• Sonuç bulunamadı

Başlık: "YENİ İSLAM DÜŞÜNCESİ" ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLERYazar(lar):KESKİOĞLU, OsmanCilt: 13 Sayı: 1 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000000335 Yayın Tarihi: 1965 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: "YENİ İSLAM DÜŞÜNCESİ" ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLERYazar(lar):KESKİOĞLU, OsmanCilt: 13 Sayı: 1 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000000335 Yayın Tarihi: 1965 PDF"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

"YENİ

İSLAM DüŞÜNCESİ"

üZERİNE

BAZI

GÖRÜŞLER

O. KESKİOGLU

_0. ~.~.

"/

Bugün, islam dünya~ı bir uyaIlIş halinde ve gelişme içindedir. Ancak, "Bugünü" hazırla-yan bir "Diin" vardır. Dünden hugüne geçişi ve hugünün oluşumunu incelemek; doğulu, batılı birçok yazarlar tarafından cIatılmış bir konudur. İslam dünyasında fikir cereyanı uyandıranlar, huna i,tikamet verenler kimlerdir? Bunların tesirleri ne olmuştur? Dünden bugüne kalanlar nedir? Bugün uyanışın neresindeyiz? işte, Mısır, Camiatu'l Ezher Müdürü Dr. Muhammed Be-hiy'in, Yeni İslam Düşüııı'esi ve Garp Siimürgeciliğiyle ilgisi adlı eseri bu meseleleri bahis konu~u yapmaktadır.

Biz, eserin 1962dc ba,ılan üçüncü ha~kısını inceleyerek, ana biilümlerini okuyueulara tanıt-mak ve hazı yerlerine değinmek i~tiyoruz.

Eser, Şark ilhadından ve haçlı düşüneesinden uzak, bitaraf hir görü~le düşünceleri hare-kete geçirerek Müslümanları, saf İslam esasları etrafında toplamak, İslam ınefkfıresini ayak.ta tutmak ve yaşatmak amaciyle yazılmıştır (S. 3). Yazar haçlı seferleriyle batının Müslümanlarla yakıııdan temas ettiğini, L,uther ve Cahin'in 16. yüzyılda Hıristiyanlıkta yaptıkları ıslahatta, İslam düşüncesinden faydalaiıdıklarını, protestanlığın; teslis inancını, Papanın yanılmazlığını ve onun sonsuz otorite sahibi oluşunu reddedişinde, İslam düşüncesinin etkisi olduğunu söyliyor. Böylece kilisenin nüfuzundan kurtulan batıda, insan düşüncesi istiklaline kavuşmuş, müşahade ve tecrübeye dayanan bilgi yolu açılmış, insan için yeni kıymet ölçüleri vazolunmuştur (S. 5).

Uyanan Avrupa, Şarka göz koydu, san'at ve ilimden yoksun Şarkın servetini sömürmeğe koyul-du. Böylece sömürgecilik başladı. Sömürge idaresinde Müslümanların geriliği daha da arttı. İslam dünyasının da batı gibi uyanması, kuvvetlenmesi, çalışması, aydınlanması gerekli idi. Kurtulmak için bunlar lazımdı. Islahat ve yenilik hareketleriyle Doğuyu uyandırmak ıcab ediyordu. İşte Cemaleddin Efgini, Muhammed Abduh bu işe koyuldular. Eser, işte hu ıslahatı ve sömürgeciliğe karşı direnme hareketlerini anlatmak, maddeci eereyanlara karşı İslamı korumak, İkbalde olduğu gibi İslam düşüncesini canlandırmak ve tazelemek amaC11l1 gütmektedir.

- Eserin ana bölümlerini sıralayalım:

*

Giriş: Sömürgeciliğin İslam alemine sokulması.

* Sömürgecilere mütemayil olanlar: Hindli Seyid Ahmed Han, Mirza Gularn Ahmed Kadi-_ yanı (23-52).

* Sömürgeciliğe karşı duranlar: Efgani, Abduh (53-169)

*

İslam düşüncesinin tazelenmesi (17] -200)

*

Dine karşı bazı davranışlar (201-390)

*

Dini ıslahat: İkbal (391-478)

. *

islamın yarıııı (479-489)

Yazar, Hindli Seyid Ahmed Ham, Mirza GuHim Ahmed Kadıyani ile birlikte sömür-geciliği destekleyenler olarak gösteriyor. Halbuki Seyid Ahmed Han Hin(l'(lc bir uyanış

(2)

46

O. KESKİOGLV

hareket.i yapmışt.ır. Garb kültürünü almağa, yeni ilimIeri ogrenmeğe t.eşvik et.mişt.ir. Onun bu hareketini dinden çıkma gibi göstermek yanlıştır. Mısırlı Ahmed Emin, Zııamaul-Islah

eserinde Mısır'da Abduh ne ise, Hind'de de Seyid Ahmed Han odur, diyor (S. 121). Nedense bazı garb yazarları, Seyid Ahmed Ham çok kötü göstermektedirler. Arabea dini meemualarda hak-kında dedikodular devam etmektedir. Mirza GuW.m Kadiyani ilc Seyid Ahmed Hanın bir tutul-ması yersizdir. Kadiy"anilerin yanlış kamları vardır; mesela: Hz. İsa Hindistan'a kaçmış, 120 yaşına kadar orada yaşamış derler. Mirza Gulamı Mehdi ve bir kısmı peygamber t.anır. Cihad'ın

silahla değil, sözle yapılmasını ist.erler. 13u tutumiyle Kadıyaniler, İslamı parçalamışlardır. Bu da sömürgecilerin işine yaramışt.ır.

İsUım Dünyasında sömürgecilere karşı gürleyen ilk ses Cemaleddin Efgani'nin sesi olmuştur. Efgani'nin açtığı mücadele çetindir. İslam tarihinde nice fikir ccreyanları mücade-lesi vukubulmuştur. Mu'tezile ile Eş'ariler, tercüme yoluyla gelen felsefecilerIc fukalıa ara-"ında münakaşalar olduğu gibi İbn.i Teymiyye hurafelerle; Muhammed h. Abdolvahhab hid'atlarla mücadele etmi~tir. Bunlar iç savaşlar idi. Efgani ile Abduh ise, sömürgeeilere savaş

açtılar. Ve bu çetin bir savaştı (S. 65). Efgani'nin tesiri büyük olmuştur. Mısır'da M. Abdoh, Cezayir'de Abdolhamid b. Hiidis (-

ı

910) tarafından kurulan UIema Cemiyeti, Endo-nezya'da El-Menar'ın açtığı yeni cereyan, Hindistan'da EhIi Hadis Cemaatı ve Muham-Med Şibli Numani (- 1941) tarafından kurulan ULEMA NEDVESİ ve başka ilmi kurumlar onun açtığı çığırda yürümektedirler (S. 92).

M. Abduh'ya gelince, Efgani'nin en büyük hi7.meti, Abdulı gibi bir ilim otoritesi yetiş-tirmesidir. Abduh, fikirleri taklid zincirlerinden kurtardı, düşünce yolunu açtı. Kur'anı anl~-mağa, İslam'ı ilk temiz kaynaklarından almağa çağırdı. İslam'ın izzet ve şeref dini olduğunu. haykırdı. Kuru ve donmuş nakileiliği beğenmedi: Mezhep kavgalarını ve taklidi yerdi, ietihad istedi. Ezher'i ıslaha çalıştı. Din öğretimi usulünden acı acı şikayet etti. Ya7.ar, bıi konuda Abduh'. un şu sözlerini naklediyor:

"Biraz din bilgisi edinenlerden bir kısmının bütün emeli, taharet, necaset hü/iiimlerini, namazın

ve orucun farzlarını öğrenmek olup dini buna münhasır sanırlar. Bu iki ibadeti fıkıh kitaplarında

yazıldığı vechile yapmakla, bu ikisinden başka rükiinlerini yıksalar da -dini yerine getirmiş

ol-dukları kanısında bulunurlar." (S. 119).

Yazar, Reşid Rıza'nın - l'arih'ul-lmam'ınl kaynak göstererek Abduh'un ıslahatçı goruş-lerini uzun boylu anlatıyor. Abduh'ye göre İslamda tck zevce esastır. Çok evlenme kötüye kul-lanılmıştır. Abduh, İbn-i Teymiyye ve Muhammed b. Abdulvahhab'da giirüldüğü gibi hid'at-lara, hurafelere, mezar ziYaretlerine karşıdır. Fıkıh kitaplarının ıslahını istiyor. Müteahhirinin kitaplarını beğenmiyor: "Mesela, Zeylrıi gibi durgunluk çağından önceki devre, ortaçağdaki

kitap-la ra miiracaat f!dcrsek, kitapların lie fıT.,hın ıslahına doğru biraz adım (ltmış oluruz. Sonrakilerin

elde bulunan kitaplarının ibareleriyle mukaYJ'ed oldııkça ve dini ve ilmi bunlardan öğrendikçe, ancale

cehaletimiz artar ... 1l1üteahhirinin kitaplarındaki fukaMının durumu, işte dini elden gideren

budur." (S. 150) Yazar, Mısır'daki son sosyal inkılaplara, serveti n tev7.iine, Abduh 'den destek

bujmağa çalışıyor.

İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YENiLIK bölümünde, Efgani'den ve Abduh'den sonra 20. yüzyılın başlarında Mısır'da İslam düşüncesinin iki yiinünü belirtiyor: Selefi)'yecilik; Menar'm

y ••lu. Milliyetçilik. Mustafa Kamil'in açtığı çığır. Bunlardan haşka, Taha Hüseyin'in 1938 de yayınladığı .'Wustakbel'iis-Sahafe fi Mısr: Eserile alemdarlığını yaptığı avrupalılaş' mak cereyanı da varaır. Bunlardan sonra yenileşme namma ileri sürülen ve Mısır'da münaka-şalara yol açan diğer iki eseri de yazar bahis konusu yapmıştı. Biri T. HÜSEYİNin 1926 da yayınlaılığı EI-Şi'rııı-crıhili adlı eseri ki, hunda K ur'anı Kerimİn Peygamberin eseri olduğu

(3)

"YE:\'İ İ;;LAM DÜŞÜNl.ESİ" ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLER

47

hususunda hazı müsteşriklerin görüşüne uymaktadır. Bu eser o zaman Mısır'da bir kabine buh. ranı bile yaratmıştı. Yazar, BEŞERİYYET'UL-KUR'AN bölümünde bu eseri çürütmektedir. İkinci ele aldığı eser, Ezher ulem:lsından Şeyh Ali Abdurrazik'ın Eı./s/{im ve Usulül.

Hiikm adlı kitabıdır. Bu eser

ı

925 de çıktığı zaman büyük gürültüler kopardı. Yazarını ulema

silsilesinden attılarsa da sonra yine aldılar. Eser Ömer Rıza (DOGRUL) tarafından Türkçeye de çevrildi. Eser İslamda din ve devletin ayrı olduğu tezini savunur. Hz. Peygamber devlet kur. saydı, devletin başına birini tayin ederdi, başsız devlet bırakılmaz. İslamda din birliği vardır. Tek devlet kurma fikri yoktur. Hükümdarları, Müslümanlığı kabule çağırdı, taçlarını atmağa değil, eserin ortaya attığı bu gibi hükümleri "EL. İSLAM DİNUN LA DEVLEH" başlığı bölümün-de çürütüyor.

Yazar diyor ki: Kur'an'ın insan eseri, İslamın devlet olmayıp din olduğu fikri, yeni İslam düşünürlerine batıdan geçmiş birşeydir. Bu yalnız Müslümanlara karşı işleyen bir silahtır. Fakat batıdan gelen ve yenileşme kisvesine hürünen diğer bir fitne var ki, o da manevi değerleri inkar eden maddeeiliktir. "ED.DİNU HURAFETUN, ED.DİNU MUHADDİRUN" bölümlerinde bu zehirleri giderrneğe çalışıyor. )1ısır' da basılan: "1\1in IIuna iVhde", Allahil md.insan, Recıılun

fil.Kahire" adlı üç Karl Markxçı eseri ele alarak, bunlar hiç bir esasa ve felsefi mesleğe dayan.

madan 19 uneu yüzyılın maddeciliğine çörekleniyor; bunların İslam düşüncesiyle, ıslahatla alakaları olamaz, diyor. Şark'ta zaten gerçek mannada iki ıslahatçı çıktı: ABDUH ilc İKBAL. (S. 395).

Şair M. İkMI, İslam'ı, çağdaş hayatın ışığı altında yeni bir tarzda anlamağa taraftardır. Ergiini ve Abduh ile başlayarak dini ıslahat sahasında İkbal'in de çalışmaları vard~r. İkbal ]928 de ıslahatçı görüşleriyle ortaya çıktı. Bunları evvela konferans halinde verdi: The Reconsı.

rı;cıion Of Religioııs Thouglıı in Islam. Bu eser Sofİ Huri tarafından" İslamda Dini TefekL.:iiriin

Yeniden Teş/rili" adiyle Türkçeye çevrilmiş,

ı

964 de basılmıştır. Arabea tercemesi "Tecdidııl.

Fikrid Dini)' Fiı.lslam" adını taşır. Eser 7 konferanstan ibarettir ve şu bölümlere ayrılmıştır:

ı -

İlim ve dini tecrübe,

2 - Dini tecrübe vahilerinin felsefi miyarı, 3 - Allah mefhumu ve dua'nm hakikatı, 4, - İnsani ena - hürriyeti ve ölümsüzlüğü, 5 - İslam kültürünün ruhu

6 İsliim bünyesinde hareket prensibi, (bu çok önemlidir). 7 Din mümkinaattan mıdır?

Yazar, lKBAL'in eseri üzerinde fazlaca durmaktadır. Onun değindiği noktalara işaret ede. lim:

Müslümanların fen ve teknikteki geriliği, iktisaden zayıf olmaları İkbaI'i çok düşündürdü. İslam kuvvet ve izzet dini olduğu, daima şerefli ve daha iyi bir hayat istediği halde, Müslüman' lar neden böyle kalmış? Bunun sebebini, dünyaya önem vermemek, dünyadan yüz çevirmektc buluyor. Bu ise İslamııı ruhuna, Kur'an'ın ruhuna aykırıdır. Müslümanları böyle; bir lokma, bir hırka kanaatına götüren İran tasavvufu olmuştur. Öyleyse İslamı yeniden anlamak lazımdır. (S. 399)

Müslümanlar bir duraklama devri geçirdi; uykuya daldı. Garb ise ilme sarılıp ilerledi. Vak. tiyle üstünlük Müslümanlarda idi. Bunun yapan ilimdir. Düşünmek terakkiye yol a(;ar. Vaktiyle Müslümanlarda fikir cereyanı vardı. Kafaları işliyordu. Kafa işleyince kol da işler. Öyleyse ka. faları işletmeli, ilim ve fikir cereyanlarına önem vermeli,. İkbM Diyor ki:

"Geçen sorı beşyüz sene içinde, IsUim aleminde dini ıefekkiir donmuş ve hemen hemen siibiı

(4)

48 O. KESKİOGLU

beraber zamanımızn ait tarihin en şayanı dikkat hadiselerinden birisi, islam aleminin manen garba

doğm sür'atle yol almakta bulunmasıdır, bu harekette yanlış birşey yoktur. Çünkü Avmpa

lcültürü entelektüel cihetten, .~adece islam kültürünün en ehemmiyetli bazı saflarının daha ziyade

inlcişaf etmiş halidir. Bizim yegane korkumuz, Avrupa kiiltrüniin giiz kamaştırıcı dış görünüşünün,

hareketimize sekte vermesi ve bunun neticesi olarair, bizim, o kültürün hakiki özüne ulaşmakta geri

kalmamızdır. Bizim zihni uyuşukluk içinde geçirmiş olduğumuz bütün asırlar boyunca Avmpa,

Islam pıylesof ve miitefenninlerinin çok yakından alakadar olduğu büyük meselelerle ciddi surette

meşgulolmuş, bunları düşiinmüştiir. islam ilahiyat Mekteplerinin tamamlandığı ortaçağlardan

beri tefekkiir ve tecrübe sahasında namütimahi bir ilerleme vaki olmuştur. insanoğlu kudretinin

.--- ---

--tabiat üzerine uzanması, ona yeni bir iman ve muhitini teşkil eden kuvvetlere karşı yeni bir üstünlük

_ •• _--- --- .--" ".--_. __ o _ __ o

__O

hissi vermiştir. Röylece de yeni görüş noktaları ortaya atılmış, eski mes'eleler, yeni tecrübenin

ışı-ğında yeniden ele alınmış 1'Iıyeni yeni mes'eleler zuhur etmiştir. Şu halde Asya ve Afrika'daki yeni

.. _-- --- ---

-(genç) .Müslüman neslin, dinlerinde yeniden bir cihet tayini yapılmasını istemesine şaşılmamalıdır.

-- ._--- •• ---" - -- ._-_. --- --- o • ••

_--Şu halde İslamın yeniaen uyanmasiyle, Avmpanın neler düşünmüş olduğunu ve ne gibi neticelere

-- --- --_ ..- --- --- --- --- --- --_.- ._-_._--- ..

--vasılalduğunu, miistakil bir ruhla tedkik etmek ve Islam ilahiyatına ait tefekkürde yapılacak ıs.

__ o _ •• __ o -- --- -- --- -- ---- •

-lahatta ve imp ederse yeniden inşa eyleme ameliyesinde, bundan ne suretle istifade edebileceğimizi

- o - .__ .__ _ __ o -- --- -- •• --- ••

-düşünmek yerinde olur .. Şüphe yok ki, ıslamiyet esaslarını tedkik etmek zamanı çoktan gelmiştir."

- .

__

._".----_.._-

._-(tkbal'in eserinin Türkçe tercemesi: S. 24)

İkbal, Asya'da din aleyhtarı eereyanlar başladığını ve bunun Hindistan'ın hudutlarını aş-tığını söylüyor (S. 402). (Burada ~air Tevfik Fikret'in adı geçmekte ise de Türkçe tercemesinde bu zikredilmemiştir.) İkbal, Müslümanın, bir Avrupalı gibi olmasını da istemez. Çünkü maddeten refah'"içinde bulunan Avrupalı da bugün ruhen huzursuzdur, (S. 404). Onca, tasavvufi

=

mistik bir görüşe ihtiyaç vardır. Fakat İran tarzında kuru züht ve ham tasavvuf da istemiyor. Hatta bu tarz tasavvuf'un Müslümanları gerilettiğini söylüyor. Ona göre bugünün insanı üç şeye muh-taçtır.

1 Varlığı mhani bir yorumla anlamak

2 - Ferdin manevi hürriyeti

3 - Insan topluluğunu ruhi esaslar üzerinde yiik.seltecek bir tarzda prensipler koymak (S. 406)

İkbal, Luther tarzında bir ıslahata İslamda ihtiyaç olm 'ldığı kanısındadır. Kişinin (ena)

yi kuvvetlendirip benliğini duymasını lüzurnlu görüyor. Müsliimanların esarete düşmeleri, sö-sömürgecilerin idaresinde yaşamaları benliklerini kaybettiklerindendir. Benliği olan insan esaret ziııetine dayanmaz. Çöküntü içindeki Müslümanı şöyle tasvir ediyor:

"Çöllerde doğup fırtınalar koparan Müslümanı, sonradan Acem rüzgarları zayıflatiı da nay

gibi biikülür ve inler oldıİ. Arslanları bile Iroyun gibi boğazlayan yiğit Müslüman, karıneaya basıp

ezmekten korkar oldu. Tekbirleri taşları eriten Müslüman, kuş cıvıltısından ürker oldu. Azmi

dağ-ları yerinden oynatan lHüslüman, teveklrül ile eli ayağı bağlı hale geldi. Dü.şmanların boynunıı

lJuran Müslüman, ah vah ile kendi göğsünü döğı!r oldu. Ayağilı! bastı.ğı yerde inkıliiplar yapan

Müs-liimllTl, hafvet ı'e inziva köşelerinde otura otura bacakları kötiiriim hille geldi. Hiikmünü asır/ara

yürüten ve hükümdarları kapısında bekletenMiisliiman, çalışmak yerine kanaata boyıın eğdi de

dilenrnek ona tatlı gelir oldu." (S. 409) (Yazar hunu Ahdulvchh:ib AZ7,am'ın, Muhammed 1kbal

adlı eserinelen naklcn veriyor.)

Müslümanın kafası ve kolu çalışırsa tabiattan istifade (,dcr. İsl:imı gereği gibi anlarsa iler-ler. Ki~inin bcııliğini rtuyması ve şerefiyle yaşaması lazımdır. Bu mücadelede ona destek imanılır Dünyaya şer göziyle bakmamalı. Yazar, bundan sonra İkhal'in Zat-i Mutlak, Enenin {erdiyeti

(5)

"YENİ İsLAM DÜŞÜNCESİ" ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLER

49

hakkındaki ta~avvufi bir havaya bürünen görüşlerini uzun boylu anlatıyor. Hallae'ın: ENEL'-HAK, Hz. Peygamberin: ENEL.DEHR, Hz. Ali'nin: ENEL-KUR'ANUN-NATIK (Türkçe ter-cemesinde Hz. Ali yerine Musa yazılı) Bayezid'in: SURHANİ, demelerini nakil ve tasavvufi açıdan izah ediyor. (S. 4.27) Enenin ölmezliği; öliim, hayatın sonu olmayıp, bu dünyadan öbür aleme geçişle. hayatın devam ettiği; Cehennem, insanın bu alemdeki imtihanda başarısızlığını acı bir şekilde anlaması, Cennet de başarı saadetinİn mükafatı hali olarak vasıflandırılıyor (S. 4,32). Yazar, İkbal'in bu görüşünü beğenmiyor, ancak İkbiil, lıaşrın ruhla mı, eesetle mi olacağı meselesine değindiği yerde, Şah VeliyulHih'ın görüşüne uyarak, insan haşirden sonra o mııhite göre bir bedeni teşekkül sahibi olacaktır, diyor.

Yazar, bundan sonra IIATMUR.RtSllETtL-MUHAMMEDtYYE ve İeTtHAD bölümlerine geliyor. Hz. Muhammed son Peygamberdir. İslami)"«:t, son Peygamberle vahiy kapısını kapamış, fakat ietihad kapısını açmıştır. Böylece istikriii akla yer verilmiştir. Akla, tecrübeye hitap eden Kur'anı Kerim, tabi at alemini ve heşer tarihini bilgi kaynağı olarak alır. tslamiyetin hayatiyeti, ietihad yoluyle yaşayacaktır. İslamda hareket prensibi ietihad olmuştur. Fakat ie-tihad kapısının kapandığını iddia, İslamı (londurmuştur. İkbal, evvela donukluğu yanlış sebebe bağlamağı düzeltiyor.

"İ s/fim kanununu hemen hemen tamamen hareketsiz ve cfımid bir hale getirmiş olan bu zihni

davranışırı sebeplerini bulmamız zaruridir. Bazı Avrupalı mııahrrirler, Islam Kanununun

(/ıu-kukunun) sabit mahiyette olmasını Türklerin tesirine atfederler. Bu ise tamamiyle sathi bir görüştür.

Çünkü fslam hukuk mektepleri Islam tarihinde, Türk tesirinin başlamasından uzun zaman evvel

nihai şekilde kurulmuştu." (İkbarin eserinin Türkçe tereeme~i S. 168)

Gerileme sebepleri arasında şunları sayıyor: Mu 'tezilenin sıısturulmasiyle akliyeeiliğe pay-dos edilmesi, fikir münakaşalarının durdurulması. Tasavvufla kuru zühtün insanları diinyadan soğutması. Kitleyi harekete geçirecek t:ski muktedir imam ve müetehidlerin yetişmemes.i. Dini lider olan imam ve müetehidin toplumu sevk ve idarede rolünü bize şöyle anlatıyor:

"Bir kavmin inhitatını intac eden kuvvetlere karşı yegane müessir kuvvet, kuvvetli şahsiyet

sahibi ferdler yetiştirmektedir. Hayatın derinlik/erini zuhura getirecek olan ancak ve ancak böyle

ferdlerdir. Onlar göz önüne öyle yeni miyarlar açarlar ki, bunların ışığında muhitimizin asla

değiş-mez mahiyeue olmadığım ve yeniden gözden geçirilip ıslah edilmesi lazım geldiği ke)jiyetini

anla-lamağabaşlarız. 13. uncü asırda ve ondan sonra Isliim fakih/erinde görüldüğü vechile maziye karşı

gösterilecek sahte bir hürmet ve riayet siiikiyle aşırı nizam ve intizam kurma temayülii, İslamın

deruni ruhuna aykırı idi. Neticede, İbn-i Teymiyye'de göriilen kuvvetli ııksiilıımeli yatattı."

"Kendisi, ictihad hürriyeti davasiyle, 4 mezhebin kat'iyetini reddederek ona karşı isyan etti

ve yeni bir başlangıç yapmak azmiyle ilk usullere avdet etti" (Türkçe tereemesi: S. 171)

İlın-i Teyrniyye, Suyuti Vehhabi, Senusi Bab, hareket lerine temas t:ttikten sonra diyor ki:

"Türkiyeye gelince, modern felsefi fikirlerle genişletilmiş ve takviye edilmiş olan ictihad fikir.

lerinin Türk Nlilletinin dini ve siyasi tefekküriinde uzun zamandan beri müessir olduğunu görürüz.

Bu, Halim Sabit'in (Şibay) fslam hukuku (fılıhı) hakkında modernsosyolojik merhumlara dayanan

yeni nıızariyelerinden açıkça anlaşılmaktadır. Eğer İslam rönesansı bir vakıa ise -ki ben

bunun bir vakıa olduğuna inanıyorum- biz de bir gün, Türkler gibi, akli ve zihni rnirası-mıza yeniden kıyrnet takdir etmeliyiz. Bunun için, umumi

t

sliım tefelıküriine hr/s//si birşI?)'

ilare edemezsek te, hiç olma.zSll, sağlam muhafazakar tenkid yoluyle, İsltlm iileminde alabildiğine

yol alıp gitmekte olan hnrelıeti kontrol altında tutaCl/k bir hiz~ette bulunabilelim." (S. 468)

"Şimdi de size Tiirkiye'deki dini, siyasi tefelılıiirii hulasaten anlatacağım: Bu da size Ictihar!

lwvvetinin o memleketin son zamanlardaki tefehkür ve faaliyetinde ne suretle tezahür ettiğini

(6)

---

----50

O. KESKİOGLl.:

Bir içtihad i~i saydığı hilafetin ilgasma temasla diyor ki:

"Bu hususta ilk akla gelen siltlI şııdıır: Hilafet mansıbının bir tek ferde tevdi' edilmesi doğru

nıudur? Türkiye'nin ictihadı odıır ki,

i

slamın ruhuna göre, hi1alifet veya imamet mansıbı bir

hey'-ete veya seçilmiş bir meclise tevdi edilebilir. Mısır ve Hindistan'da Islam uleması, bildiğim kadar,

henüz bu husus üzerinde fikir beyan etmemiş bulunmaktadır/ar. Şahsen ben, Türk nokta-i nazarının

doğru olduğltlla inanı)'orum.' Bıı 1nkta üzerinde münakaşaya lüzum yoktur. Demokratik hükumet

şekli, yalnız Islam ruhuna tamamen ııygun olmakla beraber, ıslam iileminde başılJOş bırakılmış

yeni kuvvetler karşısında bir zaruret haline gelmiştir." (Ayni ı~ser: S. 176).

"Alemşümfıl hilafet fikri müessiriyetini kaybetmiştir. Ve asr-ı hazır İslam müessesesinde canlı bir amil olarak faaliyetini idame edemez. Hatta faydalı bir maksada hizmet edemedikten başka müstakil İslam Devletlerinin tekrar birleşmesine engelolmuştur. İran, hilafet mes 'ele-sinde ayrı doktrinleri yüzünden Türklerden uzak durmuştnr. Fas, her zaman onlara yan bakmış-tır. Arabistan ise hususi emell"r bı~sleıniştir. İslamdaki bütün hu kopmalar, sade.:e, çoktan kay-bolmuş olan bir kudretten kalmış hir sembol uğruna vaki olmuştur. Bu itibarla, Türkler daha ileri giderek diyebilirler ki, siyasi düşünüşiimüzde neden geçmi~ tecrübelerden ders almaya-lım?" (Ayni eser: S. 177)

İkbal burada İhn-İ Haldun'un hilafet hakkındaki goruşune dı~ğiniyor. Ali Abdurra-zık ta, ondan önce Seyid Bey de: Hiliifetin Mahiyet-i Şer'iy)'esi, HiMfet ve Hakimiyet-i Milliye

adlı iki eserinde İbn-i Haldun'un bu görüşünü açıklar.

İkbal milliyet ~ereyanlarını çok makul buluyor, milliyet.;i Ziya Gökalp'ı alkışlıyor. (Şim-dilik her Müslüman millet kendi içine çekilerek kuvvetlenmeğe, kalkınmaya çalışmalıdır, diyor.) İkbal, Yeni Türk Düşüncesinde, İslam'ın milletlerarası ülküsünün doğuşunu görmektedir. Ve Türk düşünürü Ziya Gökalp'ı bu mcfkfırenin müme"sili saymakta ve şöyle demektedir:

"Bıı yeni ülkü Büyük milli şair Ziya Gökalp'ın eserinde açıkça aksettirilmiştir. Onun Comte'un

felsefe sisteminden ilham alan şiirleri, Türkiye'nin bugünkü fikrini şekillendirmeğe yardım

etmiş-tir." Burada Ziya Gökalp'm Dinle Ilim adlı şiirini vermekte ve bunun bugünün İslam

dün-yasında gittikçe beliren umumi dini görüşü daha çok aydınlattığı söylemektedir. (S. 468) (İkbal Gökalp'ın bu şiirini almanca tercümesinden okumuştur. Arabca tercemesi tam muvaffak bir terceme sayılmaz, Şiirin başlığı dinle ilim iken Türkçe tercemesinde din ve fen denilmiş ve şiir aynen verilmemiş.) Biz Gökalp'ın, Almall(:adan ingilizceye, ondan arapçaya olmak üzere dilden dile çevrilen o şiirini aynen veriyoruz:

DINLE ıL/M

1

nsanların ilk mürşidi kimlerdir?.

Hiç şüphesiz Peygamberler, veliler ...

Bu devirde din hikmete rehberdir;

Ahlak, sunat hep o nurdan alır fer .. '.'

Fakat sonra din yerini ham zühde

verir, artık coşkun reedi azalır;

Velilerin yeller eser yerinde,

Mürşid adı fal.-ıhlara irs kalır.

Fa/..,hları,,; kılavuzu nakl("yat,

Dini zorla siirükler bu yola ...

Hikmet der ki "Bana rehber a/diyyat;

(7)

"YENİ İSL,bl DÜŞÜNCESİ" ÜZERİNE RAZI GÖRÜŞLER

Din mürellbi olur, hihomet muallim,

Herbirisi çeker ruhu bir yana!

Savaşırken bunlar, çıkar meydana

Tecrübeden doğma müspet bir ilim.

Bu son üsıad der ki-: "Nakıl tarihtir,

Akıl yolu bu tarihin usulü;

Ikisi de aynı şeyi gösterir,

ilfa/lUp olan: Ruhun ona vusulü!"

O şey nedir? Bir vecidli gönül mü,

l( w/si olan herşeyona dil midir?

Öyleyse al benim de son sözümü:

"Din I•.alpteki vecdin müspet ilmidir!"

Yeni Hayat, 191B

51

İkbill, Gökalp'ın Vatan şiirinde ileri sürdiiğü bazı görüşlerinin, İslam tarihinıle misli giirül-memiş hirşey olınadığlIlI, Muhammed h. Tumert, Müvahhidil1 HükuIIletini kurduğu zaman Kur'an ve ezaıı:ın Berheri diliilde okunmasını emrettiğiili söylüyor. (Ayni eser, S. 180)Gökalp'ın

yine Yeni Hayat kitabmdan Aile şiirini alarak: Nikah, talak, miras hususunda aileıle müsilvat

olmadığını ileri sürmesini, şairin İslam hukukunu iyi liilmemcsinc hamlcdiyor. İslilmda nikilh medeni bir akittir. Kadııı boşama hakkını kendisine şart koşahilir, nikiihta iki tarafııı rızası şart-tır, kadın ile erkek arasında eşitlik olduğunu Bakara Suresinin 228 inci ayeti açıkça gösterir. (S. 473) (Yazar, bir tenkidci sıfatiyle burada Cemil S. Zehiivi'nin kadın hakkındaki şiirine de dokunınalı idi.) Bununla beraber İkbal, kocalarından kurtulmak için irtidat cdcn Pcncablı ka-dınlardan da bahseder. (Türlcçe tercemesi: S. 188)BUIl(lan sonra İkbill inkılap Türkiyesi hakkında şu hükmü veriyor:

"Filhakika, Islam milletleri arasmda bugiin dojJ,matik uykusıından uyanıp zati şuura

erış--- --- -

----miş yegane millet Türkiye'dir. Zihni (akli) hürriyet hakkını talep eden yalnız odur." (S. 470)

Tür-- Tür--Tür--Tür-- --- ---

_

..

_.

--- --

--kiye hakkındaki hu takdirkilr sözler, yazarı biraz sinirlcndirmiş olacak ki, yeni Türkiye hakkında ileri geri sözler sarfediyor. İkbal sözüne devamla diyor ki: "o oo Bugün bir çok Miislüman

mem-leketlerinin hali böyledir. Onlar eski kıymetleri mihaniki bir şekilde teknırlamalaadırlar. Halbuki

Türh" yeni kıymetler yarıı/ma yolundadır. O, kendisine derııni zatını izhar etmiş olan büyük

tec-rübelerden geçmiştir. Onda hayat, harelret etmeye, dejJ,işmeğe ve gımişlemeğe başlamıştır." (Türkçe

tercemesi S. 181).

İslam tekamüle müsaittir ve bu olmuştur. "Müsliiman her zaman dini görüşünü, kendisini

ihata eden kavimlerden almış oldu/tu kül/ür luıSllrlarına uyacak bir şekilde a:rarlamıştır." (Ayni

eser: S. 183).

Prof. Horten, 810 yılı ilc 1200 yılı arasında l0n den fazla dini fırka çıktığını söylüyor. Ger-çekten İslaın müsamaha dinidir. İetihad devrinde 19am eli mezheh kurulmuştur. Aneak sonra-ları fukahanm kavli dondurulmuştur. İkbal bundan şikiıyet ,idir: ";\le yazık ki, bu memlı~ketin (Hindistan'm) muhafazakar İslam halkının zihniyeti, fıkıh mevzuuııun tenkidi bir şekilde ele alınmasına henüz pek müsait değildir." (Ayni eser S. 184) "Biliyorum ki, İslam ulı~ması, malum fıkıh mezhebIerinin nihai ve gai olduğunu iddia eder. Ayni zamanda tam bir ietihadm nazari olarak zamretini inkarada asla imkaıı~bulamazlar. Ulema'nııı bu davranışına mueib olan sebepleri, kendi anlayışıma göre, yukarıda izaha çalıştım. Fakat mademki, zaman değişmiştir ve bugünün bugünün İslam alemi, insan tef(~kküriiniin fevkalilde bi •. şekilde ve her cihdten neşvüneması

(8)

52 o. KESKİo{;LU

neticesinde başıboş bırakılmış yenı kuvvetieric karşı karşıya ve onların tesiri altındadır. Bu davranışın, yani nihai iddiasının artık idame ettirilmesinde bir sebep göremiyorum. ;\,Iezhebleri-mizin kurucuları, istidtiH ve tabirierinin kat'i ve nihai olduğu davasında bulundular mı? AsHl. Bugünün serbest fikirli nesIinin temel kanun ve fıkıh nizamlarının, kendi hayat tecrübeleri ve değişmiş olan modern hayat şartları ışığında yeniden gözden ge'iirilip tefsir edilmelerini isteme-leri bence haklı bir davadır." (Ayni eser: S. 187)

İkbal, Emevi ve Abbasiler, icma miiessesesini, kendilerini devirecek toplu bir kuvvet haline gelmesiu diye, toplu icmaa gitmeyip ferdi iema halinde bıraktıklarını söylüyor, iema müessese-sinin teşrii meclis halinde olmasım istiyor ve ancak bu suretle fıkıh nizal1llmızın uyuşuk ruhunu canlandırıp fa'al haıc getirebilir ve ona tekiimüli bir veehe verebiliriz, diyor. (Ayni eser: S. 19:~)

Yürüyen hayatı, donmuş kaideler içine kuru bir mantıkla sıkıştırmağa çalışmağı beğenmez: "Bugünün Hanefi fukahası, tıpkı İınam Ebu Hanife tenkidcilerinin, mahsus vak'alar üzerine verilen hükümleri ebedileştirdiklcri gibi, kendi mezhebinin ruhuna muhalif olarak İmam Ehfı Hanife'nin t efsir \e tabirierini ebedileştirmiştir." (S. 196).

İkbal, ictihad bahsini şöyle bitiriyor:

"" ictihad mevzıııwdah'i Im muhtasar müzakere, ümid ederim ki, sıze ne esas fıkıh usulleri,

ne de bugün elimize gelen fıkıh nizanıları içindi!, halihazırdaki amel tarzım haklı çıkaracah, bir

şeyin bulunmadığını göstermiş bul ım ııyor. Şimdi islam alemi, nafiz tefekkür ve taze tecrübelerle

miicehhez olarak, önlerindı! açılan yolda, Islam fıkhını .,,'eniden teşkil ameliyesini cesaretle ele

rıl-malıdırlar." (S. 197).

İkbal'in eserine neden (İslumda Dini Tefekkürün Yeniden Teşkili) adıiıı verdiğini artık anlamış hulunuyoruz. O, samimi hir Müslümandır. Kurtuluşu, araştırma ruhununuyanmasında, ietihadda görüyor. Bu din, insana şerefli bir hayat veren temiz ve mübarek bir dindir. Lakin yanlış tasavvuf ve taklidci taassub yanlış tevillerle onu bu hale getirmiştir.

Benden Sofi ve Mollaya $elam söyle,

Çiinkii onlar bana Allah'ın peyamını getirdiler.

Ltikin onların tevilleri; Allahı,

Gbrili ve Mustafayı hayretler içinde bıraktı.

(İkbal, Cavidriame, s. xx)

Yazar, tKBALt, MUHAMMED ABDUH'den sonra gelen gerçek bir ıslahatçı göstermek-tedir. Ancak onun Türkiye hakkındaki takdirkar sözlerini beğenmemektedir. (S. 174/475) İkbal, Ziya Gökalp'ı, yeni Müslüman Tiirkiye'nin en uyamk mümessili saymakta, Türkiye'deki yenilik, ıslahiit ve inkılap hareketlerini takdirle karşılamakta, birçok yerlerde Türkiye'yi bir nümune İslam memleketi olarak göstermektedir. Yazarın yeni Türkiye hakkında bilgisi biraz sathi olsa gerek (Ziya Gökalp'ın ismini hiledoğru bilmiyor, ~ i

:J;S-

yazıyor). İslam aleminin ilk uyanan devleti olan Türkiye'yi gözden düşürmek, bu suretle Doğuda sömürgeeilikleri devam ettirmek isteyenlerin, Türk inkılaplarını kötülediklerini, sömürgecilikten kurtulmanın tarihini kaleme alan bir yazarlıı bilmesi gerekti. Sömürgcciliğe karşı kalkan ilk yumruk, Türk yumruğudur. Diğer İslam ülkeleri ondan örnek almışlardır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Bundan dolayı bir taraftan teşkilât bakımından istihsal vasıtalarında bi­ le hususî mülkiyete ve iktisadi hürriyete dayanan, teşebbüsün netice­ sinden şahsen

Cam, odun, kâğıt üzerinde bulunan lekeler kazınarak binde do­ kuz tuzlu su içine alınır. Lekeli kumaşlar küçük parçalar halinde kesi­ lir. Mevcut parçalar takriben iki

1947 tarihine kadar memurların ve başka müstahdemlerin haksız fiillerden dolayı hazine (Kron) mes'ul değildi. Bu itibarla bu kabil dâ­ valar münferid hâdiseden mes'ul olan

Teşkilât üyeleri, alınmasına iştirak etmemiş olsalar bile Gü­ venlik Meclisinin kararlarını kabul etmek ve uygulamak hususunda mu­ tabık kaldıklarına göre

15 CGK 4, I, 937, e.. hakikata dönmesi ihtar edilmemiş olsa bile yalan yere şahadet halinde suç tekemmül etmiş olur. Şahit olarak kendisi çağrılmadığı halde çağrılan

Ferdin insan olmak itibariyle sahip bulunduğu tabiî hakları bir liste halinde Esas Teşkilât kanununun başına vaz'etmekteki gaye, hiç şüphesiz, vatandaşı Devlete karşı

1 — Lâyikliğe aykırı olarak, Devletin temel nizamlarını dinî esas ve inançlara uydurmak amaciyle, cemiyet tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idaresi ile bu gibi

Daha yirminci yüzyılın başında Almanya ile Rusya arasında bulu­ nan formüllerden (ve yapılan projelerden bahsetmeksizin geçmek zorun­ dayız- Rusya ve Almanyadan başka İsveç