• Sonuç bulunamadı

Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras'ın anıları...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras'ın anıları..."

Copied!
9
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

10 Kasım 1988 Perşembe 5

• AN ¡ Ü NCELEME • ARAŞTIRMA

ARTIK, YORGUN VE SAĞLIKSIZ

ölüm ünden ^ ay kadar önce, ^Atatürk'ün /

■ yaptığı son kabullerden biri. Büyük Ata' nm son derece yorgun ve sağlıksız olduğu her halinden belli oluyor. Soldan üçüncü, ism et Paşa dair sonra Başbakanlığa geleli henüz birkaç ayı geçm eyen Celal Bayar.

M ^ ü r k ’ûn Dışişleri Bakam TevfikRüştü A ra s’ın anılarından

Öksüz y ılla r

• 10 Kasım sabahı, Başbakan Celal Bayar,

İstanbul’dan Ankara’y ı arar; D ışişleri Ba­

kam Dr. Tevfik Rüştü Aras’a, ‘ M aalesef

Atatürk’ümüzü kaybettik’ der. Hükümet

üyeleri, Ankara’da hem en İçişleri Bakam

Şükrü Kaya’n ın evine çağrılır, bir durum

değerlendirm esi yapılır. Ulu Önder’in ölü­

müyle devletin kuruluş devri kapanmıştır.

AŞBAKAN Celal Bayar. 1938 yı­ lının 10 Kasım sa- İbahı, İstanbul'dan "Ankara'yı arar; Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras'a, “Maalesef Atatürk’ümüzü kaybettik” der. A n kara’daki hükümet üyeleri, hemen İçişleri Baka­ nı Şükrü K aya’nın evine çağrılır, bir durum değerlen­ dirmesi yapılır ve ilk iş ola­ rak, Atatürk'ün ölümüyle il­ gili bir hükümet beyanname­ si kaleme alınır; İstanbul’da bulunan Başbakan’m telefon­ la mutabakatı sağlandıktan, sonra beyanname. Anadolu Ajansı’na verilir.

Artık Cumhuriyet'in ku­ rucusu ebediyete intikal et­ miş. O nun ölümüyle devletin kuruluş ve yükseliş devri ka­ panmıştır.

Şimdi, yeni bir devir baş­ layacaktır.

11 Kasım sabahı, Dr. Tev­ fik Rüştü Araş, Meclis’e git­ meden önce İsmet Paşa'nm evine uğrar. Paşa, kalkmış, giyinmiş, evinin iç kapısı önünde bir ileri bir geri gidip gelmektedir Dr. Araş, “ Ök­ süz kaldık Paşam” der ve hükümetçe zeminini hazırla­ dıkları,. “ Cum hurbaşkan- lığı'na İsmet Paşa'nın seçil­ mesi” toplantısına katılmak üzere Meclis'e hareket.eder.

Oylama yapılır. İsm et İnönü, Atatürk'ten sonra ikinci Cumhurbaşkanı seçil­ miştir. Büyük Millet Meclisi Reisi A b d ü lh â lik Renda hem karan bildirmek, hem de Meclis'teki yemin törenine davet etmek üzere Pembe Köşk’e gider. Paşa, frakının göğsünde İstiklal Madalyası ve Birinci Dünya Savaşı'nda kazandığı nişanlarla kürsüye çıkıp yemin eder. Hüzünlü bir ortamda tebrikler yapılır ve eski .Meclis binasının yan odalarından birinde, Baş­ bakan Celal Bayar arkadaş­ larına, hükümet olarak istifa­ larını Paşa'ya takdim edece­ ğini söyler. Bu, usul gereği­ dir. Yeni başbakanı tayin ko­ nusunda devlet başkanını serbest bırakmak, hükümete düşen tabii bir görevdir.

ÖNCE. DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK GİBİDİR

B

AYAR, istifa kararını bildirdikten sonra, ar­ kadaşlarının ..yüreğine su serpmek için, “ Öyle zan­ nediyorum ki. Paşa hazret­ leri yeni hükümeti kurma­ ya beni memur edecekler­ dir. Bu takdirde pek büyük bir değişiklik olmayacak demektir; yine hep beraber görevim izi sürdüreceğiz” der. Öyle anlaşılmaktadır ki; Paşa ile Bayar arasında bir öngörüşme yapılmıştır. Ba­ yar da bir yıl önce Atatürk' ün sağlığında teşkil ettiği hükümeti sürdürmeyi düşün­ mektedir. Zaten, Atatürk devrinin klasikleşmiş bir hü­ kümet .modeli vardır. Baş­ bakan İsmet Paşa olacaktır. İçişleri'nde Şükrü Kaya. Dı şişlerinde Dr. Tevfik Rüştü Araş değişmez. Böyle birkaç “değişmez" daha vardır..Ma liye'de Fuat Ağralı, Milli Sa- vunma'da Kâzım Özalp. Ba­ yındırlık ve Miinakalat’ta Ali Çetinkaya (Kel Ali), Sıh- hiye'de (Sağlık) Dr. Refik Saydam, Gümrük Tekel’de Ali Ranâ Tarhan, Adalet’te Şükrü Saraçoğlu, Milli Eği- tim’de (son yıllarda) Saffet Arıkan hükümetin temel taş­ larıdırlar. Atatürk'le İsmet Paşa'nın arasına soğukluk girdikten sonra Bayar'a kur­ durulan yeni hükümette de bu güvenilir şahsiyetler ay­ nen muhafaza edilmişlerdir. (Sadece Refik Saydam kabi­ neye girmek istememiştir.) Dolayısıyla. Bayar'ın dediği, "Görev alırsam, yine bera­ ber olacağız" teminatı, hep­ sine olağan gelmektedir. Ar­

ı Çhamhurbaşkajılıgma, Eski Başbakan İsmet

İnönü seçilir... Y en i hükümeti, yine Celal

Bayar kuracaktır. Tevfik Rüştü Araş ve

Şükrü Kaya, Cum hurbaşkanının isteği üze­

rine, kabine dışı kalırlar... Tevfik Rüştü, bu

tavra fena halde kırılır... Artık, Londra Bü­

yükelçisi olarak hizm et verecektir. Avru­

pa’da sıcak savaş rüzgârları esmektedir.

YENİ YAZI DİZİSİ

Hazırlayan:

Sadun TANJU

Diziyi Sunarken

A TATÜRK devrinin D ışişleri Hakanı Dr. T evfik Rüştü A raş in . A tatü rk'ün ölüm ünden sonraki kritik d ört yılı anlatan bu antlarını. H ü rriyetin h er ya şta ki oku yu cu ları, büyük bir ilgiyle takip ed ecek -

terdir.

Dr. A raş, A ta tü rk 'ün ölüm ünden yaklaşık 10 av sonra patlatan tkin ci Dünya Savaşı nın alevleriyle sarılm ış bir Türkiye 'de, ü lkeyi yön etm e sorum lulu­ ğunu yü klen m iş bulunan İsm et İnönü inin dış p oli­ tikadaki y en i arayışlarını eleştirici bir dille anlat­ m akta: iç ve dış politikadaki kişileri, onların rol oynadığı olayları başarıb bir film sen aryosu gibi g özler önünde canlandırm aktadır. H ürriyet oku yu ­ cuları, D r. T evfik Rüştü A n isin anlattıklarıyla, cum huriyet tarihim izin bu bölüm ü hakkında yen i bilgiler edin eceklerd ir.

Bu diziyle A tatü rk'ün D ışişleri Bakanı Dr. T ev­ fik R ü ştü iıün anıları tam am lanm ış oluyor. Daha ön cek i iki bölüm , A ta tü rk 'le İlgili A nılar (Kasını 19H7) ve A tatü rk D evri İç ve Dış Politika Anıları (M art 1988) d izileriyle H ü rriyet'te yayınlanm ıştı. A ta tü rk 'ün ölüm ünün 50'nci yıldönüm ü m ünasebe­ tiyle yayınladığım ız bu sotı bölüm le, özellikle g en ç kuşaklara, yakın tarihim izin önem li bir tanığının duygu ve düşüncelerini aktarabildiğim iz için m em ­ nunuz. Dr. Araş in anlattıklarının olaylara ve in­ sanlara kişisel bir bakış olduğunu da hatırlatm ak isteriz. A ta tü rk 'ün d eğer veıd iği çok yakın bir çabş- m a arkadaşının bakışıdır bu dizide anlatılanlar...

R F I f t F Başbakan Celal Bayar’ın. Dr. Tevfik Rüştü Aras'a kabine dışı kaldı- u f c u u i l tın ı bildiren veda m ektubu (en üstte). İsmet Paşa'nın Dr. Aras'a çok güvendiği günlerin birinde, İnönü'nün kolu, Dr. A rasın omzunda... İsmet Paşa, Cumhurbaşkanı olur olm az. Celal Bayar’dan, Aras'ın görevden alınmasını istemişti... tık Atatürk ölmüş, kırgınlık

diye ortada bir şey de kalma­ mıştır. ismet Paşa, bıraktığı yerden devleti yönetmeye de­ vam edecektir.

Derken, ilk “şok” herkesi şöyle bir sarsar. Gerçekten de Paşa, hükümeti kurma işi­ ni Bayar'a vermiştir ama

İNGİLTERE'DE M İLLİ MAÇLARDA CMNAYAN E N YAŞLI FUTBOLCU W ILLIA M HENRY B ILLY M E R E D /m : D tR. (1874.1958) B U FUTBOLCU 1920 YILININ M A R T AYINDA 45 YAŞINDAYKEN İN G İLTE R E - GALLER MAÇINDA S A Ğ A C IK O Y U N C U SU O LA R A K YER ALM IŞTI. WILLIAM N EN RV M EREO m IB 9 5 T E N t9 Z 0 ’Y£ K AD AR TAM 2 6

V I MİLLİ TAKIM­ IM YER ALDI.

kendisine sunulan listeye bir göz atıp “Tevfik Rüştü Bey ve Şükrü Kaya Bey arkadaş­ larımız çok yorulmuşlar­ dır, onları biraz dinlendi­ relim” demiştir. Demek ki, İsmet Paşa, devletin iç ve dış politikasında yeni bir tavır takınmak düşüncesindedir. N ORM U N UYHITES/DE/SE FUTBOL TARİHİN. D E İN GİLİZ MİLLİ TAKIMIN. D A YER A L A N E N GE N Ç OYUN. C U OLARAK AN/L/R. B U TUT. B O LC U Y7HAZİ­ R A N 1982 ’ D E K U ZE Y İRLANDA- YUGOSLAVYA M İL L İ MAÇINDA K U Z E Y İRLANDA TAKIM IND A OY­ N AD IĞ IN D A H E N Ü Z 17 YAŞINDAYDI. Şimdi Dr. T e v fik Rüştü Aras'ı dinliyoruz._________ DR. TEVFİK RÜŞTÜ ARAS ANLATIYOR

TENİ devlet reisin in idaresindeki ilk hükü­ metin k u ru lu şu n u n

ertesi günü, yeni Dışişleri Bakanı olan Saraçoğlu Şük­ rü Bey ziyaretime geldi. İs­ met Paşa’nın beni Londra Büyükelçiliği'ne tayin et­ mek istediğini söyledi. Ka­ bul ederim dedim. Konuş­ ma esnasında edindiğim kanaate göre Şükrü Kaya Bey’e bir görev verilmesi henüz dü şü nü lm üyordu. Vaktiyle, Fethi Bey Kabi­ nesi düştüğü zaman, ismet Paşa ile Şükrü Kaya Bey ve Şükrü Saraçoğlu Bey arasın­ da bir kırgınlık olmuştu ve ben her ikisini de evime davet ederek, birkaç kez İs­ met Paşa ile buluşmalarını sağlam ış, araların ı b u l­ muştum. Şimdi Şükrü Sara­ çoğlu Bey. İsmet Paşa’nın bu kadar güvenini kazandı­ ğına göre -onu benim ye­ rime Dışişleri Bakanı yap­ mıştı-, Şükrü Kaya Bey'le de aradaki buzlar zamanla çözülür diye düşünüyor­ dum.

“Ben, yeni İçişleri Ba­ k a n lığ ın a getirilen Fethi Okyar Bey’in yerine düşü­ nülmüştüm. Londra’ya ha­ reket etmeden önce İsmet Paşa’yı birkaç kez ziyarete

gittim. Bu ziyaretlerin bi­ rinde, Paşa’nın evinde baş başa çay içiyorduk. İçim­ den sitem etm ek g eld i. 'Sizin devlet reisi olduğunuz bir sırada benim hükümetin dışında kalmam ne kadar ha­ zin değil mi Paşam' deyince, İnönü bir süre sustu, sonra, 'Sizi uzun müddet Londra'da bırakmam’ cevabını verdi. A rtık h a zırlık la rım ı ta­ mamlamıştım. Hem veda etm ek, hem de görevim hakkında son talimatı al­ mak m ak sadıyla Devlet Başkanı’ nı evinde son bir ziyarete gittim. 1939 yılba­ şından sonraki ikinci gü­ nün gecesiydi. Paşa, Dışiş­ leri Bakanı Şükrü Saraçoğ­ lu ’ nu da ç a ğ ır m ış t ı. Üçümüz baş başa vererek dünyanın siyasal durumu­ nu mütalaa ettik. Dünya­ nın gidişatının ikinci bir cihan savaşına doğru yö­ neldiğini, zaten eski gö­ revim sırasın da Paşa’ ya pek çok defa yazılı ve şi­ fahi olarak izah etmiştim. Yeniden bir durum değer­ lendirmesi yaptım. Alman­ ların acele fakat cok iyi bir (Devamı Sa.14. Sü.î'de)

Y eşil sahalardan.

M İLLİ M A Ç L A R H E R Z A M A N BÜ YÜ K SE YİR C İ TOP. LA M fYD R . Ö R N E Ğ İN 27 M A Y IS [9 B Z D E

VTREKM AM 'DAKİ YARIŞ SAHASIN DA OYNANAN G A L L E R . K U ZE Y İRLAN DA M A Ç IN I SA D E C E

2 3 İ5 SE --- ---Hiç yaln ız

yürümeyeceksin... J

Çizen: DICK MILLINGTON

D ünkü çö zü m

1

2 3

4

5 6 7

8

9 10 11 12

1 2 3 4 5 6 7 8

1

sokian sofla

|

1 - Güzel ses çıkarmak ve öt­ mek (terennüm etmek)... Gü­ nün karanlık kısmı, 2 - Kıyamet­ te toplanılacak olan meydan (mahşer meydanı)... Kireçle zeytinyağı dövülerek yapılan bir macun, 3 - Afrika'da bir ülke... Tasfiyehane (arıtımevl), 4 - Bir çalgı... Ateşli ve bulaşıcı bir hastalık... Bir nota, S- Boliv­ ya'nın başkenti... Yumuşak, yu­ varlakça ve irice... Boru sesi,

6- Vücudun orta kısmı... Bir

gezegen adı, 7 - Kimi nefesli çalgılarda titreşerek ses çıka­ ran madeni İnce levha... Es­ kiden içki âlemlerinde içki d a ­ ğıtan kimse... Ced, 8*- Yaşayan

şeylerde doğup çoğalmak...

Havaalanlarında bulunan ve çevredeki uçak uçuşlarını de- 2I ^

netlemeye yarayan sistem, 9 - 3 Boğa güreşçisi... Kuzu sesi, 4

1 0- Yanağın alt kısmı... Adana- 5

nın bir ilçesi. J

■ 7

8

Yukarıdan aşağıya

1 - Bal konulan ufak tekne... Daha doğurmamış genç İnek, 2 - Bazı bazı (seyrek olarak), 3 - Adale... Irmaklarda işleyen, altı düz kayık, 4 - Sahip... De­ nizli'nin bir ilçesi... Bir mastar eki, 5 - Hastalıklı... Ateşli silah­ larda namlu içindeki dolam­ baçlı çıkıntılar, 8-Atalardan ge­

len... Orta boy bir şebek cinsi, 7 - Talihleri çizdiği sanılan ola­ ğanüstü güç... Bir nota, 8- Kimi

□ H E n n i E i ı u r a ısta

B E i a n B H H n E E

p u s b o h m

raısfiH

B H I3EIE1E1B RİO

I

1

CQ UROE

3

F

3

O H E3I3 I3 BP1I3

s b h b h b

raraao

a s nntiHO

ms

B

t a a c a C T E fa a e !

B H H L 3 E 3 B U C M I

M £ J

balıkların İste kurutularak yapı­ lan pastırması, 9 - Tabaklanmış kalın deri... Matematikte bir sayı adı... Fasıla, 1 0 - Tohum ekme aygıtı (mibzer)... ince tiiy, 1 1 - C esaret ve yiğitlik... Eksik­ siz, 1 2 - Genişliği... Göz, kaş veya parmakla gösterme.

(2)

için , S ov y et R u sy a ’ n ın , İtalya’nın hatta Japonya’ nın bir harp vukuunda na­ sıl hareket ed ecek lerin i mütalaa etmeden, çok ta­ raflı dostluk politikasını terk etmek hatalı olurdu. Tarafsızlık dışında bir si­ yasetin Balkan Antantını dağıtm asından, Sadabad manzumesine zarar verme­ sinden korkuyordum. Yeni bir politikfî tayin edecek­ sek, bu iki gruptaki dost devletlerle durumu birlik­ te incelemek gerekir diye düşünüyordum. Bu yoldaki g örü şlerim , zaten İsmet Paşa tarafından da eski ka­ bine arkadaşım Şükrü Sara­ çoğlu tarafından da bütün ayrıntılarıyla biliniyor ve tasvip ediliyordu. O gece de aynı görüşte birleştik. İs­ met Paşa, küçük bir kâğıt aldı ve bana verdiği tali­ matı kendi eliyle not etti:

1) Hitler Almanyası ile Polonya arasındaki Danzing ve koridor ihtilafından dolayı Avrupa’da muhtemel harbin zuhuru halinde Türkiye ta­ rafsız kalacaktır.

2) Türkiye taarruza uğrar­

3) Türkiye'nin takip ede­ ceği böyle bir siyasete, dost İngiltere’nin ne gibi bir yar­ dımı olacaktır? Bu cihetin öğ­ renilmesine çalışılmalıdır.

Bu ta lim atı aldık tan sonra ertesi gün İstanbul’a hareket ettim. Oradaki iş­ lerimizi de bitirdikten son­ ra en geç şubatın birinci günü Londra'da bulunmak üzere Viyana üzerinden yola çıktım.

LONDRA'DA SICAK

KARŞILANIYORUM"

I

NGİLİZ Dışişleri Bakanı Lord Halifax, ben Dışiş- leri’nden ayrıldığım za­ man çok sitayişti bir mesaj g ö n d e r m işti. B ü y ü k elçi olarak Londra’ya gelişimi o ve İngiliz Dışişleri çok sıcak k a rşılad ı. Kral ve Kraliçe tarafından kabul edildikten sonra Lord Ha­ lifax ile bir öğle yemeği ye­ dik ve dünyanın endişe ve­ rici gidişatı üzerinde fikir­ lerim izi söyledik. Lord’u makamında ziyarete gidi­ şimde, bana, İngiltere’nin

ğunu açıkladı ve düşün­ cemi öğrenmek istedi. ‘Bu, j geçici bir zaman için de olsa Hitler’le Stalin’i yaklaştıra­ bilir’ dedim. ‘O takdirde siz­ ce ne yapılmalı?’ diye sordu. ‘Polonya ile Romanya arasın­ da Sovyetler’e karşı bir sa­ vunma antlaşması vardır, belki Sovyetler bu antlaş­ maya dahil edilebilir; bu tak­ dirde, iki cephe karşısında kalacak Almanya, barış yolu­ nu tercih edecektir sanı­ yorum’ cevabın ı verdim . Lord Halifax: Böyle bir teşeb­ büsü başarıya ulaştırmak hayli uzun zaman ister’ dedi ve ekledi: ‘Zaten, Başbakan Chamberlain, Polonya Dışiş­ leri Bakam Kolonel Bek’e söylediğim ittifakı vaat etmiş bulunuyor.’

“ ‘öyleyse, yapacak pek bir şey kalmamış Ekselans’ dedim. Aramızdaki konuş­ maları bütün tafsilatıyla Ankara’ya rapor ettim.”

YARIN:ANKARA DAN GELEN ZILGIT

(3)

13 Kasım 1987 Cuma ( s )

A tatü rk ün

kayb ettiği

tek savas

ilk

komayı atlatan Atatürk,

beni yanma çağırıp fısıldadı:

*Ölüm,

çok

kolay bir $eymi$

Y a y ı n a h a z ı r l a y a n : S a c lu n TANJU

A ta tü rk , çırp m ışla r içinde geçirdiği ilk kom adan son ra TevAk Rüştü A ras’a şöyle diyordu: ‘ İşte görü ­ yorsu n ki, ölüm den geri geldim , on u yakından g ör­ düm. A rtık benim için üzülm ene gerek y o k Tevflk R üştü... H içb ir elem ve ıs tıra p d u y m a d ım ...”

A ra ş, a m la m ın en acı sayfalarında şöyle diyor. “İstanbul’dan Celal Bey (B ayar) aradı, ‘A tatü rk’ü kaybettik’ dedi. Hüküm et b ild irisin i baz ir lama gö­ revi bana v erild i. Beyannam eyi kalem e adarken,

1 9 3 8 yılan ın o kasım günü, M ustafa Kem al’le geçen 3 0 yılan bat ıra la rı gözümün önünde canlandı...*

in ö n ü , oybirliği ile Cumhurreisligi’ne seçildi. Paşa, göğsünün sağında ve solunda İstiklal Madalyası ve Bi­ rin ci Dünya Harbi’nden kalma madalyası ile kürsüye çıktı. ‘Milletimizi anarşiden ve cebirden uzak, bütün vatandaşlar için müsavi emniyet havası içinde bulun­ durmayı, Curnhuriyet’ln en kıym etli nim eti biliyoruz’ dedi Doğrusu, bu beyanatı hoşum a gitm em işti..’

bulunmadığı için yalnızlıktan iirktüm, Dahiliye Vekili Şük­ rü Kaya Bey'in evine misafir oldum. Şükrü Kaya, benden önce Ankara'ya gelmişti. Ara­ dan kaç gün geçti bilmiyorum. İstanbul'dan Celal Bey (Ba- yar) telefonla aradı. “ Atatür­ k'ü kaybettik" dedi. Kaşım ayının 10'uncu günüydü. İcra Vekilleri Heyeti arkadaşları­ mızı Bakanlar Kurulu: Şük­ rü Kaya Bey'in evine çağır­ dık. Memleketimize ve vazife­ lerimize ait işieri konuştuk. Önce bir hükümet beyanname­ si yazılması kararlaştırıldı ve vazife bana verildi. Arkadaşlarda tasvip ettikten sonra hükümet beyannamesini telefonla başve­ kile geçtik. Hiçbir noktasına dokunmadan “ aynen okun­ s u n " dedi ve beyann am e

Anadolu Ajansı'na verildi.

(Devamı Sa.19, Sü.S'de) “ L T A T Ü R K 'ü n A I y a ta ğ ın ın y a -/ » I r a n d a y d ım .

f

J O I Beni işletmişti. Tam o sırada. P rofesör A k il Muhtar Bey geldi. Atatürk,

en büyük sıkıntısının karnın­ daki gazdan olduğunu söyle­ yince, profesör, yeni tertip et­ tikleri ilacın iyi geleceğini bir­ kaç defa tekrarladı. Hatta has­ taya güven vermek için yemin biİe etti. Atatürk, kendisine yaklaşmamı işaret ederek kula­ ğıma yavaşça:

“ Profesör vallahi ile beni inandırmaya çalışıyor” dedi.

Acılar içindeyken bile nük­ te yapmasını biliyordu.

“ Ö U jM Ü O Ö R D Ü M "

B

İRİNCİ komaya girdiği zamanı hatırlıyorum. Be­ nim için karanlık ve acı dolu saatlerdi. Bir köşeye bü­ zülüp kalmıştım. Atatürk'ün

açıldığını ve beni çağırdığını söylediler. Sevinerek yanma k o ş tu m . Y a v a ş b ir ses le

“ otu r” dedi ve:

" İ ş t e , g örü y orsu n k i, ölümden geri geldim, ölümü yakından gördüm . Artık be­ nim için üzülmene sebep yok Tevfık Rüştü, ölüm çok kolay bir şeym iş” diyerek sustu.

Bu mucizeden sonra arlık iyi olmasını beklediğimizi, açıl­ masının bize saadet verdiğini söyledim. Çok yorgun görünü­ yordu. Koma esnasındaki çır­ pınmalar onu son derece halsiz, bitkin bir hale getirmişti. H al­ buki, onun bundan hiç haberi yoktu. Bana:

" D e r i n b ir u y k u d a n uyandım Tevfik Rüştü, hiç­ bir elem ve ıstırap duy­ madım , şimdi sadece isti­ ra h a t e tm ek is tiy o ru m ”

dedi.

Birkaç gün sonra yine ya­ nma çağırdı. Zaten bir vere ayrılamıvorduk. “ Ben iyiyim Tevfik Rüştü, sen de diğer arkadaşlar da Ankara'ya iş­ lerinizin başına dönünüz"

dedi. Sadece başvekilin İstan­ bul'da kalmasını yeterli bulu­ yordu. Sıhhati hakkında bize sık sık malumat verdireceğini söyledi ve “ Hemen bu akşam treniyle Ankara'ya gitm e­ lisin^ dedi. Kasımın ilk haf­ tası içindeydik. Ama hangi gündü şim d i h a tırla y a m ı­ yorum. Sadece, bunun Ata­ türk'le son görüşmem olduğu­ nu derin bir sızıyla hissettiğimi biliyorum.

CELAL BEY DEN HABER

A

N K A R A va d ö n d ü m . Hariciye Köşkü'nde ta­ mirat dolayısıyla kimse

Mustafa Kemal, Anafartalar da Boğazlar ve İstanbul u kurtarıyor

M .

ingilizlerden

konserve

kutuları

4

D

i i î

Bugün yaşadığımız ülkenin , I kurucusu Atatürk'tü. O'nun ¡dye'nin kaderini İnönü çizdi. Tevfik Rüştü, büyük görevin ilk yıllarında, kabinede sorum lu­ luk alm am akla birlikte, yine ülkenin önde gelen kişilerindendi.

MİLLİ ŞEF VE ARKADAŞI

i

vakitsiz ölümünden sonra, Türk iv.

• “Çadırda b iri vardı. U yandır­

m ak için om zu m dan sa rsıy o r­

du b e n i G özlerim i a çtım B aşu­

cum da M ustafa K em al duru­

y o rd u ‘Çabuk giyin , cep h ey i

dolaşacağız...’ diye em retti!...’

»

EVLETİM İZ.bır emrivaki ile harbe soku­ lunca, bunu önlemek için çok çırpınmış

M ustafa Kemal gibi bir vatanperverin yapabileceği tek şey, memleketin hizmetine koş­ maktı. Sofya Ataşemiliteri M ustafa K em a l, muharebede vazife istemesi üzerine, Gelibolu'da yeni teşkil edilmekte olan bir fırkanın kuman­ danlığına tayin edildi. Ben de, Birinci Ordu Hıfzıssılıha M üşavirliğinde bulunuyordum.

Boğazlar'ı ve İstanbul'u düşman istilasından kurtaran Mustafa Kemal'in Anafartalar Zaferi üzerine, o sırada İstanbul'da bulunan Sofya Elçimiz Fethi Bey (Okyar) ile birlikte, A t a ­

türk'ü tebrik için Anafarta'daki karargâhını zi­ yaret etmeyi kararlaştırdık. Doktor B ahaettin

Şakir Bey de bize katıldı. Keşan'da, Ordu Kumandanı Vehip Paşa'nın karargâhında bir

(Duamı Sa.D. Sü.â da)

Çizgilerle Hayattan Rekorlar

uımmıs

7

7

yılda

8 0

rekor...

YAŞAC AK İÇ İN VERİLEN .SAVAŞ, SPORUN

--- YATAR. OKÇULUK M İLAT.

DA KÖKENİN TAN ON DONEM, _ Su n öR G ı DAM A SO N> R A ST LA R . B İN YILLARINDA M ESOÜTİK E VARDI. AN C AK O K ÇULU . " " SPO R CİM İ ASİ COK

. ü t W " 1 T u t 'VI K U R A L L A R ! B E LİR LE N M E D E N Ö N C E E N YAVAŞ SPO R 6L /R E Ş . Ti. B İR K E Z . TE K B İR D E V R E S İ V I S A A T A O D A K İK A S U R . MOSTÜ. EN A Z ZAMANDA ENFAZLA REKOR KIRAET İNSAN İSE SOV.

YETLER B İR L İ. G İ'N D E N H AL. TERCİ V A S İL İ A L E Y E Y E V 'DİR. ŞAM PİYON HALTERCİ % OCAK 1 970 İLE i K A S IM 1977 AR A SIN D A TAM 8 0 DÜNYA REKORU KIRMIŞTIR.

BULMACA

Şoktan soda

1 - Sucuk, sosis, salam, sala­ ta ve bazı hazır soğuk ye­ meklerin satıldığı dükkân. Su, 2 - önemli değil, 3 - Kesici

D ünkü ç ö z ü m

aletlerin kılıfı... Em... Muğla - nın bir ilçesi, 4 - Rütbesiz asker... Tembellik veya işle- meziik (eski dil)... Anlamlı iz (bellilik, işaret), 5 - Rey... Bir çeşit kalın ve ağır battaniye, 6 - Doku teli... Ping-pong, te­ nis, voleybol gibi oyunlarda maçın her bir bölümü... Sod­ yumun simgesi, 7 - Bir din ve mezhebin inanma yönü... Bir erkek ismi, 8 - Yüzyıl... Bir doğa olayı... Bir sıfat eki, 9 - Lanlan madeninin simge­ si... Fiyaka ve gösteriş (argo)... Bir hayvan, 10- Ata­ lardan gelen... Uygunluk ve benzerlik.________________

| Yukortaon aşoflıyo |

1 - İçinde şeker bulunan...

Bir nota, 2 - Bir tür hayvan barınağı... Söz dinleme (emre uyma), 3 - Bir geyik cinsi... Büro. 4 - Kilometrenin kısa yazılışı... Bir zaman öl­ çüsü birimi... Kışın sisli za­ manlarda ağaç dallarını, te­ lefon direklerini kaplayan buz tabakası, S- Ummaktan doğan iç ferahlığı... Yilbik de denilen sinir hastalığı, 6 - Güzel sesle ve usulüyle Ku-.. ran okuma .. Bakırın simgesi, 7 - Bir çeşit büyük ii... Nesep veya sülale, 8 - Şekerle kay­ natılmış meyve... Yapı, 9 - Batı Sibirya'da bir göl adı... Bir spor dalı, 10- Başlıca içeceğimiz... Uğur sayılır... Hile, 11- Orduya yardımcı olarak toplanan halk kuvve­ ti... Bir sayı, 12- Büyük (ya da, kibirli).

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10 11 12

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

= ! a = = ;

m

\

V

.

4

= ; ■

E

(4)

Ingilizler'den kalan

konserve kutuları

gece misafir kaldık. Vehip

Paşa'nın Erkanıharbiye Reisi

İsmet Bey'i de (İnönü) bu arada ziyaret ettik. İsmet Bey

'C ephede g iy ersin iz' diye bana bir kabalak hediye etti.

Fethi Bey ve doktor Bahaet- tin Şakir Bey, Anafartaiar cephesini teslim almaya giden

Fevzi Paşa (Çakmak) ile ön­ den hareket etmiş oldukların­ dan; ~en. Mustafa Kemal'in

yaveri Cevat Abbas Bey'le onları takip ettim. Gecenin ka­ ranlığında bir ara yolumuzu da kaybettiğim izden karargâha sabaha karşı vardık. Bana tah­ sis edilen odada henüz uykuya dalmıştım ki, birisinin beni uyandırmak istediğini fark et­ tim. Baktım başucumda Mus tafa Kemal duruyordu. Bana

“ 'Çabuk giyin, cepheyi dola­ şacağız' dedi. Diğer arkadaş­ lar da hazır bekliyorlardı. A t­ lara bindik ve cepheyi dolaş­ maya başladık. Etrafımıza şa­ rapnel parçaları düşüyordu. Mitralyözlerin taradığı yerler­ den, “ Şimdi kovan değiştiri- y orla rd ır” diyen M ustafa Kemal'in işaretiyle hızla geçi­ yorduk. Başımızın üzerinde ke­ şif tayyarelerini de görünce, cephenin fırka kumandanı, at­ ları bırakmamızı rica etti. Y o­ lumuza yaya olarak devam e t­ tik. Cepheyi yakından görmek için girdiğimiz tarassut mevki- iııdeki nöbetçi neferi, biraz önce aldığı tam isabetle vurul­ muş yatıyordu.

“ BURADA İŞİM ________K A L M A D I"

0

akşam, diğer arkadaşlar çe­ kildikten sonra, Mustafa Kemal'in odasında ikimiz yal­ nız kaldık. “ Kazandığınız za- feri neticelendirmeden ne­ den izin abp İstanbul'a gidi­

yorsunuz?” dedim. “ Burada oldukça mühim sayıda İngi­ liz kuvveti var ve artık o n ­ ların yarımadada kalmaları olsa olsa Alm anlar'm işine yarar; bunu anlayacaklar ve mutlaka bu kuvvetleri Çekeceklerdir” dedi. Sonra şu izahatı verdi:

“ Bir kumandan olarak bana düşen şey, sık sık keşif yaptırarak Ingiliz çekilm e­ sini vaktinde öğrenm ek ve bu kuvvetlerin vapurlara bindirilmeden imhası yolu­ na gitmektir. Bu keşifler küçük kuvvetlerle yapıldığı zaman aldatıcı olur, büyük kuvvetlerle yaptığınız za­ man da çok zayiat veriyor­ sunuz. Bu harbin ne zaman biteceğini bilmiyorum. Za­ ruri olmadıkça insan feda etmekten çekinirim . Hal­ buki burada kalırsam, tngi- lizler'in çekilmelerine razı olamayacağım ve elimdeki kuvvetleri de büyük zayiata u ğ ra ta ca ğ ım . E lim izdek i kuvvetlere, ne zaman bite­ ceğini bilem ediğim savaş boyunca ve savaştan sonra ihtiyacımız olacaktır. Böy- lece benim için burada yapı­ lacak bir şey kalmadığına karar verdim. Bir müddet İstanbul'da d in len eceğim . Ingilizler ilk fırsatta çekilip gideceklerdir.”

Takriben 20 gün sonra bir sabah, Sıhhiye Müfettişi Umu­ miliği Dairesi'ne vazifemin ba­ şına geldiğim vakit, odamda

Mustafa Kemal'i beni bekli­ yor buldum. Ziyaretinden pek memnun olduğumu söylemeye bile vakit bırakmadan yüksek bir sesle şu haberi verdi:

“ Ingilizler gitmişler. A r­ kalarında sadece konserve kutuları kalm ış.”

Ölüm çok kolay bir şeymiş

Böylece bütün Türkiye ve dünya kamuoyu A tatürk'ü n hayata veda ettiğini öğrenmiş oldu.

Ş Ü K R Ü KAYANIN SIRA­ SINI NASIL ATLATTILAR?

E

RTESİ sabah, Meclis'e

giderken İsmet Paşa'nın evine uğradım. Bahçede kapısının önünde geziniyordu.

“ Başımız sağolsun Paşanı, milletçe öksüz kaldık” de­ dim ve “ Meclis'e gidiyorum ”

diyerek ayrıldım. Meclis top­ lantı halindeydi. Yeni Cum- hurreisi'nin intihabına geçildi. İsimler okunarak rey veriliyor­ du. Dahiliye Vekili Şükrü

Kaya ile yah yana oturuyor­ duk. Bir memur elinde bir telg­ rafla geldi. Şükrü Kaya telg­ rafla meşgulken kürsüden adı­ nın okunduğunu du ym adı. Kendisini ikaz ettiğim zaman, okuduğu telgrafı kapayıp kür­ süye doğru ilerleyen ve reyini kullanm ak isteyen Ş ü k rü

Kaya'ya Meclis Reisi Abdül- halik Renda Bey “ Sıranız g e çti e fe n d im ” dedi. Bu olayı, çok yakın şahidi .bulun­ duğum için anlatıyorum.

İS M E T P A Ş A SEÇİLDİKTEN SONRA

İ

SMET İnönü oybirliği ile Cum hurreisliği'ne seçildi.

Abdülhalik Bey, evine gi­ dip Meclis'in kararını kendisi­ ne bildirdi ve İnönü'yü alıp getirdi. Paşa, göğsünün sağın­ da ve solunda İstiklal M adal­ yası ve Birinci Dünya Harbi'n- den kalma madalyası takılı ol­ duğu halde kürsüye çık tı. Cumhurreisliği'ne seçilişi mü­ nasebetiyle verdiği beyanat, doğrusu hoşuma gitmemişti. Bu beyanat gazetelerde çıktı. Benim kanaatime göre eksik bir konuşmaydı ve o günlerin memleket efkârında pek de iyi bir tesir uyandıracak mahiyet­ te değildi. İsmet Paşa, şöyle dem işti ‘ M illetim izi a n a r­

şiden. ve cesirden uzak, bü­ tün vatandaşların için m ü ­ savi emniyet havası içinde bu lu n durm ayı, C u m h u ri­ yetin en kıymetli nimeti bi­ liyoruz." ‘ Düşüncemi Büyük Millet Meclisi Reisi Abdül­ halik Renda'va da söyledim.

“ Paşa, ikinci bir beyanatla bu eksiği gidermelidir” de­ dim. Yeni Cumhurreisi'nin ye­ min merasiminden sonra, Baş­ vekil Celal Bayar'ın Meclis ­ teki odasında icra Vekilleri Heyeti bir toplantı yaptı. Ba- yar: “ Yeni Devlet Reisine usulü veçhile müşterek isti­ famızı arz edeceğim ” dedi ve başvekilliğin yine kendisine teklif edilmesi ihtimalinden b ahsederek: “ O ta k d ird e Cumhurreisimi'zc aynı kabi­ neyi teklif etm em e mıjvaka- tinizi rica ediyorum ” j|Sfy.lı- rini ekledi. Ben. “ Kendnîlesa- bıma yeni hükümette bu ­ lunmak mı yoksa bulunm a­ mak mı hayırkdır, bunu ta­ yin edem iyorum ” dedikten sonra:

“ A ncak, dünya ahvalinin ikinci bir dünya harbine doğru sürüklendiği böyle bir sırada, istenilirse, vazifeden kaçamayacağımı da söyle­ m eliyim .” şeklinde kendi d ü -1 şüncemi ifade ettim.

Aynı gün, öğleden sonra.

Celal Bayar ziyaretime geldi. Yeni Devlet Reisi'nin, benim uzun yıllar boyunca iyi işler gördüğümü fakat çok yoruldu­ ğumu düşünerek bir müddet istirahat etmemin iyi olacağını söylediğini nakletti. Daha son­ ra, Şükrü Kaya'nın da aynı mülahazalarla yeni kabinede yer alamadığını gördük.

Hükümet ilan edildi. Ertesi gün, yeni Hariciye Vekili Şü k ­ rü Saraçoğlu ziyaretime gel­ di. “ Paşa, sizin Londra Bü­ yükelçiliğine tayininizi dü­ şünüyor” dedi. “ Peki Fethi Bey n e o lu y o r ? ” ded im

YARIN:

(5)

14 Kasım 1987 Cumartesi ( s )

Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras ın anıları

A ta tü rk ü n

kaybettiği

tek savaş

yaym a hazırlayan: Sahan TANJU

İsm et Paşa, Londra

Büyükelçiliği ne atandığım da

tarihsel talim atını veriyor:

K İR İŞİM

İSİYIIKFİ

1*1 ®r ' Tevfik Rüştü, Londra'ya gittiğinde diplomatik çevrelerce çok l u n i l N l B U I U l t t U y l sıcak karşılandı. Ne var ki Avrupa'da savaş rüa^ârları esiyordu ve özellikle İngiliz Dışişleri, Atatürk'ün Dışişleri Bakanı nın görüşlerine büyük önem veriyordu.

KAYDEDİLEN E N YÜKSEK HIZI SAATTE 4 0 9 KİLOMETREDİR

- İN A -k^n iu m z P T Zy çK K ^ ^ K B İ R HIZI O . r ' / P ^ P ^ L A N B U B A L I. / / â YAKALAMAK P i ¡ L P P b îR ÇOK BALIKÇI İÇİN j P P Z O R L U B İR SINAV OLSA L L E M BALIKÇILIK KULÜBÜDÜR.

‘ Türkiye, savaşta

tarafsız

• “Londra’ya Büyükelçi olacak giderken, ism et

Paşa’ya beni kabine dışı bıraktığı için kırgın­

dım” diyor Dr. Tevfik Rüştü Araş ve şöyle

devam ediyor anılarına * ‘Paşam, sizin Devlet

Reisi olm anız üzerine benim hüküm etin dı­

şında kalmam hazin değil m i?’ diye sordum,

İn ön ü ‘Evet, h azin dir’ k arşılığın ı verdi.”

• T evfik Rüştü’nün Londra B üyü kelçiliği,

Avrupa’da savaşın sıcak rüzgârlarının es­

tiğ i günlere rastlam aktadır. A tatürk’ün

D ışişle ri Bakanı o gü n leri anlatırken “İn­

giltere H ariciye N a zırı Lord H alifaz’a en

büyük teh lik en in H itle r Aim anyası ile

Stalin’in b irbirlerin e y a k la ştırılm a la n ol­

duğunu söyledim . Bu önlenm eliydi.” diyor.

• Üzerinde Atatürk resm i bulunan eski para

kalıpları, Londra D arphanesinde im ha edile­

cektir. Dışişleri, Büyükelçilikten b ir görev­

lin in im ha sırasında hazır bulunm asını ister.

0 günü, şöyle yazıyor Dr. Araş ‘ Büyükelçilik

M üsteşarinı darphaneye yollarken, içimde

b ir şeylerin im ha edildiğini hissettim!...*

İNÖNÜ KÜRSÜDE

hesi Kum andanı” İsmet Paşa, Cumhuriyetin kurulmasından sonra da Büyük Millet M ec­ lisinde görev alıyor ve sık sık kürsüye çıkarak Türk Dev­ letinin sorunların üstesinden nasıl geleceğini anlatıyordu.

L ETH İ O k y a r

I . ’ I Bey mebus in-M ■ tih a p e d ilip ■ * ■ Meclis'e girince.

Şükrü Saraç-

oğlu'nun daha önce haber verdiği gibi Londra Büyükelçiliğine tayinim çıktı.

İsmet Paşa beni bir akşamüs­ tü çaya davet etti. İçimdeki kırgınlığı:

“ Sizin Devlet Reisi olmanız üzerine, benim hükümetin dışında kalmam hazin değil m i?” sözleriyle ifade etmeye çalıştım. Paşa “ Evet, hazin­ dir” dedikten sonra hemen şunları ilave etti:

“ Kısa bir müddet için gi­ diyorsunuz, sizi uzun zaman Londra'da bırakm am .”

Londra'ya gitmek için ha­ zırlık la rım ı ta m a m la yın ca , hem veda ziyaretinde bulun­ mak. hem de yeni vazifemle ilgili son talimatı almak üzere yine İnönü'yü ziyaret ettim. 1939 Ocak ayının ikinci gecesi idi. Yeni Hariciye Vekili Şük­ rü Saraçoğlu da orada hazır bulunuyordu. Üçümüz, dünya durumunu mütalaa ettik. Ben daha önce de, Hariciye Vekili olarak dünya ahvali hakkında geniş bir rapor vermiştim. H a­ diselerin İkinci Cihan Harbi'ne doğru hızla ilerlediğini tekrar ifade ettim. Vukuu muhtemel harbin çok uzun sürebileceğini. Almanlar'm acele bir hazırlık içinde bulunduğunu anlattım.

Almanya hududu üzerinde bulunan B a lk an A n ta n tı

m ü ttefiklerim izin de bizim gibi, tarafsızlık dışında bir si­ yasete müsait bulunmadıkla­ rını söyledim. 'Aksi halde Balkan Antantı kolayca da­ ğdır’ dedim. Sâdâbat g ö ­ rüşmelerinde detarafsızlık iste­ niyordu. Bizim için; Sovyet Rusya'nın, İtalya'nın, hatta Japonya'nın çıkacak bir harpte takınacakları tavrı öğrenmek son derece ehemmiyetli idi. T a ­ rafsızlık dışında bir politikayı mütalaa edebilmemiz için hem Balkan müttefiklerimizin hem de Sâdâbat M isakı'ndaki refiklerimizin birer birer m ü­ talaalarını almaklığımız, onlar­ la birlikte bir durum değerlen­ dirmesi yapmamız gerekirdi.

İSMET PAŞA NİN TALİMATI * I

İ

SMET Paşa da. Şükrü Saraçoğlu da aynı görüşte olduklarını belirttiler. Paşa,

kendi el yazısı İle küçük bir kâğıt üzerine bana şu talimatı not etti:

•i Hitler Aimanyası ile Po-I lonya arasında Danzing ve koridor ihtilafından do­ ğacak bir harpte Türkiye tarafsız kalacaktır.

2

M uhtem el bir A vru pa harbinde Türkiye taar­ ruza uğrarsa kendini m ü­ dafaa edecektir.

3

T ü rk iy e 'n in izley eceğ i böyle bir siyasete Ingilte­ re nasıl yardım edebilir?

Paşa “ Bu cihetin öğ re ­ nilmesi mühim dir” dedi..

Bu sarih talimatı aldıktan sonra İstanbul'a gittim. Ora­ dan da şubat başında Londra' da bulunmak üzere, Viyana ta­ rikiyle yola çıktım.

SICAK BİR MUHİTTE SOĞUK RÜ ZGÂRLAR

L

O N D R A 'da İngiliz Hü­ kümeti tarafından çok iyi karşılandım. Hariciye Ve- killiği'nden ayrıldığım zaman, İngiliz Hariciye Nazırı Lord Halifax sitayiş dolu bir mesaj göndermişti. Londra'daki dip­

u r n i İÇ U C C İ l h f C M I E R İM D E ism et Paşa Büyük Millet Meclisi'nden çıkıyor. Birkaç basamak arkasında I f lC I f L I O I f l t f l U l I C I V L C n illU E . Meclis Başkam Kazım Özalp (solda gözlüklü) ve Tevfik Rüştü Araş (sağ başta) duruyor. İnönü, Cumhurreisi olduktan sonra, Aras'a hükümette yer verm eyecek ve Londra'ya büyükelçi gönderecektir...

lomatik mehafil de büyük sem­ pati gösterdi. Böylece sıcak bir muhite girmiş oldum. Ancak Avrupa olayları gün geçtikçe soğuk rüzgârlar estiriyor, İkin­ ci Cihan Harbi’ne doğru adım adım yaklaşıldığı artık açıkça görülüyordu.

Kral ve kraliçe tarafından kabul olunduktan sonra. H ari­ ciye Nazırı Lord Halifax’ın

verdiği öğle yemeğinde ve ye­ mek sonrasında hep siyasi du ­ rumun vehameti üzerinde du ­ ruldu. Lord Halifax'ı maka­ mında ziyarete gittiğim de, dost bir memleketin, dost bir Büyükelçisi olarak bana bir açıklamada bulundu. İngiltere ile Fransa'nın Polonya ile it­ tifak akdetmeyi düşündüğünü söyledi. Bunun çok tehlikeli olacağını ifade ettim. “ Ni­ çin?” diye sordu. “ Stalin ile

Hitler'i, muvakkat bir za­

man için de olsa, yaklaştır­ masından korkarım ; işte o zaman İkinci Dünya Harbi kaçınılmaz hale gelir” de­ dim. Lord Halifax, “ öyleyse, sizce ne yapmah?” diye ikin­ ci bir soru sordu. “ Polonya ile Romanya arasında Sovyet- ler'e karşı bir müdafaa it­ tifak antlaşması vardır” de­ dim, “ Bence yapılacak şey, bu antlaşmayı Sovyetler’e karşı açmak, yani Sovyet- ler'i de içine almak lazım ­ dır. 0 zaman Alm anlar, iki cephe karşısında kalırlar ve barışçı yollar ararlar.” Lord Halifax “ Böyle bir teşebbüse Türkiye de katıhr m ı?” diye sordu. “ Ingiltere katılırsa, ben de hükümetime katılma tavsiyesinde bulunabilirim”

dedim. Halifax: “ İleri sürdü­ ğünüz fikir bana da faydalı ve isabetli görünüyor, fakat

Başvekil Neville Chamberlain

Polonya Hariciye Vekili Ko- lonel Bek'e sözünü ettiğim ittifakı vaat etmiş bulundu; h em sizin düşündüğünüz tertibi yapabilmek uzun za­ man ister” deyince konuyu şöyle kapattım: “ Demek ki yapılacak bir şey kalm a­ m ış.”

VE SAVAŞ BAŞLADIKTAN SONRA

H

İT L E R A lm anyası'm n Çekoslovakya'yı işgal ve Avusturya'yı ilhak ettiği günlerde, Mussolini Italyası da, hudutlarını emniyete alma bahanesiyle Amavutluk'a as­ ker çıkardı. Birden Atatürk'

ün sözlerini hatırladım. Ata­ türk bana:

“ Eğer bir gün faşist İtal­ ya, Balkanlar'a saldırmak

isterse, işe Arnavutluk iş­ gali ile başlayacaktır” de ­ mişti.

Hemen, çok yakın dostum olan Yugoslavya'nın Paris Bü­ yükelçisini telefonla aradım. ,

“ M adem İtalya, Arnavutluk' ı tâki anarşiden rahatsız ol­ duğunu ileri sürüyor, Yu­ goslavya da aynı mütalaa ile Arnavutluk'a bir iki fırka soksun; böylece karşılıklı olarak kuvvetlerin geriye çekilmesi sağlanabilir” de­ dim. Bana, aynı görüşte oldu­ ğunu ve Belgrad'a mütalaasını bildirdiğini haber verdi.Lond­ ra'da bulunan Balkan Elçile- : rine ve İngiliz dostlanma da düşüncelerimi söyledim. Tabii, bu konuda düşündüklerimi ve söylenenleri de Ankara'ya H â­ riciyemize bildirdim.

(Devamı Sa.20, Sü.8'de)

Ç izg ile rle Hayattan R e k o rla r

«

iiin n k s

En hızlı balık

D Ü N YA N IN E N ZEHİRLİ B A L IĞ I BİR TUR K AY AB ALI& I O LA N S Y N A N C E ÎÜ A E D İR .

OLTA İLE YA K A LA N A N E N BÜYÜK B ALIK İN SAN YİYEN B R BEYAZ K O PE K B ALIĞ IYD I 2 / N İSAN 4 9 6 9 ■ D A &ÜNEY AVUSTRALYA' D A CEDUNA

YAKIN LARIN D A DENİAL K Ö R F E Z İ'N D E A L F D E A N TA R AFIN D A N Y A K A L A N A N B A L IĞ IN

UZL/n luğcj S m . 4 3 cm . Ağ/Rl iğ i

1 2 0 8 K İLO G R A M D I.

U

R

D ünkü ç ö z ü m

1 - Yaygın söylenti... Öğle ile akşam arasındaki namaz vakti. 2 - Tasdik etme... Ses, 3 - Göğüs (eski dil)... Dans etmeyi meslek edinmiş olan kadın, 4 - Tavır... Ucu sivri iri tahta çivi (takoz)... Yerme ve çekiştirme (eski dil), 5 - At­ ların bir çeşit hızlı yürü­ yüşü... Medyumların ruh ile ilişki kurdukları zaman gir­ dikleri hal, 6 - Manda yavru­ su... Vilayet, 7 - Sinirli... Başı zürafayı andıran, at büyüklü­ ğünde bir Afrika hayvanı, 8 - Molibden madeninin simge­ si.. İsparta'nın bir ilçesi... Bir nota, 9 - Küçük... Bale yapan

kadın sanatçı, 10- Bir kümes hayvanı... Bir akarsu çeşidi... Duvarın içine yapılmış ka- paksız dolap. _________

| Y u n a n d a n « s a ğ u y a ]

1 - Trafiğe uygun olarak ya­ pılmış yol... Bir yana doğru eğik, 2 - Bir anda... Hol, 3 - Geçici işçi, rençber veya uşak... Cıiz'i, 4 - Sahip... Bir çeşit Türk halk çalgısı, 5 - Bir renk... Anahtarla isleyen kapamaç, 6 - Bir ilimiz... Kaba yün kumaştan yapılmış hırka, 7 - Müslümanlıkta bir din görevlisi... Hint domuzu da denilen bir laboratuvar hayvanı, 8 - Uçmayı sağla­ yan organlar... Ağaçsız ve

çıplak, 9 - Yabancı bir harfin okunuşu... Gözetme, sayma ve değer verme, 10- Van'ın bir ilçesi... Bir güneş tanrısı, 11- Nizam ve tertip... Düğme deliği, 12- Küçük mağara... Milli Savunma Bakanlığı an­ lamındaki harfler... Çocuklu dişi.

(6)

Yıl 1934, Balkan Paktı konusunda İsmet

Bey le çatışıyor ve intiharı düşünüyorum

Y a y m a H a z ı r l a y a n : S a d u n TANJU

ItT A T I I D I f 'I I M D İ K İ T l i f İ R İ İ Y İ S P Ü İ I İ C l i Gazi Mustafa Kem al, Dr. Tevfik Rüştü'nün Dışişleri Bakanlığı'm onayla- H I H I U n R y ı l U U d I « U n u I U U U L U u U diktan sonra kendisine “ Sana her zaman yardımcı ola ca ğım " demişti ve bu sözünü hayatının sonuna kadar da tuttu... Gerçekten de Dr.Tevfik Rüştü, sıkıntıya düştüğü ya da Başvekil İsmet Paşayla sürtüşmeye girdiği her dönem de, Atatürk'ün dost, koruyucu desteğini arkasında hissetti. Haydarpaşa G arı'nda bir uğurlama töreni sırasında Atatürk, İsm et Paşa ile yan yana dururken Tevfik Rüştü (üstte, ok la işaretli) güven içinde...

L EN İM milletle-I

M

■ rarası münase- ■ betlerde vazife | ■ ■ a lış ım , ¡9 2 0 E k im 'in d e M u stafa K e ­ mal'den aldığım acele bir telg­ rafla başlar.

Birinci M eclis'te Muğla Mebusu olarak vazife görüyor­ dum ve Kastamonu İstiklal Mahkemesi Reisi olarak Anka­ ra dışında çalışıyordum. Mus­ tafa Kemal'in davetine uya­ rak acele Ankara'ya geldiğim zaman. Garp Cephesi Kum an­ danı Ali Fuat Paşa'nın (Ce- besoy) Moskova Büyükelçili- ği'ne gönderileceğini, yerine de

İsmet Bey'in tayin edildiğini öğrendim.

Yeni vazifem, Moskova'ya gidecek elçilik heyetiyle yola çıkıp Rus ihtilali hakkında, mahallinde doğru bilgiler top­ lamaktı.

O tarihten sonra tam 18 yıl, Mustafa Kemal'in itima­ dına mazhar olarak memleke­ timin dış politika meselelerinde birinci derecede roller o y ­ nadım . M ü b a d ele K om is- yonu'ndaki Türk H eyeti'ne başkanlık yaptım . Derken, 1925 yılı M art başında bir gün

ismet Paşa'dan bir telgraf geldi. Alelacele Ankara'ya koş­ tuğum zaman. Paşa gülerek bana, “ 48 saatten beri yeni kabinede Hariciye Vekili bu­ lunuyorsunuz.” dedi. D oğru r su pek şaşırmıştım. Tam da

6

günlerde mübadele işleri için Cenevre'ye gitme hazırlıkları yapıyordum. Kimse bana bir şey söylememiş; hatta fikrimi almak lüzumu bile hissedilme­ m işti. İsm et P aşa, bana

“ Gazi'yi ziyaret ettiğiniz za­ man hepsini öğrenirsiniz.”

dedi. Teşekkür için Gazi'ye gittim.

“ ism et Paşa, hükümeti teşkil ederken, çalışacağı arkadaşlarıyla teker teker g örü ştü , m u vafak atlerin i aldı; senin için muvafakat cevabım ben verdim .” dedi.

• Balkan Paktı’nm hazırlandığı günlerdeki sı­

kıntılarını şöyle anlatıyor Tevfik Rüştü; “Fa­

şist İtalya ve Ingiltere anlaşm ayı engellemek

için baskı yapıyorlardı. Yunanistan, Rom anya

ve Yugoslavya hariciye vekilleri ise henim

im zam ı bekliyorlardı. Her şey tamamdı. Am a

İsm et Paşa beni imzadan önce Ankara’ya ça­

ğırıyordu... Ne yapacağım ı bilemiyordum...*

• “Anlaşm ayı imzalasam İsm et Paşa ne der?

Imzalamasam, dostlarım ızın durumu ne

o lu r?

diye düşünüyor ve bu. olayın so­

nuna şöyle anlatıyor A raş: “im zalayayım ,

Paşa k ızarsa in tih ar ederim , diye düşün­

m eye başladığım sırada A tatürk’ten b ir

telgraf aldım . ’Konya’dan Ankara’y a geçi­

yorum . A tin a ’da em rim i b e z e y in iz !... An­

laşm ayı imzaladığım için ism et Paşa’dan

da, hüküm etten de çok övgü alm ıştım ...”

• İsm et Paşa, 1925 yılında “48 saatten beri

hariciye vekilisiniz’ deyince Tevfik Rüştü çok

şaşırır. Mustafa Kemal, Başvekili İsm et Bey’

in Tevfik Rüştü’yle görüşm esine gerek g ör­

meden, onun bakanlığım onaylam ıştır. A raş

anılarında olayı anlatırken ‘ Gazi bana ‘Sana

kelim enin tam m anasıyla yardım edeceğim

Tevfik Rüştü’ dedi Ellerine sarılıp m innetle

öptüm. Ve bana hep yardım cı oldu” diyor...

A

TATÜRK'ün bana yaptı­ ğı ilk büyük vardım, Bal­ kan Antantı Misakı'ntn imzası sırasında oldu. 1934 yılı Ocak ayında Atina’da Rom an­ ya, Yugoslavya ve Yunan hari­ ciye vekilleriyle toplanmıştık-. Tam bu sırada, Faşist İtalya Hükümeti, Moskova'ya baş­ vurdu: Ruslar da kendileriyle ilgili bir konuda pek de önemli olmayan bir tadilat istedikleri­ ni Ankara'ya bildirdi. Ben bunu, imza için her şeyin hazır olduğu bir sırada öğrendim, is ­ met Paşa bana “ imzadan önce Ankara'ya gel, görü­ şelim .” diyordu. Atina'dan . ayrılırsam, imza için orada

Paşa'nın davetine uyup Anka­ ra'ya gitmekle sonunu kestire- mediğim gelişmelere sebep ola­ caktım. Tam “ im za ederim, hükümet kabul etmezse in­ tihar ederim ” gibi dramatik bir karar almıştım ki, A ta­ tü rk'ten bir telgraf geldi. Konya'dan göndermişti. “ An­ kara'ya hareket ediyorum, ben d en ik in c i bir h aber abneaya kadar oradan ay­ rılm ayınız.” diyordu.

Bir gece içinde saçlarım bembeyaz olmuştu ve Atatürk

beni büyük bir sıkıntıdan kur­ tarmıştı. Balkan Antantı Mi- sakı'nı imzaladım, başvekilden ve hükümet azalarından çok iltifatlı tebrik telgrafları aldım.

toplanmış üç devletin hariciye vekillerini ve heyetlerini bek ­ letmem çok zor olacaktı. Kaldı ki, İtalya ve İngiltere açıkça bu vesikanın imzalanm asını önleyebilmek için diplomatik faaliyet gösteriyorlardı. Atina' daki Sovyet Büyükelçisi kana­ lıyla, Ruslar ın talebi konusun­ da bilgi edinmiş; Sovvetler le­ hine hazırlanan kayd i ihtirazi (bazı hakları saklı tu tm a ) mektubunda yazılacak formül­ de yapılacak bir küçük değişik­ liğin, esası değiştirmeyeceğim de görmüştüm. Bu şartlar için­ de bir karar vermem gereki­ yordu. Ya oturup vesikayı imza edecek, ya da ismet

BANA İMZANI GERİ A L ' DENDİ

B

UNA benzer bir olayı da,, ertesi yıl yaşadım. Yugos­ lavya ile aramızda sınırlı bir askeri ittifak anlaşması ya­ pılacaktı. Yugoslav Hariciye Nazırı, tam imza sırasında R o ­ manya'nın da dahil edilmesini istedi, “ Aynı anlaşmayı R o­ manya ile de yapınız.” dedi. Yeni durumu, Balkan Antantı Misakı'mn icabına uygun bul­ duğum için imzalamakta beis görmedim; sadece imzamı hü­ kümetimin muvafakati şartına bağladım. Cenevre'den Anka­ ra'ya durumu bildirir bildir­ mez, ism et Paşa'dan, “ R o­ manya Hariciye Nazırı ile hazırladığınız vesikadan im ­ zanızı geri alm ız.” talimatı geldi. Ben zaten imzalarken ih­ tiyati bir şart ileri sürmüştüm. Durum karşısında şaşıran R o ­ manya Hariciye Nazırı Titü- lesko'va da, “ Size söylem iş­ tim, benim cebimde sizde olduğu gibi kral tarafından verilmiş geniş bir salahiyet

m ek tu b u y o k ; h er işim i Devlet Reisim e, h ü k ü m e­ time, mensubu bulunduğum fırkaya ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne izaha m ec­ burum .” dedim.

Ben imzamı geri alınca, Yugoslavya Hariciye Nazırı da aramızdaki vesikadan imzasını sildi. Pek de hoş olmayan bir durum ortaya çıktı.

.Ankara'da, durumu kendi­ sine izah ettiğim ism et Paşa, “ Demek ki Yugoslavya, Ro- manya'sız bizimle bu askeri ittifak anlaşmasını imza et­ m iyor...” dedi.

Ben, “ Takdir buyurur­ sunuz k i, bu askeri anlaş­ m alar olm a d ık ça Balkan Misakı'ntn kıymeti de kal­ m ayacaktır.” şeklinde düşün­ cemi ifade ettim.

ism et Paşa, “ O halde, her iki askeri anlaşmayı da C enevre'de imza ettiğiniz tarihte tanzim edilmiş gibi im zalamalıyız.” dedi.

Y in e A t a t ü r k 'ü n elin i bana uzattığını hissettim.

YARIN. İSMET PAŞA “ İS T İR A H A T A

ÇEKİLİYOR.”

e Hayattan Rekorlar

g ijin n e s

Ş

/

Film var, film cik var

“ SANA YARDIM EDECEĞİM”

L

O Z A N M u a h ed esi'n in Meclis'te müzakere edildi­ ği günlerde, yine bir gün

Gazi beni çağırmış, “ Sen a r­

tık Hariciye E ncüm eninde çalış” demişti. O vakte kadar m untazam an B ü tçe E n cü ­ m eninde vazife görürdüm.

Gazi, halimden, bu deği­ şikliğin sebebini öğrenmek iste­ diğimi anlamış olacak ki. şu izahatta bulundu:

“ Hariciye E ncüm eninde mazbata muharrirliğini ka­ bul etmeni ve Lozan Barış M uahedesini Meclis'e senin arz etmeni istiyorum ."

Ben bunları hep zihnimde birleştiriyordum.

Lozan'a gidecek heyet tes­ pit olunurken benim de adım geçmiş; Gazi listeden benim adımı çizerek, “ Sen burada, benim yanımda kal.” demiş­ ti

Bütün bunlardan bir netice hası! oluyordu.

A t a t ü r k 'ü n it im a d ın a mazhar olarak, memleketin o günkü şartlarında çok ağır ve mesuliyetli bir vazifeye getiril­ mem, yüreğimi sevinçle ve memnuniyetle dolduruyordu; ama içimde “ Başarabilecek m iyim ?” diye bir huzursuzluk da vardı.

G a zi b e n i y a t ış t ır d ı;

“ Sana kelimenin tam m a­ nası ile vardım edeceğim Tevfik Rüştü.” dedi.

Duyduğum minnetle yüre­ ğimin kabardığını hissettim, teşekkürlerle elini alıp öptüm. Ve bana hep yardım etti.

l6 l$ E REKORU İSE ‘ RÜZGAR GİBİ GEÇTİ "TE AİT. SıM- ' DİYE KADAR HİÇBİR FİLM İN ELDE EDEMEDİĞİ HAS/.. LATİN SAHİBİ OLAN B U FİLMDE BAŞROLLERİ CLARS 2 8 0 MİLYAR aOOMİLYON TL) TOPLADI._____________

SİNEMA TARİHİNDE ÖDENEN E N ,

y ü k s e k ü c r e t, m a r l o nb r a n d o.

z ç ö b in m l a r'/s^m h

>5...

Ra WíSE T¿a\ ¿.lPÁ&-Q4.H4

50M-y/zen . viL ,r\ iv iil l iiv ij I U N

•SİMDTYE KAD AR ÇEVRİLEN FİLMLER ARASIN DA E N YÜKSEK BÜTÇEYE SAHİP O LA N FİLM ‘ U ZAT YOLU“ DUR. i ARA. ^ r n m ^ r STÜDYOLARI AS MİLYON DOLAR t YAK LAŞIK 4 h d . MİL YAR TL.) HARTAM! Ş7/.

t x YAP İMİ -R,

" 7 / 3 İNGUZ İN KURTAR. HUNİNE L/Ş/" 7 .İ31NG1U Z STERLİN (t/B /N TL.) MAL OLDU. .Patron, borcunu adamazsak, kasap Rovar'i keseceğini söylüyor /

1 - Az çok kömürleşmiş bitki kalıntılarından oluşan yakıt... Yerindelik ve yanılmazlık, 2 - “Polis" anlamında argo bir sözcük... Sual, 3 - Magnez­ yumun simgesi... Ölen bir kimsenin kalan malı (tere­ ke), 4 - Nefesli bakır bir çal­ gı... Bir tür hayvan barı­ nağı... Başlıca içeceğimiz, 5 - Hatıra... Akıcı... Asya'da bir ülke. 6 - Kur'an'ın bölünmüş olduğu otuz kısımdan her biri. Kaygı, dert veya gam, 7 - Kesici bir alet... Müzikte sesleri gösteren özel işaret­ ler, 8- Rutubet veya nem (halk dili)... Donuk renkli...

Bir sayı, 9 - İlave., Üstü ka­ laylanmış ince demir levha... Bir nota, 10- Karın zarı ilti­ habı... Kus ve balık tutma

İŞ'- _________________

Yukarıdan aşağıya

1 - Afrika yerlilerine özgü davul... Daima, 2 - Yaraşır ve elverişli... Şampiyon, 3 - Ra- -don gazının simgesi... Aşık kemiğinin altında bulunan küçük bir kemiğin adı. 4 -

Çocuğu olan erkek... Bir sayı... Boru sesi, 5- Kâr ve tayda... Büyüklük ve kibir, 6 - Asya'da bir ülke... Kürekle yürütülen bir kayık çeşidi, 7 - Açıklama... İnsan vücudunun dış yüzü, 8 - Dağ sırtı...

Bağ-D ü n k ü ç ö z ü m

iantı edatı, 9 - Yüzyıl... Kısa çorap (soset), 10- Küçük gemi... Yapılarda kiremitieri tutan meyilli örtü, 11- Er­ ken... Bir nota... Maden üze­ rine kazıma yapmak için kul­ lanılan çelik kalem, 12- Por­ takalı andıran bir meyve... Yerip çekiştirme.

1

2 3

4 5

6

7

8

9 10 11 12

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

, : F

f

■ ■

j

%

*

. Ü!

(7)

16 Kasım 1987 Pazartesi ®

ESKİ DOSTLAR

Atatürk Dönem i nde, Türkiye'nin dış politikasını tek başına belirleyen ve Büyük Önder in tam desteğine sahip bir devlet adamı olan Dr .Tevfik Rüştü Aı-as (solda). İnönü ile 1920'li yılların başından beri, birbirleriyle uyum içinde çalışan iki dosttu (sağda)... Ne var ki. İsmet Paşa nın, son başbakanlık döneminde, dış politikanın gidişini beğenmemeye başlaması aralarını açacak ve bu kırgınlık Ata'nm ölümünden sonra da sürecektir. Sonuçta, Milli Şef, A ıas'ı hükümetine alm ayacaktı...

A t a t ü r k ü n

k a y b e ttiğ i

te k s a v a ş

Y a y ı n a h a z ı r l a y a n : S a d u n TA N JU

İs m e t P a ş a 'y a “A dam Y iyici"

d e rle rd i, tam sıran ın b an a

g e ld iğ in i düşünüyordum k i;

A

■ ■

■ ■

lıtonu,

istirahata' (ekiliyor

• Akdeniz’in güvenliği, 1937 ya­

zında Çanakkale Boğazı açık- '

lannda meçhul bir denizaltının

bir Rus vapurunu batırmasıyla

tehlikeye giriyor, uluslararası

bir konferans toplanıyor. Araş,

anılarında şöyle anlatıyor son­

rasını: “Niyon Mukavelesi’ni

imzalamıştım İsmet Paşa’dan

‘A cele etm e’ ik a zı g e ld i.”

• Araus ‘Sızaktan sorguya çekil­

diği” izlenim ine kapılhrak

şunları yazıyor anılarında;

Herkes ismet Paşa’ya karşı

dikkatli olunmasını söylerdi.

Şimdi bir zamanlar çok ya­

kın olduğum Paşa’dan güve­

nilm ezlik damgası yiyordum

bu hayra alamet değildi...”

• Atatürk’ün koruyuculuğu bü­

kere daha devreye giriyor ve

Tevfik Rüştü.Araş anılarında

‘ Cenevre’den İsmet Paşaya ve­

rilecek cevabı, Atatürk bana

Ankara’dan yazdırdı. Sonra An­

kara’dan bü telgraf aldım İs­

met Paşa’mn ‘istüahata’ çekil­

diğini, yerine Celal Bayar’ın ve­

kâlet ettiğini yazıyordu’ diyor...

İNÖNÜ GERİ ÇEKİLİYOR

ölümüne kadar genç Cumhuri­ yetin kaderini çizen 4 kişi bir arada; (Soldan) Celal Bayar. Dr.

Tevfik Rüştü Araş, Atatürk ve biraz gerilerinde İsmet İnönü... Atatürk'ün son günlerinde Bayar ön plana çıkarken, ism et Paşa geri çekiliyor. Bu geri çekilişte. Aras a güvensizliğinin etkisi var. NEMLİ buldu­

ğum b ir ' olayı daha anlatm a­ lıyım. 1937 yaz m e v s im in d e y - dik. Çanakkale Boğazı açıklarında meçhul bir denizaltı bir Rus vapurunu ba­ tırdı. Canımız sıkıldı tabii. İs­ panya İhtilali'nin serpintileri

Bozcaada

ihmaller

yüzünden

kalkınamadı

S

AYIN İçişleri Bakan­ lığı'na dıı vuru muzdur: Birler Çanakkale'nin Boz­ caada K azası yerlilerin- denız. Buraya, son yıllarda Cumhurbaşkanımızın ilgi ve talimatlarıyla birazcık hizmet gelmiş: böylece ada halkı biraz rahatlamıştır.

Ada, T ü rkiye'nin en küçük kazasıdır. Nüfusu 1700'ü geçmemektedir, d o­ layısıyla politikacılar bura­ lara uzun yıllar uğramaz­ lar. En büyük sebebi de seçmeninin az oluşudur. Bugüne kadar adadın bele ■diye başkanlığı görevlerin­ de bulananlar, adaya hiçbir katkıda bulunm am ışlar, batta zararları olmuştur ve hâlâ da olmaktadır. Bu adada da devletin temsilcisi

Kaymakam bulunmakta­ dır. Adalarda iş hacmi az olduğundan ve politikanın da dışında tutulduğundan zaten bu adalar için özel bazı kanunlar da vardır belediye başkanlığı görevi.

Kaymakamlıkla birleştiri- lirse; ja n i Kaymakam,

hem Belediye Başkanı hem de Kaymakam olarak da­ imi görev yaparsa, geri kal­ mış bu adacıklara politika girmemiş olur.

Şerh' Ali YAKAR Bozcaada/Ç. KALE

ta bizim sularımıza kadar sıç­ ratılmak isteniyor gibi bir en­ dişese kapıldık. Birdenbire Ak­ deniz'in emniyeti meselesi or­ taya çıkıvermişti.

Eylül ayında Cenevre'ye, M ille t le r C e m iy e ti Asambleşi'ne giderken aldığım talimat gereğince; Akdeniz'de emniyetin korunması meselesi­ ni. dost ve müttefik memleket­ lerle konuşacaktım.

Cenevre'de. Balkan mütte­

fiklerimizle; İngiltere, Fransa ve Sovyet hariciye nazırlarıyla g ö r ü ş t ü m . İ n g ilt e r e ve Fransa'nın bir proje hazırla­ dıklarını öğrenince, hüküme­ time malumat verdim. Görüş­ meler sırasında. Balkan Antan­ tı teklifi de ele alındı ve verdi­ ğimiz değişikliklerle, bu pro­ jeye son şekli verildi. Ayrıca Cenevre yakınındaki Niyon Kasabası'ııda bir konferans toplanması kararlaştırıldı.

T

ELEFON ve telgrafla Ankara'ya bilgiler vererek konferansın gelişmelerini hüküm ete aksettiriyordum . Son olarak Niyon Mukavelesi' nin imzalanması için telefonla salahiyet de almıştım ve hazır­ lanan vesikayı diğer taraflar gibi ben de imzaladım.

Ertesi gün. Ankara'dan bir telgraf geldi. Bazı hak­ ların kullanılması konusun­ da mukaveleye ekler yapıl­

ması ileri sürülerek aksi h a ld e v e s ik a y ı im z a la ­ mamam isteniyordu.

Yunanistan'ın bile endişe etmediği bir konuda, bizim için vehim sayılabilecek bu istek­ ler, gerçekten çok önemsizdi ve zaten iş olup bitmişti. Hükü­ mete verdiğim cevapta bunları belirttim ve istenilen husus­ ların anlaşmanın manasında mevcut bulunduğunu; İngiliz

ve Fransız hariciye nazırlarıyla yapılan konuşmalarda bu m ev­ zularda mutabakat sağlandığı­ nı bildirdim.

Ankara'dan İsmet Paşa' dan şu talimat geldi:

“ O h a ld e , İn g iliz ve Fransız hariciye nazırların­ dan bu mutabakatı belirtir m a h iy ette b ire r m ek tu p alınız.”

(Devamı Sa.19, Sü. 1 'de)

Ç izgilerle Hayattan Rekorlar

«

u i n n e s s

En şirin dağcı...

DASCILIK SPORUNA A İT KAYITLAR / 8 5 A YILINDAN BERİ DÜZENLİ OLARAK

TUTULUYOR. A N C A K i3 . YÜZYILDA B i. LE B U SPORUN YAPILDIĞINA DAİR BU LG U_

LAR VAR.

DICK MILLINGTON

E N UZUN DİK TIRM ANIŞ İSE A N N A PU R N A 1 DAĞININ GÜNEY CEPHESİNDE 3 0 9 / METRE. DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ. C R R İS BONİNSTON ÖNDERLİĞİNDEKİ B İR İNGİLİZ E K İB İN İN 2 N İS A N - 2 7 M A YIS 1 9 7 0 ' TE YAP.L TIKLARI TIRMANIŞTA S B İN 5 0 0 M ETRE İP KULLANILDI.

Soklan soBa

J

1 - Jeton veya bilet ile teker teker geçmeyi sağlayan dö­ ner dolaptı geçit... Dinlen­ mek için duraklama, 2 - Av­ rupa da bir ülke, 3 - Bir işa­ ret zamiri... Şarap (eski dil)... Bir tatlı çeşidi. 4 - Bir sayı... Tanrı'ya yakarış... Keder veya üzüntü, 5 - Ba­ yağı... Kötülük... Bizmut m a­ deninin simgesi, 6 - Ağa­ bey... Bir mevsim... Çok ol­ muş incirin dışına sızan tat­ lısı, 7 - Susama benzeyen tohumları acı olan, beyaz çiçekli bir bitki... Kar fırtı­

nası. 8 - Bir nota... Ticaret eşyası... Ensiz, 9 - Yıkıntı... Maksat ve amaç, 1 0 - Ta­ mir... Güç.

i Yukorıdan aşağıya

1 - Rüya yorumu... Pay, 2 - Kabile... Namaz çağrısı, 3 - Radon gazının sim gesi... Geri verm e (geri çevirme)... Komak'tan bir istek sözü, 4 - Şan ve şöhret... Kuvvet ve takat, 5 - Acele... Bal tek­ nesi. 6 - Su katmanına va­ rıncaya kadar kazılan derin çukur... Bir toprak cinsi, 7 - Bir besin çeşidi... Saz çala­ rak gezeri halk ozanı... Bir

D ün kü ç ö z ü m

soru eki, 8 - Lantan madeni­ nin simgesi... Benzer... Çağ ve zam an, 9 - Bir çeşit tes­ tere... Telli bir çalgı, 10 - Mektep... Azıcık, 1 1 - Yaylı bir saz... Molibdenin simge­ si, 1 2 - Toyluk.

Referanslar

Benzer Belgeler

Toplantıda Meteoroloji Genel Müdürü Volkan Mutlu Coşkun tarafından Bakan Pakdemirli’ye Avrupa Orta Vadeli Tahminler Merkezi (ECMWF), Avrupa Meteoroloji Uyduları

l) Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, m) Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, n) Dış Politika Danışma Kurulu Başkanlığı, o) Teftiş Kurulu Başkanlığı,. ö)

Mâlik, İkinci Akabe biatına katılmış, Bedir ve Tebük seferlerine katılmamış sahabilerin öncülerinden birisidir. Oğlu Abdullah, babasının ağzından aktardığı hadiste

Kardiyak rehabilitasyon (KR), kalp ve damar hastaları için bireye özel olarak yapılan kontrollü faaliyetleri ve egzersiz uygulamalarını içerir.. Bireyin hastalık

Prenses Hanzade ile Prens Mehmet Ali, Hayri Ürgüplü'nün babası eski Başbakan Suat Hayri Ür­ güplü ile annesi Nigâr Ürgüplü ev sahibi rolü yaptılar.. Nina

Bu derlemede, balıkların soğutulmasında, buzla soğutma ve buza alternatif soğutma yöntemleri ile; uzun süre muhafaza edilmesinde farklı ortamlardan yararlanılarak

2) Toplam kapasitesi 10 m 3 ’den daha büyük depolarda ve yerüstü tanklarında soğutma için yağmurlama sistemi bulunması mecburidir. Projelendirmede, risk analizi

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun İran'ın zenginleştirdiği uranyumu Türkiye'de depolaması önerisine, Türk taraf ının olumlu yaklaştığı duyumunun ardından,