• Sonuç bulunamadı

İsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî Şerh-i Mesnevî Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif (II. cilt) (inceleme-metin-sözlük)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî Şerh-i Mesnevî Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif (II. cilt) (inceleme-metin-sözlük)"

Copied!
1125
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

i

T.C

NĐĞDE ÜNĐVERSĐTESĐ

SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ

TÜRK DĐLĐ VE EDEBĐYATI ANABĐLĐM DALI

ĐSMÂÎL RÜSÛHÎ-YĐ ANKARAVÎ

ŞERH-Đ MESNEVÎ (MECMÛ’ATU’L-LETÂYĐF VE

MATMÛRATU’L-MA’ÂRĐF) (II. CĐLT)

(ĐNCELEME-METĐN-SÖZLÜK)

DOKTORA TEZĐ

Hazırlayan Hakan YALAP Niğde Ağustos, 2014

(2)
(3)

T.C

NĐĞDE ÜNĐVERSĐTESĐ

SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ

TÜRK DĐLĐ VE EDEBĐYATI ANABĐLĐM DALI

ĐSMÂÎL RÜSÛHÎ-YĐ ANKARAVÎ

ŞERH-Đ MESNEVÎ (MECMÛ’ATU’L-LETÂYĐF VE

MATMÛRATU’L-MA’ÂRĐF) (II. CĐLT)

(ĐNCELEME-METĐN-SÖZLÜK)

DOKTORA TEZĐ

Hazırlayan Hakan YALAP Danışman Prof. Dr. Ziya AVŞAR

Niğde Ağustos, 2014

(4)

ii

YEMĐN METNĐ

Doktora Tezi olarak sunduğum “Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî Şerh-i Mesnevî Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif (II. Cilt) (Đnceleme- Metin-Sözlük)” başlıklı bu çalışmanın, bilimsel ve akademik kurallar çerçevesinde tez yazım kılavuzuna uygun olarak tarafımdan yazıldığını, yararlandığım eserlerin tamamının kaynaklarda gösterildiğini ve çalışmamın içinde kullanıldıkları her yerde bunlara atıf yapıldığını belirtir ve bunu onurumla doğrularım.

22/07/2014

(5)
(6)

iv ÖN SÖZ

“Böyle bir çalışma, aslında hiç bitmez, ama zaman ve şartlar dikkate alındığında, elden gelen her şey yapıldıysa bitmiş sayılmalıdır.”

J. W. von GOETHE Đtalya Seyahatnâmesi, 16/03/1787

Bişnev lafzıyla başlanan ve asırların ötesinden bugün hâlâ kutsal kitaplardan sonra en çok okunan metin olma özelliğini taşıyan Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sine sadece bir şiir manzumesi gözüyle bakılırsa Türk edebiyatını ve tefekkürünü değil; tüm dünya edebiyatını derinden etkileyen bu eserin arka planındaki felsefî birikim ve zengin irfan kaynağından uzak kalınmış olunur.

Edebi metinler yazıldıkları dönemin özellikleriyle beraber içindeki gizli iletişim yöntemleriyle müelliflerin şahsî dünyasına yolculuk yapma ve bu dünyayı tanıma imkanı sunar. Tarih boyunca metinlerin arka planı ve sanatkarların aslında ne demek istediği önemli bir mesele olmuş ve araştırıcılar bunun peşinden girmiştir. Türk fikir hayatını ve sanatını derinden etkileyen, coşkun bir pınar olarak çağlamaya devam eden Mevlânâ’nın da aslında ne demek istediği bugün bile ciddi bir mesele olmuştur. Hazret-i Pir’in öncelikle hikâyelerle ve örneklerle oluşturduğu, sonra zengin teşbih dünyasıyla şekillendirdiği Mesnevî’sine tarih boyunca önemli şerhler, açıklama metinleri yazılmıştır. Bu şerhlerin içinde en mükemmeli olan ve sadece şerh metoduyla değil; zengin felsefî birikimiyle dikkatleri üzerine çeken Hazret-i Şârih Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî’nin Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif adlı şerhi Mesnevî’nin anlamlandırılmasını kolaylaştırdığı gibi ufuk açan zengin bir irfan kaynağıdır.

Her edebî metin içinden çıktığı cemiyetin düşünce yapısının, hislerinin, hayata karşı duruşunun somut örnekleridir. O cemiyetin gizli hazineleridir. Müslüman Türk’ün bütün ruhunun gizli olduğu hazinenin adı da Mesnevî’dir. Mesnevî’den bütün sanatımızı ve felsefemizi çıkarabiliriz. “O, bize dinin statik olan kalıp tarafını

(7)

v

değil, dinamik olan özünü tanıtıyor. O’nda ruhun gayesi olan hürriyet, kalıpları kırıp Allah’a götüren en doğru yolu bulmaktır.” (Topçu, 2002:113) Hakkında çok şey yazılıp söylenen bu büyük fikir adamının yapılan gösterişli törenlere rağmen hakkıyla anlaşılmadığı kanaatindeyiz. Onun hakkında yazılanlar ve söylenen her şey aşk denizine dalmış Mevlânâ’nın etrafa sıçrattığı su damlacıklarıdır. Evet, Hazret-i Mevlânâ bir denizdir. Öyle bir deniz ki, iç içe geçmiş ummanlar zinciri. Bu ummanda din, sanat, felsefe hikmet, ahlak, yaşayış ve aşk var. O, bu aşkla Allah’ı buldu. Yaşadı ve yaşattı. Onun her hareketi ruhla bedenin akıl almaz muvazenesinin mahsulüdür. Onun sözleri güzeldir ve etkileyicidir. Bu niteliğiyle yüzyıllardır insanları cezbetti. Ama o cezbeye kapılanlar, onun aşkını anladığını düşünenler bilemediler ki güzel ve büyük fikirler zaten güzel söylenir. Felsefî temellerde büyük adam Sokrates’ten başlayarak tüm hakikatin insanda olduğu, her şeyin insan için varolduğu, her bakışın insana döndüğü fikri kemal mertebeyi Mevlânâ’da buldu. Ruhun tüm cevheri ve hakikati O’nda ortaya çıktı, sistemleşti. Hazret buna da aşk, dedi. Mesnevî, aşk ve ilhamın dünyası. Bu dünyanın kapısı ise ilim.

Yazıldığı günden bu zamana sadece Türk edebiyatını değil; dünya edebiyatını da derinden etkileyen bir başyapıt olan Mesnevî’nin anlaşılması için onun oluşturucusu olan felsefî yapının da iyi bilinmesi gerekiyor. Mesnevî, sadece kendinden ilhamlanmalarla yeni eserler vücut bulmaya yardımcı olmakla kalmamış; bir Mesnevî şerhleri edebiyatı diyebileceğimiz sistemi de kendinden şekillendirmiştir. Mesnevî’nin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bu şerhler vasıtasıyla Mevlânâ daha iyi anlaşılacak, Türk edebiyatı ve tefekkürünün geçmişi, şimdisi ve geleceği daha iyi görülecektir. Çünkü Hazret-i Mevlânâ, herkesin baktığı ama görmeye çok az kişinin kâdir olduğunu görmüş, şahit olduklarını ifadenin en üst perdesi olan şiir sanatıyla yapmıştır.

Mesnevî’nin ikinci cildi aşk cildi olarak bilinir. Hazret-i Ankaravî’nin tabiriyle günümüzün akl-ı maaşı, kendi benliğinde insanı gitmesi gereken yere götürmediği gibi bu kutsal kavramı da süflîleştirmiş ve anlaşılmaz hale getirmiştir.

Bir Türk filozofu olan Mevlânâ Celaleddin, felsefenin en çetrefilli konularından olan bilgi, varlık, ahlak ve diğer metafizik meselelerde düşünerek muhteşem eseri Mesnevî’yi vücuda getirdi. Üzerinde çalıştığımız bu şerh çalışması da çok alışık olmasak da bilgi, varlık ve ahlak felsefelerinin hakikaten yoğun olarak tartışıldığı bir eserdir. Bu yönüyle Türk edebiyatının felsefî yönünü ortaya koymuş oluyor ve Türk felsefesinin edebî eser şeklinde zuhur ediyor.

(8)

vi

Çalışmamızın giriş bölümünde Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî’nin hayatı hakkında daha önce yapılan çalışmaları ve eldeki yeni bilgileri de değerlendiren bir biyografi oluşturulmaya gayret edildi. Bunun dışında tezimiz dört bölüm üzerine kurulmuştur. Đlk bölüm tasavvuf felsefesine gelinceye kadarki felsefe okullarına ve bu felsefe okullarına mensup filozofların insan, varlık, evren ve bilgi gibi konulardaki fikirlerine ayrılmıştır. Burada amacımız incelediğimiz metinde tartışılan felsefî konuların daha anlaşılır olmasına yöneliktir. Bu hâliyle tasavvuf felsefesi yeniden düşünülecek belki bu konuda yeni ufuklar açılacaktır. Bu iş yapılırken yeni bir felsefe tarihi yazmak amaçlanmadı. Bu bölümün devamında Mevlânâ, Đsmâîl Ankaravî ve bu iki müstesna şahsı derinden etkileyen ve Đsmâîl Ankaravî’nin de etkisinde kalmakla suçlandığı Đbn Arabî’nin bilgi, varlık ve diğer metafizik felsefe konularındaki görüşleri ortaya konmaya gayret edildi. Burada Đbn Arabî’yi hazırlayan ve tasavvufu sistemleştiren, Sühreverdî ve Đşrâk felsefesi de izah edilmeye çalışıldı. Gariptir ki Sühreverdî katledildi ve “maktul” namıyla meşhur oldu. Đbn Arabî ise kimilerine göre katli ivedilikle vâcip, azılı bir kafir; kimilerine göre ise büyük bir ruh fâtihidir. Mevlânâ’yı ve Ankaravî’yi etkileyen bu isimlerin fikirlerinin bilinmesi gerekiyordu. Birinci bölümün sonunda Ankaravî’nin metafizik ve ontolojik fikirleri incelenmeye çalışıldı. Đkinci bölümde Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif’in II. cildinin nüsha tavsiflerine ve metin kurulumunda dikkat edilen noktalara değinilmiştir. Metin oluşturulurken Pertev Paşa 306, Hamidiye 670 ve Millî Kütüphane Yazma Bağışlar 548 numaralı nüshalar esas alındı. Diğer nüshaların vasıfları ve şecereleri ilgili bölümde verilmiştir.

Çalışmanın üçüncü bölümünde şerhin tenkitli metni verilmiştir. Tezimizin dördüncü bölümünde ise Ankaravî Hazretleri’nin şerhinin diğer ciltleri üzerinde yapılan doktora tezlerinde de bulunan ve gerçekten metnin anlaşılmasına önemli katkılar sunan; Mesnevî’de geçen ve müellifin şerhinde kullandığı kelimelerden esas olarak ne anlaşılması gerektiğinin vurgulandığı “murâd sözlüğü” ve “kelime anlamları sözlüğü” oluşturuldu.

Haddimiz ve gücümüz olmadığı halde böyle mükemmel bir çalışma bize hamledildi. Bu hususta hem gururlu hem de mahcubuz. Bu hususta bu zor işi bize emanet eden tez danışmanım Sayın Prof. Dr. Ziya AVŞAR’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Kendisinin en zor zamanlardaki yol göstericiliği, problem çözücülüğü ve muhtaç olduğumuz hocalığı bize çok şey öğretti. Bilim dünyamızın muhtaç olduğu akademik hürriyeti ve özgür düşünceyi kendisinden öğrenmekten bahtiyarım.

(9)

vii

Lisans ve yüksek lisans eğitimimiz döneminde maddî ve manevî anlamda bize her türlü desteği sağlayan, okumalarımızı şekillendiren ve bu çalışmanın farkına varmadan temellerini atan, akademik hayatımızın yol göstericileri ve talebeleri olmakla her zaman gurur duyduğum hocalarım Sayın Doç. Dr. Bekir ÇINAR ve Niğde Gençlik ve Spor Hizmetleri Đl Müdürü Sayın Harun TURHAN olmasaydı bu eser vücut bulmazdı. Kendilerine her zaman minnettar kalacağım.

Bu eseri doktora tezi olarak çalışmaya başladığım andan bu güne gönül dünyamızın karanlık ve dar yollarını aydınlatan, her türlü sıkıntımızı büyük bir hoşgörüyle karşılayan ve tüm bilgi birikimini bizimle paylaşan Sayın Yard. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEMĐR’e teşekkürlerimizin sınırı yoktur. Bu eser, kendisine çok şey borçlu.

Bütün çalışmamız, mevcudiyetini elbette şu an sonsuzluk ikliminden bizi izlediğini bildiğimiz babamız merhum Ramazan YALAP’ın fedakarlığına ve en çok da bu fedakarlığı emanet ettiği annemiz Gülten YALAP’ın en zor zamanlardaki cesaretlendirici sözlerine, annelik şefkatine borçludur. Bu doktora tezi onlara ve büyük ruh fâtihlerine ithaf olunmuştur.

Her yönüyle zengin bir tefekkür dünyasının yansıması olan bu şerh çalışmasının muhakkak eksiklikleri vardır. Eserin kâmil bir noktada vücut bulması için yapılacak her türlü tenkidi tüm içtenlikle kabul edeceğimizi şimdiden beyan ederiz.

Günümüz Türkiye’sinin yaşadığı fikrî daralmayı genişletip entelektüel bir zemine ulaştırabilirse ve kendine yabancılaşan modern insana kendini tanıtmaya vesile olacak bir ışık olursa tezimiz amacına ulaşmış olacaktır.

Hindistan’dan Avrupa’ya kadar Mesnevî üzerinde yapılan tüm şerhler içerisinde en kâmili olan Đsmâîl Rüsuhî-yi Ankaravi’nin bu şerhini bilim dünyasına ve ilgililere sunmak tarifi mümkün olmayan büyük bir zevktir. Mevlânâ Hazretleri’nin ve onun ruhu şâd olsun.

Hakan YALAP Niğde, Temmuz, 2014

(10)

viii ÖZET DOKTORA TEZĐ

ĐSMÂÎL RÜSÛHÎ-YĐ ANKARAVÎ ŞERH-Đ MESNEVÎ (MECMÛ’ATU’L-LETÂYĐF VE MATMÛRATU’L-MA’ÂRĐF) (II. CĐLT)

(ĐNCELEME-METĐN-SÖZLÜK) YALAP, Hakan

Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ziya AVŞAR

Temmuz 2014, 1125 sayfa

Mesnevî şerhlerinin en önemlilerinden biri olan Đsmâil Rüsûhî-yi Ankaravî tarafından yazılan ve Anadolu sahasında üçüncü tam şerh olan Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif (Şerh-i Mesnevî) adlı eserin ikinci cildi tenkitli olarak incelenmeye çalışılmıştır. Eser sadece bir şerh çalışması olarak edebî değer taşımaz; aynı zamanda dönemin Türk fikir hayatını ve tasavvuf felsefesini de çok iyi bir şekilde ortaya koyar. Bu yönüyle ilgili alanda bilgilerimize ışık tutacaktır. Đsmâîl Ankaravî, Mesnevî’yi şerh ederken Sühreverdî’den ve özellikle Đbn Arabî’den çok fazla etkilenmiş ve bu yönüyle de tenkitlere konu olmuştur. Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif’in elde edilebilen bütün nüshalarına ulaşılmış ve uygun metin oluşturulmaya çalışılmıştır. Metin oluşturulduktan sonra eserden hareketle müellifin mensubu olduğu tasavvuf felsefesi üzerine de bir bölüm hazırlanmıştır. Bu çalışmayla Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif bilim dünyasına kazandırılmış olunmakla birlikte; bugün hala bir bilinmez olan Đbn Arabî gibi büyük filozofun anlaşılmasına ciddi bir kaynak teşkil edecektir. Son olarak da metinden hareketle “murâd sözlüğü” ve “kelime anlamları sözlüğü” hazırlanmıştır.

Anahtar Sözcükler: Mevlânâ, Mesnevî, şerh, Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî, Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif, tasavvuf, felsefe, Đbn Arabî.

(11)

ix ABSTRACT Ph.D. THESIS

ĐSMÂÎL RÜSÛHÎ-YĐ ANKARAVÎ ŞERH-Đ MESNEVÎ (MECMÛ’ATU’L-LETÂYĐF VE MATMÛRATU’L-MA’ÂRĐF) (VOLUME II)

(ANALYSIS-TEXT-GLOSSARY) YALAP, Hakan

Turkish Language and Literature Administration Supervisor: Prof. Dr. Ziya AVŞAR

July 2014, 1125 pages

The second volume of Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif (Şerh-i Mesnevî) which is the most important Mesnevî commentary and third exact commentary in the Anatolia had written by Đsmâil Rüsûhî-yi Ankaravî was tried to analyze. This composition has not only a literature value as commentry work but also it contains Turkish thought life and sufism philosophy of the epochy. With the help of this specialities, this composition will illuminate our knowledge. While Đsmâîl Ankaravî was commenting about Mesnevî, it is thought that he is affected by Sühreverdî especially Đbn Arabî, and Đsmâîl Ankaravî was cricitized because of that. The manuscripts which has been able to acquirable of Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif has been reached and has been tried to establish proper script. After the text was created, with the help of the composition, extra parts has been created by the author who is about philosophy of sufism. Thanks to this work Mecmû’atu’l-Letâyif and Matmûratu’l-Ma’ârif has been added to science world and this work will be helpful for understanding of great philosopher Đbn Arabî who is still a mystery todays. Finally, the “dictionary of murâd” and “dictionary of the word’s meaning” has been prepared thanks to this text.

Key Words: Mevlânâ, Mesnevî, commentary, Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî, Mecmû’atu’l-Letâyif and Matmûratu’l-Ma’ârif, sufism, philosophy, Đbn Arabî.

(12)
(13)

xi ĐÇĐNDEKĐLER ÖN SÖZ ... ĐV ÖZET ... VĐĐĐ ABSTRACT ... ĐX ĐÇĐNDEKĐLER ... XĐ TRANSKRĐPSĐYON ALFABESĐ ... XV KISALTMALAR LĐSTESĐ ... XVĐĐ 0. GĐRĐŞ ... 1 ĐSMÂÎL RÜSÛHÎ-YĐ ANKARAVÎ ... 1 0.1.HAYATI ... 1 0.1.1.Ticaret Hayatı ... 2

0.1.2. Mısır Seferi ve Mevlevîliğe Đntisabı ... 4

0.1.3. Ankara’da Mesnevîhânlık Yaptığı Dönem ve Konya Seferi ... 6

0.1.4. Galata Meşîhatı ve Vefatı ... 8

0.2.ESERLERĐ ... 9

I. BÖLÜM ... 11

I.1.TASAVVUF FELSEFESĐNĐN FĐKRÎ TEMELLERĐ ... 11

I.2.ĐNSAN-VARLIK-EVREN ĐLŞKĐSĐNĐN ĐLK YORUMLARI ... 18

I.2.1. Antikçağ’da Pythagoras ve Felsefesi ... 18

I.2.2. Xenophanes’in Vahdâniyeti ... 18

I.2.3. Parmenides’in Varlık Teorisi ... 19

I.2.4. Empedokles’in Mahkumluğu ... 20

I.2.5. Sofistler Dönemi ... 21

I.2.6. Hikmetin Đlk Aranışı; Sokrates ve Platon Bilgeliği... 22

I.2.7. Aristoteles ... 27

I.2.8. Yeni Platoncular ve Plotinus ... 30

(14)

xii

I.3.1. Sühreverdî ve Đşrâk Okulu ... 35

I.3.2. Muhyiddin Đbn Arabî ve Tasavvuf ... 41

I.4.ĐBN ARABÎ GÖRÜŞÜ ĐÇĐNDE MEVLÂNÂ VE ĐSMÂÎL ANKARAVÎ’NĐN ONTOLOJĐK FĐKĐRLERĐ ... 48

II. BÖLÜM ... 60

II. MECMÛ’ATU’L-LETÂYĐF VE MATMÛRATU’L-MA’ÂRĐF (II. CĐLT) .. 60

II.1.ĐKĐNCĐ CĐLDĐN NÜSHALARI ... 60

II.1.1. Nüshaların Tavsîfi ... 60

II.1.1.1. Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa 306 ... 60

II.1.1.2. Süleymaniye Kütüphanesi Hamidiye 670 ... 61

II.1.1.3. Ankara Millî Kütüphane Yz B 548 ... 62

II.1.1.4. Bursa Đnebey Yazma Eser Kütüphanesi GE 4428 ... 62

II.1.1.5. Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar 5293 ... 63

II.1.1.6. Süleymaniye Kütüphanesi Murat Molla 1285 ... 64

II.1.1.7. Süleymaniye Kütüphanesi Dârü’l-Mesnevî 211 ... 65

II.1.1.8. Süleymaniye Kütüphanesi Hâlet Efendi 176-1 ... 65

II.1.1.9. Süleymaniye Kütüphanesi, Şehît Ali Paşa, No: 1269 ... 66

II.1.1.10. Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi 2062 ... 67

II.1.2. Nüshaların Şeceresi ... 67

II.2.TENKĐTLĐMETĐNKURMADADĐKKATEDĐLENHUSUSLAR ... 70

II.2.1. Metnin Çeviri Yazısında Kullanılan Yazım Kuralları ... 70

II.2.2. Nüsha Farklarının Metinde Gösterimi ... 72

II.2.3. Metnin Varak, Beyit ve Satır Numaralarının Gösterimi ... 73

II.2.4. Metindeki Arapça ve Farsça Đfadelerin Yazımı ... 76

II.3.ŞÂRĐHĐN MAKSADI ... 78

II.4.METĐN ŞERHĐ METODU ... 79

II.4.1. Ayetlerin Tefsirini Yaparken Zikrettiği Đsimler ... 85

II.4.2. Hadis Rivayetlerini Aktarırken Zikrettiği Đsimler ... 86

II.4.3. Beyitleri Yorumlarken Görüşlerine Başvurduğu Đsimler ... 86

II.4.4. Manzum Alıntılarda Zikrettiği Đsimler ... 86

II.4.5. Kendi Eserlerine Gönderme ... 86

(15)

xiii

METĐN ... 89

IV. BÖLÜM ... 1055

IV. ŞERH SÖZLÜĞÜ ... 1055

IV.1.KELĐME ANLAMLARI SÖZLÜĞÜ ... 1055

IV.2.MURÂD SÖZLÜĞÜ ... 1063

SONUÇ ... 1075

KAYNAKÇA ... 1077

ÖZGEÇMĐŞ ... 1105

(16)
(17)

xv

(18)
(19)

xvii

KISALTMALAR LĐSTESĐ

AKMB : Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı b. : başlık (indekste kullanılmıştır)

bk. : Bakınız

Bas. : Basımevi

C. : Cilt

Çev. : çeviren

DTCF : Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi hzl. : Hazırlayan

ME : Milli Eğitim

MEB : Milli Eğitim Bakanlığı

s. : sayfa

S. : Sayı

SBED : Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi

TA : Türk Ansiklopedisi

TDEA : Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi

TDK : Türk Dil Kurumu

trhs. : Tarihsiz.

TTK : Türk Tarih Kurumu

vb. : ve benzeri

vd. : ve diğerleri

YKY : Yapı Kredi Yayınları Yay. : Yayınları

(20)
(21)

1 0. GĐRĐŞ

ĐSMÂÎL RÜSÛHÎ-YĐ ANKARAVÎ

0.1. Hayatı1

17. yüzyılda yaşayan ve Mevlânâ’nın Mesnevî’sini en iyi şerh eden şârih olarak kabul edilen Đsmâîl Rüsûhî Ankaravî hakkında, klâsik kaynaklarla birlikte günümüzde yapılan birçok çalışmada bilgi bulunmaktadır2. Söz konusu çalışmalarda

1 Ankaravî’nin biyografisi hakkında yeteri kadar çalışma yapılmıştır. Biyografi konusunda yapılan tüm

çalışmaları değerlendiren son çalışma Mehmet Özdemir tarafından hazırlanan doktora tezidir. Bu bölüm Özdemir’in ilgili tezinden alınarak yeni bilgilerle düzenlenmiştir. Özdemir, M. (2013). Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî Şerh-i Mesnevî (Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif) (IV. Cilt) (Đnceleme-Metin-Sözlük). Bozok Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: Yozgat.

2 Ankaravî’nin hayatı hakkında bilgi bulunan kaynaklar ise şunlardır: Nev’izâde Atâyî Atâullâh,

Hadâikü’l-Hakâyık fî Tekmileti’ş-Şakâyık (Zeyl-i Şakâik), Selimiye Yazma Eser Kütüphanesi, Arşiv nu.: 22 Sel 4702, s. 274.

Evliyâ Çelebi. (2006). Seyahatnâme. (hzl.: Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı). Đstanbul: Yapı Kredi Yayınları. s. 209.

Aycibin, Z. (2007). Kâtib Çelebi Fezleke Tahlil ve Metin C. I-III, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Đstanbul. s. 832.

Hammer. (2010). Büyük Osmanlı Tarihi. (hzl.: Mümin Çevik), C. IV. Đstanbul: Milliyet yayınları. s. 1184-1289.

Sâkıb Dede. Sefîne-yi Nefîse-yi Mevleviyân. TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Bşk., http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/e_yayin.eser_bilgi_q?ptip=EHT&pdemirbas=197109071 [28.05.2013].

Sahîh Ahmed Dede. (2011). Mevlevîlerin Tarihi. (hzl.: Cem Zorlu). Đstanbul.: Đnsan Yayınları. s. 278-306.

Esrar Dede. (2000). Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye. (hzl.: Đlhan Genç). Ankara.: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları. s. 209-213.

Enver, A. (2010). Mevlevî Şairler. Đstanbul: Đnsan Yayınları. s. 121-123.

Mehmed Süreyya. (1996). Sicill-i Osmânî. Đstanbul. (hzl.: Seyit Ali Kahraman), C. III, s. 817. Bursalı Mehmed Tahir. (1333). Osmanlı Müellifleri. C. I. Đstanbul: Matbaa-yı Âmire. s. 24-25. Yöntem, A. C. (1996). Eski Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler. (hzl.: Ahmet Sevgi, Mustafa Özcan). Đstanbul: Sözler Yayınları. s. 84-93.

Uraz, M. (1940). Türk Edip ve Şairleri. Đstanbul: Tefeyyüz Kitabevi. s. 36.

Türk Ansiklopedisi. (1971). Ankaravî Đsmâîl Rüsuhi. C. III. Đstanbul: Millî Eğitim Basımevi. s. 66. Develioğlu, A. (1973). Büyük Đnsanlar (Üç Bin Türk ve Đslam Müellifi). Đstanbul: Yaylacık Matbaası. Kerametli, C. (1977). Galata Mevlevihanesi. Đstanbul. s. 29-30.

Yetik, E. (1992). Đsmâîl-i Ankaravî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri. Đstanbul: Đşaret Yay. s.51-65.

Yetik, E. (1991). “Ankaravî Đsmâîl Rüsûhî”. DĐA, III, Đstanbul. s. 211-213.

(22)

2

akademik bir yaklaşımla Hazret-i Şârih’in hayatı hakkında, bazı eksiklikleri olmakla beraber, yeterince bilgi verilmiştir. Bizim buradaki amacımız malumu ilan etmek olmadığı için mevcut bilgileri kısaca değerlendirmeye çalışacağız. Bunun yanı sıra asıl üzerinde duracağımız nokta, yaptığımız çalışma esnasında elde ettiğimiz bilgiler ışığında Ankaravî’nin hayatıyla ilgili bilinmeyen yönleri ilim âlemiyle paylaşmak olacaktır.

0.1.1.Ticaret Hayatı

Đmam Ahmed Efendi ve eşi Saliha Hatun’un oğlu olan Đsmâîl Ankaravî, 16. yüzyılın ikinci yarısında Ankara’da dünyaya gelir. Doğum yerinden dolayı Ankaravî olarak da bilinmektedir. Daha sonraları Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sini en iyi şerh eden kişi olarak kendisini tanıtır ve bu yönüne istinaden “Hazret-i Şârih, Şârih-i Ankaravî, Şârih-i Mesnevî, Şârih Đsmâîl” gibi isimlerle de tanınır. Şiir yazdığı ve mürettep bir divanı bulunduğu belirtilen Ankaravî, şiirlerinde Rüsûhî mahlasını kullanmıştır.

Rüsûhî Đsmâîl’in çocukluk yılları hakkında elimizde herhangi bir bilgi yoktur. Eldeki kaynaklar içinde onunla ilgili ilk bilgi, Sahîh Ahmed Dede’nin eserinde yer alır. Söz konusu bilgide Sahîh Ahmed Dede, Ankaravî’nin ailesinden

Tâhirü’l-Mevlevî. (2005). Nisâbü’l-Mevlevî Tercümesi. (hzl.: Yakup Şafak, Đbrahim Kunt). Konya:Tekin Kitabevi.

Ceyhan, S. (2005). Đsmâîl Ankaravî ve Mesnevî Şerhi. (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa.

Gölpınarlı, A. (2006). Mevlânâ’dan Sonra Mevlevilik. Đstanbul: Đnkılâp Kitabevi. s. 141-142.

Gültekin, A. (2006). Đsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif’te Hadis (Altıncı Cilt Örneği), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.

Güleç, Đ. (2008). Türk Edebiyatında Mesnevî Tercüme ve Şerhleri. Đstanbul: Pan Yayıncılık. s. 142-146.

Ceyhan, S. -Topatan, M. (2008). Mesnevî’nin Sırrı. Đstanbul: Hayy Kitap s. 14-18.

Đsmâîl Rüsûhî Ankaravî. (2008). Minhâcü’l-Fukarâ. (Hzl.: Safi Arpaguş). Đstanbul: Vefâ Yayınları. Đsmâîl Rusūhi Ankaravî. (2008). Makâsıd-ı Aliyye fîŞerhi’t-Tâiyye. (hzl.: Mehmet Demirci). Đstanbul: Vefâ Yayınları.

Şentürk, A. A.-Kartal, A. (2011). Eski Türk Edebiyatı Tarihi. Đstanbul: Dergâh yayınları. s. 477. Taştan, E. (2009). Đsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi (Mecmû’atü’l-Letâ’if ve Matmûratü’l-Ma’ârif) I. Cilt Çeviriyazı-Đnceleme, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Đstanbul.

Tanyıldız, A. (2010). Đsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî Şerh-i Mesnevî (Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif) (1. Cilt) (Đnceleme-Metin-Sözlük), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri.

(23)

3

kalan mirasla ticarete başladığını, yolda hırsızlar tarafından mallarının çalınmasıyla elde kalan mallarını satmak için Đstanbul’a gittiğini, fakat malları yarı fiyatına elden çıkarmak zorunda kaldığını bildirir (Sahîh Ahmed Dede, 2011: 278-279).

Pek fazla kaynakta bulunmayan, bulunsa da tek kaynaktan gelmesi sebebiyle itibar edilmeyen bu bilgi bizce, Ankaravî’nin kendi beyanlarına dayanır. Mesnevî Şerhi’nin dördüncü cildinde Đsmâîl Rüsûhî, “Her kürsüye çıkışında yol kesicilere, hırsızlara Allah’ın rahmet etmesi için dua eden vaizin hikâyesi” başlığı altında “Bu hikâye bu fakirin birkaç vech üzre hasbıhâli olmuştur.” diyerek kendi hayatı hakkında bilgi vermeye başlar.

Ticarete başlamadan önce fakr yolundakilerle ve meşâyihle alâkası vardır, hatta onlara muhabbet besler. Fakat bu muhabbete rağmen derviş olmaya meyli yoktur3. Buradan anlaşılıyor ki Esrar Dede, Ali Enver gibi tezkire yazarlarının Ali

Canip Yöntem, Abdülbaki Gölpınarlı, Erhan Yetik gibi araştırmacıların, Ankaravî’nin Bayramî olduğu, hatta bu tarikatta şeyhliğe kadar yükseldiği bilgilerine şüpheyle yaklaşmak gerekir. Đsmâîl Rüsûhî’nin fakr yolundakilerler ve meşâyihle ilgisi olduğu, hatta onlara muhabbet beslediği sözü üzerinde düşünürsek de ailesinin Bayramiye tarikatı ile ilişkisi olduğu söylenebilir. Şârih de ailesinden dolayı bu çevreye yabancı değildir. Buna ilave olarak dervişliğe meylinin olmadığını söylemesi de Bayramiye tarikatı içinde şeyhliğe kadar yükseldiği bilgilerinin sorgulanması gerektiğini ortaya koyar.

Đsmâîl Rüsûhî’ye babasından bir miktar miras kalır. Söz konusu mirasla ticaret hayatına atılır ve ticarî hayatta kazanç elde etme üzerine kafa yorar. Bu sırada bazı malları ve nakdi hırsızlar tarafından çalınır. Bu olaydan çok etkilenir ve eve gelerek hırsızların kendisine büyük zarar verdiğini düşünüp üzülür. Daha sonra elindeki malı toplayıp bunlara biraz da mal ilave ederek Đstanbul’a ticaret için gider. Elindeki malları Đstanbul’da dükkânlarda oturan tacirlere satmak ister. Fakat onların hilelerinden haberdar olmadığı için elindeki malı yarı fiyatından aşağıya satmak zorunda kalır. Sonunda bunlardan da nefret eder ve söz konusu tacirleri kendisine düşman bilerek ilim ve irfan elde etme yoluna girer4.

3 “Ṭarýḳ-i faḳra dāḫil olmazdan evvel egerçi fuḳarā ve meşāyiḫle ḫıltemüz var idi ve anlara muḥabbet

ḳılardum lākin dervýş olmaġa meylim yoġidi” Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî, MecmûŤatu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-MaŤârif, C. IV, Süleymaniye Kütüphanesi, Pertev Paşa 307 nu., vr. 7a.

4 “Pederimden bir miḳdār mýrāŝ degüp ol vasıṭa ile ṭarýḳ-i ticārete sālik olup giderken ve kesb ü kāra

(24)

4

Buna göre Ankaravî’nin, babasından kalan mirası ticarete yatırması ve yaptığı işlerde zarar etmesi sonucunda ticaret hayatı başlamadan bitmek durumunda kalır. Yaşadığı bu olumsuzluklar onu ticaretten ve kazanç elde etme düşüncesinden uzaklaştırır ve hayatını başka bir mecraya sürükler. Bu vesile ile ilim ve irfan elde etme düşüncesine yönelir ve bu amaçla Mısır’a gider.

0.1.2. Mısır Seferi ve Mevlevîliğe Đntisabı

1591 yılında Mısır’a giden Ankaravî için Hazret-i Mevlânâ’nın yoluna girmek müyesser olur ve Mevlevîlik hayatı böylece başlar5. “Kahire’de bu dönemde

bir Mevlevî tekkesi bulunmaktadır” (Ambrosio, 2012: 87). “Bu Mevlevî tekkesinin şeyhlik makamında Mısır’a Mevlevîliği taşıyan Dîvâne Mehmed Çelebi’nin müridi Sâfî Ahmed Dede’nin olabileceği aktarılır” (Ceyhan, 2005: 55). Ahmed Dede’nin tam olarak hangi tarihte Kahire’de olduğu bildirilmese de birçok kaynakta Kahire Mevlevîhanesinde şeyhlik yaptığı yer alır (Gölpınarlı, 2006: 121).

Hicrî 1000 (1591-1592) yılında Mısır’a gittikten sonra Allah’ın hikmetiyle Mevlânâ’nın yoluna girer, fakr ve kanaatten zevk almaya başlayınca hırsızlara, kendisini aldatanlara hayır dua etmeye başlar. Burada Bakara suresinde geçen “Olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız; hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır.” (Bakara 2/216) ayetini aktararak söz konusu ayetin sırrını anladığını ve hakikati kavradıktan sonra düşman bildiklerinin artık dost olduğunu belirtir6.

Bu ifadelerden Ankaravî’nin Mevlevîliğe göz hastalığına deva bulmak için gittiği Konya’da değil, ticaretten soğuyup ilim tahsili için gittiği Mısır’da intisap

münkesiren yoldan dönüp eve gelüp bu kāruñ netýce ve esrārında ḥayrān oldum ve sāriḳ olanları kendüme Ťaẓým düşmen olmış ve żarar ḳılmış bilürdüm baŤde bir āḫir semte sālik olamayup baḳiyye-yi mālımuzı cemŤ ḳılup baŤżı metāŤ alup Đslāmbol semtine ticāret ṭarýḳi üzre gelüp ol metāŤları dükkānda oturan bāzirgānlara Ťarż ḳılup anlar ile muŤāmele ḳılduḳda bunlaruñ ḫıdāŤ ve mekrlerinden ġāfil olup metāŤımuzı ayāġa urup nıṣfından eksik bahāya aldılar bunlardan daõı nefret gelüp bunlara biţţabiŤ Ťadāvet òılup Ťulūm ve Ťirfān kesbine müştaġil oldum.” Ankaravî, MecmûŤatu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-MaŤârif, C. 4, vr. 7a-7b.

5 “Ol ārzūyla Mıšr diyārına sefer òıldum óikmet-i Đlāhý anda pýrim sulţānum óażretlerinüñ ţarýò-i

bāšavābına duõūl müyesser olup” Ankaravî, MecmûŤatu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-MaŤârif, C. 4, vr. 7b.

6 “BaŤde zamān faòr u òanāŤatden óaëë alup ve Ťilm ü óikmetden leêêet bulduòda esbābımı seriòa

òılanlara ve óýle ve õudŤayla metāŤım alanlara vāŤië-i meêkūr gibi niçe müddet õayr duŤā eyledüm ve Allāh bunlardan rāżı olsun diyü şükrlerin ve ŝenāların söyledim ŤasŤasāāāā en tekrehū ŤasŤas en tekrehū en tekrehū en tekrehū şeyÿen ve huve õayrun şeyÿen ve huve õayrun şeyÿen ve huve õayrun şeyÿen ve huve õayrun lekum

lekumlekum

lekum āyet-i kerýmesinüñ sırrını bildüm ve bunlar ol óýnde baña düşmen görinüp óaòýòat-i óāle vāòıf

(25)

5

ettiğini ifade edebiliriz. Bu bilgi sadece Sahîh Ahmed Dede tarafından verilmiş olsa da Ankaravî’nin ifadelerine dayanarak söz konusu bilginin doğru olduğu söylenebilir. Buna göre Konya’ya gidip orada Mevlevî olduğunu aktaran kaynaklardaki, çoğunluk göz önünde bulundurularak verilen ve birbirinin tekrarı mahiyetinde olan hükümlere şüpheyle yaklaşılması gerekmektedir.

Bu tür kaynaklardan ilki Esrar Dede’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı

Mevleviyye’sidir. Buna göre Đsmâîl Rüsûhî, Ankara’da Bayramî tarikatı şeyhlerinden

iken göz hastalığına yakalanır. Hazret-i Mevlânâ’nın ayak toprağına yüz sürmek için Konya’ya gider. Orada I. Bostan Çelebi’nin inayetiyle göz hastalığından kurtulur ve bir süre sonra da Galata Mevlevîhanesine şeyh olarak gönderilir. (Esrar Dede, 2000: 209).

Ali Enver’in Semâhâne-i Edeb adlı eserinde yer alan bilgiler hemen hemen Esrar Dede’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’sinde verilenlerin tekrarı mahiyetindedir. Semâhâne-i Edeb’de Ankaravî’nin, Bayramiye tarikatı büyük şeyhlerinden iken göz ağrısına tutulup deva arayarak Konya’ya gittiği, Mevlânâ’nın ayak toprağına yüz sürdükten sonra I. Bostan Çelebi’nin iksir gibi nazarlarına mazhar olunca iyileştiği ve Mevlânâ’nın semâhanesine girdikten bir süre sonra da Galata Mevlevîhanesi şeyhliğine yükseldiği bildirilir (Enver, 2010: 121).

Erhan Yetik’in, Đsmâîl-i Ankaravî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri

adlı çalışmasına göre Ankaravî, Bayramî tarikatında şeyhliğe kadar yükselir, irşat görevini sürdürürken gözlerinden rahatsızlanır, manevî bir işaretle Konya’ya gider. Mevlânâ’nın kabrini ziyaret ettikten sonra I. Bostan Çelebi’ye intisap eder ve Bostan Çelebi sayesinde gözleri sağlığına kavuşur. Bostan Çelebi’nin yanında Mevlevî olur ve gerekli aşamaları tamamladıktan sonra 1610 tarihinde Galata Mevlevîhanesine şeyh olarak gönderilir (Yetik, 1992: 52-54).

Semih Ceyhan Ankaravî’nin Mısır’a gittiğini belirtmekle beraber burada Mevlevî oluşuyla ilgili bilginin, Mevlevî literatürünün çoğunluğu göz önüne alındığında, istisnai kaldığını belirtir. Ceyhan’a göre Đsmâîl Rüsûhî’nin Mevlevîliğe intisabı ilk olarak Konya Âsitânesi şeyhi I. Bostan Çelebi huzurunda gerçekleşir. Önceleri tüccar zümresi içinde yer alan Ankaravî, Mısır’da medrese tahsili ile ulema, Mevlevîliğe intisabıyla sâlikler, Galata Mevlevîhanesine gidişi ile meşâyih zümresine dâhil olur (Ceyhan, 2005: 55).

(26)

6

Bunlardan başka Ali Canip Yöntem Eski Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler

adlı eserinde, Ankarvî’nin Mısır seyahatine değinmez, Mevlevîliğe intisabının da göz hastalığına yakalanmadan önce olması gerektiğini ifade eder (Yöntem, 1996: 84). Abdülbâki Gölpınarlı Ankaravî’nin önce Bayramî şeyhi olduğunu ve sonra Mevlevîliğe intisap ederek Galata’da Kulekapısı Mevlevîhanesine şeyh tayin edildiğini bildirir (Gölpınarlı, 2006: 141). Ayşe Gültekin, Đsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif’te Hadis (Altıncı Cilt

Örneği) ve Erdoğan Taştan, Đsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi

(Mecmû’atü’l-Letâ’if ve Matmûratü’l-Ma’ârif) I. Cilt Çeviriyazı-Đnceleme adlı

doktora çalışmalarında Sahîh Ahmed Dede’nin verdiği bilgileri aktarmakla birlikte Đsmâîl Rüsûhî’nin Mevlevî oluşunu Konya’ya giderek I. Bostan Çelebi’ye intisap edişine bağlamaktadır.

Đsmâîl Rüsûhî, Mısır’da yedi sene gece gündüz ilim tahsiliyle uğraşır ve Mesnevî okumada ruhsat sahibi olur. Bu sırada tütün kullanmanın haram ve helâl oluşu üzerine bir tartışmaya dâhil olur ve bu konu hakkında Risâle-yi Keffu’l-Lisân

alâHükmi’d-Duhân adlı eserini yazar. Mısır’da bu tartışma devam ederken Mevlevî

şeyhi, memleketi Ankara’ya dönerek Mesnevî okumalarına başlar.

0.1.3. Ankara’da Mesnevîhânlık Yaptığı Dönem ve Konya Seferi

Yedi sene kaldığı Mısır’dan Mesnevîhan olarak Ankara’ya dönen Đsmâîl Rüsûhî, kendi diyarında Mesnevî nakline başlar. Burada insanları Mevlevîliğe yöneltmek ve Mesnevî şarabını içmeye teşvik etmek için Mesnevî’nin sırlarını insanlara açıklamaya çalışır. Bu irşat faaliyeti esnasında çevresinde kötü düşünceli insanlar ortaya çıkar ve Ankaravî’ye kin gütmeye, kötülükler yapmaya başlarlar. Hatta bu düşmanlık, bir süre sonra Hazret-i Şârih’in katline hükmetmeye kadar varır. 7 Bunun yanı sıra Ankara’da bulunduğu süre içinde düşük bir maaşla geçinmek zorunda olduğu için ekonomik sıkıntılarla da boğuşan Mesnevî Şârihi, yaklaşık yedi sene

7 óattå bu faòýr keŝýrü’t-taòšýr kendü diyārumızda irşād u teêkýr òaydıyla muòayyed iken ašóāb-ı

ġaraàdan bir nice ehl-i óased ki “Fýcýdih“Fýcýdih“Fýcýdih“Fýcýdihā óablü’nā óablü’nā óablü’n----minmesed”ā óablü’nminmesed”minmesed” minmesed”7 şānlarındadur baŤàı iftirā-yı kāêibe ve

aóvāl-i fāside ile müttehim òılup nefy-i beled olmamıza sebeb oldılar belki òatlimize òarār iòšād eylediler. Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif, C. II, vr., 46a.

(27)

7

sürdürdüğü irşat faaliyetinin ardından hicrî 1015 (1606-1607) yılında Konya’ya gider8.

Đsmâîl Rüsûhî’nin, Ankara’dan Konya’ya gidişiyle ilgili bir göz rahatsızlığından bahsedilmektedir. Sahîh Ahmed Dede, Ankaravî’nin hem kendisine kin güdenlerden uzaklaşmak hem de göz rahatsızlığına ilaç bulmak ümidiyle Konya’ya gittiğini ifade eder (Sahîh Ahmed Dede, 2011: 286). Söz konusu bilgi doğruysa Mesnevî Şerhi’nin dördüncü cildinin mukaddimesinde bahsedilen göz rahatsızlığı da düşünüldüğünde gözlerindeki hastalığın hayatı boyunca onu etkilediği söylenebilir.

Kendi vatanını terk ederek 1015 yılı Muharrem ayının birinde Konya’ya gider. Burada I. Bostan Çelebi’ye intisap eder ve onun küçük kardeşi Ebû Bekir Efendi’nin dervişi olur. (Sahîh Ahmet Dede, 2011: 286). Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî’nin, I. Bostan Çelebi döneminde Konya’ya geldiği ve ondan feyz aldığı Sâkıb Dede’nin Sefîne’sinde de bildirilmektedir. Yaklaşık beş sene Mevlânâ’nın mukaddes şehrinde kaldıktan sonra, Kasımpaşa’da müstakil olarak kurulan Mevlevî hankâhına, Abdî Dede’nin yerine şeyh olup irşat faaliyetini Đstanbul’da sürdürür (Sâkıb Dede, 2013: 37).

8

“Müddet-i medýde ve Ťahd ü baŤýde mürūr eyledükden šoñra kendü diyārımuza gelüp anda Óażret-i Meŝnevýnüñ naòline şürūŤ òılup nāsı ţarýò-i Mevlevý cānibine gitmek ve raóýò-i Meŝnevýyi nūş itmege taórýż ve terġýb eylerdüm ve mümkin olduġı mertebe bunlara Meŝnevý-yi Şerýfüñ esrār ve nikātını söylerdüm óikmet Allāhuñ baŤżı ehl-i óased fýcýdihfýcýdihfýcýdihfýcýdihā óablā óablā óablun min mesedā óablun min mesedun min mesedun min mesed ţaŤn ve melāmete başladılar ve óaòòımızda Ťacāyib ü ġarāyib mekr ü fesādlar işlediler her bār ki bunların ţaŤn u melāmeti bu faòýrüñ óaòòında ziyāde olduòça ol diyāra muóabbetim ve anda iòāmete niyetim ziyāde olurdı maŤahaêā òıllet-i maŤāş cihetinden Ťaëým müżāyaòada ve bir aòçe fāyide ve Ťāyidemüz olmaduġı eclden beşeriyet óasebiyle tengdil olmadan õālý olmazdum pes ašóāb-ı ġarażuñ buġż u Ťadāveti rūzberūz ziyāde olmada ve òalb-i óazýn bunlaruñ cefā vü eziyetine taóammül òılmada altı yedi sene miòdārı olduòda bunlardan baŤżısı bu faòýre mālemyekūn idüp bühtān u iftirā semtine gidüp bugün fülānı fülān óālet-i òabýóada gördüm diyü söyler óālbuki söyleyen fısòla maŤrūf maŤāšý ve menāhý-yi irtikābla meşhūr ve maŤrūf iken ašóāb-ı ġaraż fýòulūbihim marażun baŤde marażi o bedgūyuñ sözini istimāŤ idüp bir yere cemŤ olmışlar ve òatlimüze Ťazýmet òılmışlar içlerinden munšif olanları nefy-i beled olmamuz óaòòında ricā eylemişler bu óāletde iken faòýr daõı bunlaruñ cemŤiyyetine varup selām virüp oturduòda selāmımuzı almayup Ťulemā şeklinde olanlarınuñ cevābı bu oldı ki cümlemüzün ittifāòı budur ki şehrimüzde ţurmayup gidesin ve illā seni òatl iderüz faòýr bunlara şerŤle çoò sözler söyledim ašlā birinüñ òulaġına girmeyüp didiler ki hemān sözi uzatma yā şehrimüzden gidersün yā terk-i ser idersün pes ol meclisden gidüp yā Đlāhý bu ne óālet-i ġarýbe ve ne gūne vaòŤa-yı Ťacýbedür ki bizüm başımuza geldi yā Rabbi bunuñ sırrına sen Ťālimsün ve netýcesine vāòıfsun diyüp gāh aġlayup gāh iñleyüp ve gāhý baŤżı meşāyiõ-i Ťaëāma vāòmeşāyiõ-iŤ olan bu gūne sergüzeşt meşāyiõ-ile òalb-meşāyiõ-i óazýnmeşāyiõ-immeşāyiõ-i tesellý eylemeyüp Āsmeşāyiõ-itāne-ymeşāyiõ-i muòaddese-ymeşāyiõ-i Óażret-i Mevlānā òaddese sırrahu cānibine revān oldum elòıšša baŤde zamān Đslāmbola gelüp õānkāh-ı Mevlevýde sākin olup irşāda şürūŤ òılduòda Óaò Subóānehu ve TeŤālā ol inkisāruñ bir mertebe mükāfātın virdi ki bu lisānla anuñ taŤbýri mümkin olmaz.” Ankaravî, MecmûŤatu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-MaŤârif, C. 4, vr. 7b.

(28)

8 0.1.4. Galata Meşîhatı ve Vefatı

“Đsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî 1610 yılında I. Bostan Çelebi tarafından Kasımpaşa Mevlevîhanesi kurucusu Abdî Dede’nin yerine yirmi bir yıl görev yapacağı Galata Mevlevîhanesine şeyh olarak gönderilir” (Kerametli, 1977: 29). Sahîh Ahmed Dede’nin verdiği bilgiye göre bu dönemde Yahya Efendi Rumeli Kazaskeri, Kemal Efendi Anadolu Kazaskeridir. Ankaravî’nin Đstanbul’a geldiğini haber aldıklarında onu ziyarete gidip vaaz ve sohbetinde bulunurlar (Sahîh Ahmet Dede, 2011: 289).

Bu Mevlevîhanenin yedinci şeyhi olan Ankaravî’nin buraya gönderilmesiyle ilgili olarak iki sebepten bahsedilir: Birincisi Mevlevî tarikatının zayıflayan etkinliğinin tekrar artırılması; ikincisi de tasavvuf erbabına ve Mevlevî tarikatına yönelik eleştirilere, özellikle Kadızadelilerin eleştirilerine cevap vermektir (Ceyhan, 2005: 111). Hazret-i Şârih de yazdığı eserlerle Kadızadelilerin eleştirilerini bertaraf etmeyi başarır9. Bunun yanı sıra tasavvufî düşünceyi temellerinden yeniden inşa

ederek, Mevlevîliği Osmanlı coğrafyasında canlandırarak Mevlevîliğe itibar kazandırır (Ceyhan, 2005: V).

Kadızadelilerin tasavvuf aleyhinde güçlü bir muhalefet oluşturduğu dönemde Đstanbul’a gelen Đsmâîl Ankaravî, burada tasavvufun esaslarını, mevlevîliğin yapısını ve adabını tanıtan, aynı zamanda müritlere yol gösteren, Mevlânâ’nın düşüncelerini anlatan eserler yazar. Mevlânâ, Đbn Farız, Đbn Arabî, Sühreverdî gibi mutasavvıfların eserlerine şerhler yazar. Bu alanda güçlü, isabetli, ılımlı ve ehl-i sünnet esaslarına bağlı yorumlarıyla yükselir (Tahirü’l-Mevlevî, 2005: XII) .

Galata Mevlevîhanesi şeyhliğini yaptığı süre içinde, yazdığı eserlerle Mevlevî düşüncenin canlanması ve yayılması yönünde mücadele edip tarikata yönelik eleştirileri cevapladıktan sonra Şârih, ölümünün yaklaştığını haber verir. Đsmâîl Rüsûhî, Hazret-i Muhammed’in yolunda zayıf kalpleri güçlendirmek ve zahirde müdafaa, muhaliflerin batınına mukabele etmek için eserler yazıp hizmetini yerine getirdiğini ifade eder. Hilekârların reisleri ortadan kalktığı, diğerleri de başsız kaldığı için iş tamamdır. Bundan sonra usûlü ile vusûle müşerref olmak istediğini belirtir.

9 Kadızadelilerle yaşanan fikir çatışmaları hakkında daha geniş bir kaynakça için: Tanyıldız, A. (2010).

Đsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî Şerh-i Mesnevî (Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif) (1. Cilt) (Đnceleme-Metin-Sözlük), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri.

(29)

9

“Âmeden ü reften-i ehl-i tecrîd hemreng bâyed” (Tecrit ehlinin gelişi ve gidişi uyumlu olmalıdır.) latifesiyle vefatının yaklaştığını ima ve “Ve hak dûst bîkayd-ı pûst bâşed” (Ve gerçek dost, post kaydında değildir.) diyerek sonunun yaklaştığını işaret eder (Sâkıb Dede, 2013: 44).

Vefat tarihi hakkında üç farklı rivayet mevcuttur. Bunlardan ilki Ali Enver’in

Semâhâne-i Edeb adlı eserinde yer alan 1040 (1630-1631) tarihidir (Enver, 2010:

123). Đkincisi Sahîh Ahmed Dede’nin verdiği 1052 (1642-1643) tarihidir. Bu tarihe Medhî’nin söylediği şu beyit tanık gösterilir:

Đdüp rûh-ı revânına du’â bin cân ile Medhî

Didüm târîhi Đsmâ’îl Efendi’ye ola rahmet (Sahîh Ahmed Dede, 2011: 305). “Bundan başka “ḫitâm”, “irtiḥâl-i Ťirfân” gibi ifadelerin de Hazret-i Şârih’in vefat tarihini (1041) gösterdiği bildirilmektedir” (Yetik, 1992: 58).

Ankaravî’nin vefatıyla ilgili kaynakların birleştiği tarih 1041 (1631-1632) yılıdır. Bu tarihe işaret eden bazı kaynaklar şunlardır: Nev’izâde Atâyî Atâullâh,

Hadâikü’l-Hakâyık fî Tekmileti’ş-Şakâyık (Zeyl-i Şakâik), Esrar Dede, Tezkire-i

Şu’arâ-yı Mevleviyye, Kâtip Çelebi, Fezleke, Evliyâ Çelebi, Seyahatname, Hammer,

Büyük Osmanlı Tarihi, Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri.

0.2. Eserleri

Ankaravî’ye ait eserlerin sayısı hakkında kaynaklarda farklı sayılar telaffuz edilmiştir. Kâtip Çelebi, Đsmâîl Rüsûhî’nin şu eserlerinden bahseder: Mesnevî Şerhi (Mecmû’atü’l-Letâyif ve Matmûratü’l-Ma’ârif), Tarikatnâme (Minhâcü’l-Fukarâ), Şerh-i Hadîs-i Erba’în, Hüccetü’s-Semâ, Şerh-i Heyâkil (Îzâhu’l-Hikem), Fâtiha-yı

Ayniyye, Türkçe Fâtiha Tefsîri, Hall-i Müşkilât-ı Mesnevî. (Aycibin, 2007: 832-833).

Evliyâ Çelebi on bir cilt değerli eseri olduğunu söyler, fakat Mesnevî Şerhi haricinde başka bir eser adı vermez (Evliyâ Çelebi, 2006: 209). Sahîh Ahmed Dede “Te’lifât-ı Hazret-i Şârih” başlığı altında Ankaravî’nin eserlerinin sayısının kırka ulaştığını bildirir ve otuza yakın eser ismini zikreder: Mesnevî’nin birinci cildinin Arapça şerhi

(Simâtü’l-Mûkinîn), Câmiü’l-Âyât, Kasîde-yi Tâiyye Şerhi, Cenâhu’l-Ervâh,

(30)

Risâle-10

yi Mebde’u Me’âd, Misbâhu’l-Âyât, Risâle fîHakkı’s-Semâ’i’l-Mevlevî, Kasîde-yi

Hamriyye Şerhi, Nakş-ı Füsûs Şerhi, Şerh-i Risâle-yi Ahmed bin Muhammed-i Tûsî10,

Risâle-yi Tenzîhiyye fîŞe’ni’l-Mevleviyye, Risâle-yi Uyûn-i Đsnâ Aşere, Risâle-yi Tasavvuf, Risâle-yi Hilâfet-i Bey’at-ı Ehl-i Tasavvuf, Nasîhat-ı Tasavvuf, Risâle-yi

Keffü’l-Lisân alâHükmi’d-Duhân, Ma’şerât, Risâle-yi Đnâbet-i Meşâyih (Sahîh

Ahmed Dede, 2011: 305-306). Sâkıb Dede’nin Sefîne’sinde on eserin adı verilir ki bu eserlerin arasında beliğ, güzel söylenmiş ârifâne ve âşıkâne manzumelerin bulunduğu

bir Divan’ı olduğu belirtilir (Sâkıb Dede, 2013: 39). Esrar Dede kırktan fazla eseri

olduğunu söylemesine rağmen beş eserinin adını verir (Esrar Dede, 2000: 210). Ali Enver de Esrar Dede’nin eserindeki gibi kırktan fazla eseri olduğunu söylemesine rağmen beş eserini kaydeder (Enver, 2010: 122). Bunlardan başka son dönemde Ankaravî üzerinde çeşitli çalışmalar kaleme alınmış ve bu çalışmalarda Ankaravî’nin eserleri geniş bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır.11 (Özdemir, 2013: 10).

10 Ahmet Tanyıldız hazırladığı doktora tezinde bu eserin Risâle-yi Tenzîhiyye fîŞe’ni’l-Mevleviyye adlı

eser olduğunu şu şekilde ifade eder: “Bu eser, Ankaravî’nin te’lifi olmayıp Ahmed-i Gazzâlî’nin

Bevârıku’l-Đlmâ fi’r-Reddi Alâmen Yuharrimu’s-Semâ’ (adlı eserini) esas alarak kısalttığı üç makalelik

bir risaledir. Bu durum Sahîh Ahmed Dede’nin ‘ve bu sâlde (H. 1037/M. 1627) Şeyh Ahmed bin Muhammed-i Tûsî risâlesini Arabî şerh buyurdı’ ifadesiyle de örtüşmektedir.” (Tanyıldız, 2010: 19).

11

Ankaravî’nin eserleriyle ilgili daha geniş bilgi için şu eserlere bakılabilir:

Yetik, E. (1992). ĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîl----i Ankaravî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşlerii Ankaravî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşlerii Ankaravî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri. Đstanbul: Đşaret Yayınları. i Ankaravî, Hayatı, Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri s.65-121

Yetik, E. (1991). “Ankaravî “Ankaravî “Ankaravî “Ankaravî ĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîl Rüsûhî”Rüsûhî”Rüsûhî”Rüsûhî”. DĐA, III, Đstanbul. s. 211-213. Büyük Türk Klasikleri, ĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîl Rusûhî Efendi,Rusûhî Efendi,Rusûhî Efendi,Rusûhî Efendi, C. V, s. 101.

Tâhirü’l-Mevlevî. (2005). Nisâbü’lNisâbü’l----Mevlevî TercümesiNisâbü’lNisâbü’lMevlevî TercümesiMevlevî TercümesiMevlevî Tercümesi. . . . (hzl.: Yakup Şafak, Đbrahim Kunt). Konya: Tekin Kitabevi. s.XI-XXIV.

Ceyhan, S. (2005). ĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîlĐsmâîl Ankaravî ve Mesnevî ŞerhiAnkaravî ve Mesnevî ŞerhiAnkaravî ve Mesnevî ŞerhiAnkaravî ve Mesnevî Şerhi. (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa. s.155-283

Gültekin, A. (2006). Đsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi Mecmû’atu’lĐsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi Mecmû’atu’lĐsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi Mecmû’atu’lĐsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi Mecmû’atu’l----Letâyif ve Matmûratu’lLetâyif ve Matmûratu’lLetâyif ve Matmûratu’lLetâyif ve Matmûratu’l----Ma’ârif’te Hadis (Altıncı Cilt Örneği)

Ma’ârif’te Hadis (Altıncı Cilt Örneği)Ma’ârif’te Hadis (Altıncı Cilt Örneği)

Ma’ârif’te Hadis (Altıncı Cilt Örneği),,,, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya. s.54-102.

Güleç, Đ. (2008). Türk EdebiyTürk EdebiyTürk Edebiyatında Mesnevî Tercüme ve ŞerhlerTürk Edebiyatında Mesnevî Tercüme ve Şerhleratında Mesnevî Tercüme ve Şerhleratında Mesnevî Tercüme ve Şerhleri. Đstanbul: Pan Yayıncılık. s.142-146. Ceyhan, S. -Topatan, M. (2008). Mesnevî’nin SırrıMesnevî’nin SırrıMesnevî’nin Sırrı. Đstanbul: Hayy Kitap. s. 14-18. Mesnevî’nin Sırrı

Đsmâîl Rüsûhî Ankaravî,.Minhâcü’lMinhâcü’lMinhâcü’lMinhâcü’l----Fukarâ,Fukarâ,Fukarâ, (hzl.: Safi Arpaguş). Đstanbul: Vefâ Yayınları. Fukarâ,

Đsmâîl Rusūhi Ankaravî. (2008). MakâsıdMakâsıd----ı Aliyye fîŞerhi’tMakâsıdMakâsıdı Aliyye fîŞerhi’tı Aliyye fîŞerhi’tı Aliyye fîŞerhi’t----TâiyyeTâiyyeTâiyye,,,, (hzl.: Mehmet Demirci). Đstanbul. Tâiyye Vefâ Yayınları.

Şentürk, A. A.-Kartal, A. (2011). Eski Türk Edebiyatı TarihiEski Türk Edebiyatı TarihiEski Türk Edebiyatı TarihiEski Türk Edebiyatı Tarihi. . . . Đstanbul: Dergâh Yayınları. s. 477. Taştan, E. (2009). Đsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin MesneĐsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin MesneĐsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin MesneĐsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi (Mecmû’atü’lvî Şerhi (Mecmû’atü’lvî Şerhi (Mecmû’atü’l----Letâ’if ve Matmûratü’lvî Şerhi (Mecmû’atü’lLetâ’if ve Matmûratü’lLetâ’if ve Matmûratü’lLetâ’if ve Matmûratü’l----Ma’ârif) I. Cilt Çeviriyazı

Ma’ârif) I. Cilt ÇeviriyazıMa’ârif) I. Cilt Çeviriyazı

Ma’ârif) I. Cilt Çeviriyazı----ĐncelemeĐncelemeĐnceleme.... Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Đstanbul. Đnceleme Tanyıldız, A. (2010). Đsmâîl RusûhîĐsmâîl Rusûhî----yi Ankaravî ŞerhĐsmâîl RusûhîĐsmâîl Rusûhîyi Ankaravî Şerhyi Ankaravî Şerhyi Ankaravî Şerh----i Mesnevî (Mecmû’atu’li Mesnevî (Mecmû’atu’li Mesnevî (Mecmû’atu’li Mesnevî (Mecmû’atu’l----Letâyif ve Matmûratu’lLetâyif ve Matmûratu’lLetâyif ve Matmûratu’lLetâyif ve Matmûratu’l----Ma’ârif)

Ma’ârif) Ma’ârif)

Ma’ârif) (1. Cilt) (Đnceleme(1. Cilt) (Đnceleme(1. Cilt) (Đnceleme(1. Cilt) (Đnceleme----MetinMetinMetin----Sözlük)MetinSözlük)Sözlük)Sözlük),,,, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri. s. 15-54.

(31)

11 I. BÖLÜM

I.1. Tasavvuf Felsefesinin Fikrî Temelleri

Karmaşık ve anlaşılmaz ifadeleri bir kenara bırakarak söylersek sanat, en mükemmeli ve en güzeli taklit etme çabasıdır. Bu çaba ruhun ilim, irfan, felsefe ve düşünce imbiğinden süzülerek her an devam eder. Taklit süreci bugün anlamlandıramadığımız ama ilham kelimesiyle karşılamaya çalıştığımız coşkunluğun neticesinde insanı hayrete düşüren eserlere dönüşüyor. Bireyin iç dünyasında ve yaşamında devam eden, çoğu zaman karanlık çukurlara benzeyen çaba, gayret, ilham ne dersek diyelim bu aslında yolcunun; insan denen kutsal yolcunun sahip olduğu ruh emanetinin yol hikâyesidir.

Coşkunluk türlü ses dizgileri halinde olursa müzik, boya gücüyle yapılan tasvir olursa resim oluyor. Ancak bu coşkunluğun dönüştüğü bir yapı var ki bu yapının malzemesi ne elle tutulur ne gözle görülür. Her şeyden önce var olan söz insan aklının ve coşkunluğunun neticesinde edebiyat sanatı olarak zuhur eder. Edebiyat sanatının zirvesi ise şiirdir.

Varoluşun sırlarını anlamaya çalışan yolcunun bu eserleri devam eden seyahati esnasında vardığı en iyi menzildir.

Felsefe varlık problemini çözemedi. Çünkü kanaatimizce varlık, bilgi demektir. Bilgi, cesur yüreklerce keşfedilmeyi bekler. Zekânın hammaddesi olan bilgi, düşünme eylemini getirir ve sebep-sonuç ilişkisini kurar. Peki bilgiye ulaşılabilmiş midir? Doktora tezi olarak yaptığımız bu çalışma felsefenin en büyük problemlerinden bilginin kaynağı meselesine de giriyor ve bilgiye ulaşmak bir âmânın zifiri karanlık odada lambayı yakma serüveni oluyor. Kendi içinde bir açmazı barındıran bu dönüş hep aynı yer ve aynı amaç olan insana ve onun yolcuğuna varıyor. Sonunda söylenmesi gereken bir sözü başında söylemek istiyoruz. Kendini bulmak için çıkılan yolculukta kendini geride bırakmak çok gariptir ve insan için en iyi yol Allah’ın taktirine teslimiyet ve rıza gibi görünüyor.

(32)

12

Merkezde olan insan bu yolculuğunda kendisiyle beraber herkesi ve her şeyi en güzele ulaştırmak zorundadır. Peki bunu nasıl başaracak? Yolculuğun zor tarafı işte budur. Nihaî gaye güzel, güzellik ve sonunda varılan nokta: aşk. Fakat “aşkın her zaman nasibi ıstırap olmuştur” (Topçu, 2002: 29).

Đçinden çıkılamayan ve insana evrilen bu seyahat insanın kendinde kendini ve Allah’ı bulmasıdır. “Allah, insanın kainata ve kendi üzerine hakimiyetini kabul ettiği ve içsel bağlarla kendisini bağlı hissettiği kudretin adıdır” (Topçu, 2002: 194).

Antopoloji insanı dik yürüyen, düşünen ve iki ayaklı bir varlık; eskiler ise hayvan-ı nâtık olarak tanımladılar. Đnsanın diğer varlıklar arasındaki imtiyazlı durumu kendisinin akıl denen saltanat bucağına sahip olmasındandır. Bu imtiyazlı durumun karşısında bir de sefillik vardır. Đnsanın bu azâmet ve sefâletinin kaynağı câhil ve zalim oluşuyla sonsuz bilgi sahibi olan Allah’tan aldığı emanettir. Sefâletten kurtularak azâmet burçlarına çıkması insanın nefsini bilmesi ve onun vasıtasıyla Allah’ı bilmesidir. Böylelikle emânet sahibine ulaşmış olacak.

Đnsanın iradesi Allah’a gitmektir. Bu, dağların kabul etmediği emânet çizgisindeki imtihanın bir ayrıcalığıdır. Ulaşmak ve ulaştırmak ise aşkla oluyor. Aşk, hesapsız sevgi demektir. Her şeyin başlangıç ve son noktası olan sevgi. Allah’ta başlayıp Allah’ta biten yolculuk, sevgi yolculuğudur. Đnsan için bu yolculukta ortada bulunma lüksü maalesef yok. Ya hakîkî güneşin yanında güneş gibi en üstte ve en parlak olacak ya da nefsinin benliğinde kendini zulmet ve yokluk çukurunda, en altta bulacaktır.

Allah’a dönen iradesiyle kendinde Allah’ı bulan insan, bütün esaretlerinden ve zincirlerinden kurtularak sadece O’nun varlığıyla gölge olmak vasfını kazananların hakikatine ulaşıyor.

Platon’un mağarasında, kafalarına kadar sıkı sıkıya bağlanmış insanlar, ışık sayesinde gölgelere göre hüküm vermek zorundayken bu insanlardan biri ışıkla, güneşle yüz yüze geliyor. Platon, Devlet adlı eserinde her şeyin kaynağı olan güneşle yüz yüze gelen bu insanın durumunu şu şekilde devam ettirir: “Ya onu aydınlığın ta kendisine bakmaya zorlasak? Gözlerine ağrı girmez mi? Boyuna başını bakabildiği şeylere çevirmez mi? Kendi gördüğü şeyleri, sizin gösterdiklerinizden daha açık, daha seçik bulmaz mı? Onu zorla alıp götürsek, dik ve sarp yokuştan çıkarıp dışarıya, gün ışığına sürüklesek, canı yanmaz, karşı koymaz mı bize? En sonunda da güneşi ama artık sularda ya da başka şeylerdeki yansılarıyla değil; olduğu yerde olduğu gibi. Bütün görülen dünyayı güneş düzenler. Mağarada onun ve arkadaşlarının gördükleri

(33)

13

her şeyin asıl kaynağı güneştir” (Platon, 2003:184). Gölgeler dünyasının hakîkî sahibi olan güneşi gören bu kişinin hâli şöyle devam ediyor: “o zaman ilk yaşadığı yeri, orada bildiklerini, zindan arkadaşlarını hatırlayınca hâline şükretmez, orada kalanlara acımaz mı? Ya orada birbirlerine verdikleri değerler, ünler? Mağaradan kurtulan adam artık onlara imrenir mi? O ünleri, o kazançları sağlayanları kıskanır mı? O, boş hayallere dönmekten, eski yaşadığı gibi yaşamaktansa Homeros’taki Akhilleus gibi fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı dünyanın bütün dertlerine katlanmaktan bin kere daha iyi bulmaz mı?” (Platon, 2003: 185).

Platon, karanlıktan kurtulan kişinin serüvenini sonra tekrar karanlık, zindan gibi mağarada kalan arkadaşlarının arasına döndüğü ihtimâlini ve gördüğü gerçekleri arkadaşlarına anlatmasını; dahası onlarla her şeyin asıl kaynağı olan güneş hakkında tartıştığını varsayıyor ve diyor ki: “…zincirlerinden hiç kurtulamamış mahpuslarla gördükleri üzerinde tartışmak zorunda kalsa herkes gülmez mi ona? Yukarıya boşu boşuna çıkmış üstelik gözlerini bozup dönmüş demezler mi? Bu adam, onları çözmeye yukarıya götürmeye kalkışınca ellerinden gelse öldürmezler mi onu? ...Görebilmek için de dünyada iyi ve güzel ne varsa hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir. Đyiye yükselmiş olanların insan işlerini ele almaya istekli olmamaları, hep o yüksek yerde kalmaya can atmaları hiç de şaşılacak şey değildir” (Platon, 2003: 185).

“Gölgelerin yansıları üzerine tartışmalara girip de doğruluğun kendisini hiçbir zaman görmemiş olanların yorumlarını çürütmek zorunda kalırsa herkes yadırgar onu…” (Platon, 2003: 186).

Varoluşun ve varlığın sırlarının hakîkî güneşini görme bahtına ulaşan bu kişilerin tasvirleri de anlatmaları da gerçekten bize çok anlamsız geliyor. Çünkü malzememiz akıl. Ve akıl çok küçük menfaatler peşinde koşarken emâneti olan ruhunun zenginliğini kavrayamıyor. Aklın oyalandığı cam parçacıklarının elmasın yanındaki hükmü nedir ki? “Akıl bir fenerdir. Güneş aşkı temsil eder. Güneş doğunca fenere lüzum kalır mı?” (Topçu, 2002: 147).

Yolculuk boyunca bizimle gerçek olanı ve gerçek olmayanı tartışan, ışığın esas kaynağına baktırmak için uğraşan bu ruh fâtihi şanslı kahramanlar delilikle itham edildiler. Dahası ömürlerinin en verimli çağında karanlık mağarada kalmaya istekli olanlarca öldürüldüler.

Gördüklerini bir perdenin arkasından değil; olabildiğince açık, gördükleri gibi net anlatmaya çalışan bu bilgelerin yanında müşâhedesini veya keşfini veya bilgiyi

(34)

14

türlü perdelerin arkasından gölgeler alışın bizlere yine gölgelerle, sembollerle izah etmeye çalışanlar da oldu.

“Şiiri ve tefekkürüyle Türk kültürünü asırlardır besleyen Mevlânâ Celaleddin, engin hayal gücü inanılmaz ilhâmıyla sadece kendi çağına ve içinden çıktığı toplumun insanlarına değil; bütün insanlığa seslenebilen büyük sûfî, kudretli bir şair ve düşünce adamıdır” (Ayvazoğlu, 2012 : 1).

Yükseklere çıkmış olan Mevlânâ da delilik damgası yiyenlerden. Onun aşk ve muhabbet divâneliği pek çok bentleri yıktı. Mevlânâ’nın bu hâlini Đsmâîl Ankaravî şerhinde şu şekilde anlatıyor: “~aàret Şems-i Tebrýzý ~aàretleri’yle šoóbet ţutup terk-i resm ü šūret idüp ve Ťaşò yolına gidüp ceêbe-yi ~aò’la maġlūb-ı Ťaşò olduòda Ťuòūl-ı òāšıra šāóiblerinden muòaddemā kendülerle šūretā dōstluò iden kimseler Mevlānā

divāne şüd diyüp ol ~aàrete pend ü našióāt semtinde oldılar” (Ankaravî, C.2, vr.45b) .

Tebrizli Şems’le hakikate eren, aşk mağlubu olan Mevlânâ, sûretten geçmiş, gölgelerle olan bağından sıyrıldığından kısır akıl sahiplerinin “Mevlânâ delirdi.” sözlerine maruz kalmıştır.

Ruhun karanlık ve işaretsiz yolunda yolculara bir yol rehberi olan Mesnevî, kelam, felsefe ve tasavvuf zincirinin irfan halkasını teşkil eder. Đnsanın kutsal olan yolculuğunun kaynağı kendisidir ve bu kutsal yolcuğu en iyi anlatan Mesnevî ise, “ruhun gizli destanını ifade eden uzun bir sembolik hikâyeler dizisini birbirine bağlar” (Corbin, 2008: 95).

Peygamberler dışında etkisi onun ki kadar uzun sürmüş, onun kadar mesajını çağlar ötesine ulaştırabilmiş, onun kadar herkese hitap edebilmiş insan yoktur. Bu yönüyle çok meşhurdur ama az bilenen çok meşhurdur. Çünkü coşkunluğu ve gördüğü güneşten gelen ilhâmı, ifadenin en çetrefilli sanatı olan şiir gücüyle birleşmiş ve bir muammaya dönüşmüştür. Đşte bu muammanın çözümü için edebiyat literatüründe şerh olarak bilinen açıklamalara ihtiyaç duyulmuştur. Mesnevî’nin tarih boyunca tamam veya nâtamam 12 pek çok şerhi yapılmıştır. Bunlar içerisinde Hazret-i ŞârHazret-ih unvanını haklı olarak kazanmış sûfî-bHazret-ilge Đsmâîl Ankaravî şerhHazret-i olan

12 Mesnevî üzerine yapılan şerh ve tercüme çalışmalarıyla alâkalı ayrıntılı bilgiye şu çalışmada

ulaşılabilir. Koçoğlu, T. (2009). Şem’î Şem’ullâh ŞerhŞem’î Şem’ullâh Şerh----i Mesnevî (II. Cilt) (ĐncelemeŞem’î Şem’ullâh ŞerhŞem’î Şem’ullâh Şerhi Mesnevî (II. Cilt) (Đncelemei Mesnevî (II. Cilt) (Đncelemei Mesnevî (II. Cilt) (Đnceleme----Tenkitli MetinTenkitli MetinTenkitli MetinTenkitli Metin----Sözlük).

Sözlük).Sözlük).

(35)

15

Mecmû’atu’l-Letâyif ve Matmûratu’l-Ma’ârif’in yeri zirveyi teşkil eder. Çünkü tıpkı Mevlânâ gibi bilgiye ve o yolda harcanan emeğin kutsallığına inanan Hazret-i Ankaravî, şerhini bilgi pınarından aldığı suyla beslemiştir.

Mesnevî’yi sadece mecazlarla, teşbihlerle ve hikâyelerle yüklü lirik bir şiir manzumesi olarak görmek irfan damarlarımızı besleyen en büyük kaynağın tek bir darbede yok edilmesidir. Bu irfan deryâsının anlaşılma yolu olan Đsmâîl Ankaravî’nin Mesnevî şerhini de klâsik Osmanlı nesrinin güzel bir numûnesi olarak görmek de Mevlânâ’nın irfan ve felsefe deryâsına açılan tekneyi batırmaktır.

Peki Đsmâîl Ankaravî hakkındaki bu düşüncelerimizin kaynağı nedir? Tasavvuf hakkında çok şey yazıldı, söylendi ve yazılacaktır da. Fakat bu ifadelerin hiç biri bir insan ilmi ve sanat sistemi olan tasavvufu şu cümlelerdeki kadar net ve doğru tanımlayamaz: Tasavvuf, “âlemden sıyrılarak kendi ruhuna çevrilen insanın içsel hayat denemesi ve Allah yolundaki atletizmidir” (Topçu, 2002: 55). Mensubu olduğu tasavvuf sisteminin en entelektüel halkası olan Mevlevîliğin müstesnâ bir yerindedir Đsmâîl Ankaravî. Yaptığımız bu çalışmayla onun sadece Türk-Đslam tasavvuf felsefesine değil; kendi dönemine kadar ki özellikle insanı merkeze alan felsefî birikime sahip olduğunu kendi cümlelerinden öğrendik. Bu bilgiler ilgili yerlerde verilecektir.

Đlerleyen bölümlerde izah edeceğimiz insanı merkeze alan bu felsefe sistemlerinin ortak noktaları insanın kendini tanıması noktasında birleşir. Her şey burada başlar, burada biter. Bundan sonra da hep yolculuk diye bahsedeceğimiz hayat ve hayatın anlaşılması, insana yöneliktir. Bu sistem için kendini tanıyan ve kainatı anlayan insan bütün kainattan kıymetlidir. Yolculuk, bir köprü olan ruhla Allah’ına kavuşacak olan insanın ruhunu terbiye etmesi ve yalnızlığının azametinde Allah’ın saltanatında son bulacaktır. Bu bir ahlâk heyecanı ve bir insanlık aşkı seviyesidir.

Mesnevî, Türk-Đslam tasavvuf felsefesinin en kapsamlı ve mükemmel doktrin kitabıdır. Üzerinde pek çok çalışma yapılmış, hakkında çok şey söylenmiş tasavvuf, bizce bir felsefî ekoldür, okuldur ve kesinlikle “tasavvuf felsefesi” olarak adlandırılmalıdır. Çünkü felsefî ekoller çözmeye çalıştıkları problemlerle birbirini tamamlar ve birbirinden muhakkak surette etkilenirler. O halde tasavvuf felsefesine göre Mesnevî’yi şerh etmiş olan Ankaravî Hazretleri’nin bu fikirlerinin arka planında olan tasavvuf felsefesînin sistemleşmesine kadar ki felsefî görüşleri incelemeye çalışacağız. Görülecektir ki incelenen bu ekollerle tasavvuf aynı problemler üzerinde düşünmüş ve bu problemlere çözüm bulmaya çalışmıştır.

Referanslar

Benzer Belgeler

(1) budur ki uyluḳ cıḳsa daḫı üzerine zamān gecse (2) yėrine getürmesi gücdür vaḳt olur aṣlā yėrine gelmez (3) yüz yigirmi sekizinci faṣl dizüŋ ve diz gözinüŋ

Ùalóa bin èAbdullÀh, Óaøret-i èOåmÀna didi ki: “ŞÀma rıólet idüp anda úarÀr eyle tÀ ki senüñ leşkerüñ seni bu àavàadan ãaúlayup óıfô ideler” diyicek

İkinci bölümde Şerh-i Gülistân klasik mensur metin şerhi kuralları çerçevesinde, Sûdî-i Bosnevî’nin Şerh-i Gülistân’ının bazı kısımları ile karşılaştırılarak

dolayısıyla da NakĢibendî mahlaslarıyla bilinmektedir. Doğumu, ölümü, ailesi ve eğitimi hakkında ciddi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu eserde Farsça mesellerin

Bikend bā ĥarf-i teǿkįd, kend kāf-ı ǾArabuñ fetĥiyle fiǾl-i māżį-i müfred-i ġāǿibdür kendenden ķazmaķ ve ķoparmaķ maǾnāsına, bunda taħrįb murāddur,

Ayvazovski’nin 1874 yılında İstanbul’da ko- nuk olarak kaldığı Osmanlı Devleti’nin BaşmiJ m an (Ser Mimar-ı Devlet) Sarkis Bey’in (Bal­ yan)

In this paper, we propose a hybrid color image compression approachbased on PCA and DTT algorithms (PCADTT), which integrates the benefits of both PCA and DTT

Özkaynakların risk ağırlıklı aktiflere oranı olan sermaye yeterliliği rasyosunun (SYR), gelişimi incelendiğinde, azalan bir trend izlemekle birlikte, incelenen tüm dönemlerde,