• Sonuç bulunamadı

Haşmet Akal'ın sergisinde

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Haşmet Akal'ın sergisinde"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Haşmet A ka Tın Sergisinde

“ Tahtacılar” , “ Odun kesenler” , “ Yayık sallayanlar” ve

daha niceleri, sözünde durduğu dönemin en gözde örnekleri

sayılmalıdır bence.________________________________________

Heyecanla giriyorum kapıdan Haşmet

Akal’ın sergisine.

6 Ocak 1990 Cumartesi; akşamüstü. Gerçi, sözümüz vardı buluşmaya, doğru, ama Harbiye'deki Garanti Sanat Galerisi’nde miydi?

28 Aralık 1960 akşamı sözleşmiştik Anka­

ra, Kızılay’daki bir biraevinde. Önümüzdeki

yılbaşı gecesini konuşmuş, programlamıştık güya. Ben onlarda olacaktım o gece. Anlaşıp, coşkuyla ayrılmıştık ikimiz de. O, evine dön­ müştü; ben de Askeri Tıbbiye’deki yargıç bö­ lüğüne...

Olmadı, sözünde duramadı, notlar cebin­ de kaldı, buluşamadık. O, dünyamızdan ay­ rıldı. Ne serüvenler yaşandı sonra. Kimler gelip geçti, neler neler değişti. Haşmet Akal hâlâ aramızda, yaşıyor.

Telaşla aranıyorum sergide. Aynı onun gi­ bi, aceleci... Taslaklarını bile Mersin’de, önüm­ de yaptığı “Dadaloğlu” nerede?. “Kalktı göç

eyledi Avşar illeri- Ağır ağır giden eller bizimdir” diyerek sallıyordu fırçayı. Edebiyat

öğretmenimiz Ziya Arıkan bu tabloyu, sınıf­ ta karşımıza koyup, bir yazım ödevi vermişti bize. Ne anlıyoruz, neler algılıyoruz bu tab­ lodan? Tabloyu anlatacaktık.

Bir çırpıda geçtim sergiyi. Dönüp yeniden başladım aranmaya. Oysa, Haşmet’in sözün­ den caymasından kaç yıl sonraydı bilmem, bir sanat takviminin ilk safyasmda görmüştüm onu. Arkadaşım Ahmet Köksal’ın sunuş ya­ zısından anladığıma göre, 1961 yılı, Milli Eği­

tim Bakanlığı Sanat takvimi.

Geçiyorum...

Benim şiirlerimden esinlenerek yaptığı ve 1960 yılında Ankara Amerikan kültür merke­ zinde açtığı sergide yer almış olan “ İbat” da yok. Şu anda adlarını anımsayamadığım da­ ha nice nice tablo yok. Oldukça eksik bir ser­ gi bu.

Geçiyorum, geçiyorum...

Çok iyi ansıyorum, bize karşı sözünden cay­ dığı sıra yüzlerce tablo bırakmıştı Bülbülde- resi’ndeki evde.

Önce onu götürüp bıraktık yerine. Sonra herkes birer birer dağılıp gitti ayrı yönlere. Ek­ meğini kazanmaya gitti herkes. Tablolar hiç ilgisi olmayan, onlara yakın duramayan bin­ lerinin çatıarasında zamana direnmeye bıra­ kılmıştı yapayalnızlıklarında. Yıllar sonra bu tablolardan çoğunun yitirildiğini öğrenip, ezinç duymuştum.

Onları arıyor gözlerim. Gene de onları arı­ yorum. Bulmam gerekiyor sanki. Yok, bula­ mıyorum, hiçbiri yok. Derken... Hah,

“Kadıköy-Karaköy dolmuş motoru” orada.

Nasıl seviniyorum. Aradığım bir resmi bulup yerine koymuşum gibi. Mersin resimlerinden bu. Diğerleri de bulunmalı diyorum. Ama ner- dee.. Kimin işi bu, soruyorum?

Haşmet Akal’ı üç dönemde gördüm hep.

İstanbul dönemi: İlk resimleridir bunlar.

Donuk renkler egemen. Çizgiler sönük. Bü­ tüne yönelik toplumsal bildiriler içeren puslu figürler oluşturur bunları. Ne ki, figür daima

C

b v

ikincil kesimdedir. Sanatçımız rengin çekimi­ ne kaptırmıştır kendisini. Cesaretlidir. Çoğu

natürmort’lar, Orhan Veli resimleri ve Metin Eloğlu portresi belirgin örneklerdir buna,

Paris dönemi: Kısa bir sürem belki. Kübiz­

min etkileri görülür. Usta bir elin geleceğini muştulayan resimler. Portreler ağırlıktadır.

Mersin dönemi: Haşmet Akal, resmin do­

ruklarında dolaşır bu dönemde. Yeni bir kişi­ lik yaratmasını bilmiştir orada. Renkten uzak­ laşır, form öndedir. Çizgiler canlı ve salt res­ min peşindedir.

Son yıllarında kendisi de onu söylerdi zaten.

“Renk değil, form’dur aslolan.”

Onun karşısında rengi savunmuş olan Bedri

Rahmi ile kıyasıya bir tartışmaya girmiş ol­

duğunu da anımsıyorum şimdi.

Otuzca yıl geçmiş o yandan bu yana. Haş­ met Akal aramızda. Bizimle yan yana. Türk resminin altın çağını yaşadığı şu dönemde,

Burhan Uygur'lar, Muzaffer Akyol’lar ve Ka­ sım Koçak’larla can cana bir yaşarlık içinde

Haşmet Akal.

“Tahtacılar”, “Odun kesenler”, “Yayık sallayanlar” ve daha niceleri, sözünde durdu­

ğu dönemin en gözde örnekleri sayılmalıdır bence.

Diyarbakır eski Orduevi’nin duvarları ile

Mersin’deki Tevfik Sim Gür Lisesi’nin iç mer­ diven korkuluklarındaki dizileri bir sergiye ta- şıyabilseydik. Onu daha iyi anlatmış olurdum.

Haşmet Akal, yaşadığı dönemin acar bir ressamı olarak, zamana meydan okumayı sür­ dürecektir, diyorum, tartışmaya hazır olarak...

HALİL UYSAL

Hukukçu, Askeri Yargıçlıktan ayrılma

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Haşmet Uzbilek ise şehre gez- mek için gelen herkesin yolunun düştüğü isimdir fakat asıl önemlisi yani şehre gelen profesörle şehirde yaşayan lise hocasını

Primer Sjögren sendromunun klinik ve histolojik bulgularının bazı kronik hepatit C hastalarında görüldüğünü gösteren pek çok çalışma mevcuttur.. Biz de hepa- tit

Musti Türkiye Tamamdır ve Beyaz Türkler Küstüler eserleri, değer aktarımı( Estetik Değer, Ahlaki Değer, Sosyal Değer, Dinî Değer, Siyasi Değer, İlmî

Toplam kalite yönetimi ilkeleri çerçevesinde ölçme ve analiz teknikleri kullanılarak hataların önlenmesinin sağlanması, personelin nitelikli eğitim alması, tam katılım

İşte o günlerde Çallı İbrahim Beşik­ taş’ta bir dostunun evinde kafayı bir hayli tütsüledikten sonra gece geç vakit ağır a- ğır yürüyerek Dolmabahçe

açısından 25 yaş altı müşteriler, 26-40 ve 41-55 yaş arasındaki müşterilere göre esnaf ve sanatkârları daha çok beğenmektedirler. Bu durumda Ahilik de- ğerlerine

Kültür tarihçileri ve arkeologlar, son dönemde Eroğlu’nun, “Allianoi sular altında kalmasın” diyen Tarkan’a “Kendi işine baksın” çıkışıyla gündeme gelen antik

Özellikle hepatit B ve C hastalığı ile birlikte aflatoksin zehirlenmesi sonucu karaciğer kanseri oluşma olasılığı ciddi anlamda