Mektubun Çağrışımları
T T -S $ * 2 )6 $
’’Düşman” için İstanbul’da
çok özel bir toplantı
“Düşman" film i, kısaltm a
yapılmadan, ilk şekliyle Ber
lin Film Festivali’ne gönde
rilmişti (Şubat, 1980). Aynı
tarihlerde İstanbul’da, Sine
ma - TV Enstitüsü 'nde film i-
çin bir “özel gösteri ” düzen
lendi. Sinem a dünyam ızın
ünlü kişileri (Yönetmen / ya
zar / eleştirmen) ve de bazı
babalar, bu sürpriz toplantı
ya katıldı. Nihat Behram’ın
ayrıntılarıyla aktardığı bu il
ginç olayın bir bölümünü ya
yımlıyoruz.
B
ir önceki mektubu 10 Kasım 1980 tarihini taşıyordu. 13 Kasım’da yazdığı ve “Düş man” filminin kısaltılması sorununa ilişkin olan bu mektubunun sonuna, bir önceki mektubu için de notlar eklemiş.“Mudanya’ya gidemediğini” söy lüyor. Önceki mektubunda, Mudan ya’dan benimle telefon kontağı kur maya çalışacağının işareti vardı. Mektubunun elime geçmeyeceğini ya da gecikebileceği olasılığını göz önüne alarak, “Mudanya’da olacağı telefon numarasını bana bildirmeleri için GF’ye ileteceğini” söylüyordu. Gizliliği olan konularda, telefon ko nuşmalarını seçen Yılmaz, dinlenil- meyeceğinden yüzde yüz emin ol mak istediği zaman ise, “dışarıdan telefonla konuşma yolu”nu seçiyor du. “Notlarım eline ne zaman geçe- j cek bilemiyorum” sözüyle, konuşa madığımız için, söyleyemediği şey- | leri kastediyor.
“Cuma gününün gelişmeleri” sö- i zü, cumaya rastlayan “görüşmeci
k
i
günü”ne ilişkin. “Gelişmeleri öğre- : nince yazacağım” derken, bir yanıy- i la benden yeni haberler gelmiş olabileceğini; bir yanıyla, (önceki mek tubunda belirttiği) bana acilen iletil mesi gereken pasaport vb. belgelere
ilişkin gelişmeleri kastediyor. Bu mektubu, İmralı’dan Gemlik’e giden cezaevi motorundaki bir hü kümlü aracılığıyla postalattığı anla şılıyor. “M ektubun, G em lik’ten postalanacağını” bildirmesi, ayrı bir titizliği...
Mektubun yazıldığı haftaya iliş kin benim notlarımda, birisi Alman ya’dan, birisi İsviçre’den iki arkada şı, Yılmaz’la görüşmeleri için, İs tanbul’a gönderdiğim kayıtlı. İsviç reli arkadaş, “Bayram” prodüksiyo nu ile ilgili. Alman arkadaşın ise filmle bir ilgisi yok. lleriki dönem de, kaçırılma çalışmalarında büyük yardımları olan bu arkadaşı, Yıl- m az’ın da tanıması gerekiyordu. (Yılmaz’ ın bu görüşmelere ilişkin düşünceleri sonraki mektuplarında yansıyacak.)
13 Kasım 1980 tarihli bu mektu bu, esas olarak “Düşman filminin kısaltılması sorunu”na ilişkin. Bu sorun, filmin tamamlandığı günden beri süregeliyordu. Yılmaz bu sorun karşısında, değişik dönemlerde, çok değişik tutumlar içinde oldu. Onun, başka bir özelliğini yansıtması açı sından ilginçtir ki, değişik dönem lerdeki nitelik farkına rağmen, ka rarlarını vermedeki “kesinlik biçi mi” aynıydı. Yani her birinde kara rını, “yanıldığını anladığı için değiş tirdiği” duygusuyla değil, “baştan beri aynı şeyi savunageliyormuş” duygusuyla dile getiriyordu.
Hemen hemen tüm süreçlerinde çalışm ış olm am ın da etkisiyle, “Düşman” ayrı tatla sevdiğim bir filmdir. Senaryosunun yazımı süre cinde, Çanakkale’de bir çanta dolu- | su kaset röportajla belgelerini derle
mekten, çekim ekibinin hazırlanma sına; prodüksiyon giderlerini sağla maktan, yurt dışı satışlarına; Hindis tan’dan Portekiz’e dek onlarca ülke de festivallerdeki temsilciliğinden, tanıtma yazıları ve Yılmaz adına mesajlarının yazımına ve son kesi
minin yapımına dek emek verdiğim bir filmdi. Yılmaz’a ilişkin arşivi min, yüklüce bir bölümünü, bu film ve serüvenlerine ilişkin belgeler o- luşturuyor. Yeri geldikçe, bazıları na, diğer mektuplar nedeniyle de ğindim. Özellikle Yılmaz’ı ve o dö nemi yansıtmada açıklayıcı olacağı na inandığım bir ikisine de bu mek tup nedeniyle yer vereceğim. Bu film nedeniyle düzenlediğimiz ve belirli bir çevreyle sınırlı olarak giz li tuttuğumuz bir toplantının “tuta nak kaseti”, bugün Emil Galip San dalcı, Süreyya Duru, Oktay Arayıcı gibi bir kısmı yaşamda olmayan çok sayıda aydının görüşlerini yansıtma sı açısından da, ayrı bir önem taşı yor.
“Düşman” filmi tamamlandığı günlerde, ilk şekliyle bir kopyasını, (Şubat 1980) Berlin Film Festiva li’ne göndermiştik. Aynı tarihte, İs tanbul’da, bir “özel gösteri” düzen lemiştik. Sinema TV Enstitüsü’nde 1 yapılacak olan bu toplantı için, Yıl maz, kendi durumuna ilişkin olarak “özel bir senaryo” hazırlamıştı. Bu nun, titizlikle ve hiçbir aksama ol madan uygulanmasını istiyordu. Sa dece GF çevresindeki birkaç arka daşı, (kendi üstlerine düşen görev sınırı içinde), bu özel gösterim için Yılmaz’m hazırladığı “program”dan haberdar edecektim.
“Düşman Filmi Özel Gösteri- I mi”ne, en fazla yetmiş dolayında ki şiyi davet edecektik. Yılmaz, davet | edilmesini istediği kişilerin listesini yazıp bana vermişti. Sinema dünya sından Lütfi Akad, Atıf Yılmaz, Sü reyya Duru, Onat Kutlar, Sami Şe- keroğlu..., filmin kadrosundan Zeki Ökten, Aytaç Arman, Güven Şen- gil... kabadayılar dünyasından bazı özel arkadaşları ve (şimdi tam a- nımsayamadığım) bazı isimler Yıl- maz’ın listesi içindeydi. Bu listeye ben de, Vedat Türkali, Yaşar Ke mal, Orhan Apaydın, Oktay
Sinema-TV Enstitüsü'nde özel bir gösteri düzenlenen "Düşman"dan bir sahne
cı, Emil Galip Sandalcı, Bekir Yıl dız, Ataol Behramoğlu... gibi bazı i- simlerle, filmin prodüksiyonunda ö- nemli maddi katkıları bulunan arka daşım Muzaffer Yıldırımlar ve film de emeği geçen bazı kişileri ekle miştim.
Gösteriyle ilgili olarak, basma en ufak bir haber sızdırılmayacaktı. Ki şilerle, özel olarak tek tek konuşa rak davet edecektim. Daveti çok sı nırlı sayıda tuttuğumuzu, mümkün se yalnız gelmelerini, basının haber dar olabileceği konuşmalardan ka çınmaları gerektiğini söyleyecek tim. “Yılmaz abi bu film hakkında özellikle sizin görüşünüzü merak e- diyor, filmden sonra düşüncelerinizi ben kendisine ileteceğim!” diyecek- I tim.
Filmi göstereceğimiz salonda ve çevrede bazı arkadaşlarımız, silahlı olarak gözcülük yapacaktı. Bu gös teriye Yılmaz’ın da katılacağından, davet ettiğimiz kişilerin hiçbiri ha berdar değildi. Işıklar sönüp film başladıktan sonra, kendisini koru yan silahlı arkadaşlarla birlikte gelip sessizce salona girecek ve ayrılmış bir köşeye oturacaktı. Kesintisiz oy natılan filmin sonunda, davetliler, cezaevinde sandıkları ve çoğunun yıllardır görmedikleri Yılmaz’ ı, bir den yanlannda bulacaklardı.
Davet ettiğim kişiler, bir kısmı dı şında genel olarak gelmişti. Gelen leri salona alıp, filmin başlamasın dan kısa bir süre sonra, Yılmaz’a da, binaya gelebileceği haberini ilet miştim. Yılmaz gelip, gölge gibi sa lona girmişti...
GF çevresindeki arkadaşlardan “Kazım” (B.A.) ve “Ayı” (l.Y.) si lahlı olarak, salonun iç - dış ve Yıl- maz’ın güvenliğinden sorumluydu. Erol, filmin oynatılması sürecindeki teknik düzenlemeleri yapıyordu. Fo toğraf çekilmeyecekti. Sadece belge olarak, gösteri sonunda düzenleme yi düşündüğümüz toplantıdaki ko nuşmaları, kendimiz için teybe kay dedecektik. tik asistanlık çalışması nı “Düşman”da yapmış olan Fehmi Yaşar da bu işi yüklenmişti.
Gösteri, ufak tefek aksaklıklarla da olsa, Yılmaz’m istediği gibi dü zenlendi. Film sonrasında, davetlile rin Yılmaz’ı birden aynı salonda, yanlarında görmüş olmalarının coş kulu havası içinde, “film üstüne bir söyleşi toplantısı düzenlediğimizi” bildirip, davetlileri diğer odaya ça ğırdık.
Kırk dolayında davetlinin katıldı ğı toplantı, iki saate yakın sürmüştü. Yılmaz, “bu toplantının gizli tutul ması ve basma yansıtılmaması” yö nündeki ricasıyla başladığı konuş
masında, “özelde sanat ve sinema, genelde politik ortam üstüne düşün celerini” özetlemiş, davetlilerden “film hakkındaki görüşlerini” sor muştu.
tik coşkulu merhabalar ve heye canlı açık konuşmasından sonra, ko nuşmaların filmin eleştirisi üzerine yoğunlaştığı noktada, Yılmaz’ın bi raz gerginleştiği ve neşesinin kaç- j maya başladığı hissediliyordu. A- çıkçası bu durumundan biraz tedir gin olup, kendisini, “vaktimiz çok sınırlı, birazdan gitmemiz gerekli” biçim inde uyarmak gereksinim i duymuştum. Çünkü, böyle anların da, Yılmaz’m, sıkıntısını, hiç umul madık bir noktaya, öfke olarak yo ğunlaştırma özelliği vardı. Öyle de oldu. Toplantının bir yerinde, yo ğunlaşan neşesizliğini, filmin yönet meni Zeki Ökten’e, gereksiz bir çul lanma biçiminde dışa vurmuştu. A- şın alçakgönüllü ve çekingen kişili ğiyle, kendini konuşmaların dışında tutan ve hatta salon dışında bekle yen Zeki’yi, bir noktada Atıf Yıl maz ve Vedat Türkali savunmak ge reğini duymuştu. (...) ■ Güney in mektupları, Behram’ın çağrışımları önümüzdeki sayılarda da sürecek 11
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi