TT' S'co 7-3 3
Sarihten S a y fa la r
--- i
Abdulhak Hâmid
ve muasırlan
Büyük sairimiz, Osmanlı İm paratorluğunun esaslı inkılâplar yaptığı bir devirde dünyaya geldi. Hayatı boyunca da birçok yeni değişikliklere, yeni rejim lere şahit oldu.
Böyle hareketli bir devrin ço cuğu olan Abdülhak Hamit, 1- ran edebiyatiyle Tahranda,- Fransız edebiyatiyle Pariste ve İngiliz edebiyatiyle Londrada temasa gelmek iırsatlarını da bulmuştu.
Abdülhak Hâmit, bunlardan başka lisanımızda esaslı bir ye nilik hamlesi yapan Şinasinln, Namık Kemalin ve Recaizade. " nin de muasırıydı. Recaizade i- le ve Namık Kemal’le tanışmış olması, onun ufuklarını geniş letmiş ve yolunu aydınlatmıştı. Namık Kemal, Hâmidi daha ilk eserlerini yazdığı sıralarda is tikbalin büyük bir dehâsı ola rak selâmlıyor ve kendisini İn safsızca hırpalıyan münekkid- lerine karşı, Hâmidi teselli ve teşvik ediyordu.
(Edebiyat için pek çok zevat ile uğraşmıştım. Halbuki şimdi o muterizlerden bazıları yine beni edebiyat mücedditlerinden addedip duruyorlar. Mücedditlik hakkı ise ya Şinasinin, yahut şenindir. Ben ara yerde bir hat tı ittisalim. Zanneder misin ki o muterizler bir zaman bu ha kikati da teslim etmesinler? Tarihi Hicrî itibarîyle kırk beş yaşma girmiş bir büyük veya tâbiri sahihle müsin kardeşinin sözüne itimad e t ki, hakkı irfa nın muterizler indinde de bü tün bütün zayi olmaz. Ben vak tiyle bilmem ne mütalâaya za- hip olmuştum da edebiyat âle minde bulunmaya lâyık olmıya- cak birtakım bahislerle gazete lerimizin bir hayli sütunlarını doldurmuştum. O ayıp bana ait, bu t.enezzülsüzlük sana ve se ninle beraber edebin iki mâna- siyle vardığı dereceye racidir.
Seni istedikleri kadar fbak-et- le, iaketle) hırpalasınlar dur sunlar. Sen o mevkii edebinde kaim ol, hâkimin hiç olmazsa İstikbal olacaktır.) (1)
Namık Kemal, edebiyatta açı lan yeni devrin hakikî bir ön deri sıfatiyle, eski ile çetin bir mücadeleye girişmiş bulunuyor ve kendi yolunda yürüyen genç kıymetleri, icabında müdafaa ve fesçiden geri kalmıyordu.
Kemal. Midillide mutasarrıf bulunduğu sıralarda, pek takdir ettiği gençlerden Recaizade Ek rem Bey, İstanbulda Muallim Naci tarafından tarize uğramış; ve kendisine yardım edilmesini.
fazan
Halûk Y
.
Şehsuvaroğlu
telgrafla Namık Kemalden rica etmişti.
Bunun üzerine Namık Kemal, İstanbula M idilli Tahriri emlâk kâtibi Hüseyin efendiyi (Sadra- razam Hüseyin Hilmi Paşa) göndermişti. Namık Kemal zade Ali Ekrem Bey, bu hâdiseyi şöy le nakletmektedir:
(Bir gün babanım odasında İstanbuldan avdet edecek olan Hüseyin Hilmi Paşaya intizar e- diyorduk. O zaman dediğimiz gibi Hüseyin Efendi on gün ev vel Midilliden İstanbula gitmiş ti. Ben onu, babamın İstanbula gönderdiğini biliyordum amma, sebebi seyahatini öğrenememiş tim. Bundan sonra vâkıf oldum. Muallim Naci mahut Demdemesi ni neşretmiş, Ekrem Bey bundan o kadar müteessir olmuş ki im dadına yetişmesi için Kem al’e telgrafla müracaat etmiş, ba bam bu muhtasar telgraftan bittabi meselenin ne olduğunu anlıyamıyarak. Hüseyin Efendi yi İstanbula göndermekten baş ka çare ubulamamış, hele Hüse yin Efendi kapıdan girdi. İşi anlattı. Ekrem Beyi pek fena bir halde bulduğunu, maamafih kendisini teskin -edebildiğini söyledi.
Babam o zaman: Vah zavallı Ekrem vah, sen böyle tahkir o- lunmamalıydın; diyerek ağla mıştı...) (2)
Recaizade Ekrem Bey başta Abdülhak Hâmit olmak üzere edebiyatımızın birçok üstatları na rehber olmuştu. Eskiler bü tün kuvvetleriyle onu hırpala mak ve yıkmak azmindeydiler.
Abdülhak Hâmit Bey. Recai- zadeve yazdığı bir mektupta, yeni edebiyatın üstatları ara sındaki farka ve bu mektepte, Recaizade Ekrem Beyin mühim mevkiine şöyle temas etmekte dir: (... Evet, ben müstaid-i 11- mü kemalim, fakat cahilim. Kemal az şeyde çok şey öğren miştir. Sen ise az çok öğrenmiş olduğun şeyleri herkesten iyi öğrenmişsindir.
Malûmatımız dereeei kâfiyede olsaydı üçümüz de bizim mem leketin değil, fakat dünyanın en büyük şairlerinden olurduk. Görüyorsun ki vicdanımda olan mermuzatı söylüyorum.
Bir gün sen bana (Şinasi ne dir?) demiştin. Filvaki Şinasi ne idi? Ne olsa o bizim memleke
timizde hiçbir şey olmazdı. O- nun en büyük fazileti K em al’i meydana çıkarmasıdır. Edebiyat kütüphanesinin m iftahlarını öyle mahir bir ele vermesidir. O sırf yapmıştı, Kemal onu man- tığa götürdü. Sen çok şeyi K e malden öğrendik. Fakat istida dı ondan öğrenmedik. Zekâ, fe - tanet, filân, onlar mektebi İlâ hîde okunan derslerdendir.
Bana gelince, edebiyat meyli bana senden geldi, Kemalden gelmedi. Tasviri Efkâr çaktığı zamanlarda ben çocuktum. Se nin Hakayikulvakayi’e, Terak- ki’ye yazdığın şeyler vesair asa rındır ki beni edebiyat yoluna şevketti.
Hattâ İsmini, - şahsını bilip de ülfetine mazhar olmadığım zamanlarda seni gördükçe içim den (İşte o güzel şeyleri yazan bu adam değil mi? Ah mümkün olsa ha ben de şunun gibi ediba. ne şeyler yazsam!...) derdim.
O zamanlarda idi ki senin â- sarı matbuanı taklide odama kapanıp şiirler tanzim eder, ha yaller tasvir ederdim. Bilmem nasıl bir kuvvei mümeyyize o yazdığım şeylerin seninkiler ka dar güzel olmadığını bana te f him ederdi.
İşte o zamanlarda idi ki sana Bozdoğan Kemerinde, hattâ Kemerin altında tesadüf ettim. Uzaktan geldiğini gördüğüm vakit (Yarab, nasıl olsa da şu içimin sevdiği adamla ülfet et sem!) demiştim.
Birbirimize yakın geldiğimiz, de iptida sen gülerek bana de din ki daima iltifatınıza mun- tazır oluyorum, niçin diriğ bu yuruyorsunuz? Onun üzerine selamlaşmaya başladık...) (3)
Bu aşinalık kısa bir zamanda büyük bir dostluk halini almış tı. Hâmitle Ekrem artık sık sık buluşuyorlar, hazzma d oyam r- - dıklan edebî musahabelerde bulunuyorlardı.
Fakat bir gün aralarında bir anlaşamamazîık ve bir müna kaşa baş gösterdi. Yeni edebiya tın iki kıymetli mensubu ara sındaki münazaa, uzaklarda buîunan Namık Kemali mütees sir etmişti.
Derhal Hamide bîr mektup yazdı. Namık Kemal 8 teşriniev vel 1295 tarihini taşıyan bu mektubunda şöyle diyordu: «... Ekremle olan bahsinize ca nım sıkılmadı -desem yalan o- lur... Edebiyatta’ filân hayal, falan hayalden makbuldür, di ye birbirinizin boyunbağma. Frenk gömleğine sanlsanız be nim için lâzım olan karşıda
3u-İ ıs a S ■ ■ ■ ■ ■ ■ • ’■ ■ ■ • ■ ■ • ■ ■ • S
rup gülmektir. Fakat sen bana şunu söyledin, ben de sana bu nu söyleyecektim yollu müna zaaya kıyam ederseniz, bizdm büyük biraderlik vazifesi mey dana çıkar, şahsiyat cihetine a- it yerlerde kalemle olmazsa so pa ile meram anlatırım. Hükü meti müstebidanemi aranızda 1- darei örfiye ilânı derecesine ge tiririm. Elimden yakanızı pek kolay kurtaramazsınız, ona gö re hareket buyurulması babın da ve her halde...) (4)
Namık Kemalin ikazı, Hâmide de, Ekreme de hata yaptıklarını anlatmıştı. İki şair hemen ba rıştılar ve Namık Kemale özür dileyen mektuplar gönderdiler, bu hâdiseden sonra Hâmit: Ekrem kİ asrımızda üstadı
müktedadır. Ders olmasın mı ondan bir söz olunca sâdır beytiyle başlıyan manzumesini yazdı.
(1) Ebüzziya Terfik, Nünıunei Edebiyat, 4 rebiülevvel 1299 ta rihli mektup.
(2. 4) Kental zade Ali Ekrem, Recaizade Mahmut Ekrem Bey.
(3) Abdülhak Hâmit, Mektup lar cilt 2.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi