• Sonuç bulunamadı

Mehmet Akif

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Mehmet Akif"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

-T A " A1' ! K '? ? '

I

SAN AT VE EDEBİYAT

Mehmet Akif

ILI ehnıet Akif, hayatım bütünlü- s - ■ ğile eserine aksettirmesini bi- f

Y a z a o :

len Müslüman ruhlu büyük bir Türk şairidir. Her gerçek sanatkâr gibi, onun özlü bir hassasiyeti ve geniş bir muhayyilesi vardı. Sıkıl­ ganlığına rağmen tabiata katışmağa ¡can atıyor, hudutsuz bir yaratma ;kaygusiyle yanıyordu. Biricik gaye- | si, eşyayı zıtlıklariyle kavrayıp dü- izenli bir terkibe yatırmaktı: Kâina­

tı, bir destana du, #'

J

sığdırmak

istiyor-Nezım Kemal

cıyordu:

Cuşa geldikçe fakat ayni

teraneyle cihan. Görür oldum dönen işlerde

yedullalıı nihan. Bu bakımdan, Âkifin nazarında sanat eseri, dinî cemaatin, hürriye Akif, dürüst biı güzellik endişesi ¡tin ve Hakkın bir ifadesiydi. O, İıeı- sayesinde, kalbini İslâm dünyasına | keşçe malûm düşünceleri, ge - açık bulunduı-abiliyor, özlü hassasi- niş muhayyilesine göre katlayarak yetinin sınırını ölçüsüz bir sevgiye tazelemeğe, belirli ve taşkın bir kavuşturabiliyordu. Eşine az rastla-, renge büründürmeye çalışıyordu, mr millî bir ahlâk ve din adamıydı. Tanriyle sanki lirik bir dostluk t e - Kâinatta ve tarihte kaynaşan istis - sis etmişti. O, bu dostluğa güvene- | nasız bütün hâdiselerin bir güzellik rek her eşya parçasında, aşkmlığa i tohumu taşıdığına ve birer sanat uzanan donmuş bir memnuniyetsiz- imaddesi olabileceğine kanidi. Eşya- lik ve bir «vaveyla, hali sezmekten İyi, ağır bir düşünce yiikile bulan - çekinmiyordu:

' dırmadan konuşturabiliyoıdu. Ta-ı Huzur imkânı yok. dünyayı biata, dini bir temaşa vecdiyle, sade

ee. dışardan bakmakla yetiniyor,' onu. ne düzeltmeği, ne güzelleştirme ği veya çirkinleştirmeği ne de fikri-leştirmeği düşünüyordu:

O güzel sine, o çöl şimdi ne korkunç oluyor. Bir cehennem ki uzanmış, dili

çıkmış, soluyor. Ne zemininde sezersin, ne

etmiş cezben istilâ: Ne hüsrandır, ilahi, ma’bedim

çepçevre vaveyla! Derinlikler, kovuklar, kuytular,

şellâleier, yarlar. Bulutlar, yıldırımlar, çöller,

enginler, sular, karlar. Güneşler, gölgeler, aylar, şafaklar.. Hepsi çığlıkta... Mehmet Âkif, en alelade eşyaya fezasında hayat; hile cezbeli bir taşkınlık kazandıra Ah bir reng-i'hayat olsa da biliyor, sokaklara, meydanlara, ma

görsem... Heyhat!!halle kahvelerine, bozuk kaldırımla-, Benzi külden de uçuk... Nerde o |ra hulâsa her şeye hususî bir karak

masmavi sema? i ter ekleyebiliyordu. O, yaşadığı ta- Yiııe biçarenin üstünde o müzmin' rihi devri, minareleri, ovaları, su- lıumına! | lan, kaynaşan kalabalığı ve şanlı or Yorulup titremeden, sanki dusiyle bir ışık oyunu halinde

tes-dalarken mahmura, i bit etmişti. «Kesilen fakat çekmeğe Gizli bir növbet gibi «erdense gelmiyen boynunu, daima dik tu

Re^iııı ve

filân ı dini«..

M jfa/rcli Muhaınnıed İslaıııdan ® evvel Kâbeyi dolduran put­ ları andırdığı için heykelleri ve re­ simleri sevmezdi. Buna rağmen do­ kuz yaşında eslenen Hazreti Ay şe­ nin ilk evlilik senelerinde bebekler­ le oynadığı, evini insan, kanatlı at, kara kartal resimlerle süslü yabancı memleket kumaşlariyle döşediği ri­ vayet edilir; Hazreli Muhammed hanımını üzmemek için bunlara mü saıııaha gösterirdi, fakat namaz kı­ larken kıble ile kendisi arasında bu resimlerden biri bulunursa, zihnini meşgul etmemesi için kaidırtırdı; ya hut Ayşcden bu resimli kumaşları ke serek daha az göze batan yastıklar yapmasını isterdi. Yine rivayete göre Hazreti Muhammed şöyle buyurmuş tu:

— Kıyamet günü Allah bu sa­ natçılara «yaptığınız resimlere can verinizi, diyecek ve onlar korkunç bir telâşa düşeceklerdir!

Buna rağmen müslüman milletler hiçbir zaman resim ve heykel yap­ maktan geri kalmamışlardır; salahi­ yetli kimseler ve halifeler mâni ol­ madıklarına, hattâ çok zaman teş­ vik ettiklerine göre rivayetin asılsız­ lığını kabul mümkündür; zaten re­ simlere ve heykellere karşı gösteri­ len çekingenlik müslümanlan putla­ ra tapmağa dönmekten alıkoymak ■çindi; İslâm dini iyice yayılıp yerleş­ tikten sonra bu korkuya yer kalma­ mıştı.

Halife Ahdülmelik halkı Kâbe • den soğutmak için Kudiiste inşa et­ tirdiği camiin kapısına cennet ve ce­ hennem resimleri yaptırmıştı; onun

bu hareketi şüphesiz ki, asla müna­ sip ve caiz değildi.

Halife Mustansır BillâlTın vezir • 'erinden Yesurî resme pek merak­ lıydı, Kalıireye pek çok sanatçılar ’getirtmişti; Bgsralı İbn-el-Aziz ve 1- 1 rals.li kusayr bunlardandı; bu iki res- ■saın. vezirin sarayını çok ustaca re- ’ simlerle süslemişlerdi; Kusayr’ın yap 1 tığı resimlerin en meşhuru bir Hind Çengisi» idi; İbn-el Aziz de sarı bir zemin üzerine tüllere bürünmüş bir çengi resimlemişti: bunlardan başka - Hazreti Yusufunu kardeşleri tarafın- k dan kuyuya atıldığını gösteren bir resim de vardı ve hu resimde Haz­ reti Yusufıın beyaz vücudü siyah zemin üzerinde pek iyi canlanıyor­ du. Elhamra sarayının mahkeme sa­ lonunda araniarın avlarına ve cirit oyunlarına, divan toplantılarına dair resimler vardı; Hattâ Kasr-el Emâ* re’nin duvarlarına çıplak kadın re­ simleri işlenmişti, flariri’niıı 198 say falık Makaıııat denilen hikâye ki­ tabında 101 resim bulunuyordu; bun larda çarşı hayatı, ordunun geçit resimleri, çalgıcılar, âlimlerin mec­ lisleri, halka nutuk, çölde dinlenme gibi konular işlenmişti.

Türklerde, nıüsliimanlığın tesiriy­ le son bir asırdan önceye kadar biç resini yapılmadığını sananlar var­ dır; halbuki meselâ Topkapı sarayı müzesi yalnız altın veya porselen eş­ yadan, kumaşlardan, silâhlardan iba ret değildir; yüksek birer sanat eseri olan resimler, minyatürler de çoktur. Millî Eğitim Bakanlığının İ952 se­ nesine mahsus sanat takvimi bize o eserlerden on kadar örnek veriyor. Aslının aynı denecek derecede renk li, yaldızlı ve mükemmel basılan bu resimler arasında yağız bir ata bin­ miş olduğu halde dört nal giden ve yarını dönerek arkasına doğru ok a- taıı bir sipahi resmi var ki, batı ül­ kelerinde yapılan klâsik emsalinden asla aşağı değildir. Eski l'iirk resim­ lerinde tiplerin değişikliği ve ifade zenginliği bilhassa göze çarpıyor. Bugünkü ressamlarımızdan yenilik iddiasiy le sapıtaııları dünkü ressam­ larımızla mukayese edince geriledi­ ğimize hükmedeceğimiz geliyor; fa­ kat bereket versin ki, ressamlarımı­ zın hepsi hakikatten ayrılmamışlar­ dır, acayipliğe düşmüyorlar...

Kadircan KAFLI

çıkıp şimdi somum. Deşiyor bağrımı cevviıı. eşiyor,

aktarıyor, O zaman işte ıııuhitatı alevler

tarıyor; Bir avuç gölgeyi minnetle vereıı

kuytuların, Yalıyor, parçalıyor göğsünü

binlerce fırın! Mehmet Akifin bütün şiirlerinde, «vahdet, e hasret çeken tekellüfsüz bir hürriyet ve inziva arzusu samimi biı- istihza ve safdil bir ümitsizlik havası gizliydi. Onun saadeti bile nedamete benziyordu, Hülyalarının azametiyle ı-eel'in cüceliği arasında ki farkı seziyor, üzülüyordu. Bu

tarak şerefli bir ömür sürecekti. Memleketini candan seviyordu. Va­ tan aşkı, din aşkı, adalet fikri, teh­ like ânında tedbir duygusu, felâ­ ket günlerinde sabır ve tahammül irâdesi işte bütün bunlar, Akifin ah lâkı görüşünün temelini teşkil eden unsurlardı. Bu yüzden destan, onun içinde rahatça nefes alıp sesini du-i vurabildiği, dehasına uygun, hususi bir malikânesi oldu. O buradan, İs­ lâm âlemine seslenecek, buradan! Çanakkalede can veren mübarek: şehitlere, «bir hilâl uğruna batan sa­ yısız güneşler, e cezbeli ve Müslü­ man ruhile_ haykıracaktı.

Mehmet Âkif, 26 Aralık 1936 da. üzüntüden kurtulmak maksadiyle ilâ i bir akşam üstü hayata gözlerini ka- hi. mağfireti, beşeri karanlığımızı panııştı. Fakat aradan geçen 15 yıla aydınlatan bir nur halinde avuçla-jrağmen, onun Hakka susayan ¡inan­ mayı dileyordu/ Bu âlemin, ebediye- lı sesi, ebedi tazeliğiyle bu gün hâlâ tin haşiyesinde her an öldüğüne de­

ğil doğduğuna ve hayatın sonsuz bir sevgi olduğuna inanıyordu.

Akif, ilahi mevcudiyetin dışında, hiçbir şeyden şüphe etmiyenleı-in a- maıısız düşmanıydı. Müslümanlığın, nefsimize karşı itimadımızı sağlıya - rak bizi tevazua sürüklediğini bık­ madan. mütemadiyen tekrarlıyordu. Kâinatın hassaİarımıza çarpan güzel­ liğine ve hiç aksamıyan düzenine hayrandı. Tabiat kuvvetlerinin hattâ sonsuzluğun ötesinde bile «vedullah.ı görmek uğrunda hakikî bir Müslii- mana lıas. tükenmez bir gayret har

kulaklarımızda çmlayor: Alınır kal'a ıııı göğsündeki

kat kat îman? Hangi kuvvet oıııı. lıâşa. edecek

kalırına râm? Çünkü te'sis-i ilâlıi o metin

istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i

müstahkemler. Beşerin azınım tevkif edemez

sun-i beşer; Bu göğüslerse Hudâmıı ebedi

serhaddi: ••O benim sun-i bediim, onu

çiğnetme» dedi!

... . ■

... TÜRKİYE

Garanti Bankası

a

.

o

.

Garanti Sür'at ve Emniyetin

Sembolüdür

i ; « ı H ı c n t t e h t i ı ı

-1951

A K . A I . I K 1369 K u m » • v v e »

27

\ K M I H ' 4

n

P lÜ K S K M B h V ı k ı t V « Ü i î t ) fc/.Mn» — — -G ü n e ş 7.25 2.38 Ö ğ le 12.15 7.28 İ k i n d i 14.35 S U P A k ş a m 16.47 12 00 Y a t s ı 18.26 1 39 î m s â k 5 37 17.51

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Mars 4 Ekim’de 3,3 kadir parlak- lıktaki Teta (Ø) Yılancı yıldızıyla 2 dakika kadar yakınlaşacak, Gezegeni ve yıldızı ayırt edebilmek için bir dürbüne

timizde inkişafının tarihi için ihmal edilmez bir çeh­ redir, Sultan Mahmud’un nedimi, âdeta dalkavuğu şeklinde bir müntesibi olup, fakat bu sayede tıbbî

Oradan sola kıvrı­ lınca Hekimoğiu Ali Paşa camii yapıldığından beri Abdal Yakub Kadri tarikati ayinine de açık bulunduğundan, o senelerde ölen ve yüz

ve rakı içmeğe bir yardakçı haline dü­ şürülmüş bir musikiye karşı büyük bir musikinin zaferini ifade için sakin bir enteryör yerine bu şekilde

Mı'ilğa maarif nezaretinde teşekkül eden istilâhatı ilmiye, edebiyat, asarı islâıııiye ve milliye gibi bir takım encümenlere iştirak ederek son encümen

kilâilaı'a bağlı Daimî ve Muvakkat Komisyonlar ha­ li faaliyettedirler. 1

To assist in achieving pro-poor growth, Kakwani and Pernia propose a measure o f ‘pro-poorness’, called an index of pro-poor growth as the ratio of the rate of poverty reduction

Özet: Bu çalışma, verim dönemi sonundaki yumurtacı tavuklara (Bovans, 72 haftalık, 300 adet), Kaliforniya tüy dökümü yönte- mi (kontrol) veya buna alternatif olarak % 100