• Sonuç bulunamadı

Türk Mimarî Tarihi Araştırmacılığı ve Ekrem Hakkı Ayverdi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türk Mimarî Tarihi Araştırmacılığı ve Ekrem Hakkı Ayverdi"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TÜRK MİMARÎ TARİHÎ

ARAŞTIRMACILIĞI VE EKREM

HAKKI AYVERDi

Y.Mim. Dr. İ.Aydın Y Ü K S E L

fenüz çok yeni olan T ü r k s a n a t ı l a r a ş t ı r m a l a r ı içinde, a y r ı bir yeri ve daha çok T ü r k Mimflrt t a r i h i n i n tet­ k i k i ile şöhret b u l m u ş olan Dr.Y.Müh. Mim. Ekrem H a k k ı Ay verdi 1899'da doğmuş ve 24 Nisan 1984'de iç ve dış â l e m i m i z d e yeri d o l d u r u l a m ı y a n bir boşluk b ı r a k a r a k H a k k ' ı n rahmetine k a v u ş m u ş t u r .

Dolu ve renkli bir h a y a t ı olan ve bunu d â i m a memleket hizmetine ver­ mek için ç ı r p ı n a n H o c a m ı z ı n 1920 se­ nesinde M ü h e n d i s l i k Mektebi'nden me­ zun olduktan sonra çok kısa bir m ü d ­ det Belediye Fen İşlerinde çalıştığını biliyoruz. Daha sonra da serbest meslek h a y a t ı n a atılmıştır. H a y a t ı n ı n b i r i n c i devresinde, yani elli yaşına kadar he­ men tamamen i n ş a a t ç ı l ı k l a meşgul ol­ muş, a ş a ğ ı y u k a r ı otuz sene çeşitli b i ­ n a l a r ı n y a p ı m ı n d a ve eski v a k ı f ve sa­ nat eserlerimizin ihyâsı ile uğraşmıştır. Bu zaman z a r f ı n d a inşaatın ve y a p ı n ı n her çeşidi ile içli dışlı y a ş ı y a r a k birçok devrin yapı h u s û s i y e t l e r i n e v u k u f ile bir nevi ihtisas sahibi o l m u ş t u r . Ekrem H a k k ı Bey H o c a m ı n bû devresi denebi­ l i r k i , binalarla ünsiyet kurmak o l d u ğ u kadar, çok yüksek m i m â r î eserler mey­ dana getiren bu m i l l e t i n k ü l t ü r ü ve iç alemiyle de y a k ı n a l â k a kurma devresi­ dir. Bu y a k ı n a l â k a n ı n temelinde mille­ tine ve memleketine d u y m u ş olduğu aşk derecesinde sevgi ve bu m i l l e t i n miUt bir m i m a r l ı k d e h â s ı n a s â h i p oldu­ ğu i n a n c ı v a r d ı . Buna derinden iman etmişti. Bu iman ve a ş k l a d ı r k i taş ve topraktan hareketle, y a p ı n ı n asıl ruhu­ na, esas m â n â s ı n a n ü f u z etmişti. Bu o-tuz senelik kesif m e ş g u l i y e t i n i ç i n d e .

a y r ı c a çeşitli sanat eserlerini, bilhassa güzel yazı s a n a t ı n ı n en n â d l d e örnekle­ r i n i , K u r ' â n - ı K c r i m ' l c r i . murakka ve cildler. çeşitli k u m a ş ve çini parçala­ r ı n ı , yazı s a n a t ı n a âit malzemelerin en g ü z e l l e r i n i toplamış, muhafaza etmiş vc

çeşitli koleksiyonlar meydana getirmiş­ tir.

H a l b u k i bu otuz senelik inşaatçılık devresinde yoldan hastahaneye hatta si­ nemaya kadar yaptığı binalar onun mâ-işet kaygusu ile sarfettiği emeğin mah­ s u l ü d ü r . Asıl m ü h i m olanları onun m i l ­ lete yeniden k a z a n d ı r d ı ğ ı m i m â r î eser-lerimizdir. Biz burada, onun bu faali­ yetlerinden b a z ı l a r ı n ı zikretmek isti­ yoruz. İlk tamir ve t â d i l â t l a r ı n d a n b i r i , Zeyneb H a n ı m K o n a ğ ı ' n ı n Fcn-Edebi-yat F a k ü l t e s i h â l i n e getirilmesidir. Daha Sonra M e d r e s e t ü ' l - K u z a t ' ı n Dâ-r ü ' l - F ü n u n K ü t ü b h â n e s i , HaDâ-rbiye Nczâ-r e t i ' n i n 1933'de D â Nczâ-r ü ' l - F ü n u n binası, yine 1950'de Ü n i v e r s i t e merkez binası olarak tâdili kendisine aittir. Bu sonun­ cu tamirde ü n i v e r s i t e merkez binasının yaldızlı t a v a n l a r ı n ı n bozulmadan beto­ narme döşemelere asılmak suretiyle na­ sıl ustaca yapılmış o l d u ğ u n u birçok de­ falar kendisinden dinlemiştim.

E . H a k k ı Bey'in en uzun ve geniş r e s t o r a s y o n l a r ı n d a n b i r i , belki de bi­ rincisi T o p k a p ı Sarayı'na ait olanıdır. O s ı r a l a r d a çok harap vc metruk bir vaziyette olan bu cihan devletinin sara­ y ı n ı n muhakkak k u r t a r ı l m a s ı gereki­ yordu. 1935-1945 tarihleri a r a s ı n d a sa­ r a y ı n hemen her yerine himmet elinin u z a n d ı ğ ı görülür. Ufak tefek

(2)

tamirleri-484 Y . Mim. Dr. İ. A Y D I N YÜKSEL nin dışında, Orta Kapı, Akağalar Kapı­

sı, K u b b e a l t ı , İç Hazine, Fâtih Köşkü

ve R e v a k l a r ı , Ağalar Câmii, Beşir Ağa

Câmii, Mutfaklar, Has Ahır, Zülüflü

Baltacılar ve Harem Ağaları Koğuşları, H ü r r e m Vâlide Dâiresi, Vâlide Taşlığı, Silah Müzesi, Şehzâdeler Dâiresi ve H ı r k a - i Saadet Dâiresi'nin tamirinde Ekrem H a k k ı Bey'in gayret kuşağını kuşandığını görürüz. Birçoklarından para kazanma şöyle dursun cebinden eklemek mecburiyetinde kalmaktaydı. Bu arada İstanbul içinde bulunan mi-mârt âbidelerinden bazılarının da ta­ m i r i n i sayabiliriz: 1935 de Bâli Paşa Camii, 1936-37 Sultan Selim Camii,

1936 da Mesih Paşa Camii. 1937 de Lâ­ leli Camii, 1943 de de Ayasofya'da kıs-mt tamirler, 1943-1950 tarihleri arasın­ da da Gazanfer Ağa, Kuyucu Murad Paşa ve Hasan Paşa Medreseleri, Bey­ koz'da İshak Ağa Çeşmesi ve diğerleri...

E.Hakkı Bey'in restorasyon saha­ sına, İstanbul'un dışında Trakya'daki âbideler de girmiştir. Bu faaliyete eski bir pâyitaht olan Edirne de dâhildi.

1929-1946 yılları arasında Selimiye Ca­ mii, üç Şerefeli, Eski Camii, Yıldırım, Murâdiye, Süleymâniye Câmilcri ve E-dirne Çelebi Mehmed Medresesi, Hav-sa'da Sokullu, Çorlu'da Süleyman Paşa Câmileri'nin onun tarafından tâmirini görmekteyiz. Burada sayması pek kolay olan bu restorasyonların ne büyük zah­ metler ve gayretlerle başarıldığını bu işlerle uğraşanlar i y i bilirler.

Burada bir an durarak E.H. Ayver-d i ' n i n "AbiAyver-delerin Bir ElAyver-den İAyver-daresi" (1). isimli makalesinden âbidelerimiz hak­ k ı n d a k i düşüncelerine bakalım:" ..Mi­ delerin târihî şuur ve sanat anlayışıyla mücehhez ve bu iş için kurulmuş bir mü­ essese elinde olması kurtuluşlarının ye­ gâne çıkar yolu olduğu anlaşılmıştır... Bi­ zim teklifimiz Fransızların Service des Monuments Historiques dedikleri gibi bir teşekküldür..." Ekrem Hakkı Bey, ka­ n u n l a r ı n müsaadesi nisbetinde muhtar olan bir teşkilatın binalar kadar aynı zamanda tabii güzellikler, mahalleler ve kasabalarla da a l â k a d a r olması lâzım geldiğini ve bu teşkilatın târihçi, mi­ mar, edebiyatçı ve mütehassıslardan m ü r e k k e p olmasını ve bütün âbide ve

güzelliklerin önce çok sağlam bir tes­ cilinin lâzım geldiğini d ü ş ü n ü y o r d u . Bu tescilin birinci safhası k a y ı t , plan, resim fotoğraf ile âbidelerin tesbitidir.

Bu tescil yolu ile büyük â b i d e l e r i n ya­

nında en basitleri de k u r t u l m u ş olacak­ tır. Bunlara kitâbeler ve kabir t a ş l a r ı da dâhildir. Zira bunları o k u y a n l a r ı n âbidelerden evvel yok olduğu â ş i k â r d i r . E.Hakkı Bey ikinci olarak da t â m i r a t l a ­ rın binanın "aslına şaşmaz bir sadakat" ile yapılmasını d ü ş ü n m e k t e d i r .

1950 tarihlerinden sonra yazı ha­ yatına atılarak geçirmiş o l d u ğ u otuz senelik tecrübe ve b i l g i l e r i n i n mahsu­ lünü vermeye başlamıştır. Çeşitli gazete ve mecmualarda, ilmi dergilerde çok sevdiği İstanbul'un çeşitli meseleleri, Boğaz Köprüsü (2), şehrin m i m â r î s i vc âbideleri hakkında monografiler, f i k i r yazıları, İslâm ve İstanbul A n s i k l o ­ pedilerine maddeler yazdığını g ö r m e k ­ teyiz. Bu makalelerin adedi t a k r î b c n 75'e ulaşmaktadır (3). İçlerinde hemen bir kitap hacminde olan pek m ü h i m l e r i de vardır. Bunlardan b i r i , V a k ı f l a r Dergisi I I I . sayısında y a y ı n l a n a n "Yu­ goslavya'da Türk Abideleri ve Vakıfları" ismindeki tetkikidir. 1957 de h a z ı r l a ­ nan ve 100 fotoğraf ve 30 planla tak­ dim edilen bu çalışma, s a h a s ı n d a he­ men hemen topluca yapılan i l k büyük araştırmadır. Yine H.Bâki K u n t c r ' i n bir takdim yazısı ile 1958 de V a k ı f l a r Der­ gisinin IV. sayısında neşredilen "Fâtih Devri Sonlarında İstanbul Mahalleleri ve Şehrin İskânı ve Nüfusu" isimli ç a l ı ş m a , şehircilik ve kültür tarihi a ç ı s ı n d a n

(1) E.H.Ayverdi, "Abidelerin B i r E l d e n İdaresi", Kubbealtı Akademi Mec.Yıl.6 S a y ı . l . , Ocak 1977, B u makale aslında 14 Nisan 1956 tarihinde "Abideleri-miıin Tarihimiıdeki Rolü" n a m ı y l e târih konferan­ sında verilen tebliğin hülâsasıdır.

(2) E.H.Ayverdi Hocam k ö p r ü n ü n , B o ğ a z ı n g ü -eelliğini boear endiçesi ile aleyhinde idi. H a t t a bu mevzuda bir seri yazı da yazmıştır. F a k a t k ö p r ü y a ­ pılıp bittikten sonra fikrinde eskisi kadar İsrar et­ memiş, tahmininde yanıldığını söyliyerek h a t a d a n dönme faziletini göstermişir.

(3) E.H.Ayverdi Bey'in fikrî makaleleri ve g ö ­ rüşleri 31 sene reisliğini yaptığı İstanbul F e t i h C e ­ miyeti tarafından bir kitab hâlinde h a z ı r l a n m a k t a d ı r . E n kısa zamanda bitirileceğini ümid etmekteyiz.

(3)

TÜRK MİMARİ T A R İ H İ A R A S T I R M A C T I . I Ğ I V E F K R F M H A K K I A Y V E R D İ 485

çok kıymetli bilgileri ihtivâ etmektedir. E.Hakkı Bey'in Vakıflar Dergilerinde

yayınlanan diğer makaleleri ise şunlar­ dır. "Dimetoka'da Çelebi Sultan Mehmed

Ctmii" Ill.sayı, "Mudurnu'da Yıldırım B&yezid Manzûmesi ve Vakfiyesi" V. Sa­

yı, "Bursa Orhan Cami ve Osmanlı Mima­

risi" ve "Fâtih Ctımii Hakkında Yeni Bir Vesika" V I I . sayı.

Ekrem H a k k ı A y v e r d i ' n i n risâle ve kitap olarak 1950'de neşrettiği i l k eseri,

"XVIII. Asırda Ltıle" a d ı n ı t a ş ı m a k t a ­ dır. Daha sonra İ s t a n b u l ' u n Fethinin 500. yıldönümü için h a z ı r l a n a n "Fâtih Devri Mimârfsi" adlı eseri gelir. Bu mühim tetkik, daha sonraları dört cild halinde neşredilecek olan b ü y ü k eseri­ ne esas olmuştur. 1958'de de pek kıy­ metli bir çalışma olan "19. Asırda İs­ tanbul Haritası" y a y ı n l a n m ı ş t ı r . "Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı" ise

1953'de müellifin daha çok kendi koleksiyonlarından faydalanarak h a z ı r ­ ladığı bir çalışmadır.

Vakıflar mevzuunda neşredilen ve pek mühim bir kaynak eser olan "İstan­ bul Vakıfları Tahrir Defteri" Ö.Lütfi Barkan'la b i r l i k t e uzun seneler içinde hazırlanarak i l i m âlemine s u n u l m u ş t u r . Kıymetini daima koruyacak olan bu e-ser, bu sahada ç a l ı ş a c a k l a r ı n hemen i l k b a ş v u r d u k l a r ı çok ciddt ve m ü h i m bir kültür mirasıdır.

Ekrem H a k k ı Bey'in asıl şöhreti, başlangıçtan F â t i h Devri sonuna b ü t ü n mimûrt eserleri ele alan b ü y ü k çalış­ masıdır. S a h a s ı n d a yerine kolay kolay yenisi konamayacak ana kitaplardan sayılan bu b ü y ü k külliyat, sanat t a r i h i ile u ğ r a ş a n l a r ı n her zaman b a ş v u r a c a k ­ ları bir tetkikdir. Bu s a t ı r l a r ı n yazan da 196rierden itibaren bu çalışmalara önce, E . H a k k ı Bey t a r a f ı n d a n verilen k r o k i l e r i çizmekle başlamıştır. Daha sonra 1964'de Edirne Y ı l d ı r ı m Câmii'n-de kendisinin idaresi a l t ı n d a i l k tat­ b i k a t ı m ı yapmıştım. 1966'da neşredilen "İstanbul Mimârî Çağının Menşei, Osman­ lı Mimârfsinin İlk Devri", Ertuğrul Ga-zt'den yâni 1230'dan J402'ye Çelebi devrine kadar olan bir devreyi içine a l m a k t a y d ı . Zannederim önceleri bir seri olarak d ü ş ü n ü l m ü y o r d u . Zira, iş çok heybetli ve o nisbette de zahmet­

liydi. Bu sebeple, bu b i r i n c i c i l d i n

ü s t ü n e "/. Cild" ibâresi k o n u l m a m ı ş t ı . I.CiIdi, "Çelebi ve II.Sultan Murad Devri Mimûrfsi" takip etti. Daha sonra da 1953'de bir cild halinde ç ı k a r ı l a n "Fa­ t i h D e v r i Mimârtsi" bu sefer i k i cild olarak çok daha geniş ve hacimli bir şekilde i l i m âlemine sunuldu. 1974'de tamamlanan bu dört c i l d l i k dev eser, y u k a r ı d a da belirttiğim gibi uzun za­ man ö n e m i n i koruyacağa benzemekte­ dir. Binlerce sahifelik ve binlerce resimlik bu b ü y ü k külliyat sarsılmaz bir azmin ve çok kesif bir çalışmanın m a h s u l ü d ü r .

Böylece 250 senelik O s m a n l ı - T ü r k m i m â r t eserleri m ü m k ü n olduğu ölçüde bir k ü t ü ğ e geçirilmiş oluyordu. Rölöve-lerin hemen hepsi o zaman henüz bir m i m â r l ı k talebesi olan Yusuf Ö m ü r l ü Bey ve bu s a t ı r l a r ı n yazan t a r a f ı n d a n h a z ı r l a n m ı ş t ı r . 1976'da ise bu dört cil­ d i n hülâsası olarak "İlk 250 Senenin Os­ manlı Mimârfsi" neşredilmiştir. Diğerle­ rine göre daha az ilmî olan bu küçük eserin bilhassa sanat t a r i h i talebeleri a r a s ı n d a bir hayli yaygın o l d u ğ u n u söylemeliyim. Bu eserde kendi isminin a l t ı n d a benim de a d ı m ı n b u l u n m a s ı n ı ı s r a r l a istemiştir.

F â t i h Devri mimârîsinin d e v a m ı n ı n y a z ı l m a s ı n ı n muhakkak olmasına rağ­ men Ekrem H a k k ı Bey buna yanaşmı­ yordu. Halbuki külliyatın devamı ba­ k ı m ı n d a n , II.Bâyezid devrinin t e t k i k i ve K a n û n t devrinin klasik üslûbuna ge­ çişin tesbiti gerekliydi. Çok uzun vâdeli ve iddiasız bir arzu ile kendisine bu işe başlamayı istediğimi belirttiğim zaman beni hararetle teşvik ettiği gibi. Fetih Cemiyeti'nin maddt i m k â n l a r ı y l a da desteklemeye çalıştı. Böylece de vefâ-t ı n d a n alvefâ-tı ay önce kivefâ-tabın neşredil-diğini görmek suretiyle kendi açtığı bir yolun devam ettiğini de görmüş oldu. Bunun için ve burada sayamadığım bir­ çok y a r d ı m l a r ı için kendisine medyûn-ı şükrânım. Kendisi her ne kadar F â t i h Devrinin devamı olan II.Bâyezid'i yazmaya teşebbüs etmedi ise de, belki bundan daha zahmetli bir çalışmanın içine girmekten de çekinmedi. Bu sıra­ da K ü l t ü r Bakanlığı'nın teşebbüsü ile T ü r k i y e sınırları dışında kalan T ü r k

(4)

486

mimârt âbidelerinin tesbiti ve tescili meselesi ortaya çıkmıştı (4). Fakat bu

bahse girmeden önce, kendisinden de­ vamlı bir ısrarla rica ettiğim bir başka mes'eleden bahsetmeliyim. Bu, Türk mi­

mârt felsefesinin yazılması f i k r i y d i . Bu

d ü ş ü n c e y i kabul etmiş ve "Sen çizersen, ben de yazarım" demişti. Fakat yukarı­ da zikredilen Avrupa'daki Türk eserle­ r i n i n t e t k i k i mes'elesi ortaya çıkınca, henüz çok az bir çizim ve notlar saf­ h a s ı n d a olan bu teşebbüs geri bırakıldı. Halbuki bu çalışma, geniş ve uzun bir tecrübe ve derin bir sanat tefek­ k ü r ü n ü n mahsulü olacaktı(5).

Zikredildiği gibi, bugün bıraktığı­ mız Avrupa topraklarındaki eserleri­ mizin tesbiti ve bir nevi tescili âcil bir iş olarak karşımızdaydı. Bunun hcyecâ-nı, Ekrem Hakkı Bey Hocam dâhil he­ pimizi alıp sürüklemeye başlamıştı. M i ­ mar Gürbüz Ertürk ve Y.Mim.Dr. İbra­ him Numan Bcy'ler de bu işin sevdâlısı olarak aramıza dâhil oldular. E.H.Ay-verdi Bey'in muhterem zevcesi ile bir­ likte altı kişilik bir heyet hâlinde 1976'da Romanya ve Macaristan taran­ dı, mevcud eserler yerinde görüldü, fo­ toğraflar çekildi, çeşitli dokümanlar toplandı, değerlendirildi.

Bu bahis ayrı ve her dakikası has­ retle hatırlanacak kadar şevk ve hü­

zünle doludur. Estergon Kalcsi'nin b u r ç l a r ı n d a n Tuna'nın karşı yakasında görülen Ciğerdelen (Sturova) Palanka­ sına kadar bütün bir tarih ve ruh or­ d u l a r ı sanki içimizden akıyordu. Mohaç Sahrasında bize göz açtırmayan yağ­ mur, toprağı ve bizleri kucaklıyordu. Budapeşte'de (bir rivayete göre) E.H. Bey'in ecdâdı olan velâyet sahibi Gül Baba, son Budin Beylerbeyi yiğit Ab-durraman A b d i Paşa bizlerle hasbihal ediyordu. K ü ç ü k Erd Kasabasındaki tek bir minare, bütün Macaristan'da ancak i k i elin p a r m a k l a r ı kadar sayılı T ü r k eserleri ve bizimle beraber dola­ şan Seyyah-ı âlem tatlı d i l l i Evliya Çelebi... O sırada 76 yaşında olan koca T ü r k herhalde bizden daha fazla duy­ gulu i d i . Ç ü n k ü o, daha önce Trab­ lus'un, Balkanlar'ın, Suriye ve Irak'ın, Hicaz'ın elden çıkışına şâhit olmuştu. O bizim t a h a y y ü l bile edemediğimiz

bin-bir güzellikleri de g ö r m ü ş t ü .

Ertesi sene sıhhati e l v e r m e d i ğ i için biz üç mimar a r k a d a ş Yugoslavya seya­ hatine çıktık. Fakat bize a ş ı l a m ı ş o l d u ­ ğu gayret ve şevkle b e r a b c r m i ş i z g i b i çalışıyorduk.

1978'den 1983'e kadar s ü r e n b i r ça­ lışmayla dört cild h â l i n d e y a y ı n l a n a n Avrupa'da Osmanlı M i m â r t E s c r l e r i ' n i n ne gibi zahmetler ve rahmetlerle mey­ dana geldiğini anlatmak zordur. Bu arada Vakıflar Genel M ü d ü r l ü ğ ü A r ş i -vi'nden çok f a y d a l a n d ı ğ ı m ı z ı da b i l ­ hassa belirtmek isterim ( 6 ) . Ç e ş i t l i tarihlerde kayda geçen cihat d e f t e r l e r i , çeşitli kayıtlar T ü r k i y e s ı n ı r l a r ı d â ­ hilinde bile y a p ı l a m ı y a n bir işin b a ş a ­ rılmasında yardımcı o l m u ş t u r .

1979 yılında İstanbul Ü n i v c r s i t c s i ' -nin güzel bir hareketine ş a h i t o l m a k ­ tayız. Ekrem Hakkı A y v c r d i ' n i n T ü r k sanatına hizmetlerinden d o l a y ı E d e b i ­ yat Fakültesi t a r a f ı n d a n "fahri c/okior" luk unvanıyla t a l t i f i bir k a d i r ş i n a s l ı k örneğiydi.

Ekrem Hakkı A y v e r d i b ü t ü n bu fa­ aliyet ve çalışmalarının y a n ı n d a 1953' den beri İstanbul Fetih C c m i y c t i ' n i n reisliğini de deruhte etmekte i d i . Bu onun vazgeçilmez aşkı i d i d e n i l e b i l i r . Fetih Cemiyeti'nin m e n f a a t l e r i n i hcr-şeydcn önde t u t t u ğ u n u ve b u n u n i ç i n çeşitli mücadeleler v e r d i ğ i n i buna yakından şahit olanlar b i l i r l e r . M e r h u m Nihad Sâmi Bey'le beraber cemiyete bağlı bir Yahya Kemal ve İ s t a n b u l Enstitüsü ve yine bir Y a h y a K e m a l Müzesi kurmuşlardı. Her i k i E n s t i t ü n ü n de kıymetli n e ş r i y a t ı n d a gayret vc h i m ­ metleri unutulmaz.

Son olarak da Ekrem H a k k ı A y v c r ­ di'nin bir ömür boyu t o p l a d ı ğ ı mal-zemeyi, eviıyi ve diğer e m l â k i n i k e n d i

(4) B u tetkik gesİBİnin g e r ç e k l e ş m e s i n d e h i ç ş ü p -hesiı devrin Kültür Müsteşarı P r o f . E m i r B i l g i ç B e y ' i n

büyük dahli vardır. B u r a d a bu vesile ile ş ü k r a n l a ­ rımızı anetmekten büyük bir haz d u y m a k t a y ı m .

(5) Bu çalışmanın giriş kısmı "Türk M i m a r î s i ve Dünya" ismiyle vefatından sonra K u b b e a l t ı n e ş r i y a ­ tından (19-84) neşredilmiştir.

(6) Arşiv mütehassısı Mehmed D u r u B e y ' i n foto­ kopilerini verdiği Cihat Defterleri, bu k ü t ü ğ ü n y a z ı l ­ masında en büyük âmillerden o l m u ş t u r .

(5)

TjİRK MİMARİ T A R İ H İ A R A Ş T I R M A C I L I Ğ I V F E K R E M H A K K I A Y V F R n İ 4«7 kurmuş olduğu vakfa bağışladığını be­

lirtelim. Zira önce malını değil, kendini vakfetmeyi bilenlerdendi. Zaten hususi hayatındaki miikrimliği meşhurdu. Asıl mülkün Allah'a ait o l d u ğ u n u bilen bu koca T ü r k , Allah'tan aldığını yine A l ­ lah'ın kullarına veriyordu. 1979 y ı l ı n d a "Kııbbealtı Akademisi Kilittir ve Sanat Vakfı" adıyla kurulan vakfın, vakfiyc-sindeki şu satırlar bilhassa dikkat çe­ kicidir:

"Asırlardan beri milletimizin sine­ sinde gelişen en asîl an'anemiz, en kıy­ metli hayır müesseselerimiz olan vakıf­ ların, vâkıfın niyet ve a r z û s u n a daya­ nan tahsis sebep ve mahalleri, az çok birbirlerinden farklı olmakla b e r â b e r , ana gayelerinin temelinde yatan f i k i r , amme hizmetini ve cemiyetin istifâdesi­ ni esas ve hedef alan y a r d ı m ve h a y ı r yapma anlayışıdır.

Bu düşünceden hareket eden c c d â d ı -mız,asırlar boyu, m e n k û l ve gayrı men­ kûl mal ve m ü l k ü n ü cömertçe vakfet­ miştir.

Bu ş u û r u n meydana getirdiği içti­ maî, iktisâdî. d î n î vc askerî müesseseler ise, y e r y ü z ü n d e bir eşi daha bulunma­ yan târihi âbideler olarak. " T ü r k i y e Coğrafyasının Şaheserler Z i n c i r i " n i meydana getirmiştir.

Kubbealtı Akademisi K ü l t ü r vc San'at Vakfı gibi. millî irfan ve san'ata hizmeti gâyc edinmiş bir müessesenin gelişme ve devamı için m a d d î f e d â k â r ­ lığa duyulan i h t i y a ç , aşağıda b i l d i r i l e n mal ve m ü l k ü m ü z ü K u b b e a l t ı Akade­ misi K ü l t ü r ve San'at V'akfı'na dev­

retmeyi bizler için vicdan borcu kıl­ mıştır. Öyle k i , gençliği b a ğ r ı n d a n

toplamakta bulunan bu ocağın mensup­ l a r ı n ı n z i h n î ve r û h î bir d ü z e n içinde y e t i ş m e l e r i n e gayretin, ibadet gibi te­ miz, mukaddes bir millî vazîfe ve vic­ dan borcu o l d u ğ u n a i n a n m ı ş bulunu­ yoruz.

Hareket n o k t a m ı z bu olmakla berâ-bcr, her M ü s l ü m â n ı n f i k i r ve gönül da­ ğ a r c ı ğ ı n d a b u l u n m a s ı gereken bir Hakk k e l â m ı , h a y â t ı m ı z boyunca bizi, çevre­ m i z i m a d d î m â n e v î i m k â n l a r ı m ı z ı açık tutmaya sevk eylemiştir. Cenâb-ı Hak K u r ' â n - ı K e r î m ' i n d c : "Vc mâ Icküm illâ t ü n f i k u fî sebîlillâhi mîrasü's-semâvâti vc'I-arz..." (Ne oluyor size k i î m â n et­ tikten sonra da Allah yolunda h a r c a m ı ­ yorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin b ü t ü n mîrası Allah'ındır.) d e d i ğ i n e göre, O'nun vermiş olduğu mal ve m ü l k ü , gene O'nun k u l l a r ı n ı n istifâde­ sine arzeylemek, insanoğluna gurur de­ ğil, ancak ş ü k ü r vermelidir vesselâm."

24 Nisan 1984"dc vefat eden Ekrem H a k k ı A y v e r d i Hocamla a l â k a m ı z ya­

kın k o m ş u l u k m ü n a s e b c t l e r i y l e de pek d e r i n d i . Bu yüzden h a k i k i bir dost, bir baba k a y b e t m i ş olduğumu vc yokluğu­ nu her vesile ile hissettiğimi sakla-m ı y a c a ğ ı sakla-m . Şahsen benisakla-m kendisine da­ ha çok i h t i y a c ı m olduğu bir zamanda "azm-ı dâr-ı bekâ" eyledi. Allah'tan kendisine rahmet ve mağfiret dilerim. E m i n i m ki zaman zaman söylediği gibi, çok sevdiği milletin tekrar şevket ve satvet dolu asırlara eriştiğini ytittığı yerden görecektir.

(6)

n

Referanslar

Benzer Belgeler

ifüz idyopatik iskelet hiperostozu DISH spinal, paravertebral ligaman ve kasların, dejeneratif, travmatik veya enfeksiyöz sebepler olmaksızın ossifikasyonu ile karakterize kronik

Nasal type extranodal NK/T-cell lymphoma (ENKTCL), previously known as lethal midline granuloma is a rare type of lymphoma that typically causes destruction of the midface.. The

Yılların sisleri içinden Kissinger, Hitchens’tan, bir sorumlu bul­ manın peşine düşmüş yeni bir gazeteci he­ veslisi olarak, Henry’nin Soğuk Savaş’ın ka­ zanılmasında,

Korelasyonu bir ortalama olarak yorumlamak için başka bir yol onu standartlaştırılmış değişkenlerin ortalama çapraz çarpımı olarak ifade etmektir.. (2.5)

Bugün Japonya’nın güneyinden Endonezya’ya, Avustralya’nın kuze- yinden Yeni Kaledonya’ya kadar uza- nan kıyı bölgelerinde, 10-40 metre derinlikteki kayalık

Irak ’ta "Kasaidi Muhtar-ül Meşher ül - Türk-ül Muasır”, yani Çağdaş Türk Şiirinden Seçmeler kitabını bıraktım.. (Türkmen Türkçesinde ‘bıraktım

Olma­ yacak şey istemem, onun için hayal kırıklığına uğramadım; o, insanı çok sarsar.. Emekli olduktan sonra kendimi bırakmayacağım

Gündoğdu Akkor dergiler hazırlıyor, resim yapıyor durmadan, Bilkent tepeleri gibi yeşeriyor, renkleniyor duvarları, inci Akkor da seramik, resim çalışmalarından sonra