Tek Kişilik Oyunların Virtüözü Müşfik Kenter
Acaba sürekli gözler tek kişi nin üzerinde olunca oyuncu na sıl bir ruh hali içine düşüyor?
"Aslında çok kişili oyunlarda da oyuncu, seyircinin gözü kendi üze rinde olduğunu hissederek oyna malı, Yoksa başkası konuşurken, gözler nasıl olsa benim üzerimde değil diye düşünürse, zaten hiçbir zaman başarılı olamaz. Onun için, bana göre pek de farklı değil tek kişilik oyunlar, Yalnızca sorumluluk duygusu çoğalıyor, o kadar. O da
türlü.
Metine olduğu gibi sadık kal mışlar mı? Önce hiç değiştirmemek niyetindeymiş. Yapıtı olduğu gibi sahnelemek kararındaymış. Ancak oyunun yönetmeni Oğuz Aral'ın bazı eklemeler yapması, oyunu da ha da güzelleştirdiği kanısında. "Örneğin hapishanede yazdığı mektupları, oyunla bağdaştırmanın, renk katacağını hem de sürekli sa vaş anlatmanın tek düzeliğinden oyunu kurtaracağını düşünüyor. Böylece daha da sıcak oldu eser diyor.
Diğer oyunları gibi ilgi göre ceğine inanıyor mu?
- Biz hep seyirciye iyi birşeyler vermek umuduyla... iyi olacak dü şüncesiyle çıkarız yola! Oyunun ilgi görmesi, beğenilmesi bizi yalnızca mutlandırır.. Yani biz elimizden gel
diğince sunacağız. Karşı tarafın tepkisi ne olur bilemiyorum..
Tek kişilik oyunlarda, eğer rolü kuvvetli bir oyuncu üstlenmemişse, oyunu seyirci açısından sıkıcı ola bilir mi?
“Tek kişilik oyunlar, büyük de neyimleri olan ve biraz da virtüöz olan sanatçıların yapacağı oyunlar dır” diyor Müşfik Kenter.
" Tek kişilik oyunlarda sorumluluk duygusu çoğalıyor"
sahnede değil de çalışma sırasın da. Çünkü çok kişili oyunlarda so rumluluk paylaşılıyor. Tek kişide sorumluluk yalnızca tek oyuncunun oluyor."
Avantajını anlatırken, "Tek kişilik oyunlarda, turneye gidildiği za man, otel, yevmiye ve yol parala rından ekonomik açıdan biraz ya rarlanıyoruz” diyor gülerek. Ama bunun yanında, oyuncu açısından zor taraflarını da hemen sıralayıve- riyor. "Sorumluluk yalnız oyuncu nun kendisinde olduğu için, İki sa atlik bir oyunda çalışılacak çok sözcük olduğu unutulmamalı“ di yor.
Tiyatrodayız ve provalar başla mak üzere. Sabırla ve her zamanki kibarlığı ve nezaketi ile yanıtlama ya çalışıyor sorularımı. Tiyatro sev dasını öğrenmek istiyorum. "A ba kın. Kanımı akıtsalar tiyatro akar derler ya. Ben öyle değilim. Benim öyle tiyatrocu olacağım diye bir tut kum yoktu çocukken. Ankara'da otururken, Cebeci bir sanat çevre- slydi o zamanlar. Ne bileyim, rah metli Ulvi Uraz'lar.. Agah Hünler, Ruhi Su'lar falan, hep o çevrede otururlardı. Tabii biz de o çevre İçinde büyüdük. Belki Yıldız'ın ben den önce tiyatroya girmesi de etkili olmuştur benim bu mesleğe itilme me. Zaten akabinde ben de çocuk tiyatrosuna girmiştim. Ama asıl
Amerika'da yaşayan ve doktor olan ağabeyim teşvik etmiştir beni kon- servatuvara girmem İçin. Tabii son- y ra çok sevdim., çok çalıştım ve ba
şarılı oldum, vazgeçemediğim bir meslek oldu tiyatro... Vazgeçmedi ğim diyorum; çünkü artık vazgeç sem de başka bir mesleğe atıla- mam kİ."
Demek Amerika'da yaşayan bir kardeşleri daha varmış.. O hemen düzeltiyor.. "Beş., hatta altı. Ama biri artık aramızda değil. "Hepsi de bir anneden babadan. Yalnız ölen kardeşleri, annesinin ilk eşinden- miş.. "Yaa. işte biz böyle çok kar deşiz" diyor gülerek. En küçükleri de Müşfik Kenter'miş..
Sohbetimiz koyulaşmışken, sahnenin hazır olduğunu haber ve riyorlar. Oysa benim sorularımdaha bitmedi ki.. Aşk... ve evlilik
hakkın-"Benim öyle tiyatrocu olacağım diye bir tutkum yoktu çocukken"
"Hakça herşeyin paylaşıldığı bir dünya istiyorum"
daki düşüncelerini de öğrenmek is tiyorum. Beni kırmayıp devam edi- yor.Ama önce ilk rolünü anımsayıp anımsamadığını soruyorum. Sela- hattin Batum'un Altun Han oyunun da Oğuz Ata imiş. Ya şimdiye ka dar üstlendiği rol sayısı... "Şimdi pek sayısını bilmiyor ama, sanıyo rum yüzü çoktan geçmiştir." diyor.
Beş kez evlendiğini söylüyor. Her evliliğe adımını atışında sıcak bir yuva özlemiyle çıkmış yola.
Onu bu birlikteliklere İten duy gunun adını koyamıyor bir türlü. Aşk mı., sevgi mi., dostluk mu de se?.. Hep bulduğunu sanıp, bula madığını anlamış bir süre sonra. Yalnız bu son evliliğinde aradıkları nın tümüne kavuşmuş galiba.. “On- beş yıldır bu birliktelik hiç aksama dan sürdüğüne göre" diyor. Ve bu evililiklerden dört kez de baba ol manın tadına varmış...
insanın aradığı, hep sevgi değil mi bu dünyada?
Ona hak vermemek elde değil. Ona katılıyorum. Aynı kavgasız, gürültüsüz bir dünyada insanların en İyi koşullarda yaşaması isteğine katıldığım gibi. "Hakça herşeyin paylaşıldığı bir dünya istiyorum" di yor. Kuşkulu, "Olabilir mİ?" diye so ruyorum. O, umutlu "Niye olmasın?" diye soruyor..
Röportaj: Gülgün Ayral
Taha Toros Arşivi
* 0 0 1 5 2 2 2 6 4 0 0 6 *