Ç
Topkapı Sarayında Tarihî Odalar J j
ikinci Abdülhamidin
Yazan: Halûk Y. Şehsuvaroğlu
II. Abdülhamid otuz üç senelik saltanat devrini Yıldız sarayında halktan uzak olarak yaşamıştı (1).
Cuma günleri sarayının yakının daki Hamidiye camiine çıkar, bay ram muayedelerini Dolmabahçe sa rayında yapar ve en uzak seyahati ni de senede bir defa, ramazanların on beşinci günleri Topkapı sarayın da Hırkai Saadet ziyareti teşkil e- derdi.
O günlerde şehirde fevkalâde ted birler alınır, karakol, muhafız sa yılan çoğaltılırdı. On beş rama zandan evvel Yıldıza vehim uyan dırıcı türlü suikasd jurnalları veri lirdi.
İlk zamanlar (Hırkai Saadet) zi yaretlerine araba ile karadan giden ve iftarlarını da Topkapı sarayım da yapan hükümdar, Divanyolu, BeyaZıd, Direklerarası, Vefa, Un* kapanı yolile Yıldıza dönerdi.
Fakat zamanla bu usulü değiştir miş, araba ile Beşiktaşa inip Gazi Osmanpaşa yalısı yanındaki rıhtım dan muşla Sarayburnuna çıkmağa ve orada hazır bekliyen diğer bir araba ile Topkapı sarayına gime- ğe başlamıştı.
Deniz yolu ile yapılacak bu zi yaret için ramazanların başında tedbirler alınır ve bunlar alâkalı dairelere bildirilirdi. Bu tedbirler den olar-ak geçilecek yollardaki bü tün evlerin, dükkânların, arsaların sakinleri hakkında tahkikat yapılır ve zabıtadan buraların emniyetini tekeffül ettiklerine dair teminat a- lınırdı. Ayrıca bu yollar sivil me murların mesuliyet mmtakalarına ayrılır ve muayyen fasılalarla bun lar şüpheli hareketleri tarassuda memur edilirlerdi. Köprü altlarına da liman, rüsumat ve zabıta daire leri, ramazanın ilk günlerinden iti baren ikişer nezaretçi memur ko yarlardı.
Karadaki bu tedbirlerden başka denizde de siki bir emniyet kor donu tesis olunurdu. Padişahın bin diği Söğüdlünün önünde, içinde bir ferik olduğu halde rehber istim botu, Söğüdlünün sancak tarafında Nâhid, Hidayet, Zeyneb; iskele ta rafında Ceylân, Rağbet, Kamer is timbotları bulunurdu.
Ayrıca, Beşiktaştan Sarayburnu na kadar deniz üstü de muhtelif mirıtakalara ayrılır Ve her mınta- kada istimbotlar, filikalar nöbete geçmiş olurdu.
JL Abdiilhamid. karadan, deniz
den alınmış bu inzibat kordonu a- ıasmdan geçerek Sarayburnuna çı kar ve oradan araba ile sarayın ü- çüncü kapısına gelir, burada as kerler tarafından selâmlanırdı.
Kapıda arabasından inen hüküm dar, Enderunlular arasından geçe rek L ite bahçesi yolu ile Bağdad kasrına giderdi. Kasrın Mustafa Pa şa köşküne bakan cephesindeki re vakın önünü bir cam bölmeyle ka patmış ve diğer kısımla ittisali olan yere de gene camekânlı bir kapı yaptırtmıştı. Böylece bir oda halini alan bu camekânlığm tam karşı sında da eski (Mecidiye) karakolu bulunuyordu.
Bu köşenin emniyeti Bağdad kas rının altındaki kemerlerin örülme- sile arttırılmıştı. Padişahın güzer gâhına rastlıyan Hekimbaşı kule sinin pencereleri de gene bir ju r nal üzerine kapattırıimıştı.
Bağdad köşkünün revaklarmdaki bölmenin tavam koyu yeşil zemin üzerine kiremidi renkte hendesî şe killerle süslenmişti. Ve gri renkteki camekânİ2rın aralarına yaldız zırh lar çekilmişti. Bu köşeye Bağdad kasrı tarafından bir kapı ile giri liyor, havuzlu taşlığa da ihtiyaten, yandan bir kapısı bulunuyordu.
Dar ve uzun camekân nihayetine doğru bir sed teşkil ediyor ve bu şeddin hemen kenarında sedefkârî, üç kanadlı bir paravan duruyordu. Paravanın önünde II. Abdülhami din oturduğu kenarları yaldızlı, a- çık renk ipek kumaş kaplı bir ka- nape ve bunun yanında mermer taşlı yuvarlak bir masa yer almıştı.
Paravanın arkasında musluk, ya nında gümüş bir semaver vardı. Bu radan sedefli bir kapı ile ayakyolu- na geçiliyordu. Şeddin en nihayeti ne de büyük çini bir soba kurul muştu. Camları örten patiska per deler, yerdeki Hereke halıları ve kanapenin karşısında kapı tarafına doğru dizilmiş aynı cinsten üç san- dalya odanın eşyasını tamamlıyor du.
Ramazanların on beşinci günleri her türlü tahminden ve dikkatten uzak bulunan bu camekânlı köseve II. Abdülhamid girdiği sırada öğle ezam da okunmağa başlamış bu lunurdu.
Padişah hazan abdestini burada tazeler ve namazını aynı yerde ki- lardı (2). Bu esnacfa orta kapıdan hanedan âzaları, vükelâ, rical ile aileleri de girmiş bulunur, kadın
lar haremde, erkekler ketnuda dai resinde, Hırkai Saadet sofasında yer alırlardı. II. Abdülhamid, na mazdan sonra havuzlu taşlıktan geçerek Hırkai Saadet dairesine gi rer ve burada dinî merasim başlaj- dı (3).
Ramazanların on beşinci günle ri enderunlular, mekteb talebeleri için bir müsabaka günü sayıurdı. Hazine kethüda dairesinin altında ki geçidde bulunan kuşhanede pek nefis yemekler yapılır, hükümdar iftarda sarayda kalacaksa, bunlar huzura çıkarılır, dönmüşse hususî istimbotla Beşiktaşa, oradan ara bayla Yıldıza gönderilirdi O sene padişahın beğendiği yemeği pişir miş olan kilerci olarak hizemete alı nırdı.
Bu günlerin bir hususiyeti de hattatların, ressamların, nakkaşla
rın eserlerinden Topkapı sarayında hazırlanmış bir serginin padişah tarafından görülmesi ve muvaffak olanlarının ihsanlarla taltif olun-
maşıydı-İL Abdülhamid bölme odada se nelerce, ramazanların on beşinci günleri hafif'meyilli sırtı, c-rta bo yu, gür sakalları ve halâvetli ba- kışlarile
görünmüştü-Topuklu ayakkapları ve kaloşla- rile bu kırmızı halıların üstünden yavaşça yürümüş, şimdi kumaşları, erimiş kanapenin baş taraf ma defa larla geçip oturmuştu. Paşaiaıı bu rada huzura girerlerken yerinden davranmış nazik, mültefit sözlerle onların gönüllerini okşamıştı- Ba- zı kâğıdları burada imzalamış, ba zı mühim haberler kendisine bu aralıkta verilmişti. Gür sesi im fcc- yu yeşil boyalı tavanda akisler bı rakıp dağılmıştı.
Belki çok defalar Yıldıza dönü şün vehmini bu camekânlı odada hissederek ürpermişti. Kendisi boy. le bir his altmdayken impaıatorlu- ğun her tarafında hürriyetperv.-vıer onun adından korkuyorlar, yaban cı devletler siyasetinden ürküyor lardı.
H. Abdülhamid, ^son ziyaretinde de bu odada oturmuş, başında kır mızı fesi, sırtında müşir üniforması ve ayağında rugan çizmelerile bu camlı kapıdan çıkmıştı. Bu defa, cedlerinin de birer misafir gibi ge lip geçtikleri Bağdad Kasrından,
havuzlu taşlıktan ağır adımlarla ebediyete doğru yürüyordu.
Bölme oda, çıktığı gibi, kanapesi, paravanı, semaveri ve diğer eşyala- rilö olduğu gibi kalmıştı. Fakat ar tık II. Abdülhamid geriye dönmi- yecek, gölgesi bu paravanın arka sında kımıldamıyacak ve gür sesi yeşil tavanda dalgalanmıyacaktı. Arkasında bir çok hâtıralar ve gü rültülü. bir aksi şada bırakmıştı.
(1) II. Abdülhamid saltanatının ilk sekiz ayını Dolmabahçe Sara yında geçirmiştir.
(2) H. Abdülhamid daha evvelle ri namazını Ayasofyada, Hırkai Saadet dairesinde kılardı. Sonraları oturduğu odada namaz kılmaya başlamıştı.
(3) Enderunlulardan ve Belediye Müzeleri. Müdürlüğünden emekli saym İsmail Hakkı Baykalın nak lettiği bir fıkraya göre Sultan Ha- mid bir ziyaret esnasında havuzlu taşlıktan geçerken sırtına almış ol duğu kaputu yere düşmüş, etrafın daki enderunlular koşup kaputu kaldırmakta tereddüd etmişler, hü kümdarın yanında bulunan musa- hiblerinden Nadir Ağa derhal kal dırıp omuzlarına koymuş. ,
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi