• Sonuç bulunamadı

Genç ihtiyarlar ve ihtiyar gençler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Genç ihtiyarlar ve ihtiyar gençler"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

URtYET

&

ı m

T l

-G ene ihtiyarlar

ve

ihtiyar gençler

Pariste (Luxembourg) bahçesinin bir

kenarında oturmuş düşünüyorum. Yanım­ da ezgin çehreli bir ihtiyar var. Üstünün, başının dili şunu diyor: Çok yoksulum; hem pek uzun zamandanberi.

Hayatın çizmesi altında ezilenlerin si­ masını hepimiz biliriz. O yüzlerde her

türlü zahmetin hiyeroglifleri çizilidir. Bu adamda da öyle. Yalnız hiyeroglifler o kadar okunaklı ki manalarını sezmek için Şampolyon (Chempolion) olmağa lüzum yok.

Fakat işte umulmadık bir hâdise: İhti­ yar cebinden bir kitab çıkardı ve gördüm ki bu kitab son senenin (Astronomie) yıl­ lığıdır. Tuhaf şey, bu eseri (H e y ’et) bi­ lenler, riyaziyeden iyi anlıyanlar okur. Ekmeğini bile kolay bulamaz gibi görü­ nen bir adam, o derece çetin işlerle acaba niçin uğraşıyor? Yoksa, zavallı kendisi­ ne vefa göstermiyen kürenin dışında mı teselli aramaktadır?

İhtiyar, cebinden bir de defterle kur­ şunkalemi bularak bazı hesablar yapmağa başladı.

İçimde birşey, beni şu adamla konuş diye dürtüyor. Bir taraftan da sıkılıyo­ rum. Nihayet kararımı verdim; ve kendi- sile tanıştım.

Yaşlı adam, bana tekellüfsüz bir tatlı­ lık gösterdi. Aslı Polonyalı imiş. Çok zaman eski Rusyada kozmografya öğret­ menliği etmiş. Ve ihtilâlden sonra Parise gelip kalmış.

Kendisine sordum:

— Daima göklerle uğraşmak, toprak üstünde raslayıp iğrendiğimiz birçok adi­ likleri belki size unutturur. Herhalde gıp­ ta edilecek talih!

— Bilâkis; iş tamamile tersine! Gerçi gençliğimde vaziyet biraz öyle idi. R e - simle musikiye çok merakım vardı. Meş­ hur Rus şairi (Puşkin) de pek hoşuma giderdi. Lâkin romantik hayat, bana sayı­ sız acı ve felâket göstermiştir. O zaman, zaten ötedenberi sevdiğim hey’et ilmine kendimi büsbütün verdim. Fakat...

Niçin fakat diye sordum. Ben de astro­ nominin hakikî vurgunlarından biriydim. Yazık ki şimdiki işlerim onunla istediğim kadar meşgul olmama fırsat bırakmıyor. Yoksa dünyadan bunaldıkça ilmin öğret­ tiği semaya atılmaktan iyi teselli olur mu?. ihtiyar hüzünle gülümsedi ve cevab .verdi:

i — Nikbinliğinizi tebrik ederim. An - hak ben sanıyorum ki asıl korkunç şey, ahsettiğiniz ilmin bize tanıtmakta oldu- u göktür. Yoksa atalarımızın, cedlerimi- n muhayyilesinde doğup büyüyen sema, ırçekten bir cennetti ve insanlık için ideal r teselli kucağı!

Çünkü astronomi bugünkü haline gel­ eden evvel bir gün göke çıkacağımıza anabilirdik ve bütün ümidimiz oradaydı, lalbuki şimdi hiç bir saniye gökten me­ lediğimizi, hatta istesek de onun dışına ıkmak ihtimalimiz olmadığını biliyoruz, ponra gene biliyoruz ki gök dediğimiz poşluk, hayalimizin bile kavrıyamıyacağı kadar uçsuz bucaksız bir hiçlik çölünden ibaretti. Bir hiçlik çölü! Mademki hey’et- le meşgul oldunuz; o halde elbette bilir­ siniz, milyonlar ve milyonlar diye bahset­ tiğimiz âlemler fezanın içinde birer nok­ ta kadar ver tutmazlar. Ha Büvük

Okva-Yazan: Fazıl Ahmed AY KAÇ

nusa bir miktar çurçurla hamsi bırakmışsı­ nız; ha Siberyaya beş on ölçek darı serp­ mişsiniz. Bunlar o genişlikleri ne dereceye kadar doldurur?.

Affedersiniz; ben hiç bir kere «Aman bu (feza) denilen şey ne dolu, ne zengin» diye düşünemiyorum. «Bilâkis aman ne kadar ıssız, nekadar boş diye dövünüyo­ rum !» Malûm y a ; tarihte ve zamanımız­ da avamı aldatmak için ikide birde tekrar edilen bir masal vardır; filân kuyruklu yıldız gelip küreye çarpacakmış hikâyesi! Size birşey söyliyeyim mi? Göklerin ten­ halığı içinde birbirine rasgelmek değil, birbirini görebilmek bile fevkalâde bir ni­ met olduğuna kaniim. Sonra düşünün; gördüğümüz, bildiğimiz ve yahud öyle sandığımız şey nedir? Dürbünlerimiz na­ mütenahi içinde yol aldıkça her keşif bi­ zi daha büyük hayretlere düşürüyor. An­ lıyoruz ki bütün o yıldızlar dediğimiz şeyler, ya cehennemlerden yüz bin kat az­ gın ateş ve belâ kaynaklarıdırlar, yahud buzlardan daha buz müthiş dondurma kutuları!

Biz de ikide birde sorarız: A caba ora­ larda insan var mıdır? diye! Z avallı hemcinslerimizin bu kürede çektikleri kâ­ fi değil mi? Yerde semenzerler gibi alev­ ler içind e mi yaşasınlar? Yahud umulan­ ların dibindeki balıklara mı benzesinler? Bizim uzvî şartlarımıza en uygun yer olan küre üzerinde bile rahatımız yok; felâket­ ten göz açamıyoruz? Y a oralarda ne y a­ pacağız? Bırakınız efendim şu hülyaları! Oturunuz oturduğunuz yerde!

İhtiyar söyledikçe heyecanlanıyordu. Küçük bir lâtifede bulundum;

— Desenize, cennet, olsa olsa, bu ce- henemden beter bulduğumuz dünya de­ mek olacak. Şu halde burayı biraz adam ederek barınmanın çaresine niye bakmı­ yoruz? Galiba M . Mussolini ile Hitler - den vakit yok!

İhtiyar güldü ve sözüne devam etit: — Ben teselli dediğimiz şeyi iki yer­ den alırım: Birisi çalışmaktan, İkincisi bil­ mediklerimizin nekadar çok olduğunu bil­ mekten! Kendi kendime diyorum ki sema dün zannettiğimiz gibi değilmiş, fakat sanmamalı ki bugün tevehhüm ettiğimizin de ayni olsun. H ayır! Şu sebeble ilimde ruhuma ümid verici bir (baka) unsuru bulamamakla beraber zihnimi kat’î yese düşürecek bir hakikat de mevcud olduğu­ na inanmıyorum!

A yağa kalktı. Vedalaşırken «Gerçi ihtiyarım, dedi; fakat çalışabildiğim müd­ detçe kendimi gene sayacağım !»

Otelime dönerken (Champs Elysees) kahvelerinden birinin önünde oturmuş bir kaç tanıdık gördüm. Bunlar henüz gene yurddaşlardı. Aralarına girdiğim zaman bütün gün pek sıkıldıklarından ve gece ne yapacaklarını bilmediklerinden bahsetti - ler!

«B ari çalışınız!» dedim. Hepsi gülme­ ğe başladı. Ellerini sıkıp yanlarından ay­ rıldığım sırada kendi kendime şunu diyor­ dum:

işte gene bir ihtiyarla şimdiden ihtiyar­ lamış gençler! Farkları ne? Bir tane!

Birisinde ideal ateşi var. Ötekilerinde hayır!

Fazıl Ahmed A Y KAÇ

Referanslar

Benzer Belgeler

Cemalettin Öner, Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde yapmış olduğu Yoğun- Bakım çalışmalarındaki başarılarından elde ettiği ün ile Sağlık Bakanlığı’nda güçlü bir

Eski çağlarda tarımsal faaliyetleri gerçekleştirebilmek, gece yolcu- lukları sırasında kervanlara yön verebilmek, dini günleri belirlemek gibi gereksinimler gökyüzüne

E¤er düflece¤i aç›klanan uydu USA- 193’se (Uydu bir casus uydu oldu¤u için ne oldu¤u resmi olarak.. aç›klanmad›) yeryüzü üzerinde, -60 ile +60 enlemler aras›nda

En az 100 milyar yıldızdan oluşan dev gökadamızın arkasında neler ol- duğunu merak eden gökbilimciler, perdeyi aralayınca Samanyolu’nun ar- kasında her biri küçük

Meyveleri yuvarlak, aroma iyi, verimlilik orta, dikenlilik orta düzeyde, bitki başına düşen sürgün sayısı 21, hüzme başına düşen meyve sayısı 3 adet olarak

As a result, a strongly statistically significant negative long-run effect of shadow economy on FDI was found for both the entire panel (i.e., group average

Key Words: Gross value added, Female labor force participation rate, PDOLS, Panel cointegration, Panel unit

A bdülham it Osmanlı h an ed a­ nında birinci Sultan M ustafa gibi hakikî ve tam b ir delinin iki defa ta h ta geçirilmiş olduğunu, h are­ kâtı akıllıdan