Yarım yüzyılı aşan ömrüyle eski bir dost evi:Ayaspaşa Rus Lokantası

Loading.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

KEYİFLİ

KONAKLAMALAR

PAZAR DERG«

HOW

s f T KİNCİ Büyük Harp” bi-

• • I teli tam on yü olmuştu, J -d ö r t yaşındaydım ve beş lambalı, akümülatörlü, ye­ şil kadranlı, sarı ıstakalı, nal gibi ” şalter”li bir radyo azma- nından cızırtılı bir Glenn Mil­ ler dinlerken annem ve ba­ bamla Ayaspaşa Rus Lokanta­ sında öğle yemeği yiyordum. En azından babam öyle anlat­ mıştı, Glenn Müler’a varınca­ ya kadar; yani bu anı gerçekte onundur, benim değil. Lokan­ tanın karşısında ve Taksim’e doğru az yukarıda Park Otel vardı; Atatürk’ten Yahya Ke­ mal’e binbir ünlüyü konuk eden ve 1979’da ” hak ile yek­ san” olan Park Otel.

Üniversi-Jak DELEON

Metevazi, ehven fiyatlı,

samimi bir ortamdır Ayaspaşa

Rus Lokantası. Sessiz ve

keyiflidir. Yanm sigara içimi

ötedeki Taksim'in inanılmaz

uğultusu buralara ulaşmaz.

Yöneticileri her müşteriyi

kapıda karşılar, hal hatır sorar,

yemek önerir; yani bir "eski

dost evi"dir sanki burası.

Yemekler tercih edilemeyecek

kadar leziz ve bol çeşittir.

' • X

• Fotoğraflar: Selim G enç

o ’’efsanevi” barı bu seferlik ” es” mi geçerler? Karşıda ve aşağılarda Alman Sefaretha­ nesiyle Modern Garajı, yamaç sırtına çıkılırsa Marmara’ya, İstanbul Lim anina, Boğazi­ çi’ne, hatta Çengelköy’den Ka­ dıköy’e, Çamlıca’dan Alem- dağ’a uzanan ’’nefis” manza­ ra... Şehir o demlerde beton­ dan ve çimentodan nasibini al­ mamış, geniş ve ’’paket taşı” döşeli yokuşu tek tük noktala­ yan yapılar iki katı geçmemiş­ tir. Alman Sefarethanesi’nin arkalarından denize ’’tatlı bir meyille” uzanan Ağaçırağı ve Sarayarkası sokaklarının ad ları bugün ne olmuştur? Reşat Ekrem Koçu, Sarayarkası’nda- ki evlerin Boğaz’m karşı yaka­ sına ’’ fevkalade nezaretli” ol­ duğunu yazar; sarayburnu da buralardan ”pek muhteşem” görülür. Evliya Çelebi’yse Ayaspaşa’nın onyedinci yüzyıl

ortalarında ’’namlı bir mesire yeri” , uçsuz bucaksız bir kır olduğunu söyler...

”Nostalji” nin dozu aşırıya kaçmadan bugüne dönelim: Rejans’m kalabalığına rağbet etmeyen ”ehl-i damak” kişiler Ayaspaşa Rus Lokantası’nı mekân tutmuştur. Aralarında ünlü ’’gourmet” Doğan Hızlan üstadımızın da bulunduğu ga­ zeteciler, edebiyatçılar, öğre­ tim üyeleri ve çevredeki işyer­ lerinden bir saatliğine kopup gelen ’’zevat” oluşturur müda­ vimleri. Madam Judith bir anı­ dır şimdi, kapıdan içeri girip salona yöneldiğinizde karşı du­ vardan size gülümser ama ki­ mileri onun son yıllarını iyi hatırlar: Çok, çok yaşlı bir ton­ ton teyze, mutfağın yanındaki küçük sandalyeye ilişmiş, gü­ ler yüzü ve ışıl ışıl çocuksu gözleriyle gelene geçene ’’Mer­ haba” demektedir. Lokantayı

Cemal Ok’a devretmiş, Hüse­ yin Parlak da yönetici olarak atanmış ama Madam’a hep ’’anne” gözüyle bakılmış, Ce­ malde Hüseyin her zaman ’’aman sıkılmasın, üzülmesin” diye üzerine titremiş, ölümüne değin gerçek iki evlat gibi bak­ mışlar. madam ’’terk i dünya” eyleyince de lokantayı geniş­ letme çalışmalarına girişilmiş ve böylece birkaç masalık yer daha kazanılmış.

’’Mütevazi” , ”ehven” fiyatlı, ’’samimi” bir ortamdır Ayaspa­ şa Rus Lokantası. Sessiz ve ke­ yiflidir. Yarım sigara içimi öte- dek Taksim’in inanılmaz uğul­ tusu (nasılsa) buralara ulaş­

maz. Cemal ya da Hüseyin her müşteriyi kapıda karşılar, hal hatır sorar, yemek önerir; yani bir ”eşki dost evi”dir sanki bu­ rası. Önerilen yemekler ara­ sında önce (tabii ki) ’’Borscht çorbası” gelir. Ardından Viya­ na usulü ’’schnitzel”, Rus bifte­ ği (dana jambonlu, peynirli ve mantarlı), makarna fırında, kaşar pane, Macar gulaş, kül bastı, ’’Moeuf Stroganoff” , bıl­ dırcın ve ’’piliç Kievsky” sıra­ lanır. Tercih (damak keyfine ve anlık ” ruh haline” göre) müşterinindir. Gerçek ” müda- vim’der Viyana usulü ’’schnit zel” ya da Rus bifteğiyle yetin­ meyi bilir ama diğer yemekler

de aynı oranda ”leziz”dir. Bir de rendelenmiş beyaz peynirli karışık salata gelir ki yalnız onunla bir ’’karafaki” dolusu ’’ sarı votka” devirmek müm­ kün! Yemek faslıyla kahve re­ haveti arasındaki zaman süre­ cinde ayva fırında (armut da olabilir), ’’palaçinko” (meyve kompostolu ve kaymaklı sı­ cak krep), elmalı ’’strudel” gi­ bi tatlıların tadına varılabi­ lir...

GÖLGELİ HÜZÜN

Sözün kısası, yarım yüzyılı aşan ömrüyle sıcak, özenli ve keyifli bir yer Ayaspaşa Rus Lokantası, insanı eski İstan­ bul’a ilişkin düşlere sürükle­ mesi de cabası! Hele ’’Orient Express” ten inenlerin buraya ayağının tozuyla geldiği, Pera Palas’ın suskun asaletiyle Ho- tel d’Angleterre’in gölgeli hüz­ nünden birkaç saatliğine ko- pabilen konukların uğrama­ dan edemediği düşünülürse...

Az kaldı unutuyordum: Ne oldu Türkçe’yi Fransız ” aksa- nı” yla konuşan Madam Ju- dith’in siyah devekuşu tüyün­ den, sapı oymalı gülağacı, or­ tası küçük aynalı yelpazesi?

Ayaspaşa Rus Lokantası, İnönü Cad. 77 A, Ayaspaşa Tel: 243.48.92

22SHOVV

deteydim. yirmilerindeydim ve içkiyle "mesafeli” bir dost­ luk kurmuştum. Tiyatrocu ta­ kımıyla arada Park Otel’in ba­ rına takdirdik ama öğle (ya da akşam) yemeği ’’bermutad” Ayaspaşa Rus Lokantası’nda yenirdi. O Ayaspaşa Rus Lo­ kantası ki ” ağabey” i Re- jans’tan birkaç yıl sonra Ma­ car göçmeni Judith Krischa- novski ve Beyaz Rus kocası ta­ rafından kurulmuş, ’’müteva­ zi” ama özenli mutfağıyla çar­ çabuk ” öteki” Rus Lokantası ünvanını almıştı. Yü 1943’tü...

BİRAZ NOSTALJİ

Çok gerilere gidip Ayaspa- şa’nın (kesinlikle Ayazpaşa de- ğü ama her ne hikmetse o ba­ yır hep rüzgârlıdır) tarihine bakıyorum: Vakit Osmanlı za­ manıdır ve Ayaş adlı bir Arna­ vut ağası yeniçeri olarak katü- dığı tüm muharebelerde ya­ rarlık üstüne yararlık göster­ mektedir. Ayaş Ağa sonraları Kastamonu Sancak Beyi ve Anadolu Beylerbeyi rütbesine Yükselecek, ardından Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı olarak Ayaş Paşa adıyla anüa- cak ama ölümünden yıllar sonra Taksim’den Kabataş’a inen uzun bir yokuşa adının

lac, Packard, Plymouth, Belve- dere, Chevrolet, Buick, Chrysler ve Desoto ’’ hüküm- ran”lığı en az on yü sonrasına denk düşecektir... Taksiyle ge­ len de vardır; yandan çarklı taksimetre ilk 400 metreye ka­ dar 20 kuruş yazar, sonra 150 metrede bir tamı tamına 2 ku­ ruş atar. Büyük para, azizim!

SAMİMİ BİR ORTAM

Çallı İbrahim ve Fikret Adil de akşam yemeğim burada mı yiyeceklerdir? Pera’daki ” Ale- on” (bugünkü Alyon) sokakta salma salma gezinen ’’artist ve müzisyen” tayfasıyla şakalaşa şakalaşa Ayaspaşa’ya doğru mu yürümektedirler? Beyoğlu tarihçisi Said Naum Duha- ni’nin bu sokakta doğduğunu kaç kişi bilir? Park Otel’e şöy­ le bir uğrarlar mı yoksa pek de ’’hassas” olan Madam Ju- dith’i hüzünlendirmemek için

SHOW 23

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi verileceğini hiç mi hiç bilme­

yecekti!

Neyse, Ayaspaşa Rus Lo- kantası’nın kurulduğu yıllara dönelim: Avrupa’yı sarsan sa­ vaş, karartma geceleri, gün­ düz Pera’da yürüyüş, akşa­ müstü önce Park Otel barı, sonra Ayaspaşa Rus Lokanta- sı’nda Madam Judith’in kendi elleriyle hazırladığı tipik Rus yemekleri, yani ’’borscht çor­ bası” , ’’boeuf strogonoff” , "pi­ liç Kievsky” ... Tramvay pek eğlencelidir, Ilber Ortaylı’mn yazdığı gibi ’’İstanbul’un asa­ let beratı”dır ama kapı önünde dizilen Victoria Dodge’lar, Sunbeam’ler Model-T Ford’lar, Bugatti’ler, içinde at koşturu­ lası Studebaker’lar ve sülün gibi Daimler’ler Ayaspaşa Rus Lokantası’nı onurlandıran ” muhterem”lerin tramvaya pek ’’rağbet” etmediğini kanıt­ lamaktadır. Oldsmobile,

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :