İ T 5 * 2 - ^
Ü M İ T Y A Ş A R V E B A B A S I Önce, ümit Ya şa r' m babası Lütfü Oğuzcan'ı tanıyalım.
(1901-1975) ölümüne kadar olomlır hemşehrilik bağlarımız, dostluğumuz, imrenilecek bir metanetle sürdü. Rahmetli Lütfü Oğuzcan,sıradan bir adam değildi. Karşısına çıkan olumsuzluklara sabırla dayanarak hayatın katı ve zikzaklı yollarında cesaretle geçmesini bilen, vatanına hele Atatürk'e bağlılığını bir ibadet halinde sürdüren, kalemi ile,dile ile yorulmadan, son nefesine kadar bu niteliklerini sürdüren bir kişi idi.
Lütfü Oğuzcan-Adana İdadisinde okurken, 17 yaşında veremden ölen-ağabeyim Ali Ragıp'ın arkadaşıydı. Milli Mücadele yıllarında (Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) ikinci başkanı olan babacanın yakın çevresinde bulunmuş, onunla da dostluk bağları kurarak, hfenndostluğunu ölümüne kadar sürdürmüştü».
Lütfü Oğuzcan, Milli Mücadele gâzisi olarak,tipik bir heyecan adamıydı. Çocukluk çağını yeni bitirip bıyığı terlemeye başlayınca, Lütfü Oğuzcan Çanakkale savaşına gönüllü olarak gitmek için okulunu terk etmiş. Yaptığı başvuruyu-kendisini ufak tefek gördüklerinden-ilgili makam güçlükle kabul etmiş! Önce talimgahta staja tâbi tutulmuş. Mütareke sonu ve Kurtuluş savaşı başlayınca,birkaç yürekli arkadaşı ile birlikte, Tarsus cephesinde,
Fransızlara karşı köylülere ön ayak olup,milli mukavemet güçleri
oluşturmuşlar. Lütfü Oğuzcan, takım ve bölük komutanlıkları hizmetini Çukurova'da tamamladıktan sonra,Garp cephesinde de sürdürmüş. Hatta İzmir'e ilk giren bir bölüğün başında teğmen olmak gibi, kendisini çok onurlandıran bir görevde bulunmuş.
Ben Lütfü Oğuzcan'ı , Tarsus'ta ilkokulun son sınıfındaki öğrenciliğim sırasında, bayram vesilesiyle baba&voa geldiği zaman yakından tanıdım. 0 gün, Çukurova'nın kurtuluşunun yıldönümü idi. Törende konuşacaklar, ilgili makamlarca belirlenmişti. Be n, bir okul öğrencisi olarak, ilk defa bir topluluk önünde konuşacaktım. İyi bir hatip sayılan babam da, ilk konuşmayı yapacaktı. Lütfü O ğ u z c a n a s k e r l i k t e n yeni terhis edilmiş , savaşların içinden gelen bir genç olarak, konuşacaktı. Bir izci kıyafeti ile, kendi yazdığı şiiri kürsüde heyecanla okudu. Arkasından, ilkokul son sınıf öğrencisi olan„ben^kürsüye çıktım.
Yörenin kış yaz yaprak dökmeyen bitkilerinden olan murt dalları ile süslü olan kürsü, epey yüksekçe idi. Merdivenin iniş çıkışında, Lütfü Oğuzcan elimden tutarak yardım etti.
0 günden ölümüne kadar, ellerimizin ve gönüllerimizin tutkusu aksamadan sürüp gitti.
Lütfü Oğuzcan o yıllarda, Tarsus Ticaret odasının genel sekreterliğine atanmıştı. Bir yıl sonra, komşularımızdan Hindi Şeyhi Zade İhsan Beyle, Fatma Hanımın büyük kızı olan, Güzide abla ile evlendi.
Çocukluk anılarım arasında, bu aile ile , Fransızların yurdumuzu işlgali yıllarında kaçtığımız , Toros dağlarındaki yayla evlerimizde yaptığımız komşuluğu hiç unutamam.
Yayla evleri yazlık olarak yapılmıştır. Ağır kış aylarındaki yağan karlar, çatıları ahşah olan evlerimizin aralıklarından girer, yorganlarımızın üstünde toplanırdı. O kara kışta, kara günlerimizi, bitişik yayla evlerinde geçirdiğimiz Güzide abla,yıllar sonra Lütfü Oğuzcan'ın eşi olmuştu.
Ümit Yaşar“ip doğduğu zaman, ben ortaokulun ikinci sınıfına gidiyordum. Doğduğunu ve annemin,uğurlu olması dileğiyle, evlerine gidip (Kaynar) denilen lohusa şerbeti içtiğimi hatırlarım.
I
Büyük bir edebiyat meraklısı olan Lütfü Oğuzcan, doğan ilk oğluna, içindeki emelini simgeleyen bir ad koymuştu :Ümit,Yaşar...
Sonraki yıllarda Mersin4de bir görev alan Lütfü Oğuzcan, bazı
hemşeîilerinin kadirbilmezliğine sinirlenerek-belki bazı ailevi nedenlerin de etkisiyle-küsüp, Çukurova'yı terk etti! Bir müddet İstanbul'da, basınla ilgili görevlerde bulundu. Üniversite öğrenciliğim sırasında Bâbiâlîsr yokuşunda rastladığım Lütfü Oğuzcan, birgün, beni evlerine ÇİĞKÖFTE yemeğine çağırdı. Hafızası olağanüstü bir güce sahip olan Ümit Yaşar'danz çok sonraki yıllarda dinlediğime göre;- ben içerisi şeker dolu renkli bir kutu ile evlerine gitmişim. Ümit Yaşar, bunu çocukluk hafızası ile net olarak saptamış. Kutuyu verirken :
-Bu kutunun içindeki, ağzınızı tatlandım-Şeker boşalınca kutusu da (iğne iplik: kutusu) olarak kullanılabilir, demişim.
Lütfü Oğuzcan ile sonraki rastlaşmamız,İkinci dünya Savaşının sıkıntılı günlerinde, Eskişehir^de oldu. Bakanlık Başmüfettişi olarak, Ankara'dan , Eskişehir'e gittiğimde, teftiş edeceğim büronun başında Lütfü Oğuzcan ile karşılaştım! Bu olay ben/ çok duygulandırdı.
Ne var ki, Lütfü Oğuzcan, bir gün önce, üçüncü y^da dördünce kez, yedek subay olarak silah altına çağrılmıştı.Hem yaşının ilerlemesi, hem bu konudaki tecrübesi bakımından, aynı şehirdeki merkez komutanlığı emrine verilmişti.Anlayışlı olan amirleri onun Eskişehir'deki Ticaret ve Sanayi - Odası umumî katipliği görevine de hergün bir iki saat bakmasına izin vermişlerdi. Lütfü Oğuzcan burayı güzel bir kütüphaneye kavuşturmuş, düzenli dosyaları ile,yayınladığı bültenlerle örnek bir genel sekreter olduğunu kanıtlamıştı.
Ayrıca, önceleri hobi olarak sürdürdüğü gazeteciliği ile yazarlığını d# buradada sürdürüyordu. (TÜRKEDOĞRU) adlı bir kültür dergisi yayınlıyordu. 0 günlerde ikinci dünya harbinin en sıkıntılı gecelerini yaşıyorduk. Yurdun her tarafında, gece karartmaları sürüyor,belirli bir saatten# sonra sokağa çıkılmıyordu.Lütfü Oğuzcan, beni birkaç akşam, çorba içmeye,evine götürdü. 0 sıralarda Ümit Yaşar,Eskişehir'de Ticaret Okulu öğrencisimidi. Ama o çocuk yaşında yazdığı şiirleriyle, çevresinde, geleceğin şairi olarak tanınıyordu.0, bu temennileri yanıltmamak için, şiir köşkünün temelini sağlamlaştırmak çabası içerisindeydi.
Şair olan baba, oğlunun şiirle uğraşmasını, can-ı gönülden
destekliyordu.Ama, ondan şikâyeti de vardı! Biraz da latife havası içerisinde, oğlundan şikâyetini şöyle dile getirmişti:
-Ne yapacağız şu bizim Ümit_>le bilmiyorum!Daha bu yaşta, mahallenin tüm kızlari/^i&a. aşk bağları içerisinde.. . .
Lütfü Oğuzcan, daha sonra memleketi olan, Çukurova'ya dandü(l).
Kendisi ile yazışmalarımızın sürdüğü günlerde ölüm haberini gazetelerde okudum. 25 yıl sürdürdüğü bir milli hasamet kitabı niteliğindeki (Kuvayı Milliye) dergileri, onun yaşamının sona ermesi ile, kapandı. Onun girişimi ile Mersin'de Millî- Mücadele Abidesi*, onun gayreti ile (Kuvayı Milliye Mücahitleri Binası) yapıldı. Ne yazık ki tüm çabaları ile yaptırdığı o büyük binanın kapısına küçük bir büstü konulmadı. Lütfü Oğuzcan Millî günlerdeki heyecanlı hitabeleri ve heyecanlı yazıları ile, harp mallerinin ve istiklal madalyalı gazilerin ve onların sesini Ankara'ya kadar götüren örnek bir hizmet adamıydı. Merkezi Adana'da olan (Kuvayı Milliye Mücahitleri ve Gazileri Cemiyeti)nin Genel Başkanıydı.
(1) Adana ve Mersin'de Belediye Başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Bir taraftan da (Kuvayı Milliye) adlı dergiyi yayınladı. 1951 Haziranında Adana'da yayın hayatına başlayan bu dergi, daha sonra Mersin'de yayınma devam etti. Lütfü Oğuzcan'm 1975 yılında ölümü üzerine, o senenin sonunda kapandı.
ŞAİR BABA'DAN ŞAİR OĞULA
ümit Yaşar Oğuzcan'm babası Lütfü Oğuzcan, şair,hikayeci,denemeci,skeç yazarı ve gazeteciydi. Oğlunun şair olarak yetişmesinde katkısı olmuştu. O'nun bâzı şiirlerini», özellikle taşlamalarını» ezbere bilirdi. Aşağıdaki şiir, oğluna yazdığı güzel bir methiye veya öğüt niteliğindedir. Baba-oğul arasında bu türden hayli yazışmalar olmuştur.
Lütfü Oğuzcan'dan limit Yaşar Oğuzcan'a : Gülersen gönlümde çiçekler açar,.
Sevgiyle getirdik dünyaya seni • İnsanlar şüphesiz ümitle yaşar. Tanrı o ümide bağlaya seni . Gerçekten olmadık para düşkünü / Cihanın bir pula sattık köşkünü. Yaktıksak kalbinde sanat aşkını . Yüceltmek istedik dehaya seni • Sen dönme yolundan çatılsın kaşlar^. Ey oğul aldırma yarılsın başlar . Kaç yıldır, dört yana attığın,taşlar (2) Getirdi Eşrefle hizaya seni (3)
Bak dünya ne güzel, bu sitem niye. Etim ben adımı sana hediye • Mutluyum ey oğul babanım diye , Çarptırma hicvinle cezaya beni •
Lütfü Oğuzcan
(2) Ümit Yaşar Oğuzcan, bir zamanlar (TAŞLAMALAR)ı ile de tanınmıştı.
(3) EŞREF, edebiyatımızın, ünlü bir hiciv şairiydi. (Hiciv)in karşılığını, bugün (taşlama) veya (Yergi) olarak kullanmaktayız.
ŞİİR'İN HER DALINDA YETENEKLİ BİR ŞAİR
Biz yine Ümit Yaşar Oğuzcan'a döneı^Un.. Şiirin her dalında örnekler veren bir şair. Aşk,Sevgi,Destan,Ölüm ve Taşlama.. Ümit Ya şa r' m kalemi bu alanlarda adetâ cirit oynamıştır.
Boyunu aşkın kitap yayınlayan Ümit Yaşar, Türk edebiyatında gerçek bir (aşk şairi)dir. Ayrıca güçlü bir TAŞLAMACI dır. Yabancı ansiklopedilere girmiş, şiirleri yabancı dillere çevrilmiştir. Besteler^şarkıları toplumlunuzu çok etkilemiştir. (Bir gece ansızın gelebilirim), hafızalarda yaşamaktadır.
Ümit Yaşar, çocukluğunda Çukurova'dan su içen, kendi,vozgü bir şairdi. Edebiyat ve sanat alanlarında hayli tanınmış dostları vardı.Duygusal yönleri ağırlıktaydı. Aşkı,sevgiyi ve ölümü, incelikle işleyen bir şairdi.
Sanat aşkını ve bilgisini, adını verdiği galeriyle kanıtladı. Ne var ki,şairimiz, felaketlerin en ağırı ve en acısıyla, kalbinden yaralandı. Kapanmayan bu yara, o'nu ikinci bir Recai Zade Mahmut Ekrem yaptı. Edebiyatımızda Mahmut Ekrem'in (Nejad)ı gibi, Ümit Yaşar'ın (Vedad)ı, yürekleri dağlayan bir olay olarak hafızalarımıza çivilendi. Fidan gibi Vedad'm, bir bunalım sonucu,intiharı^ümid' i derinden sarstı. Oğlunun öldüğü gün gözyaşlarıyla yazdığı hazin şiiri, bu vesileyle aşağıya alıyorum. Denilebilir ki Ümid'in kalbi bu acı olaydan sonra tekledi. Ve bir gece ansızın durdu. Şiirlerinin çoğunda aşkı ve ölümü terennüm etmiş olan Ümit Yaşar Oğuzcan, bu iki tema arasında, 4 Kasım 1984 'te dünyamızdan göçtü. OĞLUMA AĞIT
Güneş doğar,gözüm görmez Zaman ağlar, Vedat diye - Gözlerine uyku girmez Anan ağlar,Vedat diye • Çiçek açar, kuşlar öter, Yüreğimde diken biter . Kokusu burnumda tüter Bu can ağlar Vedat diye • Senin yerin mezar değil Bu dert kalbe sığar değil. Oğul¡Yalnız dostlar değil, Düşman ağlar Vedat diye . Tek elmamın yarışıydın , 0 canına nasıl kıydın ? Genceciktin,akıllıydın , Duyan ağlar Vedat diye • Uçup gittin bir kuş gibi , Beyninden vurulmuş gibi , Bir felaket olmuş gibi , Cihan ağlar Vedat diye . Canım ciğerimden aşar Ayağım ardından koşar • Sensiz Ümit nasıl yaşar / Her an ağlar Vedat diye . Kader bana attı pençe « Dünyam oldu paramparça .. Düşündükçe var oldukça , Baban ağlar Vedat diye .
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN 1973
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi