20 Yıl Sonra
Yalıya Kemal
Oktay AKBAL
stanbul'un öyledir baharı, — Bir aşk oluverdi aşl- 1 nalık.» İlkyazlarında bu kentin, yakınlıklar seviye ■ dönüşüverir... Yıllardır, yüzyıllardır böyiedir. Bir dostlukla, bir İlgiyle, bir konuşma, bir tartışma İle, bir bakışla, bir gülüşle baslar tüm seviler... «Aylarca ha yal içinde kaldık — Zannımca Ererıköyünde artık — Görme? felek öyle bir baharı» der bu gizli seviyi yaşayan ozan. Yaşı koca gelirse gelsin, bir Erenköy ilkyazındaki o serüveni unutamoz. Onu ölümsüzleştirir dizelerinde, herkesin malı yapar, her an yeniden yaşanır bir ortak yaşam biçimine sokar.
Sözcüklerle yaşam kurmaktır şiir... Tanımları, tanım lamaları hic sevmem. Hepsi yanlıştır, eksiktir, bozuk tur, Her tanımı bir yerinden yakalayıp çürütmek olası dır. Şiirin tanımı da, tanımlorı da öyle... Şiir nediı? sorusunu yanıtlamak olanaksızdır. Yine de karşımıza Çıkarılan bir takım dizelerin şiir olup olmadığını biliriz, anlarız. Şiirle, şiir olmayanı çoğu kez incecik bir sınır ayırır. Bufün sorun o sınırın neıde başlayıp nerde bitti ğini bilmekte...
Tam yirmi yıl Olmuş Yahya Kemal Beyatlı’yı yitireli. Zaman durmaz kişiyle birlikte... Belki de «zaman diye bir şey» yok, belki değil kesinlikle yok! İnsanların uy durması bir şey, zaman! Kendimizi öicmek için koydu ğumuz bir kural. Bakmışız ten buruşmakta, göz gücü nü yitirmekte, bel bükülmekte, derman kesilmekte Bir şey, bir güc var, demişiz, bunu yapan.. Adını vermişiz.- «zam an» diye... Yetmiş iki yaş, bir ozan İçin yetersiz dir. Ozanlar çok görmeli, çok duymalı, çok yaşamalı... Her yaşın, her çoğın ozana vereceği pek çok şey var. Yahya Kemal yetmiş İki yıl boyunca neler gördü, anla dı duydu ve bunları bizlere verdi? Hesabını çıkarmaya kalkarsak belki bir avuç pırlanta dökülür önümüze. Za manın, doğonın, insanoğlunun ürünü dizeler dizeler. U- nutulmaz, etkisi hep yaşayan dizeler... Ama bir avuç! Hem de toplumun acıları, sorunları, dertleri, sevinçleri pek yok. Bireyin, hem de seçkin bir bireyin, varlık he saplaşması var. Öyle derinden de değil, öyle yoğun da değil, öyle anlamlı da değil... Herkesin za man zoman kendinde duyduğu «birşeyler»i vererek...
Bizim kuşak Yahya Kemal'i önceleri benimsemedi, sevemedi. Sonra sonra anladı önemini yerini... Kendi hesabıma ben Yahya Kemal’i bir çeşit «didaktik» ozan sayardım. Özlü sözler söyleyen biri. Şiirini bir yerde bi tirir ama hâlâ söylenir durur. Tüm şiirleri içinde «bü tün» olarak gerçekten başarılı pek az parça bulurdum. Seçme dizeler, beyitler, kıtalar, dörtlükler çıkarır, yazar dım defterime ama bütün olarak beğendiğim pek az şi iri vardı. Şiirde ders vermek, kıssadan hisse çıkarmak, «bu boyledir, şu şöyledir» diye buyurmak hoşuma git mezdi. Yahya Kemal’de de buna pek çok rastlardım. «Ülfet belâlı şey fakat uzlet sıkıntılı — Bilmem nasıl geçirsem son beş on yılı» diye başlar «Düşünce»sinde. «Bitsin hayırlısı ile şu beyhude sonbahar» der, ama en sonra bir ders vererek bitirir «Ölmek değildir ömrümü zün en feci işi — Müşkil budur ki ölmeden evvel ölür kişi.» Şiir güzel başlar, ama — bence— kötü biter.
Yahya Kemal «büyük» bir ozan mıdır? Burası tar tışma götürür. Ama «İyi» bir ozandır hiç kuşkusuz... Her şiiri de «iyi» değildir elbet, ama hangi ozanın her şiiri belirli bir düzeye ulaşmıştır? Yahya Kemal, Mallarme’nin «bağımsız dizeler» dediği türden tek başı na bir anlam, bir değer taşıyan dizeleriyle güçlü bir o- zandır. Öğretici olmayan, öğüt vermeyen, şiir dışına taşmayan bu dizeleriyle Türk yazınında yaşayacaktır. Bu pırlanta değerindeki dizeleri ile yeterince güçlü bir ozan olduğunu kanıtlamıştır.
Şiirlerin de insanlara sesleniş evreleri var, etkile- yiş çağları.. Gençliğimizde Yahya Kemal'i «eski» bir ozan sayanlar. bugün onun bu eskimeyen yanını, bu «eski» diye bilinen dizelerinde buluyorlar. Bilerek «eski» gibi göstermeyi başarmış onları bize... Kalıcılı ğın. ölümsüzlüğün sırrı biraz da güncel yeniliklerden uzak kalışta galiba... Eskiyen yenilikten cok, eskimeyen bir «eski» tot, bavo İnsanoğlunu daha cok sarıyor, et kiliyor. Bugün Yahya Kemcl'i yeniden okurken apayrı bir tot duyuyorsak bunu ozanın «klasik» bir sanatçı o- luşuna borçluyuz.
«Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin — Geç miş gecelerden biri durmakla derinde, — Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin... — Velhasıl o rü'ya. duruyor yerli yerinde» demişti «Geçmiş Y az»da... Yirmi yıl sonra o «geçmiş yaz» o «Erenköy», o «Kandilli» yeril yerinde durmakta... Belki de bir ozanın dizelerinde sü rekli bir yaşama kavuştukları için, ölümsüzlüğün sırrını buldukları için...
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Ta ha To ros Arşivi