K İT A P
t t <?:r03
8
-
14 Haziranl 998
ABDULMECID'IN MÜMİN VE MÜSRİF KIZI REFIA SULTAN'IN MONOGRAFİSİ___
Padişah kızının sırlan
Osmanlı hanedanı herkesin
ilgisini çekmeye başladı. Bu
konuda yeni tarih
araştırmaları da yapılıyor.
Marmara Üniversitesi'nden
Doç. Dr. Ali Akyıldız'ın
Refia Sultan monografisi de
bunlardan biri. Arşiv
çalışmalarına dayanan
araştırma, her tür okurun
ilgisini çekebilecek can alıcı
bir insan profili çizmeyi
başarıyor.
Ayşen GÜR
R
efia Sultan, Abdülmecid'in ço ğu küçük yaşta ölen 22 kızı ara sında en dikkat çekicisi değildi. Bu kızlardan Fatma Sultan iki kere evlenmiş, aşk acıları çek mişti; Cemile Sultan kocası uğruna er kek kardeşi II. Abdülhamid’e kafa tut muştu; Seniha Sultan, Prens Sabahatti n'in annesiydi; Mediha Sultan alafran galığa meraklı, züppe bir kadın olup meşlıur Damat Ferit Paşa'nın karısıydı. Refia Sultan ise, olağan bir yaşta, bir sultan kızı için sıradan bir düğünle, da mat olabilecek ölçülere sahip vasat bir kocayla evlenmiş, hiç çocuğu olmamış ve genç yaşta ölmüştü.Marmara Üniversitesi Tarih Bölü mü öğretim görevlilerinden, Osmanlı
finans tarihi konusunda çalış maları olan Doç. Dr. Ali
Akyıldız'ı, bir Refia Sultan monografi si yazmaya iten ne? Tarihçi nin kendi sinin de belirtti-Sultan Abdülme cid'in kızı Refia Sultan (Murat Bardakçı koleksiyonu). Mutsuz bir evlilik
yapan, şifa bulunamayan bir hastalığa yakalanan sultan genç yaşta öldü. Geride bıraktığı tek miras, muazzam borçlarıydı. sul- t a n ardın da ol- d u k ç a yüklü yazı lı belge bırak mıştı. Mektup yazmayı seviyor du. Sorunlu mirası, yakın dönem Osmanlı ekonomisini inceleyen bir tarihçi için ilginç bir araştırma konusu oluştu ruyordu.
Bu durum, Osmanlı hanedanının padişah olmayan üyeleriyle ilgili önemli bir sorunu ortaya çıkarıyor: Ba tılı ülkelerin saray ve hanedanlarıyla karşılaştırılınca, Osmanlı Padişah ha remiyle ilgili bilgi ve belgeler o kadar kısıtlı ki, bu konuda çalışan tarihçileri zorluyor. Elde yabana elçilerin ikinci elden duydukları dedikoduları akta ran mektupları, eski Osmanlı tarihçile rinin kendi yorumlarıyla (genellikle
Saray kadınlarını kötüleyen) karışık anlattıkları hikâyeler, yakın dönemde Saray mensubu kadınların ya da bazı hanedan üyelerinin hatıraları var... Sonradan başlayan arşiv çalışmaları, eski efsanelerin çoğunun yıkılmasına neden oluyor. Bu konuda anılması ge reken çok önemli bir isim, 1950'li yıl larda hem haremin yapısı, hem de Os manlI hanedanın üyelerine ilişkin ola rak belgelere dayalı çalışmalarıyla yeni bir çığır açan tarihçi Çağatay Uluçay.
Geçen yıl yine Tarih Vakfı'nın yayı nevi Yurt Yaymları'ndan çıkan "H a- rem-i Hümayun" adlı kitabıyla Ame rikalı tarihçi Leslie Peirce'in kitabı hem ortaya attığı tezlerle yeni açılımlar ge tiriyor, hem de herkes tarafından zevkle okunacak bir metin sunuyordu.
Doç. Dr. Ali Akyıldız’ın Refia Sul tan monografisi de öyle: Esas olarak bugüne kadar incelenmemiş arşiv bil gilerine dayanmakla birlikte, ortaya can alıcı bir insan portresi çıkarıyor.
MEHTAPTA GEZEN SULTANLAR
Refia Sultan 2 Kasım 1840'ta doğ muştur. Annesi Gülcemal Kadınefendi yalnız onun değil, Fatma Sultanin ve sonradan tahta çıkacak olan V. Meh- . med Reşadin da annesidir. O doğdu
ğunda harem hem ahlakça, hem mas rafça ö yle baştan çıkmıştır ki, kadınla ra karşı pek yumuşak başlı olduğu an laşılan babası Abdülmecid Han, aile nin dizginlerini çoktan elinden kaçır mıştır... İsraf bu dönemin bellibaşlı özelliğidir; Cevdet Paşa "Kadınların ve sultanların etmekte oldukları borç lara ise cihanın altunu bir yere gelse kifayet etmeyeceği derkâr id i" diye anlatır durumu. Artık haremin mas rafları için Galata bankerlerine müthiş
faizlerle borçlanılmaktadır.
Refia Sultan bu devirde büyür; ev lenip kendi evini kurduğunda "baba evinden" edindiği harcama alışkanlı ğı değişmez; kızkardeşleri de ondan farklı değildir; öyle ki Abdülmecid ilk kez haremin iç yüzünü kamuya açıklayacak, hükümete bir hatt-ı hü mayun göndererek hanedan men suplarının kendi tahsisatlarıyla idare edeceklerini, piyasadan aldıkları borç ların sarayca karşılanmayacağım be lirtecek, bu da günün gazetelerinde yazılıp yorumlanacaktır.
Padişahın, damatlarım çağırtıp kız larımı! hoşuna gitmeyen davranışları nın hesabını onlardan sorması, "su l tanlar gece mehtaplarda gezermiş. Be nim gece mehtabda gezer kızım yok- dur. Anlan da (onlan da) reddedece ğim. Bu heriflerin harekâta artık namu suma dokunur oldu" diyerek damatla- n azarlaması bir başka ilginç sahnedir.
KADERSİZ SULTAN
Refia Sultan bir "m antık evliliği" yapmış, kendisi de bir damat olan eski kaptan-ı derya ve sadrazam Mehmed Ali Paşa'nın oğlu Edhem Paşa'yla ev lenmiştir. Ama mutlu bir evlilik değil dir bu. Bu dununu sultamn.kızkardeş- lerine yazdığı mektuplarda iki ayrı cümle anlatır bize: Bir mektubunda "Cenab-ı Allah cümle kullarının mu radım böyle ihsan edip isteyenleri ka vuşturacağı gibi istemeyenleri dahi ayırmak nasib eyle, A m in!" İkinci cümle çok daha açıktır; kocasından şöyle bahseder Sultan: "A llah onu kahretsin, sıkılmadığı ne kaldı!"
Bu mutsuz kadının bir başka önem li derdi, yıllar süren ve 13 ameliyat ge çirmesine neden olan hastalığıdır. Ya zarın tıp uzmanlarının da görüşünü alarak yaptığı tespite göre bir yumur talık kistidir bu. Hastalığı Refia Sultanı
MUM/N VE M ÜSRİF BİR PADİŞAH KIZI
REFİA SULTAN
t •/ 1 , i r A lıA k y ıld ız Tarih Vakfı Yurt Yayınlan İstanbul, M ayıs 1998 2 1 5 sayfa
her türlü hekimden kankoca ilaçlarına kadar sürükler. Burada onun iç dünya sının bir başka ilginç yönünü daha gö rürüz. Çünkü Sultan iyileşmek için Hz. Ali'ye, hatta Hz. Muhammed'e, bunun la da yetinmeyerek Allah'a mektuplar yazar... Peygambere yazdığı Arapça arzuhalde şöyle yalvarır: "Ya ResvüeT lah! Şifa bulmam için araa ol hemen!" Allah'a yazdığı bir duada yine Arapça seslenir: "Her hastalığıma şifa ver, şen sin bize şifa veren! Bedenim çok zayıf, ey latif ve büyük Rabbim!"
Sultan bu yakarışlara rağmen has talığından kurtulamaz 4 Ocak 1880'de ölür. O kadar kadersizdir ki, geride amlmaya değer tek bir miras bırakır: Borçlan... Faizleri katlandıkça şişen bu borçların yılan hikâyesi yalruz haneda nın değil, Osm anlI'nın son dönemin deki finans durumunu ortaya koyar.
DİŞİ TOZU NE?
Sadece Sultan'm öldüğünde düzen lenen ve sayfalar tutan tereke listesine bakmak bile insanın hayal gücünü ça lıştırır. O döneme özgü neler var neler! 4 adet istiridye resminde vasat kıt'a ayaklı sim meyve tabağı, 2 küre şeklin de kapaklı sim çorba kâsesi maa ka pak, 1 adet pirinç kahve askısı, 2 adet yaldızlı nuhas musluklu su güğümü, 3 adet elvan pul işlemeli şerbet makra mesi, 3 adet atlas üzerine san pul işle meli köhne kılapdan saçaklı kahve pü- şidesi, 1 adet yaldızlı nuhas abdest ib riği maa ibrik, 1 adet lacivert Kazmir kaplı köhne elma boy kürkü...
Bir de okuyucuyu fena halde me raklandıran çözümlenememiş bir sır var kitapta. Refia Sultan kızkardeşle- rinden birine yazdığı bir mektupta uzun uzun "dişi tozu" denilen bir toz dan bahseder: "Kanndaşcığım! Dişi to zu geldi, anın içün de aynca teşekkür ler ederim. Pek nazik bir tozdur. İnsan çektikçe çekmek istiyor. Inşaallah reçe tesinin suretini aldırır da ihsan buyu rursanız, ben de yaptırıp kullandıkça zat-ı devletinize dualar ederim..." Ne dir bu dişi tozu? Yazar Ali Akyıldız şunlan söylemekle yetiniyor: "Tozun 'nazik bir toz' olmasından ve sultanın, 'insan çektikçe çekmek istiyor' şeklin deki ifadesinden bunun bir ilaç olma dığı ihtimali akla geliyor. Bu ihtimali destekleyen bir diğer ifade de, kardeşi nin de tozun reçetesini istemesi ve ara larında bunu şöhret bulmasıdır."
Ama bu sözler sorunun cevabını tam olarak vermiyor. "D işi tozu" ta rihin küçük sırlarından biri olarak kalıyor...
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi