmuşlar. Gurbette böyle durumda olan bir Türk’e nasıl yardım edilmez, ancak evimizde onu yatıracak oda yok. O gece mutfakta yatırdık ve “git

konsoloshaneye, sana bilet alıp İstanbul’a

göndersinler” dedik. Biz de o günler okula gidiyoruz;

bu olay da Marsilya’da geçiyor.

Gümülcineli i. Hakkı Beyi vurdular!

Adam gitti sabahleyin. Biz kardeşler pazar günleri evin temizliğini yapardık. Mutfağın raflarım silerken en üst rafta ufak ağır bir çanta bulduk. Biz,

aa filan derken babam geldi, ne var ne oluyor, dedi. Çantayı açtık, açtık ki, bir tabanca! Ağabeyim gidip konsolos ile

görüştü ve sonra eve geldi. Sabri’yi istiyorlar bilet alıp

İstanbul’a gönderecekler dedi. Ertesi gün bir de baktık hem bavul yok olmuş, hem de Sabri gitmiş.

Bu tabanca işi bizi hayli ürkütmüştü ama bize

“Küçük hanım” diye hitap

eden bu komik zat, “ahh

küçük hanımlar sizin aileyi ne kadar çok sevdiğimi bu­ gün anlayacaksınız” derdi.

Aradan bir zaman geçti bir akşam ağabeyimin

gözleri yerinden fırlamış gibi geldi:

- Paşa baba dedi az önce Sabri’yi gördüm, lüks bir otomobile kurulmuş yanımdan geçti, selam verdim tanımadı beni.

- Rüya gördün herhalde evladım, dedi paşa babam. Biz ona evimizi açtık yuva gösterdik...

Bir süre sonra Kan’a gitmiştik... Sabahleyin Şehzade Faruk Efendi telefon etti, babama...

- Paşam hemen gel, böyle böyle birisi Gümülcineli İsmail Bey’i vurmuş, bir de polisi yaralamış.

Sonradan öğrendik ki Sabri, İstanbul’dan gelmiş, rejime muhalif kimseleri öldürmek isteyen belki de bir fanatik. Avni Paşa ailesinin siyasetle hiçbir ilgileri olmadığını görünce bize dokunmamış. Meşhur Gümülcineli İsmail Hakkı Bey’i öldürmüş.

Duruşmalarına biz de gittik, kendisine avukat filan tutuldu sonunu bilemiyorum.

Hanedanın satılan mücevherleri

Abdülmecit Efendi’nin Sultan Vahdettin’le araları açıktı, ikisi de birbirlerini affedemiyorlardı. Hem amcazade hem dünür olmalarına rağmen aralarındaki anlaşmazlık giderilememişti. Sultan Vahdettin

“Saltanatsız hilafet, hilafetsiz saltanat olamaz”

diyordu. Bu iki gücün bir arada bulunması

gerektiğinde ısrar ediyordu. Oysa, padişah yurtdışma

gider gitmez Abdülmecit Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisini halife seçmesini kabul etmiş ve hatta Sultan Vahdettin’i kötüleyen demeçler vermişti. Ama sonunda onun da başına gelen hilafetin kaldırılıp yurt dışına çıkartılmasıydı!

Osmanlı ailesinin büyük çoğunluğunu yurt dışında varlığı yoktu. Beraberlerinde

getirdikleri mücevherlerini, bir miktar paralarını ilerisini düşünmeden harcıyorlardı. Hele Padişah Vahdettin 40 kişiye yakın haremi ve yardımcıları ile eski yaşamından kopmak

istemiyordu.

Tek oğlu Ertuğrul Efendi’nin okuma parası olarak ayırdığı bir meblağı da bankadan çekmiş, harcamış, sıra mücevherlere gelmişti. Kızkardeşi Mediha Sultan, kocası Damat Ferit Paşa ölünce, o da ağabeyinin yanma gelmiş, çok değerli gerdanlığını, yüzüklerini satılığa çıkartmıştı.

- Peki Fitnat Hanımefendi, Kaymakam Zeki Bey’i hatırlıyor musunuz?

Acı acı yüzünü kırıştırdı Avni Paşa’nın kızı:

- Nasıl hatırlamam... Sultan Vahdettin’in ikinci eşi ama ayrıldığı eşi İnşirah kadın efendinin kardeşi. Ailenin paralarım San Remo kumarhanelerinde yediğini bilmeyen mi var? Padişah “öküz öldü ortaklık ayrıldı” derdi ama yine de iyi bir silahşor olan Zeki Bey’i yanından ayırmazdı. Son paraları o tüketti ama sonu kötü bitti. Sultan Vahdettin’in ölümünden sonra Şehzade Faruk Efendi’nin yanına sığındı ve bir gün odasında havagazı ile intihar etti.

- Bir şey sormak istiyorum: Bu şehzadelerin büyük çoğunluğu çok iyi yetiştirilmişler. Kimi Yüksek Harp Akademilerinden mezun olmuş, kimi şair, kimi ressam, en az iki - üç dil biliyorlar. Sağlam güçlü kuvvetli adamlar. Acaba niçin çalışıp para kazanmayı düşünmediler?

- Saray hayatında uzun süre kalınca kendilerini çalışma hayatına alıştıramamışlar herhalde. Ama düşününüz koskoca prens, veliaht küçük bir işte nasıl çalışsın? Ancak şunu da söyleyeyim, Paris’te kapı kapı dolaşıp sabun veya bir başka maddeyi pazarlayan, tercümanlık yapan şehzadeler de yok değil. Pis bir otelin odasında sefaletten ölenler de var.

Osmanlı Hanedanı’na dışarıdaki birtakım çmlakmdan önemli miktarda miras kaldığı bilinir. Yunanistan’da, Mısır’da, Irak’ta, Arnavutluk’ta. Eğer aile büyükleri aralarında bir anlaşmaya varmış olsalar ve biraz çabuk davransalardı büyük bir servete kavuşabilirler, Osmanlı hanedanına mensup kişiler sıkıntı, sefalet çekmezlerdi. Galiba Sultan Vahdettin ile Abdülmecit Efendi bir unvan anlaşmazlığı nedeniyle işi hayli uzatmış, avukatlara vekaleti geç vermişler.

- Babam Avni Paşa, padişahtan aldığı yetki üzerine kalktı Abdülmecit Efendi’ye gitti. Kapıda kendisini Ömer Faruk Efendi karşıladı. Herkes artık maddi sıkıntıların biteceği sevinci içindeydi.

Mesele, her ikisinin de hilafet ve unvan

iddiasından vazgeçmeleriydi. Şehzade Faruk Efendi, Avni Paşa huzura girerken kulağına şöyle bir laf fısıldadı:

- Paşa hazretleri, pederime daima Hilafetpenah Hazretleri diye hitap etmeyi sakın ihmal etmeyiniz.

Nüktedan ve zarif bir asker olan Avni Paşa, genç şehzadenin ikazına sinirlenerek,

- Efendi Hazretleri, dedi, tilkinin kuyruğunu adamın akima getirmeyin. Eğer bu iki biraderzade arasında uyutmaya çalıştığımız husumet ve rekabeti körüklemeye devam ederseniz, ben hemen geri dönüyorum.

İlle de Halife unvanı

Avni Paşa’nın yüksek sesle söylediği sözleri Abdülmecit Efendi içerden duymuştu ama duymazdan gelerek vakur bir tavır takınmış gür sakalını sıvazladı,

- Buyurun Paşa Hazretleri sizi bekliyorum dedi.

Avni Paşa, Abdülmecit Efendi ile konuşurken bir türlü Halife Hazretleri filan demiyordu. Çünkü ona göre Halife ve Padişah Sultan Vahdettin idi.

Aralarında uzun uzun bir miras meselesini konuştuktan sonra Avni Paşa beraberinde getirdiği mukaveleyi çıkartıp Abdülmecit Efendi’ye uzattı ve

“İki şevketlü amcazade arasındaki anlaşmazlığı bir

an için unutarak şu mukavelenamenin altına müştereken imza buyurmaları, hanedanı kiramınızı bugünkü çok hazin halden kurtaracaktır” dedi.

Abdülmecit Efendi hiç ses çıkartmadan mukaveleyi aldı, önümüzdeki gayet zarif Saksonya hokka takımından güzel yontulmuş bir kamış kalem çekerek, bir hattat tavrı ile uzun uzun bir şeyler yazdı.

Avni Paşa kendisine uzatılan mukaveleye şöyle bir baktı ki,

“İmamül Müslümin Halife - i Resulu Rabbülalemin” diye imzasını atmış Abdülmecit

Efendi! Avni Paşa mosmor kesildi, yapılacak bir iş kalmadığını görünce kalktı San Remo’ya Sultan Vahdettin’in yanma döndü.

Böylece Osmanlı Hanedanı mirası sorunu bir hayli uzayınca bu konuda finans yardımı yapmak isteyen bankalar da ipe un serdi. Amcazadelerin unvan tartışması Osmanlı ailesini perişan etti. Birkaç ay sonra mukaveleye halife unvanını koymaktan vazgeçmişti Abdülmecit Efendi ama iş işten geçmişti!

Lübnan'da yaşayan OsmanlIlar

- Avni Paşa ailesi son padişahın ölümünden sonra ne yaptı? Lübnan’a gitmişsiniz galiba?

- Bir süre daha Kan’da, Marsilya’da oturduk. Maddi sıkıntılarımız daha da artmıştı. Bunun üzerine yakın

akrabalarımızın bulunduğu Lübnan’a gittik ve orada Cünye denilen sakin bir tatil kasabasmda yerleştik. Osmanlı Hanedam’ndan pek çok kimse oraya sığınmıştı. Zaten Cünye’nin havası İstanbul’u hatırlatıyordu. Filozof Rıza Tevfik, Refik Halit Karay, bazı şehzadeler, hanım sultanlar bu civarda yerleşmişlerdi. Lübnan halkı da bize çok iyi davranıyor, saygı gösteriyordu. Yıllar sonra 150’liklerin affı çıkmasına rağmen babam Türkiye’ye dönmedi, fevkalade alınmıştı hakkmdaki karara.

Sonunda Fitnat Hanım ve annesi Türkiye’ye dönüyorlar.

- Efendim Hatay’ın eşrafından olan ve aydın bir kişi eşiniz Ömer Türkmenelli ile nasıl tanıştınız?

Bahriye Nazırı Avni Paşa’nın kızı, Müşir Şakir Paşa’nın torunu Fitnat Hanım buğulu gözlerle geçmişe döndü. Tatlı munis bir ifade geldi yüzüne,

- Kızkardeşinıin kızı dünyaya geliyordu, o İskenderun’da evlenmiş yerleşmişti. Abla gel ben burada yalnızım diye haber gönderince kalktım gittim. İstanbul’dan İskenderun’a giderken Ömer Bey beni trende gördü. Vallahi o günden sonra musallat oldu, gönlüme girdi, evlendik. Çok

mutlu oldum, güzel, iyi çocuklar yetiştirdik. Ömer Bey, Hatay davasında, Türkiye’ye ilhakı için büyük hizmetler vermiştir ki, o da bir ayrı hikayedir...

-BİTTİ-Avni Paşa'nın kızı Fitnat Hanım, Padişah Vahettin'in ülkeyi terk ettikten sonra San Remo'daki yaşantısının, tanık olduğu kısmını ayrıntılarıyla anlattı. Şehzade Ömer Faruk Efendi. Avni Paşa sık sık onunla goruşur, birlikte cin tonik içer, hararetli tartışmalar yaparlardı.

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Diğer bir deyişle, büyük oyuklarda üretilen ışık düşük enerjili kırmızıya yakın tonlarda iken, küçük oyuklarda görece daha yüksek enerjili sarı ve yeşile

Bu konserlerde değişik ül­ kelerden solist, şef, orkestra ve besteciler yer alıyor, böylece Av­ rupa ülkelerinin müzisyenleri arasında, yılda bir kez de olsa,

Mu ko za ile iliş ki li len fo id do ku nun eks tra no dal mar ji nal zo ne B hüc re li len fo ma sı ve Kütt ner tü mö rü - nün iki sin de de len fo id fol li kül olu şu mu gö

arvensis (L.) Hill. arvensis: Çaykara: Cevizli Kö.. beccabunga L.: Maçka: Acısu Ya. verna L.: Trabzon: Zigana Da. baranetzkii Bordz.: Trabzon: Zigana Da. chamaedrys: Maçka:

Geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Kronolojik Türk Sinema Tarihi (1914-1988) adlı önem­ li bir saptama uğraşından sonra bu yıl da Türkiye Si­

Basın gerçek değere gereken eleştiriyi getirdiği, boyalı basın yok denecek kadar az olduğu (bizde ise ciddi basın yok denecek kadar az) hükümet gerçek sanatçıları

Özü yukarıda belirtildiği gibi, farklı aktörler tarafından üretilen Marmara Depremi kalıcı konutlarının planlama, tasarım ve uygulama süreçlerinin ortaya

nin berberi Veziriaaam olmuştu.Mutlâkiyet İdaresinde