• Sonuç bulunamadı

Özal'dan, Evren'e:"kal"

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Özal'dan, Evren'e:"kal""

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

l|^PîS§l^i ;' §j|' '

V

Pazm teİ!

____ W f f3n Î T Y r « ^ ^ <3 i miDBP— w m s m r w m sm ím

ÇETİN EMEÇ

I I

Ozaldan, Evrene: “KAL”

E

VREN'in görev süresini uzatma ih­tim ali. bir ara pek dillerdeydi... Tanrı biliyor ya. çok kişi de bu

havanın, Çankaya kaynaklı pompa­ lamalar sonucu olduğunu sanıyordu...

iyi hoş da... Anayasa'nın o pek açık 101 inci maddesi ortadayken... Hükmü de, yine Evren'in ısrarla koydurttuğu bi­ linirken. ufuktaki bir olupbitti ateşinin dumanı, hangi ku rt mantığıyla körükleni­ yordu?

Fısıltı gazetesinin rotatifleri, kimin kumandasında, bu tü r bir kapı aralamaya çalışıyordu?...

Geçtiğimiz haftanın başındaydı... Evrenle yüz yüzeydik... Beni davet etmek lütfunda bulunmuşlardı...

Azıcık balıklamamsı bir hamle oldu belki de... ilk dakikaların tedirginliğini üzerimden atar atmaz sordum:

"Sayın C um hurbaşkanım ! Bir dö­ nem daha Çankaya'da kalacağınıza çok kişi, neredeyse inanacaktı... Israr­ lı bir söylentiydi... Peki am a kim ler çıkardıydı?..."

Cumhurbaşkanı'nın-, kısa, özlü, keli­ meleri kesen bir konuşma tarzı var:

Şöyle önüne baktı... Çayından bir yu­ dum aidi:

"B ilm em " dedi, başını kaldırıp... Hemen sonra, kendi yaşadığı, ama bizim kulaklarımıza hiç çalınmamış bir olayı anlattı:

"İlk te k lifi, bana Başbakan yaptı...

'B ir dönem daha uzatalım' dedi... 1987

yılındaydı... H aftalık olağan görüş­ m em iz sırasında...”

Ya Evren'in cevabı? "Olmaz

Gene kesik, çift heceyi tek heceye sığdırırcasına... Sanırım azıcık da sertçe...

Fakat bir sonraki ya da ondan sonraki olağan görüşmenin gündeminde, konu. . tekrar araya sıkışıyor... Bir kez daha Baş-

bakan'ın ağzından... Cevap ayni: "Olm az...”

Bu "single" tenis maçı, sonra sonra yineleniyor...

özal. bir öneriyle daha geliyor:

"1992'ye kadar u za ta lım ...”

Geçen yılın ekimli günlerinde, pek sık telaffuz edilen bir söylenti de bu... Onun da. nereden kaynaklandığı belirsiz... Ama ısrarlı...

Cumhurbaşkanı, yasama döneminin sonuna kadar görevde kalsın... 1992 yı­ lındaki genel seçim sonucu oluşacak Mec­ lis gelsin. Cumhurbaşkanını seçsin.

Gerçi. Anayasa gibi sarp bir engel var... Ama değiştirilebilir... Referanduma da gidilebilir...

Halka da sorun dilerseniz... Hiç kuş­ kusuz "E vren...” diyecektir.

Cumhurbaşkanı bu “uzatm a" söz­ cüğü yüzünden, giderek kanında bir oy­ nama. damarlarından tepesine doğru ba­ sınçlar hissediyor...

Konu bir kez daha açıldığında. Özal'a. asker kökenli olmanın dobralığıyla so­ ruyor:

“Bana bu meseleyi, sık sık neden getiriyorsunuz?...”

Belki tam böyle değil, buna yakın biçimde...

Yumuşak olduğunu da. hiç sanma­ dığım bir üslupla...

Ve o: son oluyor...

İKTİDAR-ÇANKAYA İLİŞKİLERİ MODELİ

4 A 4 'inci madde, yorumluk mini

■ W I mini bir aralık payı bile bırak­ madan, olanca keskinliğiyle söy­ lemiş: "B ir kim se, İki kez Cumhurbaş­

kanı seçilemez..."

Gerçi bu hükmü, zorlama bir yo­ rumun tezgâhına da yatırmak istediler...

Hatırlarsınız ne dediler:

"1982 yılındaki oylama. Cum hur­ başkanı seçimi değil, aslında bir A na­ yasa referandum uydu... O ta rih te Ev­ ren. Cumhurbaşkanı seçilmedi. Şimdi

a d a y o lu r s a , il k k e z s e ç ilm iş olacak..."

Bu da bir görüş... Ama. Evren'in Çankaya'da, yedi yıl boyunca hangi sıfat ve ne gibi bir hakka dayanarak oturduğu sorusunu, aydınlatmıyor... O yönüyle de, sakat kalıyor...

Süre uzatmaya gelince... Belli...

E v r e n 'in , “ B en ıs r a r la k o y -d u rttu m ” dediği hükmün geçersiz sayıl­ ması için. Anayasa değişikliği gerek...

Bir başka manevra alanı yok...

Evren, zaman zaman ilk verdiği ka­

rarlardan sapmalar göstermiştir... Sayılı da olsa, konuşmalarında, fikir değiştir­ mek gereğini duyduğu sorunlara rast­ lanır...

Ama, görev süresini uzatm ada, asla!...

Baştan beri o. Türkiye Cumhurbaş- kanı'nı halkın, bir dönem için seçmesin­ den yanadır...

Halk seçsin ki. Çankaya'ya çıkacak kişi, partisinin liderine karşı bağımlılık, minnet gibi duyguların kölesi olmasın...

Bir vekâlet müessesesinin çerçevesin­ de de kalsa. Çağlayangll - Demirel dö­ nemindeki bütün çarpıklıkların canlı ol­ duğu kadar, en yakın tanıklarından biri, yine kendisi...

"Neden bir dönem?" sorusunun karşılığı da. çok açık:

"Tur.ırkiye Cum hurbaşkanı, bu süre içinde varını yoğunu, o rtaya koysun... Tarihe, ardından hayırla anılacak isim bıraksın... Kendini seçtirm e kaygısın­ dan uzak, ik tid a ra cana yakın görün­ me tavrın ı benimsemesin...

İLK VEDA

B

OGAZ'ın, Kalender kıyısından denize

t ■ ' ■ ' ...

>bakan bir oda... Boyutları dörde, altı... Belki altı buçuk... Pişmiş ayva rengi duvardan duvara taban halısının örttüğü zemin, parke olmalı... Herhalde, hayli de eski... Her adımda hafif gıcır­ tılar... Öç hezaren koltuk... Yine hezaren, dört kişilik bir kanepe... Camlı bölü­ münün üzerinde 139'uncu dönem yazan bir kütüphane... Bir orta masası, üç seh­ pa... iç duvara doğru itilm iş bir ahşap yazıhane... Sağında, solunda dosyalar...

Tam ortada, bir küçük plaket... Öze­ tinde. el yazısı karakterleriyle “Kenan

Evren” adı... Klmbilir, hangi rütbesinden kalma...

Türkiye Cumhurbaşkanı, İstanbul'a geldiğinde. Huber Köşkü olarak anılan tarihî yapının ikinci katında... Kente dö­ nük köşede ve neredeyse avuç içi büyük­ lüğündeki bu odada çalışıyor...

Sadelikte, hayli aşırılığa kaçılan de­ korun tek lüksü, camların ötesindeki

manzara... Yüz seksen derecelik, pırıl ptrıl bir deniz açısı...

Özal'ın açıklamasına göre. Evren ilk veda konuşmasını. İslam ülkelerinin te m ­ silcilerine yaptı...

Hayır: değil... Daha önce, bazı gazete yöneticilerini son kez. tek tek çağırıp görüştü. Görevi süresince, karşılıklı ko­ runan uyum havası için teşekkür etti.

Bugün o. beyninin kıvrımları içinde, denklerini çoktan toplamış:

"Bir yıl M a rm aris'te kalacağım ... Arada Ankara'ya. İstanbul'a gider, ge­ lirim ...”

Sonra yerleşeceği kent İstanbul... Konular arasında daldan dala a t­ layarak da olsa, özetle böyle diyor... Yet­ miş iki yaşından sonra, daha değişik tü r­ de bir hayat düşünmüyor...

"Ben gidiyorum " mesajını, o sırada verdi işte... Havası da. size sunmaya ça­ lıştığım açıklamanın düğmesine basan so­ rumu davet e tti...

ra

II:

RUH HALİ

E

VREN, her zamanki gibi dinç... Bü­ tün, Çankaya'yı düşleyenlerden... Bir "son dakika consensus"üyle aradan sıyrılabilir miyim hesabına yatanlardan çok daha sağlıklı. Ve. yere sağlam basar halde...

Fakat gönülsüz... Bıkkın... Azıcık daha ileri gideyim: Kırgın... Karar vermiş insanların olanca rahat­ lığına rağmen, arada yüzünü buruştur­ ması sanırım bundan...

Bezginliğinde, asker ocağından ye ti­ şenin politik esneklikler karşısındaki ha­ zırlıksızlığı. büyük rol oynamış gibi...

Kendi de gizlemiyor...

Bir küçücük cümle. Cumhurbaşkanı' nın karakter yapısını öyle güzel özetliyor ki...

Benim de yakından izlediğim. Federal Almanya gezisiyle ilgili bir anısından alı­ yo ru m ..:

” Weizsaecker'le k o nuşu yorduk...

Ona. Alm anya'nın barındırdığı bölücü-lere. Cemalettin Kaplan tipi yobazlara

göz yum m am asını söyledim... Destek istedim ..."

Alman Cumhurbaşkanı'nın karşılığı.

"Yapam ayız” olmuş...

Ya. bizim Cumhurbaşkanı'nın tavrı? Küskünlük belirtisi bir hareketle, çe­ nesini ileri uzatıyor:

"Ben de sustum ... Bir daha ko­ nuyu açm adım ..." diyor...

Bir cevaptan böylesine nem kapan ruh. bizim politikacıların alaturka peren- debazlıkları karşısında, nasıl sırılsıklam olmaz?...

Ve sanırım, her cefaya açık yedi hiz­ met yılından sonra. Evren bu yüzden, azıcık buruk, hayli de yılgın, kendi iç dünyasına sarınıp sarmalanmış gidiyor...

MECLİS E KÜSKÜNLÜK

B

AŞTA Süleyman Bey ve şürekâsıyla birlikte bazı SHP'liierin, 1987 yılın­ daki Medis'in açılışına geldiğinde, ayağa kalkmayışlarını hiç unutmamış...

O 14 Aralık günü, dünmüş gibi hafı­ zasını tırmalıyor... Besbelli; her hatırlayı­ şında da. bamteiine, ayrı bir perdeden basılıyor...

Cumhurbaşkanı salona girdiğinde, sı­ ralara yayılmış oturan bir kısım milletve­ kilinin önüne bakması... Kürsüde konu­ şurken, bir başka grubun kulise çıkıp çay, kahve içmesi...

Bu hamlıklar, pek dokunmuş... Oysa

İsm et Paşa öyle mi? Kırk üç yıl önce

D em okrat P arti'liler de. ism et İnönü'ye ayağa kalkmamışlardı... Ama Paşa; g itti g itti, geldi... Evren de asker; ama, başka hamurdan...

"Bir daha da Meclis'e adım a t­ m adım " diyor...

Benim nicedir kendime sorup karşılı­ ğını bulamadığım, iki yıldır gölgede kal­ mış bir konu da bu...

Demirel'in arada "M illî Güvenlik

Kurulu görüşm eleri açıklansın" de­ mesi, Evren için ayrı bir demagoji ör­ neği... Haklı da:

"Orada zabıt tutulm az ki... Sadece. Genel Sekreter elinden geldiğince not alm aya bakar, o kadar..."

Sonra da ekliyor: "Şimdi böyle di­

yor... Sanki kendi zamanında açıkla- nırmış gibi..."

Bu arada, anılarının yazımına hız ver­ miş... Dört cilt tasarlıyor:

ilk i; çocukluğundan Genelkurmay Başkanlığı'na geçen süreyi... İkincisi: o dönemden 12 Eylül günlerine kadar olanı... Üçüncüsü: seçimler ve yaklaşabil­ diği kadarıyla, bugünleri kapsıyor...

Dördüncü cilt, kendi deyişiyle. "Ge­

risi..."

Üstünkörü geçiştirse de. Bulgar soy­ daşlarımızla ilgili "traji-kom edi"ye dö­ nüşen uygulama hakkındaki düşüncesi.

Özal' ın politikasıyla taban tabana zıt... Hiç de gizlemiyor...

"Ben. Peşmergelere de. sınırların öyle ardına kadar açılmasına karşıy­ dım " diyor.

Bir can alacak noktaya daha, önce asker olarak dikkat çekiyor...

"Onlar geldikten sonra. PKK olay­

ları tırm a n d ı... Besbelli, aralarına ka­ rışıp içimize sızdılar... Çoğunu da ya- kalayam adılar..."

•s :;Ş

EVREN İN BİLDİKLERİ... BİLMEDİKLERİ

H

İS

B

İR içine sindiremediği de. Aziz Nesin olayı...

1984'teki Aydınlar Dilekçesi... Ken­ di tavır alışı... "12 Eylül'ün Türkiye'ye

getirdiği a n tidem okratik yasa uygula­ m aları" türünden bir girişle başlayıp ne­ zaket sınırlarını hayli aşan ifadelerle as­ kerî dönem eleştirisini kaleme alan ya da imzalayan "S8'ler"i suçlayışı...

Hen uzuıuuKierı... Bir vefa zaafı olarak gördükleri...

"Bir zam anlar beni övenler, bakı­ yorum şimdi, yerenlerle yan yana ola­ biliyorlar" derken, bakışlarının gölgelen­ mesi...

Onlar hakkında, dava açılması... Be­ raat kararıyla sonuçlanması... Yine "58'

ler 'den Aziz Nesin'in, Evren'den taz­ minat istemeye kalkması... Davanın red­ di... Bu kez. Avrupa Konseyi'ne gidişi... Bünlar. Evren'in dile getirdikleri...

İ

Evren'in. bir de bilmedikleri var:

örneğin Aziz Nesin'in. yarınlara dö­ nük. tetikte beklettiği girişimi:

"Dilekçem hazır... O. Çankaya'dan ayrılır ayrılm az, davam ı açacağım ..."

demesi...

Bu da işte, tam dokuz yıl. nice kan gölleri kurutarak en üst düzeyde görev yapmış ellere kondurabileceğimız "teşek­

k ü r busesl"l...

, :

. . .

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi

Referanslar

Benzer Belgeler

• Örnekleme ise evrenin özelliklerini belirlemek, tahmin etmek için onu temsil edecek uygun örnekleri seçmeye yönelik süreci ve bu süreçte gerçekleştirilen tüm

Etkileşim enerjisinin çok yüksek olduğu anda meydana gelen önemli bir süreç, parçacık ve antiparçacıkların eş zamanlı olarak çiftler halinde oluşmasıdır..

100 000 000 000 (yüz milyar !) tane portakal Aralarındaki ortalama uzaklık biraz önce.. bulduğumuz

Tipik durum örneklemesi, yeni bir uygulamanın veya yeniliğin tanıtımında, uygulamanın yapıldığı ya da yeniliğin olduğu bir dizi durum, kişi ve grup arasından en tipik bir

Aristoteles’e göre, kuvvete bağlı olarak gerçekleşen zo- runlu hareket de iki türlüdür: Hareketi sağlayan kuvvet ci- sim üzerindeki etkisini cismin hareketinin her anında

Ancak, bundan 3,5 milyar yıl sonra, Dünya’nın zaten sıcaklıktaki değişimlere çok duyarlı olan biyoküre- si Güneş’in genişleyip daha fazla ısıt-.. ması nedeniyle

Kanaatimizce, Köroğlu ve Ruşen adlarının birlikte kullanılması bir anlamda, “Gök, Yer ve Yeraltı ” şeklindeki evren tasarımının bütüncül bir ifadesi ve aynı zamanda

Daha sonra örneklem büyüklüğü ‘n’ hesaplanır ve her alt tabakanın evren içesindeki temsil oranlarına göre, örneklem grupları basit ya da sistematik tesadüfi