i i
1 T
' PARASIZ PAZAR EKİ
Merhaba,
1958yılında çekilmiş “Bu Vatanın
Çocukları ” adlı film i izlemiş
miydiniz? Yılmaz Güney’in ilk film i
olduğunu, A tıf Yılmaz tarafından
çekildiğini hatırlatırsak belki de
sahneler birer ikişer aklınıza
gelebilir. Ama bu film e Yaşar
Kemal ’in elinin değdiğini büyük
olasılıkla şimdi öğreneceksiniz.
Değerli yazarımızın adı sansür
kurulunda takılırda filmin akıbeti
tehlikeye girer düşüncesiyle katkısı
saklı tutulmuş o günlerde.
Sinemamız sansürün denetiminde
ya! Sansür Kurulu görevlileri
arasında bir de polis var. Küçük bir
hile yapılır, izin alınır ve sansür
polisinin adı senaryo hanesine
yazılıverir. Film başarılıdır, hem en
iyi film hem de senaryo ödülü alır.
Sinemamızda sansürün tarihini
belgeleyen “Siyahperde ’’filminde
bu küllenmiş olayı anlatan Yaşar
Kemal kocaman bir kahkaha
patlattıktan sonra ekliyor: “Polis
gitti, benim yerime ödülü aldı!”
Türk sinemasının sansürden dertli
olduğunu bilirdik ama, belgeseli
izleyince aslında hiçbir şey
bilmediğimizi anladık. Arkadaşımız
Behiç Ak 'in yazıp yönettiği
belgeselin fikir babası ise Kültür
Bakanlığı. “Siyahperde "yi Feride
Çiçekoğlu gösterimi yapılmadan
sizin için izledi ve yazdı. Filmin
TRT’de gösterilmesi dileğiyle.
İyi haftalar...
İpek Çalışlar
CUMHURİYET DERGİ İMTİYAZ SAHİBİ: BERİN NADİ ■ BASAN VE YAYAN: YENİ GÜN HABER AJANSI BASIN VE YAYINCILIK A .Ş. ■ G ENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ: HİKMETÇETİNKAYA « G E N E L YAYIN DANIŞMANI: ORHAN ERİNÇ « YAZI İŞLERİ MÜDÜRLERİ: DİNÇ TAYANÇ (SORUMLU), İBRAHİM YILDIZ « Y A Y IN YÖNETM ENİ: İPEK ÇALIŞLAR ■ GÖRSEL YÖ NETM EN: AYNUR ÇOLAK ■ REKLAM: REHA IŞITMAN
KAPAK F O TO Ğ R A F I: GAR BİS Ö Z A T A Y
Kule eteği
sığdırılan
yaşamlar
Bir zamanlar “Kadılık “ti
Galata. Kentin nabzını
tutardı. Sonra yıllar ve hayat
girdi araya. Rumlar,
Ermenilerve Yahudilerde
gitti. Şimdi yıkık dökük
evlerinde Anadolu
kaçkınlarını, yaşam
yorgunlarını ve hâlâ umuttan
vazgeçmeyenleri
barındırıyor.
B
ütün hoyratlığı üzerinde Gala- ta’nın. Bir vapurun esrik çığlığı, bir martının delişmen çırpınışı vu ruyor sokaklarına. Birazdan otuz sekiz numaradaki Ayten, kendisini arka sından kapanan demir kapının' yükünü o- muzlamışçasına başı öne eğik sokak ara larından rıhtıma atacak. Avizecinin Mar dinli çırağı Mehmet’in gözü, sırması dö külmüş saatte. Usta “paydos” dedi mi Be- yoğlu’nda alacak soluğu. Rüyalarına bile sığmayan kadınlan sinema afişlerinde so luyacak önce. Sonra da Galata’ya dönüp rengini yitirmiş odasında erkekliğini sı nayacak. Her sokak, her ev, her oda ken di öykülerini kurup kurup bozacak...Hiç Galata Kulesi’ne çıkıp, zamansız başını alıp gitme düşkünleri için kat be kat demirle örülmüş duvardan İstanbul’u seyrettiniz mi? Gözlerinizi, Boğaz’dan a- yırıp kulenin eteklerine baktınız mı? İşte, bir kanat çırpımı uzaklıkta St. Antuan Ki lisesi, Galatasaray Lisesi, aşağılarda Top hane. Şu arkadaki sokak Yüksek Kaldı rım. Yanda Tarlabaşı’na uzanan, pence reden pencereye uzatılan çamaşır ipleri nin bel verdirdiği dar sokak. Yakınlaştırın gözlerinizi. Bakışlarınızı, minareler, ki lise kubbeleri, kat otoparkları, reklam pa noları arasına yerleştirin. Bir “hayat” bekliyor orada sizi. Bütün yitirilmişlerin, kıymeti bilinmemişlerin üzerine yerleşti rilmiş, umutlann bir iç sıkıntısına
dönüş-Pangaltı Apartmanı’nın sakinleri. Zaman zaman tartışıyorlar, ama hayat devam ediyor.
tüğü, geçmişin ve düşlerin önüne dikilen bir hayat...
Sen hep böyle miydin Galata?
Kadın elindeki sopaya doladığı çarşafı ipe sermeye çalışıyor. Beline kadar bal kondan sarkıttığı bedeni yorgun. Çarşaf tan süzülen sular küçük bir derecik oluş turup Pasajaltı’na doğru akıyor. “Hah” diye düşünüyor kadın, “Şimdi yine ma damla papazı bulacağız. Sular onun kapı sının önünde birikecek”. Gümüşhaneli Hatice bu. Soyadını söylememesi koca
sından duyduğu korkudan. Altı yıldır o- turdukları bu, yüz bilmem kaç yıllık a- partmanın çatısına yaptıkları bir göz oda ortaya çıkarsa başlarına nelerin geleceği ni biliyor Hatice. Tam da bu diğer bütün katları boş, kapıları, pencereleri kırık a- partmanda yaşamanın korkusunu üzerin den atmışken “kaçaklıkları ortaya çık sın istemiyor. Kocası mı? İşportacı...
İşte, altı yüz elli yıllık Galata Kule si’nde bakışlarınıza yakalanacak yaşam lardan biri bu. Çatıda, gecekondusundan geriye kalan boşlukta, sebze sandıkları
i-Galata'da "bahar şenliği" coşkusu
Galata'nın İstanbul’a kazandırdığı “kültürkimliğinin” yitirilmemesi ve yine İstanbul'a kattığı “tarihsel zenginliğinin” sürebilmesi i- çin, duyarlı kuruluşlar ve semt sakinleri
"şenlikler” düzenlemeye başladılar. İlki geçen kış aylarında gerçekleştirilen şenlik etkinliklerinin İkincisi şu günlerde yapı lıyor. 3 -4 -5 Haziran 1994 günlerini kapsa mak üzere Mimarlar Odası Galata Grubu, Çekül Vakfı, Galata Demeği, Bilsak, St. George Avusturya Lisesi ve Galatalıların iş- birliğiyle düzenlenen “Galata Bahar Şenli ği”, Beyoğlu Belediyesi'nin de katkılarıyla gerçekleştiriliyor.
Şenliğin ilk iki gününe ait etkinlik progra mında, Eliza Proctor’un Galatalı çocuklarla
“deneysel mavi fotoğraflar” çalışması, Mi marlar Odası Galata öğrenci Grubu ve M S Ü öğrencilerinin “Galata Belgeseli" sergileri, Galata Meydanı ve Açıkhava Tiyatrosu’nda
Vitrivius konseri, Selender Grubu dinletisi, Y T Ü Klasik Gitar Dörtlüsü konseri, halkoyun ları gösterileri, resim ve el sanatları sergileri, paneller, söyleşiler ve Galata’nın tarihsel zenginliğini korumaya yönelik konferanslar ve tartışma toplantıları yer aldı. Özkan Eroğ- lu, şenliğe katılanlara Galata'yı gezdirirken,
Arif Aşçı İpekyolu saydamlarını, Oktay E - kinci Avrupa kentleri ve Galata'yı karşılaştı ran saydam gösterisini, Prof. Dr. Cengiz E - ruzun da yine Anadolu uygarlıklarına ait say damlarını “gece etkinlikleri” içinde ve tarihi
Yüz yıllık evlerin üzerinde bugün çamaşırlar kuruyor. Denizmiş, tarihmiş, kimin umurunda?
çinde domates, biber yetiştiren Gümüşha- neli Hatice’nin yaşamı. Ama yalnız değil. Bu terk edilmişlik duygusunu hissettiren onlarca apartmanda kendisi gibi “sığın macı” ama toprağın kokusunu, dilini, gi yimini paylaştıkları var.
Patrik Apartmam'nda b ir SivaslI...
Boşluğa bakan bütün camları sökülmüş Patrik Apartmanı’nın üçüncü katında ya şıyor Nafiye Küçük. Kayınpederi on ye di yıl önce bir Yahudi’den satın almış bu evi. Kız kardeşi Sabriye’yi de kocasının
meydanda izleyenlere sundular.
Galata Bahar Şenliği’nin pazar gününü kapsayan son gün etkinlikleri arasında ise şunlar yer alıyor:
5 Haziran 1994 Pazar
10.30 Galata Gezisi Özkan Eroğlu / Galata Kulesi’nden itibaren
12.00 Orhan Veli Matinesi Engin Omacan / Kamondo Hanı önü
13.00 Bedri Rahmi Eyuboğlu Şiir Matinesi Cengiz Bektaş / Narmanlı Hanı önü. 14.00 Galatasaray Lisesi Folklor Grubu /
Galata Meydanı
15.00 Tarhan Koleji Saati / Galata Meydanı 16.00 Kat Dağı Topluluğu gösterisi / Gala
ta Meydanı
17.00 Forum Galata /Terkedilmiş yerler, o- topark, tehlikeli maddeler ve çöp so- runları/Galata Açıkhava Tiyatrosu
amcaoğluyla evlendirip karşı daireye yer leştirmiş. Kocası Şahin tombalacı. İki ay önce bir araba çarpıp iki ayağını da kırdı kıralı çalışmıyor. Çarpan, “Şikayetçi ol ma. Hem hastane masraflarını karşılarım hem de sana para veririm” demiş. O da olmamış ama hastaneden çıkmasına bir hafta kala ortadan kaybolmuş. Şimdi yük Nafıye’nin omuzlarında. Elektrikçilerden aldığı parçalardan duy yapıp, tanesinde elli lira kazanıyor. Aklı sürekli hesapta, üç günde bin tane yapabilirse elli bin lira geçecek eline.
18.00 Ilık Çizgi Konseri / Tarık Zafer Tuna- ya Kültür Merkezi
18.30 Los Paşaros Sefaradis Konseri / Ta rık Zafer Tunaya Kültür Merkezi 19.30 Dersaadet Topluluğu Konseri / Kırım
Kilisesi
20.30 Mutlu Torun Konseri / Kırım Kilisesi 21.30 Nükhet-Neşet Ruacan Konseri /
Gramofon
22.00 Muammer Ketençoğlu Kapanış Kon seri / Galata Meydanı
22.30 Fener Alayı / Gaiata Meydanı
Çocuk Şenliği
15.00 Semt çocukları yarışmaları 16.00 Çocuk Forumu / Galata Meydanı 17.00 Gazete kâğıdından şapka yarışması
/ Galata Meydanı
18.00 Remzi Köklü Kâğıt Yapımı ve Baskı Etkinliği
9 9 4 S A Y I 4 2 8
Galata’ya çıkan dar sokaklardan birin de, merdiven başındaki evinin camında
Madam Fortuna. Dirseklerini dayadığı
yastık yaşamla kurduğu ilişkinin tek tanı ğı. Gün boyu yoldan gelen geçenleri, kar şı binaları seyrediyor. Olur da bir tanış, eskilerden bir yüz geçerse soruyor, “Yu- la’dan mektup var mı?” Kapısı yabancıla ra kapalı. Bize de basamaklara oturup dinlemek düşüyor:
Kocasını dört beş yıl önce Neve Şalom Sinagogu baskınında yitirmiş Madam Fortuna. Arkasından da tek çocuğu, kızı kanserden ölmüş. Yaşını fısıldayarak söylüyor: “Yetmiş dokuz.” Kendisinin, evin ve mahallenin geçmişi sorulduğun da yüreğine “acı” üşüşüyor. Birer birer gidenler ve dönmeyenler. “Şahkulu ma hallesidir burası” diyor, “Hep Yahudi’ler vardı, bir iki de Rum ailesi. Onlar gitti, iş te bunlar geldi”. Eli, karşı pencereyi, ye menisinin uçlarını başının üstünde birleş tiren kadınla, üç çocuğunu gösteriyor. Ahbaplık etmiyor değil yeni komşularıy la. Yaşına saygıdan ziyareti-
>. ne gelenler de var, yardımla- 5 şanlarda.
Bakkal Niyazi, Fortu-
co na’nın karşı komşusu. Doğ- Ş ma büyüme Galatalı Niyazi § Şener bakkallıkta yirmi bi- c rinci yılını dolduruyor. Hı- 1 ristiyan bayramlarını anım- o5 sıyor. Sadece Galata’da de- £ ğil, Perşembe Pazarı’nda ne redeyse bütün kentte ticare tin duruverdiği bayramları. Çünkü İstanbul’un ticareti o yıllarda Yahudiler’den soru luyor. Onlar da bayram ne deniyle iş yerlerini kapatın ca, geriye bir tek işportacılar kalıyor. Yine o yıllarda, iş portacıların da yarısı Yahu di.
Esnaflığı da onlardan öğ reniyor Bakkal Niyazi. Son ra da yavaş yavaş eşyalarını
toplayıp gitmelerine tanık oluyor. En çok Yuda’nm gidişi üzüyor onu. On beş yılı var ki Yuda Akgöz İsrail’de . Şimdi mek tuplaşıyorlar. Yuda her yaz tatilinde so luğu İstanbul’da alıyor. Sokakların, evle rin giderek bakımsızlaşması yaralıyor bakkal Şener’i. “Türkler geldi, böyle ol du” diyor, “Ne özen kaldı ne bakım”.
Bir çıkmaz apartman: Pasajlar...
Eski ışıltısı yok demir kapının. Çama şırlar gösteriyor ki, arkasında bir yaşam gizli. Eşiğin ötesine geçtiğinizde anlıyor sunuz bir değil, yirmi bir yaşamı taşıdığı nı. Aynı avluya bakan bir yirmi bir dai. ;- li Pasajlar Apartmanı’nın sahibi Emlak Bankası. Beş yüzer bin lira kirayla iki oda, bir salon salomanjeyi paylaşanlar ise ya Sıvaslı ya Gümüşhaneli ya da Si noplu. Bu apartmanın geçmişteki sahiple ri de Yahudiler. En eski kiracıları ise
Yüksel Göksel’le, Siranuş Erşen. On
dört numaraüciM Yakup Mordu İsra il’de, on sekiz numaradaki Atiyeler de. Lora ise Yunanistan’da. Yollan İstan bul’a düşerse, bu bir zamanlar iki kapısı olan, daha sonra bir kapısını Yüksek Kal dırım Sineması’na yaslayan avluda ço cukluk ve gençliklerine dönüye rlar.
Kastmpaşalı Yüksel Göksel’in, Yahu di komşularının yerini alanlarla geçinme ye pek niyeti yok. Bütün yakınlığı merha badan merhabaya. Kaşla göz arasında Giresunlu Necla Üçtaş’la ağız dalaşına girişiyor. Göksel, “Çok temiz apartmandı ama bunlar bozdu” diyor, “Apartmanda nasıl yaşanır bilmiyorlar”. Kızıyor Üçtaş, “Sen çok biliyorsun yaşamayı.” Susmaya niyeti yok Göksel’in, “Tadı kalmadı bu raların. Çekip gitseler bari”. Üçtaş daha da öfkeleniyor, “Sen git, zengin olan sen sin’’.
Siranuş Erşen, gündelik kavgaların a- rasına giriyor. Taksim’de otururken kart postal almak için geldikleri Galata’ya yerleşmesi yirmi yıl öncesine dayanıyor.
O aralar kapıcı, Erzurumlu İsmail Efendi. Öyle her geleni bırakmıyor ki, avluya her isteyen girsin. Kulübesinden çıkıp “Bura sı özel mülktür. Girmeyiniz” diyor. Bü tün komşular toplanıp şimdi Hava Yolla- rı’nın bulunduğu yerdeki Hafız Bur- han’ın Gazinosu’na giderken o, kapıda bekliyor. Sırtında her zaman ütülü ünifor masıyla. Bir de Taksim Bahçesi var sık lıkla gidilen yerlerden. Akşam dört dedi mi, yazlıkçılar hariç bütün Pasajlar A- partmanı sakinleri Taksim Bahçesi’ne a- tıyor kendisini. Civarda da şimdiki gibi öyle elektrikçiler, avizeciler, döşemeciler yok. Hattat Mıgırdıç Efendi başta olmak üzere hattatlar, modistler ve müzik aletle ri satanlar Galata ticaretinin bel kemiği.
Yaşamdan uzak duramıyor Galata. Üze ri örtülmeyen yoksullukları, bir başmalık- lan, dışlanmışlıkları besliyor hâlâ. Anıla ra sığınmaya da pek izin vermiyor. Çünkü, özlemin de artık eski tadı yok...
3
Madam Fortuna, Galata’da kalan birkaç Yahudi’den biri...
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi