PARİS’TE TÜRK RESSAMLARI
Kosta DAPONTE
ABİDİN DİNO,
“ SANATIN
KENDİNİ
KABUL
ETTİRMESİ
KALABALIKLARLA
BULUŞMASINA
BAĞLI,, DİYOR
1933
k'te Elif Naci, Cemal ! Tollu, Zeki Faik ' îzer, Nurullah Berk, Eşref Üren ve Zühtii Müridoğluile «D Grupu»nu kuranlardan
olan Abidin Dino, Paris'in yirmi yıl sonraki çizgisini görmek is ter gibi bu yaz yeni bir binanın 9. katma taşındı,
Nurullah Berk «İstanbul Re sim ve Heykel Müzesi» kitabın da, 1913’te İstanbul’da doğan Abidin Dino için «Bu ressam kuşkusuz ilginç bir sanatçı» der. İstanbul’daki müzede ancak bir tek yağlı boya resmi bulunan Abidin’in Paris, Seatle, Antibes müzelerinde ve İtalya, İngiltere Belçika, SSCB, ABD ve Türlüye’ deki özel kolleksiyonlarda da re simleri var.
İstanbul’da Robert College’de okuyan ve 1928’de onbeş yaşın dayken Türk gazetelerinde kari katür çizmeye başlayan sanatçı ilk sergisini 1932’de Leningrad’ da açmış ve Sovyetler’de ünlü rejisör Eisenstein’in yanında si nema çalışmalarını sürdürmüş tü.
Çağdaş Türk resminin gelişme çizgisindeki başarısı konusunda Abidin Dino bize şunları söylü yor:
Sanat gelişimi
«Bildiğiniz gibi sanat kollan atbaşı gelişmez birçok nedenle, büyük yenilikler, başarılar, şu ya da bu kolda kendini göster miştir. Shakespeare çağında o- nunla boy ölçüşecek bir İngiliz ressamı yok, örneğin. Bizde, Cumhuriyetin kuruluşundan beri ağır basan sanat kolu edebiyat olmuştur. Bu da oldukça doğal. Büyük değişiklik süreçlerinde, edebiyatın araçları daha etkili. .Bununla beraber ağır basan kol, tarih süreci içinde etkenliğini yi tirebilir. Şeker Ahmet Paşa’nın resmi, Ahmet Mithat Efendi’nin romanlarından sanki daha ağır basıyor bugün.»
Bu ölçüye göre çağdaş Türk
resminin durumunu soruyoruz
Abidin Dino’ya:
Dünya çapı
«Buna kesin bir karşılık verile mez, üstelik sorun ülkenin sınır larını aşıyor. Değer ölçümüzde öncelik kendi ülkemizde olmak la beraber, sanat eserinin dünya daki yeri de önemli bir veri. Pi- casso’nun resmi, etkenliğini tek Ispanya’da değil, bütün dünya da gösteriyor. Şiirde Nâzım Hik met, ama yalnız Nâzım değil, düzyazıda Yaşar Kemal ama yal nız Yaşar değil çağdaş edebiya tımızın gücünü yurt ve dünya ça pında kanıtlıyor. Bununla bera ber İlhan Mimaroğlu gibi bir mü zik yaratıcısı da dünya çapında etkili. Fellini’den Dubuffet’ye ka dar birçok ustalar ondan yarar lanıyorlar. Birçok ülkede gençlik Mimaroğlu’nun elektronik araç larla yarattığı ses kümelerine tut kıuı. Mimaroğlu, çağdaş sanatın öncüleri arasmda. Yurtta • şim dilik - etkisi nedir? Belki hiç.
Ama Picasso kübizmin yolunu
açarken, yurdunda etkili miydi? Türk resmine ve heykeline ge lince, yurtta ve dünyada yeri küçümsenemez. Öteki İlhan, İ l han Konıan’dan söz ediyorum. İki yurt dışı kentte meydanlara yontusunu dikmiş bir Türk sa natçısı. Ayrıca birkaç Türk res samı dünya kentlerinin müzele rinde yer almış bulunuyorlar. Desteksiz, ödeneksiz, şatafatsız başarılan bu işler mi önemli, yoksa milyonlar harcayarak ya pılan festivaller mi? Ne olursa olsun. Türk sanatçıları kendi
güçlerine güveniyorlar «kapı ku lu» devri kapandı, üıusal so rumluluğun, toplumsal sorum luluktan geçtiğini de biliyorlar sanatçılar.»
Ulusal sanat tartışması
Ünlü Fransız şairi Philippe Soupault'un, «Gücü büyüleyici ve inandırıcı apayrı bir ressam dır» dediği Abidin, ulusal sanat tartışması lıakkmdaki görüşleri ni şöyle özetliyor:
«Yurtta birkaç yıldan beri sü ren bu tartışma kanımca kimi zaman yanılgılara götürdü. Ulu sallığın gerçek anlamı yeterince belirtilmedi. Bu deyimde yurt taki tüm varlıklar kapsanmış gi bi gözüküyor, gerçekte ise ulu sallık emekçi çoğunluk kav ramına bağlı. Ulusun içinde, ör neğin sömürücüler de var ama; sömürücü ulusun çoğunluğundan yana değildir, ulusallık kavra mında yeri yoktuı. Sanatta da öyle, ulusal çoğunluktan yana olan, çoğunluğu dile getiren, ço ğunluğun gelişmesinde etken o- lan, çoğunluğa yeni görüş ve duyuş açıları kazandıran sanat eseri ulusaldır. Eninde sonunda ulusallık, sınıfsal ırlamaya göre ölçülür. Sımfsal çelişkileri tü mü ile ele almadıkça ulusal
sa-i
rat tartışması yanılgılara gö türebilir. Ayrıca zaman süreci so runu var, önemli biı etken ola rak. Türk çoğunluğunu dile ge tiren, ona seslenen, ya da er- geç ona ulaşacak olan öncü sa nat yapıtı, yine toplumla ilgi li nedenlerle, şimdilik etkisiz ka labilir. Kültür kıtlığı içinde bı rakılmış biı- ulusta sinemaya tiyatroya, resme, kicaba susa mış bir ülkede ulusal kültür işi bir oluşum içinde başarıya ulaşır. Geleceğin geniş okuyu cu, dinleyici, seyirci kalabalık ları ile bir buluşma sözkonusu, ara yerde direnmeleri yasakları da hesaba katmalı.»
Ne gibi direnmeler diye soru yoruz, cevap:
«B ir örnek vereyim isterse niz, Bugün bize ulusallığın ta
kendisi gibi görünen Yunus
Emre’nin kimi dizesi, düşünce si, 16. yy.’da bile ağır bir suç sayılmıştır; çağın en büyük fı kıh üstadı Ebussuud’un verdiği fetvalara göre, Yunus’un dize lerini söyleyerek semâ edenler düpedüz «zındık». îşte Ebussu- ud efendi hazretleri fetvasından bir parça: «V e kâh (Cennet cennet dedikleri, bir ev ile bir kaç hûri, isteyene versin anı,
bana seni gerek sem...) deyû göğüslerini döğiip evzâ garibe ettiklerinde ahali mahalleden bazı kimesneler zaviye-i mez- bur’da şeyh olan zeide ( Bu ma kule evzâ’a niçün razı olur sun?) dediklerinde zeid (N e lâzım gelür?..) demiş. Böylesi bir tutum Ebussuud efendimizi çileden çıkarıyor, elcevaplar, fetvalar baskısı başlıyor. Yu nus’un ünlü dizesini söyleyerek semâ edenlere ve buna izin ve ren şeyhe, uygun görülen ce zaya bakın: «Bu itikattan rü- cû etmezse, katilleri vaciptir»..
Yunus Emre böylesi belâları
önceden sezmiş: «Yayıldı Yu nus adı, suçtur cümle taa.t’ı» (ibadeti); tehlikeli iş şu şairlik işi vesselam. Demek istediğim şu ki, ulusallığını kabul ettirin- ceye kadar sanat eseri, Molla Kasımların, Ebussuud’larm sal dırısma uğrar. Sınıfsal neden lerle, Sarayın ideolojisi, inanç biçimi ile, reaya’mn, halkın ide olojisi ve inanç biçimi çatışı yordu, Kurulu düzene göre bir tehlike sayılmış Yunus Emre, ama halk tarafından benimsen miş. Bu sınıfsal kavganın ta ze örnekleri eksik değil günü müzde. Sanatçının kendini tam
anlamı İle kabul ettirmesi n sil olsa büyük buluşmaya baû
lı.»
«Büyük buluşma dediğiniz ne dir?»
«Büyük buluşma şu bence;
3b milyonluk Türkiye'de kültür den kaç kişi yararlanacak du rumda? Kültür derken, tüm gü zel sanatların olanaklarını dü şünüyorum. Bir. milyon kişinin kültürden az çok faydalandığı nı ileı-i sürmek bile iyimser bir hesap. Kültürden yoksun ezi ci çoğunluğun kültüre kavuş ması ile, yeni kültüre kendi katkısı ile, yargısı ile meyda na çıkacaktır ulusal sanat de diğimiz şey Son 50 yılda yara tılan sanat eserleri içinde, kuş kusuz kalıcı ve ulusal birçok eser var Öyle de olsa değerler ileride değişikliklere uğraya
cak. Büyük buluşmada kimin
kalıcı kimin gidici olacağını ke sin olarak saptamak elde değil. Şimdilik kavuşmadan fazla ko- ğuşturma geçerli, ama düzele cek bu işler
«Yani iyimsersiniz?»
«Kuşkusuz» « / , r y