Dede Korkut Kitabında Dinî Tasavvufî Unsurlar Dr. Nevzat Özkan

Download (0)

Full text

(1)

DEDE KORKUT KİTABINDA Dİtif-TASAVVUFÎ

Dr. Nevzat ÖZKAN

K onusu, dili, üslubu bakm ından m illî olduğu kadar, pek çok özelliğiyle de beşe­ ri olan D ede K orkut hikayeleri sadece ül­ kem izde değil, bülün dünyada büyük ilgi görm ektedir.

M illî yapım ızın ve edebiyat geleneği­ m izin en büyük âbidelerinden olan D ede -Korkul kilabı'nın ülkem izdeki ilk tam neş­ ri I9 l6 'd a yapıldı. Kısa bir sessizlik d öne­ m inden sonra dünyanın değişik d ilerinde çevirileri yayınlandı. Pek çok İlmî araştır­ ma ve teze konu oldu, değişik yaş vc kül­ tür seviyeleri için uyarlam aları yapıldı. Bu çok yönlü ilgiye rağm en hikayelerdeki ruh ve inanç d ü n y ası k o n u su n d a kesin bir hü k m ü n o rta y a k o n d u ğ u sö y le n em ez. Fiser, lam m anasıyla Îslâm î devir m ahsulü m üdür, yoksa başka etk iler de taşım akla m ıdır? H adiseler T ürk tarihinin hangi d ö ­ nem ine ve hangi coğrafyadaki m ücadele­ lere a ittir? D aha ö n em lisi bu eserd ek i boyların türü nedir, yazarı veya derleyicisi kim dir? Ü zerinde epeyice çalışm anın ya­ pıldığı vc farklı görüşlerin belirdiği, fakat kesin cevapların verilem ediği sorular.

S orulardan önem li bir kısm ı dönem e ail yeni çalışm alar vc bulunacak belgeler­ le cevaplandırılacaktır. Asıl üzerinde du r­ mak istediğim iz D ede K orkul K itabındaki d inî vc tasavvufî unsurlardır. Konu ile il­ gisi bakım ından diğ er tartışılan husurlar üzerinde de durm aya çalışacağız.

H ikayelerin Y aşandığı Zam an Ve C oğrafya

İslâm iyetin T iirkler arasında toplu ka­ bul gördüğü dönem olarak X. Yüzyıl esas a lın m a k ta d ır. B undan h a re k e tle D ed e

K orkut kitabındaki d in î unsurlar bakım ın­ da şunu söylem ek m üm kündür: E ğer hika­ yelere konu olan o laylar X. yüzyıl so n ra­ s ın a a its e , İ s l â m î u n s u r la r ın vc İslâ m îy c t'te n so n ra o rta y a çık a n m illî özelliklerin,gelenek vc göreneklerin ağ ır­ lıkta olm ası tabiidir. H ik ay e le re İslâm î- yetin kabulünden önceki dönem ve bu d ö ­ nem e ait olaylar kaynaklık ediyorsa h aliy­ le eski Türk dinine ve İslâm iyet öncesi ha­ yata ait unsurlar fazla olacaktır.

Bu konuyla ilgili görüşleri şöyle sıra­ lam ak m üm kün:

1. Bu h ik a y ele r, M .Ö . V III. yy. da K afkasların güneyinde ve H azar deniziyle K aradeniz ara sın d a y erle şen allı g öçebe S aka (İsk it) ve o nların H orasandaki k o ­ lundan çıkarak A zerbaycan vc D oğu A na­ d o lu ’da 429 y ılın a kadar hakim olan vc Partiılar da denilen A rsak!ılar çağından vc do la y ısıy la İslâm lık öncesin d cıı k alm ış­ tır. (1)

2. H ikayelerin bir kısmı m ilat ö n ce si­ ne kadar giden bir zam ana uzanm akla b e­ raber, yazıya geçirildiği dönem e kadar çe­ şitli d eğ işik l i kere u ğ ra m ıştır. A lp am ış ad ıy la da bilin en Sal ur K azan deyişleri ara sın d a y eralm ış, A ze rb a y c a n ’a K üçük A sya'ya kadar gelerek, K ıpçakların batıya ilerlem esiyle bir takım d eğişiklikler g eçir­ m esine rağm en bazı orjin al m otifleri de korum uştur.

3. O layların yaşandığı zam anı iki ka­ ta ayırabiliriz:

a) IX. X I. y ü zy ıllar arasında O ğ u zla­ rın S ır-D ery a'm n k u zeyindeki kom şuları

(2)

olan P eçenek vc K ıpçaklarla ilişkileri ve savaşlarının yer aldığı hikayelerdir. B un­ lar S alur K azan'ın adı etrafında anlatılan S alur B oyu M enkıbeleri şeklindedir. Salur kazanın evinin yağm alatılm ası boyunun farklı olarak Scçcre-i T erakim c'dc geçm e­ si bu katın delili m ahiyetindedir.

b) X III. y ü z y ıld a n itib a re n D oğu A nadolu ve A zerbaycan'da T ürkm en boy­ larının G ürcü, A bhaz ve T rabzon Rum ları ile ilişkileri ve savaşlarının anlatıldığ kat. D irse H anoğlu Boğaç Boyu, D eli D um rul, K anluralı h ik ay elerin d e bu zam an dilim i ile ilgili ipuçları görülür. ^

4. İslam iyet'in kabulünden sonra XII. - X III. - X IV . yüzyıllarda A nadolunun d o ­ ğusunda yerleşm iş, buraları vatan tutm uş O ğuz T ürkleri arasında yaşam ış, işlenm iş vc yayılm ış hikayelerdir. Bu görüşün deli­ li de coğrafi terim ler vc özelliker, m üca­ dele edilen Ruııı, G ürcü, A baza gibi kom ­ şu 111 il tellerdir. ^

A çîklam alardan anlaşılacağı gibi hika­ yelere konu olan olayların yaşandığı za­ man konusundaki görüşlerde kesin bir bir­ lik yoktur.

K onum uzla ilgisi bakım ından ele alın­ dığında bu hususu tek belirleyici ölçü ola­ rak ele alm ak da m üm kün değil zaten. Ç ünkü destanî ve efsanevî özellikleri olan eserlerde önem li olan olayın yaşanm ış b i­ çim i değ il y a z ıy a g eç irilm iş biçim idir. Ç ünkü bu tür e serler uzun b ir süre sözlü gelenekle yaşadıktan sonra yazıya geçiri­ lir. Ç ok eski d evirlerde yaşanan tarihî d e­ ğ işik lik le r, bu za m a n lar içinde y aşam ış ilim ve aksiyon adam ları, uzun süre sözlü gelenekte yaşayıp, sonra büyük bir sanat­ karın elinde son şeklini alan bu rivayetleri etkilem ektedir

O ğuz K ağan İslâm iyet'in kabulünden önce yaşam ış bir T ürk atası ve kahram anı­ dır. Ü stelik İslâm iyet Öncesi devre ait U y­ gur tü rkçesiylc yazılm ış bir O ğuz K ağan D estanı parçası da m evcuttur. Fakat M üs­ lüman T ürklerin gönlü bu T ürk atasını h a­

tırlarda bırakm aya razı olm am ış, sözlü g e ­ lenekte İslâm î bir kim lik kazandırarak ha­ yatını yeniden destanlaştırm ıştır. B u n ­ d a n h a r e k e tle şu n u s ö y le y e b i lir iz : İslâm iyet öncesi dönem e ait kah ram an lar ve kültür unsurları pekâla İslâm î ölçü lerle ve yeni hayatın d üzeni içinde k arşım ıza çıkabilir.

Sözlü gelenekteki bu etkilerin dışında folklor ve halk tiyatrosu içinde de uzun bir işlenm e dönem ini yaşadığı d ü şü n ü l­ m e k te d ir.^ D ed e K o rk u t m e n k a b e le ri Y unus E m red en de ö n ce halk a ra sın d a yaygındır. D ili, üslubu ve konusu y an ın ­ da, Türk ahlâk ve törelerini yansıtm ası b a ­ k ım ın d an d a h alk tan bü y ü k ilgi g ö ren m enkabeleri O ğuz ozanları e llerin d e k o ­ puzlarla terennüm ederler.(8)

Dede K orkut'un Şahsiyeti:

Bütün h ik a y e le rd e o rta y a çık a n ve Önemli bir yeri olan D ede K orkul, hiç bir hikayenin ana kahram anı d eğildir. Fakat kendisine çok büyük b ir hürm et vc sevgi beslendiği kitabın bütününde g ö rü lm e k te­ dir.

Bütün araştırm acıların üzerinde ittifak ettikleri en Önemli konulardan biri D ed e K orkut'un tarihim izin her dö n em in d e g ö ­ rülen bilgi-m üşavir tipinin önem li bir tem ­ silcisi old u ğ u y o lu n d ad ır. D ede K ork u t kökü İslâm iy et ön cesi d ö n em e d ay a n an din adam ı, bilge, geleceklen haber veren, çocuklara isim koyan, kendisine toplum un her kesim inden derin b ir hürm et beslenen, örneğini T onyokuk'la, U tuğ T ürk'te, irkil H oca’da, M evlana'da, A kşem settin'de g ö r­ düğüm üz İslâm iyet öncesi adıyla şam an, İslâm iyet sorası adıyla velî tipinin sağlam bir örneğidir.

Bazı kaynaklarda İslâm iyet öncesi d ö ­ n em de yaşad ığ ı, F ak at sö z lü g e le n e k te İslâm î bir kim lik kazandığı ifade ed ilm e k ­ tedir. D ede K orkut k itabının d ışın d a teshil edilen bir m enkıbeye göre, O ğuzlar tarafından P ey g am b erim ize g ö n d erilm iş, S clrnân-ı F a risî ile y u rd u n a d ö n e re k ,

(3)

T ürkIere İslâm î öğretm iş ve 295 yıl y aşa­ m ıştır. (l

Farklı bir rivayete göre de D ede K or­ kut aslen A frikalı olup, ölüm den kaçarak H indistan'a oradan da S ır-D crya’ya sığ ın ­ m ı ş t ı r / 12)

Bütün bu farklı görüşler bir yana D ede K orkut 18. yy. a kadar sözlü rivayetlcr- de(l3\ h atta san al v asıta sıy la ve bizzat tarihî şahsiyetiyle T ürk dünyasının sosyal hayatında varlığını sürdüren ed eb î vc ezelî T ürk alası'dır. M utlaka onun şahsi­ yetinde en eski T ürk geleneklerinin izleri bulunm akla beraber m üslüm an T ürk insanının gönül ve fikir m im arı alpercnle- rin ilk örneklerindendir.

O zanların d ilinde ve halk sanatçıları­ nın hayal ve yorum düny asın d a zenginle­ şen D ede K orkut K itabı'nın yazıya geçiri­ lişine dair görüşleri şöyle sıralm ak m üm ­ kündür:

M ehm et Fuat K öprülü X IV . yy. ın ilk- yarısı

B art hol d XVI. yy. ın sonu veya XV. yy. ın başı

O rhan Şaik G ökyay, A hm et K abaklı XV. yy. ın başlan

Faruk Süm er, Haşan K oksal, N ihal S a­ mi B anarlı, Pertev N aili B oralav XV. yy. m ikinci yarısı

Yeni T ürk A nsiklopedisi, Türk Dili ve E debiyatı A nsiklopedisi XV. yy. so n la n veya XVI. yy. başlan

Z. Veli Toğan O ğuznâm c'nin derlendi­ ği kaynaklar vc rivayetlerle D ede K orkul hik a y ele ri a ra sın d a b ağ lan tı k u rm ak ta­ dır. <17>

Bu görüşlerden kitabın XIV. ilâ XVI. yy. lar ara sın d a yazıya geçirildiği ortaya çıkm aktadır. Yani kitaba konulan olaylar VI yy. dan X IV yy. a kadar geniş bir za­ man d ilim i iç in d e d e ğ e rle n d irilm e sin e rağm en XIV. yy. ilâ XV I. yy. arasında ya­ şayan M üslüm an-T ürk insanının duygu, d ü şü n c c vc inanç p o ta sın d a y o ğ rularak

yazıya geçirilm iştir. Ş üphesiz bu dönem de yaşanan siyasî vc sosyal hadiselerin, dev­ rin etkili kişilerinin, şair vc sanatçılarının D ede K orkut Kitabını teşkil eden riv ay e t­ ler üzerinde geniş etkileri olm uştur.

X IV -X VI. yy. lar arası m illetim iz açı­ sından büyük fetihlerin yaşandığı b ir d e­ virdir. Ş ehitlik ve gazayı en yüksek d eğer­ ler olarak tanıyan g az ile rin A n a d o lu ’ya yeni bir ruh ve m ana kazandırdığı zam an­ lardır. M üslüm an Türk insanının yeni yur­ dundaki insanları İslâm laştırdığı bir devir­ de; sazıyla, sö zü y le icrcnnüm etliğ i, h a­ yatlarını oyunlaşlırdığı kahram anlarını bu dairenin dışında tuttuğu düşünülem ez.

H ik ayelerdeki D ini İn a n ış ve

D a v ra n ış la r:

İlk önem li husus İslâm î geleneğe uyu­ larak kitab a B e sm e le ile b aşlan m asıd ır. B unun hem en arkasından O ğuz'un evliy a­ sı Dede K orkut tanıtıl m aktadır.

H ikay elerin yedi ayrı yerin d e savaşa giren yiğitlerin şu işleri sırayla yaptıkları benzer ifadelerle tekrar tekrar an latılm ak ­ ladır:

"K onur atından indi. A kup giden aru sudan abdest aldı. A ğ alnını yire kodı, na­ m az kıldı. A ğladı, kâdir T a n n 'd a n hâccl diledi, yüzin yire sürdi. M u h am m cd ’e sa- lavat getürdi, deve kibi kükredi, arslan ki- bİ an radı, na'ra urup haykırdı, yap ay a lu- nuz kâfire at dcpdi, kılıç u r d ı." (IX)

Begil oğlı Em ren1 in B oyunda ise Em- ren bu yaygın alışkanlığın dışına çıkarak, kâfirle savaşa g irm eden ö n ce ne abdest alır, ne de nam az kılar. F akat dum an kar­ şısında zor durum a düşünce;

Yücelerden yücesin

Kimse bilmez nicesin görklü Tanrı Sen Âdeme taç urdun

Şeytana la'nel kıldun

Bir suçdan ötüri dergahdan sürdün İbrahimi tutdurdıın

Marnım göne çolgadun Götürüp oda atdurdun Odu bostan ktldun

(4)

'A ziz Allah hocam m ana medeti (s. 99) diye yalvararak yardım diler. Kâfir; Oğlan alındun ise T a n n 'n a mı yalvarursın, senün bir T a n n 'n var-ise m enüm yetm iş iki put- lıanam var d id i. o ğlan ay d u r: Y â ’âsi m cl'un sen pu tlarım a yal varır-i sen m en âlem leri yokdan var iden A llahum a sığın­ dım didi. H ak T a'âla C e b râ 'il'e buyurdı kim: Y â C cbrâ'il var şol kulum a kırk erçe kuvvet virdüm didi. oğlan kâfiri gotürdİ yire urdı. (s. 99) M ücadelenin sonunda kâfir im ana gelir.

Y ukaıdakİ parçalar, savaşa nasıl g iril­ diğini, savaşla A llah’tan nasıl yardım d i­ le n d iğ in i, B c g il'in k e n d isin d e n m addi planda güçlü bir düşm an karşısında ilahı destekle nasıl bir anda üslün durum a geç­ liğini an laim ası vc k a h ra m an la rın d in î kültü rü n ü n gen işliğ in i g ö ste rm esi b a k ı­ m ından önem lidir.

D ikkati çeken diğer bir önem li husus da. k âfirle Enıren arasındaki konuşm anın Kâfirim sûresinin m ealini hatırlatacak şe ­ kilde olm asıdır. Kâfirun sûresinin T ürkçe m eâli şö y le "Y a M uham m cd söyle: cy k âfirler ben sizin ta p tığ ın ız şey lere ta p ­ m am , S iz benim tap tığ ım a tapm azsınız. V c ben sizin taptığınız şeylere tapıcı d eğ i­ lim. siz dc benim laptığıına tapıcı değ ilsi­ niz. Sizin dininiz size ve benim dinim ba­ nadır."

S avaşa girilirken ve savaş ılırken gös­ terilen d in î heyecan savaştan sonra da sür­ dürülür: K âfirin kilisesini yıkdılar, yirine m escid yapdılaı*. K eşişlerin öld ü rd ü ler. Ban baıılatdılar, 'A ziz Tanrı adına kudbe ok ildi lar." (s. 46)

O ğuz yiğitlerinin kendilerini tanıtırken beylerinin, ana ve babalarının adının y a­ nında söylem eyi unutm adıkları; "K aranu dün içre yol azsam um um A llah" (I9) sö­ züyle ancak A llah'tan yardım bekledikle­ rini ifade ederler.

K azılık K oca oğlu Y iğenek düşm an karşısında dara düşünce. İhlas sûresini h a­ in lalan ifadelerle şöyle seslenir:

Yücelerden yücesin Kimse bilme/, nicesin 'Aziz Tanrı

Sen anadan loğmadm Sen atadan ol madun Kimse rızkın yimedün Kamu yiıdc âhedsin Sen Allahu samedsin Ululiğina lıaddün yok Senün boyun kaddün yok Yâ cism-ile ceddün yok Urdığun ulıtmayan ulu Tanrı Basduğın belürtmeyen bellü Tanrı Götiirdüğin göğe yetüren göıklü Tanrı Kakıduğın kahriden kahhar Tanrı Birliğüne sığındım Çal abım kadir Tanrı Medeti senden

Kara lonlu kâfire al deperem Işiimi sen onar" (s. 83-84)

P arça d a İslâm inancının tem elini teşkil eden A llah'ın varlığı, birliği, benzersizliği konusundaki sam im i inanç ve geniş bilgi ayrıntılarıyla sergilenm ekledir. A yrıca bu p arç a içinde bir kısm ı yer alan ve E m ­ ren'in duasında d a tekrarlanan;

Yıicclcrdcn yücesin Kimse bilmez nicesin ’A/iz (görklıi) Tanrı Âdeme sen taç urdun Şeytana la'nel kıldun

Bir suçdan ötün dergaha sürdün Nemrud göğe oh atdı

Karnı yaruk balığı karşıı Uılduıı" (s. 83) m ısraları, duygu, inanç vc harekel b irliğ i­ ni ifade etm esi bakım ından d ikkate değer. K im seye güç ilm edün m ısraı K ur'âıı'ın d e ­ ğişik âyetlerinde şöyle geçm ektedir: "B iz k im sey e gü cü n ü n y e ttiğ in d e n faz lasın ı yüklem eyiz." (A raf 4 2 / Biz hiç kim seye gücü y eleceğiden başkasını te k lif elın e- yiz." (M üm inun 62) "A llah hiç kim seye gücünün yeleceğ in d en başk asın ı y ü k le ­ m ez." (Talak 7) "K im se takalındaıı z iy a­ desiyle m ükellef tutulam az." (B akara 233) K im se rızkın y im e d ü n ın ısra 'ı "B iz senden bir rızık İstem iyoruz, seni biz rı- zıklan d ırırız. G üzel âkı bel lakva erb ab ı - m ndır. (Taha 132) âyetiyle aynı

(5)

dır.

B asduğın b clü rtm cy cn bellü T anrı / G ö tiird ü ğ in göğe y clü re n gö rk lü T anrı m ısralarıyla, "kim i dilersen onun kadrini yüceltirsin, kimi dilersen onu alçaltırsın." (A l-i tm ran 26) âyeti arasındaki m ana ya­ kınlığı dikkati çekecek ö lç ü d e d ir.(21*

N cmrııd göğe oh atdı

Karnı yanık balığı karşu tutdun m ısraları da şu kıssaya işaret etm ektedir: Hz, İbrahim dinini tebliğ ederken, N cm - rud onu ateşe atar. N em rud ilahlık iddia­ sında bulunur. A llah’ı öldürm ek için göğe bir ok fırlatır. A llah onun okuna karşı bir balık tular vc bu suretle ok gökten kanlı olarak geri döner. N em rud bunun üzerin­ de T anrı'yı öldürdüğü zehabına kapılır. *22)

Haşan ile Hüseyin'in hasreti su Ayşe ve Fatma'nın nigahı su (s. 17) Mekke ile Mcdine'nün kapıısı ağaç M usa kelirtı'ün asası ağaç *

Şalı-ı Merılan Ali'nün Düldülii'nün eyeri ağaç Züllîkâr'ııı kım-y-ile kabzası ağaç

Şah Haşan ile Hüscyn'ün bişiğü ağaç (s. 21-22)

m ısralarında ise eski Türk dininde önem li bir yeri olan su ve ağaç İslâm î b ir kültür zenginliğiyle karşım ıza çıkm aktadır.

B ir baba için en büyük felaket oğlunun din değiştirm esi vc m illetten kopm ası o l­ malı ki. U ruz üzüntülü ve ağlar vaziyette bulduğu babasına ağlam a sebebini söylet­ mek için şöyle seslenir:

Kaıı Ab ha/.a iline men gidereni Al tun haça iline men gidereni Pilon gcyeıı kesişen elin men öperem Ağladuğuna sebeb ne digil mana. (s. 47) D ede K orkut'un Bcyrck'c Banu Ç içek'i is­ teyişi evlenm eyle ilgili âdetlerin devam lı­ lığını ortaya koym aktadır: T a n n ’nun buy- rıığı-y-ile Paygam ber'ün kavli-y-ile aydan aıu günden görklü kız kardaşun B anu Çi- çeğ ’i Bam sı B eyreg'e dilem eğe gelm işem . (s. 31)

G özleri kör olan Bay P üre'nin, oğlunu tanım ak için takip elliği yol, H z. Y usuf kıssasındaki b ir m o tifi h atırlatır: O ğlum idügin andan bileyim , sırça parm ağım ka- nalsun, kanım d estm ale dürtsün, gözüm e sü rey im , aç ıla ca k o lu r-ise oğlum B cy- rek'dür didi. (s. 45)

İslâm î b ir kıssa olan koçun k urban gönderilişine de şöyle işaret edilir: A m m a ’Aı afat'da irkek kuzı kurban içün. (s. 50)

M addi kudrete vc kendi g ücüne aşırı güvenin yanında, bugün de devam eden tevekkülle ilgili ifade ve inançlara da rast­ lanır: T anrı virdi T anrı aldı neyleyeyin. (s. 50) G ö rd ü m imdi yaradan neyler, (s. 59)

K itabın hem en b aşın d a T ü rk toplum hayatım süsleyen güzellikler, gün görm üş Türk atası D ede K orkut'un ağzından şöyle anlatılır: D ede K orkut gine soylam ış, gö­ rd ü m hanım ne soylam ış: A ğız açup öger olsam üstüm üzde Tanrı görklü. Tanrı d o s­ tu din serv eri M uhanım ed görk lü . M u- ham m ed'ün sağ yanında nam az kılan Khu B ekir Sıddık G örklü. A hır S ıpara başıdur (oluz üçüncü cüz başı) 'am m e görklü. Hc- cesinlcyin düz okın sa Y asin görklü. Kılıç çaldı din açdı şah-ı m erdan 'A li görklü. 'A li'n ü n o ğ u lla n P e y g a m b e r nev âleleri K erbela yazısında Y ezîdilcr elin d e şehid oklı H asa n -ilc H ü sey in iki k ard aş bile görklü. Y azılup düzilüp gökden indi Tanrı 'ilmi Kur'an görklü. Ol K ur’an'ı yazdı düz- di 'ulem âlar öğreniııçc küydi piçdi 'âlim ler serveri 'Osm an 'Affan oğlı görklü. Alçak yirde yapılupduı* Tanrı ivi M ekke görklü. Ol M ekke'ye sağ varsa esen gelse sıdkı bütün hacı görklü. S ağış g ü n in d c ayna görklü. (hesap gününde cum a güzel) A yna güni o k ıy an d a kutbe görklü. K ulak urup d inleyende üm m et görklü. M inarada ban-1 ay anda fakı (im an) görklü. D izin basup oturanda halal görklü. D ulum ından ağarsa (şak a k ların a ak d ü şse) baba görk lü . Ağ südin toya em zürse ana görklü. Y anaşııp y ola giren d e kara b uğur görklü. Sevgilili kardaş görklü. Yanal ala iv yanında

(6)

dikil-se gerdek görklü, uzunca tencl'i (çadır ipi, görklü. Oğul görklü. K am usına benzem e­ di cü m le 'âlem leri yaradan A llah Tanrı görklü. Ol öğüdüm yüce T anrı d o st olu- ban meded iısün hanım hey. (s. 2)

P eygam ber ailesine gösterilen bağlılık şiilik tesirlerinden uzak bir karakter g ö s­ term ekle b e r a b e r (2:î), Şah-ı M erdan laka­ bının kullanılm ası, Hz. H aşan vc H ü se­ y in ’in "şah ", M u a v iy e o ğ lu Y e z id 'in ad am ların ın Y ezidîler diye anılm ası (24) eserin ne kadar geniş bir alana yayıldığını ve m ezhepler üstü bir ilgi gördüğünü o rta­ ya koym aktadır.

M etnin tam am ı taradığında A llah'ın sı­ ratlarını ifade eden A ziz, K adir, K ahhar, Gani gibi âyetlerde geçen, C em il karşılığı görklü gibi h adiselerde geçen kelim elere ra stla n m a k ta d ır/2^ G ünlük konuşm a için­ de yaygın olarak kullanılan, V allahi, A l­ lah saklasın, A llah'a sığındım , Y üce T an ­ rım gibi deyim lere dc yaygın olarak kulla­ n ılm a k la d ır.(26)

D ede K orkut Kitabı dinî bir eser d eğil­ dir. Fa kal esere konu olan T ürk topluluk­ larının sosyal hayalını düzenleyen birinci unsur m üslüm anlıktır. Islâm 'ın sosyal h a­ yalı düzenleyen en önem li m üeyyidelerin­ den biri şüphesiz günah işlem e kork u su ­ dur.

B asal’ın T epegöz'ü Ö ldürdüğü B oyun­ da anlatılan O ğuz'un başının belası T ep e­ göz, çobanın peri kızına zorla sahip o lm a­ sının yani evlilik dışı bir ilişkinin sonucu­ dur. Bu hikayede zinanın doğurduğu fela­ ketler T epegözün varlığında sem bollcşli- riim iştir. Bu olayın dışında başka bir zina hadisesine dc rastlanm az.

Z am an zam an bah si g eç en şa ra p ; uyuşturucu, insanı kendinden geçiren, uy­ kuya yol açan bir felaket sebebi olarak gösterilir.

B ütün hikayelerin önem li o laylarında vc sonunda sahneye gelen D ede K orkut b irb irin e yakın ifad elerle d u a eder. Bu,

her şeyin dua üzerine kurulu olduğ inancı­ nın bir tezahürü olsa gerektir.

Ağ sakallu baban yiri uçm ak olsun, ağ pürçeklü anan yiri behişl o lsun, oğul ile k arın d aştan a y ırm a sın , (s. 46 ) Bu d u a m elni R abbena firli d u asıy la büyük b en ­ zerlik ler gösterir. R a b b en a firl i d u asının m eâli şöyledir: "Ey Rabbim iz! H esapları­ m ızın görülm esi için ayağa k alkacağım ız o günde beni an n e vc babam ı vc bütün m ü'm in kardeşlerim i yarlığa."

D ede K orkul'la ilgil sahabe inancının dışında Em en de; V aruban peygam berün yüzini gören, gelübeni O ğ u z’d a sahabesi olan, açığı tutanda b ıyıklarından kan ç ı­ kan, bıyığı kaniu B ügdüz E m en ç a p a r... (s. 24) sözleriyle tanıtılm aktadır. Eski Türk Dini ve G elenekleri İle İlgili U nsurlar:

A çıkça görüldıfğü gibi İslâm î unsurlar ne ciladan ibarettir, ne de yüzde k alm akla­ dır.

F akal ö zellikle destan rivayetlerinden gelen bir kısmı gelenekleşm iş, büyük ç o ­ ğunluğu İslâm î esaslarla ters düşm eyen, halta günüm üzde dc izleri süren eski Türk dini u nsurlarından bazılarını hik ay elerd e de görm ek m üm kündür.

B asal’ın kendini takdim ederken sö y le­ diği parçada geçen: A tam adın sorar olsan kaba ağaç. (s. 91) ifadesi U ygur sahasında görülen G öç destanındaki ağaçtan türem e m otifinin izlerini ta şıy o r olm alıd ır. A ğa­ cın İslâm î m anada övülm esi y an ın d a b u ­ nun da un u tu lm am ası destan k ü ltü rü n e bağlılığı ortaya koyar.

D ede K orkut duası içinde geçen; Ç a ­ par iken ağaç boz atın b ü drim esün (B ü- dcrm csüıı). (s. 14) lem ennisi eski Türk d i­ ninde, alların koruyucusu olan tanrıya ed i­ len duanın arlığıdır. Y akutların, "At sü rü ­ sü tanrısı H otay H om pur’un b îtevîtırnak- lıyı (atı) b edürlm c (sü rçtü rm e), ayrı tır­ naklıyı (sığır, koyun, keçi) ayırm a" duası D ede K orkut'un duasına çok ben ziy o r.

(27)

(7)

Bu b en zerlik ler dışında D ede K orkut K ilabı'nın bazı y erlerinde İslâm lık öncesi devre ail evlenm e, ölüm ve yas törenleri, ö lü aşı vc ad v erm e g ib i g e le n e k le r İslâm lık sonrası âdet ve törelerle birlikte v arlığını sü rd ü rm ek te d ir. Bu sosyolojik hadise bütün köklü m illetlerin sosyal ya­ pısında görülm ektedir. A ncak bizim to p ­ lum yapım ızda görülen bu tür töre ve ina­ nışla ilgili aktarm alar, genellikle eskiyle yeninin uyum sağlam ası göz önünde bu­ lundurularak gerçekleştirilm iştir.

(Yazının Devamı 22. Sayıda)

NOTLAR (Yayınlanan kısma ait)

1. M. F. KIRZIOĞLU, Dede Korkut Kitabın­ daki Üç Destanın Tarihteki Yeri, I. Ulus­ lararası Türk Folklor Semineri Bildirileri, «-14 Pikim 1973. Ank-1974, s. 95.

2. O. Şaik GÖKYAY, Destursuz Bağa Giren­ ler. İst. 1982. s. 295-296.

3. Şükrii Elçin, Dede Korkutun Kitabında İslâmî Unsurlar, Nemelh Armağanı 1962, s. 145.

4. N. Sami Banarlı-Resimli Türk Edebiyatı c. 2 s. 399-407.

5. Porf. M. Fuat KÖPRÜLÜ, Türk Edebiyatı Tarihi, İst. 1980, s. 213, 252.

6. Ebıılgazi Bahadır Han, Türklerin Soy Kü- tiiğii (Scccrc-i Terâkime), Haz. Prof. Dr. Muharrem Ergin, Tercüman 1001 Temel eser serisinden.

7. Mustafa Necati Sepetçioğlu-Dedc Korkul, İst. 1972. s. 12.

8. Prof. Mehmet Fuat Köprülü - Türk Edebi­ yatında İlk Mutasavvıflar D. t. B. Y. 1981 s. 253.

9. Kesimli Türk Edebiyatı Tarihi, s. 600. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s. 19, 252.

Abdulkadir İnan-Makaleler vc İncelemeler T.T.K. 1987 s. 166, 172.

O. Şaik GÖYYAY, -Dedem Korkutun Ki­ tabı- Ank. 1973- s.CXlV.

10. P.N.Boratav-İslâm Ansiklopedisi-s.862- c2 Makaleler ve İncelemeler s. 168.

11. İslâm Ansiklopedisi c. 2 - s. 861-862 Dede Korkul Kitabı - s. 8.

12. İslâm Ansiklopedisi, c.2. s. 861. 13. Makaleler ve İncelemeler, s. 171. 14. Dede Korkut Kitabı, s. 18-20. 15. Makaleler vc İncelemeler, s. 167-168. 16. Türk Edebiyatı, s. 198.

17. Tarihleriıı Derlendiği Kaynaklar, Ansiklo­ pediler, Yeni Türk Ansiklopedisi, e. 2, s. 621, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, c. 2, s. 209. İslam Ansiklopedisi, c. 2, s. 865, Destursuz Bağa Girenler, s. 30, Türk Edebiyatı, e. 1, s. 121, Resimli Türk Ede­ biyatı Tarihi, c. 1, s. 401, Oğuz Destanı, s. 121, (Z. V. Togan); Milli Destanlarımı/ vc Türk Halk Edebiyatı, s. 70, (Haşan Kok­ sal); Dedem Korkut’un Kitabı, s. LXXİİI İS. Dede Korkut Kitabı: Hz. M. Ergin

T.K.A.E yay., 1964 (Metinler bu kitaptan alınmıştır), s. 25,46, 58, 60, 76, 104. 104. 19. s. 91. s. 106.

20. İhlas sûresinin meali şöyle: "Dc ki: O Al­ lah tektir. O Allah sameddir. Doğurmamış- tır. doğurulmamıştır. Hiç bir şey de O'nun dengi vc benzeri değildir.

21. Kimseye güç ilmedun nusraından itibaren âyetlerle ilgili bağlantılar için bk. Dedem Korkudıın Kitabı, s. CCLXXil-CCLXXlll 22. Dede Korkul Kitabında İslâmî Unsurlar.

Nemctlı Armağanı, s. 149.

23. Dede Korkut Kitabında İslâmî Unsurlar, s. 149.

24. Dedem Korkudan Kitabı, s. CCLXXX1. 25. Neşet Kaya. I v je Kork ufla Allah inancı.

E.Ü. İlahiyat Fak. Lisans Tezi, yön. II. Güngör, s. 18.

26. Jean Paul Roux, Dieu Dans Lc Kitab-ı De­ de Korkul, ayrı basım s. 7.

Figure

Updating...

References

Related subjects :