Şükriye Dikmen ’in sergisi Yapı Kredi Sanat Galerisi ’nde
~ !~ T .£TtO
A z çizgiyle çok şey anlattı
yoluyla oluştuğunu görürsünüz.
Lüzumsuz gösteri ve süslü ustalık
oyunlarından uzak, çok mütevazı, içimden
geldiği gibi resim yapmaktayım. ’
.... ... ■ ... . ,. ...y
Kültür Servisi-Enis Batur “Türkres- minin hem AÜantis’i, hem de Utopia’si™”
olarak tanımlıyor, geçen hafta yaşamı nı yitiren Türk resminin önemli isimle
rinden Şükriye D ikm en’i. Sanatçının
ölümünden önce planlanan Şükriye Dik men Resim Sergisi Yapı Kredi Sanat Galerisi’nde 8 Ekim’de açılıyor.
Şükriye Dikmen’in kendine özgü ge liştirdiği resim üslubunda, Doğu ve Ba tı uygarlıklarının son derece nitelikli bir biçimde yorumlanmasının büyük bir önemi vardı. Şükriye Dikmen 26 Kasım 1907’de İstanbul’da doğdu, İlkokulu Bü- yükada’da tamamladıktan sonra Ame rikan Kız Koleji’nde okudu. Kolej’den sonra 4-5 yıl boyunca Galata’daki Mer kez Bankası ’nda çalıştı. O dönem resim çalışmaları çevresinin ilgisini çeken
Şükriye Dikmen, aile dostu olan Feyha-
man Duran’m ısrarı üzerine Güzel Sa natlar Akademisi orta bölümüne 1940 yılında kayıt yaptırdı. Zeki Kocamemi
Atölyesi’nde başladığı çalışmalarını Nu-
rullah Berk ile sürdüren Dikmen, Ce
mal Tollu Atölyesi’nden mezun oldu. Le-
opold Levi’nin Akademideki çalışma döneminde de Paris Okulu’nun düşün celerinden etkilenen Dikmen, Akade- m i’yi bitirir bitirmez Paris’e gitti ve üç yıl Fem ard Leger, iki yıl da Academie R anson’da Gustava Singler ve Roger Chastel ile çalıştı. Ayrıca sanat tarihi eği timi almak için üç yıl Paris Ecole du Lo- uvre’a devam etti.
Şükriye Dikmen, 1953’te Paris’te Ga
lene Jeanne Castel’de ilk sergisini açtı.
Bu sergi basına şöyle yansıdı: “Sanatçının in
sanı saran son derece sade ve anıtsal desenler ve yüzey halinde kullanılmış saf renklerle mey dana getirdiği nü’lerini, portrelerini ve çiçek lerini sunduğu, M atisse’in saf tonlan ve sade form lanndan, Leger’ nin belirtilmiş formların bütünlüğünü sancı enerjisinden etkileniyor; fakat bu iki ustanın etkisinden de sıyrılarak çe kici, kişisel bir üslupta yapıtlar veriyor.”
Paris sergilerinden sonra, 1957’de Edinburg Festivali’ne, 1961’de Sao Paulo Bienali’ne ve 1962’de ise Brüksel, Paris ve Viyana’da açılan Türk sanatı sergilerine katıldı.
Sezer T an su ğ, sanatçının üslubunun belir gin nitelikleri bakımından yer yer keskinleşen açık sözlü konturlannı, düz renk uyumlarının yüzey katmanları halinde inşa ettiğini vurgu
luyordu: “Yapıtlarındaki derinlik, renk buluş
tan ve sadelik, bilhassa dikkatimizi çeken
özel-liklerdendL Onun resimde varmak istediği he def, kompozisyon ve renkte sadeliğe ulaşmak-
tı.” l 955’te Ankara’da Helikon Galerisi’nde aç
tığı sergiyi ise William Spencer, “Cesur renk
kullanımı, konturlann keskinliği, insan ve hay van figürlerinin aşınya varan sadeliğiyle bütü nüyle orijinal” biçiminde değerlendiriyordu. İstanbul Türk-Alman Kültür Merkezi Gale
risi’nde 1962’de açtığı sergi için hocası Nurul
lah Berk ise Şükriye Dikmen’in yapıtlarında ki Modigliani etkisinden söz ediyor, değişme yen üslubunu vurguluyordu:“ Şükriye Dik
m en’in ilk bakışta yapıtlarını tanıtan bir kişi liği var. Değişmeden, başka yollara sapmadan, tek bir görüş ve tekniğe bağlı kalışını hatın sa yılır bir kalite büm em ek imkânsız. Dikmen yo luna dürüstlükle devam ediyor.”
Güzel Sanatlar Akademi ’sinden mezun olu şundan 20 yıl sonra, 1968’de açtığı
retrospek-tif sergi için Nurullah Berk; “_.Türik
resmi içinde tamamıyla kendine has gö rüş ve duyuşu, deseni, rengi, çalışma tar zı, bir bakıma konulan, sevdiği ve deği şik biçimlerde tekrarlamaktan korkma dığı motifleriyle Şükriye Dikmen, oriji nalliğe, ‘tek’Bğe kavuşmuştur™” diyor du.
1982 ’de Ankara’da açtığı bir sergi sı rasında sanatını söyle anlatıyordu Şük
riye Dikmen: “A z çizgiyle çok şey anlat
m ak istiyorum . Sadelikten yanayım. Gördüğüm her şeyi yapmak istiyorum. İnsanlar bari çok ilen d iriy o r. İlginç bul duğum her insanın portresini yapmak istiyorum. Doğa için de aynı şey söz ko nusu. H er nesneyi her canlıyı kendime göre ifade ediyorum. Resim; kompozis yon, desen ve renk üçlüsünden oluşur. Bu üçü olmazsa konu da önemli olmuyor. Resmi iyi bilmek, çalışmaktan yılma m ak gerekiyor.”
‘Eser sanatçının değil halkındır’
Şükriye Dikmen yapıtları hakkında ko
nuşmaya sevmiyordu: “Çünkü yapılan
eser artık onu m eydana getiren sanatçı nın değil, halkındır. Eser bir filmse sey redenin, bir kitapsa okuyanın, bir tab loysa da ona bakanındır. ”
Desen, sanat yaşamı boyunca resmi nin temeli oldu. Akademi ve Paris’te özellikle desen üzerine çalıştı. Desen lerinde ışık ve gölge zamanla ortadan kalkmış, kontur daha da belirginleşmiş, önem kazanmıştı. Şükriye Dikmen’in ya
pıtlarını; ‘nü’ ve ‘portre’leri içeren fi
gür çalışmaları, peyjazlar, natürmortlar ve so yut çalışmalar olmak üzere dört ana gruba ayı- rabiliriz.Portresi yapılan kişinin belirgin fizik sel ve ruhsal özellikleri Dikmen’in yorumuy
la, güçlü bir biçimde izleyiciye sunulur. “Port
re yaparken genellikte modele bakarak, önce de sen, sonra boyayla çalışırım. Bazen de gördü ğüm, etkilendiğim birini, bir şeyi modele bak maksızın aklımda canlandırarak resimlerim. Tablolarımla estetik bir haz uyandırmayı, kişi lerin gördükleri objelerin bir başka yorumunu sunmayı istiyorum.”
Portrelerinde realist bir anlayış içinde, ob jektif ve natüralist görüşten uzak, büyük bir sa delik içinde kişinin karakter ve özelliklerini uy gun form ve renk düzeni içinde veren Şükriye Dikmen’in resmini yeniden tanımak için bü yük bir fırsat olacak Yapı Kredi Sanat Galeri si ’ndeki sergi.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi