Om er Sami COŞAR
1922 yılı Kasım ayının ikinciyansı...
İstiklâl Savaşı zaferle son bulmuş. Düşmanla elbirliği yaparak milletine karşı cephe alan Osmanlı padişahı Va- hideddin (V. Mehmed) bir İngiliz savaş gemisine binerek yurttan firar etmiş! Ne sultan kalmış, ne halife! Milleti temsi- len Türkiye Büyük Meclisi ve hükümeti var.
Başkumandan Gazi Mustafa Ke mal Paşa ve onun yolunda, ona güve nerek yürüyenler için beklenilen değişiklik kendiliğinden olmuştur, geri ye dönüşe de lüzum yoktur. Paşa, Sam sun’da başlattığı kavganın, Anadolu’nun düşmandan temizlenmesi ile son buldu ğunu kabul etmemektedir. Hedefi vatan da geniş ve köklü bir düzen değişikliği yapmak, asırların getirdiği yıpranmış, köhne bir sistemi yıkıp atmaktır.
Yalnız karşısında oldukça kuvvetli bir muhalefet var!
Saltanatsız, halifesiz Türkiye’nin yaşayabileceğine inanmayan kişiler! Bunların arasında İstiklâl Savaşı’nm namlı paşaları da var. Kimsenin dili var maz bunlara "vatan haini” demeye. Fa kat b u n la r, eskiye b ağlarını koparmayan, birtakım hakikatleri Ga zi gibi görmek istemeyen kişiler. Tarih bunun için onları şanlı hatıraları ile baş- başa bırakmış ve Gazi Mustafa Kemal’i de Atatürk yapmış...
Gazi, 1 Kasım’da saltanatı lağvet miş, aynı zamanda, bütün arzusuna rağ men, hilafetten de yurdu kurtaramamış. Meclis yeni bir halife seçecek denmiş... Halifesiz Türkiye kurulmaz diyenler ge çici galebelerine sevinmişler. Osmanlı hanedanından gelecek yeni halifeye öy lesine peşin güvenenleri var ki:
• REFET PAŞA NIN ARACILIĞI
TBMM bu halifeyi seçecek! Bu da muhtemelen Abdülmecid Efendi olacak.
TBMM Başkanı Gazi Mustafa Ke mal Paşa ile Meclis’in İstanbul’a yol ladığı temsilcisi Refet Paşa arasında telgrafla gizli konuşmalar yapılır. Hila fet makamına oturacak bu kişinin ileri de padişahlık iddiasında bulunmaya cağına dair açık söz vermesi lâzımdır, hatta elinden bir de senet alınmalıdır.
Mustafa Kemal’in, Osmanlı hane danının bu artıklarına hiç güveni yok tur. Refet Paşa’ya çektirdiği şifre telgrafta der ki;
“Gayet mahrem bir tanda Abdül mecid Efendi ile konuşun, hislerini, gö rüşlerini öğrenin ve bize bildirin.”
TBMM Başkanı bu işin çok gizli tutulduğunu, hükümet üyelerinin dahi bundan haberdar bulunmadığını, yalnız Başbakan Rauf Bev’in gelişmeleri takip etmekte olduğunu da Refet Paşa’ya bildirir.
Fakat Mustafa Kemal ile müstak bel halife arasında, Refet Paşa’nm ara cılığı ile cereyan eden bu son derece mahrem temaslardan devamlı şekilde ha berdar bir kişi daha var! Fransız devle tinin İstanbul’daki Yüksek Komiseri General Pelle!
Abdülmecid Efendi, yabancı bir devletin temsilcisine, TBMM Baş- kanı’ndan kendisine ulaşan teklifleri du yurmakta. akıl danışmaktadır. Bir ara Ankara'dan gelen bu teklifleri kabulde mütereddittir. General Pelle sonunda onu, bu teklifleri kabule razı edecektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Kasım günü Abdülmecid’in hilafet ma kamına oturtulmasını görüşür ve gizli bir celsede meseleyi karara bağlar. O ak şam Mustafa Kemal Paşa Refet Paşa’ ya, halifenin ne sıfat kullanacağını, kıyafetinin ne olacağım bildirir. Halife nin, Sultan Fatih gibi sarık sarması tek lifi reddedilir. Daha bazı şartlara da boyun eğmek zorundadır Abdülmecid.
Fransız generaü Pelle’nin 19 Kasım günü Paris’e yolladığı iki uzun telgraf, Gazi Paşa’mn bu Osmanlı halifesine gü venmemekte ne kadar haklı olduğunu ortaya koyan açık delillerdir.
• ABDÜLMECİD’İN FRANSIZ DOSTLUĞU
Pelle; “Son derece acele” kaydı ile o gün Paris’e ulaştırdığı ilk telgrafta Abdülmecid’in Ankara ile olan gizli te maslarından sefareti devamlı haberdar tuttuğunu belirtir. Halifenin, Fransa devletinin İstanbul’daki temsilcisine gü veni sonsuzdur!
Pelle şunları yazar: (1)
“Abdülmecid Efendi’nin hilafet makamına oturacağı artık katileşmiş- tir. Bu sonuç, Fransa’nın menfaatleri ne en uygun sonuçtur. Mecid Efendi her zaman memleketimize karşı büyük dostluk beslemiştir. Fransız fikir haya tına, edebiyatına bağlılığı kuvvetlidir. Bir zamanlar İngilizlerle dostluk kur ma yoluna da sapmış ise de şimdi ye niden ve tamamiyle bize dönüktür. Geçen 2 Kasım’daki davranışı da bu na delildir. Cihan Savaşı’nda ölen as kerlerimizi anma törenine başyaverini yollamış ve kendi adına da mezarları na çelenk koydurtmuştur!
Abdülmecid Efendi ile özel ve çok samimî bağlarım var. Eşi prensesi takdim ettiği tek Avrupah benim. Eşim le kendilerini sarayda birçok defalar zi yaret ettik."
• YENİDEN SEÇİLME Mİ, TANIMA MI?
Aynı günün gecesi General Pelle (sa at 21.45 -çok gizli)kaydı ile hükümetine bir telgraf daha yollar. Bir noktanın he nüz anlaşılamadığını belirtir. Halifenin önem verdiği bir nokta olacak bu:
“TBMM Abdüimecid’i halife mi seçmişti yoksa halife olarak mı tanı mıştı'.’"
General Pelle, bu konudaki şüphe lerine rağmen Mecid Efendi’nin
Anka-M ustafa Kemal Paşa ile
İstanbul'a gönderilen Refet Paşa
arasında gizil konuşm alar yapılır
Abdülmecid, General
Pelle’ye akıl danışıyor
Başlarken
ogpooooooooooooooooooooo2)1
Hilafet 60 y ıl önce bugün, 3 Mart ¡924 günü kaldı
rılmıştı. Bu önemli olayın 60. yıldönümünde, gazeteci
araştırmacı Ömer Sami Coşar1 m Fransız kaynaklarına
da dayanan ve şimdiye kadar gün ışığına çıkmamış hu
susları da içeren ilginç bir araştırmasını yayınlıyoruz.
Bu araştırmada hilafetin kaldırılışı sırasında geçen
ve bugüne kadar gizli kalmış olan bazı olayların perde
arkasını ve hilafet konusunda ilginç gelişmeleri bula
caksınız.
T T ~
Gazi Muştala Kemal Paşa, saltanatı lağvettikten sonra, yeni halife konusunda Ab- dlllmecid Etendi ile Refet Paşa aracılığı İle temas ediyordu. Aslında Mustafa Ke mal’in Osmanlı hanedanından kalan bazı kişilere hiç güveni yoktu...
Fransız Yüksek
komiseri Pelle
Paris'e yolladığı
telgrafta
Abdülmecid'in
Ankara İle gizli
temaslarından
sefareti haberdar
ettiğini bildirir ve
Abdülmecid'in
Fransa’ya her
zaman dostluk
beslediğini
belirtir
ra’nm kararına uyduğunu, halifeliği kabul ettiğim müjdeler ve şunları yazar Paris’e;
"Haber henüz resmen açıklanma dı. Daha önceki telgraflarımda da size duyurduğum gibi, halife ile Ankara ara sındaki bütün görüşmelerden başından itibaren haberdardım. Halifenin bana gösterdiği hu itimaddan, lüzum hasıl ol dukça. faydalanacağım... Bizlere kar şı ilgisiz kalmasına imkân yoktur. Her ne kadar halifenin yetkileri şimdilik sı nırlandırılmış gibi görünüyorsa da, bu haliyle de sempatilerini kazanmış olma mız bize ancak fayda sağlar. Selefi, İn- gilizlerin elinde bir esirden başka şey değildir.”
Yüksek Komiser, “Hükümdarın eninde sonunda siyasi kuvvete de ye niden kavuşacağına" inanmaktadır. Birçok delillerinbu görüşünü kuvvetlen dirdiğini ekler. Yalnız bu delillerin ne lerden ibaret olduğunu açıklamaz, Fransa’nın, sonucu güvenle beklemesi gerektiğini önemle kaydeder.
Ayrıca der ki:
“Yetkileri sınırlandırılmış bir hal de iken de Abdülmecid'den faydalan mamız mümkündür!"
General Pelle’nin hükümetine son bir tavsiyesi var:
“Yeni halifenin müşkül durnmla- ra düşürülmemesine özellikle dikkat edilmesi şarttır. Fransız gazeteleri, Ab dülmecid’in Fransa'ya karşı beslediği dostluktan çok ihtiyath bir şekilde bah setmelidirler. Ziyadesiyle bu dostluğu na değinmezlerse, halifeyi müşkül durumlara düşmekten kurtarmış olur lar!,."
• ABDÜLMECİD FRANSIZLARA GÜVENCE VERİYOR
Birkaç gün sonra, 26 Kasım’da, Pelle nir telgraf daha yollar. Abdülme cid’in göreve başlarken ettiği yeminden bahseder, Büyük Millet Mcclisi’ne sa dık kalacağına dair sözlerini hatırlatır ve der ki;
“ Benimle olan özci konuşmalar da halife değişik bir dil kutlanıyor! Baş- tercümanımı saraya yollayarak kendisinden yeniden mülakat rica et miştim. Halife, gelenin sefaretin yalnız haştercümar.ı olmasına rağmen huzu ra kabulde İsrar etmiş, kendisi ile
ko-nuşmuştur. Kendisine, Fransa'nın büyükelçisi ile sık sık buluşup konuş mak abşkanlığını katiyen kaybetmemek niyetinde olduğunu söylemiş, Fransa' ya olan bağlılığını, hayranlığını, min nettarlığını tekrar leyid etmiştir.”
Generale göre, Abdülmecid başter- cüman Cuinet'ye der ki:
"Mösyö Poincarre'nin parlamen toda. imparatorluğumdan bahsederken kullandığı lisan beni çok duygulandır dı. Bana güvenebilirler. Fransa ile Türkiye arasında samimî bir dostluğun sağlam temellerinin atılması için hükü metim nezdinde her türlü müdahalele ri ve tavsiyeleri yapacağıma inanma lıdırlar."
Yüksek Komiser şu sonuca varır: “Halifenin siyasi bir rol oynamak tan vazgeçmediği açık açık görülüyor. Kendi tarafından yarın kabnl edilece ğim."
Ertesi günü General Pelle ve İngi liz Komiseri Henderson, peşi peşisıra Abdülmecid'in huzuruna giıerler. Yal nız bu defa ziyaretler bilinmektedir; An kara temsilcisi Dr. Adnan da oradadır, önemli bir konuya temas edilmez.
• ANKARA'DA MÜCADELE
Aradan iki gün geçer, ne gibi ha berler sefarete ulaşmıştır? Fransız Yük sek Komiseri yeniden konuya değinen uzun bir telgraf hazırlar ve bunda şöyle der;
“Barıştan sonra, şimdi Ankara’ da duruma hâkim olan paşalarla İtti- had Terakki'li politikacıların arasında mücadele başlayacaktır. Seçim meka nizmalarını ve devlet memurlarının ço ğunluğunu ellerinde bulunduran tecrübeli politikacılar olan İttihadçılar eninde sonunda durama bakim olacak lardır. Muhtemeldir ki sultan-hallfe o zaman anayasal bir hükümdar olarak, eskisi gibi, tekrar tahtına oturtulacak tır." (2)
Generale göre, Mustafa Kemal Pa şa’nm İttihadçılar tarafından devrilme si muhakkak gibidir ve bunun için de Fransa şimdiden Abdülmecid'i şiddetle desteklemelidir. Halife koyu bir Fran sız taraftarıdır ve Türk milliyetçiliğinin de göz bebeğidir! Onu desteklemek, ye niden padişah olmasını sağlamak Fran sa'nın menfaatlerine çok uygundur.
Fransız temsilcisine göre, Abdülme cid’in temin etmesi muhtemel bir mü him sonuç da şu olacaktır: Ankara’daki müfrid görüşlü olanları bertaraf edeıck bütün mutedil görüşlü kişileri bir ara ya getirmek!
“Müfrid” denilen yeni büyük dev letlerin her türlü müdahalelerini redde den. tam bağımsızlık isteyen kişilerin dc başında Gazi Mustafa Kemal Paşa vardır.
Saltanatın lağvından sonra ye ni bir halifenin seçimi söz ko nusu olduğunda Abdülmecid Elendi’nln adı akla geliyordu..
Fransa'nın İstanbul'daki Yüksek Komi seri General Pelle, Abdülmecid Elendi ile temas ediyor ve bunların sonucunu ül kesine bildiriyordu. Pelle. Abdülmecid ile “ çok samimi” ve “ özel” bağları oldu ğunu da belirtir...
W — Fra n sa D ış iş le ri B akanlığı a rş iv i (F .D .B .A ) Turquie; C ilt. 110. (A f fa ire s Fielıgieuses E le clıo n s Ou N o u ve a u H a life)
(2 )— (F.D .B .A .)■ a yn ı c iltle
• M uam m er D ü rm ü ş ü n resim serg Ü m il Yaşar Sanal Galerisi’nde pa: tesi günü açılıyor.
• Bosna - Hersek Çağdaş G rafik R»s». Güzel Sanatlar Galerisi’nde p leşi güııu açılıyor. 18 M a n ’a dek süı • Gülseren Kayalı'nın, Taksim Galerisi’ndeki resim sergisi pazart- nü açılıyor. 18 M a rt’la kapana • Necati Ü n al'ın , İş Bankası P; kapı Sanal Galerisi’ndeki resim pazartesi günü açılıyor. 23 M aı na erecek. • Em si Oegasperi'ni sergisi, M im ar Sinan Universil nu’nda açılıyor. 22 M a rt’a dek • Birsel M eral, çevre koleksi; gisini salı günü Bebek Akbank I lerisi’nde açıyor. • Kınız çizgileri, Gülay A y & n ’m şiirleı şan " E fk a r-ı Aşk M akam M ısra” sergisi, BFS Kİtabeı allim Naci Cad. No. 41, ( M a rı’a dek sürecek.
(Bu hafta kapar •D e n iz B ilgin'in, batik Sanat Galerisi’nde bur • Ali Rıza Jadidi’nin r M arm ara O teli’nde ’ • lllv l - Asiye Soya nat Galerisi’ndeki f tesi,
• Karm a resim ser lerisi’ nde çarşam • Banş Sayılı’n Kredi Osmanbı * • Ümraniye Kı Kredi Kadıkö • Neşe Erdok nat Galerisi • Çağdaş B ir Kesil si'nde cm • G al 17.00’. ni. •A l iani 11.' B« So D. kı Yarın: A bdülm ecid'in aklı A nado lu 'da
Ömer
Sami
COŞAR
G
AZİ Mustafa Kemal Paşa’run kurmayı aklına koyduğu yeni . devlet için, harikaten büyük bir tehlike iniydi Abdülmecid Efendi?Gazi Paşa’ya rağmen, saltanatı ye niden kuracak bir güce mi sahipti?
57 yaşma varan bu adamın ömrü sa- , ray duvarlarının gerisinde, yan hapis ha linde geçmişti. Çocukluğu korkularla doluydu. Daha sekiz yaşında iken Ba bası Sultan Abdülaziz’i tahttan indir mişlerdi. Hemen sonra, kimine göre intihar etmiş, kimine göre katledilmiş ti! Büyük kardeşi Yusuf İzzettin, bilek lerini makasla keserek hayatına son vermişti.
Bundan sonra Mecid Efendi, resim yaparak veya piyano başında ya da ya bana gazeteleri okuyarak durgun haya tım sürdürmüştü.
Son padişah Vahidettin, Malta Adası’nda İngiliz bayrağının gölgesin de nihayet kendini emniyette hissettiği ilk günlerde, Mecid Efendi’nin seçimi ni duyuyor, berberi Şükrü’ye diyordu ki;
Bizim budala, demek saltanat sız Hilafet’e razı! Yani bir tekke şeyhi olacak!”
• FRANSIZLARA GÖRE, ABDÜLMECİD’İN HAYATI
Abdülmecid bir budala mıydı? Kendisi ile yakından ilgilenen Fran sız Büyükelçiliği’nin istihbarat subayı, onun bir hayat hikâyesini hazırlamıştı. Elçilik arşivindeki dosyalardan çıkarı lan bu hayat hikâyesinin en ilginç yönü şuydu:
“1908 Meşrutiyet ilânından sonra Abdülmecid, İttihatçı subaylara sokul mak; onların gözüne girmek için teşeb büslerde bulunmuş, kendisini bir Meşrutiyet aşığı olarak göstermeye dik kat etmiştir. Her fırsattı koyu bir Meş rutiyetçi olarak ortaya atılmıştır. Yalnız İttihatçılar Abdülmecid’e güve- nememişlerdir. Onu, “ fazlasıyla diplo mat, fazlasıyla kurnaz” bir kişi olarak tanımışlardır. Bunun içindir ki, Abdül- mecid’i bir yana bırakmışlar ve istib dada, saitçıhk yanlısı, bağnaz olduğunu bile bile Vahideddin'i veliabd durumu na getirmişlerdir.”
Mustafa Kemal Paşa da 1908 İhti lâli’ni yapan genç subayların arasınday dı. Şüphesiz ki Abdülmecid’i o da yakından tanıyordu.
Abdülmecid’in, İstiklâl Savaşı’nm sürdüğü ve Anadolu ordusunun ilk ga lebelerini elde ettiği günlerdeki davra nışları da onun ne derece kurnaz olduğunu ortaya koyuyordu. Bir ara oğ lunu Anadolu’ya yollamış, Ankara ile bağlar kurmak istemişti. İşgal altında ki İstanbul’da, sarayı ve tüm hareket leri İngilizler tarafından devamlı bir şekilde takip edilirken, bu gibi teşebbüs
istiklâl savaşı zaferle biterse va h id e ttin lıt tahtını
koruyam ayacağını hesaplayan Abdülmecid um utlanıyordu
Abdülmetid’in gözü
Anadolu’da
lere yalnız kendi inisiyatifi ile girişmesi ne imkân olabilir miydi? Birtakım güçler ona yardımcı olmuş ve hatta yönetme miş miydi?
• KURNAZ VE SİNSİ
Kurnaz bir adamdı Abdülmecid. Kurnaz olduğu kadar sinsiydi. İntihar eden ağabeysi Yusuf İzzettin’deki aklî dengesizlikler onda yoktu. İstiklâl Sa vaşı zaferle son bulursa Vahideddin tah tını muhafaza edemezdi. Anadolu ise saltanatsız halifesiz yaşamazdı. Demek ki sıra ona gelecekti. Bu hesaplan tek başına mı yapmıştı? Yoksa bir yaban cı devletin bunda kendisine yardımları da var mıydı?
Gazi Mustafa Kemal daha o yıllar da Abdülmecid’in bu oyununu sezmiş, İstanbul’dan yolladığı oğlu Ömer Fa ruk’u Anadolu’nun smınndan geri gön dermişti. Anadolu’nun ne sultana ve ne de haiifeye ihtiyacı vardı.
İstiklâl Savaşı daha sonuca yarama dan umduğuna kavuşamayan Abdülme cid şimdi Anadolu’nun kahramanı, Türk milletinin gözbebeği, yurdun kur tarmışı Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı tek başına altedebilir miydi? Yeni halife bu na inanacak kadar budala değildi. Ona gene de ümit veren, onu cesaretlendi ren birtakım güçler vardı ortada.
Bu güçlerin Abdülmecid’e, Abdül mecid’in de bu güçlere ihtiyacı vardı. Onları birleştiren gaye birdi:
— Mustafa Kemal Paşa’yı altetmek, her ne pahasına olursa olsun tesirsiz hale getirmek. Kışlasına dönmesini, yurdu idareye devamdan vazgeçmesini sağla maktı!
Mustafa Kemal Paşa’ya karşı bu kavgayı çoktandır sürdüren bu birtakım güçlerin büyük bir noksanı vardı. Gazi Paşa’ya karşı birleşirken bir bayrağa ih tiyaç duyuyorlardı. Zaferin kahramanı na karşı o sırada bir bayrak bulmak kolay değildi.
İşte bu düşünceler, bu entrikalar o birtakım güçlerle, Abdülmecid’i birleş tirecekti. Halife bayrağı altında Gazi Mustafa Kemal’e karşı! Ve ne aadır ki. halife bayrağı altında, İstiklâl Savaşı’n- da sonuna kadar görevini yapmış
ter-Mustafa Kemal Pa-
şa'nın yetkilerini
uzatan yasa Mec
liste görüşülürken
bazı mebuslar M.
Kemal'e karşı tavır
larını ortaya koy
muşlardı
Halife Abdülmecid, Mustafa Kemal’in zafere ulaşmasından sonra, Vahideddln’in yerini koruyamayacağını ve sıranın kendine geleceğini düşünüyordu. Halife Abdülmecit bir törende görülüyor.
M
a
Meclis tarafından İstanbul’a temsilci olarak gönderilen Refet Paşa (ortada), Halife Abdülmecid’in huzurunda görülüyor.
tem iz k ah ram an lar, p aşalar da toplanacaklardı. Gazi’ye karşı... Abdül mecid’in yanında...
• TEHLİKELİ GÜÇLER
Yurt için en büyük tehlike bu güç lerden geliyordu. Ve bunlarla halife iş
birliğine koşacaktı. Bir kısmı öz menfaatleri peşindeydi! Fakat bir kısmı da, Mustafa Kemal Paşa’nm kendileri ne anlatmaya, göstermeye çalıştığı ha kikatleri bir türlü kavrayamayacak, göremeyecek kadar kör insanlardı...
Bu güçler, bu vatan için ne derece tehlikeli oyunlara girişebileceklerini, Mustafa K e m a l’den k u rtu lm a k için ne ler yapmaya muktedir olduklarını sava şın içinde, Büyük Taarruz’dan birkaç ay önce açık açık göstermişlerdi.
Bu milletin üç yıldır süren fedakar lıklarını birden hiçe indirmek pahasına... En tehlikeli oyunlarını 5 Mayıs’ta sergilemişlerdi. Meclis’te çoğunluğa ya kın kişileri de kandırarak Başkumandan lık K anunu’nu uzatm am aya kalkışmışlardı. Elebaşılarından biri, İt tihatçı Kara Vasıf, Sakarya’dan beri or du kıpırdayamıyor, kıpırdayamayacak derken alkışlanmıştı. Ordunun kıpırda- yamamış olmasmdan bahsedilmesi mi bu Meclis üyelerini alkış tutmaya sürük lemişti? "Milleti rezil ediyorlar” diye bir Erzurum Mebusu Hüseyin Avni, her fırsatta Mustafa Kemal’e kinini kusan bir eski subay, Seiabattin Bey! O da;
— Taarruz edecek inisiniz? Diye Mustafa Kemal Paşa’ya sor muş, Başkumandan da kendisine:
— Taarruz edeceğiz, demiş. Fakat zaman geçmiş, taarruza geçi lememiş, demek ki Selahattin Bey hakh ve Mustafa Kemal haksız... Başkuman danlığı, yetkileri kısılarak uzatılsın...
Başkumandanlık Kanunu ortada kalmış. Savunma Bakam, Genelkurmay Başkanı gelmişler Mustafa Kemal Pa şa’ya, istifalarım getirmişler. Sabretme lerini isteyerek Meclis’e gitmiş ve savaş halinde ordudan bahsedecek, gizli celse istemiş.
Afyonkarahisar Mebusu Şükrü Ho ca sinirlenmiş bu teklife. Saltanatçı, ha- lifeci Hoca bağırmış:
Milletten neyi saklıyorlar. Alem celsede söylesinler söyleyeceklerini. Mil let de duysun, öğrensin!”
İşte zaferden sonra Abdülmecid’in etrafında kenetlenecek grubun adamla rı bunlar!
Gazi Paşa, söyleyeceklerini düşma nın duymasının ne kadar tehlikeli oldu ğunu anlatmış, askerî bilgiyi, savaş devam ederken, uluorta, açık açık or taya dökemeyeceğini belirtmiş, konuş muş ve nihayet M eclis’in bir çoğunluğunu yanına çekmiş, Başkuman danlık Kanunu, tüm yetkileri ile bir-üç ay için yeniden uzatılmış...
Bu kişilerin Mustafa Kemal’e karşı öylesine kinleri vardı ki, durmamışlar dı. Bir tehlikeli oyun daha hazırlamış lardı. Sanki bunlara göre Türkiye için en büyük tehlike ne Yunan ordusu, ne İngiltere, ne Fransa ve ne de bunların işgal kuvvetleri idi. Bu büyük tehlike, onların nazarında Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan geliyordu.
Ne pahasına olursa olsun, Mustafa Kemal’in yetkilerini iyice kısmak lâzım dı.
Yarın:
“ Meclis M ustafa Kem al'in yanında değil"
ömeı
t
Sami
•I
COŞAR
Fransa'nın Ankara'daki temsilcisi Albay Mougin Paris'e telgraf çeker:
O
A
NKARA’dan gelen haberler o gön Londra’da Lloyd Geor ge’un sekretaryasmda sevinç ya ratmıştı!1922 yılı Temmuzunun ikinci yan- sındaydık.
İngiltere başbakanının Yunan taraf tan politikasına yapılan saldınlar son zamanlarda şiddetlenmişti. İngiliz ordu larının Genelkurmay Başkanlığı’na yük selmiş Mareşal Wilson gibi şahsiyetler dahi Lloyd George’un bu siyaseti üe ki me hizmet ettiğini anlayamıyorlardı.
Mareşal diyordu ki:
“Anadolu’da savaşı devam ettir mek, Yunanlıları bu şekilde inatla des teklemek, İngiliz menfaatlerine uygun değildir. Britanya İmparatorluğu en ge niş İslâm ülkesidir. Müslüman vatan daşları, milyonlarca insan, başbakanımızın bu politikasından şikâ yetçidirler.”
Bir başka İngiliz generali Tovvshend, Anadolu’da Mustafa Kemal’in ordusu nu yakından gördüğünü, son derece di siplinli, silahlan tamamlanmış bir kuvvet teşkil ettiğini açıklamış ve Yunan ordu sunun hezimete uğramaya mahkûm ol duğunu belirterek Anadolu’da savaşın yemden patlamasına mutlak olarak mani olunmasını istemişti (1).
Yok yere kan dökülmesi bu şekilde önlenebilecekti.
Yeni bir savaşa' gerek kalmadan, Anadolu’nun boşaltılmasını savunanlar, Avam Kamarası’nda da çoğalıyordu.
Lloyd George ve kabinesi, belki de bu gelişen baskı altında Mustafa Kemal’ in şartlarına boyun eğecek, Yunan or dusunun Anadolu’dan çıkıp gitmesi için ciddî teşebbüslere girişecekti. Onbiııler- ce insanın ölmesi, yaralanıp sakatlan ması, şehirlerin yakılıp yıkılması, kış arifesinde yüzbinlerce kişinin evsiz bark sız kalması ihtimalleri iyice zayıflamış tı.
Mustafa Kemal Paşa bu savaşı hiç istemiyordu. Fakat hazırdı savaşa. Açık açık ilân ediyordu bunu. Onun teklifi üzerine, barışı kurtarabilmek için son bir teşebbüs yapılıyor ve Meclis kararı ile İçişleri Bakam Fethi Bey Avrupa’ya yol lanıyordu. Paris’e ve özellikle Londra’ya son barış çağrılarını yapacaktı.
B aşkum andanlık yetkilerin e karşı
Aradan üç gün bile geçmemişti.. Mustafa Kemal Paşa’nın başkuman danlık yetküerini ellerinden almak için iki ay önce çırpınmış olan aynı kişiler, bu defa gene Mustafa Kemal’in şahsını hedef tutan ikinci bir darbeyi planlıyor
“Meclis, Mustafa Kemal’in
yanında
İngiltere savunma
Bakanlığı nın kanaatine göre;
Mustafa Kemal in yetkileri
daha dakısılacaktır. M.
Kemal e karşı grubu idare
edenler. Rauf(Orbay),
Celaleddin Arif ve Vehbi’dir
İngiltere Başbakanı Lloyd George'un Yunan yanlısı politikası eleştiriye uğru yordu. İngiliz ordularının genelkurmay başkanlığına kadar yükselmiş Mareşal Wilson (sağda) gibi şahsiyetler dahi, bu siyaseti yadırgıyordu. Fotoğrafta, Ma reşal Wilson, Fransız Mareşali Foch ile.
lardı. Tek hedefleri Türkiye Büyük lardı. Tek hedefleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’mn bazı yetkile rini ellerinden almaktı. O sırada sanki Mecüs için en âcfl mesele buydu! Bu yet kilerin o haliyle devamını bu beyler ken dilerine hakaret sayıyor, Meclis’in haklarına kavuşması kavgasını sürdür düklerini iddia ediyorlardı.
Mustafa Kemal Paşa ise, hemen bir buçuk ay sonra patlayacak Büyük Ta- a rru z ’un hazırlıkları ile meşgul
olurken...
Sonraları saltanatın kaldırılmasına ağlayacak, hilâfeti ve halifeyi kurtara bilmek için her çareye başvuracak bu milletvekilleri grubu, 8 Temmuz’da ne kadar sevinçli idiler. Meclis Başkanı’- nın, Gazi Mustafa Kemal’in, hüküme tin ve üyelerin Meclis tarafından seçiminde bundan böyle rol oynaması konusu olamayacakü. Hükümeti ve üye lerini gizli oyla Meclis seçecekti. Gazi Paşa’nın bundan böyle aday gösterme
Yeşilay 64 yaşında
ye hakkı yoktu. Anayasa’ya göre ida reyi elinde tutan Meclis Başkanı ile hükümeti arasındaki bağlar koparılmıştı. Aslında fazla bir şeyi değiştirmiş olmu yorlardı. Yalnız ortada bir jest vardı! Ve bir şeyler kazanmışlardı. Neydi ka zandıkları?
Paris'e giden te lg ra f
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 8 Temmuz tarihli bu karan, Anadolu’nun bir buçuk ay sonra yanıp yıkılmasında, onbinlerce Türk’ün şehit olmasında, bü yük halk kitlelerinin sefalete düşmesin de acaba ne ölçüde tesirli olmuştur?
Bu sorunun cevabı araştınlmalıdır. Meclis’in kararından tasa zaman sonra Fransa’nın Anrkara’daki temsil cisi Albay Mougin, Paris’e yolladığı telgrafında şu bilgileri verir:
“Meclis’in aldığı karardan sonra hükümet üyeleri İstifalarını verdiler. Medis'te bir grup milletvekili Musta fa Kemal’i yıpratmaya çalışıyor. Bu fa aliyetin başında Kara Vasıf ile İsmail Canbolat var. Mustafa Kemal’e karşı muhalefeti özellikle Kara Vasıf sürük lemektedir. Bundan sonra Meclis’in Mustafa Kemal’in yanıbaşında olduğu nu söylemek zordur. Hatta söylenemez. Milletvekilleri bu defa ağır bastılar. Hü kümet üyelerinin seçiminde hiçbir mü dahale tanımıyoriar. Mustafa Kemal'in elinden yetkilerini aldılar!”
Londra'ya giden bilgiler
Fakat en ilginç tepkiler Londra’dan gelmişti.
Londra’da görevli Fransız Ataşemi- literi General La Panousse 20 Temmuz- lu telgrafında şu bilgileri vermişti (2):
“Millî Savunma Bakanlığı Enteli- jans Servisleri'nin Doğu Seksiyonu, Ankara’daki kabine değişikliklerini memnunlukla karşıladı. Yeni hüküme tin kuruluş şekli, siyasî bir uzlaşmaya doğru atılmış çok mühim bir adım ola rak addediliyor. Yeni kabinede İngiliz- lerin “ mutedil” kişiler olarak gördükleri şunlardır:
—Rauf Bey: eski bir bahriye suba yı, Meclis Başkan Yardımcısı.
—Fuad Bey: Sağjık Bakanı, Yusuf Kemal ile Avrupa’ya gelmişti.
— Celaleddin Arif: Adliye’ye geti rilmiştir. Roma Sefiri.
— Kâzım: Ticaret Nâzın. — Vehbi Efendi: Eğitim Bakanı, Bekir Sami ile Londra’ya gelmiştir.
İngiltere Savunma Bakanlığı’nda hâkim olan kanaate göre, Ankara’da idareyi elerine geçiren bu “mutediller” Mustafa Kemal'in yetkilerini daha da kısmaya karartıdırlar. Son zamanlarda bunlar çok kuvvetlenmişlerdir. Bu gru bu idare edenler Rauf (Orbay), Celâ- leddin Arif ve Vehbi’dir. Grubun çoğunluğunu hocalar teşkil etmektedir. Muhafazakâr kişilerdir. Padişaha da bağlıdırlar.
Entelijans servislerinin istihbaratı na göre, Ankara’da iktidara gelen bu yeni grubun İstanbul hükümeti ile bir yakınlaşma yolu araması ve Müttefik Devletler’e karşı davranışlarında da “ uzlaşıcı” çarelere başvurması ihtimal leri kuvvetlidir.”
Yunanlılara İngiliz öğüdü: "B iraz daha dişinizi sıkın”
Lloyd George’a yetmişti bu bilgiler! Bekleyecekti. Hatta Anadolu üzerin deki hastasını daha da kuvetlendirerek... Nasıl olsa Ankara, Mustafa Kemal’in kontrolünden sıyrılıyordu ve savaş ye rine konuşma yollan ile pazarlığa enin de sonunda yanaşacaktı.
Hemen o günlerde Londra’ya gel miş, ellerinde para kalmadığını anlata rak yeni krediler açılmadığı takdirde Anadolu’daki savaşı derhal durdurmak, işgal altındaki topraklan süratle boşalt mak zorunda olduklannı söyleyen Kral Konstantin’in bakanlarını;
“Biraz daba dişinizi sıkın, sabredin, meselenin bir hal şekline bağlanması ya tandır. Pazarlık masasına yatanda otu rulacaktır. Yunan ordusunun pazarlıklar sırasında Anadolu’yu işgal altında bulundurması bizim için büyük bir güç olacaktır.”
diyerek, elleri boş, gerisin geri yollamış lardı Atina’ya!
Londra’dan bu şekilde ümitsiz geri gönderilenlerden biri Gunaris idi. Ye nilgiden sonra Atina’da idareyi ele alan ların astıklarından biri...
Fethi Bey Londra’da
Ağustosun ilk günlerinde Mustafa Kemal Paşa’nın temsilcisi Fethi Bey Londra’ya ulaşıyor, Lord Curzon ve ya Lloyd George ile temas arıyordu. Hiçbir önem vermemişlerdi ona. Hatta eski hükümetin bu İçişleri Bakanı’nm Ankara’da duruma hâkim olan yeni Meclis grubunca kurulmuş yeni hükü mette de görevini muhafaza edip etme diğini araştırmışlar, müspet bir cevap almalarına rağmen gene de Fethi Bey’i kabul edecek, onunla barış konusunu görüşecek bir tek kişiyi karşısına çıkar mamışlardı.
Fethi Bey’in, Anadolu’da yeniden savaşın çıkacağına dair sözleri ile alay etmişlerdi. Ankara’daki “mutedillerin”, “hocaların” böyle bir yola gidilmesine imkân vermeyeceklerine inanmış bir hal leri vardı. Mutlak olarak uzlaşma ara yacaklardı.
Meclis’teki bu grup, 8 Temmuz ka ran ile düşman karşısında Başkuman d an ın kuvvetini, prestijini yıpratmıştı. Yurda ettiği zarann ölçüsü hesapla- namazdı...
Bundan sonra İngiltere Başbakanı, Türkiye üzerindeki baskısını birden şid detlendirme yoluna giriyordu. 4 Ağus- tos’ta yaptığı konuşma ile İstanbul üzerine yürüyerek Anadolu’yu korku tup sindireceğini, İstanbul’un da Yunan tarafından işgal edilmesi ihtimalinin An kara’yı hemen uzlaşma yollarına geti receğini hesaplayan Yunan Kralı Kosti’nin bu delice planını açıkça des teklemiş, yeni savaş çağrılarında bulun muştu. Bu nutuk, Atina’da şenliklere yolaçmıştı.
Ve 22 gün sonra Anadolu’da yeni den kan dökülüyordu.
Büyük taarruza başlamaktan başka çare kalmamıştı Gazi Mustafa Kemal ile etrafındakiler için!
Bu sonuca varılmasında birinci Bü yük Millet Meclisi’nin saltanatçı, hali- feci o grubunun hiç mi suçu yoktur?
YARIN: Abdülm ecid'in OsmanlI Bankası M üdürü ile
gizli görüşmesi
(1) - G e n e ra l Tovvshend'¡n A n a d o lu 'd a k i gezisinden Londra'ya d ö nerken B e y ru t' ta G e n e ra l G o u ra u d ile yaptığı k o n u ş m anın za p tı (F.D.B.A. Turquie; C ilt 190. R e lations a ve l'a n g le te rre ) 8 A ğ u s to s
1922.
Ömer
Sami
COŞAR
O
A
BDÜLMECİD’in hilâfet maka mına oturtulmasından sonra, ne kadar Mustafa Kemal aleyhtarı varsa cümlesi halifenin etrafında küme lenmeye başlıyordu. Bunların arasında, vatanperver oldukları kadar saf kişiler de vardı...Refet Paşa bunlardan biriydi!.. İstanbul’a Büyük Millet Meclisi’nin temsilcisi olarak gönderilmişti. Orada herkesin üzerinde bir duruma sahipti! Yalnız paşanın halifeye öylesine bir bağ lılığı vardı ki!.. 5 Ocak 1923 tarihinde Abdülmecid’in seryaverine bir mektup yollamış, (Konya) adlı atının “halife hazretleri” tarafından bir hediye olarak kabul edilmesinden duyacağı sevinci, şu sözlerle anlatmaya çalışmıştı:
“Hayvanın, tarafı Hilafetpenahile- rindeo takdir edilmesini lutfu İlâhi te lakki ediyorum. Büyük bir cüretkârlık olacağını bilmekle beraber, İstiklâl Mu harebesinin tarihi bir hatırası olduğu için, eski sadık bir askerin gaza yadi gârı olarak takdim ettiği Konya'nın ha life hazretleri tarafından lütfen kabulünü ve halife hazretlerinin en kal bı ve en ubudiyetkâr hislerle ellerini öp tüğümün arz ve iblağına tavassut etmelerini Seryaver Şekip Bey’den ri ca ederim...”
Ve Seryaver Şekip Bey, Refet Pa- şa’ya; “Hilafetpenah efeudim”lerinin bu hayvanı hediye olarak kabul ettiğini duyurduğu zaman kimbilir İstiklâl Sa- vaşı’nın bu paşası ne kadar sevinmişti?
Acaba hiç mi farkına varmıyordu, Abdülmetid’i tehlikeli yolunda ilerleme ye ittiğinden, cesaretlendirdiğinden...
O günlerde Ankara’da da bir faali yet vardı. Halifenin yetkilerinin artırıl ması için milletvekillerinden İsmail Şükrü Hoca (Afyon) ile, Necati (Trab zon) bir teklif hazırianıışjar, Meclis’e ge tirmişlerdi...
Yasağa rağm en ikili görüşm e
Ne kadar güvenleri vardı bu Abdül- mecid’e?..
Dolmabahçe Sarayı’nda da bir şey ler konuşuluyordu...
Osmanlı Bankası’nın Müdürü Mös yö Steeg, halife tarafından kabul edil mişti!.. Mustafa Kemal Paşa ile, Meclistin koyduğu açık yasağa rağmen, bu mülakatta Ankara’yı temsüen ne Re fet Paşa, ne de Dr. Adnan (Adıvar) var dı. Osmanlı Bankası müdürü bu Fransız’ın Türk devletinin halifesi ile ne işi olabilirdi? Fransız yüksek komiseri, Steeg-Abdülmecid konuşmasının zabıt larını okuyunca sevinmiş, şu yorumu ek lemişti; (I).
Halife Abdülmecid, Osmanlı Bankası'mn
Fransız Müdürü ile Ankara'nın yasağına
rağm en ikili bir görüşme yaptı
“Fransa’ya hizmet
edersem
mesut
olurum’ ’
Abdülmecid Fransız steege
şuniarı da söylüyordu: "Bazı
milletvekilleri
bana geldiler,
Meclisin
kararlarını
desteklediğime
dair elimden
imzalı bir kâğıt
almak istediler.
Reddettim."
“İstanbul’un, ananelerine bağh mu hafazakâr çevrelerinde hâkim kanaat şudur: Bütün kuvveti ellerinde topla yan bir meclis sistemi yıkılmaya mah kûmdur ve ilk seçimlerde de yıkıla caktır. İstiklâl Savaşı’nın getirdiği hâkimiyet-i milliye prensibi muhafaza edilecek, fakat bu sistem, anayasaya uydurulmuş bir hükümdarla birlikte yü rütülecektir. Şimdiki halifenin de bu görüşü paylaştığından şüphe edilmeme lidir. Abdülmecid son derece ihtiyatlı bir kişidir, hatta çekingendir denebilir. Güçlü meclise ve son zaferleri ile daha da kuvvetlenen Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya karşı açık açık bir mücadele ye atılmayacaktır. Buna rağmen, hali fenin sözleri ve davranışları dikkatle izlenmelidir. Ne yazık ki Abdülmecid.
Ankara’nın buradaki temsilcileri tara fından sıkı bir şekilde kontrol altında tutulmaktadır. Refet Paşa ile Adnan Bey, kendileri de hazır olmadan hiçbir yabancıyı kabnl etmemesi için kendi sine tenbihatta bulunmuşlardır. Fakat nasıl olduysa halife, Osmanlı Bankası Müdürü Steeg 3e uzun süre başbaşa ka labilmiştir. Kendisinden bu konuşma lım bir özetmi yapmasını istedim. Bunu size yolluyorum.”
Konuşmanın yapıldığı o günlerde Lozan Konferansı gergin bir hava için de sürüp gitmekteydi. Fransız delegele ri, yeni T ürkiye’yi ekonom ik boyunduruk altında tutmaya devam ede bilmek için îngilizlerden de daha hırslı, daha hırçın davranıyorlardı. Türk ga zeteleri, Hüseyin Caİdd’in TANİN’i ha riç* Fransa’ya ağır bir dil kullanarak saldırmaktadırlar.
Ayrıca, Fransız sömürge idaresine tâbi Hatay’dan, Suriye’den üzücü ha berler akmaktadır. Özellikle Hatay’da Tûrkler çok müşkül durumdadırlar.
O rtadoğu'd a nüfuz kavgası
O sıralardadır ki, halife, Ortadoğu bölgesinde İngilizlerle FransızJar arasın da sürüp gitmekte olan nüfiız kavgasında Fransa’ya elinden elen yardımları
yapa-o yapa-o X » n yapa-o e ln i» k i « * » ! » " « * * I » » J » k . . k w . . »
Hilâfetin kaldırıldığı dönemin olayları içinde adları önemle geçenlerden öir grup. Sağdan itibaren Refet Paşa, Hüseyin Rauf (Orbay), Kâzım (Kara- bekir) Ali Fuad (Cebesoy) ve Dr. Adnan (Adıvar)...
İngilizler, Suriye’nin Fransa’ya bı rakılmış olmasından dolayı üzgündür ler. Kendi adamları Kr*J Faysal’ı (Arap Kralı) olarak Şam’da tahta oturtmak amelindedirler ve uğraşmaktadırlar. (Mekke Şenfı) unvanım taşıyan Hüse- yiiı de İngiliz Sömürgeler Bakan lığı’mn adamıdır.
Abdülmecid, Osmanlı Bankası Mü dürüne şöyle der:
“ Fraasa’nın hizmetine, memnun lukla, Şerif AK Haydar’ı verebiKrim! Suriye’de Emir Faysal’a karşı ondan fay (Ulan »bilirsiniz. Şerif AO Haydar, son derece kültürlü ve akh başında bir kişiıfir. Kendisine saygı duyarım ve ona kefil de olurum!..
V. Mehmet (Vahideddin) AH Hay- dar’ı, Mekke Şerifi 3ı» geri çağırmakla ve yerine Hüseyin'in getirilmesini ka bul etmekle hata yapmıştır. Fakat ben Hüseyin’i (Hicaz Kralı) olarak tanımı yorum. Hicaz Kralı diye bir unvan ola maz. Haflfeler, iki mukaddes şehrin hizmetkârları unvanım taşımışlardır. Tek kükümdar Peygamberimizde ve ben onun hizmetkârıyım. Mekke Şeri fi ancak, halifenin izni ile görevine de vam edebilir. Aksi halde, hac anlamını kaybeder. Ben, Hüseyin’i Mekke Şe rifi olarak tanımıyorum ve tanımaya cağım. Benim nazarımda Mekke Şerifi Afi Havdar’dır.”
Bahsi geçen Ali Haydar o sırada Şam’dadır ve Fransız idaresinin hizme tindedir!
Osmanlı Bankası Müdrü sorar: — AH Haydar Suriye’de kalmaya devam ederken de Mekke Şerifi unva nını muhafaza edebilir mi?
Halife, Fransa’ya yaranabilmek için ne yapacağını bilmemektedir:
— Eğer Fransa uygun ve faydalı görüyorsa Ali Haydar’ı kendisine bıra kır ve Mekke’ye bir başka şerif tayin ederim!
Abdülmecid kimi kime veriyor, ki mi nereye tayin ediyor? Hangi kuvvete dayanarak Hüseyin’i Mekke’den çıka rıp bir başkasını yerine oturtacak? Türk ordusuna mı başvuracak?
Fransa'ya h izm et e tm en in zevki
Steeg’in ayrılmadan bir sorusu da ha var:
— Acaba hafife hazretleri, majes teleri bu konuşmamızı Mösyö Poincar- re’ye bildirmeme müsaade buyururlar mı?
Halife o kadar sevinçli ki: — Elbet, memnuniyetle. Bilirsiniz, Fransa’yı ne kadar çok severim Ye ona hizmet etmek imkânım bulursam, ken dimi mesut sayarım.
Giderayak Halife, Steeg’e göre, ağır ağır konuşarak, kelimeler üzerinde du rarak şunları söyler:
“Bazı milletvekilleri bana geldiler. Meclisin kararlarını desteklediğime dair elimden imzab bir kâğıt almak istedi ler. Reddettim. Saltanatsız bir hilafeti kabul ederken, siyasî meselelerden uzak durmak zorunluğu içinde kaldığımı ha tırlattım. Hilâfet makamım işgal etmem yolundaki çağrıya uydum. Bugün bu makamdayım ve memleketimin hizme tinde olarak bu makamda kalacağım. Memleketimin arzusuna uydum, yarın da uyacağım.”
Bu son sözlere ve söyleniş şekline General Pelle, büyük önem veriyordu. Bu sözler başlı başına bir program teş kil ediyordu. Ve saltanatı hiç de akim dan çıkarmadığına işaretlerdi.
Yüksek komiser, Abdülmecid’in söy lediklerini bir-iki noktada düzeltmek ge reğini de duyuyordu:
Ali Haydar hiçbir zaman Mekke Şe rifi olarak görevde bulunmamıştı. Sa vaş içinde Sultan Reşad, İngilizler yanına geçen Hüseyin’i azletmiş ve ye rine Ali Haydar’ı tayin etmişti. Fakat, askerî hareketlerin gelişmesi karşısında Ali Haydar hiçbir zaman Mekke’ye ula şamamış, Şam’da kalmıştı.
H alife kim in?..
Halife, Büyük Millet Meclisi’ne ye minini unutup böylesine bir yabana dev letin hizmetine girerken, Ankara’da da bir milletvekili halifesine hizmet için ne yapacağım bilemiyordu. Afyonkarahı- sar Milletvekili İsmail Şükrü, “ Hüafet-i İslâmiye ve BMM” adh broşürünü bas tırıp Ankara’da dağıtmaya başlamıştı. Diyordu ki: “Hafife Meclistin, Meclis halifenindir!” 15 Ocak 1923 günü...
Mustafa Kemal Paşa’yı isyan ettir mişti bu sözler. Broşürün dağıtılmasın dan bir-iki gün sonra İzmit’te halka konuşurken şöyle demişti:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi ha lifenin değildir ve olamaz.”
Gazi Mustafa Kemal, Anadolu’yu örnek alarak, sömürge idarelerine kar şı ayaklanan Arap milliyetçilerine sev gilerini ve başarı dileklerini telgraflarla iletirken halife, sömürgeci bir devletin hizmetine giriyordu!
Gazi’nin, o şuada Abdülmecid tin Osmanlı Bankası Müdürü ile neler ko nuştuğuna dair etraflı bir bilgisi yoktu. Fakat, bunu seziyordu. O seziş kabili yeti vardı. Nasıl oluyordu da, İstiklâl Savaşı içinde parlamış kahraman paşa lar, Kâzım Karabekir’ier, Refet’ler ve Hüseyin Rauf (Orbay) gibi kişiler, Ab dülmecid tin hilâfet bayrağı altında top lanıyordu?..
_ _
Fransız kom iserinin raporu: "M u s ta fa Kemal öldürülecek"
Ömer
Sami
COŞAR
Fransız Yüksek Komiseri pelle'nin 29 M art 1923 tarihli raporundan:
Halife AbdUlmecItf, hilâfet kadrosunu gittikçe artırıyor ve selâmlık ziyaretlerine dnem veriyordu. Abdtilaziz'den bu yana bıra kılan denizaşırı gezilere de yeniden başlamıştı. Fotoğrafta, AbdUlmecid, şaşaalı selâmlık gezilerinden biri İçin saraydan çı karken görülüyor.
0
AZİ Paşa’nın durumunda zayıf lama görülüyor!
TBMM’de Mustafa Kemal’e karşı muhalefet kuvvetlendi!
Abdülmecid’in yeniden sultan-halife ilân edilmesini isteyenler çoğalıyor...
Ankara’da Fransa’yı temsü eden Al bay Mougin'in 1923 yılının ocak ayın da yolladığı telgraflarda bu cümlelere rastlanıyordu.
Büyük Millet Meclisi, Abdülmecid’i baştacı edip Gazi’yi bir köşeye mi at mak isteyecekti? Türk inkılâp tarihinde dokunulmazlığı var sanılan bu birinci Meclis’te öylesine oyunlar peşinde ko şuluyordu ki...
Meclis’in kararı vardı; halife politi ka ile uğraşamazdı. Meclis, herkesin üs tündeydi. Milletindi. Ve bu Meclis’m bir üyesi çıkıyor “ Meclis Abdülmecid Efendi’ nindlr’ ’diye broşür yayınlıyor du. Büyük Millet Meclisi bu hocaya göre “ Halife Efendimizin bir danışma kurulu” gibi bir şeydi! Demek istiyor du ki, halife, Meclis’m ve dolayısıyla devletin ve milletin başıdır.
Hükümet, bu görüşü reddedenlerin baskısı ile İsmail Şükrü Hoca’mn do kunulmazlığının kaldırılmasını istemiş ti. Meclis’in ilgili komisyonları meseleyi inceliyor ve dokunulmazlığın kaldırılma sına dair isteği reddediyordu. O hükü metin başkanı da halifesine bağlı idi, Adalet bakam da, şeriye bakam da...
Bir medrese hocasının oğlu, orta medrese eğitimli İsmail Şükrü ve tem sil ettiği bu görüş, birinci Meclis’te bu kadar taraftara mı sahipti?
İsmail Şükrü Hoca, Afyonkarahi- sar’dan önce Mustafa Kemal’in liderli ğini yaptığı M üdafaa-i Hukuk grubundan milletvekili olmuştu. 46 ya şında idi. Sonraları, ayn bir grup için de birleşmekte olan Hüseyin Avni (Erzurum), Selabaddm (İçel) Emin (Ca- nik), Necati (Erzurum) gibi mebusların yamna gitmiş, Mustafa Kemal’e karşı dönmüştü.
BİR BAŞKA OYUN
Bu grup, bir ay önce de bir başka oyunu sergilemişti. Bunlardan üçü ilk nazarda çok basit görülen bir teklifi Meclis’e getirmişler ve bunu alelacele tasvip ettirmek istemişlerdi. Seçim ka nununda basit bir değişiklikti! Yeni Türkiye devletinin sınırları dışında ka lan topraklarda doğanlar ve beş yıl de vamlı bir şekilde bir yerde meskeni bulunmayanlar ne seçilecek ve ne de se çebilecekti!
Meclis’in o günkü toplantısını, din leyiciler locasından takip edenler arasın da Fransız Albayı Mougin de vardı. Başktımandan’ı hiçbir zaman bu kadar sinirli görmemişti. Paşa söz almış, tek lifin doğruca kendisini hedef tuttuğunu anlatmıştı. Selanik’te doimustu ve
as-Fransız
Sefareti nin elde
ettiği istihbarata
göre; Meclis te
Selâhaddin Bey in
liderliğinde
toplanan
muhaliflerin sayısı
80 ilâ 100 ü
bulmuştur.
Mustafa Kemal e
sadık gruptan da
aralarında Refet
ve Cemal
paşaların da
bulunduğu yeni
kopmalar
olmuştur
kerlik görevi sebebiyle vatan hizmetin de devamlı dolaşmış, değil beş yıl, birkaç yıl dahi aynı yerde kalmamıştı. Bunun için de bu Meclis kendisini cezalandı racaktı?
Paşa çok sinirliydi. Demişti ki: “Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, ecnebi düşmanlar bana suikast et mek suretiyle de memleketimdeki hiz metimden beni tecride çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayalime getirmezdim ki, Mecfis-i Âli’de velev- ki üç kişi olsun aynı zihniyette bulu nabilsin...” (NUTUK)
Teklifi getirenler, belki de böylesi- ne bir tepkiyi beklemiyorlardı! Bir şaş kın halleri vardı.
Necati (Erzurum) — Ben namussuz depm, Paşa’ya karşı nasıl yaparım, Paşa’nın yeri kalbimizdedir...
Emin (Canik)— “ Vallahi efendim, batınına böyle bir şey hiç gelmedi, don dum kaldım! Paşa bizi, bu memleketi kurtaran bir şahsiyettir. Böyle bir şeyi hatıra getirmektense ölmek benim için daha iyidir...”
Ve bunlann elebaşısı Hüseyin Avni de:
“— Sen kalbimizdesin...” diye söze başlamış, Mustafa Kemal’in yanıldığından bahsetmiş, bu teklifi ha zırlayanların (Arapların, Boşnakların, Arnavutların) 1908 Meşrutiyeti’nde ol duğu gibi yeni Meclis’i doldurmalarına
imkân vermemeyi düşündüklerini ileri sürmüştü. Kimi aldatıyordu Hüseyin Avni? Anadolu kalmıştı yeni devlete ve bunun için de ırkçılık mı yapılacaktı?
Böylece, tertip ettikleri oyun orta da kalmış, bir komisyona yollanan tek lifleri geri gelmemişti.
ESKİ İTTİHATÇU-ARLA KAYNAŞMA
İşte bu kişilerdi 1923 yılının ilk ayın da Ahdfılmecid’i kendilerine bayrak se
çenler. Ve bunlarla, özellikle İstan bul’da, eski İttihatçılar arasında bir kay naşma oluyordu. Hep birlikte Abdül- mecid’e sarılacaklardı. Halife de öylesine cesaretlendiriliyordu ki, sanki yeniden padişah ilân edilmiş gibi davranmaya başlamıştı.
Artık yabancı gazetelere demeçler ve riliyordu...
Martın ilk günlerinde Kahire’nin El Ahbar gazetesi muhabiri ile konuşuyor, Vahideddin’in daha önce aynı gazete de yayınlanan bir beyannamesine cevap lar veriyordu. Vahideddin halife seçilince Abdülmecid’e bir tebrik telgrafı çekmiş imiş! Bu telgrafı çekmekle de tek hali fenin kendisi olduğunu resmen kabul et miş imiş! Mekke Şerifi’nin kendini halife ilân etmesi imkânsızmış! Halife ondan başkası olamazmış!
Gazi Mustafa Kemal Paşa Ankara’ dan ayrılıp Anadolu’da seçim gezileri ne başlarken, Abdülmecid de bu gezileri İstanbul içinde tertipliyordu. Selâmlık gezileri... Halife’ye kim akıl veriyordu, kim onu cesaretlendiriyordu?
DENİZAŞIRI SELÂMLIK GEZİLERİ
Martın ilk günlerinde Ortaköy’e, Be şiktaş’a, Eyüp’e, atlarla, arabalarla, ev lâdan (prensler) peşinde, kafileler halin
de, Topkapı’ya, Fatih’e selâmlık gezi leri aralıksız devam etmişti! Neden de nizaşırı selâmlık gezileri olmasın? Böyle bir âdeti II. Mahmud başlatmıştı. Yal nız, Abdülaziz’den beri de vazgeçilmiş, unutulmuştu. Abdülmecid devri ile de- nizaşın selâmlık âdeti yeniden doğacaktı! Emirler verilmişti saraydan, depolardan 14 kürekli (Zevrakçe-i saltanat) kayığı çıkarılmış, hemen onanlmıştı. Ve Hali fe Efendileri saltanat kayığına kurulmuş, hamlacılar küreklere asılmış, Üsküdar’a Altunizade Camii’ne geçilmişti. Bir ye nilik daha vardı: Halife sancağı çekil mişti sandala! Yeşil zemin üzerinde tuğra kaldırılmış, ay-yıldız konulmuştu. Ha life geliyor diye haberler salınmış, Üs küdar’da evlere bayraklar çekilmişti.
Abdülmecid’in hilâfet kadrosu da bir hayli genişlemişti.
Mabeyn başkâtipleri yavaş yavaş dö nüyor, kâtipler yerlerini yeniden alıyor du/ S arıkçıbaşı, ib rik ta r usta, kahvecibaşı, çuhadarlar, kilerci ustası.. İstanbul gazetelerinde bu yeni tayinlere hemen her gün rastlanıyordu. Meclis Halife’nin olduğuna göre, bunlann ma- aşlannı da Meclis, yani millet ödeyecek
ti. A nadolu yakılm ış, yıkılmış, yüzbinlerce insan evsiz barksız, l mil yon göçmen bekleniyor dışandan... Bunlara para bulmakta zorluk çeken devlet, Halife ata binerken ayağım bas mak için kullanılan çuha kaplı biniş is kemlesini taşıyan “iskemle ağası” na maaş bağlayacak?
"MUSTAFA KEMAL ÖLDÜRÜLECEK"
İstanbul’un halifeci çevreleri, gaze teleri ve özellikle İttihatçı kulüpleri ile geniş irtibatı bulunan Fransız Yüksek Komiseri Pelle, bu kaynaklara dayana rak hazırladığı 29 Mart 1923 tarihli ra porunda, siyasî durumu şu sözlerle özetliyordu:
“İstanbul’da umumî kanaat şu merkezdedir: Bugün veya yann Mus tafa Kemal Paşa bir haşininin veya bir mutaassıp kişinin kurşununa hedef ola cak, hayatını kaybedecektir." (6)
Belki de, İstanbul’daki halifeciler gi bi, Fransız temsilcisinin de bir temen nisi idi bu sözler!
Pelle’ye göre, Lâtife Hanım’la ev lenme şekli, eşini yanma alarak Anado
lu’da yaptığı geziler, din adamlarına karşı davranışları, heykelini yaptırmak gibi girişimler, bütün bunlar Mustafa Kemal’i yıpratmış, zayıflatmış ve düş manlarını da çoğaltmıştı!
FRANSIZ İSTİHBARATINA GÖRE MECLİS
Sefaretin elde ettiği istihbarat rapor larına göre, Ankara’da Büyük Millet Meclisi bir hercümerç içindeydi. Mec lis’te Mustafa Kemal’e karşı muhalefe ti Fransız generali şöyle anlatır:
“Muhalifler, Mersin Milletvekili Se- lahaddin Bey’in liderliği altında toplan maktadır. İkinci grup diye adlandırılmaktadır. Bu gruba 80 ilâ 104 milletvekili dahildir. Her zaman toplu hareket etmekte ve Mustafa Kemal’in aleyhine de toplu şekilde oy vermekte dirler. Meclis her ne kadar 340 üyeli ise de, hiçbir zaman toplantılarda 200’den fazla üye bulunmamaktadır. Bunun içindir ki 80 ilâ 100 kişilik mu halefet mühim rol oynayabilir. Bu gru bu, Meclis’in İkinci Başkanı Hüseyin Avni, AlbayKara Vasıf ve Adliye ile Şe riye vekilleri de ber zaman desteklemek tedir.
Son haftalarda, Mustafa Kemal’e sadık kalan gruptan yeni kopmalar ol muştur. Aralarında Refet Paşa, Cemal Paşa gibi Meclis’in en gözde askeri şah siyetleri de vardır ve şimdilik bunlar, “ müstakil” olarak kendilerini tanıtmak tadırlar.”
Fransız komiserinin Mustafa Ke mal’e atfettiği bir “rüya” da var! Şüp hesiz, halifecilerin yaydıkları bir söylenti daha... Neymiş, Mustafa Kemal’in ni yeti? General Pelle şunu yazıyor:
“Mustafa Kemal’in niyeti, Hali feyi tasfiye etmek.. Eski sultanlar gi bi, hiçbir sınır, hiçbir kontrol tanımayan geniş yetkilerle tahta çıka cak. Veya halifeyi silik, yetkisiz, zavallı bir halde yambaşında bulunduracak ve tarihteki o askeri diktatörler gibi mut lak bir idare kuracak.”
İstanbul’un her tarafa yaymak iste diği bir (rüya)...
Ve bu adama karşı halife etrafında birleşmek ne kadar doğal bir hareket olacaktı!
Gazi Mustafa Kemal Paşa hazırlık ları hissediyordu. Nisanın hemen başın da Meclis kendi kendini-feshetmişti. Muhalefet öylesine boş bulunmuştu ki, onun başlıca savunucusu EBÜZZİYA Velid Bey TEVHİD-İ EFKÂR gazete sinde: “ Meclis intihar etti!” demekten kendini alamamıştı.
Seçim hazırlıkları başlamıştı.
YARIN: "Lozan ve Türkiye”
(6) - (F.D.B.A) Turquie, CİM: 98
Omer
şgm i
COŞAR
Halife Abdülmecid Fransız
diplom atıyla "başbaşa" yaptığı
görüşm ede şöyle diyordu:
“Türkiye Lozan’ı
yürürlüğe
koyamayacak
kadar âcizdir’ ’
Halife Abdiilmecid, Fransız diplomatına sürekli “ Ankara'dakiler'den dert yanıyor du. Mustafa Kemal Paşa olayların peşini bırakmadı ve 3 Mart 1924’te hilâfet kaldı rıldı, Abdülmecid yurt dışına çıkarıldı. Bazılarının ileri sürdüğü gibi ne Türkiye’nin durumu sarsıldı, ne de kimse Abdülmecid’e elini uzattı. Fotoğrafta, yeni Türkiye' nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1931'de Bursa'da halkın arasında görülüyor.
o
c
• STİKLÂL Savaşı’mn sonrası ilk | seçimlerde saltanatçı, halifeci bir-A takım kişiler elenmişti. Lozan Antlaşması da imzalanmıştı.
Acaba Lozan barışı karşısında ha life ne düşünüyordu?
İstanbul’dan ayrılan Fransız Yüksek Komiseri General Pelle’nin görevlerini devam ettiren Jesse Cnrely, saraya baş- tercümanmı yollamış, görüşme isteğin de bulunmuş. Sarayın kapılan Fransa temsilcisine açıktır diye cevap gelmiş. Varmış saraya, bekletilmemiş, hemen huzura alınmış! Halifenin her zaman ol duğu gibi ilk sözleri, Fransa’ya karşı duyduğu yakın ilgiye dair... Halife ko nuşurken Fransız diplomatı bakmış ki, Abdiilmedd ile kendisinden başka kim se yok odada. Gazi Paşa’nm kati tali matına rağmen, Dr. Adnan gelmemiş. Acaba haber mi verilmemiş? Yoksa ha life, Fransız diplomatı ile başbaşa ko nuşmak istediğini belirtmiş ve Dr. Adnan da razı mı olmuş?.. Bilinemiyor. Jesse Curely de anlayamamış. Diyor ki: “Bence meçhul sebeplerden ötürü Dr. Adnan (Adıvar) mülakata iştirak etmiyordu!”
Ve ekliyor:
“Rahatını kaçıran bir şahit bulun madan benimle konuşabilmelim imkâ nına kavuşmuş olmanın sevinci, hali fenin yüzünde açık açık görülüyordu. Kendisi ile sohbetim bir buçuk saat de vam etti. Mabeyindekiler hayret için de kalmışlardı.”
Abdülmecid, Fransız diplomatına önce “ Ankara’dakiler” den dert yanar, şikâyetlerini anlatır ve der ki:
“Türkiye, Lozan Antlaşması nı yü rürlüğe koyamayacak kadar âcz için dedir. Türkiye'nin, Lozan’da kendisine bırakılmış olan hürriyetlerden yararlı şe kilde faydalanabilmesi de imkânsızdır.” (7)
Abdülmecid bir nokta üzerinde ıs rarla durur:
Yabancıların Türk adaleti önünde ki halleri!
Halifeye göre, yabancı devlet vatan daşlarına kabaca davranılacak, adale tin dağıtımında skandallar patlayacak ve böylece, kısa veya uzun bir zaman so nunda fakat mutlak olarak, yabancı dev letlerin m üdahalelerine im kânlar yaratılmış olacak!
Halifenin söylemediği; yabancı mü dahalesinin de kendisini yeniden tahta sultan olarak yaklaştıracağı...
Fransızların isteği
Fransız diplomatı, Abdülmecid'in Ankara'dakiler nezdinde nüfuzunu kul lanmasına, onlan "mutedil'' davranma ya davet etmesine hükümetinin büyük önem vermekte olduğunu söyler ve ha lifeden şu cevabı alır:
“ İhtiyatlı davranmalın için ısrarlı tavsiyelerde bulundum, bulunmaya de vam ediyorum. Fakat bu tavsiyelerimin nazara alınacağına dair hiçbir ümidim yoktur."
Fransa’nın yeni
Yüksek Komiseri
Curely,
Abdülmecidi
şöyle
tanımlıyordu: "Bir
gün ne yapıp
yapıp saltanatının
eski haklarına
tekrar kavuşmaya
azmetmiş bir hali
vardı”
Yalnız halife, kimlere tavsiyelerde bulunduğunu açıklamaz. Kendini birta kım işler yapan mühim bir kişi olarak mı göstermeye çalışmıştır? Yoksa An kara’da kendisine yakın birtakım çev relerle hakikaten bağlantıları mı vardır? Jesse Curely, bu konuyu cevapsız bı rakır ve yazısına devam eder:
‘'Benimle ne zaman başbaşa, şahit olmadan kaldıysa, sohbetlerinde de vamlı bir şekilde Ankara’dakfler hak kında ağır bir dil kullanmıştır. Halife bu defa da aynı şekilde davrandı. Jön- •ürkleri aşağılayarak dedi ki:
— Babam onlara koca bir impara torluk bıraktı. Onlar ise koca impara torluğu küçücük bir Türkiye haline getirdiler!
Abdülaziz’in bu oğlu hemen dokuz aydan beri Hilâfet makamını işgal edi yor. Fransız diplomatı, halife ilân edil diği günlerde de birçok defa onu ziyaret etmiş, kendisi ile konuşmuştur. 1922 yılı Kasım’mda halifeyi şu şekilde görmüş tür:
“ Abdülmecid, siyasî haklarından mahrum edilmiş olmayı bir türlü ka bul etmeyen bir kişi olarak karşımday- dı. Ve bir gün, ne yapıp yapıp, salta natın eski haklarına tekrar kavuşma ya azmetmiş bir hali vardı. Ben kendi sini böyle bir halde tanımıştım.”
Yorgun ve bitik
1923 yılının Temmuz’unda ise, ha lifenin hali değişik miydi?
Jesse Curely der ki:
“Abdülmecid’i son aylarda ziyaret etmemiştim. Bu defa yorgun, bitik, ih tiyarlamış buldum. Karşımda, cesare tini yitirmiş bir kişi vardı...”
Fransız diplomatı gene de ümitlidir ve hükümetine şu nasihatlerde bulunur:
“ Abdülmecid, Türkiye'de iktidarı ele geçirebilecek güce sahip değildir. Bu yolda girişimlerde bulunması da bek lenmemelidir. Yalnız, şartların, mezi yetleri inkâr edilemeyen bu kişiye yardıma olması ümit edilir. Abdülme cid, Fransa’nın samimî bir dostudur. General PeBe ile çok sıkı temastan var dır. Yetkilerinin genişlemesi, kuvveti nin artması, Fransa’nın menfaatlerine lamamiyle uygundur. Onu müşkül du rumlara düşürmekten şiddetle kaçınma lıyız.”
Bir yabancı devletin temsilcisine bu kadar teslim olan Abdülmecid’e hangi şartlar yardımcı olabilirdi? Abdülme- cid’in hâlâ saltanatı geri getireceğine ümidini bir türlü yitirmemesinin sebep leri neydi? Kimlere güvenerek, Lozan Andlaşması’nı imzalayanlara, Ankara’ ya karşı böyle ağır bir dil kullanabili yordu?
İn g ilte re oyuna katılıyor
İstanbul’un belli başlı gazeteleri, ga
zetecileri onun yanındaydı. Bu arada Ankara’da Cumhuriyet ilân edilmişti ama, hemen arkasından, 9 Kasım’da Anadolu ordusunun kahraman general lerinden Kâzım Karabekir, yanında es ki başbakan Hüseyin Rauf (Orbay) olduğu halde saraya gelmiş, halifesinin yanında olduğunu açıkça göstermişti.
Çok karışık ve tehlikeli bir hava esi yordu.
Ve İngiltere hemen oyuna katılmış tı.
4 Aralık akşamı İstanbul gazetele rinden birkaçına — hilâfetin en koyu savunucularına — mektuplar iletiliyor du. Biri mi getirmişti? Posta ile mi yol lanmıştı? Mektuplar Londra’dan geli yordu. Biri Gazi Mustafa Kemal Pa- şa’ya, diğeri de İsmet Paşa’ya aitti. Fa kat mektuplar daha Ankara’ya ulaş madan bu gazetelerin eline geçmişti bi le!
Bir gariplik vardı bu işte. Bir oyun seziliyordu.
Gönderenler kimdi?
İslâm dünyası adına konuştuğunu id dia eden Ağa Han ile Emir Ali! İki Hindli. Bunlan Hüseyin Cahid de, Ebuzziya Velid de, Ahmet Cevdet de Lozan Konferansından gayet yakından tanıyorlardı. Hatta bu iki Hindlinin İn giliz devletinin hizmetinde olduklarım, güvenilecek kişiler olmadıklarını, Lond ra’nın izni olmadan bir adım bile ata mayacaklarını konferansın devam ettiği günlerde gazetelerinde yazmışlardı. Hindli Müslümanlann da bu iki kişiye
güveni katiyen yoktu. Bunu da biliyor lardı.
İki H indli'nin istekleri
Mektuplarda yazıh istekleri neydi bu iki Hindlinin?
1— Halifenin nüfuzunu azaltacak hiçbir yola başvurulmamahdır.
2— Bir din adamı olarak halifeye, Türkiye’nin siyasî bünyesinde yer veril melidir.
3— Halife, her zaman Osmanlı ha nedanı içinden seçilmelidir.
4— Halife, hiç olmazsa Papa kadar prestij ve nüfuza sahip olmalıdır.
Doğrudan doğruya Türkiye’nin iç iş lerine müdahale idi bu istekler! Ve bu müdahaleler, Londra'da Sömürgeler Ba kanlığında hazırlanan mektuplar yolu ile ve sözde“ İslâmDünyası"da âlet edi lerek yapılıyordu.
Bu kadar açık bir oyun karşısında İstanbullu gazetecilerin basiretlerini bir den bağlayan ne olmuştu? Halifeye karşı sonsuz bağlılıkları mı, yoksa Gazi Pa şa’ya veya onun yapmak istediği reform lara karşı duyduktan kin mi? İşgal devrindeki İngiliz entrikalannı onlardan iyi takip eden, onlardan iyi bilen yok tu. Bütün bu hatıralar sanki birden si linmişti hafızalarında!
Almışlar bu mektuplan, hiçbir a ra ş-' tırma yapmadan gazetelerinin birinci sayfalanna yerleştirmişlerdi. Bir yorum yaparak mı? Bu mektupian gönderen lerin İngiltere’nin elinde birer propagan da ajanı olduklarını belirterek mi? Hayır.
5 Aralık sabahı İstanbul halkı he
yecan içindeydi. Kimler halifenin yar dımına koşuyordu?
Olaylar bundan sonra süratle geliş mişti. İngiliz oyununa düşen gazeteci ler, İstiklâl Mahkemesi önüne getirilmiş. 25 gün hapiste kaldıktan sonra beraat etmişlerdi. Bu arada gazeteleri bir gün bile yayınlarına ara vermemişti.
H ilâ fe t kalkıyor
Peşini bırakmamıştı Gazi Paşa, ha lifenin...
Nihayet 3 Mart akşamı Meclis, hi lâfeti de kaldırıyor ve o gece Abdüİme- cid ile Osmanlı hanedanından kalanlar yurt dışına çıkarılıyordu.
İstanbul’un hilafetçi gazetelerine gö re, Türkiye için bir intihardı bu hare ket (İKDAM); bundan sonra Türkiye birkaç milyonluk küçücük bir devlet, hatta bir (hiç) olarak kalmaya mahkûm ediliyordu (TANIN); şimdi bir başka devlet hilâfeti hemen kapacak, bu kuv veti Türkiye’ye karşı kullanmaya kalkı şacaktı (TEVHİDİEFKÂR)...
Türk dostu olarak tanınan bir Fran sız yazan Cbude Farrere de, ECHO DE PARİS adlı gazetede şu kehaneti savur- muştu:
“ Mustafa Kemal ve İsmet, bunun cezasını çok ağır ödeyeceklerdir.”
O günden bu güne altmış yıl geçti: Abdülmecid, 1923’ten sonra İsviç re’de, Paris’te yirmi yıl yaşadı. Kim ona elini uzattı? Hangi devlet, hilâfeti kap mak için gayret gösterdi?