• Sonuç bulunamadı

Fransız belgeleriyle hilafetin kaldırılışının perde arkası

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Fransız belgeleriyle hilafetin kaldırılışının perde arkası"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Om er Sami COŞAR

1922 yılı Kasım ayının ikinci

yansı...

İstiklâl Savaşı zaferle son bulmuş. Düşmanla elbirliği yaparak milletine karşı cephe alan Osmanlı padişahı Va- hideddin (V. Mehmed) bir İngiliz savaş gemisine binerek yurttan firar etmiş! Ne sultan kalmış, ne halife! Milleti temsi- len Türkiye Büyük Meclisi ve hükümeti var.

Başkumandan Gazi Mustafa Ke­ mal Paşa ve onun yolunda, ona güve­ nerek yürüyenler için beklenilen değişiklik kendiliğinden olmuştur, geri­ ye dönüşe de lüzum yoktur. Paşa, Sam­ sun’da başlattığı kavganın, Anadolu’nun düşmandan temizlenmesi ile son buldu­ ğunu kabul etmemektedir. Hedefi vatan­ da geniş ve köklü bir düzen değişikliği yapmak, asırların getirdiği yıpranmış, köhne bir sistemi yıkıp atmaktır.

Yalnız karşısında oldukça kuvvetli bir muhalefet var!

Saltanatsız, halifesiz Türkiye’nin yaşayabileceğine inanmayan kişiler! Bunların arasında İstiklâl Savaşı’nm namlı paşaları da var. Kimsenin dili var­ maz bunlara "vatan haini” demeye. Fa­ kat b u n la r, eskiye b ağlarını koparmayan, birtakım hakikatleri Ga­ zi gibi görmek istemeyen kişiler. Tarih bunun için onları şanlı hatıraları ile baş- başa bırakmış ve Gazi Mustafa Kemal’i de Atatürk yapmış...

Gazi, 1 Kasım’da saltanatı lağvet­ miş, aynı zamanda, bütün arzusuna rağ­ men, hilafetten de yurdu kurtaramamış. Meclis yeni bir halife seçecek denmiş... Halifesiz Türkiye kurulmaz diyenler ge­ çici galebelerine sevinmişler. Osmanlı hanedanından gelecek yeni halifeye öy­ lesine peşin güvenenleri var ki:

• REFET PAŞA NIN ARACILIĞI

TBMM bu halifeyi seçecek! Bu da muhtemelen Abdülmecid Efendi olacak.

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Ke­ mal Paşa ile Meclis’in İstanbul’a yol­ ladığı temsilcisi Refet Paşa arasında telgrafla gizli konuşmalar yapılır. Hila­ fet makamına oturacak bu kişinin ileri­ de padişahlık iddiasında bulunmaya­ cağına dair açık söz vermesi lâzımdır, hatta elinden bir de senet alınmalıdır.

Mustafa Kemal’in, Osmanlı hane­ danının bu artıklarına hiç güveni yok­ tur. Refet Paşa’ya çektirdiği şifre telgrafta der ki;

“Gayet mahrem bir tanda Abdül­ mecid Efendi ile konuşun, hislerini, gö­ rüşlerini öğrenin ve bize bildirin.”

TBMM Başkanı bu işin çok gizli tutulduğunu, hükümet üyelerinin dahi bundan haberdar bulunmadığını, yalnız Başbakan Rauf Bev’in gelişmeleri takip etmekte olduğunu da Refet Paşa’ya bildirir.

Fakat Mustafa Kemal ile müstak­ bel halife arasında, Refet Paşa’nm ara­ cılığı ile cereyan eden bu son derece mahrem temaslardan devamlı şekilde ha­ berdar bir kişi daha var! Fransız devle­ tinin İstanbul’daki Yüksek Komiseri General Pelle!

Abdülmecid Efendi, yabancı bir devletin temsilcisine, TBMM Baş- kanı’ndan kendisine ulaşan teklifleri du­ yurmakta. akıl danışmaktadır. Bir ara Ankara'dan gelen bu teklifleri kabulde mütereddittir. General Pelle sonunda onu, bu teklifleri kabule razı edecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Kasım günü Abdülmecid’in hilafet ma­ kamına oturtulmasını görüşür ve gizli bir celsede meseleyi karara bağlar. O ak­ şam Mustafa Kemal Paşa Refet Paşa’­ ya, halifenin ne sıfat kullanacağını, kıyafetinin ne olacağım bildirir. Halife­ nin, Sultan Fatih gibi sarık sarması tek­ lifi reddedilir. Daha bazı şartlara da boyun eğmek zorundadır Abdülmecid.

Fransız generaü Pelle’nin 19 Kasım günü Paris’e yolladığı iki uzun telgraf, Gazi Paşa’mn bu Osmanlı halifesine gü­ venmemekte ne kadar haklı olduğunu ortaya koyan açık delillerdir.

• ABDÜLMECİD’İN FRANSIZ DOSTLUĞU

Pelle; “Son derece acele” kaydı ile o gün Paris’e ulaştırdığı ilk telgrafta Abdülmecid’in Ankara ile olan gizli te­ maslarından sefareti devamlı haberdar tuttuğunu belirtir. Halifenin, Fransa devletinin İstanbul’daki temsilcisine gü­ veni sonsuzdur!

Pelle şunları yazar: (1)

“Abdülmecid Efendi’nin hilafet makamına oturacağı artık katileşmiş- tir. Bu sonuç, Fransa’nın menfaatleri­ ne en uygun sonuçtur. Mecid Efendi her zaman memleketimize karşı büyük dostluk beslemiştir. Fransız fikir haya­ tına, edebiyatına bağlılığı kuvvetlidir. Bir zamanlar İngilizlerle dostluk kur­ ma yoluna da sapmış ise de şimdi ye­ niden ve tamamiyle bize dönüktür. Geçen 2 Kasım’daki davranışı da bu­ na delildir. Cihan Savaşı’nda ölen as­ kerlerimizi anma törenine başyaverini yollamış ve kendi adına da mezarları­ na çelenk koydurtmuştur!

Abdülmecid Efendi ile özel ve çok samimî bağlarım var. Eşi prensesi takdim ettiği tek Avrupah benim. Eşim­ le kendilerini sarayda birçok defalar zi­ yaret ettik."

• YENİDEN SEÇİLME Mİ, TANIMA MI?

Aynı günün gecesi General Pelle (sa­ at 21.45 -çok gizli)kaydı ile hükümetine bir telgraf daha yollar. Bir noktanın he­ nüz anlaşılamadığını belirtir. Halifenin önem verdiği bir nokta olacak bu:

“TBMM Abdüimecid’i halife mi seçmişti yoksa halife olarak mı tanı­ mıştı'.’"

General Pelle, bu konudaki şüphe­ lerine rağmen Mecid Efendi’nin

Anka-M ustafa Kemal Paşa ile

İstanbul'a gönderilen Refet Paşa

arasında gizil konuşm alar yapılır

Abdülmecid, General

Pelle’ye akıl danışıyor

Başlarken

ogpooooooooooooooooooooo

2)1

Hilafet 60 y ıl önce bugün, 3 Mart ¡924 günü kaldı­

rılmıştı. Bu önemli olayın 60. yıldönümünde, gazeteci

araştırmacı Ömer Sami Coşar1 m Fransız kaynaklarına

da dayanan ve şimdiye kadar gün ışığına çıkmamış hu­

susları da içeren ilginç bir araştırmasını yayınlıyoruz.

Bu araştırmada hilafetin kaldırılışı sırasında geçen

ve bugüne kadar gizli kalmış olan bazı olayların perde

arkasını ve hilafet konusunda ilginç gelişmeleri bula­

caksınız.

T T ~

Gazi Muştala Kemal Paşa, saltanatı lağvettikten sonra, yeni halife konusunda Ab- dlllmecid Etendi ile Refet Paşa aracılığı İle temas ediyordu. Aslında Mustafa Ke­ mal’in Osmanlı hanedanından kalan bazı kişilere hiç güveni yoktu...

Fransız Yüksek

komiseri Pelle

Paris'e yolladığı

telgrafta

Abdülmecid'in

Ankara İle gizli

temaslarından

sefareti haberdar

ettiğini bildirir ve

Abdülmecid'in

Fransa’ya her

zaman dostluk

beslediğini

belirtir

ra’nm kararına uyduğunu, halifeliği kabul ettiğim müjdeler ve şunları yazar Paris’e;

"Haber henüz resmen açıklanma­ dı. Daha önceki telgraflarımda da size duyurduğum gibi, halife ile Ankara ara­ sındaki bütün görüşmelerden başından itibaren haberdardım. Halifenin bana gösterdiği hu itimaddan, lüzum hasıl ol­ dukça. faydalanacağım... Bizlere kar­ şı ilgisiz kalmasına imkân yoktur. Her ne kadar halifenin yetkileri şimdilik sı­ nırlandırılmış gibi görünüyorsa da, bu haliyle de sempatilerini kazanmış olma­ mız bize ancak fayda sağlar. Selefi, İn- gilizlerin elinde bir esirden başka şey değildir.”

Yüksek Komiser, “Hükümdarın eninde sonunda siyasi kuvvete de ye­ niden kavuşacağına" inanmaktadır. Birçok delillerinbu görüşünü kuvvetlen­ dirdiğini ekler. Yalnız bu delillerin ne­ lerden ibaret olduğunu açıklamaz, Fransa’nın, sonucu güvenle beklemesi gerektiğini önemle kaydeder.

Ayrıca der ki:

“Yetkileri sınırlandırılmış bir hal­ de iken de Abdülmecid'den faydalan­ mamız mümkündür!"

General Pelle’nin hükümetine son bir tavsiyesi var:

“Yeni halifenin müşkül durnmla- ra düşürülmemesine özellikle dikkat edilmesi şarttır. Fransız gazeteleri, Ab­ dülmecid’in Fransa'ya karşı beslediği dostluktan çok ihtiyath bir şekilde bah­ setmelidirler. Ziyadesiyle bu dostluğu­ na değinmezlerse, halifeyi müşkül durumlara düşmekten kurtarmış olur­ lar!,."

• ABDÜLMECİD FRANSIZLARA GÜVENCE VERİYOR

Birkaç gün sonra, 26 Kasım’da, Pelle nir telgraf daha yollar. Abdülme­ cid’in göreve başlarken ettiği yeminden bahseder, Büyük Millet Mcclisi’ne sa­ dık kalacağına dair sözlerini hatırlatır ve der ki;

“ Benimle olan özci konuşmalar­ da halife değişik bir dil kutlanıyor! Baş- tercümanımı saraya yollayarak kendisinden yeniden mülakat rica et­ miştim. Halife, gelenin sefaretin yalnız haştercümar.ı olmasına rağmen huzu­ ra kabulde İsrar etmiş, kendisi ile

ko-nuşmuştur. Kendisine, Fransa'nın büyükelçisi ile sık sık buluşup konuş­ mak abşkanlığını katiyen kaybetmemek niyetinde olduğunu söylemiş, Fransa'­ ya olan bağlılığını, hayranlığını, min­ nettarlığını tekrar leyid etmiştir.”

Generale göre, Abdülmecid başter- cüman Cuinet'ye der ki:

"Mösyö Poincarre'nin parlamen­ toda. imparatorluğumdan bahsederken kullandığı lisan beni çok duygulandır­ dı. Bana güvenebilirler. Fransa ile Türkiye arasında samimî bir dostluğun sağlam temellerinin atılması için hükü­ metim nezdinde her türlü müdahalele­ ri ve tavsiyeleri yapacağıma inanma­ lıdırlar."

Yüksek Komiser şu sonuca varır: “Halifenin siyasi bir rol oynamak­ tan vazgeçmediği açık açık görülüyor. Kendi tarafından yarın kabnl edilece­ ğim."

Ertesi günü General Pelle ve İngi­ liz Komiseri Henderson, peşi peşisıra Abdülmecid'in huzuruna giıerler. Yal­ nız bu defa ziyaretler bilinmektedir; An­ kara temsilcisi Dr. Adnan da oradadır, önemli bir konuya temas edilmez.

• ANKARA'DA MÜCADELE

Aradan iki gün geçer, ne gibi ha­ berler sefarete ulaşmıştır? Fransız Yük­ sek Komiseri yeniden konuya değinen uzun bir telgraf hazırlar ve bunda şöyle der;

“Barıştan sonra, şimdi Ankara’­ da duruma hâkim olan paşalarla İtti- had Terakki'li politikacıların arasında mücadele başlayacaktır. Seçim meka­ nizmalarını ve devlet memurlarının ço­ ğunluğunu ellerinde bulunduran tecrübeli politikacılar olan İttihadçılar eninde sonunda durama bakim olacak­ lardır. Muhtemeldir ki sultan-hallfe o zaman anayasal bir hükümdar olarak, eskisi gibi, tekrar tahtına oturtulacak­ tır." (2)

Generale göre, Mustafa Kemal Pa­ şa’nm İttihadçılar tarafından devrilme­ si muhakkak gibidir ve bunun için de Fransa şimdiden Abdülmecid'i şiddetle desteklemelidir. Halife koyu bir Fran­ sız taraftarıdır ve Türk milliyetçiliğinin de göz bebeğidir! Onu desteklemek, ye­ niden padişah olmasını sağlamak Fran­ sa'nın menfaatlerine çok uygundur.

Fransız temsilcisine göre, Abdülme­ cid’in temin etmesi muhtemel bir mü­ him sonuç da şu olacaktır: Ankara’daki müfrid görüşlü olanları bertaraf edeıck bütün mutedil görüşlü kişileri bir ara­ ya getirmek!

“Müfrid” denilen yeni büyük dev­ letlerin her türlü müdahalelerini redde­ den. tam bağımsızlık isteyen kişilerin dc başında Gazi Mustafa Kemal Paşa vardır.

Saltanatın lağvından sonra ye­ ni bir halifenin seçimi söz ko­ nusu olduğunda Abdülmecid Elendi’nln adı akla geliyordu..

Fransa'nın İstanbul'daki Yüksek Komi­ seri General Pelle, Abdülmecid Elendi ile temas ediyor ve bunların sonucunu ül­ kesine bildiriyordu. Pelle. Abdülmecid ile “ çok samimi” ve “ özel” bağları oldu­ ğunu da belirtir...

W — Fra n sa D ış iş le ri B akanlığı a rş iv i (F .D .B .A ) Turquie; C ilt. 110. (A f­ fa ire s Fielıgieuses E le clıo n s Ou N o u ve a u H a life)

(2 )— (F.D .B .A .)■ a yn ı c iltle

• M uam m er D ü rm ü ş ü n resim serg Ü m il Yaşar Sanal Galerisi’nde pa: tesi günü açılıyor.

• Bosna - Hersek Çağdaş G rafik R»s». Güzel Sanatlar Galerisi’nde p leşi güııu açılıyor. 18 M a n ’a dek süı • Gülseren Kayalı'nın, Taksim Galerisi’ndeki resim sergisi pazart- nü açılıyor. 18 M a rt’la kapana • Necati Ü n al'ın , İş Bankası P; kapı Sanal Galerisi’ndeki resim pazartesi günü açılıyor. 23 M aı na erecek. • Em si Oegasperi'ni sergisi, M im ar Sinan Universil nu’nda açılıyor. 22 M a rt’a dek • Birsel M eral, çevre koleksi; gisini salı günü Bebek Akbank I lerisi’nde açıyor. • Kınız çizgileri, Gülay A y & n ’m şiirleı şan " E fk a r-ı Aşk M akam M ısra” sergisi, BFS Kİtabeı allim Naci Cad. No. 41, ( M a rı’a dek sürecek.

(Bu hafta kapar •D e n iz B ilgin'in, batik Sanat Galerisi’nde bur • Ali Rıza Jadidi’nin r M arm ara O teli’nde ’ • lllv l - Asiye Soya nat Galerisi’ndeki f tesi,

• Karm a resim ser lerisi’ nde çarşam • Banş Sayılı’n Kredi Osmanbı * • Ümraniye Kı Kredi Kadıkö • Neşe Erdok nat Galerisi • Çağdaş B ir Kesil si'nde cm • G al 17.00’. ni. •A l iani 11.' B« So D. Yarın: A bdülm ecid'in aklı A nado lu 'da

(2)

Ömer

Sami

COŞAR

G

AZİ Mustafa Kemal Paşa’run kurmayı aklına koyduğu yeni . devlet için, harikaten büyük bir tehlike iniydi Abdülmecid Efendi?

Gazi Paşa’ya rağmen, saltanatı ye­ niden kuracak bir güce mi sahipti?

57 yaşma varan bu adamın ömrü sa- , ray duvarlarının gerisinde, yan hapis ha­ linde geçmişti. Çocukluğu korkularla doluydu. Daha sekiz yaşında iken Ba­ bası Sultan Abdülaziz’i tahttan indir­ mişlerdi. Hemen sonra, kimine göre intihar etmiş, kimine göre katledilmiş­ ti! Büyük kardeşi Yusuf İzzettin, bilek­ lerini makasla keserek hayatına son vermişti.

Bundan sonra Mecid Efendi, resim yaparak veya piyano başında ya da ya­ bana gazeteleri okuyarak durgun haya­ tım sürdürmüştü.

Son padişah Vahidettin, Malta Adası’nda İngiliz bayrağının gölgesin­ de nihayet kendini emniyette hissettiği ilk günlerde, Mecid Efendi’nin seçimi­ ni duyuyor, berberi Şükrü’ye diyordu ki;

Bizim budala, demek saltanat­ sız Hilafet’e razı! Yani bir tekke şeyhi olacak!”

• FRANSIZLARA GÖRE, ABDÜLMECİD’İN HAYATI

Abdülmecid bir budala mıydı? Kendisi ile yakından ilgilenen Fran­ sız Büyükelçiliği’nin istihbarat subayı, onun bir hayat hikâyesini hazırlamıştı. Elçilik arşivindeki dosyalardan çıkarı­ lan bu hayat hikâyesinin en ilginç yönü şuydu:

“1908 Meşrutiyet ilânından sonra Abdülmecid, İttihatçı subaylara sokul­ mak; onların gözüne girmek için teşeb­ büslerde bulunmuş, kendisini bir Meşrutiyet aşığı olarak göstermeye dik­ kat etmiştir. Her fırsattı koyu bir Meş­ rutiyetçi olarak ortaya atılmıştır. Yalnız İttihatçılar Abdülmecid’e güve- nememişlerdir. Onu, “ fazlasıyla diplo­ mat, fazlasıyla kurnaz” bir kişi olarak tanımışlardır. Bunun içindir ki, Abdül- mecid’i bir yana bırakmışlar ve istib­ dada, saitçıhk yanlısı, bağnaz olduğunu bile bile Vahideddin'i veliabd durumu­ na getirmişlerdir.”

Mustafa Kemal Paşa da 1908 İhti­ lâli’ni yapan genç subayların arasınday­ dı. Şüphesiz ki Abdülmecid’i o da yakından tanıyordu.

Abdülmecid’in, İstiklâl Savaşı’nm sürdüğü ve Anadolu ordusunun ilk ga­ lebelerini elde ettiği günlerdeki davra­ nışları da onun ne derece kurnaz olduğunu ortaya koyuyordu. Bir ara oğ­ lunu Anadolu’ya yollamış, Ankara ile bağlar kurmak istemişti. İşgal altında­ ki İstanbul’da, sarayı ve tüm hareket­ leri İngilizler tarafından devamlı bir şekilde takip edilirken, bu gibi teşebbüs­

istiklâl savaşı zaferle biterse va h id e ttin lıt tahtını

koruyam ayacağını hesaplayan Abdülmecid um utlanıyordu

Abdülmetid’in gözü

Anadolu’da

lere yalnız kendi inisiyatifi ile girişmesi­ ne imkân olabilir miydi? Birtakım güçler ona yardımcı olmuş ve hatta yönetme­ miş miydi?

• KURNAZ VE SİNSİ

Kurnaz bir adamdı Abdülmecid. Kurnaz olduğu kadar sinsiydi. İntihar eden ağabeysi Yusuf İzzettin’deki aklî dengesizlikler onda yoktu. İstiklâl Sa­ vaşı zaferle son bulursa Vahideddin tah­ tını muhafaza edemezdi. Anadolu ise saltanatsız halifesiz yaşamazdı. Demek ki sıra ona gelecekti. Bu hesaplan tek başına mı yapmıştı? Yoksa bir yaban­ cı devletin bunda kendisine yardımları da var mıydı?

Gazi Mustafa Kemal daha o yıllar­ da Abdülmecid’in bu oyununu sezmiş, İstanbul’dan yolladığı oğlu Ömer Fa­ ruk’u Anadolu’nun smınndan geri gön­ dermişti. Anadolu’nun ne sultana ve ne de haiifeye ihtiyacı vardı.

İstiklâl Savaşı daha sonuca yarama­ dan umduğuna kavuşamayan Abdülme­ cid şimdi Anadolu’nun kahramanı, Türk milletinin gözbebeği, yurdun kur­ tarmışı Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı tek başına altedebilir miydi? Yeni halife bu­ na inanacak kadar budala değildi. Ona gene de ümit veren, onu cesaretlendi­ ren birtakım güçler vardı ortada.

Bu güçlerin Abdülmecid’e, Abdül­ mecid’in de bu güçlere ihtiyacı vardı. Onları birleştiren gaye birdi:

— Mustafa Kemal Paşa’yı altetmek, her ne pahasına olursa olsun tesirsiz hale getirmek. Kışlasına dönmesini, yurdu idareye devamdan vazgeçmesini sağla­ maktı!

Mustafa Kemal Paşa’ya karşı bu kavgayı çoktandır sürdüren bu birtakım güçlerin büyük bir noksanı vardı. Gazi Paşa’ya karşı birleşirken bir bayrağa ih­ tiyaç duyuyorlardı. Zaferin kahramanı­ na karşı o sırada bir bayrak bulmak kolay değildi.

İşte bu düşünceler, bu entrikalar o birtakım güçlerle, Abdülmecid’i birleş­ tirecekti. Halife bayrağı altında Gazi Mustafa Kemal’e karşı! Ve ne aadır ki. halife bayrağı altında, İstiklâl Savaşı’n- da sonuna kadar görevini yapmış

ter-Mustafa Kemal Pa-

şa'nın yetkilerini

uzatan yasa Mec­

liste görüşülürken

bazı mebuslar M.

Kemal'e karşı tavır­

larını ortaya koy­

muşlardı

Halife Abdülmecid, Mustafa Kemal’in zafere ulaşmasından sonra, Vahideddln’in yerini koruyamayacağını ve sıranın kendine geleceğini düşünüyordu. Halife Abdülmecit bir törende görülüyor.

M

a

Meclis tarafından İstanbul’a temsilci olarak gönderilen Refet Paşa (ortada), Halife Abdülmecid’in huzurunda görülüyor.

tem iz k ah ram an lar, p aşalar da toplanacaklardı. Gazi’ye karşı... Abdül­ mecid’in yanında...

• TEHLİKELİ GÜÇLER

Yurt için en büyük tehlike bu güç­ lerden geliyordu. Ve bunlarla halife iş­

birliğine koşacaktı. Bir kısmı öz menfaatleri peşindeydi! Fakat bir kısmı da, Mustafa Kemal Paşa’nm kendileri­ ne anlatmaya, göstermeye çalıştığı ha­ kikatleri bir türlü kavrayamayacak, göremeyecek kadar kör insanlardı...

Bu güçler, bu vatan için ne derece tehlikeli oyunlara girişebileceklerini, Mustafa K e m a l’den k u rtu lm a k için ne­ ler yapmaya muktedir olduklarını sava­ şın içinde, Büyük Taarruz’dan birkaç ay önce açık açık göstermişlerdi.

Bu milletin üç yıldır süren fedakar­ lıklarını birden hiçe indirmek pahasına... En tehlikeli oyunlarını 5 Mayıs’ta sergilemişlerdi. Meclis’te çoğunluğa ya­ kın kişileri de kandırarak Başkumandan­ lık K anunu’nu uzatm am aya kalkışmışlardı. Elebaşılarından biri, İt­ tihatçı Kara Vasıf, Sakarya’dan beri or­ du kıpırdayamıyor, kıpırdayamayacak derken alkışlanmıştı. Ordunun kıpırda- yamamış olmasmdan bahsedilmesi mi bu Meclis üyelerini alkış tutmaya sürük­ lemişti? "Milleti rezil ediyorlar” diye bir Erzurum Mebusu Hüseyin Avni, her fırsatta Mustafa Kemal’e kinini kusan bir eski subay, Seiabattin Bey! O da;

— Taarruz edecek inisiniz? Diye Mustafa Kemal Paşa’ya sor­ muş, Başkumandan da kendisine:

— Taarruz edeceğiz, demiş. Fakat zaman geçmiş, taarruza geçi­ lememiş, demek ki Selahattin Bey hakh ve Mustafa Kemal haksız... Başkuman­ danlığı, yetkileri kısılarak uzatılsın...

Başkumandanlık Kanunu ortada kalmış. Savunma Bakam, Genelkurmay Başkanı gelmişler Mustafa Kemal Pa­ şa’ya, istifalarım getirmişler. Sabretme­ lerini isteyerek Meclis’e gitmiş ve savaş halinde ordudan bahsedecek, gizli celse istemiş.

Afyonkarahisar Mebusu Şükrü Ho­ ca sinirlenmiş bu teklife. Saltanatçı, ha- lifeci Hoca bağırmış:

Milletten neyi saklıyorlar. Alem celsede söylesinler söyleyeceklerini. Mil­ let de duysun, öğrensin!”

İşte zaferden sonra Abdülmecid’in etrafında kenetlenecek grubun adamla­ rı bunlar!

Gazi Paşa, söyleyeceklerini düşma­ nın duymasının ne kadar tehlikeli oldu­ ğunu anlatmış, askerî bilgiyi, savaş devam ederken, uluorta, açık açık or­ taya dökemeyeceğini belirtmiş, konuş­ muş ve nihayet M eclis’in bir çoğunluğunu yanına çekmiş, Başkuman­ danlık Kanunu, tüm yetkileri ile bir-üç ay için yeniden uzatılmış...

Bu kişilerin Mustafa Kemal’e karşı öylesine kinleri vardı ki, durmamışlar­ dı. Bir tehlikeli oyun daha hazırlamış­ lardı. Sanki bunlara göre Türkiye için en büyük tehlike ne Yunan ordusu, ne İngiltere, ne Fransa ve ne de bunların işgal kuvvetleri idi. Bu büyük tehlike, onların nazarında Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan geliyordu.

Ne pahasına olursa olsun, Mustafa Kemal’in yetkilerini iyice kısmak lâzım­ dı.

Yarın:

“ Meclis M ustafa Kem al'in yanında değil"

(3)

ömeı

t

Sami

I

COŞAR

Fransa'nın Ankara'daki temsilcisi Albay Mougin Paris'e telgraf çeker:

O

A

NKARA’dan gelen haberler o gön Londra’da Lloyd Geor­ ge’un sekretaryasmda sevinç ya­ ratmıştı!

1922 yılı Temmuzunun ikinci yan- sındaydık.

İngiltere başbakanının Yunan taraf­ tan politikasına yapılan saldınlar son zamanlarda şiddetlenmişti. İngiliz ordu­ larının Genelkurmay Başkanlığı’na yük­ selmiş Mareşal Wilson gibi şahsiyetler dahi Lloyd George’un bu siyaseti üe ki­ me hizmet ettiğini anlayamıyorlardı.

Mareşal diyordu ki:

“Anadolu’da savaşı devam ettir­ mek, Yunanlıları bu şekilde inatla des­ teklemek, İngiliz menfaatlerine uygun değildir. Britanya İmparatorluğu en ge­ niş İslâm ülkesidir. Müslüman vatan­ daşları, milyonlarca insan, başbakanımızın bu politikasından şikâ­ yetçidirler.”

Bir başka İngiliz generali Tovvshend, Anadolu’da Mustafa Kemal’in ordusu­ nu yakından gördüğünü, son derece di­ siplinli, silahlan tamamlanmış bir kuvvet teşkil ettiğini açıklamış ve Yunan ordu­ sunun hezimete uğramaya mahkûm ol­ duğunu belirterek Anadolu’da savaşın yemden patlamasına mutlak olarak mani olunmasını istemişti (1).

Yok yere kan dökülmesi bu şekilde önlenebilecekti.

Yeni bir savaşa' gerek kalmadan, Anadolu’nun boşaltılmasını savunanlar, Avam Kamarası’nda da çoğalıyordu.

Lloyd George ve kabinesi, belki de bu gelişen baskı altında Mustafa Kemal’­ in şartlarına boyun eğecek, Yunan or­ dusunun Anadolu’dan çıkıp gitmesi için ciddî teşebbüslere girişecekti. Onbiııler- ce insanın ölmesi, yaralanıp sakatlan­ ması, şehirlerin yakılıp yıkılması, kış arifesinde yüzbinlerce kişinin evsiz bark­ sız kalması ihtimalleri iyice zayıflamış­ tı.

Mustafa Kemal Paşa bu savaşı hiç istemiyordu. Fakat hazırdı savaşa. Açık açık ilân ediyordu bunu. Onun teklifi üzerine, barışı kurtarabilmek için son bir teşebbüs yapılıyor ve Meclis kararı ile İçişleri Bakam Fethi Bey Avrupa’ya yol­ lanıyordu. Paris’e ve özellikle Londra’ya son barış çağrılarını yapacaktı.

B aşkum andanlık yetkilerin e karşı

Aradan üç gün bile geçmemişti.. Mustafa Kemal Paşa’nın başkuman­ danlık yetküerini ellerinden almak için iki ay önce çırpınmış olan aynı kişiler, bu defa gene Mustafa Kemal’in şahsını hedef tutan ikinci bir darbeyi planlıyor­

“Meclis, Mustafa Kemal’in

yanında

İngiltere savunma

Bakanlığı nın kanaatine göre;

Mustafa Kemal in yetkileri

daha dakısılacaktır. M.

Kemal e karşı grubu idare

edenler. Rauf(Orbay),

Celaleddin Arif ve Vehbi’dir

İngiltere Başbakanı Lloyd George'un Yunan yanlısı politikası eleştiriye uğru­ yordu. İngiliz ordularının genelkurmay başkanlığına kadar yükselmiş Mareşal Wilson (sağda) gibi şahsiyetler dahi, bu siyaseti yadırgıyordu. Fotoğrafta, Ma­ reşal Wilson, Fransız Mareşali Foch ile.

lardı. Tek hedefleri Türkiye Büyük lardı. Tek hedefleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’mn bazı yetkile­ rini ellerinden almaktı. O sırada sanki Mecüs için en âcfl mesele buydu! Bu yet­ kilerin o haliyle devamını bu beyler ken­ dilerine hakaret sayıyor, Meclis’in haklarına kavuşması kavgasını sürdür­ düklerini iddia ediyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa ise, hemen bir buçuk ay sonra patlayacak Büyük Ta- a rru z ’un hazırlıkları ile meşgul

olurken...

Sonraları saltanatın kaldırılmasına ağlayacak, hilâfeti ve halifeyi kurtara­ bilmek için her çareye başvuracak bu milletvekilleri grubu, 8 Temmuz’da ne kadar sevinçli idiler. Meclis Başkanı’- nın, Gazi Mustafa Kemal’in, hüküme­ tin ve üyelerin Meclis tarafından seçiminde bundan böyle rol oynaması konusu olamayacakü. Hükümeti ve üye­ lerini gizli oyla Meclis seçecekti. Gazi Paşa’nın bundan böyle aday gösterme­

Yeşilay 64 yaşında

ye hakkı yoktu. Anayasa’ya göre ida­ reyi elinde tutan Meclis Başkanı ile hükümeti arasındaki bağlar koparılmıştı. Aslında fazla bir şeyi değiştirmiş olmu­ yorlardı. Yalnız ortada bir jest vardı! Ve bir şeyler kazanmışlardı. Neydi ka­ zandıkları?

Paris'e giden te lg ra f

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 8 Temmuz tarihli bu karan, Anadolu’nun bir buçuk ay sonra yanıp yıkılmasında, onbinlerce Türk’ün şehit olmasında, bü­ yük halk kitlelerinin sefalete düşmesin­ de acaba ne ölçüde tesirli olmuştur?

Bu sorunun cevabı araştınlmalıdır. Meclis’in kararından tasa zaman sonra Fransa’nın Anrkara’daki temsil­ cisi Albay Mougin, Paris’e yolladığı telgrafında şu bilgileri verir:

“Meclis’in aldığı karardan sonra hükümet üyeleri İstifalarını verdiler. Medis'te bir grup milletvekili Musta­ fa Kemal’i yıpratmaya çalışıyor. Bu fa­ aliyetin başında Kara Vasıf ile İsmail Canbolat var. Mustafa Kemal’e karşı muhalefeti özellikle Kara Vasıf sürük­ lemektedir. Bundan sonra Meclis’in Mustafa Kemal’in yanıbaşında olduğu­ nu söylemek zordur. Hatta söylenemez. Milletvekilleri bu defa ağır bastılar. Hü­ kümet üyelerinin seçiminde hiçbir mü­ dahale tanımıyoriar. Mustafa Kemal'in elinden yetkilerini aldılar!”

Londra'ya giden bilgiler

Fakat en ilginç tepkiler Londra’dan gelmişti.

Londra’da görevli Fransız Ataşemi- literi General La Panousse 20 Temmuz- lu telgrafında şu bilgileri vermişti (2):

“Millî Savunma Bakanlığı Enteli- jans Servisleri'nin Doğu Seksiyonu, Ankara’daki kabine değişikliklerini memnunlukla karşıladı. Yeni hüküme­ tin kuruluş şekli, siyasî bir uzlaşmaya doğru atılmış çok mühim bir adım ola­ rak addediliyor. Yeni kabinede İngiliz- lerin “ mutedil” kişiler olarak gördükleri şunlardır:

—Rauf Bey: eski bir bahriye suba­ yı, Meclis Başkan Yardımcısı.

—Fuad Bey: Sağjık Bakanı, Yusuf Kemal ile Avrupa’ya gelmişti.

— Celaleddin Arif: Adliye’ye geti­ rilmiştir. Roma Sefiri.

— Kâzım: Ticaret Nâzın. — Vehbi Efendi: Eğitim Bakanı, Bekir Sami ile Londra’ya gelmiştir.

İngiltere Savunma Bakanlığı’nda hâkim olan kanaate göre, Ankara’da idareyi elerine geçiren bu “mutediller” Mustafa Kemal'in yetkilerini daha da kısmaya karartıdırlar. Son zamanlarda bunlar çok kuvvetlenmişlerdir. Bu gru­ bu idare edenler Rauf (Orbay), Celâ- leddin Arif ve Vehbi’dir. Grubun çoğunluğunu hocalar teşkil etmektedir. Muhafazakâr kişilerdir. Padişaha da bağlıdırlar.

Entelijans servislerinin istihbaratı­ na göre, Ankara’da iktidara gelen bu yeni grubun İstanbul hükümeti ile bir yakınlaşma yolu araması ve Müttefik Devletler’e karşı davranışlarında da “ uzlaşıcı” çarelere başvurması ihtimal­ leri kuvvetlidir.”

Yunanlılara İngiliz öğüdü: "B iraz daha dişinizi sıkın”

Lloyd George’a yetmişti bu bilgiler! Bekleyecekti. Hatta Anadolu üzerin­ deki hastasını daha da kuvetlendirerek... Nasıl olsa Ankara, Mustafa Kemal’in kontrolünden sıyrılıyordu ve savaş ye­ rine konuşma yollan ile pazarlığa enin­ de sonunda yanaşacaktı.

Hemen o günlerde Londra’ya gel­ miş, ellerinde para kalmadığını anlata­ rak yeni krediler açılmadığı takdirde Anadolu’daki savaşı derhal durdurmak, işgal altındaki topraklan süratle boşalt­ mak zorunda olduklannı söyleyen Kral Konstantin’in bakanlarını;

“Biraz daba dişinizi sıkın, sabredin, meselenin bir hal şekline bağlanması ya­ tandır. Pazarlık masasına yatanda otu­ rulacaktır. Yunan ordusunun pazarlıklar sırasında Anadolu’yu işgal altında bulundurması bizim için büyük bir güç olacaktır.”

diyerek, elleri boş, gerisin geri yollamış­ lardı Atina’ya!

Londra’dan bu şekilde ümitsiz geri gönderilenlerden biri Gunaris idi. Ye­ nilgiden sonra Atina’da idareyi ele alan­ ların astıklarından biri...

Fethi Bey Londra’da

Ağustosun ilk günlerinde Mustafa Kemal Paşa’nın temsilcisi Fethi Bey Londra’ya ulaşıyor, Lord Curzon ve­ ya Lloyd George ile temas arıyordu. Hiçbir önem vermemişlerdi ona. Hatta eski hükümetin bu İçişleri Bakanı’nm Ankara’da duruma hâkim olan yeni Meclis grubunca kurulmuş yeni hükü­ mette de görevini muhafaza edip etme­ diğini araştırmışlar, müspet bir cevap almalarına rağmen gene de Fethi Bey’i kabul edecek, onunla barış konusunu görüşecek bir tek kişiyi karşısına çıkar­ mamışlardı.

Fethi Bey’in, Anadolu’da yeniden savaşın çıkacağına dair sözleri ile alay etmişlerdi. Ankara’daki “mutedillerin”, “hocaların” böyle bir yola gidilmesine imkân vermeyeceklerine inanmış bir hal­ leri vardı. Mutlak olarak uzlaşma ara­ yacaklardı.

Meclis’teki bu grup, 8 Temmuz ka­ ran ile düşman karşısında Başkuman­ d an ın kuvvetini, prestijini yıpratmıştı. Yurda ettiği zarann ölçüsü hesapla- namazdı...

Bundan sonra İngiltere Başbakanı, Türkiye üzerindeki baskısını birden şid­ detlendirme yoluna giriyordu. 4 Ağus- tos’ta yaptığı konuşma ile İstanbul üzerine yürüyerek Anadolu’yu korku­ tup sindireceğini, İstanbul’un da Yunan tarafından işgal edilmesi ihtimalinin An­ kara’yı hemen uzlaşma yollarına geti­ receğini hesaplayan Yunan Kralı Kosti’nin bu delice planını açıkça des­ teklemiş, yeni savaş çağrılarında bulun­ muştu. Bu nutuk, Atina’da şenliklere yolaçmıştı.

Ve 22 gün sonra Anadolu’da yeni­ den kan dökülüyordu.

Büyük taarruza başlamaktan başka çare kalmamıştı Gazi Mustafa Kemal ile etrafındakiler için!

Bu sonuca varılmasında birinci Bü­ yük Millet Meclisi’nin saltanatçı, hali- feci o grubunun hiç mi suçu yoktur?

YARIN: Abdülm ecid'in OsmanlI Bankası M üdürü ile

gizli görüşmesi

(1) - G e n e ra l Tovvshend'¡n A n a d o lu 'd a k i gezisinden Londra'ya d ö nerken B e y ru t'­ ta G e n e ra l G o u ra u d ile yaptığı k o n u ş ­ m anın za p tı (F.D.B.A. Turquie; C ilt 190. R e lations a ve l'a n g le te rre ) 8 A ğ u s to s

1922.

(4)

Ömer

Sami

COŞAR

O

A

BDÜLMECİD’in hilâfet maka­ mına oturtulmasından sonra, ne kadar Mustafa Kemal aleyhtarı varsa cümlesi halifenin etrafında küme­ lenmeye başlıyordu. Bunların arasında, vatanperver oldukları kadar saf kişiler de vardı...

Refet Paşa bunlardan biriydi!.. İstanbul’a Büyük Millet Meclisi’nin temsilcisi olarak gönderilmişti. Orada herkesin üzerinde bir duruma sahipti! Yalnız paşanın halifeye öylesine bir bağ­ lılığı vardı ki!.. 5 Ocak 1923 tarihinde Abdülmecid’in seryaverine bir mektup yollamış, (Konya) adlı atının “halife hazretleri” tarafından bir hediye olarak kabul edilmesinden duyacağı sevinci, şu sözlerle anlatmaya çalışmıştı:

“Hayvanın, tarafı Hilafetpenahile- rindeo takdir edilmesini lutfu İlâhi te­ lakki ediyorum. Büyük bir cüretkârlık olacağını bilmekle beraber, İstiklâl Mu­ harebesinin tarihi bir hatırası olduğu için, eski sadık bir askerin gaza yadi­ gârı olarak takdim ettiği Konya'nın ha­ life hazretleri tarafından lütfen kabulünü ve halife hazretlerinin en kal­ bı ve en ubudiyetkâr hislerle ellerini öp­ tüğümün arz ve iblağına tavassut etmelerini Seryaver Şekip Bey’den ri­ ca ederim...”

Ve Seryaver Şekip Bey, Refet Pa- şa’ya; “Hilafetpenah efeudim”lerinin bu hayvanı hediye olarak kabul ettiğini duyurduğu zaman kimbilir İstiklâl Sa- vaşı’nın bu paşası ne kadar sevinmişti?

Acaba hiç mi farkına varmıyordu, Abdülmetid’i tehlikeli yolunda ilerleme­ ye ittiğinden, cesaretlendirdiğinden...

O günlerde Ankara’da da bir faali­ yet vardı. Halifenin yetkilerinin artırıl­ ması için milletvekillerinden İsmail Şükrü Hoca (Afyon) ile, Necati (Trab­ zon) bir teklif hazırianıışjar, Meclis’e ge­ tirmişlerdi...

Yasağa rağm en ikili görüşm e

Ne kadar güvenleri vardı bu Abdül- mecid’e?..

Dolmabahçe Sarayı’nda da bir şey­ ler konuşuluyordu...

Osmanlı Bankası’nın Müdürü Mös­ yö Steeg, halife tarafından kabul edil­ mişti!.. Mustafa Kemal Paşa ile, Meclistin koyduğu açık yasağa rağmen, bu mülakatta Ankara’yı temsüen ne Re­ fet Paşa, ne de Dr. Adnan (Adıvar) var­ dı. Osmanlı Bankası müdürü bu Fransız’ın Türk devletinin halifesi ile ne işi olabilirdi? Fransız yüksek komiseri, Steeg-Abdülmecid konuşmasının zabıt­ larını okuyunca sevinmiş, şu yorumu ek­ lemişti; (I).

Halife Abdülmecid, Osmanlı Bankası'mn

Fransız Müdürü ile Ankara'nın yasağına

rağm en ikili bir görüşme yaptı

“Fransa’ya hizmet

edersem

mesut

olurum’ ’

Abdülmecid Fransız steege

şuniarı da söylüyordu: "Bazı

milletvekilleri

bana geldiler,

Meclisin

kararlarını

desteklediğime

dair elimden

imzalı bir kâğıt

almak istediler.

Reddettim."

“İstanbul’un, ananelerine bağh mu­ hafazakâr çevrelerinde hâkim kanaat şudur: Bütün kuvveti ellerinde topla­ yan bir meclis sistemi yıkılmaya mah­ kûmdur ve ilk seçimlerde de yıkıla­ caktır. İstiklâl Savaşı’nın getirdiği hâkimiyet-i milliye prensibi muhafaza edilecek, fakat bu sistem, anayasaya uydurulmuş bir hükümdarla birlikte yü­ rütülecektir. Şimdiki halifenin de bu görüşü paylaştığından şüphe edilmeme­ lidir. Abdülmecid son derece ihtiyatlı bir kişidir, hatta çekingendir denebilir. Güçlü meclise ve son zaferleri ile daha da kuvvetlenen Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya karşı açık açık bir mücadele­ ye atılmayacaktır. Buna rağmen, hali­ fenin sözleri ve davranışları dikkatle izlenmelidir. Ne yazık ki Abdülmecid.

Ankara’nın buradaki temsilcileri tara­ fından sıkı bir şekilde kontrol altında tutulmaktadır. Refet Paşa ile Adnan Bey, kendileri de hazır olmadan hiçbir yabancıyı kabnl etmemesi için kendi­ sine tenbihatta bulunmuşlardır. Fakat nasıl olduysa halife, Osmanlı Bankası Müdürü Steeg 3e uzun süre başbaşa ka­ labilmiştir. Kendisinden bu konuşma­ lım bir özetmi yapmasını istedim. Bunu size yolluyorum.”

Konuşmanın yapıldığı o günlerde Lozan Konferansı gergin bir hava için­ de sürüp gitmekteydi. Fransız delegele­ ri, yeni T ürkiye’yi ekonom ik boyunduruk altında tutmaya devam ede­ bilmek için îngilizlerden de daha hırslı, daha hırçın davranıyorlardı. Türk ga­ zeteleri, Hüseyin Caİdd’in TANİN’i ha­ riç* Fransa’ya ağır bir dil kullanarak saldırmaktadırlar.

Ayrıca, Fransız sömürge idaresine tâbi Hatay’dan, Suriye’den üzücü ha­ berler akmaktadır. Özellikle Hatay’da Tûrkler çok müşkül durumdadırlar.

O rtadoğu'd a nüfuz kavgası

O sıralardadır ki, halife, Ortadoğu bölgesinde İngilizlerle FransızJar arasın­ da sürüp gitmekte olan nüfiız kavgasında Fransa’ya elinden elen yardımları

yapa-o yapa-o X » n yapa-o e ln i» k i « * » ! » " « * * I » » J » k . . k w . . »

Hilâfetin kaldırıldığı dönemin olayları içinde adları önemle geçenlerden öir grup. Sağdan itibaren Refet Paşa, Hüseyin Rauf (Orbay), Kâzım (Kara- bekir) Ali Fuad (Cebesoy) ve Dr. Adnan (Adıvar)...

İngilizler, Suriye’nin Fransa’ya bı­ rakılmış olmasından dolayı üzgündür­ ler. Kendi adamları Kr*J Faysal’ı (Arap Kralı) olarak Şam’da tahta oturtmak amelindedirler ve uğraşmaktadırlar. (Mekke Şenfı) unvanım taşıyan Hüse- yiiı de İngiliz Sömürgeler Bakan lığı’mn adamıdır.

Abdülmecid, Osmanlı Bankası Mü­ dürüne şöyle der:

“ Fraasa’nın hizmetine, memnun­ lukla, Şerif AK Haydar’ı verebiKrim! Suriye’de Emir Faysal’a karşı ondan fay (Ulan »bilirsiniz. Şerif AO Haydar, son derece kültürlü ve akh başında bir kişiıfir. Kendisine saygı duyarım ve ona kefil de olurum!..

V. Mehmet (Vahideddin) AH Hay- dar’ı, Mekke Şerifi 3ı» geri çağırmakla ve yerine Hüseyin'in getirilmesini ka­ bul etmekle hata yapmıştır. Fakat ben Hüseyin’i (Hicaz Kralı) olarak tanımı­ yorum. Hicaz Kralı diye bir unvan ola­ maz. Haflfeler, iki mukaddes şehrin hizmetkârları unvanım taşımışlardır. Tek kükümdar Peygamberimizde ve ben onun hizmetkârıyım. Mekke Şeri­ fi ancak, halifenin izni ile görevine de­ vam edebilir. Aksi halde, hac anlamını kaybeder. Ben, Hüseyin’i Mekke Şe­ rifi olarak tanımıyorum ve tanımaya­ cağım. Benim nazarımda Mekke Şerifi Afi Havdar’dır.”

Bahsi geçen Ali Haydar o sırada Şam’dadır ve Fransız idaresinin hizme­ tindedir!

Osmanlı Bankası Müdrü sorar: — AH Haydar Suriye’de kalmaya devam ederken de Mekke Şerifi unva­ nını muhafaza edebilir mi?

Halife, Fransa’ya yaranabilmek için ne yapacağını bilmemektedir:

— Eğer Fransa uygun ve faydalı görüyorsa Ali Haydar’ı kendisine bıra­ kır ve Mekke’ye bir başka şerif tayin ederim!

Abdülmecid kimi kime veriyor, ki­ mi nereye tayin ediyor? Hangi kuvvete dayanarak Hüseyin’i Mekke’den çıka­ rıp bir başkasını yerine oturtacak? Türk ordusuna mı başvuracak?

Fransa'ya h izm et e tm en in zevki

Steeg’in ayrılmadan bir sorusu da­ ha var:

— Acaba hafife hazretleri, majes­ teleri bu konuşmamızı Mösyö Poincar- re’ye bildirmeme müsaade buyururlar mı?

Halife o kadar sevinçli ki: — Elbet, memnuniyetle. Bilirsiniz, Fransa’yı ne kadar çok severim Ye ona hizmet etmek imkânım bulursam, ken­ dimi mesut sayarım.

Giderayak Halife, Steeg’e göre, ağır ağır konuşarak, kelimeler üzerinde du­ rarak şunları söyler:

“Bazı milletvekilleri bana geldiler. Meclisin kararlarını desteklediğime dair elimden imzab bir kâğıt almak istedi­ ler. Reddettim. Saltanatsız bir hilafeti kabul ederken, siyasî meselelerden uzak durmak zorunluğu içinde kaldığımı ha­ tırlattım. Hilâfet makamım işgal etmem yolundaki çağrıya uydum. Bugün bu makamdayım ve memleketimin hizme­ tinde olarak bu makamda kalacağım. Memleketimin arzusuna uydum, yarın da uyacağım.”

Bu son sözlere ve söyleniş şekline General Pelle, büyük önem veriyordu. Bu sözler başlı başına bir program teş­ kil ediyordu. Ve saltanatı hiç de akim­ dan çıkarmadığına işaretlerdi.

Yüksek komiser, Abdülmecid’in söy­ lediklerini bir-iki noktada düzeltmek ge­ reğini de duyuyordu:

Ali Haydar hiçbir zaman Mekke Şe­ rifi olarak görevde bulunmamıştı. Sa­ vaş içinde Sultan Reşad, İngilizler yanına geçen Hüseyin’i azletmiş ve ye­ rine Ali Haydar’ı tayin etmişti. Fakat, askerî hareketlerin gelişmesi karşısında Ali Haydar hiçbir zaman Mekke’ye ula­ şamamış, Şam’da kalmıştı.

H alife kim in?..

Halife, Büyük Millet Meclisi’ne ye­ minini unutup böylesine bir yabana dev­ letin hizmetine girerken, Ankara’da da bir milletvekili halifesine hizmet için ne yapacağım bilemiyordu. Afyonkarahı- sar Milletvekili İsmail Şükrü, “ Hüafet-i İslâmiye ve BMM” adh broşürünü bas­ tırıp Ankara’da dağıtmaya başlamıştı. Diyordu ki: “Hafife Meclistin, Meclis halifenindir!” 15 Ocak 1923 günü...

Mustafa Kemal Paşa’yı isyan ettir­ mişti bu sözler. Broşürün dağıtılmasın­ dan bir-iki gün sonra İzmit’te halka konuşurken şöyle demişti:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi ha­ lifenin değildir ve olamaz.”

Gazi Mustafa Kemal, Anadolu’yu örnek alarak, sömürge idarelerine kar­ şı ayaklanan Arap milliyetçilerine sev­ gilerini ve başarı dileklerini telgraflarla iletirken halife, sömürgeci bir devletin hizmetine giriyordu!

Gazi’nin, o şuada Abdülmecid tin Osmanlı Bankası Müdürü ile neler ko­ nuştuğuna dair etraflı bir bilgisi yoktu. Fakat, bunu seziyordu. O seziş kabili­ yeti vardı. Nasıl oluyordu da, İstiklâl Savaşı içinde parlamış kahraman paşa­ lar, Kâzım Karabekir’ier, Refet’ler ve Hüseyin Rauf (Orbay) gibi kişiler, Ab­ dülmecid tin hilâfet bayrağı altında top­ lanıyordu?..

_ _

Fransız kom iserinin raporu: "M u s ta fa Kemal öldürülecek"

(5)

Ömer

Sami

COŞAR

Fransız Yüksek Komiseri pelle'nin 29 M art 1923 tarihli raporundan:

Halife AbdUlmecItf, hilâfet kadrosunu gittikçe artırıyor ve selâmlık ziyaretlerine dnem veriyordu. Abdtilaziz'den bu yana bıra­ kılan denizaşırı gezilere de yeniden başlamıştı. Fotoğrafta, AbdUlmecid, şaşaalı selâmlık gezilerinden biri İçin saraydan çı­ karken görülüyor.

0

AZİ Paşa’nın durumunda zayıf­ lama görülüyor!

TBMM’de Mustafa Kemal’e karşı muhalefet kuvvetlendi!

Abdülmecid’in yeniden sultan-halife ilân edilmesini isteyenler çoğalıyor...

Ankara’da Fransa’yı temsü eden Al­ bay Mougin'in 1923 yılının ocak ayın­ da yolladığı telgraflarda bu cümlelere rastlanıyordu.

Büyük Millet Meclisi, Abdülmecid’i baştacı edip Gazi’yi bir köşeye mi at­ mak isteyecekti? Türk inkılâp tarihinde dokunulmazlığı var sanılan bu birinci Meclis’te öylesine oyunlar peşinde ko­ şuluyordu ki...

Meclis’in kararı vardı; halife politi­ ka ile uğraşamazdı. Meclis, herkesin üs­ tündeydi. Milletindi. Ve bu Meclis’m bir üyesi çıkıyor “ Meclis Abdülmecid Efendi’ nindlr’ ’diye broşür yayınlıyor­ du. Büyük Millet Meclisi bu hocaya göre “ Halife Efendimizin bir danışma kurulu” gibi bir şeydi! Demek istiyor­ du ki, halife, Meclis’m ve dolayısıyla devletin ve milletin başıdır.

Hükümet, bu görüşü reddedenlerin baskısı ile İsmail Şükrü Hoca’mn do­ kunulmazlığının kaldırılmasını istemiş­ ti. Meclis’in ilgili komisyonları meseleyi inceliyor ve dokunulmazlığın kaldırılma­ sına dair isteği reddediyordu. O hükü­ metin başkanı da halifesine bağlı idi, Adalet bakam da, şeriye bakam da...

Bir medrese hocasının oğlu, orta medrese eğitimli İsmail Şükrü ve tem­ sil ettiği bu görüş, birinci Meclis’te bu kadar taraftara mı sahipti?

İsmail Şükrü Hoca, Afyonkarahi- sar’dan önce Mustafa Kemal’in liderli­ ğini yaptığı M üdafaa-i Hukuk grubundan milletvekili olmuştu. 46 ya­ şında idi. Sonraları, ayn bir grup için­ de birleşmekte olan Hüseyin Avni (Erzurum), Selabaddm (İçel) Emin (Ca- nik), Necati (Erzurum) gibi mebusların yamna gitmiş, Mustafa Kemal’e karşı dönmüştü.

BİR BAŞKA OYUN

Bu grup, bir ay önce de bir başka oyunu sergilemişti. Bunlardan üçü ilk nazarda çok basit görülen bir teklifi Meclis’e getirmişler ve bunu alelacele tasvip ettirmek istemişlerdi. Seçim ka­ nununda basit bir değişiklikti! Yeni Türkiye devletinin sınırları dışında ka­ lan topraklarda doğanlar ve beş yıl de­ vamlı bir şekilde bir yerde meskeni bulunmayanlar ne seçilecek ve ne de se­ çebilecekti!

Meclis’in o günkü toplantısını, din­ leyiciler locasından takip edenler arasın­ da Fransız Albayı Mougin de vardı. Başktımandan’ı hiçbir zaman bu kadar sinirli görmemişti. Paşa söz almış, tek­ lifin doğruca kendisini hedef tuttuğunu anlatmıştı. Selanik’te doimustu ve

as-Fransız

Sefareti nin elde

ettiği istihbarata

göre; Meclis te

Selâhaddin Bey in

liderliğinde

toplanan

muhaliflerin sayısı

80 ilâ 100 ü

bulmuştur.

Mustafa Kemal e

sadık gruptan da

aralarında Refet

ve Cemal

paşaların da

bulunduğu yeni

kopmalar

olmuştur

kerlik görevi sebebiyle vatan hizmetin­ de devamlı dolaşmış, değil beş yıl, birkaç yıl dahi aynı yerde kalmamıştı. Bunun için de bu Meclis kendisini cezalandı­ racaktı?

Paşa çok sinirliydi. Demişti ki: “Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, ecnebi düşmanlar bana suikast et­ mek suretiyle de memleketimdeki hiz­ metimden beni tecride çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayalime getirmezdim ki, Mecfis-i Âli’de velev- ki üç kişi olsun aynı zihniyette bulu­ nabilsin...” (NUTUK)

Teklifi getirenler, belki de böylesi- ne bir tepkiyi beklemiyorlardı! Bir şaş­ kın halleri vardı.

Necati (Erzurum) — Ben namussuz depm, Paşa’ya karşı nasıl yaparım, Paşa’nın yeri kalbimizdedir...

Emin (Canik)— “ Vallahi efendim, batınına böyle bir şey hiç gelmedi, don­ dum kaldım! Paşa bizi, bu memleketi kurtaran bir şahsiyettir. Böyle bir şeyi hatıra getirmektense ölmek benim için daha iyidir...”

Ve bunlann elebaşısı Hüseyin Avni de:

“— Sen kalbimizdesin...” diye söze başlamış, Mustafa Kemal’in yanıldığından bahsetmiş, bu teklifi ha­ zırlayanların (Arapların, Boşnakların, Arnavutların) 1908 Meşrutiyeti’nde ol­ duğu gibi yeni Meclis’i doldurmalarına

imkân vermemeyi düşündüklerini ileri sürmüştü. Kimi aldatıyordu Hüseyin Avni? Anadolu kalmıştı yeni devlete ve bunun için de ırkçılık mı yapılacaktı?

Böylece, tertip ettikleri oyun orta­ da kalmış, bir komisyona yollanan tek­ lifleri geri gelmemişti.

ESKİ İTTİHATÇU-ARLA KAYNAŞMA

İşte bu kişilerdi 1923 yılının ilk ayın­ da Ahdfılmecid’i kendilerine bayrak se­

çenler. Ve bunlarla, özellikle İstan­ bul’da, eski İttihatçılar arasında bir kay­ naşma oluyordu. Hep birlikte Abdül- mecid’e sarılacaklardı. Halife de öylesine cesaretlendiriliyordu ki, sanki yeniden padişah ilân edilmiş gibi davranmaya başlamıştı.

Artık yabancı gazetelere demeçler ve­ riliyordu...

Martın ilk günlerinde Kahire’nin El Ahbar gazetesi muhabiri ile konuşuyor, Vahideddin’in daha önce aynı gazete­ de yayınlanan bir beyannamesine cevap­ lar veriyordu. Vahideddin halife seçilince Abdülmecid’e bir tebrik telgrafı çekmiş imiş! Bu telgrafı çekmekle de tek hali­ fenin kendisi olduğunu resmen kabul et­ miş imiş! Mekke Şerifi’nin kendini halife ilân etmesi imkânsızmış! Halife ondan başkası olamazmış!

Gazi Mustafa Kemal Paşa Ankara’­ dan ayrılıp Anadolu’da seçim gezileri­ ne başlarken, Abdülmecid de bu gezileri İstanbul içinde tertipliyordu. Selâmlık gezileri... Halife’ye kim akıl veriyordu, kim onu cesaretlendiriyordu?

DENİZAŞIRI SELÂMLIK GEZİLERİ

Martın ilk günlerinde Ortaköy’e, Be­ şiktaş’a, Eyüp’e, atlarla, arabalarla, ev­ lâdan (prensler) peşinde, kafileler halin­

de, Topkapı’ya, Fatih’e selâmlık gezi­ leri aralıksız devam etmişti! Neden de­ nizaşırı selâmlık gezileri olmasın? Böyle bir âdeti II. Mahmud başlatmıştı. Yal­ nız, Abdülaziz’den beri de vazgeçilmiş, unutulmuştu. Abdülmecid devri ile de- nizaşın selâmlık âdeti yeniden doğacaktı! Emirler verilmişti saraydan, depolardan 14 kürekli (Zevrakçe-i saltanat) kayığı çıkarılmış, hemen onanlmıştı. Ve Hali­ fe Efendileri saltanat kayığına kurulmuş, hamlacılar küreklere asılmış, Üsküdar’a Altunizade Camii’ne geçilmişti. Bir ye­ nilik daha vardı: Halife sancağı çekil­ mişti sandala! Yeşil zemin üzerinde tuğra kaldırılmış, ay-yıldız konulmuştu. Ha­ life geliyor diye haberler salınmış, Üs­ küdar’da evlere bayraklar çekilmişti.

Abdülmecid’in hilâfet kadrosu da bir hayli genişlemişti.

Mabeyn başkâtipleri yavaş yavaş dö­ nüyor, kâtipler yerlerini yeniden alıyor­ du/ S arıkçıbaşı, ib rik ta r usta, kahvecibaşı, çuhadarlar, kilerci ustası.. İstanbul gazetelerinde bu yeni tayinlere hemen her gün rastlanıyordu. Meclis Halife’nin olduğuna göre, bunlann ma- aşlannı da Meclis, yani millet ödeyecek­

ti. A nadolu yakılm ış, yıkılmış, yüzbinlerce insan evsiz barksız, l mil­ yon göçmen bekleniyor dışandan... Bunlara para bulmakta zorluk çeken devlet, Halife ata binerken ayağım bas­ mak için kullanılan çuha kaplı biniş is­ kemlesini taşıyan “iskemle ağası” na maaş bağlayacak?

"MUSTAFA KEMAL ÖLDÜRÜLECEK"

İstanbul’un halifeci çevreleri, gaze­ teleri ve özellikle İttihatçı kulüpleri ile geniş irtibatı bulunan Fransız Yüksek Komiseri Pelle, bu kaynaklara dayana­ rak hazırladığı 29 Mart 1923 tarihli ra­ porunda, siyasî durumu şu sözlerle özetliyordu:

“İstanbul’da umumî kanaat şu merkezdedir: Bugün veya yann Mus­ tafa Kemal Paşa bir haşininin veya bir mutaassıp kişinin kurşununa hedef ola­ cak, hayatını kaybedecektir." (6)

Belki de, İstanbul’daki halifeciler gi­ bi, Fransız temsilcisinin de bir temen­ nisi idi bu sözler!

Pelle’ye göre, Lâtife Hanım’la ev­ lenme şekli, eşini yanma alarak Anado­

lu’da yaptığı geziler, din adamlarına karşı davranışları, heykelini yaptırmak gibi girişimler, bütün bunlar Mustafa Kemal’i yıpratmış, zayıflatmış ve düş­ manlarını da çoğaltmıştı!

FRANSIZ İSTİHBARATINA GÖRE MECLİS

Sefaretin elde ettiği istihbarat rapor­ larına göre, Ankara’da Büyük Millet Meclisi bir hercümerç içindeydi. Mec­ lis’te Mustafa Kemal’e karşı muhalefe­ ti Fransız generali şöyle anlatır:

“Muhalifler, Mersin Milletvekili Se- lahaddin Bey’in liderliği altında toplan­ maktadır. İkinci grup diye adlandırılmaktadır. Bu gruba 80 ilâ 104 milletvekili dahildir. Her zaman toplu hareket etmekte ve Mustafa Kemal’in aleyhine de toplu şekilde oy vermekte­ dirler. Meclis her ne kadar 340 üyeli ise de, hiçbir zaman toplantılarda 200’den fazla üye bulunmamaktadır. Bunun içindir ki 80 ilâ 100 kişilik mu­ halefet mühim rol oynayabilir. Bu gru­ bu, Meclis’in İkinci Başkanı Hüseyin Avni, AlbayKara Vasıf ve Adliye ile Şe­ riye vekilleri de ber zaman desteklemek­ tedir.

Son haftalarda, Mustafa Kemal’e sadık kalan gruptan yeni kopmalar ol­ muştur. Aralarında Refet Paşa, Cemal Paşa gibi Meclis’in en gözde askeri şah­ siyetleri de vardır ve şimdilik bunlar, “ müstakil” olarak kendilerini tanıtmak­ tadırlar.”

Fransız komiserinin Mustafa Ke­ mal’e atfettiği bir “rüya” da var! Şüp­ hesiz, halifecilerin yaydıkları bir söylenti daha... Neymiş, Mustafa Kemal’in ni­ yeti? General Pelle şunu yazıyor:

“Mustafa Kemal’in niyeti, Hali­ feyi tasfiye etmek.. Eski sultanlar gi­ bi, hiçbir sınır, hiçbir kontrol tanımayan geniş yetkilerle tahta çıka­ cak. Veya halifeyi silik, yetkisiz, zavallı bir halde yambaşında bulunduracak ve tarihteki o askeri diktatörler gibi mut­ lak bir idare kuracak.”

İstanbul’un her tarafa yaymak iste­ diği bir (rüya)...

Ve bu adama karşı halife etrafında birleşmek ne kadar doğal bir hareket olacaktı!

Gazi Mustafa Kemal Paşa hazırlık­ ları hissediyordu. Nisanın hemen başın­ da Meclis kendi kendini-feshetmişti. Muhalefet öylesine boş bulunmuştu ki, onun başlıca savunucusu EBÜZZİYA Velid Bey TEVHİD-İ EFKÂR gazete­ sinde: “ Meclis intihar etti!” demekten kendini alamamıştı.

Seçim hazırlıkları başlamıştı.

YARIN: "Lozan ve Türkiye”

(6) - (F.D.B.A) Turquie, CİM: 98

(6)

Omer

şgm i

COŞAR

Halife Abdülmecid Fransız

diplom atıyla "başbaşa" yaptığı

görüşm ede şöyle diyordu:

“Türkiye Lozan’ı

yürürlüğe

koyamayacak

kadar âcizdir’ ’

Halife Abdiilmecid, Fransız diplomatına sürekli “ Ankara'dakiler'den dert yanıyor­ du. Mustafa Kemal Paşa olayların peşini bırakmadı ve 3 Mart 1924’te hilâfet kaldı­ rıldı, Abdülmecid yurt dışına çıkarıldı. Bazılarının ileri sürdüğü gibi ne Türkiye’nin durumu sarsıldı, ne de kimse Abdülmecid’e elini uzattı. Fotoğrafta, yeni Türkiye'­ nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1931'de Bursa'da halkın arasında görülüyor.

o

c

• STİKLÂL Savaşı’mn sonrası ilk | seçimlerde saltanatçı, halifeci bir-A takım kişiler elenmişti. Lozan Antlaşması da imzalanmıştı.

Acaba Lozan barışı karşısında ha­ life ne düşünüyordu?

İstanbul’dan ayrılan Fransız Yüksek Komiseri General Pelle’nin görevlerini devam ettiren Jesse Cnrely, saraya baş- tercümanmı yollamış, görüşme isteğin­ de bulunmuş. Sarayın kapılan Fransa temsilcisine açıktır diye cevap gelmiş. Varmış saraya, bekletilmemiş, hemen huzura alınmış! Halifenin her zaman ol­ duğu gibi ilk sözleri, Fransa’ya karşı duyduğu yakın ilgiye dair... Halife ko­ nuşurken Fransız diplomatı bakmış ki, Abdiilmedd ile kendisinden başka kim­ se yok odada. Gazi Paşa’nm kati tali­ matına rağmen, Dr. Adnan gelmemiş. Acaba haber mi verilmemiş? Yoksa ha­ life, Fransız diplomatı ile başbaşa ko­ nuşmak istediğini belirtmiş ve Dr. Adnan da razı mı olmuş?.. Bilinemiyor. Jesse Curely de anlayamamış. Diyor ki: “Bence meçhul sebeplerden ötürü Dr. Adnan (Adıvar) mülakata iştirak etmiyordu!”

Ve ekliyor:

“Rahatını kaçıran bir şahit bulun­ madan benimle konuşabilmelim imkâ­ nına kavuşmuş olmanın sevinci, hali­ fenin yüzünde açık açık görülüyordu. Kendisi ile sohbetim bir buçuk saat de­ vam etti. Mabeyindekiler hayret için­ de kalmışlardı.”

Abdülmecid, Fransız diplomatına önce “ Ankara’dakiler” den dert yanar, şikâyetlerini anlatır ve der ki:

“Türkiye, Lozan Antlaşması nı yü­ rürlüğe koyamayacak kadar âcz için­ dedir. Türkiye'nin, Lozan’da kendisine bırakılmış olan hürriyetlerden yararlı şe­ kilde faydalanabilmesi de imkânsızdır.” (7)

Abdülmecid bir nokta üzerinde ıs­ rarla durur:

Yabancıların Türk adaleti önünde­ ki halleri!

Halifeye göre, yabancı devlet vatan­ daşlarına kabaca davranılacak, adale­ tin dağıtımında skandallar patlayacak ve böylece, kısa veya uzun bir zaman so­ nunda fakat mutlak olarak, yabancı dev­ letlerin m üdahalelerine im kânlar yaratılmış olacak!

Halifenin söylemediği; yabancı mü­ dahalesinin de kendisini yeniden tahta sultan olarak yaklaştıracağı...

Fransızların isteği

Fransız diplomatı, Abdülmecid'in Ankara'dakiler nezdinde nüfuzunu kul­ lanmasına, onlan "mutedil'' davranma­ ya davet etmesine hükümetinin büyük önem vermekte olduğunu söyler ve ha­ lifeden şu cevabı alır:

“ İhtiyatlı davranmalın için ısrarlı tavsiyelerde bulundum, bulunmaya de­ vam ediyorum. Fakat bu tavsiyelerimin nazara alınacağına dair hiçbir ümidim yoktur."

Fransa’nın yeni

Yüksek Komiseri

Curely,

Abdülmecidi

şöyle

tanımlıyordu: "Bir

gün ne yapıp

yapıp saltanatının

eski haklarına

tekrar kavuşmaya

azmetmiş bir hali

vardı”

Yalnız halife, kimlere tavsiyelerde bulunduğunu açıklamaz. Kendini birta­ kım işler yapan mühim bir kişi olarak mı göstermeye çalışmıştır? Yoksa An­ kara’da kendisine yakın birtakım çev­ relerle hakikaten bağlantıları mı vardır? Jesse Curely, bu konuyu cevapsız bı­ rakır ve yazısına devam eder:

‘'Benimle ne zaman başbaşa, şahit olmadan kaldıysa, sohbetlerinde de­ vamlı bir şekilde Ankara’dakfler hak­ kında ağır bir dil kullanmıştır. Halife bu defa da aynı şekilde davrandı. Jön- •ürkleri aşağılayarak dedi ki:

— Babam onlara koca bir impara­ torluk bıraktı. Onlar ise koca impara­ torluğu küçücük bir Türkiye haline getirdiler!

Abdülaziz’in bu oğlu hemen dokuz aydan beri Hilâfet makamını işgal edi­ yor. Fransız diplomatı, halife ilân edil­ diği günlerde de birçok defa onu ziyaret etmiş, kendisi ile konuşmuştur. 1922 yılı Kasım’mda halifeyi şu şekilde görmüş­ tür:

“ Abdülmecid, siyasî haklarından mahrum edilmiş olmayı bir türlü ka­ bul etmeyen bir kişi olarak karşımday- dı. Ve bir gün, ne yapıp yapıp, salta­ natın eski haklarına tekrar kavuşma­ ya azmetmiş bir hali vardı. Ben kendi­ sini böyle bir halde tanımıştım.”

Yorgun ve bitik

1923 yılının Temmuz’unda ise, ha lifenin hali değişik miydi?

Jesse Curely der ki:

“Abdülmecid’i son aylarda ziyaret etmemiştim. Bu defa yorgun, bitik, ih­ tiyarlamış buldum. Karşımda, cesare­ tini yitirmiş bir kişi vardı...”

Fransız diplomatı gene de ümitlidir ve hükümetine şu nasihatlerde bulunur:

“ Abdülmecid, Türkiye'de iktidarı ele geçirebilecek güce sahip değildir. Bu yolda girişimlerde bulunması da bek­ lenmemelidir. Yalnız, şartların, mezi­ yetleri inkâr edilemeyen bu kişiye yardıma olması ümit edilir. Abdülme­ cid, Fransa’nın samimî bir dostudur. General PeBe ile çok sıkı temastan var­ dır. Yetkilerinin genişlemesi, kuvveti­ nin artması, Fransa’nın menfaatlerine lamamiyle uygundur. Onu müşkül du­ rumlara düşürmekten şiddetle kaçınma­ lıyız.”

Bir yabancı devletin temsilcisine bu kadar teslim olan Abdülmecid’e hangi şartlar yardımcı olabilirdi? Abdülme- cid’in hâlâ saltanatı geri getireceğine ümidini bir türlü yitirmemesinin sebep­ leri neydi? Kimlere güvenerek, Lozan Andlaşması’nı imzalayanlara, Ankara’­ ya karşı böyle ağır bir dil kullanabili­ yordu?

İn g ilte re oyuna katılıyor

İstanbul’un belli başlı gazeteleri, ga­

zetecileri onun yanındaydı. Bu arada Ankara’da Cumhuriyet ilân edilmişti ama, hemen arkasından, 9 Kasım’da Anadolu ordusunun kahraman general­ lerinden Kâzım Karabekir, yanında es­ ki başbakan Hüseyin Rauf (Orbay) olduğu halde saraya gelmiş, halifesinin yanında olduğunu açıkça göstermişti.

Çok karışık ve tehlikeli bir hava esi­ yordu.

Ve İngiltere hemen oyuna katılmış­ tı.

4 Aralık akşamı İstanbul gazetele­ rinden birkaçına — hilâfetin en koyu savunucularına — mektuplar iletiliyor­ du. Biri mi getirmişti? Posta ile mi yol­ lanmıştı? Mektuplar Londra’dan geli­ yordu. Biri Gazi Mustafa Kemal Pa- şa’ya, diğeri de İsmet Paşa’ya aitti. Fa­ kat mektuplar daha Ankara’ya ulaş­ madan bu gazetelerin eline geçmişti bi­ le!

Bir gariplik vardı bu işte. Bir oyun seziliyordu.

Gönderenler kimdi?

İslâm dünyası adına konuştuğunu id­ dia eden Ağa Han ile Emir Ali! İki Hindli. Bunlan Hüseyin Cahid de, Ebuzziya Velid de, Ahmet Cevdet de Lozan Konferansından gayet yakından tanıyorlardı. Hatta bu iki Hindlinin İn­ giliz devletinin hizmetinde olduklarım, güvenilecek kişiler olmadıklarını, Lond­ ra’nın izni olmadan bir adım bile ata­ mayacaklarını konferansın devam ettiği günlerde gazetelerinde yazmışlardı. Hindli Müslümanlann da bu iki kişiye

güveni katiyen yoktu. Bunu da biliyor­ lardı.

İki H indli'nin istekleri

Mektuplarda yazıh istekleri neydi bu iki Hindlinin?

1— Halifenin nüfuzunu azaltacak hiçbir yola başvurulmamahdır.

2— Bir din adamı olarak halifeye, Türkiye’nin siyasî bünyesinde yer veril­ melidir.

3— Halife, her zaman Osmanlı ha­ nedanı içinden seçilmelidir.

4— Halife, hiç olmazsa Papa kadar prestij ve nüfuza sahip olmalıdır.

Doğrudan doğruya Türkiye’nin iç iş­ lerine müdahale idi bu istekler! Ve bu müdahaleler, Londra'da Sömürgeler Ba­ kanlığında hazırlanan mektuplar yolu ile ve sözde“ İslâmDünyası"da âlet edi­ lerek yapılıyordu.

Bu kadar açık bir oyun karşısında İstanbullu gazetecilerin basiretlerini bir­ den bağlayan ne olmuştu? Halifeye karşı sonsuz bağlılıkları mı, yoksa Gazi Pa­ şa’ya veya onun yapmak istediği reform­ lara karşı duyduktan kin mi? İşgal devrindeki İngiliz entrikalannı onlardan iyi takip eden, onlardan iyi bilen yok­ tu. Bütün bu hatıralar sanki birden si­ linmişti hafızalarında!

Almışlar bu mektuplan, hiçbir a ra ş-' tırma yapmadan gazetelerinin birinci sayfalanna yerleştirmişlerdi. Bir yorum yaparak mı? Bu mektupian gönderen­ lerin İngiltere’nin elinde birer propagan­ da ajanı olduklarını belirterek mi? Hayır.

5 Aralık sabahı İstanbul halkı he­

yecan içindeydi. Kimler halifenin yar­ dımına koşuyordu?

Olaylar bundan sonra süratle geliş­ mişti. İngiliz oyununa düşen gazeteci­ ler, İstiklâl Mahkemesi önüne getirilmiş. 25 gün hapiste kaldıktan sonra beraat etmişlerdi. Bu arada gazeteleri bir gün bile yayınlarına ara vermemişti.

H ilâ fe t kalkıyor

Peşini bırakmamıştı Gazi Paşa, ha­ lifenin...

Nihayet 3 Mart akşamı Meclis, hi­ lâfeti de kaldırıyor ve o gece Abdüİme- cid ile Osmanlı hanedanından kalanlar yurt dışına çıkarılıyordu.

İstanbul’un hilafetçi gazetelerine gö­ re, Türkiye için bir intihardı bu hare­ ket (İKDAM); bundan sonra Türkiye birkaç milyonluk küçücük bir devlet, hatta bir (hiç) olarak kalmaya mahkûm ediliyordu (TANIN); şimdi bir başka devlet hilâfeti hemen kapacak, bu kuv­ veti Türkiye’ye karşı kullanmaya kalkı­ şacaktı (TEVHİDİEFKÂR)...

Türk dostu olarak tanınan bir Fran­ sız yazan Cbude Farrere de, ECHO DE PARİS adlı gazetede şu kehaneti savur- muştu:

“ Mustafa Kemal ve İsmet, bunun cezasını çok ağır ödeyeceklerdir.”

O günden bu güne altmış yıl geçti: Abdülmecid, 1923’ten sonra İsviç­ re’de, Paris’te yirmi yıl yaşadı. Kim ona elini uzattı? Hangi devlet, hilâfeti kap­ mak için gayret gösterdi?

Bini

Referanslar

Benzer Belgeler

Lisans eğitimini Uşak Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini ise Dokuz Eylül Üni- versitesi

Moskova Sinemacılar Evi'nde iki saat kadar süren veda töreninin ardından Vera'nın naaşı yakılmak üzere krematoryuma

Köşkü onarıp hiz­ mete açtıktan sonra, açılışa gelen Yunan de­ legenin hayretten elindeki çanta düştü.. Para geldikçe

müze dek gerçekleştirdiği çalışmalarından bir seçki 9 yıllık bir aradan sonra 16 Ocak- 11 Şubat tarihleri arasında Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde

O~uz yay~l~~~~ ile Yemen'e kadar hatta, Osmanl~~ geli~mesi ile bir yandan Kenya bir yandan Fas'a kadar Müslüman - Türk hakimiyetini, bir çe~it iç ezikli~i ile konu~mamaya,

Yap~lan görü~meler Avrupa ülke- leri aras~nda yeni bir Haçl~~ Ordusunun kurulmas~na yol açmay~nca, Venedik Senato'su 18 Nisan 1454 tarihli anla~may~~ onaylar (s. Geni~~ bir

“Peki, sunucu boş odayı açtıktan sonra, seçkiyi değiştirirsen kazanma olasılığı nedir, kaybetme olasılığı nedir?” diye asıl meseleye geliyor kestirmeden.. Ben,

İşin daha da ilginci, benim arkadaşım olan gaze­ teci, Muammer Aksoy’un da akrabasıydı. Daha sonra yine Muammer Aksoy’un akrabası olan, bir başka gazeteci arkadaşımız