T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ
SĠYASET BĠLĠMĠ VE KAMU YÖNETĠMĠ ANABĠLĠM DALI
KAMU YÖNETĠMĠ BĠLĠM DALI
YEREL SEÇĠMLERDE SEÇMEN DAVRANIġINI
ETKĠLEYEN FAKTÖRLER: GÜNEYDOĞU ANADOLU
BÖLGESĠ ÖRNEĞĠ
Alper SELÇUK
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
DanıĢman
Prof. Dr. Orhan GÖKCE
T. C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Bilimsel Etik Sayfası
Ö
ğr
enc
inin
Adı Soyadı Alper SELÇUK
Numarası 174228001008
Ana Bilim / Bilim Dalı
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı /Kamu Yönetimi Bilim Dalı
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı Yerel Seçimlerde Seçmen DavranıĢını Etkileyen Faktörler: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranıĢ ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalıĢmada baĢkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
Öğrencinin imzası
T. C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı Alper SELÇUK
Numarası 174228001008
Ana Bilim / Bilim Dalı
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı /Kamu Yönetimi Bilim Dalı
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez DanıĢmanı Prof. Dr. Orhan GÖKCE
Tezin Adı Yerel Seçimlerde Seçmen DavranıĢını Etkileyen Faktörler: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan “Yerel Seçimlerde Seçmen DavranıĢını Etkileyen Faktörler: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği” baĢlıklı bu çalıĢma …
…../……../2019 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile baĢarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiĢtir.
ÖNSÖZ
Ülkemizin de yakın zaman içerisinde yaĢadığı seçim sürecinde, seçmen davranıĢlarını incelemeye yönelik bu araĢtırmada ilk olarak siyasal katılım, seçimler ve seçmen davranıĢlarıyla ilgili kavramsal çerçeve ele alınmıĢtır. Yapılacak olan alan araĢtırması ile de kavramsal çerçeveye dayanarak hipotezler test edilmiĢtir. Bu çalıĢmamızda seçmen, oy kullanırken anlamlı bir seçim yapabiliyor mu? Seçmen siyasete ilgili mi? Seçmen gündemdeki tartıĢma konuları veya projeler hakkında yeterli bilgiye sahip mi? Seçmen çevresinden ve kitle iletiĢim araçlarından etkileniyor mu? Seçmen oy kullanırken hangi kriterleri daha çok dikkate alıyor ve hangi faktörlerden etkilenmektedir? Bu sorular üzerinden seçmenlerin oy verme tercihini etkileyen sebepleri ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalıĢmanın akademik literatüre katkı sunacağını ümit ediyorum.
Öncelikle tez danıĢmanım ve engin bilgi ve tecrübelerinden yararlandığım her adımda bana rehberlik ederek en büyük katkıyı sağlayan değerli hocam Prof. Dr. Orhan GÖKCE‟ye gösterdiği ilgi ve sabırdan dolayı çok teĢekkür ederim. Bana inanan, her zaman koĢulsuz yanımda olan, maddi ve manevi emekleriyle her zaman destek olan anneme, babama, kardeĢlerime Ģükranlarımı sunarım. Ve bu süreçte yanımda olan arkadaĢlarıma da yardımları için çok teĢekkür ederim.
T. C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Ö
ğr
enc
inin
Adı Soyadı Alper SELÇUK
Numarası 174228001008
Ana Bilim / Bilim Dalı
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı /Kamu Yönetimi Bilim Dalı
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez DanıĢmanı Prof. Dr. Orhan GÖKCE
Tezin Adı Yerel Seçimlerde Seçmen DavranıĢını Etkileyen Faktörler: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği
ÖZET
Seçimler, siyasi partilerin ve toplumun geleceği üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. GerçekleĢen seçimler sonucunda ülkenin ya da ilin idari yönetiminin elde edilmesi siyasi partiler için çok önemli olduğu için siyasi partiler seçmen etkilemek durumundadır. Bununla birlikte seçmenlerde kendilerine en çok fayda sağlayacağını düĢündüğü adayları ve siyasi partilere eğilim göstereceklerdir. Demokrasinin varlığını sürdürdüğü geliĢmiĢ ve geliĢmekte olan ülkelerde seçmen davranıĢları, siyasal iktidarı belirlemede en önemli unsurdur. Seçmen vatandaĢların siyasal sisteme yönelik tutum ve davranıĢları, onları bir siyasal katılım biçimine yönlendirmektedir.
Seçmenler oy verme tercihinde bulunurken ideolojik, aile ve çevre, ekonomik veya aday etkisi gibi birçok sebebi göz önünde bulundurarak tercih yapar. Cinsiyet, yaĢ, eğitim, etnisite, kitle iletiĢim araçları ve propaganda gibi değiĢkenlerin seçmen üzerindeki etkileri üzerinde çalıĢılacaktır.
AraĢtırmanın teorik bölümünde seçmen davranıĢlarının temel dinamikleri ve kuramsal yaklaĢımlar iĢlenmeye çalıĢılmıĢ, bu yaklaĢımların temel özellikleri detaylı Ģekilde incelenmiĢtir. ÇalıĢmanın uygulama kısmında ise Güneydoğu Anadolu Bölgesinde seçmen davranıĢı üzerinde etkisi olan kültürel, sosyolojik ve psikolojik faktörler tespit edilmeye çalıĢılmıĢtır.
T. C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğre n cin in
Adı Soyadı Alper SELÇUK
Numarası 174228001008
Ana Bilim / Bilim Dalı
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı /Kamu Yönetimi Bilim Dalı
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez DanıĢmanı Prof. Dr. Orhan GÖKCE
Tezin Ġngilizce Adı Factors Affecting Voter Behavior in Local Elections: Southeast Region Example
SUMMARY
Elections have a significant impact on the future of political parties and society. Political parties have to influence voters because it is very important for political parties to obtain the administrative administration of the country or province as a result of the elections that took place. However, they will tend to the candidates and political parties that they think will benefit the most in the electorate. In developed and developing countries, where democracy survive to exist, voter behavior is the most important element in determining political power. The attitudes and behaviors of the voters towards the political system directs them to a form of political participation.
Voters prefer to vote while considering many reasons such as ideological, family and environment, economic or candidate influence. The effects of variables such as gender, age, education, ethnicity, mass media and propaganda on voters will be studied.
In the theoretical part of the research, the basic dynamics of the voter behaviors and theoretical approaches are tried to be studied and the basic features of these approaches are examined in detail. In the application part of the study, cultural, sociological and psychological factors that have an impact on voter behavior in Southeast Anatolia Region were tried to be determined.
ĠÇĠNDEKĠLER
Bilimsel Etik Sayfası ... ii
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu ... iii
ÖZET ... vii
SUMMARY ... viii
TABLOLAR LĠSTESĠ ... xi
GĠRĠġ ... 1
BĠRĠNCĠ BÖLÜM ... 3
OY VERME ĠLE ĠLGĠLĠ KURUMSAL YAKLAġIMLAR... 3
1.Sosyolojik YaklaĢım ... 3
2.Sosyo- Psikolojik YaklaĢım ... 5
3.Ekonomik YaklaĢım ... 6
ĠKĠNCĠ BÖLÜM ... 9
TÜRKĠYE‟DE OY VERME DAVRANIġINI BELĠRLEYEN FAKTÖRLER ... 9
2.1.Cinsiyet Faktörü ... 9 2.2.YaĢ Faktörü ... 11 2.3.Eğitim Faktörü ... 12 2.4.Etnisite Faktörü ... 14 2.5.Ġdeolojik Faktör ... 15 2.6.Din Faktörü ... 16
2.7.Aile ve Çevre Faktörü ... 18
2.8.KiĢisel Tutum Faktörü... 20
2.9.Ekonomik Faktör ... 21
2.10.Aday Faktörleri ... 23
2.11.Lider Faktörü ... 25
2.12.Medya Faktörü ... 26
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ... 29
YEREL SEÇĠMLERDE SEÇMEN DAVRANIġINI ETKĠLEYEN FAKTÖRLER ÜZERĠNE BĠR ALAN ARAġTIRMASI ... 29
3.2. AraĢtırmanın Evren ve Örneklemi ... 30
3.3. AraĢtırmanın Kısıtları ... 31
3.4. AraĢtırmanın Yöntemi ... 31
3.5. AraĢtırmanın Verileri ve Analizi ... 31
3.5.2 ĠliĢki Analizi ... 32 SONUÇ VE DEĞERLENDĠRME ... 107 KAYNAKÇA ... 108 EK 1: Anket Formu ... 113 ÖzgeçmiĢ... 115 TABLOLAR LĠSTESĠ Tablo 1: Ankete Katılanların Sorulara Verdikleri Cevapların Dökümü ... 33
Tablo 2. Cinsiyet ... 35
Tablo 3. Medeni Durum ... 35
Tablo 4. YaĢ ... 36
Tablo 5. ġehir ... 36
Tablo 6. Öğrenim Durumu ... 37
Tablo 7. ÇalıĢma Durumu ... 38
Tablo 8. Siyasi Ġlgi ... 38
Tablo 9. Ġdeoloji ... 39
Tablo 10. Siyasi Parti Bağı ... 40
Tablo 11. Parti Mitingi ya da Toplantı Katılımı ... 40
Tablo 12. 31 Mart Seçimlerinde Oy verilen Parti ... 41
Tablo 13. Partilerin Ġttifak Yapılması ... 42
Tablo 14. En Çok Dikkat Edilen Faktör ... 43
Tablo 15. Yakın Çevresiyle Siyasal PaylaĢım ... 44
Tablo 16. En Beğenilen Siyasi Lider ... 45
Tablo 17. Aday ve Parti Lideri Önemi ... 46
Tablo 18. Tekrar aynı Partiye Oy Verme ... 46
Tablo 19. Ülkemizin En Önemli Sorunu ... 47
Tablo 20. Siyasetin Sorunlara Çözüm Olabileceği ... 48
Tablo 21. Medyadan Etkilenme ... 48
Tablo 22. Haber Kanalı ... 49
Tablo 23. Ülkemizin Genel Durumu Hakkındaki DüĢünceler ... 50
Tablo 24.YaĢ ile Siyasete Ġlgi düzeyi iliĢkisi ... 51
Tablo 25. YaĢ ile Ġdeoloji ĠliĢkisi ... 53
Tablo 26.YaĢ ile Siyasi Parti Bağı ĠliĢkisi ... 56
Tablo 28. YaĢ ile En Çok Dikkat Edilen Faktör ... 61
Tablo 29. YaĢ ile Aday ve Parti Lideri Önemi ... 63
Tablo 30. YaĢ ile Tekrar Aynı Patiye Oy Verme ĠliĢkisi ... 65
Tablo 31. YaĢ ile Medyadan Etkilenme ĠliĢkisi ... 67
Tablo 32. YaĢ ile TV Haber Kanalı ĠliĢkisi... 69
Tablo 33.Cinsiyet Ġle 31 Mart Seçimlerinde Oy Verilen Parti ĠliĢkisi ... 72
Tablo 34.Cinsiyet ile En Çok Dikkat Edilen Faktör ... 73
Tablo 35.Cinsiyet ile Aday ve Parti Lideri Önemi ... 75
Tablo 36.Cinsiyet ile Tekrar aynı Partiye Oy Verme ĠliĢkisi ... 76
Tablo 37.Cinsiyet ile Medyadan Etkilenme ĠliĢkisi ... 77
Tablo 38.Cinsiyet ile TV Haber Kanalı ĠliĢkisi ... 78
Tablo 39.Cinsiyet ile Ġdeoloji ĠliĢkisi ... 80
Tablo 40.Cinsiyet ile Siyasi Ġlgi ĠliĢkisi ... 81
Tablo 41.Cinsiyet ile Siyasi Parti Bağı ĠliĢkisi ... 82
Tablo 42. Öğrenim Durumu ve Siyasete Ġlgi Düzeyi ... 83
Tablo 43.Öğrenim Durumu ve Ġdeoloji ĠliĢkisi ... 85
Tablo 44.Öğrenim Durumu ve Siyasi Parti Bağı ĠliĢkisi ... 88
Tablo 45.Öğrenim Durumu ve 31 Mart Seçimlerinde Oy VermiĢ Olduğu Parti ... 89
Tablo 46. Öğrenim Durumu ve En Çok Dikkat Edilen Faktör ... 92
Tablo 47. Öğrenim Durumu ve Aday ve Parti Lideri Önemi... 95
Tablo 48. Öğrenim Durumu ve Tekrar Aynı Patiye Oy Verme ĠliĢkisi ... 96
Tablo 49. Öğrenim Durumu ve Medyadan Etkilenme ... 98
Tablo 50. Öğrenim Durumu ve Haber Kanalı ... 99
Tablo 51. Parti Tercihi ve Haber Kanalı ĠliĢkisi ... 103
Tablo 52. Parti ve Tekrar Oy Verme ĠliĢkisi ... 105
1
GĠRĠġ
Siyaset biliminde birey önemli ve etkili bir rol almaktadır. Ġnsanların bir arada yaĢamasıyla toplumlar ve bu sayede devletler ortaya çıkmıĢtır. Devletler bir gücü ve yetkiyi temsil ederek siyasal iktidarı ortaya çıkarmıĢtır. Siyasal iktidarlar ise seçimlerde, seçmen tarafından en çok oyu alarak belirlenmektedir. Böylelikle demokratik bir siyasal düzene sahip toplumda, seçimler büyük önem arz etmektedir. Ancak demokrasi rejimiyle eĢit ve adaletli bir seçim ortamı sağlanabilir. Güven demokrasi ortamının tesis edilmesi de seçmenin huzurlu olmasını sağlar. Bir baĢka anlamda din, dil, etnik köken, eğitim vb. unsurların tamamını içinde barındırarak yöneten ve yönetilenlerin olduğu bir sistemdir. ÇağdaĢ ve demokratik toplumlarda, siyasal katılma ve seçmen davranıĢlarını etkileyen faktörler bu sürece yön vermektedir. Siyasal katılma, toplumun siyasal etkinlik duygusu ve siyasal sistem ile topluma güven duygusuyla da yakın iliĢkidedir. Siyasal katılmanın en önemli unsuru ise seçimlerde oy kullanmadır.
Gündelik hayatta insanların davranıĢını etkileyen birçok unsur vardır. Sağlık, eğitim, inanç, ekonomi, güvenlik, medya, aile, arkadaĢ grubu gibi faktörleri örnek gösterebiliriz. Bunlar gibi oy verme davranıĢı siyaset biliminin ve siyaset sosyolojisinin ana konularından biridir. Oy verme davranıĢında etkili olan faktörler nelerdir sorusu Ģimdiye kadar birçok araĢtırmanın konusu olmuĢtur. Bu çalıĢmanın konusuda seçmen davranıĢıdır.
Seçmenlerin siyasi katılma ve oy verme davranıĢıda benzer faktörlerden etkilenmektedir. Bu faktörlerin baĢında da seçmenlerin içinde bulundukları sosyal ortamlar yer almaktadır. Zira seçmen, çevresinden siyasi katılım gösterip göstermeyeceği ile ilgili etkilenebilir. Bireyin bulunduğu çevre siyasete uzak ya da ilgi göstermediğinde içinde bulunduğu koĢula göre çekimser kalabilir. Aksine siyasi ilginin fazla olduğu bir ortamda birey aktif olarak siyasete ilgi duyabilir ve bulunduğu yerdeki kiĢiler birbirinin siyasi düĢüncesinden etkilenebilir. Bir ülkede sosyo-kültürel çeĢitlilik ne kadar fazla ise siyasi partilerin sayısı da ideolojilerin farklılığından dolayı artacaktır. Bu zenginlik farklılık ya da çatıĢma ortamı olarak düĢünülmemelidir. Demokrasinin olduğu ülkelerde, her seçmen duygu ve düĢünce olarak kendisine yakın hissettiği partiyi tercih edebilme özgürlüğüne sahiptir. Bir
2
vatandaĢ olmanın verdiği hak ve görev olarak ülkenin veya yaĢadığı Ģehrin yöneticilerini tayin edeceği bu oy verme eylemi seçmen davranıĢı detaylı olarak ele alınmalıdır. Seçme iĢlemi iki aĢamalı bir süreçtir. Ġlk aĢamada, seçmen oy verme iĢleminde bulunacak mı? Bulunmayacak mı? Ġkinci aĢama ise seçmen oy verme iĢleminde bulunacaksa bu oyu hangi partiye ya da adaya hangi etkenleri göz önünde bulundurarak verecektir. Bu davranıĢ ve tutumlar seçmenden seçmene farklılık göstermektedir. Katılma kararını etkileyen ırk, cinsiyet, yaĢ, sosyal statü, eğitim durumu ve ekonomik değiĢkenler gibi nedenler vardır (Gülmen, 1979: 20-21).
Seçmen davranıĢına etki eden faktörler, ülkeden ülkeye değiĢiklik gösterdiği gibi bölgeden bölgeye hatta ilden ile de değiĢiklik gösterebilmektedir. Örneğin; GeliĢmiĢ ülkelerde ekonomi faktörü birçok yönüyle direkt etki ederken, geliĢmekte olan ülkelerde tek baĢına doğrudan etki edemediği görülmektedir. Ülkemizin içinde ve dıĢında geliĢen olaylardan fazlaca etkilendiği bu dönemde toplumdaki farklılıklar (etnik köken, eğitim, ekonomik denge vb.) seçmen tercihlerinde de farklı Ģekillerde yansıdığı düĢünülmektedir. „„Güneydoğu Anadolu Bölgesinde seçmenlerin hangi partiyi ve/veya adayı neden tercih ettikleri‟‟ ve bu bağlamda özelliklede bu çalıĢmada etnik köken faktörünün seçmenlerin oy verme davranıĢı üzerinde ne ölçüde etkili olduğu sorusuna cevap bulunmaya çalıĢılmıĢtır.
Bu bağlamda bu çalıĢmada etnik köken iliĢkileriyle farklılık arz eden Güneydoğu Anadolu Bölgesi araĢtırma evreni olarak belirlenmiĢ ve bu bölgede seçmenlerin oy verme davranıĢı üzerinde etkili olan faktörler tespit edilmeye çalıĢılmıĢtır. Daha somut ifade etmek istersek, bu çalıĢmanın ana sorusu Ģu Ģekildedir: „„Seçmenlerin kendilerini siyasi ve etnik olarak tanımlama biçimi ile parti tercihleri arasında nasıl bir iliĢki vardır.‟‟ Bu çalıĢmada bu ana ve buradan türetilen kısmî sorulara cevap bulunmaya çalıĢılmıĢtır.
Bu çalıĢma iki ana bölümden oluĢmaktadır. Birinci bölüm, oy verme davranıĢı ile ilgili kuram ve modelleri, Türkiye‟ye iliĢkin yapılan çalıĢmaların bulguları irdelemeyi amaçlamaktadır. Ġkinci bölüm, araĢtırma konumuz açısından uygulamalı kısımdır. Bu kısımda araĢtırma soruları temelinde hazırlanmıĢ olan anket formunun örnek il olarak alınan ġanlıurfa‟da yüz yüze görüĢme tekniği ile uygulanması sonucu elde edilen verilerin döküm ve analizi yapılmaktadır.
3
BĠRĠNCĠ BÖLÜM
OY VERME ĠLE ĠLGĠLĠ KURUMSAL YAKLAġIMLAR
Seçimler, demokratik toplumlarda siyasal katılmanın bir aracıdır. DavranıĢların oy vermedeki tutum ve psikolojileri siyasal sistemin sırlarını ve merak edilenleri elinde tuttuğu düĢünülmüĢtür. Oy verme davranıĢı genel olarak kısa ve uzun süreli olmak üzere iki ana merkez olarak Ģekillenir. Kısa süreli olarak ekonomi ve kiĢisel tutum faktörleri örnek gösterilebilirken, uzun dönemlide ise eğitim ve ideolojik faktörler örnek gösterilebilir. Bununla ilgili olarak seçmenin cinsiyeti, yaĢı, eğitim durumu, etnik kökeni, din veya mezhebi, ekonomik durumu, aile ve çevresi, siyasi görüĢü, kitle iletiĢim araçları ve yaĢadığı Ģehir gibi birçok farklı etmen seçmeni doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir (Doğan ve Göker, 2010: 163). Seçmenlerin oy verme davranıĢını açıklamaya yönelik birçok model geliĢtirlmeye çalıĢılmıĢtır. Bu giriĢimler sonucu ortaya konulan düĢünceler genelde üç yaklaĢım altında bir araya toplanmıĢtır. Bunlar: sosyolojik yaklaĢım, sosyo-psikolojik yaklaĢım ve ekonomik yaklaĢımdır. AĢağıda bu üç yaklaĢım sırasıyla ana varsayımları çerçevesinde ele alınarak irdelenmeye çalıĢılmaktadır.
1. Sosyolojik YaklaĢım
Sosyolojik model, grup üyeliğiyle oy verme davranıĢını birbiriyle iliĢkilendirmektedir. Bireylerin ait oldukları grubun sosyal ve ekonomik özelliklerini yansıtacak Ģekilde oy verme eğiliminde bulunacaklarını ileri sürerek birbirlerine bağlar. Bu model toplumsal yapıya bağlılığı vurgulamaktadır. Ailenin etkisiyle bir partiye bağlılığın olmayacağını varsaymaktadır. Toplumsal yapının bölünmesi cinsiyet, inanç, etnik köken ve toplumsal sınıf temeline dayanır. Ve gruplar seçimi araç olarak kullandığından kendilerini temsil ya da menfaatlerini göz önünde bulunduran partiye oy verirler. Heywood‟a göre bu tutumlar birer alıĢkanlık olarak nitelendirilir (2007: 312-313)
4
Özetle, bireylerin seçim davranıĢı, içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve coğrafi durumla paralellik gösterir. YaklaĢıma göre bireylerin sosyal özellikleri, sosyo-ekonomik statü, yaĢanılan coğrafi mekân ve içine dâhil olduğu grup gibi faktörler parti tercihlerini etkilerken, kiĢisel düĢünceleri ve değer sistemleri oy verirken etkili değildir. Kolombiya Üniversitesinde bir grup sosyal araĢtırmacı tarafından ilk kez seçmen davranıĢları araĢtırması yapıldığından ötürü “Columbia ekolü‟‟ olarak da bilinmektedir. Sosyolojik yaklaĢım, seçmenleri birey olarak değil, grup olarak inceleyip değerlendirerek sonuca ulaĢacağını varsaymaktadır. Seçmenin tercih yaparken adaylar arasında değil, partiler arasında tercih yapacağını ön gören sosyolojik yaklaĢımı benimseyen araĢtırmacılar, seçmen davranıĢına aile, din-mezhep, sosyal grup ve ekonomik değiĢkenlerin etki ettiğini düĢünmektedir. Birlikte yaĢayan insanların aynı yönde tercih yapacağını muhtemel olduğu ve bireyin içinde bulunduğu ekonomik ya da sosyal grubun oy verme davranıĢını etkilediği vurgulanır (Berelson vd, 1954)
Sonrasında yer alan araĢtırmalarda bu bilgiyi destekler. Örnek olarak, Lazersfeld vd. (1944) Amerikan seçmenini, Milne ve McKinze‟de (1954) Ġngiliz seçmeni üzerine yaptığı çalıĢmalarda partilerin oy tabanındaki sınıf farklılıklarına dikkat çekilmiĢtir (Gökce vd. 2002: 7-8 ). Lazersfeld ve arkadaĢları birlikte yaĢayan ve aynı sosyal gruba dâhil olan insanların aynı tercihte bulunacağını belirtmiĢlerdir. Aynı yaĢ grubunda olan ve aynı sendika ya da sivil toplum kuruluĢunda yer alan insanların aynı tercihte bulunmaları muhtemeldir.
Sosyolojik açıdan din, ekonomi, aile ve çevrenin tutumu ile birlikte yaĢadığı yer de bu eğilimin Ģekillenmesinde etkili olur. Bu modelde partilerin ideolojileri ya da adayların özellikleri doğrudan etki etmemektedir. Partilerin propaganda ya da vaatlerinin, seçmenlere olan etkisi yok denecek kadar azdır. Bu modelde asıl etkili olan bireyin kiĢisel tutum ve tercihlerine etkisi olan aile ve içinde bulundukları sosyal gruplardır. Bireyin kendi baĢına gruptan farklı düĢünmesi ve bu yönde karar vermesinin olmayacağı düĢünülmektedir. Seçmenler aile içindeki düĢüncelere, içinde bulunduğu sosyal grubun fikrine ve birlikte çalıĢtığı insanlarla yakın bir tercihte bulunurlar. Ġnsanlar eğitim seviyesi, yaĢ, etnik köken, ekonomik gelir gibi durumlara göre bir gruba ya da çevreye dâhil olurlar Bir bakıma bu seçmen –aday iliĢkisi yerine grup ve parti iliĢki modelidir diyebiliriz. Sosyolojik yaklaĢım bireyin içinde
5
bulunduğu gruba göre eğilim göstermesi sebebiyle bu yönde ele almaktadır.( aile, çevre, mesleki grup vs.). Çünkü kiĢinin siyasi görüĢüne grubun etki edeceği ve bu Ģekilde etkileneceğini ifade ederler. Grup çıkarları bireyin çıkarları anlamına gelmektedir. Bu durumda bireyin sübjektif karar almaması rasyonel anlayıĢtan uzak olduğu anlamına gelmektedir.
Son olarak, bu yaklaĢımın temel veri kaynağı parti sistem ve düzeni olduğundan ülkelerde ki partilerinde sistemi değiĢkenlik gösterip oy kaymaları olunca, seçmenlerinde kiĢisel duygu ve düĢünceleri göz ardı edilince bu yaklaĢım eleĢtiriye uğramıĢtır (Dalton, 1966 ).
2. Sosyo- Psikolojik YaklaĢım
Bu model, Ulusal Seçim AraĢtırmaları merkezindeki bir grup araĢtırmacının yayınladığı ünlü Amerikan Seçmeni (Campbell vd. 1960) adlı eser ile ortaya çıkmıĢtır. Bu model, bireyler üzerinde odaklanmıĢ ve toplumsal grup ve sosyal sınıflardan ziyade bireyi öncelik almıĢtır (Gökce vd, 2002: 8). Bu modelde partiye duyulan yakınlık ve bağlılık hissi, değiĢmez ve uzun vadeli bir iliĢki olmaktadır. Bu modele göre parti bağlılığı olduğu için siyasal katılımın artacağı görüĢü öne çıkmıĢtır. Ayrıca bireylerin, ailelerinin etkisinde kalarak partileriyle bir özdeĢlik kurarlar. Michigan modeli böylelikle “parti kimliği‟ ‟kavramını literatüre kazandırmıĢtır. Birey oy kullanırken, geçmiĢte edinmiĢ olduğu karakter yapısı ve tecrübeleriyle birlikte oy verme sürecinde sevgi, sempati ya da tam tersi duyguların meydana gelmesine sebep olduğu için bu sürecin bir baĢka ifadesi olarak belirtilebilmektedir (Akgün, 2007: 28-29).
Sosyal bir varlık olan insanın, siyasal sosyalleĢme süreci çok küçük yaĢlardan itibaren ailesi ve bulunduğu çevresi tarafından baĢlamaktadır. Böylelikle birey ilk oy verme sürecine geldiğinde geçmiĢten gelen bu psikolojik bağ sayesinde tercihini aynı doğrultuda yapacaktır. Bireyler ailesi ve çevresinin etkisi altında kalarak partiye ya da o ideolojiye karĢı bir bağ kurarlar. Bu bağ zamanla güçlenecektir. Çok ender bir durum olsa da sosyo-psikolojik yaklaĢıma göre bireyler adayı ya da adayın niteliğini beğenmeyip çekimser kalsalar dahi bu durumun uzun sürmeyeceği sonucunda
6
tekrardan bağlı olduğu partiye oy vereceğini muhtemel görmüĢlerdir. Çünkü bir partiye karĢı aidiyet hisseden seçmen baĢka partiye aynı Ģekilde bağlılık kuramaz (Norris, 1998: 15). Seçmenin siyasal partiye duyduğu bu yakınlık ideolojik oy verme tutumu olarak değerlendirilebilir. Seçmen partiyi niteliğine göre değil kendi içinde yıllardan beri alıĢagelmiĢ olduğu ön yargısıyla desteklemektedir. KiĢisel tutum ve değerlerle seçmenin algısına göre göstereceği davranıĢ birbiriyle iliĢkilidir. Bu yaklaĢıma göre ideolojik ya da partilerin yapısından ötürü oy verme davranıĢı göstermeyecek, bireyin onu algılama ve yorumlama biçimi etken olacaktır.
Özetle, bireyler sosyolojik yaklaĢımın aksine görüĢlerini ifade etmeyi amaç olarak görür. Son olarak ülkemizde Milliyetçi Hareket Partisine oy veren seçmenler kendilerini milliyetçi ve ülkücü olarak tanımlarlar. Ayrıca her Ģeye rağmen seçimlerde tercihlerini değiĢtirmezlerdir. Sonuç olarak birçok partinin uç politika üretmeyerek, merkeze yakın politikalar üretmesi ve diğer partilerle arasında ki farkların azalmasıyla bu modele eleĢtiriler yapılmasına sebep olmuĢtur.
3. Ekonomik YaklaĢım
Ġnsanlar sosyal kimliklerini üstün görerek sosyal gruplarına ve bağlı olduğu toplumsal sınıfın çıkarlarına oy verir düĢüncesinde olan sosyolojik yaklaĢımı ve insanların aile ve en yakın çevrelerinin etkisiyle aidiyet ve uzun süreli bir bağ kurdukları “parti kimlik‟‟ yaklaĢımı, seçmenlerin dönemin Ģartlarına göre oy verme davranıĢlarında farklılık gösterme sebebiyle eksik kalmıĢ ve bu iki modele de eleĢtiriler yapılmıĢtır. Anthony Downs‟a göre parti ile seçmen arasındaki iliĢki tamamen çıkar iliĢkisidir. Seçmen en fazla çıkarını gördüğü partiye ya da adaya yönelir. Oy verme iĢleminde diğer yaklaĢımların temelinde olan ne bulundukları sosyal grup ne de aile etkisi yoktur. Seçimlerde tamamen fayda maksimizasyonu gözetirler (Downs, 1957: 22). Siyasi partiler seçimleri güç ve yönetim anlamında araç olarak görürler. Seçmenlerde aynı Ģekilde bu aracı kendilerine maksimum verimlilik sağlayacak Ģekilde kullanmak ister. Seçmenler partileri ideolojik yönüyle değil, atacağı somut adımlara göre değerlendireceklerdir.
Bu yaklaĢıma göre, seçmenler partilerin hizmet politikasını değil, icraatların sonucuna odaklıdır. Seçmenlerin beklentileri doğrultusunda tercih yaptığını ileri
7
süren bu modelde, bireyler durumlarının iyi gittiği takdirde tekrar oy verebileceğini aksine kötü gittiğinde ise seçimini değiĢtirebileceğini öngörmektedir. Diğer iki yaklaĢımda kitlesel bir durum var iken bu yaklaĢımda tamamen bireyler tekil halde oy verme iĢlemi gerçekleĢtirmektedir (Lewis-Beck,1990; Kiewiet ve Rivers, 1985: 207-230). Rasyonel yaklaĢım, ilk kez oy kullanacak seçmenleri ve herhangi bir partiye bağlılığı olmayan yakın gelecekte kendi amaçlarını gerçekleĢtirme doğrultusunda olan seçmenlerin doğrudan etki ettiği bir yaklaĢım olarak ifade edilebilir.
Seçmenler iktidar partisine oy verme düĢüncesinde önceki hizmet ve politikalarını göz önünde değerlendirip geçmiĢe bakarken, tercihleri diğer partiler ise bunu vaatler üzerinden geleceğe yönelik olarak gerçekleĢtirirler (Niemi ve Herberd, 1993: 140)
Seçmenlerin menfaatleri hangi partiye yakınsa, seçimlerde o partiye oy kullanır. Bu grupta yer alan seçmenler için seçim, refah seviyesini arttırmak ve kısa vade de amaçlarına ulaĢmak için bir araçtan ibarettir. Ekonomik yaklaĢıma göre, seçmen bir önce ki dönemde oy kullanmıĢ olduğu bir parti yerine baĢka partiye oy verme iĢlemi gerçekleĢtirebilir. Mevcut iktidarın oy oranları ekonomik performansla paralellik gösterir. Birey memnun ise mevcut iktidar yönünde oy verme iĢlemi gerçekleĢtirir. Fakat ekonomik hamleler yetersiz ise seçmen strateji izleyerek en güçlü ikinci partiye ya da vaatlerini dikkatini çektiyse tercihini baĢka bir partiye oy vererek bu durumu değiĢtirebileceğini düĢünmektedir. Kısaca, seçimlerde oy dalgalanmasına sebep olan bu durum ekonomik yaklaĢım ile açıklanabilir. Seçim sürecinde bireyler, parti ve adayları takip ettiği böylelikle çıkarlarına paralelse oy vereceğini düĢünülür. Çıkarları çatıĢırsa o partiyi ya da adayını tercih etmeden baĢka tercihe yönelebilir. Fakat birey kendi içinde bir değerlendirme yaparken, hiçbir partinin politika, lider ve adayını beğenmezse de oy kullanmazlar. Bu sebeple siyasal katılımın daha az olacağı varsayılmıĢtır.
Seçimlerdeki katılım oranı bu yaklaĢımın ifade ettiğinin aksine daha yüksek bir oranda da olabildiği için eleĢtiriler yapılmaktadır. Yani teorik bilgi ve modelin uygulanması arasında tezatlık mevcuttur. Bu yaklaĢım geliĢmiĢ ülkelerde doğrudan etki edebilirken, geliĢmekte olan ülkemizde dolaylı yoldan etki ettiği görülmektedir.
8
Sonuç olarak seçmenler oy verme davranıĢında aile ya da içinde yer aldıkları sosyal gruba göre değil beklentilerini karĢılayacak, kendi isteği doğrultusunda fayda görebileceği seçim kararını verme eğilimindedir, bu açıdan daha eleĢtirel bakan bir modeldir. Fakat ekonomik yaklaĢım modelinde sadece maddi fayda ile
sınırlandırılmamalıdır. Politika, siyasi etkenler ve diğer sebeplerinde göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Seçmen davranıĢı ile ilgili mevcut yaklaĢımları ana hatlarıyla özetlemeye çalıĢtık. ġimdi de Türkiye‟de seçmen davranıĢlarını etkileyen faktörler konusuna yönelmek istiyoruz.
9
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
TÜRKĠYE’DE OY VERME DAVRANIġINI BELĠRLEYEN FAKTÖRLER
Seçimlerde önemli olan konu seçmenlerin siyasal katılım gösterip göstermeyeceğidir. Eğer mevcut sisteme güven duyan seçmen kitlesi var ise katılma oranı yüksek olmakla beraber oy verme tercihine etkisi olan etmenler önem taĢımaktadır. Bunun aksine mevcut sistem güven vermiyorsa katılım oranı düĢük olur. Seçmen oy verme sürecinde pek çok etmenden etkilenir. Bu konuda birçok çalıĢma mevcuttur. Bu çalıĢmalarda aĢağıda yer alan faktörler üzerinde geniĢ bir uzlaĢı söz konusudur. Buna göre Türkiye‟de seçmen davranıĢını etkileyen faktörleri Ģu Ģekilde sıralamak mümkündür. Bunlar: cinsiyet, yaĢ, eğitim, etniste, ideoloji, din, aile ve çevre, kiĢise tutum, ekonomi, aday, lider ve medya faktörleridir. AĢağıda bu faktörlerin her biri tek tek ele alınarak etki dereceleri açısından irdelenmeye çalıĢılmaktadır.
2.1. Cinsiyet Faktörü
Kadınların ve erkeklerin kendine has değer ve özellikleri vardır. Erkeklerin daha fazla siyasi katılım göstermesi ve siyasi giriĢimde bulunduğu görülmektedir. Kadının ise daha çok aile içine bağlı olduğunu çocuk büyütmek ya da ev iĢleriyle uğraĢtığı için eĢ, ağabey ya da babaya bağlı kaldığı vurgulanmıĢtır (KıĢlalı, 1994:150-164). Geleneksel toplumlarda kültürel farklıklar ve yaradılıĢ gereği olan biyolojik farklılıklardan kadınların dolaylı yoldan siyasi katılım gerçekleĢtirdiğini söyleyebiliriz. Toplumun beklentileri, erkekleri daha giriĢken ve aktif yaĢama yönlendirirken, kadınları daha çekingen ve pasif davranıĢlar gösteren bireyler haline getirmektedir. AraĢtırmalara göre genel olarak kadınların siyasete ilgisi erkeklerden daha azdır. Ġlgi eksikliği süreç içerisinde bilgi eksikliğine dönüĢmektedir. Bu durumda insanlar bilgisinin olmadığı konularda tedirgin olabilir ya da kararsız olabilirler.
Bununla birlikte kadınların iĢ hayatına girmesiyle çocuk büyütmek, ev iĢlerinin yanı sıra ekonomik sorumluluk alıp tüm zamanını doldurduğu için siyasi yaĢama vakit ayıramadığı belirtilmiĢtir (Çağlayan, 1994: 304). Kadınların bu görev sorumlulukları siyasi davranıĢlarını da etkilemektedir. Kadının biyolojik yapısı
10
sebebiyle doğurganlık ve sonrasında çocuk büyütme görevi ile ev iĢlerini idare etme görevi erkeğin ekonomik rolünü de iyice arttırmıĢtır. Böylelikle erkek sosyal ve siyasal hayatta daha aktif yer alıyorken, kadın rekabetten uzak kalarak pasif bir sosyal ve siyasi hayat sürdürmektedir. Okur –yazarlık oranının artması ve sanayileĢme ile birlikte kadınların sosyal ve siyasal yaĢamdaki rollerinin giderek artması söz konusudur. Eğitim düzeyi artan kadınlar, iĢ hayatında ve sosyal yaĢamda sahip oldukları hak ve sorumluluklarını daha aktif kullanabilecektir. Haliylede kadınlar geçmiĢe göre siyasal yaĢamda daha aktif rol almaları ve böylelikle daha fazla siyasal katılma gösterecekleri muhtemeldir.
Türkiye‟de kadınların siyasette seçme ve seçilme hakkı 5 Aralık 1934‟te verilmiĢ ve bu kadar geçen zaman dilimine rağmen hâlâ kadınların siyasi hayata tam anlamıyla baskınlığı ve idaresi söz konusu olamamıĢtır. Örneğin; Türkiye‟de 1935 yılı seçimlerinde yasama organındaki kadın milletvekili oranı %4,8 iken (toplam vekil sayısı 400), 25 Haziran 2018 genel seçimleriyle meclisteki sandalye sayısı 600‟e çıkmıĢ olmasına rağmen kadın vekil sayısı %17 de kalmıĢtır. Bir baĢka dikkate almamız gereken husus, ülkemizde kadın nüfusu erkek nüfusundan fazla olmasına rağmen temsiliyet anlamında yok denecek kadar az olmasıdır (www.tesav.org).
Baykal‟a göre okuryazarlığın artması, kadınların eskiye nazaran daha iyi çalıĢma koĢullarıyla istihdam edilmeleri ve kitle iletiĢim araçlarının yaygınlaĢmasıyla, siyasi katılımın artacağını belirtmiĢtir (1970: 64-65). Eğitim seviyesinin düĢük olduğu yerlerde kadınlar siyasi tercih anlamında ailesinden veya çevresinden daha çok etkilenmektedir. Eğitim seviyesi yüksek ya da çalıĢan kadınlarda ise bu durum daha az etkilidir.
Yapılan araĢtırmalara göre kadınlar, erkeklere göre daha az siyasal katılımda bulunmaktadır (Çaha,2008: 68-69). Siyasal katılımda bulunan kadınların ise daha tutucu partilere eğilim gösterdiği öne sürülmüĢtür. Kadınlar, erkeklere göre aileden, çevreden ve kitle iletiĢim araçlarından daha çok ve çabuk etkilenmektedir. Bununla birlikte kadınların mevcut otoriteye oy verme eğilimlerinin olduğunu ileri süren araĢtırmacılar, kadınların değiĢiklikten ziyade durağan olana eğilimli olduklarını ifade etmiĢlerdir. Siyasal katılıma uzak durmayı tercih eden kadınlar eğitim seviyesine göre aktif ya da pasif olarak katılım göstermektedir. Genellikle eğitim
11
seviyesi düĢük olan kadınlar siyasi parti üyeliği ya da siyasi bir partide sorumluluk almak istemezler. Eğitim seviyesi yüksek olan kadınlar siyasal yaĢama girmek istemektedir. Siyasi parti üyeliği ya da parti içerisinde sorumluluk almak isterler. (KıĢlalı, 1987: 145-147).
Lipset‟e göre geleneksel toplumlarda kadınlar, erkeklere göre dinsel olguları daha fazla önemsemektedir. (Lipset, 1963: 206). Ülkemizde ki araĢtırmalara göre kadınlar erkeklere oranla daha çok muhafazakâr partilere oy verdiği ve değiĢimden uzak durdukları gözlemlenmiĢtir. Erkeklerde ise bu durum döneme göre değiĢkenlik göstermektedir.
2.2. YaĢ Faktörü
Bireylerin siyaset ile ilgili tutum ve davranıĢları içinde bulunduğu yaĢ dönemiyle paralellik göstermektedir. Ġnsanların sahip olduğu ahlaki değer, etnik köken ve yaĢam standartları kapsamında her yaĢ aralığının kendine has duygusal özellikleri vardır. Bununla birlikte kiĢinin yaĢadığı dönem de bu siyasi katılımı ve tercihlerini etkilemektedir. Her yaĢın farklı özelliklerini taĢıyan insan, hayatı boyunca birbirinden farklı davranıĢ sergilemektedir. Bu davranıĢ farklılıklarının biyolojik değiĢiklik, alınan sorumluluk ve hayat tecrübesiyle iliĢkili olduğunu söyleyebiliriz.
Gençlere yönelik plan ve program uygulayan partiler onların enerjisini olumlu yönde kullanabilirler. Enerjilerinin yüksek olması, mesleki sorumluluklarının olmaması ve aile sorumluluğuna kavuĢmamıĢ olmaları onların siyasi giriĢimde bulunmalarına etki edecektir. Genç yaĢtaki bireyler, parti içerisinde bir görev alarak ya da dâhil olduğu çevre aracılığıyla mesleki menfaatler elde etmek amacıyla siyasi katılımda bulunabilirler (Kalaycıoğlu, 1988: 21). Ülkemizin genç nüfus oranı, Avrupa ülkelerine göre daha fazladır. Durum böyleyken siyasi partiler iktidara gelme çabalarında genç seçmen nüfusu kendi parti bünyesinde değerlendirmek isterler. Gençlere yönelik oluĢturulan politika ve atılan adımlar partiyi sürekli iktidar mücadelesinde tutmayı sağlayacaktır.
Yapılan araĢtırmalara göre, günümüzde kuĢaklar arası fark daha belirgindir. Seçmenler, gençlik dönemlerinde daha radikal partilere sempati duyarken, orta yaĢlarda ise daha merkez partileri tercih etmektedirler. YaĢ ilerledikçe dıĢ etkenlerin
12
kiĢide bıraktığı izlerin arttığı gözlemlenmiĢtir. Bu sebeple yaĢlandıkça daha tutucu eğilim göstererek muhafazakârlığın arttığını görebiliriz. YaĢlı insanların görüĢlerinin gençlere nazaran daha az değiĢtiği görülmektedir. (SitembölükbaĢı, 2001: 77-83).
Bireyler gençlik döneminde ilerici, orta yaĢ ve yaĢlılık döneminde tutucu olurlar. Bununla ilgili sosyal demokrat olan Willy Brandt, oğlunun komünist olduğunu dile getiren gazeteciye: „„On sekizinde komünist olmayan, otuz beĢine geldiğinde iyi bir sosyal demokrat olamaz. ‟‟ diyerek bu durumu açıklamıĢtır. (KıĢlalı, 1987: 135).
2.3. Eğitim Faktörü
Bireyler, eğitim sayesinde ülkesinin tarihini anlayıp geleceğine yön vermek ister. Ailede baĢlayan siyasal kültür, eğitimle devam eder. Eğitim öğretim yaĢamı boyunca özellikle siyasi anlamda yakın tarihten çıkarım yaparlar. Eğitim, siyasal rejimlerin varlığını devam ettirebilmesi için en önemli araçtır. Eğitim bir ülkenin hem iç hem dıĢ siyasetini doğrudan etkilemektedir. (Betrand, 1971: 81). Eğitim bireyin merak duygusunu artırır ve sürekli araĢtırma içgüdüsü sağlar. Mevcut durumu analiz etmesini kolaylaĢtırır, kendisine doğru gelen ve fayda getireceğini düĢündüğü partiye yönelir. Böylelikle eğitim seviyesi yüksek olan insanlar oy verme sürecinde birçok faktörü göz önünde bulundururlar. Toplumsal değerleri, topluma etki edecek faydayı ve oy verdikten sonraki durumlar gibi detaylı bir analizde bulunurlar. Ayrıca farklı durumlarda farklı doğrular olabileceğini düĢünürler. Eğitim seviyesi düĢük olan insanlar ise tek doğru olduğuna inanmaktadırlar. (Hyman, 1959: 94)
AraĢtırmalar, bireyin eğitim seviyesi ile siyasal katılımı arasında yakın bir iliĢki olduğunu iĢaret etmektedir (Campbell ve Hamer, 1956; Kalaycıoğlu 1988)) Eğitimde süreklilik olduğu için kiĢiyi değiĢtirir ve geliĢtirir. Eğitimli seçmen oy verme hakkını vatandaĢlık görevi olarak değerlendirir. Vereceği oyun ülkenin ve toplumun kaderini belirleyeceği hissine kapılır. Bununla birlikte sorun yaĢadığı kiĢi ve kurum olduğunda bürokrasiyle haberleĢme yöntemini bu sayede kazanmıĢ olacaktır. Eğitim, seçmenin duygu ve düĢünce yapısını geliĢtirir. Ülkesi ve yaĢadığı Ģehirle ilgili konuları yakından takip eder. Sorunlar ile ilgili olası çözümler düĢünür ve bu konuyla ilgili çözüm üreten parti ya da adayını kendi içerisinde
13
değerlendirmeye çalıĢır. Eğitimini tamamlamamıĢ ya da tamamlayamamıĢ bireyler oy vermenin sorumluluğunun farkında olamayabilirler. Kullanacağı oyun sonucu değiĢtirmeyeceği ya da mevcutta bir sorun var ise ona çözüm olamayacağını düĢünecektir. Bireyler sorun yaĢadığı kiĢi veya kurum olduğu takdirde bürokrasiyi nasıl kullanacağını ve bunları hangi merciye ileteceği konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip olamayabilirler (Kalaycıoğlu, 1988: 26-29).
Bireyin eğitim seviyesi arttıkça siyasi bilgisi de bu doğrultuda artar. Neden-sonuç iliĢkisi kurularak düĢünme ve sorgulama süreci baĢlar. Eğitimin etkisi bu yüzden çok fazladır. Dönemsel olarak eğitim bir güç olarak kullanılmıĢtır; örneğin Hitler Almanya‟sında okullar, faĢizme araç olmuĢtur. Ya da Stalin, SSCB‟de komünizm ideolojisinin öncülüğünü okullarda eğitim üzerinden yapmıĢtır.
Bir ülkenin eğitimi evrensel değerlere uzak ise benimsenmesi zorlaĢır. Demokratik bir yönetimde verilen eğitim hem kısa zaman için siyasal bilgilendirmeyi sağlar hem de uzun dönem için evrensel uyumu beraberinde getirir. Eğitim sayesinde insanlar ayrıĢmaktan kaçınır ve hoĢgörü ile diğer görüĢleri karĢılar. Bireyler, eğitim faktörünün iĢleviyle siyasal sosyalleĢme sürecine girdiği gibi topluma da bu sayede adapte olur. Campbell ve Hamer‟e göre, bireyin eğitim seviyesi ne kadar yüksek ise siyasi katılımı bu doğrultuda aktif bir Ģekilde olacaktır. Aynı Ģekilde bireyin eğitim seviyesi az ya da orta ise siyasi katılımını pasif olarak öngörmektedir (1956: 27) Eğitim seviyesi yüksek olan seçmenler siyasal tercihlerinde değiĢiklik yapabilirken, eğitim seviyesi düĢük olan seçmenlerde siyasi tercih değiĢimi çok daha azdır. Ġyi eğitim almıĢ bireyler vatandaĢlık bilincine ve sorumluluk içgüdüsüne sahiplerdir. Bu sayede siyasal katılma sürecinde etkili rol alacaklarını düĢünürler. VatandaĢlık bilincinde hak sahibi olarak hareket ederler. Ġyi eğitim almamıĢ ya da alamamıĢ bireyler vatandaĢlık bilincine ve sorumluluk içgüdüsüne uzak kaldığı için kaderci bir anlayıĢa sahiplerdir.
Genel olarak eğitim faktörünü incelediğimizde siyaset ile doğrudan iliĢkili olduğunu söyleyebiliriz. Bir ülkede eğitim kurumlarının idaresi, iktidar partisinin atadığı bakan tarafından sağlanır (Turan, 1977: 57-58). Böylelikle öğrencilerin ders kitaplarının içeriği ve hatta öğrencinin örnek alacağı öğretmenin belirleneceği sistem, siyaset tarafından oluĢturulmaktadır. Bu yüzden öğretim hayatı boyunca öğrenci,
14
öğretmenin hayata bakıĢ açısından bakacak ve hangi olaya nasıl tepki vereceği gibi birçok konuda onu gözlemleyip kendisine rol model olarak alacaktır.
Eğitim seviyesinin yükselmesi araĢtırma, düĢünme ve çözüm önerileri kapsamında toplumdaki bireylerin siyasi katılımına pozitif yönde katkı sağlar. Seçmen davranıĢlarında eğitimi diğer faktörlerden ayıran en önemli özellik seçimlerde bilinçli-bilinçsiz ayrımını ortaya çıkarmasıdır. Eğitim seviyesi yüksek olan seçmenler, partilerin ideolojileri, liderleri ve adayları hakkında kanaat sahibidirler.
Eğitim insanlarda merak duygusunu ve beklentiyi getirir. Bu oluĢan duygular tatminsizlik, hayal kırıklığı ya da bu doğrultuda mevcut sistemi eleĢtirmeye sebebiyet verir (SitembölükbaĢı, 2001: 34).
Ülkemizin yakın tarihine bakacak olursak bu görüĢleri destekler nitelikte, siyasi çekirdek kadrolar üniversite ortamlarında ortaya çıkıp Türk siyasi hayatını Ģekillendirmeye baĢlamıĢtır.
2.4. Etnisite Faktörü
Etnik köken seçmenlerin oy verme davranıĢını kültür, gelenek-görenek ve anadil temalarıyla etkileyen bir faktördür. Toplumda etnik köken farklılıkları ne kadar çok ise o aynı doğrultuda siyasi katılımda fazla olacaktır. Birey kendisi ve içinde bulunduğu grubun haklarını koruyabilmek ve daha fazla söz sahibi olabilmek için temsil Ģuuruyla hareket edecektir (Yücekök, 1987: 26). BaĢka bir ifadeyle etnik kökenin siyasallaĢması bireylerin siyasal yaĢamda daha aktif rol almasına teĢvik edici bir iĢlev görecektir. Ayrıca etnik farklılıklar üzerine kurulan sosyal gruplar toplumu belirli ideolojilere ve partilere yaklaĢtırmaktadır. Birey sosyal gruba dâhil olduğunda etnik kökenini temsil edecek ve çevresiyle birlikte ideolojisini koruyacak olan partiye eğilim gösterebilir. Özellikle belli bölgelerde seçmenin kullandığı oylar daha açık olarak görülmektedir.
Örneğin; Türkçülük ve Türk milliyetçiliği olarak kendini ifade eden ve benimseyen seçmenler Milliyetçi Hareket Partisini (MHP) tercih ederken, kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlayan kiĢiler ise Halkların Demokrat Partisini (HDP) desteklemektedir (Dural ve Eseler, 2016: 81-83).
15
Gelenek-görenek gibi geçmiĢle bugünün köprüsünü kuran kültür, bireyin toplumuyla bir bütün olmasını sağlamaktadır. Fakat günümüzde olduğu gibi bu etkili güç farklılığı bir ayrıĢma ya da çatıĢma durumuna getirmiĢtir.
Son yıllarda ülkemizde ideolojik uç farklılıkları değil de Türk- Kürt baĢlığı altında siyasi tartıĢmalar ve kutuplaĢtırma çabaları görülmektedir. Bu durum atılan adımlarla doğuyu batıya, batıyı doğuyla yakınlaĢtırdığında ise Alevi-Sünni bölünmesiyle karĢılaĢtırma durumu ortaya çıkmıĢtır. Bu bağlamda etnik köken-din – siyaset üçlemi daha detaylı ve birlikte değerlendirilmedir. Bu çalıĢmanın ana konularından biri etnik kimliğin oy verme davranıĢı üzerine etkisini araĢtırmaktır. Mevcut araĢtırmaların bulgularına göre, siyasi yelpazede kendini Kürt Milliyetçisi olarak tanımlayanların oylarını Halkların Demokrat Partisi‟ne vermektedir. Bu çalıĢmada özellikle bu yöndeki bulguların ne ölçüde geçerli olduğunada bakılmaktadır.
2.5. Ġdeolojik Faktör
Bireyler parti kimliğiyle gerçek kimliğinin aynı olduğunu düĢünürler. Kendi karakterini siyasi bir partiyle bir bütün olarak gördüğü bu durum psikolojik bir bağdır. Ġnsanlar bu bağlılık duygusuyla diğer insanlara etki etme isteğinde bulunacak ve siyaseti aktif yapma arzusunda inançları artacaktır (Norris, 2004: 141). Bu tutum ve davranıĢlarda bireyler parti içerisinde aktif rol aldığında kitlesel olarak oy oranında artıĢ gösterir. Aksine bu psikolojik bağ zayıfladığında ve birey partiden uzaklaĢtığında bu durum oy oranında düĢmeye sebep olacaktır.
Bireyin hayatında karar alma ve bir düĢünce içerisinde bunu paylaĢma isteği onu bir partiye bağlamaktadır (SitembölükbaĢı, 2001: 235). Ġnsan içine doğduğu ailenin ve yetiĢtiği çevrenin ürünüdür. Erken yaĢta yetiĢtirilme biçimi bireyin hayatı boyunca davranıĢlarına yansıyacaktır. Toplumsal olayları algılama düzeyi bağlı olduğu ideolojiye göre farklılık gösterebilmektedir. Toplumsal farklılıklar arttıkça farklı ideolojiler ve partiler ortaya çıkmaktadır. Ġdeoloji bireyin ve grupların dünya görüĢünü temsil etmektedir.
Partiye bağlılık genelde aile ve çevre etkisiyle oluĢmaktadır. Bu etkinin aracı olan kitle iletiĢim araçları partiye bağlılığa öncülük etmektedir. Bu bağlılık, partizanlığın ilk adımıdır (Niemi ve Herbert, 1976: 333). Türkiye‟de sağ ve sol
16
partiden geçiĢ yok denecek kadar azdır. Bu yüzden ideolojik oy verme uzun süreli destek anlamına gelmektedir. Bu faktörün etkisiyle oy verme sürecinde bulunan seçmenler partilerin vizyon ve misyonuna daha çok hakimiyet kurdukları için siyasi katılımda daha aktif rol edinirler. Türkiye‟deki sağ-sol kavramı ile Batı‟nın sağ-sol kavramı birbirinden çok farklıdır. Batıda sol kavramını benimseyen seçmenler dar gelirli ve iĢçi gruplarından oluĢurken bizde iĢ yeri sahibi ya da memur gibi gelir düzeyi yüksek olan seçmen kitlesinden oluĢmaktadır. Batı‟da sağ kavramı yüksek gelirli insanlardan oluĢurken, bizde daha az gelire sahip insanlardan oluĢan partiler halindedir (ġentürk, 2008, 126).
Sonuç olarak insanlar bu aidiyet duygusuyla bağlı olduğu partiye güç verirken, kendisi de bu düzenin bir parçası olmaktadır. Böylece kiĢinin kendi menfaat ve duyguları ön plana çıkmaktadır.
2.6. Din Faktörü
Din toplumdaki bireyler için her Ģeyin üstünde olan kontrol ve yapılandırma görevindedir. Din geçmiĢten bugüne kadar her zaman toplumların vicdanı olmuĢtur. Din siyasete göre daha etkileyici ve güçlüdür. ABD‟deki Pew AraĢtırma Merkezi‟nin Din ve Kamu YaĢamı Forumu raporunda 6,9 milyar olan dünya nüfusunun % 84‟ünün bir dine mensup olduğu belirtilmiĢtir. Rapor doğrultusunda, dünyada 2,2 milyar Hristiyan (% 32), 1,6 milyar Müslüman (% 23), 1 milyar Hindu (% 15), 500 milyon Budist (% 7), 14 milyon Yahudi (% 0,2), 400 milyon geleneksel dine (%6) ve diğer dinlere inanan insanlar % 1‟lik kısmı oluĢturmaktadır (www.yenisafak.com). Sonuç olarak dünya nüfusunun % 84 dini inançlara sahipken, 1,1 milyar nüfusun oluĢturduğu yaklaĢık % 16‟lık kesim herhangi bir dine bağlı değildir. Herhangi bir dini inanca sahip olmayanlar, Hristiyanlar ve Müslümanlardan sonra en büyük üçüncü grubu oluĢturuyor.
Din, bireyin doğumundan ölümüne kadar bu çerçevede bilinçlenmesini sağlayan yapıdır. Tarih boyunca din ile siyaset hep bir bütün olarak gelmiĢtir. Kimi zaman din siyasetin aracı iken, kimi zaman siyaset dinin aracı haline gelmiĢtir. Mahatma Gandhi: „„Dinin siyaset ile ilgisi olmadığını söyleyenler dinin ne demek olduğunu bilmeyenlerdir.‟‟ Bu özellikleriyle birleĢtirici bir kuvvete sahip olduğu gibi farklı sebeplerle araç haline geldiğinde ayrıĢma ve toplumsal bir çözülmeyi meydana
17
getirebilir. Mezhep farklılıkları üzerine inĢa edilen gruplar toplumdaki bireyleri ideolojik olarak yönlendirebilmektedir.
Bir devlet laik olsa da olmasa da din toplum hayatında var olduğu için siyasi hayatta da bir Ģekilde varlığını sürdürecektir (Öke, 2002: 383). Siyaset ve din insanın davranıĢ amacıyla ilgilenir. Din, bireyin toplumla iliĢkisinden ve ahir inancından dolayı öbür dünya ile ilgilidir. Siyaset, birey bazlı değil toplumun çoğunluğu üzerine ilerler ve mevcut dünya yaĢamını Ģekillendirmek ile ilgilenir. Ülkemizde seçmenler oy verme sürecinde parti ideolojilerini dindar-lâik olarak ya da mezhebi yönüyle değerlendirebilmektedir. Din faktörü geliĢmiĢ olsun ya da olmasın tüm toplumlarda seçmen tercihine etki etmektedir. GeçmiĢten bugüne kadar bütün toplumlar dinin etkisiyle birleĢmiĢ ya da ayrıĢmıĢtır. Örneğin, Skolastik düĢünceyle birlikte papanın ve kilisenin otoritesi batı toplumunda sarsılmıĢtır.
Ülkemizde din faktörü bizler için bir değerler bütünüdür. Oy verme davranıĢını etkileyen bu faktör Ġslamcı-lâik gibi ayrımlara götürmüĢtür. Oy verme tercihinde seçmenler liderlerin ya da adayların söylemlerinde ki ifadeleri düĢünerek oy verme iĢlemini gerçekleĢtirirler. Bu kavramlar ön plana çıkarak yeni siyasi tabanlar oluĢturarak yeni partileri ortaya çıkarmaktadır.
Nur Vergin din ve siyaset iliĢkisini dört ana eksende Ģekillendiğini belirtmektedir (Vergin, 2000: 100-115). Bunları Ģu Ģekilde özetlemek mümkündür; ilk olarak, Luther, Calvin, Bossuet gibi ilahiyatçı düĢünürler, devletin dinden bağımsız bir varlığının olmayacağını bununla birlikte devletin dini ilke ve normlar sayesinde hayat bulan kurumlar olduğunu savunurlar. Din ve devlet bir bütün olarak görülmelidir.
Ġkinci olarak, Türk siyasi geleneğine yakın bir yaklaĢımın öncüsü olan Makyavel, Hobbes, Montequieu ve Rousseau siyasetin, din üzerindeki üstünlüğünü savunmaktadır. Makyavel‟e göre devlet, dinin icaplarından bağımsız kalmalı ve dinin hizmetinde bulunmamalıdır. Bu sebeple devletin dini kendine bağlayıp, kendi hizmetinde hareket etmesini sağlamasını belirtmiĢtir. Hobbes ise dinin sadece devlet için değil, toplum içinde var olmasının düĢüncesindedir. Bu yüzden dinin belirleyiciliği ve kontrolü devlette olmalıdır görüĢünü savunmaktadır. Rousseau‟ya göre din ve devleti farklı görmek toplumu ayrıĢtırır ve birlikteliği bozar. Bu yüzden
18
amaç din ve siyasetin ortak noktaları sayesinde zıtlıkları durdurmak ve toplumun birliğini tesis etmek ihtiyaçtır. Ġnsan din olmadan iyi bir vatandaĢ ya da sadık bir birey olamaz diyen Rousseau, dinin kontrolünün devlette olmasını savunmaktadır.
Üçüncü bir yaklaĢım olarak Locke‟un Fransız devriminden sonra daha çok dikkat çekmiĢ olduğu dinin, devletten bağımsızlaĢması düĢüncesidir. Tocqueville ise dinin özgürleĢtirilmesi ve toplumsal değeri bu derece önemli olan bu olgunun herhangi bir yere bağlı olmaması gerektiğini savunmaktadır. Bu sayede din, kendi uyumu içerisinde toplum üzerindeki etkisini koruyabilecektir.
Son ve dördüncü yaklaĢım olarak, pozitivizmin öncüsü A.Comte‟a göre din ve devlet bir olmalıdır. Comte, toplum düzeni için yeni bir dinin gerekliliğini savunmaktadır. Böylelikle bu güç ve inançla ortaya çıkan beĢeri din eski dinle aynı iĢlevi gösterecektir.
Seçmenin ailesinden, içinde yer aldığı sosyal gruptan ve çevresinden etkilendiğini savunan sosyolojik yaklaĢım modelinde bireylerin kiĢisel tutum ve değerleri (etnik köken, din-mezhep) gibi değiĢkenler etki etmektedir. Bu tercihleri bir bağlılık göstergesidir ve alıĢkanlıktır (Gökce vd. 2002: 7-8).
Seçmenler oy verme eğiliminde bulunurken partilerin ve adayların özelliklerini dini algılayıĢ biçimine göre değerlendirerek yapmaktadır. KiĢi dini değerlerini ön planda tutuyorsa buna yakın değerler taĢıyan partiye eğilim gösterecektir. Din, toplumu ahlakî yönde ve birliktelik anlamında birbirine bağlar ve birliktelikleri pekiĢtirir. Bu yüzden din siyasetin değil, toplumun bir parçasıdır.
Ülkemizde laikliği algılama ve yaĢama bilinci farklılık göstermektedir. Bu yüzden dindar yaĢayan insanlar ülkemizde sağ partileri, laik yaĢayan insanlar ise sol partiler tercih ettiğini öngörülmektedir. Sonuç olarak toplumu var eden din, devlet olmadan, devleti var eden toplumda din olmadan varlığını sürdüremez.
2.7. Aile ve Çevre Faktörü
Bir toplumun çekirdeği ailedir. Bireyler karakter, davranıĢ ve tutumları gibi birçok özelliğini ailesinden alır. Bu noktada bireyin en etkin referansı ailesidir.
19
Ailenin tercihi bireyde aynı yönde eğilim sağlar. Yani aile sağ görüĢe yatkın ise çocukları sağ görüĢe sempati duyarak büyürler. Aksine aile sol görüĢlü ise çocuklarının sol görüĢü benimsemesi muhtemeldir. Bununla birlikte insanlar çevresini de bu çerçevede kurmak isterler ve bu döngü bu Ģekilde devam eder. Aile ve çevre seçmenlerin tercihlerini etkileyen faktörler arasında ilk etken olma özelliğini de taĢımaktadır. Ebeveynler, çocuklarına kültür aĢılarken kendi anne ve babasından aldıklarını aktarır. Bu özellik, çocukta ilk bağlılık ve iliĢkiyi ailesine karĢı gösterdiği anlamına gelmektedir. Genellikle de çocuklar ailelerinden izinden gidecektir (Duverger, 1998: 99). Özetle, aile çocuğun bilinçaltına etki etmektedir. Birey, ailesini rol model alarak yetiĢir. Ailesinden etkilenen çocuk karakter ve davranıĢlarının yanı sıra seçme yaĢına geldiğinde siyasi davranıĢında da ailesinden etkilenecektir (Uysal, 1981: 115).
Örneğin, çocuk ev ortamında televizyonda siyaset ile ilgili haber gördüğünde babası yorum yapıyor, annesi yapmıyorsa siyasetin erkek tarafından yapılması gerektiğini düĢünebilir. Bununla birlikte aile büyükleri bir partiyi ve liderini övüyor ya da destekleyici Ģekilde konuĢuyorsa bu çerçevede çocuğun siyasi ön yargısı ailesinin siyasi görüĢünden gelecektir. Ve sonuç olarak çocuk bunu kendi bilinçaltında özümseyecektir (Turan, 1977: 55-56).
Seçmenler aile içindeki düĢüncelere, içinde bulunduğu sosyal grubun fikrine ve birlikte yaĢadığı veya çalıĢtığı insanlarla birbirine yakın tercihte bulunurlar. Bireyin kiĢisel tutum ve tercihlerine etkisi olan aile ve içinde bulundukları sosyal çevre bu sebeple etkilidir.
Örneğin; Ülkemizde, aĢiretler sosyopolitik bir birliktir. AĢiret olgusu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde uzun yıllardır varlığı koruyan ve etkisini devam ettiren „„ Biz‟‟ duygusuyla hareket eden kapalı birliklerdir. AĢiretlerde sosyalleĢme sürecinde aileler çocuklarına, bağlı oldukları soyu ve ideolojiyi öğretirler. AĢiretlerde bağlar çok sıkı ve canlıdır. Böylelikle karar mekanizmasında aĢiret ağalarının ya da liderlerinin etkisi fazlasıyla etkilidir. Ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi‟nde varlığını uzun süredir korumuĢ ve devam ettirmiĢ olan aĢiretleri inceleyebiliriz. 31 Mart 2019 yerel seçimler öncesi Bucak AĢiretinin önde gelen isimlerinden Fatih Mehmet Bucak, Milliyetçi Hareket Partisinden ġanlıurfa‟nın Siverek ilçesi için
20
belediye baĢkan aday adayı olmuĢtur. Aday adaylığıyla ilgili televizyon kanalına açıklama yapan Bucak „‟Bir daha Siverek‟in içerisinde bir tane baĢka partiyle araba görürsem kendileri bilir, Ģimdiden kendilerine mezar kazmaya baĢlasınlar. Biz seçime değil ölmeye geliyoruz. ‟demiĢtir (www.hurriyet.com).
2.8. KiĢisel Tutum Faktörü
Ġnsanlar bir eylemde bulunacağı zaman karar verirler. Bu kararı verirken bir beklenti ve hedef doğrultusunda verirler. Freud‟a göre kiĢinin tutum ve davranıĢları ilk sosyalleĢmeye baĢladığı aileden gelir ve bu izler kiĢinin tüm hayatı boyunca ufak değiĢikliklere uğrasa da silinmeyeceğini ifade eder. Birey içine doğduğu aileden, yaĢadığı çevreden ve geçmiĢten gelen kültürüyle bir değer benimser ve bu yönde seçim yapar. Doğal olarak bu tutumlar bireyden bireye, toplumdan topluma değiĢkenlik gösterir. Felsefeye Hegel ile siyasete Marx ile giren siyasi yabancılaĢma birey ile siyasal çevre arasındaki kopma olarak tanımlayabiliriz. Bu siyasal yabancılaĢma insanları toplumdan uzak tutar. Bu her toplumda görüldüğü gibi bizim ülkemizde de mevcuttur. Siyasi yabancılaĢma, soyut bir kavram olduğu için tamamen ortadan kaldırılması mümkün değil, sadece etkisi minimuma indirilmesi sağlanabilir.
Yerel seçimlerde kiĢisel tutum ve değerler genel seçimlere göre daha özeldir. Parti bağlılığı ve ideolojik oy verme daha fazla etkilidir (Duverger, 1993: 139). Bir seçmen oy verirken kendi karakterine yakın olarak gördüğü partiye, partinin liderine veya partinin adayına bu yönde bağ oluĢturur ve tercihini yapar. Seçmen oy verme tercihinde bulunurken kendine yakın olarak hissettiği partinin baĢarılı olacağını, diğer partilerin baĢarısız olacağını düĢünür. Çevresel faktörlerin her bireyde aynı etkiye sahip olduğu söylenemez. KiĢisel durumlar ve sosyo-psikolojik durumlar bireyin karar verme sürecini etkileyebilmektedir. Örneğin, kamuda sözleĢmeli olarak çalıĢan memur, iĢ güvencesi nedeniyle mevcut iktidara oy verme iĢlemi gerçekleĢtirecektir. Bu seçmen memurun aile, çevre ve bağlı olduğu sendika ya da sivil toplum kuruluĢu bu tercihini destekler nitelikte olduğu görülecektir. KiĢinin siyasi giriĢkenliği veya çekimserliği siyasal davranıĢını etkilemektedir. Bununla birlikte, herhangi bir partinin üyesi olmayan seçmen, partileri, liderleri ve ideolojilerden çok vaatlere ve atılan somut adımlara göre eğilim gösterirler. Seçmen bu hareketiyle rasyonel bir davranmıĢ sergilemektedir (Çaha, 2002: 139)
21
Bireylerin ahlaki, hukuki, ekonomik ve çalıĢkanlık gibi karar verirken bir değer sıralaması vardır. Bu değerler doğrultusunda karar verme süreci Ģekillenecek ve seçmenin oy verme tercihine yansıyacaktır (Kalender, 2005: 20). Seçmen oy verme tercihinde, yaĢam tarzına ve kimliğine en yakın hissettiği partiye yönelim sağlayacaktır. Seçmenlerin gelir durumu, eğitim seviyesi ve yer aldığı sosyal grubu oy verme davranıĢında doğrudan etkileme gücüne sahiptir.
2.9. Ekonomik Faktör
Seçmenler, parti seçimlerinde her ne kadar ideolojik ve psikolojik olarak eğilim gösteriyor olsalar da günümüzde bu faktörler kadar etkiye sahip ekonomik sebeplerde vardır. Seçmenler, oy verme tercihinde bulunurken iktidarın baĢarısını mevcut ekonomik durumla değerlendirebilirler. Eğer koĢullar ve Ģartlar iyiyse oy verme tercihi bu yönde olabilir. Ekonomik unsurun tercihlere etkisi geliĢmiĢ ülkelerde her zaman önemli bir faktör iken, geliĢmemiĢ ya da geliĢmekte olan ülkelerde tek baĢına etkin değildir. Fakat ülkemiz için bu durum farklılık göstermektedir. Bulunduğumuz jeopolitik konum ve içinde bulunduğumuz süreçlerden ötürü son zamanlarda ekonomik sebeplerin etki derecesinin arttığını söyleyebiliriz.
Lipset‟e göre, DüĢük gelirli insanların ekonomik durumunu iyileĢtirme isteğinde bulunurken sol partileri tercih ettiğini ve yüksek gelirli insanların ise mevcut durumunu korumaya çalıĢarak sağ partiye oy verdiğini belirtmiĢtir. Bunu sadece düĢük gelir ve yüksek gelir olarak ayırmayıp köylü, hizmetli ve iĢçileri alt gelir grubuna, iĢveren ve tüccarları üst gelir grubuna dâhil etmiĢtir (Lipset, 1986: 219).
Ülkemizde ise bu durum daha farklıdır. Ekonomik faktör alt gelirli ve üst gelirli insanları etkilerken, orta gelirli insanlarda etkisi çok daha düĢüktür. Alt gelire sahip seçmenler ekonomik baskı ve daha iyi koĢullara sahip olmak için tercihlerini kullanmaktan çekinmezler. Üst gelire sahip seçmenler ise süreçler hakkında daha çok bilgiye sahip olduklarından sahip oldukları mevcut ekonomik gücü korumak ve çıkarları doğrultusunda tercihlerini kullanırlar. Orta gelire sahip insanlar mevcut durumu muhafaza etmek daha kötüye gidebilir endiĢesiyle çekimser kalarak geri planda durmayı tercih ederler (Abadan ve Yücekök, 1966: 101-107). Geliri yüksek
22
olan bireyler siyasi katılımda aktif rol alarak belirleyici olacaklarını düĢünürler. Geliri düĢük olan seçmenler temel ihtiyaçlarını karĢılama içgüdüsüyle bu durumda pasif kalarak siyasi katılıma yabancılaĢacaktır. BahsetmiĢ olduğumuz üzere ülkemizde son zamanlarda belirgin olan ekonomik dalgalanmalar seçmende sosyo-ekonomik konumlarının değiĢeceği hissi oluĢturmaktadır. Bireyler sadece sosyo-ekonomik durumlarını gözeterek oy vermezler. Bu ekonomik faktörde birey beklentileri ile mevcut durumu arasındaki farka göre oy verme iĢlemi gerçekleĢtirecektir.
Roymend Aron‟a göre siyaset ekonomiye yön vermektedir. Ekonomik durumu iyileĢen ve bu yönde güçlenen seçmenler seçim süreci içerisinde yeni gereksinimlerini karĢılayacak olan partiye eğilim gösterebilirler. Bu süreç içerisinde yeni bir çevre ya da sosyal gruba dâhil olmaları mümkündür. Bu yeni sosyal grubun oluĢması sosyal hareketlilik olarak açıklanabilir. Bu yüzden oy verme sürecinde seçmen parti ya da aday odaklı olarak düĢünmek yerine geleceği hakkında bir çıkarım yaparak karar verecektir. Dolayısıyla ekonomik sebepler, bireyin sosyal ve siyasal kültürdeki bağlılıklarına doğrudan etki edebilmektedir. Gelir durumu ile eğitim arasında da dolaylı bir etki vardır. Örneğin; geliri iyi olan bireyler daha kaliteli eğitim alabiliyorken, maddi durumu kötü olan bireyler aynı seviyede eğitim almamıĢ olabilir. Sonuç olarak iki değiĢkenin birbirlerine bağlı olduğunu söyleyebiliriz.
YaĢam koĢulları, iĢsizlik ve enflasyon oranları oy verme sürecinde daha etkili olmaya baĢlamıĢtır (Özsoy, 2009: 52). Bu pozitif yönde bir durum olduğunda mevcut iktidarı ve partinin adayını destekleyecek olan seçmen aksi durumda ise uyarı niteliğinde olsa bile tercihini farklı bir partiden yana kullanacaktır. Ekonomik sorunların topluma etkisi daha hızlı olurken, ekonomik büyümenin hızı topluma daha geç yansımaktadır. Ülkenin büyüme oranı toplumda ödüllendirme sebebi olacaktır fakat enflasyon oranının artması ve ekonomik küçülme gibi etkiler doğrudan etki edeceği için cezalandırma oranı daha hızlı ve Ģiddetli olacaktır. Her ekonomik dalgalanma zengin ve yoksul arasındaki makas aralığının artmasına sebep olacaktır. Bu durum seçmenin partileri ve adaylarını değerlendirmede etkili rol oynayacaktır. Örneğin, ülkemizde 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi ilk seçimine girmesine rağmen tek baĢına iktidar partisi olmuĢtur. Bu baĢarının altında yatan önemli sebep dönemin mevcut koalisyon hükümetinin ekonomik baĢarısızlığıdır.
23
Birçok araĢtırmaya rağmen ekonomik faktörlerin belirleyiciliği net olarak belirtilememiĢtir. Gelir durumu aynı olan seçmenlerin tercihleri farklı olabilir. Her bireyin ailesi, çevresi ve eğitim durumu farklıdır. Bu yüzden ekonomik durumun tek baĢına etkili olmadığını söyleyebiliriz. Ekonomik faktörün etkisi diğer değiĢkenlere göre artabilir ya da azalabilir. Seçim dönemindeki ulusal ve yerel koĢullar, iktidarın ve muhalefet partilerin olası çözümleri üzerine vaatleri seçmen oyunu belirlemede büyük önem taĢımaktadır. Siyasal partiler yeniden seçilmek ve iktidar olabilmek için ekonomik reformlar ve kamu hizmetleriyle toplumun dikkatini çeker ve böylelikle iki taraflı menfaat sağlanmıĢ olur. Seçmen oy verirken kendi yöneticilerini seçmekle birlikte ekonomik beklentilerinin gerçekleĢmesi içinde bir tercihte bulunur. Seçim öncesi ekonominin kötü gittiği durumlarda seçmenlerin müdahale isteğinde bulunarak siyasal katılımın artması yönünde eylem oluĢturmaları gözlenebilir. Tam aksine bu eylem bir tepki Ģeklinde siyasal katılımın çok düĢük olmasıyla da sonuçlanabilir. Seçmenin mevcut ekonomik durumun kötüye gittiği zamanlarda iktidar partisine değil de en yakın rakip partiye oy vermesi olağandır. Bu oy verme davranıĢı iktidar partisi için uyarı niteliği taĢırken, rakip parti için fırsat niteliğindedir.
Yani sonuç olarak seçmenin ekonomik sebeplerden dolayı kullanacağı oy mükâfat oyu olabilirken, cezalandırma oyu haline de gelebilir.
2.10. Aday Faktörleri
Seçmenler aday ile arasında bir bağ kurmaya çalıĢır ve bu doğrultuda tercih kullanırlar. Seçmenin oy verme tercihinde bulunurken siyasi deneyim, devlet adamlığı gibi özellikler aramasının yanı sıra güvenilir ve dürüst olmasına dikkat eder. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisi giderek artan aday imaj faktörü önemli bir yere sahiptir ( Uztuğ, 2004: 66). Ülkemizde partiye oy verme sisteminden adaya göre oy verme Ģekline doğru bir yönelim söz konusu olmuĢtur. Hem milletvekili hemde yerel seçimlerde liderin ve/veya adayın seçmen davranıĢı üzerindeki yönlendirici etkisi giderek artmaktadır. Seçmen, adayların ulaĢabilirlik, dürüstlük ve sorunlara çözüm getirebilecek potansiyele sahip olup olmadıkları gibi kriterleri göz önünde bulundurarak değerlendirmektedir. Seçmenlerin oy kullanma tercihinde önceliği kendi menfaatlerini düĢünmesi, sonrasında yaĢadığı Ģehrin