ÖLÜM YILDÖNÜMÜ
DOLAYISIYLA
Mevlânâ
FÜRUZAN HÜSREV TÖKİN Celâleddin, 30 eylül 1207' yı lında Belh şehrinde dünyaya Keldi. Babası Bahaeddin Veled ile 1210 yılında Belh'den ayrıl dı. Devrin büyük kültür mer kezlerini dolaştılar. Bu uzun geziler. Celâleddin’i her bakım dan olgunlaştırdı. Son olarak, Konya'ya gelip yerleştiler. Ce- lâleddin'in bu devrelerde sessiz ve sakin bir yaşantısı vardı.
Bir gün, Tebrizli Şems adın da gezginci bir derviş, Konya' ya çıkageldi. Celâleddin, onun la tanıştıktan sonra manevî yaşantısında büyük ve derin bir değişme oldu. Tebrizli Şems. Celâleddin'i yüksek ta savvufun, ruhu Tanrıda yok eden gerçek tecrübe ve bilgisi ne ulaştırdı. Horasan erenle rinden bir derviş olan Şems, bilgi yi bir amaç olarak değil, bir araç olarak kullanırdı. Seıııs, bilgiye değil, cezbe'ye (kendinden geçme) tutkundu. O. bütün dinlerin, bütün mez heplerin üstüne çıkmış, kendi sini mutlak varlıkta yok etmiş ti.
Tebrizli Şems, Mevlânâ Ce- lâleddin'i güçlü telkinleriyle yepyeni bir âleme çağırdı. Ona yol gösterici oldu. Ve Mevlânâ, ders vermeyi, vaaz etmeyi ve yüksek yerlere geçip oturmayı bıraktı.
Mevlânâ, hiç semâ yapma mıştı. Şems, onu semâ’a dâvet etli: “Semâ’a gir ki, aradığını semâ da fazlasiyle bulacaksın. Tanrı aşkına istekli olan kim selerin semâ da gözüne Tann'- dan başkası görünmez" dedi. Bunun üzerine Mevlânâ da se- mâ'a başladı. Ve sernâ ı hiç bı rakmayan Mevlânâ. "Semâ'a girdin mi, iki dünyadan da çık tın. Çünkü, semâ dünyası, iki cihandan da dışarıdadır" sözü ile semâ’ı ben dünya ve hem de
öte dünya bağlarından, perde
lerinden kurtuluş aracı, geçiş hâlinin bir çeşit belirlenmesi olarak ele alıyor. Gerçek eren , mutlak (salt) olanda, yani bü tün şekillerin, isimlerin za manların. mekânların yok ol duğu yüce konut’ta yok olmak ister.
Mistik ruh görünümlerini akıl plânında olan kimse anlı- yamaz. Mevlânâ'nın dediği gi bi: "Aşkın anlatımında akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı. Aşkı, âşıklığı yine âşık açıkladı".
“Aşk nedir? Yokluk deryası; aşkın ayağı orada kırıktır”. Aşık, bu yokluk deryasında aş ka kendisini kaptıran kimse dir. Onun, sevgilisine kavuş ması, bu yokluk deryasında kendisini mahvetmesi hâlidir.
Mevlânâ'da yüksek mistik gaye, vuslat değil, Tanrı'da yok oluştur. İnsana Tanrının bir görünümü olarak bakılabi lir. 1 nsanın Tanrı Görünüşü nite ’ ■ligi, içimizdeki tanrısal duygu
dan ötürüdür. Mevlânâ, şöyle der: “Neden hayallerin peşinde dolanıp duruyorsun? Gözlerin de kalbinin kaniyle neyi yıka mak istiyorsun? Baştan ayağa kadar sen Hak'sın. En haber siz, sen kendinden başka neyi arıyorsun?”
Mevlânâ bize, gerçeğin, ger çek varlığın nerede olduğunu gösterdi. Neye gönül bağlan ması gerektiğini öğretti.
Mevlânâ, bir gazelinde: “Ölüm günü tabutum yürü yünce. şu dünyanın derdi ile dertleniyorum sanma; bana ağlama; yazık yazık deme. Bu luşma. görüşme zamanım o va kittir benim" demişti. Bundan ötürü de Mevlânâ'nın ölüm gününe "!job-i Arus- (Gelin ge cesi)" denilmiştir.
Mevlânâ Celâleddin Rumî, 17 aralık 1273 tarihinde öte âlemde Tanrı ile buluşmaya, görüşmeye gitti.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi