• Sonuç bulunamadı

Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın Londra yılları 1867-1870:"Hürriyet" fikirlerini Stanley'in ağzından söyletiyor...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın Londra yılları 1867-1870:"Hürriyet" fikirlerini Stanley'in ağzından söyletiyor..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

O L * / '*

z U '

mi

m m

i.v

¡ÉHM

Ü İ ®

$UrV tíj»?

LONDRA YILLARI

M “'

S l i

WfpSii

■■•>■. VA-ia. ■•.Vi,

e s »

1 8 6 7 -1 8 7 0

yazan-,

Y U S U F M A R D İ N

Londra’nın Ratıucu Tiyatrolar kadar İnciliz kulüplerinin de yuvasıyda. Pall Mail üzerinde Traveller’e Club vardı. Bııgiin de bıı kulüplerden bir kısmı aynı yerde ömürlerine devam etmektedir.

İngiltere

Dışişleri

Bakanı Lord

Stanley

Parlâmentoda

Doğu sorunu

ile ilgili

bir konuşma

yapmıştı...

★ ★ ★

Kemal

belki

Sir Stafford

Canning'!

bu kulüpte

tanımıştı.

■•

hürriyet

,,

t

I

hírier

M

S T M E Y I

b

AĞZINDAN

Lord Stanley ko­

nuşmasında

«Bir

devleti

mâliyesi­

nin karışıklığına,

eyaletlerinde baş-

gösteren ayaklan­

malara

karşı ne

diğer

devletlerin

bir tür ittifakı, ne

de Avrupanın bir

türlü garantisi ko­

ruyabilir» diyordu.

SÖYLETİYOR

.

M B

EGO

H

OCASI Fanton’la Fitzroy

Square’e bakan salonunun ortasında duran yazı masa­ sı başında bugün başka bir işle uğraşıyorlardı. Bu İngiltere Dış­

işleri Bakanı Lord Stanley’in

Parlâmentodaki Doğu sorunuyla ilgili konuşmasıydı. Fanton Ke­ mal’e tercüme etmeğe gayret edi­ yor, Kemal de «Hürriyet» gaze­ tesinde yayınlamak için güzel üs­ lûbuna aktarıyordu:

«İngiltere Hariciye Nazın Lord Stanley’in 23 kasım 1368 günlü

sayımızda bir parça sözkonusu

edilen söylen. Yeni Osmanlılar­ ca, bayağı bir yeni kurtuluş ümi­

dine fatiha olmuştur. Şimdiye

kadar, Avrupa vekillerinden hiç birinden Doğuya dair bu kadar

vukuflu bir söz işitmemiştik.

Fransanın resmî gazetesi bile, zikrolunan nutuktan söz ettiği sı­ rada, yalnız Doğu sorununa ait olan yönünü en önemli parçası olmak üzere yorumlamıştır. Bu bakımdan biz de, o yönün tam i­

miyle tercümesini uygun gör

dük:

«Şimdi dış sorunlara dair bir kaç kelime daha söylemek iste­ rim ki, o da Doğuya ilişkindir. Korkarım, dünyanın, o yönüne bakışlarını çevirenlerin hiç biri, bir takım karışıklık bulutlarının toplanmakta olduğuna şüphe et­ mez. Bu karışıklık derhal de vu­ kua gelebilir, bir kaç sene ge­ cikme ile de. Ve fakat ergeç ge­ leceği sanılır. Bu itibarla, bu hale hoş göriirlükle bakmaklığı­ mız gerekir. Onbeş yıl önce açık­ ça görülmekte olan durumu gör­ memezlikten geldik. Sonucunda, ne yazık ki, Kırım Muharebesine sürüklenmek durumuna düştük. Benim zannıma göre, bugün Os­ manlI Devletini dış tehlike değil, bir iç tehlike kaplamaktadır Bir devleti mâliyesinin karışıklığına

ve eyaletlerinde baş gösteren

ayaklanmalara karşı, ne diğer

devletlerin bir tür ittifakı ve ne de Avrupanın bir türlü garantisi koruyabilir Bunun gibi işlerde

her memleket kendi geleceğini

kendi tâyine muhtar bırakılma­ lıdır. Fakat şurası da doğrudur ki, bir büyük devletin za’fı, bü­ tün dünya için bir büyük baht­ sızlıktır; ve o hükümetle uyuşa- mayan ve tam bir sıcaklıkla uyu­ şup kaynaşması mümkün olama­ yan kavimler için nenim kanaa­ timce, yine büyük bıı oahlsızlık- tır. Hoş görür bir hükümet, hü­ kümetin bütün büttin yokluğun­ dan daha zararsız olduğu için, eğer burada va da başka yerler­ de söylediğim sözlerin, her hal­ de, sevgimi kazanmış olan. Doğu hıristiyanlannca işitileceğim ümi­ de cesaret edebilseydim, onlara derdim ki: «Bu arzularınız tabii olabilir; fakat şurasını düşünü­ nüz, ihtilâl terakki demek değil­ dir ve yerine koyacak bir şeyi­ niz olmayarak hükümeti yıkmak akla uygun düşmez!»

Bu tercümenin altına Kemal 30 kasım günlü Hürriyette şu yorumu yapıyordu:

«Her ne kadar, gerçek bin tür­ lü yalan dolan perdesi altında

saklamlabilirse de, bir takım

Moustier’lerin, Bouret’lerin kan­ dırılması mümkün olahılirse de,

Lord Stanley gibi derinliğine

uzağı görür kimseleri perdenin arkasını görmekten men etmek kabil değildir En dikkatle bakan ve iyi düşünen bir kavinin Ha­ riciye Nazırından Türk vatanının içinde bulunduğu tehlikeleri işit­ mek, ğerçi insana göre kendinin o konuda edindiği kamlardan da­ ha acıklıdır Fakat ne yazık ki, o sözler gerçekleşmiş gibidir.»

Hürriyet gazetesi kendi likitle­ rini de Lord Stanley ağzından söyletmeği güzel bir fır-st savı­ yordu Bu cümleden olarak mâ­ liyenin bozuk düzeni karşısınca yabancı maliye ve hesap uzman­ larının OsmanlI Devletinde hiz­ met görmesini destekliyordu. İh­ san, hediyeler ve istikrazlarla is­ rafların aleyhinde bulunuyor sa­ rım ve ticaretle uğraşanların az­ lığından, devletin bir uçuruma sürüklenmekte olduğunu ilân edi­ yordu.

OsmanlI Devleti gelirinin ancak Ingiliz Posta İdaresi gelirin? eşit olabildiğini belirten Kemal ve Ziya Beyler devlet adamlığı ve devlet işlerinde olgun idareye daima İngiltere’yi örnek olarak gösteriyorlardı.

SİR STAFFORD

C A N N İN G

Bir gün Kemal yine hocası

Fanton’un davetlisi olarak arka­ daşlarından birinin kulübüne git­ mişti. Traveller’s Club, benzerle ri Carlton. Reform, Armv Navy.

University ve Athenaeum gibi

Londra’nın Batı uçundaydı. Her üye, kulübüne aidat olarak vıl- da beş-on guinea öder, buna kar­ şılık kulübün zengin kitaplığın­ dan, gazetelerinden, dergilerin­ den ve ucuz servis yapan lokan­ tasından faydalanırdı. Bâzı ku­ lüplerde gece kalmak kolaylığı da vardı. Günün ve gecenin her saatinde üye. kulübüne gidebilir, aynı güler yüzlü hizmetkârların servisini isteyebilirdi. Bir öğün yemek iki buçuk silin tutuyordu.

Kemal sessiz kütüphanenin

maroken koltuklarından birinde kahvesini içerken Londra’da zen­ gin tabaka erkeklerinin bu maz­ hariyetini gıptayla seyrediyor ve acaba bir gün İstanbul’ da da bu­ na benzer kulüpler kurulabilecek mi diye düşünüyordu.

Düşüncelerinden çabuk uyandı. Çünkü kendilerini davet zahme­ tine katlanmış olan zat, Kemal’in Londra hakkında yeter bilgi sa­ hibi olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Kemal bir gülümseme ile:

— Çok mahdut! diye cevap ve­ rince adam coştu:

— Meselâ bu şehirde bir üni­ versite. iki vüksek öğretim veren kolej, beşvüz değişik dereceli

okul kırk hastane, beş büyük

müze vardır Bu şehrin parkları Paris’tekinden daha fazladır ve Hampton Court sarayının bahçe­ si Versav sarayı bahçesinde ay nen kopve edilmiştir Bu şehir­ de üç milyon insan ve yedibin kedi yaşar.

Kemal kahkahayı basmıştı.

Söz bir aralık şehir hayatının ahlâk üzerindeki etkisine gelin­ ce, kendilerini dâvet eden zat yine bilgiçliğe başladı:

— Ahlâk bakımından bâzı

utanç verdiren şeyler de vok de- ğil. Meselâ, Reformatory and

Re-fuge Union Society, kadınlardan

kurulu bir misyon marifetiyle

Londra sokaklarında kendilerini satışa arz eden üç bin kız ve ka­ dını bu hayatlarından kurtarmış­ tır. Kimini bakım yurtlarına, ki­ mini dostlara vermiş, kimini ise evlendirmiştir. Ama her büyük şehirde düşen kadınlar görülür, Londra bunun istisnası olamazdı.

Fanton dostunun açılan çene­

sini durdutmak için bir çare

düşünürken, salonun bir köşesin­ de okuduğu Times gazetesi diz­ lerinin üstüne düşen bir ihtiyar yüz gördü Bu vaktiyle Elçilerin Elçisi diye anılan, OsmanlI Dev­ leti Padişahının akıl hocalığını yaparak çağdaş batı uygarlığı se­

viyesine getirmek için didinen

Ingiltere’nin İstanbul Büyükelçi­ si Sir Stafrord Canniııg idi. Son­

radan lordluğa yükseltilerek

Lord Stafford de Redcliffe adı­ nı almıştı.

1842 - 1858 yılları arasmda tam 16 yıl süreyle Büyükelçi olarak

bulunduğu OsmanlI Devletinde

Sultan Abdülmecid’e ve Mustafa Reşit Paşaya vâki yardımları Ba­ tı dünyasında dillere destan ol­ muştu. Gerçekten Kırım harbin­

de İngilizlerle Fransızlan Os­

manlI Devletinin müttefiki ola­ rak Ruslara karşı harbe götüren o olduğu gibi, Koca Reşit Paşa­ nın Tanzimat Fermanının kaleme alınmasında da hizmeti dokun­ muştu. İşte şimdi karşılarında uyuklayan ihtiyar oydu. Fanton kendisine evvelce tanıtılmış ol­ masından faydalanarak ve gazete­ cilere özgü pişkinlikle. Kemal’i kendisine takdim için yanma yü­

rüdü. Zavallı emekli Büyükelçi

yerinden bile kalkacak gücü ken­ dinde bulamadı Fanton’u nere­ den tanıyorum gibisine süzdük­ ten sonra, gözlerinin içi gülerek Kemal’e elini uzattı:

— Memnun oldum! Memnun

oldum! dan başka bir söz söyli- yemedi.

Bu görüşme, dostlarının

konuş-ARKADAŞI

masını kesmeğe yaramıştı. Ke­

m al’le Fanton teşekkür ederek ayrıldılar. Yemekte içtiği kırmı­ zı şarabın yanaklarına vuran ak­ siyle Kemal küçükken arkadaşla­ rının taktığı «turp» adına uygun düşmüştü. Fanton ile Traralgar meydanına doğru ilerlerken Ke­ mal’in zihninde şekilleşen Can- ning’in hayaliydi. Ve bir süre sonra babası Mustafa Asım Be­ ye bir mektubunda şöyle yaza­ caktı:

«Reşit Paşanın galebesi onun etkisinden değil, kendi dirayetin- dendi. Reşit Paşa zamanında In­ giltere politikasını idare eden Canning’i Londra'da bir kaç de­ fa gördüm. Adeta budala tngili- zin biridir. Canning’in öz müste­ şarı ve belki de akıl hocası şim­ di İstanbul Büyükelçisi olan Lav-

rarede cenaplarıydı. Şimdi ne­

den tuttuğu taraftan bir Reşit Paşa meydana çıkaramıyor? Re­ şit Pasa kendi zamanında diraye­ tiyle İngilterevi tutmuş, Avrupa bilgisinin kendine inhisarı cihe­ tiyle fâni vücudu zarurî bir leva­ zım sayılmış, hasımlarmdaıı da yaptığı tanzimata meselâ bir sıkı

yönetim maddesi karıştıracak

kadar hamiyetli, dirayetli zatlar bulunmamış, can emniveti soru­ nu da herkesin işine gelmiş, o kuvvetle bir az zaman hoşça bir idare sürüp gitmiş. Yoksa bir devletin tesir ve nüfuzu sayesin­ de başka bir devletin güvenlik ve bayındırlık sağlaması sivaset usulünün ve hattâ evren kuralla­ rının bütiin bütün dışındadır.»

KEMAL'İN GÖNÜL

Hürriyet gazetesi

bunu güzel

bir

fırsat saydı. İhsan,

hediyeler ve istik­

razlarla

israfların

aleyhinde bulun­

du. Tarım ve tica­

retle uğraşanların

azlığından şikâyet­

le devletin bir uçu­

ruma sürüklendi­

ğini ilân etti.

m

s

Kemal’i etkileyen bir diğer

olay da, ilerde Bulgaristan’ın ba­ ğımsızlığını sağlamakta rol oyna­

yacak olan Bulgar Kilisesinin

Rum ortodoks kilisesinden ayrıl­ ması olmuştu. Sultan Aziz’in 10

mart 1870 de ilân ettiği ferman bu ııakkı tanımış ve nihayet Bul- garlar Yunanlılarla OsmanlI İm-

paratorluğu’nun mirasına kon­

mak için rakip duruma gelmiş­ lerdi.

Kemal yalnız siyasal olayları izlemek, yalnız makale ve şiir yazmak ve yalnız Fitzroy Sima­ re 15 numaradaki evinin konio- ru içersinde ayağında ouruşuk bir pantalón, arkasında vakası açık bir gömlek, öğretmeni A.

Fanton’dan hukuk ve iktisat

dersleri almakla kalmıyor; başı­ nı dinlendirmek, gönlünü eğlen­ dirmek için kendisini Londra’­

nın sokaklarına, parklarına da

atıyordu. Yaşının icaplarını yaşa­ ması doğal bir olaydı. Babasına yazdığı mektuplarından birinde, melek tabiatından, ismetli ve se­

batlı oluşundan bahisler varsa

da. Kemal yaradılışındaki nor­ mal bir insanın sadece gözlerini oyalamakla vakit geçireceği dü­ şünülemezdi. Sofya’da daha oral- tı yaşındayken evlenmiş olması bu düşüncemize kuvvet vermek­ tedir. Ne var ki, Kemal Paris’te tanışıp dost olduğu OsmanlI El­ çiliği İmamı Hoca Tahsin efen­ di gibi «cinsi lâtif» e tamamen kendini kaptırmış ve hayatın sa­ dece bunun üzerine bina edildi­ ğine inanmış da değildi. Hoca Tahsin efendi:

«Paris’e git hey efendi, aklü fikrin yar ise, Âleme gelmiş savılmaz gitmi- yenier Paris’e.» diyerek harem hayatının açıkta oynanan bir çeşit benzerini tat­ tığı Paris’i gençlere peşkeş çeki­

yordu. Sonra bu konudaki bir

beyti hâlâ Kemal’in dudaklann- daydı:

«Hasedinden akar abü dehenl Sofu görse Sen’in üstünde be­ ni» Tahsin efendi hiç şüphesiz bir

kelime oyunu yaparak Seine

nehrine sen zamiri ile yer de­ ğiştiriyordu. Kimin ağzının su­ yu akmazdı böyle bir sahneye. Ama böyle bir hareket tarzı için Paris’te bulunmak da şart değil­ di Nitekim bir başka mektubun­

da Kemal: „

«Londra incirin bahçesi, doln dolu Fakat ibtizali cihetiyle şa­ yanı rağbet değil!» demişti. Pa­

ris’teki arkadaşı Kavâzade Re­

şat Beve yazdığı mektupta da: «Bıırava gel de gözlerin kan

görsün!» diyordu Ama diğer

bir mektubunda kendisinin

Champs Elvsees’de değilse bile

Hyde Park’ta gezip eğlendiği biT «ııerlimei vicdanı» — gönül arka-

daşı — bulunduğunu itiraf et­

mişti Hattâ Hâmid’e vnzdığı bir mektubunda

«Nedimei vicdanı anladık! Ri ziın övle nertimei vird.ınların bit kaç tane hayalisi, bir kaç tane dr maddisi vardı.» diye yazıyor du.

YARIN

İNGİLİZ KIZLARI

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

American Journal of Psychiatry dergisinin fiubat say›s›nda yay›mlanan araflt›rma sonuçla- r›na göre Asyal› erkeklerin ideal bedenleri, kendi bedenlerinden yaln›zca 2

h›zla gelen bir tekne, araba kullan›r- ken birden önünüze ç›kan bir yaya... Sinir sisteminin ‘haz›rl›kl›l›¤›’, bu tür durumlarda çok daha hayati önem ta-

Müslümanların gündemine girmesi ve oluşumu tamamen ve doğrudan Kur’an’la alâkalı olması sebebiyle kıraatler, neredeyse Kur’an’la eş-zamanlı olarak ortaya

BİR TEŞEBBÜS MUNASEBETILE: İsmail Namık merhumun müdür­ lüğü zamanında bilhassa müdürün müdürlük dairesinde güzel şeylerin ve sanatların hepsinden

Büyük mimar, yanında kendisi kadar hünerli ve = azimli, nice mimar ve ustalarla birlikte çalışmış: Sanıca Paşa.. Halil E Paşa, Zağanos Paşa hattâ bizzat

15 gün önce İstanbul'da hizmete giren Mezzaluna, duvarlarını süsleyen 140’tan fazla “yarım ay” temalı resimle renkli bir dekorasyona sahip.. Fotoğraf: Tarık

Hamamizade Hafız Ahmet Efendinin