Yılmaz Özkaya
*AN ANALYSIS ON NESIP (BEY) YUSUFBEYLI'S WRITINGS IN TERCUMAN NEWSPAPER
ÖZ: Nesip Bey Yusufbeyli Azerbaycan siyasi tarihinin önemli devlet adamla-rından biri olarak tarihe geçmiştir. Özellikle 1918 yılında kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başbakanı olması açısından da kayda değer bir şahsiyettir. Ne-sip Bey’in daha çok siyasi faaliyetleri araştırılmış onun bu siyasi faaliyetlerinin temelini hazırlayan fikrî gelişimi yeterli ölçüde aydınlatılmamıştır.
Yusufbeyli ilk yazı deneyimlerini İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesinde yapmış hatta fikrî bakımından da Gaspıralı’dan etkilenerek solculuktan milliyet-çiliğe doğru eğilim göstermiştir. Biz burada Nesip Bey’in Tercüman gazetesinde müstear imzayla yani N. Y. (Nun. Ya.) ile yayımladığı yazılarını tespit ettik ve makalemizde bu yazıların içeriğinden hareket ederek Azerbaycan fikir ve ede-biyat tarihi açısından genel değerlendirmeler yaptık. Böylece Nesip Bey’in fikrî gelişimini ve ideal dünyasının gözden kaçan yönlerini belirlemeye çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Nesip Bey Yusufbeyli, İsmail Gaspıralı, Tercüman gazetesi,
Şefika Gaspıralı, Azerbayfan fikir hayatı, Türk dünyası ilişkileri.
ABSTRACT: Nesip Bey Yusufbeyli has a well-known name in the history as being a very important figure of the political history in Azerbeijan. One other reason why he is a notable person is that he was the first prime minister of Azerbeijani Republic that was found in 1918. While his political actions are well-known, the reasons to cause him to perform these actions are barely known.
Yeni Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 9, Nisan 2014, s. 135-150
He wrote his early articles in the newspaper named “Tercüman”, which was owned by Ismail Gaspirali and he was naturally influenced by him And showed a tendency from left wing politics to nationalism. Here we have determined the articles that were published with the nickname, that is, N.Y. (Nun. Ya.) in Nesip Bey’s Tercüman newspaper and through the content of these articles we have made a general evaluation of Azerbaijan’s idea and literature life. Thus, we have tried to state the overlooked aspects of Nesip Bey’s intellectual progress.
Keywords: Nesip Bey Yusufbeyli, İsmail Gaspıralı, Tercüman newspaper, Şefika
Gaspıralı.
...
Nesip Bey Yusufbeyli Azerbaycan siyasi tarihinin önemli devlet adamlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Özellikle 1918 yılında kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin II. hükûmetinde başbakan sıfatıyla görev yapmış olması bakımından da kayda değer bir şahsiyettir.
Nesip Bey, 1881’de Gence’de doğar ve ilköğrenimini de orada tamamlar1. Orta tahsilini de Gence klasik gimnazyasında bitirdikten sonra yüksek tahsil için Odesa’ya gider.2 Eşi Şefika Hanım’ın notlarına göre Nesip Bey aile çevresi içinde milli bir ruhla yetiştirilmiştir. Mehmet Emin Resulzade’nin verdiği bilgiye göre3 Yusufbeyli yüksek tahsil almadan önce bile “onda Azerbaycan münevverlerinde ender bulunan bir hususiyet vardır. O edebî Türkçede aynı mükemmeliyetle yazar ve söyler. Vaktiyle Gence’de açılan Medrese-i Ruhaniye muallimlerinden olup aynı zamanda Gence’de Türkçe kitaplara mahsus bir kütüphane tesis eder.”
Gimnazyumdaki eğitimini tamamladıktan sonra babasının isteği üzerine 1900’de mühendislik öğrenimi için gittiği Petersburg’daki Teknoloji Enstitüsüne kaydını yaptırır; fakat daha sonra babasının da rızasını alarak önce Odesa Üniversitesi Tıp Fakültesine, bir yıl sonra da aynı üniversitenin hukuk fakültesine geçiş yapar.4 Nesip Bey, hukuk fakültesinde okuduğu yıllarda sık sık Bahçesaray’a giderek İsmail Gaspıralı’yı da ziyaret eder ve bu ziyaretler sırasında Gaspıralı’nın kızı Şefika Hanım’la tanışır; sonu evlilikle bitecek olan bir arkadaşlığa da ilk adımı orada atmış olurlar. İki genç arasında “bir süre devam eden mektuplaşmalar başlangıç aşamasında daha çok milli-siyasi
1 “Nesip Bey Yusufbeyli”, Azerbaycan Xalq Cümhuriyyeti Ensiklopediyası, Cilt: 2, Baş Redaktör Yakub
Mahmudov, Lider Neşriyat, Bakı, 2005, s. 441.
2 Vahid Ömerov, “Nəsibbəy Yusifbəyli və Azərbaycançılıq İdeyası, Ses, Bakı, 25 Mayıs 2012, s, 14
3 Mehmet Emin Resulzade, “İstila Kurbanları: Yusufbeyli Nasip Bey”, Odlu Yurt, İstanbul, 27 Nisan
1929, Yıl: 1, Sayı: 3, , s. 110.
4 Şengül-Necip Hablemitoğlu, Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920), Ankara,
konuları içerirken daha sonra duygusal yakınlaşmaya doğru yol alır.”5 O zamanlarda ihtilalci faaliyetler arttığından Çar hükûmeti telaşa kapılarak üniversiteyi kapatır6 ve Nesip Bey de Gence’ye döner. Yine Şefika Hanım’ın notlarından anlaşıldığına göre 1904 yılında Nesip Bey’le nişanlanmışlardır.
Yusufbeyli Gence’de bulunduğu sıralarda sosyal ve kültürel faaliyetlerin yanı sıra siyasi faaliyetlerde de bulunur. O sıralarda sosyalist düşüncenin ateşli taraftarları arasındadır. Nesip Bey, 1905’te Gence’de kurulan ve 1908 yılına kadar faaliyet gösteren Gayret Partisi’nin kurucuları arasında gösterilmektedir. Bu parti programının Gürcü Sosyalist Federalistleri partisinin programından alındığının düşünülmesi7 onun sosya-listliğine kanıt olarak gösterilmektedir. Gence’de Ahmet Ağaoğlu tarafından 1905’te kurulan Difaî teşkilatının kurucuları arasında Nesip Yusufbeyli de vardır.8
Nesip Bey, 1906’da hem nişanlı olmasından dolayı hem de Gaspıralı’nın bir davet mektubu göndermesi üzerine Bahçesaray’a gider ve Tercüman gazetesinde çalışmaya başlar. 1906’nın yazına doğru İsmail Bey’in kızı Şefika Gaspıralı ile evlenir. Nesip Bey, Kırım’da bulunduğu zaman içerisinde çeşitli edebî-kültürel faaliyetlere de katılma fırsatını yakalar. Örneğin Abdürrahim Hakverdili’nin Dağılan Tifak adlı dramında Necef Bey rolünü oynar.9
Nesip Bey’in Şefika Hanım’a gönderdiği mektuplar ve yine Şefika Hanım’ın hatıraları Nesip Bey’in hayatıyla ilgili önemli bilgileri de gün ışığına çıkarmaktadır. Yusufbeyli 1906-1912 arasında fasılalarla Tercüman gazetesinde çalışır. Hatta Şefika Hanım’ın hatıralarında Nesip Bey’in kadınlar için yayımlanan Alem-i Nisvan’da çeşitli yazılar yazdığının da bilgisi verilmektedir.10 Bu ilişki onun Gence’de belediye meclisi azası olmasına kadar sürer. Gence’de sosyal ve millî faaliyetlerle yoğun bir şekilde ilgi-lenir. Kırım’a gittiğinde sol düşünceli olan Nesip Bey, Gaspıralı’nın yanında bir-iki yıl içerisinde artık milliyetçi fikirlere sahip olmuştur.11 Buradan da anlaşıldığına göre Nesip Bey’in Gaspıralı’nın tesiri altında kaldığı ve Tercüman’ın yükünü de Bahçesaray’da bulunduğu müddet içerisinde üstlendiği ortaya çıkmaktadır. Nesip Bey’in Tercüman’ın yönetiminde faal olarak çalıştığını Şefika Hanım hatıralarında bilhassa belirtmektedir. Hatta 1906’da Viborg Beyannamesi’nin12 Tercüman matbaasında basılması da Nesip 5 a.g.e., s. 32.
6 “Nesip Bey Yusufbeyli”, Azerbaycan Xalq Cümhuriyyeti Ensiklopediyası, s. 441.
7 İsmail Memmedov, Türk Kafkası’nda Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Yay., İstanbul, 2009, s. 528.
8 Naki Keykurun, Azerbaycan İstiklal Mücadelesinden Hatıralar (1905-1920), İlke Yayınevi, Ankara,
1998, s. 35; Tadeusz Swietochowski, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycanı (1905-1920), Bağlam Yayınları, İstanbul, 1988, s. 72.
9 “Nesip Bey Yusufbeyli”, Azerbaycan Xalq Cümhuriyyeti Ensiklopediyası, s. 441.
10 Şengül-Necip Hablemitoğlu, a.g.e., s. 36. 11 a.g.e., s. 54.
12 Vyborg Manifestosu olarak da bilinir. 1905’te, Çar’ın istifasını isteyen halka Çar’ın muhafızlarının ateş açması sonucu binlerce kişi öldü, binlercesi yaralandı. Bu olay tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçmiştir.
Bey vasıtasıyla olmuştur. 1909’un sonlarında İsmail Gaspıralı Türkiye’ye geldiğinde13 İstanbul’daki toplantı ve konferanslarda Gaspıralı’nın yanında Yusuf Akçura’nın yanı sıra Nesip Yusufbeyli de bulunur. O sıralarda İstanbul’da okumakta olan Kırım Talebe Cemiyetinin üyelerinden Cafer Seydahmet Kırımer hatıralarında “çoşkun duyguların-dan” dolayı Nesip Bey’den oldukça etkilendiklerini belirtmiştir.14
Nesip Yusufbeyli, Gence’de bulunduğu sıralarda Bakû’ya da sık sık gider ve Mehmet Emin Resulzade’nin yanına uğrar; onun çıkarmakta olduğu Açık Söz’de yazıları yayımlandığı bilinmektedir. 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra siyasi otorite-nin de iyice zayıflaması Rusya Türkleri arasında yeni teşkilatların ortaya çıkmasına imkân verir. Bunlardan birisi de Nesip Bey’in Gence’de kurmuş olduğu Türk Adem-i Merkeziyet Partisi’dir. Onun kurduğu parti, program yönünden “milliyet” meselesinde Müsavat partisine pek yakındır.15 Daha sonra da zaten bu parti Resulzade’nin başkanı olduğu Müsavat Partisi ile birleşir. Nesip Bey, 1918’de kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nde önce eğitim ve din işleri bakanı, daha sonra da başbakan sıfatıyla görev yapmıştır. “Bakû Devlet Üniversitesinin kurulmasında, yüze yakın Azerbay-canlı gencin Avrupa’nın muhtelif üniversitelerine gönderilmesinde, toprak ıslahatları hakkında kanun layihalarının hazırlanmasında Yusufbeyli hükûmetinin önemli bir yeri vardır.”16 Ayrıca Nesip Bey hükûmeti, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye’ye yardım amacıyla para göndermiştir. Bu paranın miktarının da “19 bin Türk kâğıt lirası ve 1 milyon Fransız Frangı” olduğu belirtilmektedir.17 Bolşevikler 1920’de hâkimiyeti ele aldıktan sonra gerek Kafkasya’da gerek Türkistan’da kurulan bağımsız Türk cumhu-riyetleri birer birer yıkılmış, yöneticileri de yakalanarak ya sürgüne gönderilmiş ya da kurşuna dizilmişlerdir. Nesip Yusufbeyli de 1920 yılının mayıs ayında Tiflis’e gitmek isterken yolda öldürülmüştür.
*
Birçok araştırmacı Nesip Bey’in Tercüman gazetesinde çalıştığını ve yazılar yaz-dığını belirtmiş; fakat bu yazıların künyelerine ve hangi imzalarla yazıldığına ilişkin hiç bir açıklama yapılmamıştır.18
“Devrim” ancak 1906 Temmuz’unda bastırılmıştır. Dağıtılan Duma’nın üyeleri Finlandiya’nın Vyborg şehrinde toplandılar ve halkı Duma yeniden toplanıncaya kadar devlete vergi vermemeye ve askere gitmemeye çağıran ünlü manifestolarını ilan ettiler. Jön Türklerin yayın organı Şura-yı Ümmet’te Vyborg Manifestosu’nun kelimesi kelimesine yayınlanması, Rus Devrimi’nin ne kadar yakından takip edildiğini de göstermektedir.
13 Şengül-Necip Hablemitoğlu, a.g.e., s. 47.
14 Cafer Seydahmet Kırımer, Bazı Hatıralar, Emel Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı, İstanbul,
1993, s. 61.
15 Hüseyin Baykara, Azerbaycan İstiklal Mücadelesi Tarihi, Gençlik Basımevi, İstanbul 1975, s. 55.
16 “Nesip Bey Yusufbeyli”, Azerbaycan Xalq Cümhuriyyeti Ensiklopediyası, s. 442.
17 Naki Keykurun, a.g.e., s. 38.
Tercüman gazetesinin nüshalarından19 yaptığımız tarama neticesinde Nesip Bey Yusufbeyli açık imzasıyla hiçbir yazıya rastlanmadı. Sadece Nesip Bey’in Gence’de bulunduğu sıralarda “Osmanlı edebiyatından birçok numuneler neşrine karar vermiş”20 olduğunun haberi Tercüman sayfalarında yer almıştır. Yine aynı sayıda Genceli Me-hemmedzade21 “Edebiyat Meraklılarına Müjde”22 adlı yazısında Yusufbeyli’nin Ab-dullah Tevfik Efendi’nin23 “Türk Edebiyatına Bir Nazar” adlı eserini Kafkasya’da yayımladığını haber vermektedir.
Nesip Bey’in biyografisindeki bilgilerden yola çıkacak olursak Kırım’a 1906 yılında geldiğini fakat 1912 yılından sonra Tercüman idaresi ile ilişkisinin azaldığını söyleyebiliriz. Yaptığımız araştırmada 1906 yılından itibaren çeşitli dönemlerde bu gazetede “N. Y.” imzasıyla yazılmış yazılar olduğunu belirledik. Yaptığımız araştırma ve söz konusu yazıların içeriğinden elde ettiğimiz bilgiler sayesinde bu yazıların Nesip Yusufbeyli’ye ait olduğunu tespit ettik. Nesip Bey, 1906-1912 yılları arasında sadece
Tercüman idaresinde çalışmakla kalmayıp aynı zamanda gazetenin yönetiminde de
söz sahibi olmuştur. Gaspıralı’nın damadı olarak, bir müddet ailesinin bir ferdi olarak yaşamış olan Nesip Bey’in kullandığı dil de özellikleri itibarıyla Gaspıralı’nın diline yakındır. Bu yazılarda yer yer görülen Azerbaycan Türkçesi özelliklerini de ayrıca belirtmemiz gerekiyor.
Tercüman’da N. Y. imzası ile yayımlanan ilk yazı “Bizim Matbuat” (31 Mart 1906 / 19 Safer 1324, Sayı: 33, s. 2) adını taşımaktadır. Bu yazı çeşitli gazetelerdeki yazılardan yapılan iktibaslardan oluşmaktadır. Son yazı ise “İki Ziya” (30 Mart 1912/20 R. Ahir 1330, Sayı: 14, s. 1) adlı yazıdır. Bu yazıda Kazan aydınlarından Muhammed Şakir Remiyev’le Hüseyin Efendi Yamaşof’un ölüm haberleri verilmiş ve bunlar hakkında kısaca bir değerlendirme yapılmıştır. Tespit ettiğimiz N. Y. imzalı yazılar arasından önemli gördüğümüz birkaçının değerlendirmesinin yapılması Nesip Bey’in düşünce dünyası hakkında fikir verecektir. Yusufbeyli’nin ilk yazı deneyimleri olması da bu yazıların önemini artırmaktadır.
yapılan Azerbaycanşünaslığın Aktual Problemleri adlı III. Uluslararası İlmî Kurultayda tarafımızdan bildiri olarak sunulmuştur. Ayrıca bu konu hakkında Marmara Üniversitesinde İbrahim Süslü tarafından “Azerbaycan Siyasi Tarihinde Nesip Bey Yusufbeyli (1881-1920)” adlı yüksek lisans tezi yapılmış fakat bu tezde Nesip Bey’in Tercüman gazetesindeki yazıları eksik verilmiş ve bu yazıların değerlendirilmesi yapılmamıştır.
19 Tercüman gazetesinin (1883-1917) tamamına yakın bir kısmı Prof. Dr. Yavuz Akpınar arşivinde
bu-lunmaktadır. Biz incelememizde bu arşivden yararlandık.
20 “Edebiyat”, Tercüman, 5 Dekabr 1908/24 Zilkade 1326, Sayı: 78, s. 3.
21 Mirza Abdulla Mehemmedzade, Abdullah Sur’un asıl adıdır.
22 “Edebiyat Meraklılarına Müjde”, Tercüman, 5 Dekabr 1908/24 Zilkade 1326, Sayı: 78, s. Ek 2.
23 Abdullah Tevfik de Abdullah Sur’un kullandığı isimlerden birisidir. Kafkasya’da çıkan yayın
organla-rında A.Sur, Mehemmedzade, Qafqasiyalı, A.Tofiq, Genceli, Abdulla Mehemmedzade, Bir Adam müstear adlarını kullanmıştır.
N.Y. imzasıyla tespit ettiğimiz 68 yazı vardır. Fakat Nesip Bey’in Tercüman idaresinde çalıştığını ve bir dönem gazetenin sorumluluğunu da üzerine aldığını dü-şünürsek gazetede imzasız yazılar yazdığını da göz önünde bulundurmamız gerekir İmzalı yazıların içeriğini genelde diğer gazetelerden yapılan kısmî iktibaslar ve bu iktibaslar üzerine değerlendirmeler oluşturmaktadır. Siyasi yazılar, Kafkasya’daki matbuat faaliyetleri, seyahat notları, eğitim meseleleri, sade dil meselesi, dinî meseleler bu yazıların konusunu teşkil etmektedir. Ayrıca N.Y. imzalı birkaç küçük hikâyeye de rastlamaktayız.
Siyasi yazılar; dönemin önemli meselelerinden biri olan Ermeni-Müslüman ça-tışmaları, Rusya’daki millet meclisi, İran’da hürriyet hareketini konu alan yazılardır. Fakat öncelikli olarak Nesip Bey’in matbuat ve dil yazıları üzerinde durmak gerekir. Kafkasya’da matbuat faaliyetleri özellikle 1905’ten sonra artmaya başlamıştır. Nesip Bey de bir taraftan çeşitli yerlerde yayımlanan gazete ve mecmuaları değer-lendirirken diğer taraftan Mısır’da neşredilen Türk ve Saray Bosna’da çıkan Bahar adlı gazetelerden kısmî iktibaslar yapar. Bu yazılarda bizim dikkatimizi çeken konu Bakû’da yayımlanan ve bir döneme damgasını vuran mizah dergisi Molla Nasreddin hakkındaki değerlendirmedir. “Gülgü ve müdhike” türünde Molla Nasrettin’in yerini başka dergilerin dolduramayacağı Nesip Bey tarafından dile getirilir. Hatta bu yazıda Tatar mizah dergisi Uklar ve Kafkasya’da yayımlanan Zenbur mecmuaları da sert bir dille eleştirilir:
“Evet lâtife söylemek kolay değildir... Onun için Rusya Türkleri arasında bir başka Nas-reddin tasavvur olunamıyor. Vaktiyle ‘Uklar’ ok attı, ‘toplar’ top attı, şimdi daha ‘çekiç’ler çekiçliyor, ‘yaşın’lar çakıyor ancak tuzsuz tatsız, hem de pek tatsız... Hele çok devam etmeden kırılmış o ‘Uklar!’, aman ya Rabbi! Bütün bütüne fuhşiyâttan, söğüşten, âlem-i matbuatta istimal edilmeyen ‘lügatler’den ibaretti...”24
Başlangıçta sosyalist fikirlerin etkisinde kalan Yusufbeyli yazılarında keskin bir üslup kullanmıştır. Genç bir yazar olmanın verdiği heyecanla sert tenkitlerde bulunur fakat bu tenkitler hiç de yabana atılacak türden değildir. Tatarların milli şairi Abdullah Tukay’ın da redaktörlüğünü yapmış olduğu meşhur mizah dergisi Uklar Yusufbeyli’nin sert tenkitlerine maruz kalmıştır. Onun Molla Nasreddin hakkındaki değerlendirmeleri bugün hala geçerliliğini korumaktadır. Başlangıçta Molla Nasreddin’e benzeyen Zenbur ise yine Nesip Bey’in eleştirilerinden kurtulamaz:
“Hayli zamandan beri Bakû’da çıkan ‘Zenbûr’ jurnalı ilk numarasından itibaren ‘Molla Nasreddin’i taklide başladı: Kâğıdı, sureti, boyası ta baştaki ilânına varıncaya kadar ‘Nasreddin’e benzedi: Ruhen dahi ‘Nasreddin’i taklit eder zannettik... Evet biraz da etti
ancak maatteessüf fıtrat galip geldi: Ruhen ‘Uklar’a merbut olan ‘Zenbûr’ o tarafa daha ziyade meyletti... Aslan derisi giymiş Allah’ın adî hayvanı olduğu anlaşıldı.”25
1909-1910 yıllarında Bakû’da Abdulhalık Ahundov tarafından neşredilen ve redaktörlüğünü Rıza Selimhanov’un yaptığı bu dergi Nesip Bey’in ifade ettiği gibi Molla Nasreddin’i taklitten öteye geçememiştir. Başlangıçta Mirza Elekber Sabir, Abbas Sıhhat, Aliabbas Muznip, Ezim Ezimzade gibi aydınların yazılarının, şiirlerinin olduğu bu mecmua çizgisini koruyamamıştır.
Gazetelerin yapmış olduğu tenkitler kimi zaman sınırı aşıp insanların kişilik hak-larına tecavüz edecek dereceye varabilmektedir. Molla Nasreddin’in mizahı ve tenkidi terbiye sınırlarını aşmadan kullanması Tercüman tarafından övgüyle karşılanmaktadır. Bu yazıda Molla Nasreddin Rusya Müslümanları arasında yayımlanan mizah dergile-rinin en kaliteli yayın organlarından birisi olarak gösterilmiştir. Bu görüş bugün hala geçerliliğini korumaktadır. Cemiyetin düzelmesi, kadın probleminin çözüm yoluna girmesi, eğitime önem verilmesi, kötü yönetici ve din adamlarının eleştirilmesi ve cehaletin giderilmesi konusunda Celil Memmedguluzade, Mirza Elekber Sabir gibi yazarlara sahip olan bu dergi, gerçekten de yaptığı tenkitlerle ve özellikle karikatürleriyle başarılı olmuştur diyebiliriz. Molla Nasreddin’in yaptığı eleştirilerde din kisvesinin altına sığınarak dini kendi kötü emellerine alet eden cahil ve çıkarcı din adamlarının halkın manevi duygularını sömürdüğü açıkça ortaya konulmuştur. Kadınların bir meta gibi alınıp satılması ve insan yerine konulmaması dramatik bir problem olarak ortaya konulurken diğer taraftan kadınların da cehaletleri nedeniyle kötü din adamları ve dervişlerin sözlerine kolayca inanmaları eleştirilmektedir. Molla Nasreddin bu eleşti-riyi yaparken çok keskin bir dil kullanır. Tercüman uzun yayın hayatı boyunca böyle keskin ifadeler kullanmaktan kaçınmıştır. Rusya Müslümanları arasında yayımlanan diğer mizah dergileri Molla Nasreddin’den çok farklıdır. Çünkü saygı sınırlarını hiçe sayarak dergi sütunlarını küfürlerle doldurmakla meşguldürler. Nesip Bey’in Zenbur için söylediği “Arslan derisi giymiş, Allah’ın adi hayvanı” sözleri derginin niteliğini ortaya koymaktadır.
Sade dil meselesine gelindiğinde Nesip Bey’in bu konuda Gaspıralı’dan etkilendi-ğini ve Gaspıralı’nın yolundan gittietkilendi-ğini biliyoruz. Ayrıca İstanbul’da da sık sık bulun-duğunu ve Türk Derneğinin faaliyetlerine katıldığını biyografisinden öğrenmekteyiz.
“Lisan Meselesi ve Süleyman Nazif Beyler” (N.Y., Tercüman, 14 Avgust 1909, Sayı: 33) adlı yazıda İslamcılık anlayışını önde tutan Süleyman Nazif ve Ali Nusret Beylerin gazete yazılarında süslü bir dil kullandıkları ve “Lisanımıza letafet ve ihti-şamı, ancak kelimat-ı Arabiye ve Farisiye ile onların meczinden mütehassıl terakib-i
mütenevvi’a temin eder.” gibi ifadeleri Nesip Bey tarafından eleştirilir.
Nesip Bey, eleştirisini süslü ve ağdalı bir dil üzerinden yapmakla birlikte (herhalde muarızlarına kendisinin de isterse öyle bir dil kullanabileceğini göstermek için) böyle yazan Osmanlı muharrirlerinin bilgisizliğinden, cahilliğinden söz eder. Adı geçen yazıda bu gibi sözlerin hepsinin manasız laflardan ibaret olduğu belirtilir.
“İşbu ‘ecille-i üdeba’ beyefendilerin psikolojileri bellidir. Bunlar bütün ömürlerini elfâz kulluğun[d]a geçirerek ‘terâkib-i mutantana-i Arabiye ve Farsiye’ içinde boğulup kalmış-lar... Bütün maharetlerini burada sarf etmişler...”
Yine aynı yazıda Osmanlı muharrirlerinin bir benzerini Nesip Bey Rusya Türkleri arasında da örneklendirir.
“...Bilmem size nasıl kari! Benim için bunların psikolojisi gün gibi aşikârdır. Çünkü ha-yatımın kısm-ı azimini bunlara benzer diğerlerin[in] arasında geçirdim... Rus gimnaziya ve darülfünun arkadaşlarımın ekseri kendileri Türk olsalar da: ‘Türkçe meram anlatmak mümkün değildir. Onun için her vakit Rus ıstılahâtı istimal ediyoruz... Mevzu, bahs bir azıcık ciddî olursa tamamen Rusça konuşuyoruz’ diyorlardı. Hatta darülfünun arkadaşla-rımdan birisi mübahase esnasında diyordu:
‘Mekteplerimizde lisan-ı tedris Türkçe olsun diyorsunuz... Ama nasıl olabilir yahu! Türkçe coğrafya, cebir, hendese olabilir mi? Bir de ne ihtiyaç var... Rusça muntazam, binlerle fen kitapları var... Lisanı güzel, ıstılahâtı muayyen... Rusça okursak daha güzel olmaz mı?’ diyordu.”
Nesip Bey’in Tercüman’daki bu yazısı üzerine Süleyman Nazif Bey oldukça hiddetlenir ve Yusufbeyli’ye cevap verir:
“Tasfiye-i lisan gayretkâranının bir takımı da (!) Sırat-ı Müstakim’in Kırımlı bazı muhar-rirleridir (!). Ben, lisanımın terakkiyat-ı latifesi huzurunda mahzuz ve müftehir olduğum zamanlar ‘lisan meselesi için Rusya’daki din kardaşlarımız ne diyor?’ demem, elimden gelirse o ihvan-ı imana: Bizi takip ediniz, biz sizi beklemek için duramayız, fakat siz koşunuz, koşunuz bize yetişinceye kadar koşunuz hakikatini bilâ-riya söylerim.
Dünyada hiçbir kavim görülmemiştir ki hutuvat-ı istidadını arkasında kalan akvam-ı der-mandenin kabiliyet-i meşy ve hareketine tevfik etmeği bir vazife, bir mecburiyet addetsin. Bizim veche-i azimetimiz afak-ı diğerdedir.”
Süleyman Nazif’in bu sert tenkitlerine ve Osmanlı aydınları dışındaki yazarları kale almayışına Nesip Bey’in verdiği cevap da sert olur.
“‘Müftehir ve mahzuz’ Süleyman Nazif Bey’in ‘veche-i azimeti afak-ı diğerde’ olmasa idi ve bendenize haddinden ziyade kızmasa idi, bu satırları yazmaya hiç olmazsa utanırdı... Bizans balçıklarına boğulup kalmış, hafiyelikten maada bir şeye istidadı kalmamış olan bir kısım adamların hürriyet sayesinde olsa da bir senede Rusya Türklerine bu kadar hakaretle yukarıdan aşağı bakmaya kesb-i istihkak etsinler...
‘Biz sizi beklemek için duramayız’ diyorsunuz... Durmanız birader durmanız! Onsuz da çok durdunuz... Durmadınız bile... Dursa idiniz yine fena olmazdı... Bizim de arzumuz durmamanız... Durmamanızdır. Ancak vasıta-i nakliyeyi değişmek lazım olduğunu dava ediyoruz...
Öküz arabasında kırk günde gidebileceğiniz yolu aftomobile bininiz iki günde gidersiniz diyoruz... Kırk senede öğrenemediğimiz, öğrenemediğiniz lisanı iki senede öğrenilecek dereceye getirmeseniz koşmayacaksınız, koşmayacağız diyoruz...
Lisan maksad-ı terakki olmayıp vasıta-i terakki olduğunu arz etmek istiyoruz.
Lisanınızın, lisanımızın efkâr ve mekasıd-ı aliyeleri istiab edebilecek derecede zengin ol-masının taraftarıyız. Fakat başkasının malını çalanlara zengin değil hırsız, çapkın diyorlar. Tabiî değil mi? Bu hususta hem mesleğimiz olan Osmanlı Türklerinin ekseriyetle beraber biz de hırsız olmak istemiyoruz, bu çapkınlıktan mümkün kadar halas olmak istiyoruz.”26
Süleyman Nazif Osmanlı toprakları dışındaki Türklerin fikirlerini hiçe saymakta ve Osmanlı merkezli bakış açısıyla diğer Türklere tepeden bakmaktadır. Fakat Nesip Bey’e cevap vermesi ve muhatap olarak kabul etmesi onu ciddiye aldığını da ortaya koymaktadır. Süleyman Nazif ve onun gibi ağdalı bir dil kullanan Osmanlı aydınlarının halka yararlı olmayacağını dile getiren Yusufbeyli bu bağlamda Osmanlı Türklerinin ilerleyemeyeceğini ifade etmektedir. Ayrıca Arapça, Farsça ve Türkçeden müteşekkil bir dil olan Osmanlıcayı kullanan bu aydınları dil hırsızlığıyla suçlamaktadır.
Türkiye’de dilde sadeleşme hareketlerinin tarihi Tanzimat’a kadar dayansa bile “Milli Edebiyat” cereyanının yeni başladığı bir dönemde “sade dil” tartışmasını bir Azerbaycanlı aydının Tercüman gazetesinde ortaya atması sade ve ortak edebî yazı dilinin Kırım ve Kafkasya’da ne denli savunulduğunu açıkça göstermektedir. Nesip Bey’in yazdıklarından anlaşıldığı üzere Türkçe konuşmak, Türkçe yazmak bir yaşam tarzı olmalıdır ki millet de bundan faydalansın cahilliğini ve taklit merakını üzerinden atabilsin. Milletin anlamadığı bir dilde konuşarak, yazarak milletten kopuk yaşamak kimseye fayda sağlamaz. Milli uyanışın, toplumsal dönüşümün gerekliliği için top-lumu yönlendirecek olan aydınların halkla iç içe olması ve onlara hitap edebilmesi gerekir. Bunun en güzel örneğini Osmanlı aydınları arasında Ahmet Mithat Efendi göstermektedir. Ahmet Mithat Efendi gibi milletinin diliyle konuşan, milletine faydalı olmaya çalışan aydınlar Rusya Müslümanları arasında da mevcuttur.
Nesip Bey’in dikkatimizi çeken başka bir yazısı yine ünü Azerbaycan edebiyatı-nın sınırlarını aşan Mirza Fethali Ahunzdade ile ilgilidir. Türk dünyasıedebiyatı-nın ilk tiyatro yazarı olarak ün salan Ahundzade, Nesip Bey için Azerbaycan Türklerinin en büyük sanatkârıdır. Onunla ilgili değerlendirmesi ve başka aydınlarla karşılaştırma yapması da dikkatimizi celp etmektedir.27
26 “Matbuat”, Tercüman, 2 Oktabr 1909, Sayı: 40.
“Edib-i şehir Mirza Fethali Ahundof’un yevm-i velâdetinden şu cereyan eden 1911 senesine kadar yüz sene geçivermiş. ‘Geçiyor’ dedik; çünkü, İngilizlerin, Almanların bildikleri, takdir ettikleri şu edibimizi vatanı olan Kafkas haricinde maatteessüf üç beş adam ya biliyor ya bilmiyor. Hâlbuki Mirza Fethali yalnız Kafkasya’da yalnız Rusya’da değil, bütün Türk âleminde –hatta bütün âlem-i İslâm’da– ilk dramaturg, ilk facia-nüvîs, ilk piyes yazandır. Kemal-i cesaretle diyebilirim ki şimdiye kadar bu yolda kalem çalanların birincisidir. Veziroflar, Ganizadeler, Nerimanoflar, Hakverdiyevler, İshakoflar isterseniz Murat Bey-ler, Sami BeyBey-ler, Kemal Beyler bile sanat nokta-i nazarından Mirza Fethali Ahundof’a nispetle, adî hem pek adî dramaturgdurlar. Osmanlı Türklerinin bir sanatkârı vardır. O da Abdülhak Hamid Bey’dir. Büyüktür, dâhidir. İstanbul’da tiyatro ne olduğu hakkıyla anlaşılırsa, onun ‘Tezer’leri, ‘Nesteren’leri, ‘Tarık’ları , ‘Duhter-i Hindû’ları Osmanlı sahnesini tezyin eder ve hatta, Avrupa sahnelerine kadar yükseltebilir. Bununla beraber, Hamid Bey’in eserlerinde dahi Mirza Fethali Ahundof’un ‘Merd-i Hasis’inde, ‘Mösyö Jordan’ında olan tabiîlik, samimiyet yoktur.
Hele şu ‘Merd-i Hasis’ yahut baş kahraman namıyla maruf ‘Hacı Kara’ ne kadar zinde, ne kadar tatlı bir komedyadır.”
Nesip Bey burada Ahundzade’yi hem Kafkasya hem de Osmanlı aydınları ile karşı-laştırırken onun sadeliği, sanatkârane bir yaklaşımla süslediğini belirtmiş ve bu yüzden onu birçok tiyatro yazarına göre başarılı bulmuştur. Bırakın Kafkasya’daki tiyatro yazarlarını Nesip Bey’e göre Namık Kemal, Mizancı Murat, Abdülhak Hamit Tarhan bile Ahundzade’ye nazaran sönük kalan yazarlardır. Fakat buna rağmen Ahundzade’nin Türkiye’de pek tanınmadığından da yakınmıştır. Yusufbeyli’nin bu fikirleri Türkiye’de yankı bulmazken dönemi açısından kayda değer bir değerlendirmedir.
“Mektep Meselesi” (Tercüman, 27 Oktabr 1906, Sayı: 122) adlı yazıda Nesip Bey, İrşat gazetesinde Aziz Efendi’nin usul-i cedit mektepler hakkındaki görüşlerini değerlendirmiş ve onu sert bir dille eleştirmiştir:
“İrşat’ın 240, 244, 245. numaralarında Aziz Efendi ile F. A. Efendi, mektep hususunda mübahaseye girişmişler. Mesele mühim olduğundan bu mübahaseye iştirak etmeden ben de kendimi alamadım.
Aziz Efendi 240. numarada ‘Mektep Meselesi’ unvanlı makalesinde yazıyor:
‘Mektep açıp bütün ilimleri öz ana dilimizde tedris ve talim etmek imdi bizim emelleri-mizin en umdesidir. Bu arzunun husule gelmesi için biz var kuvvetimiz ile çalışmalıyız. Zira neşr-i maarif ve tamim-i medeniyet için yegâne (dikkat etmeli) vasıtamız bir bu tariktir.’ (Ne güzel sözler)
‘Lakin orasını nazar-ı itibara almak lazımdır ki ana dilinde mektep açmak ne kadar vacip ise bir o kadar da müşkül ve çetin amele gelen bir meseledir. (Bu da hub başed [iyi oldu]) Amele gelse de (dürüst dinlemeli) arzu olunan neticeleri verebilmeyecektir!’
Hürmetli kari’, ne için öyle derin fikirlere daldın? Yoksa Aziz Efendi’nin bu son cümlede dediği sözleri anlayamadın mı? Öyle ya! Ne etmeli efendim, ben de sen[in] gün[ün]deyim. Hûş-ı gûşunu topla da Aziz Efendi’nin izahatını dinle: belki bir şey anlarsın.
Aziz Efendi diyor:
açılmış mekteplerden arzu olunan netayiç ve mahsulatı bilâ-tereddüt gözlemek olardı. Çünkü o surette bizim ana dilimiz indiki Rus dilinin yerine olup bunun malik olduğu imtiyazlara o da sahip olardı. İndi bir Müslüman bir hizmet veya memuriyet vasıtasıyla özüne kesb-i rûzî etmek için Rusça okumağa mecbur olan kimi o halde de Müslümanca okumağa mecbur idi.’
Şimdi nedir anlamadığın kari’? Müslüman dili hangi lisan olduğunu soruyorsun değil mi? Bu ne kadar gabavet, bu ne kadar kalın kafalılık efendim! Sen biliyorsun mu ki Aziz Efendi elhamdülillah Müslümandır ve kendisi işbu makalede kullandığı lisan Türk lisanıdır (ergo?). Bundan vazıh ve aşikardır ki Müslüman dili Türk lisanıdır! Fars, Arap ve gayrı lisanları mı soruyorsun? Fars... Fars, Babî lisanıdır, Arap ise Sünnî lisanıdır! Gayrileri? Gayrileri de Aziz Efendi’den sor.
Boşboğazlık edip haşiye çıkmaktan fayda yoktur kari’! İlerisini dinle:
‘Ama Kafkaz Finlandiya değil (doğru söze can kurban) ve olacağı da meşkûk bir mese-ledir (bu da doğru). Dilimize hiçbir imtiyazı yok ve kesb-i rûzî vasıtası da yalnız bir Rus dilidir. Pes, elân Müslümanca okumağın füyûzat-ı maneviyesi ne kadar çokdursa maddi kömeği de bir o kadar azdır.’
Sakit ol kari’, bu izahattan bir şey anlayamadığını bildim. Şu dakika Aziz Efendi’nin fikrini ben izah edeyim, belki bir şey anlarsın. Aziz Efendi buyurur ki ‘ana dilinde mektep açmak amele gelse de arzu olunan neticeleri verebilmeyecektir.’”
Aziz Efendi bir taraftan ana dilde eğitim yapan usul-i cedit okulların açılması gerektiğini söylerken öte yandan bu okulların Müslümanların menfaatine olmadığını belirtmektedir. Müslüman mekteplerinden mezun olanların Rusya dâhilinde devlet hizmetine giremeyeceğini söyleyen Aziz Efendi maddi menfaatin ancak Rus okullarına gidilmesiyle kazanılacağını ifade eder. Maddi ihtiyaçların ana dilinden daha önemli olduğunu savunan Aziz Efendi Rus hizmetinde bulunmanın önemini vurgular. Nesip Bey buna şiddetle karşı çıkarak ana dilde eğitim yapan mekteplerden mezun olan öğrencilerin maddi anlamda da kazanç sağlayacaklarını söyler ve ana dilde eğitimin önemi üzerinde durur. Yusufbeyli’nin bu görüşleri 20. yy. başında milli kimliklerini kazanmaya başlayan Rusya Müslümanlarının medeni ilerleme göstermelerinde en önemli basamaklardan biridir. Ayrıca ana dilde eğitim veren bu mekteplerde Rusça eğitimi de zaten verildiği için buradan mezun olan öğrenciler tabi oldukları devlete karşı da sorumluluklarını yerine getirebilmekte ve usul-i cedit okullarda eğitim vere-bilmektedirler. Aziz Efendi’nin “maddi kömeği ancak devlete hizmet” olarak görmesi hatadır. Çünkü Rusya dâhilinde Kafkasya’daki memurların da çoğunu Ermeniler teşkil etmektedir.
Nesip Bey’in üzerinde durulması gereken bir diğer yazısı Kafkasya ve İdil-Ural Türkleri arasında yaptığı modernleşme mukayesesidir. Seri halinde yayımladığı bu yazıların ilki olan “Kafkaslılar ve Kazanlılar” (Tercüman, 20 Noyabr 1906, Sayı: 130) başlıklı yazıda Tan Yulduzı’ndan yapılan iktibasta şöyle der:
“‘Tan Yulduzı’ gazetesinin 63. numarasında cenap Emirof diyor ki:
‘Bayramının 1. gününde istudentlerden birinin hanesinde 30-35 kadar ziyalı yaşlarımız cuyulgan idi. Kafkazlı istudentlerden K. Efendi:
‘Biz Kafkazlılar, Kafkaz’tan gelip bunda akçenin yetişmesizliği, açlı toklu tururmız. Üs-tüne biz Kafkaz’ın issi havasına alışmış kişiler, birinde yine sovuktan türlü türlü avrolarga duçar bulup da okugan vakıtta siz özüniznin yanınızdaki mekteplere girebilmeyorsuz’ dedi. ‘Dürüst biz okı bilmeymiz. Bizim hemen de özümüzün karangu ve sasık dünyamızdan çıkasımız kelmiy. Biz hemen lamavaylık (arabacılık), çitikçilik, köçerlikte ömrümüzni keçirmek istiyoruz. Biz, inkıraza yol tutmuşuz. Yalnız ucuna çıkmamız kalmıştır.’ Bu satırları okuyan Kazan Tatarları arasında, şimdi ‘Bak, maşallah, Kafkazlı Türk ka-rındaşlarımıza gör okumaya ne kadar anların hevesleri var... Kaşki biz de anlar gibi ola idik.’ diyenler az olmayacaktır. Ama doğrudan da böyledir mi? Kafkazya ile Kazan Türk karındaşlarımızın hangisinin hali daha iyidir?
Bu suale cevap vermek için her iki tarafın var yokunu teraziye urmak lazım geliyor. Kafkazya’da Gence, Bakü, Tiflis gibi şehirlerin her birisindeki gimnaziya ve reyalni şko-lalarda 100-150 şakirt var ama Rusya’nın Kafkazya’dan gayrı cümle gimnaziya ve riyalni şkolalarında yüz Müslüman balası yoktur. Hâlbuki nüfus cihetini nazar-ı itibara alır isek Rusya’da yaşayan Müslümanların ancak beşte bir payı Kafkazlıdır.
Burası böyledir. Bunu kimse de inkâr edemez. Lakin Kafkazya’da daha ne var? Muntazam mektep var mı? Yok!
Medrese var mı? Yok. Cemiyet var mı? Yok, yok... Bes ne var? İrşad’ın 240. numarasında birkaç kıta şiir derç etmiş Mehemmed Efendi’den sorayık. Bakalım o ne der:
‘Ateş-i zulm ü sitem halkı edüptür dil kebab Söy ha söydür yolları dutmuş güruh-ı bî-hesap Düzd elinden subha dek yok kimsenin çeşminde hab Her geda dönmüş bir arslana koyup adın kaçak Her biri bî-câ yere destine almış bir tüfenk Alet-i harbi (?) cümlesi giymiş fişenk Eyleyübdür fırka-i İslam’ın evkatını tenk’
Kazan gimnaziyalarında Müslüman evladı yoktur. Ama ‘Kazan’da eski usul ile ders okumaktan ise hiç okumamak efdaldir’ diyerek medreselerini terk edip tatil eden binlerce suhteler, talebeler var.
Kazan şehri ve vilayetinde ancak 714 bin miktarında nüfus-ı İslam var. Bununla beraber dört gazeteleri vardır. Ama Kafkazya’da ehl-i İslam 4 milyondan az eksik olduğu halde bunların yalnız bir ‘İrşad’ları var. Onu da okuyan yoktur demek caizdir.
Kazan mollaları ve müderrisleri kendi efkârını neşretmek için Ed-din ve’l-Edep, Yulduz gibi gazeteler neşrediyorlar. Kafkaz molları ‘gazete okumak orucu; (rûzeyi) batıl eder mi?’ meseleleriyle uğraşıyorlar. Kazan suhteleri (talebeler) “İttihat” unvanlı gazete çıkarıyor-lar. Kafkaz’da üç çift bir tek talebe var. Onlar da bütün ömürlerini vahşet (havl) namazı kılmaktan başka bir şey bilmezler.
Kazan’da Müslüman iştirakiyunlar var. Onların varlığını ve defaatle polisa ve jandarmalar tarafından keşf ve müsadere olunan gizli matbaaları olduğunu ve Tan Yulduzlarını işittik gördük. Kafkaz’da da derler, var. Ama neticesini ne işittik ve ne gördük.
Kazan’da mutaassıp sevdakârlar [tüccarlar] bile ‘tırnak kesmek, bıyık kırmak usulü’ hususta olsa da yine kendi efkârlarını intişar etmek için gazeteler neşrediyorlar.
Kafkaz’da ise onlar, 55 yaşına kadar ‘velazzalin’in mahrecini öğrenmek merakında olup fakir fukaraya ayda on rubleye elli kapik faizle (ki senede yüz[d]e altmış faiz demektir.) borç akçe vermekle meşgul bulunuyorlar.”
Nesip Bey Kazan ve Kafkasya’daki eğitim durumunu mukayese ederken eleştirisini de yapmıştır. Fakat onun yapmış olduğu bu eleştiride haklı olmadığı noktalar vardır. Kazan’da çeşitli gazetelerin varlığından bahsederken Kafkasya’da sadece İrşat’ın var-lığını sürdürebildiğini ve onun da okunmadığını belirtmektedir. Bu hüküm doğru bir hüküm değildir. Kazan aydınları gazete çıkarmaya başlamadan önce kitap basımında çok ilerdeydi. Buna rağmen Kafkasya’da gazetecilik çok önemli noktalara erişmişti. İlk Türkçe gazete daha 1875’te Kafkasya’da yayımlanmaya başlamış ve ardından Rus Meşrutiyetine kadar Rusya Müslümanlarının bu yükünü Kafkasya üstlenmiştir. İrşat’ın Kafkasya matbuatında tek başına kalmasının farklı sebepleri vardır. Bu sebeplerin başında müşteri azlığı, gazetelerin devlet eliyle ya da sponsor desteğiyle yayımlana-maması gelmektedir. Ayrıca Rus sansürü tarafından kapatılan gazetelerin sayısı da oldukça fazladır. Kazan Rusya’nın içlerinde kaldığı için Rus yönetiminin Tatarlardan fazla bir çekincesi yoktur. Kafkasya, Azerbaycan ise Rusya’nın sınırlarına yakındır ve Türkiye ile İran gibi iki büyük İslam-Türk devletine komşudur. Dolayısıyla sansürün bu bölgedeki baskı ve kontrolü de daha sıkı olmuştur.
Nesip Bey’in bunları bildiğine şüphe yoktur. O, kanaatimizce bu konulara dikkat çekmek ve tartışma zemini yaratmak istemiştir. Çünkü Kazan ve Kafkasya’daki mo-dernleşme faaliyetlerine rağmen bu bölgelerde cehalet, eğitimsizlik, hurafelere körü körüne bağlı olma hala devam etmektedir. Kafkasya’da gazetelerin okunmaması ve kapatılmasının sebeplerinden birisi de budur.
Serinin diğer yazılarında (N. Y., Tercüman, “Kafkaslılar ve Kazanlılar II”, 22 Noyabr 1906, Sayı: 131; N.Y., “Kafkaslılar ve Kazanlılar III”, 24 Noyabr 1906, Sayı: 132) Nesip Bey, Kazanlı aydınların Kafkasya ile ilgili görüşlerini eleştirmiş ve Kaf-kasya’daki modernleşmenin etki alanının Doğu kültürü değil de Batı kültürü olduğunu ileri sürmüştür.
“Güzel ‘Füyûzat’ mecmuasının 2. numarasında biraderimiz Hasan Sabri Ayvazof cenapları ‘Hayat’ın gurûbundan, Füyûzat’ın tulû’undan hasıl olan teessüratım unvanlı ‘ala-Karamzin’ yazdığı makalesinde diyor:
‘Kafkas kıt’a-i mübarekesi hiç mücahitsiz kalır mı? Cihanın en karanlık, alem-i beşeriyetin en vahşi zamanlarında bile aktar-ı arza nur saçıyordu.
Milletimizin bugünkü günden belki yüz derece cahil bulunan bir zamana Rusya Müslü-manları arasında matbuat-ı İslâmiye ilk Kafkasya’da açılmıştır. ‘Ekinciler’, ‘Keşkül’cüler, Kafkas evlatları, Kafkas kahramanlarıdır. Tarih-i Umumi’nin Türkler için muzlim nokta-larını keşif ve tenvir eden ve bunların edebiyatına hayli hizmet eden Murat Bey hazretleri Kafkas kahramanlarından değil midir? Bunun için Kafkas kıtası boş kalmayacaktır: Orası bir içtihat-ı medeniyetperverane meydanı olacaktır.’
Doğrudur, ‘Ekinciler’, ‘Keşkül’cüler, Murat Beyler Kafkas evlatlarıdır... ‘Hayat’çılar, ‘İrşad’cılar, ‘Molla Nasreddin’ciler dahi Kafkas evladıdırlar. Ama sad hayf ki onların Kafkaslı olmasıyla beraber, onlar ile Kafkas ahalisi arasında dağlar vardır.”
Nesip Bey’e göre Kafkasyalı aydınların aldıkları eğitim ve beslendikleri kültür Rus muhiti ve dolaylı olarak Avrupa muhitidir. Ona göre Kafkasyalı bir Türk olmaları sadece Şark edebî ve kültürel muhitinden etkilendikleri anlamına gelmemektedir. Yusufbeyli’nin Kafkasya’yla ilgili bu hükümlerinin tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerek-mektedir. Çünkü Nesip Bey’in asıl amacı daha modernleşme safhasını tamamlayamayan Kafkasya ahalisini tenkit etmektir. Onun Kafkasya ile ilgili görüşlerinin altında halkın modernleşmeyi tam olarak kabullenemediği ve hazmedemediği düşüncesi yatmaktadır. Kazan’da dört gazete çıkmaktayken Kafkasya’da sadece İrşat’ın yayımlandığını belirtir-ken bu gazetenin de ahali tarafından okunmadığını ifade etmektedir. Eğer Kazan ahalisi Kafkasya muhitinde olsaydı Kafkasyalılar gazetesiz kalmazdı iddiasını ortaya atan Nesip Bey’in fikirlerinde haklı olmadığı taraflar da vardır. Çünkü Kafkasya muhiti hiç gazetesiz kalmamıştır. Gazetelerin kapanmasının sebepleri arasında sadece abone sayısının az olması gösterilemez. Bunun yanında Rus Meşrutiyeti öncesi sansürün çeşitli kısıtlamalar yapması, Meşrutiyet sonrası cahil halkın gazeteleri şikâyet ederek kapatılmasına neden olmaları da yayın organlarının son bulmasının sebepleri arasındadır.
Sonuç olarak Nesip Bey’in ilk yazı ve gazetecilik deneyimleri Tercüman ida-resinde olmuştur. Nesip Bey’in Gaspıralı ile ilişkileri Kırım ile Kafkasya arasındaki ilişkilerin de ne kadar sağlam ve sürekli olduğunu da gösterebilmektedir. Gelecekte Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin başbakanı olacak birinin Gaspıralı ile ilişkileri ve bu yazıları yazması siyaset ve edebiyat tarihi açısından kayda değerdir. İleride bu yazıların tamamının yayımlanması düşünülmektedir.
Nesip Yusufbeyli’nin Tercüman’daki yazılarının listesi:
Bizim Matbuat 1906 / 33-34, 37-38, 41, 43, 44, 48, 51, 56,
60, 72 Kafkasya’da Ermeni-Müslüman Hadisatının Neticesi 1906 / 39
Yeni Heyet-i Vükelâ 1906 / 43
İdare-i Müstakilenin Güzel Neticeleri 1906 / 76
Ahval-i Siyasiye 1906 / 81
Yeni Heyet-i Vükela 1906 / 82
İçtima’-i Müslümin 1906 / 93
Mektep Meselesi 1906 / 122
Kafkazyalılar ve Kazanlılar 1906 / 130
Kafkazyalılar ve Kazanlılar II 1906 / 131
Kafkazyalılar ve Kazanlılar III 1906 / 132
Fas Meselesine Dair 1906 /134
İran’da Hürriyyet 1906 / 134
İran’da Hürriyyet II 1906 / 135
İran’da Hürriyyet III 1906 / 137
İran’da Hürriyyet IV 1906 / 138
Genceli Adil Han Cenaplarına Cevap 1907 / 2
Yarın Ne Olacak? 1907 / 19
Rus Darülfünunları ve Müslüman Studentleri 1907 / 20
Rus Darülfünunları ve Müslüman Studentleri II 1907 / 21
Birinci Millet Meclisi ile İkinci Meclisin Resm-i Küşadı 1907 / 22
Rus Darülfünunlarında I 1907 / 23
Rus Darülfünunlarında II 1907 / 24
Rus Darülfünunlarında III 1907 / 25
Rus Darülfünunları ve Müslüman Studentleri 1907 / 25
Rus Darülfünunları ve Müslüman Studentleri 1907 / 44
İran’ın Hali Tehlikededir 1908 / 40
Pamada Meselesi 1908 / 41
Efkar-ı Umumiyye 1908 / 42
İran’ın Hali Tehlikededir II 1908 / 42
Teslim (Küçük Hikaye) 1908 / 43
Rusya’da Maarif I 1908 / 44
Rusya’da Maarif II 1908 / 46
Rusya’da Maarif III 1908 / 47
Teslim II 1908 / 48
Hıristiyanlık I 1909 / 23
Hıristiyanlık II 1909 / 24
Lisan Meselesi ve Süleyman Nazif Beyler 1909 / 33
Şeyhülislamlık Meselesi 1909 / 34
Matbuat 1909 / 36
Novoye Vremya Gazatesinin Siyasi İtikadı 1909 / 37
Kafkaz Gazetesiz Kaldı 1909 / 42
Berlin’den 1909 /51
Balkan Meselesi 1910 / 7
Samimane Bir Niyaz 1910 / 8
Bir Haftalık Mektep Seyahati I 1910 / 21
Bir Haftalık Mektep Seyahati II 1910 / 22
Bir Haftalık Mektep Seyahati III 1910 / 23
Bir Haftalık Mektep Seyahati IV 1910 / 24
Bir Haftalık Mektep Seyahati V 1910 / 27
Mirza Fethali Ahundof’un Yevm-i Mahsusu 1911 / 21
Ruhanilerimizden Asker Alınmayacak 1912 / 6
Osmanlı-Rus Münasebatı 1912 / 12
İki Ziya 1912 / 14
KAYNAKÇA
“Nesip Bey Yusufbeyli”, Azerbaycan Xalq Cümhuriyyeti Ensiklopediyası, Cilt: 2, Baş Redaktör Yakub Mahmudov, Lider Neşriyat, Bakı, 2005.
Baykara, Hüseyin, Azerbaycan İstiklal Mücadelesi Tarihi, Gençlik Basımevi, İstanbul 1975. Hablemitoğlu, Şengül-Necip, Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920),
Ajans-Türk Matbaacılık AŞ., Ankara, 1998.
Keykurun, Naki, Azerbaycan İstiklal Mücadelesinden Hatıralar (1905-1920), İlke Yayınevi, Ankara, 1998.
Kırımer, Cafer Seydahmet, Bazı Hatıralar, Emel Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı, İstanbul, 1993.
Memmedov, İsmail, Türk Kafkası’nda Siyasi ve Etnik Yapı, Ötüken Yay., İstanbul, 2009. N.Y., “Bizim Matbuat”, Tercüman, 31 Mart 1906 / 33.
N.Y., “Mektep Meselesi”, Tercüman, 27 Oktabr 1906 / 122. N.Y., “Kafkaslılar ve Kazanlılar”, Tercüman, 20 Noyabr 1906 / 130. N.Y., “Kafkaslılar ve Kazanlılar II”, Tercüman, 22 Noyabr 1906 / 131. N.Y., “Kafkaslılar ve Kazanlılar III”, Tercüman, 24 Noyabr 1906 / 132. “Edebiyat Meraklılarına Müjde”, Tercüman, 5 Dekabr 1908 / 78, s. Ek 2. “Edebiyat”, Tercüman, 5 Dekabr 1908 / 78, s. 3.
N.Y., “Lisan Meselesi ve Süleyman Nazif Beyler”, Tercüman, 14 Avgust 1909 / 33. N.Y., “Matbuat”, Tercüman, 4 Sentabr 1909 / 36, s. 2-3.
N. Y., “Matbuat”, Tercüman, 2 Oktabr 1909 / 40.
N. Y., “Kafkaz Gazetesiz Kaldı”, Tercüman, 16 Oktabr 1909 / 42.
N.Y., “Mirza Fethali Ahundov’un Yevm-i Mahsusu Yübileyi”, Tercüman, 20 May 1911 / 21. N. Y., “İki Ziya”, 30 Mart 1912 / 14.
Resulzade, Mehmet Emin, “İstila Kurbanları: Yusufbeyli Nasip Bey”, Odlu Yurt, Yıl: 1, Sayı: 3 Resimli Ay Matbaası, İstanbul, 27 Nisan 1929.
Swietochowski, Tadeusz, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycanı (1905-1920), Bağlam Yayınları, İstanbul, 1988.