• Sonuç bulunamadı

Köprülü Ailesi:Tekmil-i birden Köprülü Ailesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Köprülü Ailesi:Tekmil-i birden Köprülü Ailesi"

Copied!
18
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

i ^ \ I I İ I ! ; m

II i i, B

J ı / 1 ' ı V Se d e f At a m

A Vfi.M ehm ed’in b ir tavsiyeyi dikkate alması ile ratorluğü batıda en geniş-sınırla rın a ulaşacdk-

bİrlîkte onüç Vesile kadar uzanacak b ir ailenin tı. Peki ama kim di OsmanlI’yayeniden canveren

■y —** - j «-* ! ^ ' ı I ı - ** ~~r * - >r ' - -•

öyküsünün de ilk tem elleri atılm ış oluyordu. 16.

bu şahıs.

y ü zy ılın sonları ve 17. y ü z y ıl Osmanlı İm para-

Vaktini daha çok avlanarak geçiren Sultan M

eh-- p 1“1 - - - ■ '1 - ”” w ’ i ' , . 'c-v t -v^ .'* 3 '1

torlu ğu ’hun en karışık dönemlerinden biridir,

med kendisine yapılan b ir tavsiye üzeıine sarayda

, ’ •* r~ t * • r r~ j " - ' v ”*> "■

-im paratorluk gerek iç gerekse dış ilişkilerinde çeşitli görevler almış olan Köprülü Mehmed

Pa-• , .. • . . , y l i | f \ ■1 ( Cr * t r ~ \ \ T -f ‘ Jl * j f J r-*. C» ; -"" ’ C* •“ *-*J-"

bunalım lı b ir dönem yaşıyordu. Osm anlI’nın ş a ’y ı sadrazam yapar. 75 yaşında sadrazam

Kanuni ile zirveye ulaşan büyümesi darbe almış,

olan Köprülü ise kendisine verilen görevi ve

otori-topraklar yavaş yavaş kaybediliyordu. A vcı la - teyi kullanarak imparatorluğun en sıkıntılı

döne-< 3 ^ k f ]r iz < 'r g ğ / . * > . -a, *-■

kabıyla anılan IV : Mehmed ise henüz yed i y a şın - rhinde başarılara im zasını atar. Köprülü’nün ba-

’ -,j ıC v *7/ ■' ■■'iş* S i y v- 'y ğÇly i ' *-■. *%v ,

dayken tahta çıkm ıştı. Saltanatının ilk ğ ılla r ı şa rısı görevinin sona ermesi ile bitmez. Aksine,

kargaşa içinde geçiyordu. İş te b ç y leşine-çalkan- kendisinden sonra oğlunu sadrazam atayan

tılı b ir dönemde im paratorluğa yeniden hayât ve- Köprülü Mehmed Paşa çok uzun b ir tarihe

damga-recek b iri görev başına gelecekti. Çök kısa' b ir Sim vuracağını herhalde tahmin etmiyordu. 13

sürede İstanbul’da işleri yoluna koyduktan sonra., nesildir va rlığın ı sürdüren Köprülü ailesinden ar-

Venedik ablukasını kıracak, Lim n i ve Bozca tık başbakan çıkmasa bile ailenin b irçok jerd ip o

-ada’y ı g e ri alacaktı. Ve Polonya ve Rusya ile im - litika ile iç içe yaşamış.

(3)

K

öprülü 1 50 0 'le rin sonunda Köprülü sü lale sin in te m e li Mehmed Paşa’nın Köprü kasa­ basında doğması ile atılıyor. 1656 yılın­ da devletin çok sıkıntılı bir devresinde, Avcı M ehm ed’in padişah olduğu sırada zorluk içinde kalarak bir tavsiye ile Köprülü Mehmed Paşa sadrazam olur. O zam anlar aşçılık, sipahi ağalığı, kapı­ cılar kethüdalığı gibi m u htelif işlerde çalıştıktan sonra sadrazam olabileceği düşünülm ezdi Köprülü’nün. Kendisini yakından tanıyan birinin tavsiyesi üzeri­ ne bu göreve getirilm işti. O zam ana gö­ re cahil, ortalam a tahsil görm üş biri ol­ m ayan Köprülü 75 yaşında sadrazam olur ve altı senelik görevi süresince dev­ letin önemli sorunlarını halleder ve şid­ detle davranm aktan da kaçınm az. OsmanlI Devleti’nin en büyük handikap­ larından birisi padişahların, hiçbir za­ man kendilerine rakip olur düşüncesiyle sadrazam ları uzun süre iş başında t u t ­ mayıp, babadan oğula geçişi kesinlikle kabul etm em esiydi. Avcı, Köprülü Meh­ med Paşa’da böyle bir tehlike görm edi­ ği için Köprülü vefat edeceği sırada kimi tavsiye edeceğini sorm uş. Köprülü ise oğlunu önerm iş. Babasının aksine Fazıl Ahm ed Paşa son derece iyi tahsil gör­ m üş ve o dönemde en yüksek m edrese­ lerden birinde bugünün ölçüleriyle bir p ro fesö rm üş. Köprülü M ehmed Pa- şa’nın ölümünün ardından vasiyetini y e ­ rine getiren padişah, Fazıl Ahmed Pa­ şa ’yı sadrazam yapar. Fazıl Ahmed Paşa 16 sene boyunca bu görevi sürd ürm üş. Ancak fazla içki içtiğinden 26 yaşında başladığı görevini 41 yaşında bırakır ve ölür. Ancak o arada da im paratorluğu aşağı yukarı toparlam ıştır. O kadar ki yönetim i babasının düzelttiğinden çok daha ilerisine taşım ayı başarm ıştır. Fa­ zıl Ahmed Paşa görevi süresince babası­ nın attığı tem el üzerinde devleti ve or­ duyu güçlendirir. Çok adil davranır an­ cak bütün zararı içkiden dolayı kendisi­ ne olur. Fazıl Ahmed Paşa’nın ölüm ün­ den sonra ise görevi kardeşi Fazıl M us­ tafa Paşa devralır. Daha sonraki sene­ lerde iki sadrazam daha çıkar Köprülü ailesinden. Kısacası Köprülü ailesinin sadrazam lığı OsmanlI tarihinde 25 se­ neye yakın bir devreyi kaplar. Aileden daha sonra sadrazam çıkm asa dahi po­ litikaya olan bağlılık sü re r. Daha sonra­

ki yıllarda ise A hm et Ziya ile birlikte Köprülü ailesinin politik hayatı yeniden hareketlenir.

Ahm ed Ziya’nın üç oğlu olur. Faiz Bey, Ram iz Bey ve Nafiz Bey.

Nafiz Bey’in oğlu Kem al Bey Cum huri- y e t’in ilk yıllarında hariciye m esleğine g irer ve önce Kabil'de, T a h ran ’da, son­ ra Belgrad’da ve İspanya'da görev alır. Kardeşi Cemal Köprülü ise 1950 ve 1954 yıllarında Dem okrat Parti döne­ m inde Edirn e ve Kırklareli'de m illetve­ killiği yap ar. Alm anca-Türkçe-Alm anca lügati çıkartan Cemal Köprülü hocalığı

tercih eder ve Gazi Terbiye ve Fen Fakültesi’nde ders verir.

Faiz Bey'in oğlu olan Fuad Köprülü ise akadem ik kariyerini bırakıp politikaya girdiği dönemlerde kendini hayli hare­ ketli bir hayatın içinde bulur. Esa s ola­ rak bir ilim adam ı olan Fuad Köprülü A ta tü rk ’ün Türklük, Türkiyat politikala­ rı çerçevesinde 1 930’ların ortasında Türkiye’de bir ilmi hayat kurulm ası için çaba sarfeder. A ta tü rk bu işlerle kim le­ rin uğraştığını so ruşturm uştu r, Fuad Köprülü bunlardan biridir. A ta tü rk bu isim leri otom atik olarak milletvekili ya­ par ve eli altında bulundurur.

1950-1957 yıllarında ünlü bir edebiyatçı da olan Fuad Köprülü İstanbul milletve­ killiği ve dışişleri bakanlığı yapar. Demok­ rat Parti'nin kurulmasında çok önemli bir rol oynayan Fuad Köprülü’nün oğlu Or­

han Köprülü'de aynı dönemlerde İstan­ bul İl Başkanlığı yapar. Günümüzde ise ailenin politika ile olan ilişkisi Arı Grubu Genel Koordinatörü Kemal Köprülü ile devam ediyor. Ancak ailenin 17. ve 18. yüzyıldaki politik etkinliği artık çok geril­ erde kalmış durumda.

Bu hikayeyi hazırlam ak pek kolay olm a­ dı. Nede olsa 300 yıldan fazla bir sü re ­ dir varolan bir ailenin öyküsünü kaleme alacaktım . Beş sadrazam ın çıktığı aile­ nin hikayesinin araştırırken arşivlerin içinde kayboldum. Ancak arşivler hiçbir zam an ilk ağızdan anlatıldığı gibi renkli

Em inönü Çem berlitaş'ta bulunan Köprülü Kütüphanesi IV. Mehmed döneminde sadrazam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1661 yılında yaptırılm ıştır. Ailenin yaptığı bağış koleksiyonun da bulunduğu kütüphane, halen Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü'ne bağlı olarak hizm et veriyor.

m alzem e sunam ıyordu. Ailenin entere­ san ve renkli öykülerini bizlere an lata­ rak o günleri aynı heyecanla yaşam am ı­ zı sağlayan, vakitlerini ayıran ve değerli belgeleri kullanm am ıza izin veren Ce­ mal Köprülü’nün kızı Ayşe Çakm aklı’ya, Fuad Köp rülü’nün oğlu Orhan Köprülü’ye, Fuad Köprülü'nün torunu ve Coşkun Kırca'nın kızı Gönül Kırca Bayle’a, Ertuğ rul Köprülü’nün eşi Tuna Köprülü’ye, çocukları Kemal ve M urat Köprülü’ye ve M ehm et T u rg u t’a te ­ şekkür ediyorum.

(4)

1 ^ *"7 Q yılın d a B e ra t-T im o riç e 1 J I ü R udnik köyünde (A m as­ ya yakın larında) dünyaya gelen Meh- m ed Paşa sayısız ve fa rklı alanlarda iş­ lere im za a tm ış bir kişilik. M ehm ed Pa- ş a ’nın saraya ilk g irişi fa rklı bir kapıdan olm uş. Saray m u tfağınd a aşçı çıraklığı yap an M ehm ed P aşa 1 62 8 yılınd a veziri azam H üsrev P aşa’ya hazinedar o lm uştu. Daha sonra ise sırasıyla Voy­ vo dalık, İsta n b u l'd a ih tisa b ağalığ ı, Tophane nazırlığı, sipahi ağalığı, cebe- cibaşılık, kapıcılar kethüdalığı yap ­ tı. 1634 yılında m ahurken sancak­ beyi o larak A m a sya’ya atandı. Ora­ da bulunan Köprü kasabasına y e r­ le şti. Köprülü ailesinin soyadı işte bu dönem den geliyor, zira Meh­ m ed P aşa’nın o yıllarda Köprülü sa­ nı ile anıldığı ileri sürülüyo r. 22 yıl boyunca Trab zo n, Şam , Kudüs ve T ra b lu s ’ta b eylerb eyi görevini s ü rd ü re n M ehm ed Paşa İs ta n ­ bul’da kubbe vezirliği ya p m ış. 78 yaşına gelen Köprülü M ehmed Pa­ şa em ekli olma ve hayatını Köprü’de sü rd ü rm e kararı alm ış. A ncak em ekli olduğu sırada yeni veziri azam i b aşarı­ sızlıkları ona bir şa n s do ğurm uştu. T u rh an Valide Sultan ve 4. M ehmed bu güvensiz d uru m a ve Çanakkale Boğa- zı’nda yaşanan Venedik ablukasına bir son ve rm e k istiyo rlardı. Çok yaşlı olm a­ sına rağm en bu görev Köprülü Meh­ m ed Paşa’ya te k lif edilm işti.

Dönemin başarısız veziri azam i Boynu- yaralı M ehmed Paşa bu haberden pek hoşlanm am ıştı ancak kendisi de garip tu tu m la rı dikkat çekm işti. Boynuyaralı M ehmed Paşa Venedikliler’in saldırıları­ na karşı ve onları ko rkutm ak için İstan ­ bul surlarını badana ettiriyordu. Ve gö­ revinde kalm ak için Köprülü’nün Trab- lusşam beylerbeyliğine atanm asını sağ­ ladı, bu durum kendisinin de daha fa z­ la görevde kalm asını sağlayacaktı. Fa­ kat görevine g itm ek üzere İstanbul tüccarlarından borç para bulm aya çalı­ şan Köprülü bir süre daha şehirde vakit g eçirm işti ve sarayda Turhan Su ltan’la görüşm e şansına erişm işti. Bu görüş­ m e Köprülü’nün lehine sonuçlanm ıştı çünkü padişah kendisine veziri azam görevini ve rm işti. Ayrıca Köprülü bu

görüşm ede yönetim de bağım sızlık is­ te m iş, atam alara karışılm am asını talep e tm iş ve hakkındaki şikayetler so ruştu­ rulm adan görevden alınm am asını ko­ şul o larak ileri sü rm ü ş tü . 15 Eylül 1656’da Köprülü M ehmed Paşa yeni vezir seçilm işti. Bu ata m a halk arasın ­ da büyük bir tepki ya ra tm ıştı: Ulema­ nın tepkisi “okum ak ya zm a k bilmeyen bir cahil", ağalarınki “asi Vardar Paşa’ya yenik d üşm üş liyakatsiz adem ” , ricalin- ki ise “ bu m üflis herif, devletin

müşki-Aşçılıktan

sadrazamlığa

Köprülü

Mehmed Pasa

Köprülü’nün sadrazam

olması halk arasında

büyük bir tepki yaratmıştı:

Ulemanın tepkisi “okumak

yazmak bilmeyen bir cahil”,

ağalarınki “asi Vardar

Paşa’ya yenik düşmüş

liyakatsiz adem” olmuştu.

Ancak o olayları büyük bir

soğukkanlılıkla yatıştırmayı

başarmıştı.

Iat-ı m âliyesine ne veçhile çare b ulu r” olm uştu. Köprülü görevine zor bir dö­ nem de b a ş la m ıştı. A n ca k olayları büyük bir soğukkanlılıkla yatıştırm ayı b aşarm ıştı, bunun en güzel örneklerin­ den biri Kadızadeliler-Sivasiler çekiş­ m esinin teröre dönüşm esini önlem esi­ dir. Kısa sürede em irlerini yerine g e tir­ m eyenleri görevlerinden aldı ve yerine kendi adam larını yerleştirdi. 0 dönem ­ de ulufelerini alam ayan kapıkulları Def­ te rd a r Divrikli M ehmed Paşa’nın kona­ ğını taşlam ışlard ı. İstan b ul’da du­ rum oldukça gergindi, bir ayaklan­ m adan korkuluyordu . D e fte rd ar K ö p rü lü ’nün h u zu ru n a çık m ıştı. A ncak defterdar Köprülü’yü ikna edem em iş, görevini de kaybetm iş­ ti. Köprülü kısa sürede önemli gö­ revlere adam larını ye rle ştire re k şe­ hirdeki en ufak olaydan haberdar olabileceği bir sistem ku rm u ştu . 4 Ocak 1657’de başlayan sipahi ayaklanm asını durdurm ası kolay ol­ m u ştu çünkü daha önce yem ine bağladığı yeniçerileri bu eylem e katıl­ m am ışlardı. Çalık Hüseyin, Cebeci Halil Ağa, Kapıcılar Kethüdası M ustafa Ağa gibi zorbaların ise boyunları vu ru lm u ş­ tu . Köprülü İstanbul’un ve Ü sküdar’ın tü m hanlarını ve bekar evlerinin aran ­ m asını e m re tm işti ayrıca kendisi de geceleri yeniçeri ağası, cebecibaşı ve bölük ağaları ile birlikte dolaşır, yakala­ nan zorbaları ve serserileri boğdurup denize attırırd ı. Halktan ve esnaftan haraç toplayan zorbalar ise gündüz va­ kitlerinde halkın önünde idam ediliyor­ du. E fla k ve Boğdan voyvodalarını ayaklandırm aya yönlediren Rum P a tri­ ği 3. Partenios’u huzuruna getirten ve ele g eçirilen m e ktu b u n u okutan Köprülü, patriği 1657 yılında Parmak- kapı’da astırm ıştı. Köprülü'nün sad ra­ zam lığı döneminde İstanbul’da gerçek­ leştirilen operasyonlar sonucunda su ­ çlu ve suçsuz toplam 40 bin kişi haya­ tını kaybetm işti.

Köprülü Mehmed Paşa ülkede bulunan elçiler ile başarılı diplomatik ilişkiler kur­ m uştu. Bu esnada göreve gelmeden önceki dönemde başlam ış olan Venedik ablukasını kaldırm ak için Çanakkale’ye giden Köprülü, Venedik donanmasını

(5)

yenm iş ve Bozcaada’yı işgalden ku rta r­ m ıştı. Bu zaferin ardından Sultan’ın ya­ nına giden Köprülü Mehmed Paşa 1658 yılında Erdel seferine çıktı. Ancak Abaza Haşan Paşa ayaklanmasının Anadolu’da patlak verm esi üzerine Köprülü Erdel seferini yarıda keserek İstanbul’a dön­ m üştü. Çok sıkı bir denetim kurarak ayaklanm ayı b astırm aya b aşlam ıştı sadrazam . Önce Üsküdar’da bir ordu­ gah kurdurup ardından da bütün kapı­ kulu askerlerinin altı aylık m aaşlarını dağıttırm ıştı. Öte yandan Anadolu'ya kaçarak isyancılarla birlik olan ve m aaş alm ak bahanesiyle İstanbul’a dönerek sadrazam a karşı suikast planları

hazır-S

adece 26 yaşındayken sadrazam olan ve 15 yıl boyunca bu görevi yürüten Fazıl Ahmed Paşa Os­ manlI tarihinin en uzun süre sadrazam ­ lık görevini yürüten politikacısı. Babası­ nın vasiyeti üzerine bu göreve getirilen Fazıl Ahm ed Paşa, bu göreve gelmeden önce E rzurum beylerbeyliği, Şam ve Ha­ lep valiliği yapm ıştı. Edirne'de sadrazam olmasının ardından ilk üç yıl boyunca Avusturya Savaşları ile uğraşm ıştı. Aynı dönemde eniştesi Merzifonlu Kara Mus­ tafa Paşa yeğeninin savaşta olması ve Sultan Mehmed'in Edirne’de bulunması sebebi ile İstanbul’un sadaret kaym a­

kamlığı görevini yürütüyordu. Yangın adeta Köprülü ailesinin kaderi olm uştu. 1660 yangınından kötü bir yara alan İs­ tanbul’da alevler hiç sönm em işti sanki. 1665 yılında Topkapı Sarayı’nın harem dairesinde nedeni bilinmeyen bir yangın çıkm ıştı. Daha sonra ise Odun Kapısı’nda bir fıçıcı dükkanında gece yanan m um ­ lardan kaynaklanan bir yangın çıkm ıştı. Fazıl Ahmed Paşa ise İstanbul’a bu yan­ gınlardan sonra 1665 yılının yaz ayların­ da dönebilmişti. Ancak nedense İstan­ bul'da uzun süre kalm ası m üm kün ola­ m am ıştı Fazıl Ahmed Paşa’ya, zira yapı­ lan bir dizi toplantının ardından Girit’e sefer düzenlenerek Kandiye Kalesi’nin

layan yüzlerce askeri öldürttü Köprülü Mehmed Paşa. İstanbul'a çıkan bütün yollar sıkı denetim altında tutuluyordu, sadrazam bununla da kalm am ıştı ve ayaklanmada rol oynayan 350 sipahinin idam edilmesini sağlam ıştı ayrıca kendi­ sine rakip olarak gördüğü Girit fatihi ünlü vezir Deli Hüseyin Paşa’yı tu tu kla t­ m ış ve boğdurtm uştu. Köprülü Meh­ med Paşa Osmanlı topraklarındaki oto­ ritesini her geçen gün artırıyordu. Ünü ise giderek yayılıyordu. Köprülü Çanak­ kale Boğazı’na yeni istihkam lar yap tır­ m ıştı böylece İstanbul şehrini güvenlik altına almayı başarm ıştı. İstanbul için önemli bir gelir kaynağı olan ticare t de

Fazıl Ahmed Paşa iktidarda

kaldığı süre içinde gerek

Osmanlı topraklarında

gerekse dış dünyada itibar

ve otorite sahibi biri olarak

biliniyordu. Avusturya

İmparatoru elçisinin Fazıl

Ahmed Paşa’nın eteğini

öperken burnunu o kadar

yere sürttüğü ve halıda kan

lekesi kaldığı anlatılırmış.

bu çerçevede güvenceli olmaya başla­ m ıştı. Mal yüklü g em iler boğazda güvenli bir yolculuk yap arak ulaşabili­ yorlardı İstanbul'a. Yaşı hayli ilerlem iş olan Köprülü, görevinin son yılını ise E r ­ del ve M acaristan’da yaşanan sorunlar nedeni ile padişahla birlikte Edirne’de geçirdi. Edirne’de kaldığı sırada İstan­ bul’a büyük zararlar veren bir yangın çıkm ıştı. Yaklaşık 2 bin 700 kişinin ha­ yatını kaybettiği 120 saray ve konağın yandığı bu felaketten bir yıl sonra da Köprülü Mehmed Paşa Edirne'de öldü. 83 yaşında ölen Köprülü’nün vasiyetine göre yerine oğlu Fazıl Ahm ed Paşa sa- darazam atanacaktı.

fethine karar verilm işti. Bu yüzden Fazıl Ahmed Paşa yeniden hazırlıklara başladı ve IV. Mehmed ile birlikte 1666’da E d ir­ ne’ye hareket etti. Girit'te üç yıl kalan Fazıl Ahmed Paşa 1670 yılında Edirne’ye dönmüştü fakat Sultan’ın Edirne'de ika­ m et etm esinden dolayı görevini İstan­ bul’dan ziyade Edirne’de sürd ürm ek du­ rum unda kalm ıştı. Görevinin onuncu yı­ lında Lehistan seferine çıkm ış ancak çok içki içm esi ikinci se fe r sırasınd a sağlığının bozulmasına ve hastalanm ası­ na neden olm uştu. İstanbul’a dönmek zorunda kalan Fazıl Ahm ed Paşa’nın hastalığı hızla ilerlem işti. Kışı geçirm ek üzere Edirne'ye gitm e kararı alm ıştı fa­ kat yolda Çorlu Karabiber Çiftliği mevki­ inde öldü. Fazıl Ahmed Paşa’nın cenaze­ si İstanbul’a getirildi.

Fazıl Ahm ed Paşa da tıp kı babası Köprülü Mehmed Paşa gibi İstanbul’un güvenli bir şehir olmasını sağlam ış. Çok sayıda eserler yaptırm ış olan Köprülü ve oğlu Fazıl Ahmed Paşa’nın çabalarıyla İs­ tanb ul daha bakım lı bir görünüm e bürünm üştü. Fazıl Ahmed Paşa iktidar­ da kaldığı süre içinde gerek Osmanlı topraklarında gerekse dış dünyada iti­ bar ve otorite sahibi biri olarak tanın­ m ıştı. Enişteleri Merzifonlu Kara M usta­ fa Paşa, Kaptan-ı Derya Kaplan M ustafa Paşa ve Vezir Şeydi Mehmed Paşa’nın desteği ile tüm ülke denetimi altındaydı. Dönemin padişahı IV. Mehmed ise bu otoriteden faydalanarak kendisine daha fazla vakit ayırıp, yönetimden uzak, vak­ tini avlanarak geçiriyordu.

Osmanlı’nın en uzun dönem

sadrazamı Fazıl Ahmed Pasa

(6)
(7)

Danışmanlıktan sadrazamlığa

adım adım Fazıl Mustafa Paşa

K

öprülü Mehmed Paşa’nın ikinci oğlu Fazıl M ustafa Paşa, ailenin üçüncü sadrazam ıdır. 1637 yı­ lında doğan Fazıl M ustafa Paşa uzun bir süre ağabeyine danışm anlık yaptı. Mer- zifonlu Kara M ustafa Paşa’nın sa d ra­ zamlığı döneminde ise 43 yaşındayken kubbe vezirliği görevini üstlendi. A ncak olaylar pek de Fazıl M ustafa Paşa’nın is­ tediği gibi gitm eyecek, Merzifonlu Kara M ustafa Paşa’nın idamından sonra işler karışacaktı. Köprülüler’e karşı bir k ır­ gınlık oluşm uştu. Bu durum Fazıl M us­ tafa Paşa’nın emekliye ayrılm asına ne­ den olacaktı. Fazıl M ustafa Paşa 1685 yılında Sakız, 1686 yılında ise Çanakka­ le’de m uhafızlık yaptı. Köprülü M eh­ med Paşa'nın kızı ile evlenen Siyavuş Paşa’nın bir sene sonra sadrazam ol­ m ası Fazıl M ustafa Paşa'nın yolunu da açacaktı. İkinci vezirliğe yükselen Fazıl M ustafa Paşa tarih e IV. M ehm ed’in tahtından indirilm esinde rol oynayarak geçecekti. Fakat bu görevinde de uzun süre kalamadı Fazıl M ustafa Paşa; kapı­ kulu askerlerinin tepkileri onun İstan ­ bul’u te rk etm esine neden olacaktı.

Sa-Fazıl Mustafa Paşa

sadrazamlık döneminde

vergi uygulamasının bir

gereklilik olmadığını

savunmuştu ancak buna

rağmen İstanbul’da vergi

toplanmamasına da cesaret

edememişti. Bu karar

neticesinde İstanbul’da

karaborsa yaygınlaşmıştı.

kız Adası’na dönerek m uhafızlık yap­ m ıştı. 1689 yılında A vusturya cephesin­ de OsmanlI ordusu zor günler geçiriyor­ du. Düşman orduları Üsküp’e doğru ilerliyorlardı. İşte bu sırada Osmanlı yö­ netim i yeniden Köprülüler'e başvura­ caktı. Geçmişteki başarıları gözönünde

bulundurularak Fazıl M ustafa Paşa sad­ razam yapılm ıştı. Önce vergi yükünü azaltm ıştı ardından da İstanbul ve E d ir­ ne’de büyük seferin hazırlıklarını baş­ latm ıştı. 1690 yılında 53 yaşındayken çıktığı M acaristan seferinde işgal altın­ daki O sm anlı kalelerinden bazılarını k u rta rm ış tı. Seferd eyken Sultan II. Süleym an’ın ağır hasta olduğunu öğ­ renm iş ve yerine II. A hm ed’in geçiril­ m esini bildirm işti. Yeni padişahın tahta geçtiği dönemde de sadrazam lık göre­ vini sürdüren Fazıl M ustafa Paşa Salan- kam en savaşında şehit düştü.

Fazıl M ustafa Paşa sad razam lık döne­ m inde vergi uygulam asının bir gerekli­ lik olmadığını savunm uştu ancak buna rağm en İstan b ul’da vergi kaldırım ına da cesare t edem em işti. Bu karar neti­ cesinde İstan b ul’da karaborsa yaygın­ laşm ıştı.

Saraya damat giden Nuırıaıı Paşa

Fazıl Mustafa Paşa’nın oğlu olan Numan Paşa da sadrazamlık yapmıştı. Büyük amcasının oğlu Amcazade Hüseyin Paşa’nın 1697 yılında sadrazam olması üzerine politikaya ilk adımını at­ mış oluyordu. Kubbe vezirliğine atanan Numan Paşa daha sonra Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde valilik ve muhafızlık yaptı. 1708 yılında II. Mustafa'nın kızı Ayşe Sultan ile yaptığı evliliği ile birlikte damat sanını almış oldu. 1710 yılında 40 ya­ şındayken sadrazam olan Numan Paşa bu görevini çok kısa bir süre içi yürüttü. Yaklaşık üç ay sonra başarısızlıklarından ötürü azledildi ve Eğriboz muhafızlığına gönderildi. 49 yaşın­ dayken ölen Numan Paşa sadrazamlıktan ziyade şeyhülislam­ lık görevine daha uygun bir kişilik olarak kabul edilirmiş çevre­ sinde. Çok sayıda çocuk sahibi olan Numan Paşa’nın büyük oğ­ lu Hafız Ahmed Paşa da valiydi, küçük oğlu Abdullah Paşa ise kubbe vezirliği, eyalet valiliği ve seraskerlik yapmıştı.

Deli Iakablı vezir Esad Paşa

Fazıl Mustafa Paşa’nın oğlu, Numan Paşa’nın kardeşi olan Esad Paşa tarihe ’deli’ lakabı ile geçmiş, 1718 yılında vezirlik ve beylerbeyi görevlerini yapmıştı.

Karlofça Antlaşm ası im zalanıyor...

Amcazade Hüseyin Paşa ise Köprülü Mehmed Paşa ailesinin bir diğer kolunu tem sil ediyor.

Köprülü'nün yeğeni olan Amcazade Hüseyin Paşa 'yeğen', ‘sarhoş’, ’mevlevi' lakabları ile de anılır. 1683 yılında sancak­ beyi olan Hüseyin Paşa daha sonra beylerbeyi, vezir ve sada­ ret kaymakamlığı yaptı. Ve 1697 yılında Belgrad muhafızlığı yaparken sadrazam olarak atandı.

Hüseyin Paşa’nın en önemli başarılarından biri Karlofça Anlaş- m ası’nı imzalayarak Osmanlı İmparatorluğu'nun daha fazla toprak kaybetmesini önlemek olmuştur.

Viyana bozgunu idamına neden oldu

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

Köprülü Mehmed Paşa’nın evlatlığı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Köprülü'nün kızı Saliha Hanım ile evlenerek ai­ leden biri olmuştu. Sırası ile beylerbeyi, vezir olan Kara Mus­ tafa Paşa Fazıl Ahmed Paşa’nın sadrazamlığı döneminde ise

sadaret kaymakamlığı yapm ıştı. İstanbul’un güvenliğinden sorumlu olan Kara Mustafa Paşa kaptan-ı deryalık da yapmış­ tı. Viyana bozgununun suçlusu olarak kabul edildiğinden 1683 yılında idam edilmişti.

(8)

Fuad Köprülü gençlik yııllarm da Fuad Köprülü

23Tinde profesör, 33’ünde dekan, 45’inde milletvekili

20. yüzyda dam gasını vurmuş bir

bilim adam ı ve siyasetçi: Fuad Köprülü

E

debiyat tarih çisi, din tarih çisi, hukuk tarih çisi, fik ir adam ı, si­ yasetçi. Kısacası on parm akta on m a rife t. Çok çeşitli alanda eser ve r­ m iş bir ilim adam ı. T ü rk edebiyatına kazandırdığı eserlerinin yanı sıra siya­ sete katkıları ile de T ü rkiye ’nin 20. Y üzyıl’ına dam gasını vu rm u ş bir isim Fuad Köprülü. A ncak bunu pek yadır­ g am am ak lazım . Ailenin geçm işini in­ celediğinizde K ö p rü lü le r'in y a k la şık 350 yıldır siyaset ve ilimle içiçe olduğu hem en göze çarpıyor. Köprülü Meh- med Paşa ile başlayan siyaset tu tku su günüm üze kadar uzanıyor. Sanki siya­ se t Köprülüler’in kanına işlem iş. Fuad Köprülü çok kozmopolit bir ortam da büyüm üş. İstan b ul’un entellektüel elit kesim i içinde ya şam ın ı sü rd ü re n Köprülü 17 yaşındayken T ü rk edebiya­ tı konusunda uzm anlaşm a kararı al­ m ıştı.

Birçok kişi 20'li yaşlarında henüz üni­ versite sıralarında d irsek çürütürken Fuad Köprülü 23 yaşında iken T ü rk Edebiyatı Tarihi Profesörlüğü’ne a ta n ­ m ıştı. Bilim çevrelerinin şaşkın

bakışla-c>

rı arasında Köprülü görevini başarıyla yürütm ekle kalm am ış aynı zam anda 24 yaşında T ü rk Bilgi Derneği’nin genel se k re te rliğ in e , 2 5 yaşın d ayken de Asar-ı islam iye ve Milliye T e tkik Encü- m eni’nde genel sekreterliğe atanm ıştı. Köprülü 33 yaşındayken ise Edebiyat Fakültesi Dekanı olm uştu. Politika ile tanışm ası biraz daha ileri yaşlara denk gelecekti. 45 yaşında K ars milletvekili seçilen Fuad Köprülü’nün hayatını

bir-Fuad Köprülü’nün Türk din

tarihinin kurucusu olma

yolunu açan, Anadolu’da

İslamiyet başlıklı

makalesinin aldığı övgüyü

Ziya Gökalp’in sözleri ile

aktaralım: “Köprülüzade

Fuad Bey Türkiyat

sahasında büyük bir

mütebahhir ve alim oldu.

İlmi eserleriyle Türkçülüğü

tenvir etti.”

kaç sa tıra sığd ırm ak oldukça zor. Y a k ­ laşık 12 nesillik, ancak üç asırlık bir öyküyü derginin sayfalarına sığdırm ak zorunda olduğum uzu düşünerek ken­ dim ize bir sın ır koym ak zorunda kaldık. Türkiye’nin sosyal bilim ler alanında ye­ tiştird iğ i en önemli şahıslardan biri olan Fuad Köprülü ilim ve politika ile iç içe olan bir ailenin içinde büyüdü. 4 A ralık 1890 yılında dünyaya gelen Fuad Köprülü'nün babası Faiz Bey, Beyoğlu 2. Ağır Ceza M ahkem esi Başkatibi ve İstanbul Belediye Meclis üyesiydi: de­ desi Ahm ed Ziya Bey ise Bükreş sefiriy­ di. Entellektüel bir aile ortam ı içinde yetişen Fuad Köprülü hukuk fa kültesin­ de okum aya başlam ış ancak bu eğitim i yarım bırakm ıştı.

Henüz lise yıllarında iken Farsça, A rap ­ ça ve F ra n sız c a ’yı konuşan Fuad Köprülü hocalarını yetersiz bulduğu ve izleyeceği yol bakım ından d e rslerin kendisine pek y a ra rlı olm ayacağına kara verip, eğitim ini yarıda keser. Oku­ m aya çok m eraklı olan Köprülü evde vaktini babasının kütüphanesinde ge­ çirm eye başlar. Çelebi’nin

(9)

Seyahatna-m esi hayatında özel bir yere sahipti, kitabı defalarca okuyan Köprülü edebi ve ta rih i k ü ltü rü n ü p e kiştiriyo rd u . Henüz yirm i yaşına yeni girm işti ki M ercan, Kab ataş, G alatasaray ve İs­ tanbul liselerinde Türkçe ve edebiyat d ersleri verm eye b aşlam ıştı. Çeşitli m akaleler de yazan Köprülü'nün ilk il­ mi yazısı T ü rk Edebiyatı Tarihind e Usul’dür.

1913 yılında Halit Ziya Uşaklıgil'in tayi­ ni neticesinde Fuad Köprülü genç ya ­ şında İstan b u l D arü lfû n u n ’da T ü rk Edebiyatı Tarihi profesörlüğüne ata n ­ dı. Çok faal bir kişi olan Köprülü bir iş­ le yetinm iyordu. Derneklerde y ü rü t­ tüğü genel sekreterlik görevlerinin ya­ nı sıra 1915 yılında Milli Tetebbular M ecm uası’nın da m üdürü oldu. Fuad Köp rülü’nün yazdığı e se rle ri T ü rk i­ ye ’de ilgi uyandırıyordu, bunun da öte­ sinde bu ilmi yazılar dünya edebiyat­ çılarının da dikkatini çekiyordu. T ü rk din tarihinin kurucusu olma yolu­ nu açan 1922 yılında yazdığı

Anado-m Anado-m « DP'nin kurulm ası için önem li bir rol oynayan Fuad Köprülü Dışişleri Bakanlığı yaptığı bir dönemde, eşi ile bir davette, (solda) Köprülü bakanlığı döneminde Akis dergi­ sine kapak olm uştu.

lu'da İslam iyet başlıklı m akalesinin al­ dığı övgüyü Ziya Gökalp’in sözleri ile ak­ tara lım : “Köprülüzade Fuad Bey T ü rk i­ yat sahasında büyük bir m üteb ahhir ve alim oldu. İlmi eserleriyle Türkçülüğü tenvir e tti.”

Giderek daha fazla tanınan bir isim olan Fuad Köprülü 1923 yılında Edebi­

ya t Fakültesi Dekanı oldu. Cum huri- y e t’in ilk yılları anlaşılan Köp rülüye ayrı bir uğur getirecekti. Dekan olduğu sıra ­ da yayınladığı Türkiye T arih i, Cum hur­ başkanı A tatü rk'ü n de dikkatini çek­ m işti. Büyük takd ir ve beğeni toplayan bu eser için A ta tü rk eski harflerle ve kendi el yazısı ile özel bir m ektup

yaza-Öğrencisinin kaleminden Fuad Köprülü

Fransa'da Sorbonne Paris İli Üniversitesi’nde ve Doğu Medeni­ yetleri ve Dilleri Enstitüsü’nde Profesör olan Louis Bazin Fuad Köprülü'nün öğrencilerinden biriymiş. 1942 yılında Türkoloji eği­ timine başlayan Bazin hocası Jean Deny’den sürekli Fuad Köprülü'nün adını duyduğunu anlatıyor.

Fransa’da, çok tanınan bir isim olan Köprülü için bakın Louis Ba­ zin neler yazıyor: "Köprülü Fransa’da çok bilinen bir isimdi. 1939 yılında Sorbonne’dan doktorasını almıştı. Benim Türkçe’yi ilk öğ­ renmeye başladığım dönemlerde Köprülü'nün Fransızca ve Al­ manca yazmış olduğu makalelerden faydalanırdım. Daha sonra­ ları arap harfleri ile yazılan Osmanlıca’ya başladığımda hocamın tavsiyeleri üzerine Fuad

Köprülü'nün yazdığı Türkiye Tarihi'ni okudum ve çalış­ tım. Daha sonra diğer eser­ lerini de okudum ve Türkolo­ ji eğitimimin ilk aşamasını onun eserleri ile tamamla­ mış oldum. Fuad Köprülü ile ancak Ankara'ya üç yıl geçir­ mek üzere geldiğimde 1945 yılında tanışabildim. Türki­ ye'ye gelir gelmez ilk yaptı­ ğım savaş nedeni ile Fran­ sa'da temin edemediğim eserlerini aldım. Yazıların­ dan çok etkilendiğim bu ilim

adamı ile mutlaka tanışmak istiyordum. 1946 yılında hocam Je­ an Deny Türkiye’ye gelmişti. Bizi tanıştıran da o oldu. Beni çok hoş karşılamıştı. Dostu Deny ile yeniden biraraya gelmekten do­ layı çok mutluydu. Bense onun canlılığından ve entelektüel tavır­ larından. Türkçe konuşurken birden Fransızca'ya geçebilmesin­ den, espri anlayışından, doğallığından çok etkilenmiştim. Üni­ versitedeki çalışmalarımla çok ilgilenmişti ve onu yeniden ziyaret etmemi istemişti.

Elbetteki onunla yeniden görüştük, birlikteliklerimiz çok verimli oluyordu ve benim çalışmalarıma da çok faydalıydı. Politik haya­ tı onun profesörlükten uzaklaşmasına neden olmamıştı. Daha sonraki yıllarda Profesör Köprülü eşi ile birçok kez zi­ yaretime geldi. Kızımızın doğumunda da Çanka­ ya'daki klinikte bizi yalnız bırakmadılar. Onların ziya­ retinden en çok keyif alan­ lar ise oğullarımızdı, onu çok seviyorlardı. Fransa’ya döndükten sonra Fuad Köprülü ile pek fazla görü­ şemez olduk. Ancak Paris'e Dışişleri Bakanlığı’na gelişle­ rinde hep beni arardı. Onu hep büyük bir saygı ve sev­ giyle hatırlayacağız.” hautes Etudes rv« SECTION SCIENCES HISTORIQUES „ I T PHILOLOGIQUES A to Soi boan*

W4S-41. 'a* d u te o iti ■ 7J00S PAXIS

Louis BAZIN,

Professeur dmdrito à 1'U n iv e rs ité do P aris 111 • t k l'I n s t it u t 'N a t io n a l dos Langur*

à C iv ilis a t io n s O rlon talos, Présiden t do la S sction dos Langues A C iv ilis a tio n s O rientales du Comité National

de la Recherche S c ie n tifiq u e

P aris, le 5 fé v r ie r 1991 SOUVENIRS SUR LE PROFESSEUR MEHMED FUAD KÖPRÜLÜ Lorsqu'on 1942 j ' a i commencé mes études de tu rco log ie sous la d ir e c tio n de mon maître Jean DENY, le savant turc dont j e lu i ai le plus souvent entendu prononcer le nom e t c it e r les oeuvres é t a it le Professeur Mehmed Fuad KÖPRÜLÜ, q u 'i l te n a it en haute estime s c ie n tifiq u e e t dont i l é t a it l'a m i. La n o to riété de ce savant é t a it d 'a ille u r s pleinement reconnue en Prance, p u isq u 'il a v a it été reçu Dootsur honoris causa de la Sorbonne en 1939, h

(10)

Fuad Köprülü'nün oğlu tarihçi Orhan Köprülü,

Orhan Köprülü:

4

Atatürk' ü tamdım’

Atatürk bizim Sultanahmet'teki evimize gelmişti. Babamın orada harika bir kütüphanesi vardı. O şekilde gördüm. Ayrıca Atatürk’ün Savarona’dan evvelki hayatı­ nı geçirdiği Sakarya isimli bir motoru vardı. Bir gün sabahtan akşama kadar orada be­ raber olduk. Atatürk’ün yanında Cevat Abbas Gürer vardı. Onlarla ailece boğazda do­ laşıp, Yassıada'ya gitme fırsatı buldum. Atatürk çok etkileyiciydi, son derece zeki ve bakışları ile insanın üzerinde bir manevi hakimiyet kurabilen bir şahıstı. Tam bir prag­ matistti. Tecrübelerden yararlanırdı.

O

rhan Köprülü İstanbul Üniver­sitesi Tarih Bölüm ü’nden m e­ zun olduktan sonra fakültede asistanlık yapm ış. Doktorasını yapan Orhan Köprülü aynı zam anda İslam Ansiklopedisi için çalışm ış. Daha sonra İngiltere’ye giden Köprülü buradan dö­ ner dönm ez askerliğini yapm ış ve üni­ versiteye dönmeden İstanbul İl B a ş­ k an lığ ın a seçilm iş. İki sene boyunca p a rti başkanlığın ı yap an Orhan Köprülü partinin iç politikasını tasvip etm eyerek bu görevini bırakm ış. Daha sonra H ürriyet P artisi’ne İl Başkanı

se-Tarihle iç içe

Orhan

Köprülü

çilen Orhan Köprülü bu görevini de 19 5 7 ’ye Columbia Ü niversitesi’nden al­ dığı davete kadar sü rd ü rm ü ş. Babası­ nın da H arvard’dan davet alm ası üzeri­ ne baba oğul Köprülü Am erika'da bir sene k a lm ışla r. O g ünleri Orhan K ö p rü lü ’den dinleyelim : “T ü rk iy e ’ye dönünce politikadan uzak kalm aya ça­ lıştım . A ncak hadiseler öyle gelişm esi­ ne izin verm edi. 1960 ihtilali oldu. O sı­ rada ben A dana’daydım eşim le. Bir dostum radyoda benim kurucu m ecli­ se seçildiğim in anons edildiğini duydu­ ğunu söylem işti. Benim se hiç haberim yoktu. Babam ise o sırada Yassıad a’ya gönderilm işti. Babam ın Yassıada'dan çıktığı gün ben hüviyetim i alm aya git­ m iştim ve m eclis açılm ıştı. Normal m eclis faaliyeti haricinde yaptığım ız en m ühim iş anayasayı hazırlam aktı. Yeni seçim kanunu hazırlanıyordu. Ben ana­ yasaya red oyu verdim ve ondan sonra da tam am en politikadan uzak kaldım ." Daha sonraki yıllarda İslam Ansiklope- disi’nin tam am lanm ası için çalıştım ay­ rıca 1983’ten iki sene evveline kadar A ta tü rk Y ü kse k Kurulu’nda T ü rk Tarih Kurum üyesi olarak görev aldım .

(11)

Orhan Köprülü babasına ait önemli bir resim arşivine sahip.

Fııad Köprülü Atatürk iin isteği üzerine politikada

1937'de Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulur. Bununda gaye­ si orada milletvekili olarak bulunan kimselerin istedikleri zaman okulda ders vermelerini sağlamaktı. Atatürk’ün ölümünden son­ ra ve 1940’lı yılların sonuna gelince Haşan Ali Yücel hocalık ve milletvekilliğinin aynı anda yürütülemeyeceğini söyler. Bunun üzerine milletvekilliği daha ciddi bir şekilde sürdürülür. Ancak harbin başlaması ile birlikte bir durgunluk olur. Harbin sonlarına doğru ise kıpırdanmalar başlar. Ve bir ara Türkiye harbe girme­ yi düşünür. Meclis’te ülkenin harbe girmesi taraftarı çeşitli müzakereler olur. 1943 yılında Almanya’nın yenileceği belli ol­ muştu. Fuad Köprülü o zaman parti grubunda Türkiye’nin o günkü şartlarında har­

be girmesinin aleyhine olacağını anlatır. O günlerin tanıkları bu konuşmanın son dere­ ce müessir olduğunu anlatırlar. Daha sonra Celal Bayar’da bir ko­ nuşma yapar ve netice itibariyle Türkiye harbe girmez. Harbin bitişine doğru, bütçeye güven oyu veriliyordu. Yedi ki­ şi hükümete ve bütç­ eye güvensizlik oyu ve­ riyordu. Bunlardan dört tanesi daha sonra De­ mokrat Parti kurucuları olurlar, diğerleri ise

Hikmet Bayür, Recep Peker ve Emin Sazak. O sırada aynı za­ manda birde toprak reformu meselesi var.Ve bu itiraz edenlerin toprak ağaları oldukları bu yüzden red oyu verdikleri açıklanmış­ tı. Halbuki Adnan Menderes haricinde, hiçbirinin çiftliği yoktu. Ve bu dört kişi biraraya gelerek Türkiye’de artık demokrasiye geçilmesinin zamanının geldiğini bunun içinde Halk Partisi’nde, gerek Meclis’te gerek tüzüğünde değişiklikler yapılarak yeni partilerin kurulabilmesine imkan hazırlanması hususunda bir takrir verilir.

Bu ’Dörtlü Takrir’in destekçileri de vardı. Yedi saatlik bir müza­ kerenin sonunda bu takrir reddediliyor ve çok ağır hücumlara uğruyor. Bu dört kişi sonunda 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurarlar. 1950 yılında ise parti iktida­ ra gelir. Parti önceleri muhalefetteyken seçi­ min nispi temsil olarak yapılması istenm işti. Bu İnönü ile Mende­ res’in arzusuydu. Halk Partisi başta uyar gibi olur fakat sonra vazge­ çildi. Bu o zaman ka­ bul edilseydi DP o ka­ dar büyük bir çoğun­ lukla iktidara gelmezdi ve işler daha normal halinde giderdi.

(12)

G

eciken tayinle değişen bir hayat öyküsü Ayşe Ç akm aklı’nın öyküsü. Ayşe Çakm aklı, Cemal Köprülü'nün te k kızı. Ayşe Hanım ’ın si­ yaset veya diplomasi ile iç içe olmasa bi­ le çok ilginç bir öyküsü var. Nötre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra Dil T a­ rih ve Coğrafya Fakültesi’nde okuyan Ayşe Çakm aklı, aynı üniversitede fahri asistanlık yapm ış. Doktora yapm a kara­ rı aldıktan sonra sınavlar için hazırlan­ m aya başlam ış, ancak olaylar istediği gi­ bi gelişm em iş. O günleri Ayşe Hanım ’ın

ağzından dinleyelim: "Aslında ben üni­ versiteye direkt ikinci sınıftan başlaya­ ra k okudum . O yıllarda bana açılacak ilk a s ista n lık senin d e m işti fa kü lte hocam Mösyö Bono. Beni kadroya alıp Fransa’ya yollayacaklardı. Ancak bunu engellediler. M aarif Bakanlığı’ndan bir tanıdıklarına fırsa t tanım ak istediler, oy­ sa ben pekiyi ile b itirm iştim ."

Tüm engellem elere rağm en Ayşe Ha­ nım sınava girm iş, üstelik 40 derece ateşli bir halde katılm ış sınava. Tüm gücünü sarfederek iki saat boyunca büyük bir mücadele verm iş. A ncak sı­ nav sırasında Mösyö Bono durum u zor­ la ştırm a k için elinden geleni yapm ış. Sı­ navı kazanam ayan Ayşe Hanım

yılma-Ayşe Çakmaklı Cemal

Köprülü’nün kızı.

Üniversitede çalışmak

istemiş. Hatta sıradan bir

hoca olmamak için Latince

ve Yunanca öğrenmiş.

Ancak şartlar onu

çok daha farklı bir sektöre

bankacılık sektörüne

yönelmesini sağlamış.

m ış: “ Doktoramı yapam adım fa ka t yine de Paris’e gittim . Orada bir ailenin y a ­ nında kalıyordum. Annem kadar çok se ­ viyordum ev sahibim i. Bir gün bana T ü rk iy e ’ye döndüğünde birisine sevgi­ lerim i ile iletir m isin’ diye ricada bulun­ du, hastalığı sırasında eşine çok yard ım ­ cı olan birisiym iş. Tabii dedim . Kim ol­ duğunu sorduğum da ise başımdan kay­ nar sular boşaldı adeta. O kişi hocam Mösyö Bono idi.”

İstanbul’da kendisini görmeye gidip git­ mediğini sorduğum uzda ise aldığımız yanıt elbette oldu. “ Ev sahibimi annem kadar severdim . Mösyö Bono’yu görme­ ye gittim . Çok değişm işti, bana çok iyi davrandı fakat ben sadece mesajı ilet­

tim ve g ittim .” Paris'te Sorbonne Üni- ve rsite si'n d e edebiyat fakültesin deki dersleri izleyen Ayşe Hanım İstanbul’a dönünce üniversitede kalm ak istem iş. Yeni kurulan Erzu ru m Üniversitesi için 1952-1953 yılında m üracat etm iş. "O dönemler çok idealisttim . E rzu ru m ’a gitmeyi çok istiyordum . Ancak para da kazanm am gerekiyordu, üniversiteden yanıt beklerken Ziraat Bankası’nda çalış­ maya başladım. Tayinim gelm em işti. 20 yıl boyunca ve de büyük bir zevkle ban­ kada çalıştım . Em ekliye ayrılacağım gün bankadan bana tayinim in geldiğini söy­ lediler. Müdürle konuşmaya gittim , ken­ disi tayinin zam anında geldiğini ancak benim oralara gitm em in doğru olmadı­ ğını düşündüğünü ve sakladığını söyledi. Anlayacağınız Allah’ın istemediğini pey­ gam ber sopayla bile yaptıram ıyor. Okul­ da kalm ak kısm et olmadı.” Bankada ça­ lıştığı dönemde 1959 yılında Londra’ya Barclay’s de staj yapmaya giden Ayşe Hanım üniversitede sıradan bir hoca ol­ m am ak için Latince ve Yunanca bile öğ­ rendiğini anlatıyor. Ayşe Hanım Fuad Köprülü ile çok vakit geçirm iş. “ En çok Fuad am cam la oturdum . Ona, babama olduğumdan daha yakındım . A nkara’da Bahçelieveler’deki evde beraber otur­ m uştuk. Paris’te bir gün bir arkadaşım ­ la otostop yapm ıştık. O zam an herkes yapıyordu ve çok eğlenceli duruyordu. Bizim için çok keyifliydi. Bunu Fuad am ­ cama anlatm ıştım ve bana cevap olarak ‘iyi halt etm işsin’ dem işti.”

Geciken tayin ile değişen

bir ömür Ayşe Çakm aklı

Romanya Kraliçesi nin aşık olduğu gözler

Bir OsmanlI ailesinin izlerini taşıyan bir evdeyiz. Bu iz­ ler sadece evin içinde. Sanki zaman durmuş ve se­ maver kaynıyor. Ayşe Hanım evinde misafir ağır- ; lamanın mutluluğu içinde anılarını anlatıyor. Nesilden nesile aktarılan öyküleri birinci ağız­ dan dinlemek ise çok keyif veriyor doğrusu. Ayşe Hanım dedesini ve dedesinin büyükle­ rinin hikayelerini anlatırken aynı heyecanı yaşıyor adeta, ve tabii beraberinde bizde... Aşçılıktan sadrazamlığa uzanan yolu konuş­ maya başladığımızda Ayşe Hanım aşçılığın bildiğimiz aşçılık olmayabileceğini, bir rütbe olabileceğine değiniyor, sanırım aşçıdan sadra­ zam çıkması ona da garip geliyor. Yüzyıllar içinde gezinirken Ayşe Hanım aklına gelen diğer ilginç bir hi­

kayeyi anlatıyor. Fuad Köprülü’nün de dedesi olan Ah- med Ziya Bey de siyasetle uğraşmış. Hariciye vekil­ liği yapan Ahmed Ziya Bey, Bükreş'te görev yap- > tığı sırada görevinden alınmış. Nedeni ise göz- , leri imiş. Zira Romanya Kraliçesi Karmen Sil- va Ahmed Ziya Bey’e ve güzel gözlerine vu­

rulmuş.

Atatürk'ün mektup arkadaşı

Fuad Köprülü’nün amcası Saim Köprülü’nün kızkardeşine ait bir anısını da aktarıyor Ayşe Hanım. "Selma çok hoştu, güzelliğinden de zi­ yade bulunduğu yeri dolduran bir kişilikti. Sel- m a’nın Atatürk ile mektuplaştığı söylenir, ona Anadolu’nun altın başakları diye mektup yazarmış."

(13)

Tuna Köprülü Savarona yatında Monaco Prensi’ni ve ailesini karşılıyor...

Yakın tarih siyasetin gözlemcisi

Tuna Köprülü

E

şi E rtu ğ ru l Köprülü’nün A m e ri­ka'da Türkiye Büyükelçiliği’nde- ki görevi sırasında ve daha son­ ra yaklaşık 25 sene VVashington’da ya­ şam ış olan Tuna Köprülü 15 yılını Be­ yaz Saray'da Türkiye m uhabirliği göre­ vinde bulundu.

Halen Monaco T .C . Konsolosu olan T u ­ na Köprülü ile Türkiye'nin 4 0 ’lı, 5 0 ’li ve 60'lı yıllarını gö rüştük. T ü rk siyasetinin dem irbaşları ile yakından tanışan Tuna Köprülü bize o yıllara ilişkin anılarını an lattı.

Çok genç ya şta evlenen ve eşi ile birlik­ te kendini kısa sürede politika kulvarla­ rında bulan Tuna Köprülü Adalet P a rti­ si için çeşitli çalışm alar yap tıktan son­ ra eşinin görevi nedeni ile A m e rika’ya 1967 yılında g itm iş. A m erika’da da po­ litikadan kopam am ış Köprülü ailesi. Tuna Hanım ise A m erikan Conventi- on’larını bir kere olsun görm ek iste r­ ken tesadüfen gazeteci olm uş.

Con-vention’lara bir tü rlü girem eyen Tuna Köprülü dönem in C u m h u rb a şka n ı Johnson'ın sağkolu da olan bir arkada­ şının kendisine ‘basın kartı tem in eder­ sen istediğin gibi girersin' dem esi üze­ rine Tü rkiye’de Turkish Daily Nevvs’daki arkadaşlarını arayıp konuşm uş:

"Onlar-Tuna Köprülü: “ 1965 yılında

AP’nin işbaşına gelmesi için

en büyük yardımı kocam

yaptı. Fuad Köprülü’nün

kurmuş olduğu

Yeni Demokratik Parti için

düşünülen kırat

ambleminin AP adına

alınmasını sağladı. Bu

amblem seçimlerin

kazanı İmasında çok işe

yaramıştı.”

dan böyle bir basın kartı tem in etm ele­ rini rica e tm iştim . Karşılığında onlara haber yapm ayı da te klif e ttim . Böylece birden gazeteci oluverm iştim . Ve tam 15 sene boyunca C arter, Reagan ve Bush'un cum hurb aşkanı olduğu dö­ nem lerde Beyaz Saray haberlerini yaz­ dım . Aynı zam anda A m erikan Kongre­ si, Dünya Bankası ve IMF ile Türkiye ilişkilerini de kovaladım. Bu süre içinde çok değişik bir hayat yaşadım ve çok değişik şeylere tan ık oldum .” Beyaz Sa­ ray m uhabiri olarak 15 sene çalıştıktan sonra T u rg u t Özal kendisine Mona- co’da konsolos olarak bulunm asını te k ­ lif e tm iş. Yıllarca Türkiye’yi tem sil e t­ m e arzusunda olan Köprülü, ailesinin- de Monaco’da uzun yıllar yaşam asın­ dan dolayı ve Türkiye’de kapanm ış olan konsolosluğun yeniden devreye girm e­ sini arzu ettiğinden teklifi kabul e tm iş. T u n a Köprülü halen bu görevi sürdürüyor.

(14)

Politika ile evlenmek

Tuna Köprülü Ankara’da İngiliz Edebiyatı eğitimini tamamladık­ tan sonra genç yaşta evlenmiş. Tuna Köprülü Ertuğrul Bey'le ev­ lenirken aynı zamanda politika ile de evlendiğini anlatıyor. "Bi­ zim düğünümüzün olacağı gün Meclis'te büyük bir oturum ve müzakere açıldı. Celal Bayar benim, Fuad Köprülü de kocamın şahidi olacaktı. Polis arabasına haber verilmiş, her ikisini de yol­ dan alıp Meclis'e müzakereye götürdüler. Düğüne gelen misa­ firler şahitlerin gelip nikahın kıyılması için belki bir saatten fazla bekletildiler. Olacak iş değil." Evlendikten sonra politika ile bera­ berliklerinin devam ettiğini söyleyen Tuna Köprülü eşinin de po­ litika ruhuna sahip olduğunu, ancak tüm desteğini dışarıdan verdiğini ifade ediyor.

"İki partili sistemi öneren

Fuad Köprülü diir"

Tuna Köprülü: “TBMM’nin 1944 yılındaki bir oturumunda Fuad Köprülü kalkarak bir konuşma yapmıştı ve CHP'nin bir mensubu olarak ülkede başka bir görüşün ve sesin de duyulması gerekti­ ğini savunmuştu ve eğer yanılmıyorsam o gece veya ertesi gece Fuad Köprülü ve eşi bize geldiler. Annem ve babamla konuş­ muşlardı. Bende sanıyorum o dönemlerde politikaya ilgi duyma­ ya başlamıştım. Fuad Köprülü Türkiye’nin demokrasiye geçişinin ilk taşını koymuştur. Ondan sonra Celal Bayar, Adnan Menderes biraraya gelmiştir. Araştırma yapılırsa ilk başkaldıranın Fuad Köprülü olduğu görülür. 1944-1950 yılları arasında Türkiye’de demokrasiye geçişte Köprülü ailesi başı çekmiştir."

“AP’YE KIRATI BİZ VERDİK”

İstanbul’da oğlunun evinde yaptığımız görüşmede Tuna Köprülü, AP için yaptı­ ğı çalışmaları anlatıyor:

“ 1965 yılında Adalet Partisi’nin işbaşına gelmesi için en büyük yardımı kocam yaptı. Ona da m üracat eden iki kişiydi. İçişleri Bakanı Faruk Sükan ile Sanayi Ba­ kanı M ehmet Turgu t’tu bu kişiler. Bir gece 1965 genel seçimlerinden önce ko­ camdan kırat amblemini almalarına yar­ dımcı olmalarını istem işler. Aksi takdir­ de oy pusulasında halka nereye m ühür vuracaklarını anlatamayacaklarını ve oy kaybına uğruyacaklarını, fakat herkesin tanıdığı kırat amblemi ile oyların artırıla­ bileceğini belirterek bu amblemin Fuad Köprülü’den almasını rica etmişlerdi. Fuad Köprülü’nün Yassıada’dan çıktık­ tan sonra bile politika aşkı sönmem işti. Birkaç arkadaşı ile birlikte Yeni Demok­ ratik Parti isminde bir parti kurm uştu. Ancak o parti yaşam adı. Fakat bir yerde

kırat amblemi o partinin amblemi olarak tescil edilmiş. Dolayısıyla başka birisi kı­ ra t am blem ini alam ıyordu. Sükan ve T u rg u t’un istedikleri ise Fuad Köprülü’nün o amblemden vazgeçtim demesiydi." Ancak Fuad Bey partiyi De­ m okrat Parti'nin felsefesinin devamı ola­ rak görüyordu ve şiddetle bu fikri red­ detm işti. Onu ikna edebilecek te k kişinin Ertuğrul Köprülü olduğu ortaya çıkar. O günleri Tuna Köprülü anlatıyor: “Kocam­ la beraber İstanbul'a geldik. Fuad Köprülü ile Emirgan'da Çınaraltı’nda bu­ luştuk. O hergün oraya nargile içmeye giderdi. Bu konuyu orada açtık. ‘ 1965 seçimlerinde Adalet Partisinin çoğun­ lukla iktidara gelmesi için, oyları toplaya­ bilmesi için kırat amblemine ihtiyaç var’ dedi eşim . Çünkü okuma yazm a bilme­ yen insan oranı yüksekti. ’Bu halk am b­ leme yani kırata m ühür basacaktı. Fuad Köprülü partisi için at ambleminden vazgeçtiğini belirten bir yazı yazdı. E r ­

tuğrul ve A P’den biri İçişleri Bakanlığı’na giderek Fuad Bey'in yazısı ile başvuruları iletti. Seçim sonuçları belli olduğunda kı­ rat ambleminin ne kadar işe yaradığıda ortaya çıkm ıştı. Faruk Sükan seçim son­ rası bize bu amblem sayesinde 28 san­ dalye fazla kazandıklarını ifade e tm işti.”

“ADALET PARTİSİ BÖLÜNMEMELİYDİ”

1960 ’lı yıllarda milletvekilleri olan Meh­ m et Turgut o dönemin politik olaylarına tanık bir kişi olarak anlatıyor: Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ile irtibatı bizim özel bir toplantımızda oldu. AP kurul­ m ak üzereydi. Ragıp Gümüşpala Anka­ ra’ya geldi. Bizim de o sıralarda bir parti kurm a girişimim iz vardı. Gümüşpala bi­ zimle tem asa geçerek partiye katılm a­ mızı istedi. Bizde A nkara’da bu partiye girip girmemeyi tartıştık. Bu toplantıda Turgut Özal, Süleyman Demirel, Sadet­ tin Bilgiç, Em in Bilgiç, Cahit Okurer,

(15)

Tuna Köprülü, 1989'da Cum hurbaşkanı Kenan Evren’in ABD ziyareti sırasında Beyaz Sarayd a.

m et Muhip Dranas, birtakım m üteahhit­ ler ve işadamları vardı. Saatlerce ta rtış­ tık, gizli oylama yaptık." Ancak oylar eşit çıkm ış. Bunun üzerine ikinci bir ta rtış­ manın ardından yeni bir oylamaya daha gidilmiş fakat oylar yeniden eşit çıkm ış. Bunun üzerine partiye fiilen girm ek iste­ yenin olup olmadığı sorulm uş. Mehmet Turgut parm ak kaldıran te k kişi olmuş. "Karar bana bırakıldı. Ben de yöneticiler kurulunda görev aldım. Demirel AP’ye girilmemesi taraftarıydı, Turgut Özal ise girilm esi. Neticede biz 1963 yılında Süleyman Demirel'in partiye gelmesini tem in e ttik . İsp arta delegesi olarak 1963 yılında büyük kongreye geldi ve bi­

zim listemizden parti genel kuruluna se­ çildi. Genel Kurul’da da teşkilata bakan Genel Başkan Yardımcısı oldu. Aynı dö­ nemde Celal Bayar Kayseri hapisanesin- den çıkm ıştı. Ve Ankara’da birtakım ha­ diseler yaşandı. Parti CHP’liler 27 Mayıs taraftarlarınca taşlandı. Bazı senatörler ve parti mensupları binada m ahsur kal­ dılar. İlk dışarı çıkabilen Prof. Ethem Me- nemencioğlu oldu ve azgın bir grubun hücumuna uğradı. Sonra içeriden de müdahaleler oldu ve hocayı ellerinden kurtardılar. En son çıkanlar ise Sadettin Bilgiç, Süleyman Demirel ve bendim. Oradan Süleyman Demirel'in evine git­ tik. Bize ’bu partide durulm az, bu şa rt­

larda politika yapılmaz’ deyip istifa e t­ m ek istedi. O o zaman milletvekili değil­ di. Biz bunu kabul etm edik ancak o isit- fa etti ve bir daha gelmedi. Şapkasını al­ dı gitti tabiri oradan gelir.” 1964 yılında Gümüşpala’nın ölümü ile birlikte partiye hakim olan kişiler olarak yıpranm am ış genel başkan adayı aradıklarını anlatıyor M ehm et Tu rg u t. “Süleym an Demirel üzerinde durduk. Zaten oun istifasını da mevki muameleye koym am ıştık. Demi- rel’e genel başkan vekili seçilmesini te k­ lif ettik. Kabul etm edi. O partiden istifa­ sını verdiğinde Sadettin Bilgiç gelmişti yerine. Neticede kongreye gidilene kadar Bilgiç Genel Başkan Vekili seçildi. Netice­ de Demirel’de karar kıldık. Ancak kongre tarihi yaklaştıkça Sadettin Bilgiç de aday olmak istedi. Parti içinde Demirel’in par­ tiyi yeniden yarı yolda bırakacağından korkanlar Bilgiç’e destek verdiler. Bunun üzerine Demirel korktu. Biz ona 1070 kadar oy alabileceğini kanıtladık. Nitekim aldı da. Başkan seçilir seçilmez Bilgiç’e cephe aldı ve bunda başarılı oldu." Daha sonra seçime gidildiğini açıklayan Meh­ m et Turgut A P’nin yüzde 5 2.9 oy oranı ile te k parti olarak iktidar olduğunu ve Demirel’in başbakan seçildiğini anlatıyor. İlk kabinenin kuruluşunun ardından De­ m irel’in kongrede kendisine karşı olanla­ rı tasfiye ettiğini belirten Turgut şöyle devam ediyor: “Biz kabinede idik. Tasfi­ yeleri durdurmasını istedik am a Demirel bizi dinlemedi. Partiye te k başına hakim olurum inancı ile 5 kişiyi partiden attı ve 17 kişiyi de ihraç etmeye hazırlandı. Biz- ler karşı çıktık fakat yinede ihraç edildi­ ler. Bunun üzerine bütçede onu düşürmeye karar verdik ve 41 oyla bunu başardık. Bunun üzerine Demirel 41 kişi­ yi partiden ihraç etti ve Birlik Parti- si’nden beş kişiyi para ile alıp hükümeti kurup güvenoyu oldu. Ondan sonra da parti parçalanmaları başladı. Bizler affe­ diliriz ümidi ile parti kurm adık am a affe­ dilmedik ve DP’yi kurduk. Demirel 6 9 ’da- ki seçimlerde yüzde 46.5 oranında oy al­ dı. 8 3 ’te ise yüzde 29 oy aldı. Bugünkü kaosun nedeni Demirel’dir. Aslında parti­ ler p arça lan m ayab ild i.”

“ Celal Bayar aile dostumuzdu’

Biz ailece Celal Bayar’ın çok yakınıydık. Benim büyük amcam Osmanzade Hamdi Beydi. Büyük amcam Celal Bayar ile İstiklal Savaşı sırasında Anadolu’yu eşek üstünde gezmiş­ lerdi. Birbirlerine kardeş kadar yakınlarmış. Celal Bayar cumhurbaşkanı seçildiği zaman amcamız Ankara’ya onu kutlamaya gelmiş ve bizde kalmıştı. Ve cumhurbaşkanı bizi zi­ yarete gelmişti. Biz bunlara tanık olmuştuk. Soyadı kanunu çıkınca bizim soyadımızı değiştirmemizi de Atatürk söylemişti. Büyük amcama 'Hamdi Bey, atın artık şu zade­ leri, sizin soy adınız da Aksoy olsun demiş’.

(16)

D em ird i biz parti başkanı yaptık

"Demirel ile ailece tanışıyorduk. Devlet Su İşleri Başkanı iken ba­ bamın yakın arkadaşı idi. Aynı sokakta otururduk. 1963 yılında Ragıp Gümüşpala’nın ölümünden sonra Adalet Partisi’nin ilk kongresinde bir genel başkan seçilmesi söz konusuydu. Aday da Sadettin Bilgiç'ti. Aydın Yalçın, Şerif Mardin, siyasal bilgilerin ho­ caları ve biz evde pazar günleri çay saatlerinde toplanırdık. Ve bu konular tartışılırdı. AP’nin başına genç ve yetenekli bir genel baş­ kan aranıyordu. Aydın Yalçın birgün bize ‘size ve arkadaşlarınıza çok büyük iş düşüyor’ dedi. Süleyman Demirel’in genel başkan seçilmesi için ne yapabilirsiniz diye sordu ve halk arasında bir kampanyaya girişmemizi önerdi. Kocamda o zaman Ankara’da Güven evlerinin sakinlerinden tutun, taksi şoförlerine, esnafa ka­ dar herkesle konuşurdu. Demirel’in genel başkan olacağını ve se­ çilmesinin şart olduğunu anlatırdı. Türkiye’nin batıya dönük ol­ ması, imajının değişmesi, ihtilallerden çıkması için bizim yeni bir başlangıca ihtiyacımız olduğunu söylerdi kapı kapı. Nitekim

Süleyman Demirel 1963’te genel başkan seçildi.

Ben 65 seçiminden önce yardım etmek için dışişleri bakanlığının memurlarının eşleri ve okul arkadaşlarım biraraya gelerek Anka­ ra civarındaki gecekondu mahallelerine haftada iki gün giderek yardımda bulunuyorduk. Onlara hatırlandıklarını gösterirdik. Bu çalışmaların akabinde seçim çalışmaları başladı. AP’ye oy topla­ mak için nasıl oy verileceğini anlatıyorduk.

Parti iktidara geldi. Dört yılda o kadar imkansızlıklarla çoğunluğu elde eden bir partiyi Süleyman Demirel ikiye bölünmesine seyir­ ci kaldı. Ben o zaman Amerika'dan gelerek. Ihsan Sabri Çağla- yangil’e yalvardım. ’Yaptığımız çalışmaları düşünün ne kadar im­ kansızlıklardan geldik. Ne yapıp yapın bu bölünmeyi kurtarın’ de­ dim. ’İdeallerimiz ayrı’ dedi. Neticede çok büyük bir yanlışlık ya­ pıldı. 1969’da AP’nin ikiye ayrılması ile başlayan zaafıyet 70’lerin çalkalantılı devresini açtı. Ve sonuçta 12 Eylül 1980 ihtilali ile noktalandı.

Köprülülerin Arı gibi çalı

siyasetçisi: Kemal

1963

yılında dünyaya gelen Ke­m al Köprülü henüz iki

ya-şındayken babasının görevi nedeni ile A m erika’ya gitm iş. Ailesinin eğitim ini yurtdışında tam am lam asın ı istem esi üzerine 1984 yılına kadar A m erika’da kalm ış Kem al Köprülü. Richmond Üni- ve rsite si’nde işletm e eğitim ini ta m a m ­ la d ıkta n so n ra T ü rk iy e ’ye dönen Köprülü Citibank’te çalım aya başlam ış. Genç y a şta b a ş a rıla ra im za atan Köprülü üniversite yıllarında, belki de politik geçm işi çok güçlü olan bir aile­ den gelm enin de etkisiyle, Am erikan Kongresi’nde siyasete ilk adımını a t­ m ış. Kongre’de iki yaz boyunca asistan ­ lık ya p m ış ve o yıllard a b aşlam ış Kem al Köprülü’nün siyasetle tan ışm a­ sı: “ Dünyanın en önemli m erkezlerin­ den birindeydim ve sistem le çok aşina oldum , çok şey öğrendim . Benim için büyük bir tecrübeydi. A m erikan Kong­ re si’nde çok sayıda Yunan asıllı kongre üyesi vardı ve hiç T ü rk yoktu, o yıllarda bende kongreye giren ilk T ü rk olmayı hayal ediyordum .”

Politika ile yoğrulan ve iş dünyasından uzak kalm ış bir şehir olan VVashing- ton’da 20 yıl yaşam anın neticesinde

si-Genç yaşta başarılara imza

atan Köprülü üniversite

yıllarında, belki de politik

geçmişi çok güçlü olan bir

aileden gelmenin de

etkisiyle, Amerikan

Kongresi’nde siyasete ilk

adımını atmış. Kongre’de

iki yaz boyunca asistanlık

yapmış .

an son kuşak

yasi havayı her gün soluduğunu anlatan Köprülü ailesinin etrafındaki çevre, ka­ tıldıkları siyasi, diplom atik ve basın da­ vetleri nedeniyle kendini küçük ya şla r­ da bu dünyanın içinde bulduğunu ifade ediyor. T ürkiye’ye döndükten sonra he­ men siyaseti düşünm ediğini de belirten K em al Köprülü ileride ya p ab ilirim düşüncesinin de kafasının bir kenarın­ da varolduğunu açıklıyor.

Birçok bankacının yetişm esini sağlayan C itib ank'te dö rt yıl çalışan Köprülü 1988 yılında Citibank bünyesinde New Y o rk’a tra n s fe r olm ak üzere iken eski m üdürü Melih A raz’dan gelen bir te klif üzerine bugünlere gelm esine de neden olacak kararı verm iş. “ New Yo rk’tayken Citibank için m ü lakatlarım ı yaparken ln te rb an k ’a m üdür olan Melih A raz Türkiye'ye döndüğümde beni çağırdı ve bana iş teklifinde bulundu. Uzun bir düşünm e süresinin ardından kalm aya k arar verdim ve A ğustos 1988’de Inter- bank'a genel m üdür yardım cısı olarak g e çtim .” Kem al Köprülü genel m üdür yardım cılığına henüz 26 yaşındayken a ta n m ış. Sekiz yıl kadar bu görevi sürd ürdükten sonra kendi işini k u rm a­ ya k ara r veren Köprülü geçtiğim iz Ocak

(17)

Arı Grubu Genel Koordinatörü Kemal Köprülü nün dedesi Kemal Köprülü ve eşi Saime Köprülü Solda).

ayında 4 Boyut ism inde proje ve y a tı­ rım finansm anı ağırlıklı bir danışm anlık şirketi kurm uş.

T ü rkiye ’de ekonomi ile içiçe geçirdiği 13 sene içinde Kem al Köprülü politika­ dan da uzaklaşm am ış. Başlarda gayri- resm i olarak siyaset yapan Köprülü 1993 yılında ANAP’a üye olm uş. İsta n ­ bul İl’in Olağan Kongresi’nde İl Disiplin Kurulu Üyesi seçilerek başlam ış resm i olarak politikaya. Citibank’te çalıştığı yıllarda aynı bankada bulunan Güneş T an e r ile tanıştığ ını ve kendisine çok yardım cı olduğunu anlatıyor Köprülü. "Güneş Bey gerek siyasi gerek ekonomi konularında bana çok yardım cı oldu ve benim le çok ilgilendi. Bü tün bunların dışında ailem in T u rg u t Özal ile yakınlı­ ğı vardı. Özellikle annem in. A nnem on yıl boyunca H ü rriy e t’in W ashington m uhabirliğini yaptığından T ü rk politi­ kacıları çok yakından tanıyordu. Bu çerçevede T u rg u t Özal ile de bir ya kın ­ lığ ım ız va rd ı. 1 9 8 4 'te T ü rk iy e ’ye döndükten sonra zam an zam an T u r­ g u t Bey ile so hb etlerim iz o lm uştur. O gençlere çok önem verirdi. Fikirle rim i­ zi so rard ı. O şekilde bir yakın lık doğ­ m u ştu . Dolayısıyla bende A navatan P a rtisi’ne g ird im ."

Ancak siyasete ısınm a dönemlerinde ai­ lesinin kendisine pek de destek olmadı­ ğını anlatıyor Köprülü ve siyasetin çok yıprattığını, ailesinin de geçm işte siyasi nedenlerden dolayı çok yıprandığını bu yüzden pek d estek almadığını açıklıyor: “ Bir diğer neden de çok genç yaşta

bankacılıkta belli bir seviyeye gelm iş ol­ m am . 26 yaşında genel m üdür yard ım ­ cısı oldum. O kariyerim i ciddi bir şekilde devam ettirseydim daha iyi bir yere gel­ me fırsatım olacaktı. Ancak ben bunun kaçtığını düşünm üyorum . Yarın banka­ cılık sektörüne geri dönme fırsatım ola­ bilir. Ayrıca siyasette ve danışm anlıkta elde ettiğim tecrübeler bankacılık için çok önemli tecrübelerdir."

1994 yılında Tü rkiye’nin ekonom ik kriz içine girdiği bir dönemde kendini daha fazla politikanın içinde bulan Köprülü yedi arkadaşı ile yaptığı toplantıların sonucunda siyasete kalite getirm e ka­ rarı alarak bunu so m u tla ştırm a k üzere ANAP bünyesinde Arı G rubu’nu ku r­ m uş. 14 ilde ve üç ülkede faal olarak

bulunan Arı G rubu’nun ürettiği her proje ANAP'a sunuluyor. Grubun üç yıl­ dır genel koordinatörlüğünü yürüten Köprülü’ye geleceğe yönelik planlarını sorduk:

“İki yıl önceki seçim lerde İstanbul’dan aday olduğum da milletvekili olm ak isti­ yo rd u m . Bunun gerekli olduğunu düşünüyordum . Am a bugün yanlış ol­ duğunu anladım . Böyle, grup bünyesin­ de daha fazla k atkım olduğunu düşünüyorum , çünkü daha fazla esnek­ liğe sahibim . Bugün yaptığım çalışm a­ lar Türkiye için faydalı olacak ancak bir milletvekili olarak bu kadar katkım olur m uydu, bu kafam da soru işareti. Ben­ ce olmazdı, çünkü fazla hareket kabili­ yetiniz yok."

‘"Siyasete nitelik gel irmek...

Yedi arkadaş biraraya gelerek Türkiye için birşeyler yapma kara­ rı alıyor. Türkiye o dönem çok hareketli. Çok sayıda hareket orta­ ya çıkmış ve siyaset ile ekonominin çöktüğünü açıklıyorlardı. Bir arayış vardı. Arı Grubu da bu arayışın bir cevabı olarak kuruldu 1994 yılında. O günlerde hedeflerinin 2000 yılı olduğunu anlatan Köprülü sözlenine şöyle devam ediyor: “Hareketimizi kendimize en yakın gördüğümüz partinin bünyesinde yeralarak başlatma kararı verdik.

Ancak işler çok hızlı gelişti ve Ağustos 94'te 25 kişi ANAP’a gir­ dik. Amacımız siyasete nitelik getirmekti. Ve politikaya girmeye karar verdik. Projeler ise daha sonra oluşmaya başladı." Bugün yaklaşık 350 kişinin görev aldığı Arı Grubu bünyesinde üretilen her proje ANAP’a gidiyor ve değerlendiriliyor. Arı Grubu’nun üretmiş olduğu en önemli projeler arasında GAP yatırımlarının fi­

nansmanında yeni bir model, menkul kıymetleştirme ve serma­ ye piyasalarının kullanımı yeralıyor. Bu projeleri politika haline ge­ tirmeye çalıştıklarını ifade eden Kemal Köprülü araçlarının ANAP amaçlarının ise Türkiye olduğunu belirtiyor. Arı Grubu'nun Türki­ ye'de tek örnek olduğunu vurgulayan Köprülü dünyada yerleşik olan sempatizan kavramını grupları aracılığı ile Türkiye’ye getir­ meye çalıştıklarını, kendilerine siyasette olmayan bir yeri açma­ ya çalıştıklarını, diğer partilerin de aynı gelişmeden faydalanma­ larını arzu ettiklerini belirtiyor. “Politikaya insan çekmeyi, rekabe­ ti oluşturmayı amaçlıyoruz. Siyasete serbest piyasa ekonomisi kavramını getirmeyi, diyalog kavramını geliştirmeyi hedefliyoruz, çünkü Türkiye diyalogsuzluktan bu hale geldi. Bunun için de bu tür grupların sayısı artmalıdır, çünkü bu gruplar kendi varlıkları­ nı artırırlarsa, diyalog üst kademelere ulaşacaktır.”

Referanslar

Benzer Belgeler

recommendation is made to target 10-16 year old students for yearly screening; and further referral and follow-up processes are planned in

厥陰足脈肝所終。大指之端毛際叢。足跗上廉太衝分。踝

Uçak gemisi olarak tasarlanan ancak hiçbir donanımı bulunmayan yüzer kütle Varyag, Çin'in “Satone” adlı özerk adasında bulunan Acentisia Turística Ediwersoes

Mevlânâ’ya göre, insanın eylemlerinde zorunlu (cebir) olduğunu ilk savunan şeytan, insanın eylemlerinde özgür (ihtiyar) olduğunu ilk savunan da bir insan olan

Şemseddin Günaltay, Meşrutiyet döneminde İslamcı-İttihatcı; mütarekeden sonra İttihat ve Terakki'yi yargılıyan komisyonda; Cumhuriyet'in ilk yıllarında Cumhuriyetci,

Doğ­ duğu şehri o kadar severdi ki bugün içinde büyük bir kütüp­ hane bulunan binanın kubbele­ rinden birini «Erzurum *tarzı» denilen bir biçimde

Sonuç olarak, Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne başvuran risk altındaki erişkinlerde influenza ve pnömokok aşılanma oranları

Özbay ve arkadafllar› (14)’n›n yapt›klar› çal›flmada aile fertlerinin en az birinde tüberküloz bulunma oran› %19.2 olup bu oran Çal›fl›r ve