CUMHURİYET/2
H erkesim A cı GüAüşü...
Kitapları, herkesin yapamadığı şekilde, yadsınamaz bir bilimselliktedir.
Hiçbir zaman dar çerçevelerde sıkışarak yazmamıştır. İktisatçılığı,
tarihçiliği, sosyal, siyasal ve sosyolojik kültürünün plüralizmi içinde
renkli üslubu, yazılarına her zaman başka bir hava vermiştir. Bir sorunu
tarihsel kaynağına inerek, anekdotlarla besleyerek anlatması eserlerine
bir unutulmazdık, güncellik ve aynı zamanda gerçek bir etkileme gücü
kazandırmıştır._______________________________________________
Prof. Dr. TARIK ZAFER TUNA YA
Kısa bir süre önce iki önemli olay üniversite ve dü şün yaşam ım ızda dikkat çekici oldu. Bir yandan m em leketinde hâlâ sorgusuz sualsiz görevlerinden atılm ış1 ‘ 1402’lik” üniversite öğretim üyeleri bulunan Başbakan Turgut Ö zal’a, A m erika’da Teksas Üni versitesi “ demokrasiye ve bilime katkıları ” gerekçe siyle “ fahri d o k to rlu k ” unvanı verdi. Aynı günler de tutucu bir eğitim politikasının kurbanı olarak yurt- dışında yerleşmek zorunda bırakılan Profesör Niyazi Berkes, Londra’da bir hastanede kalp yetmezliğin den öldü. Bu rastlantı Türkiye’deki çelişmeleri çarpıcı bir şekilde sergilem ektedir.
Dar görüşün sonucu_____________
1950 yılına kadar siyasal iktidarla üniversite ara sındaki karşılaşm alar sağlıklı sonuçlar verebilecek özellikte gelişmemiştir. C H P iktidarının üniversiteyi karşısına alm ası, olum lu bir politika değildi. Bu tu tum u, 1950’de kendisini izleyen D P tarafından da be nimsenmişse de daha iyi sonuçlar verm emiştir. Ü ni versiteyi karşısına alm a yöntemi C H P ’yi de D P ’yi de bir hayli yıpratmakla kalmamış, bilim yaşamım da ze delemiştir.
Zam ansal bir özetle, çetrefil işler 1946’da A nkara Üniversitesi Dil veTarih-Coğrafya Fakültesi doçent lerinden Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes, felsefe bölüm ü asistanlarından M ediha Ber- kes’in bakanlık emrine alınm asıyla başlam ıştır. Bu konuda, fakülte dekanlığının gösterdiği gerekçe, “ haftalık siyasi mecmua olduğunu ilk sayfalarında açıklayan” bir dergiye adı geçen öğretim üyelerinin “ yazı yardım ı vaat etmiş olm alarıd ır.” Buna göre “ hüküm etin umum i siyasetine aykırı bir prensip ta şıyan” , “ politik eğilimi açıkça belli” , “ siyasi bir m ecm uaya’ ’ yazı yazm ak, öğretim üyelerinin kendi
siyasal “ hüviyetlerini” açıklamaları demektir ve fa kültede kalmamalarını gerektirir mahiyettedir. Bu iş lemler D anıştay tarafından iptal edilmiştir. Olay Meclisi kızdırm ış ve kam uoyunu meşgul edecek de recede siyasallaşm ıştır.'
Zam anın Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Si- rer, A nkara Üniversitesi Rektörlüğü’ne yolladığı bir yazı ile Dil veTarih-C oğrafya Fakültesi’nde bazı öğ retim üyelerinin ‘ ‘ zararlı ideoloj i propagandası ” yap- tıklarını bildirm iştir. Rektör bu uyarıyı bir “ ih b ar” sayarak derhal harekete geçmiş ve soruşturma açmış tır. H azırlanan tezkerede, suç olm adığı, D anıştay’ ın sorusu üzerine açıkça bildirilmiştir. Üniversite se natosu da ‘ ‘suç olm adığına göre üniversiteden ihra cın da söz konusu olm ayacağını” kararlaştırm ıştır.
İktidar partisi, üniversite organları tarafından ve rilen bu kararı politikasına uygun bulm amıştır. M u halefetteki D P de tam olarak iktidarı desteklemiştir. Bu destek, Profesör Fuat Köprülü tarafından Mec lis kürsüsünde açıkça belirtilmiştir. A nkara Üniver sitesi Senatosu bu baskı karşısında, üniversiteden ih racı gerektiren “ suç” terim inin tanım lam asını Mec listen istemiştir ve diyalog şiddetlenmiştir. Sorunlar hukuk dışına kaym aya başlamıştır, örneğin 27 A ra lık 1947 günü Rektör Şevket A zizK ansu’nun makam odasını basan bir kitle istifasını istem iştir ve olaylar boyutlarını genişletmişlerdir. İstanbul Üniversitesi Senatosu da mücadeleye karışmıştır ve Rektör Sıddık Sami O nar imzalı bildirisiyle olayı kınadığını ilan etmiştir.
A nkara Üniversitesi Senatosu Berkes, Boran, Bo ratav hakkında “ dersten m en” kararı alm ıştır, ö ğ retim üyeleri üniversitelerarası kurula başvurmuşlar ve kurul “ disiplin bakım ından ceza verilmesine m a hal olm adığına “ ekseriyetle karar verm iştir. ’ ’ Mec
OLAYLAR VE GÖRÜŞLER
77
-TU
lis bu kararı, büsbütün öfkeli bir tepkiyle karşılamış tır. “ A n k ara Üniversitesi K uruluş K adroları K anunu” adıyla yeni bir kanun çıkararak, adı geçen öğretim üyelerinin kadrolarını kaldırmıştır, öğretim üyeleri de görevlerinden uzaklaştırılmış ve açıkta kal m ışlardır . Bu olay ne ilk, ne so ndu. Kendisinden ön ce de vardı, daha sonra da olacaktı. Yalnız bu olay ların bazı özellikleri vardır. Üniversiteye egemen ol m ak isteyen C H P iktidarı, karşısında üniversite ve yüksek adalet organlarını bulunca, bu politikasını yü rütebilmek için çoğunluğuna güvenerek, isteklerine uygun kanun çıkarm a yolunu seçmiştir. Bir A naya sa Mahkemesi’nin varolması gerekliliği bu olayda bir kez daha kanıtlanm ıştır. Sonunda hem üniversite ve hem Berkes ve arkadaştan savaşımdan yenik çık m ış-, lardır.
Göç__________________________
Niyazi Berkes bu olay sonucu, memleketinden baş ka diyarlara, Kanada’ya, Montreal kentindeki Mc. Gill Üniversitesi’ne göç etmiştir ve çeyrek yüzyılı aşan bir süre kalmaya, adaletsizbir politika onu zorlamış tır. B irm ektubundaşöylediyordu(l Eylül 1977): “ O bizim m ahut olaylann tarihini yazıyorum. Fakat yaz dıkça benim ya da ‘üç öğretim üyesi’nin hikâyesi ol maktan çıkıyor, bir çeşit 1940-1950 döneminin bir kri tiği oluyor!’ D aha sonra (7 Aralık 1977) pek istekli gö rünm em ektedir: “...Bu konuyu ele alm alı, yeniden o zamanı hatırlamalı mı diye zaman zaman şüpheye dü şüyorum. Ne faydası olacak? diyorum. U nutulm uş, ölm üşgitm iş şeyleri canlandırm anın anlam ı var mı? diyorum!’
H ayatındaki bu m üthiş göç her şeyini almış götür müştür. Yaşamında onulm az yaralar açm ıştır ve bu portreyi daim a yaşayarak çizecektir: “...Ben bugün
emekli olmuş bir kişiyim, ister 60, ister 70 olsun yaşım; yerinden, yurdundan, çevresinden atılmış, yalnız, tek başına kalmış bir adamım.”
Kendisini yakından tanıyışım, Kaliforniya’da 1956’daStanfordÜ niversitesi’ndeTürkiye’ye ilişkin bir seminer dolayısıyla olmuştu. Amerikalılarca arası bu seminerle düzelmişti. Kaşları daim açatıktı. Yavaş konuşuyor, herkes gülerken, o ancak acı bir gülüşle çevresine katılıyordu. Hiç unutm am bu toplantıdan sonra Kanada’ya geçmiş Mc. Gill Üniversitesi’nde zi yaretinegitmiştim. Akşam evine davet etti. Yemek ha zırlanıncaya kadar göl kıyısında gezdik. Sonra büyük bir kaya parçası üzerine oturdu. Gözleri dolu dolu hiç bilmediğim yanlarıyla başına gelenleri anlattı. Ağla yarak anlattı. Ülkesinden bu ayrı kalışı, uzakta bulu nuşu, yalnızlığı onu o kadar etkilemişti ki titrek bir ses
le “ Benim yazdığım kitaplar aslında ilmi şeyler sayıl m am alı, onlar mem leketten uzağa atılmış olm anın yansımalarını taşırlar” dedi. Gözlerinde biriken yaş larını hâlâ, sanki şimdi de fark eder gibiyim.
Oysa, kitapları, herkesin yapamadığı şekilde, yad sınamaz bir bilimselliktedir. H içbir zaman dar çer çevelerde sıkışarak yazmamıştır. İktisatçılığı, tarih çiliği, sosyal, siyasal ve sosyolojik kültürünün plü ralizmi içinde renkli üslubu, yazılarına her zaman başka bir hava vermiştir. Bir sorunu tarihsel kay nağına inerek, anekdotlarla besleyerek anlatm ası eserlerine bir unutulm azlık, güncellik ve aynı za m anda gerçek bir etkileme gücü kazandırmıştır. Asıl özelliği sübjektif bir konunun objektif koşullar için deki dozunu saptamasıdır. Fakat ne var ki, her şey, am a her şey memleketinden uzakta olm anın yanın da, çok geride kalıyordu. Zaman zaman yurda dön düğünde, unutulm adığını görm ek on a bir neşe ve riyor, kürsüde konuşurken o acı gülüşü, alınganlı ğı sanki azalıyordu. Sanki -kendi deyimiyle- uzak lara “atılm asının” yarattığı sertlik yum uşuyor ve kayboluyordu. Fakat yine de gerektiğinde eleştiri den vazgeçmiyordu.
Türk devrimi içinde, sağdan ya da soldan, yazdık larına gelen eleştirilerde, bir gerçek unutulm am alıy dı: Niyazi Berkes hep Türkiye’yi saran, Türk devrimini köstekleyen sorunlarla ilgiliydi. “İki Yüzyıldır Neden
Bocalıyoruz?”dan tutun da “Asya M ektuplarının en
uzakları dile getiren satırlarına kadar her zamanki çiz gisi bu olmuştur, özellikle Asyalı ulusların içinde bu lundukları sefaleti ve geriliği, emperyalist gözlemci lerin gördüğü gibi, sanki elinde fotoğraf makinesi, ses siz kalabalıklar içinde gezinen bir turist gibi görm e diğini bir “A tatürk kuşağı çocuğu” olmasıyla açıklar. Aynı ruh, büyük eseri olan “Türkiye’de Çağdaş
laşma” ya da egemen olm uştur. Kuvvetle inandığı
fakat bir türlü içinde kendisine yer verilmeyen Türk iye Cum huriyeti’nin ve Türk ulusunun uzaklarda, çok uzaklarda gördüğü ilgiyi ve saygıyı belirtmek ve bu tarihsel gelişmeyi (Türk devrimini) gönlünün bütün coşkusuyla anlatm ak... Ve önsözünde şöyle der: “Cumhuriyet’in doğuşu yıllarının kuşağından
olan bir kişi olarak onun ellinci yıldönümünün kut lanmasına böyle bir araştırma ile bir katkıda bu lunmak yazı ve öğretim yaşamımın en doğal, en mutlu ödevidir.”
Tarih, A tatürkçü kuşağın en ileri saflarındaki bu ünlü bilim adam ının düşünceleri ve yapıtları üze rinde ısrarla duracaktır. Am a asıl sorun ülkemizde hâlâ devam eden bu çağdışı ve anlam sız politika nın ne zaman daha uygar bir duruma dönüşeceğidir.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi