• Sonuç bulunamadı

Münavi'nin Suyuti'ye itirazları (Feyzu'l-Kadir'in altıncı cildi örneği)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Münavi'nin Suyuti'ye itirazları (Feyzu'l-Kadir'in altıncı cildi örneği)"

Copied!
86
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TEMEL İSLAM BİLİMLER ANA BİLİM DALI HADİS BİLİM DALI

MÜNAVİ’NİN SUYUTİ’YE İTİRAZLARI

(FEYZU’L-KADİR’İN ALTINCI CİLDİ ÖRNEĞİ)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

PROF. DR. ZEKERİYA GÜLER

.

HAZIRLAYAN LOKMAN YILMAZ

(2)

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... III KISALTMALAR ... V GİRİŞ ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM SUYÛTÎ VE MÜNÂVÎ I. SUYÛTÎ’NİN HAYATI ... 4 A. İsmi ve Nesebi ... 4 B. Doğumu ve Çocukluğu... 5 C. Yaşadığı Dönem... 5 D. Hocalık Vazifesi ... 6

E. Son Dönemleri ve Vefatı... 7

II. İLMİ KİŞİLİĞİ ... 7

A. Yetişmesi ... 7

B. İlim Tahsili ve İlmî Mertebesi... 7

C. Hocaları ... 9

D. Talebeleri... 10

III. ESERLERİ ... 11

IV. el-CÂMİU’S-SAĞÎR ... 12

I. MÜNÂVÎ’NİN HAYATI... 15

A- İsmi, Nesebi ve Doğumu ... 15

B- Hocalık Vazifesi ... 15

C- Vefatı ... 16

II. İLMİ KİŞİLİĞİ ... 16

A- Yetişmesi ve İlmi Faaliyetleri ... 16

B- Hocaları ... 17

C- Talebeleri... 18

III. ESERLERİ ... 18

(3)

İKİNCİ BÖLÜM

MÜNÂVÎ’NİN SUYÛTİ’YE İTİRAZLARI

A. Açıkça Mevzu Olduğunu Belirttikleri... 23

B. Sadece Nakillerle Mevzu Olduğunu Belirttikleri... 32

C. Münâvî’nin Mevzu İtirazları Konusundaki Hataları ... 63

D. Rivayetlerin Sıhhat Tablosu ... 70

E. Değerlendirme ve İstatistikler ... 72

SONUÇ ... 73

(4)

ÖNSÖZ

İslam’ın Kur’an’dan sonra ikinci temel kaynağı sünnettir. Allah (c.c.) insanlığa son din olarak gönderdiği İslam’ın daha doğru yaşanması ve bu dinin kutsal kitabının daha doğru anlaşılması için peygamber göndermiştir. Başta son dinin peygamberi olmak üzere bu yeni dinin ilk muhatapları, dini yaşama ve doğru anlama yönüyle gerek vahyin kendilerine yüklediği, gerekse vahyi yüklenmeden kaynaklanan çevre baskılara göğüs germişlerdir.

Son peygamberin ashabı, dini yaşama alanında çaba sarf ettikleri gibi, kendi içlerinde çıkmış ve vahyin en yakınında duran Hz. Peygamber’in sözlerini kendilerinden sonraki nesle en doğru ve en anlaşılır şekilde aktarma çabası içinde de olmuşlardır. Bu gayretlerinin sebepleri arasında “Benden bir söz işitip de onu olduğu gibi aktaran kişinin yüzünü Allah ağartsın” gibi hadisle sabit olmuş teşvik sebepleri vardır. Sahabeden bazıları Peygamber’in sözlerini daha çok kişiye aktarma gayreti içine girmişken, bazıları da hadislerin olur olmaz yerlerde ve dini doğru anlama kabiliyetinden yoksun insanlar tarafından kötü emeller için kullanılabileceği korkusuyla rivayeti azaltma cihetine gitmişlerdir.

Her halükarda hadise hizmet eden sahabe hadislerin nakliyle ilgili görevlerini en iyi şekilde yapmışlardır. Hadiste belirtilen üç hayırlı nesilden diğer ikisinin de bu konudaki gayretleri göz ardı edilmemelidir.

Hadis alanında çalışmak isteyenler için sadece Hz. Peygamber ve sahabe dönemi değil, sonraki neslin çalışmaları da birer araştırma konusu olmuştur. Doğru bilgiye ancak klasik birikimin temel alınmasıyla ulaşılabilir. Bu alanda emek veren bütün alimler kendilerinden öncekilerin söyledikleri üzerine bir şeyler katarak geliştirme yoluna gitmişler ve sonunda elimize ulaşan bu ilmi mirasın oluşturulmasına katkıda bulunmuşlardır. Bu ilmi mirastan bağımsız bir ilmi faaliyet düşünülemez.

Bize göre selef olan ulema, hadislerden daha fazla istifade edilmesini sağlamak amacıyla metinleri farklı tertip ve özelliklerde sunma çalışmaları da yapmışlardır. Suyûtî’nin el-Câmiu’s-Sağîr’i bu çalışmalardan biridir. Suyûtî, kısa hadislerden 10031 rivayeti içeren bu eserini alfabetik olarak düzenlemiştir. Münâvî ise Suyûtî’nin tertip ettiği oldukça muhtasar bu eseri şerh etmiş ve adını Feyzu’l-Kadîr koymuştur. Bu eserde Suyûtî’ye yönelttiği bazı eleştiriler de vardır. Bu eleştiriler bizim çalışmamıza temel oluşturmaktadır.

(5)

Yüksek lisans tezinin tesbiti esnasında danışman hocamızla yaptığımız müzakereler neticesinde seçtiğimiz Münâvî’nin Suyûtî’ye İtirazları konusu yabancı olduğumuz bir konu değildir. Bu çalışmanın temelleri çok önceden atılmıştı. Danışmanım ve saygıdeğer hocam Prof. Dr. Zekeriya GÜLER’in lisans ve yüksek lisans dersleri esnasında sürekli Münâvî’nin Suyûtî’ye itirazlarına vurgu yapması Feyzu’l-Kadîr’in önemini bize kavratmıştı. Sağîr’in Feyzu’l-Kadîr’siz okunmasının doğru olmayacağını ya da “Bu rivayet el-Câmiu’s-Sağîr’de geçiyor” sözünün ne kadar eksik ve yanlış olduğunu öğrenmiştik.

Feyzu’l-Kadîr’deki itiraz noktalarının fazlalığı, eserin tamamının sadece bir kişi tarafından çalışılmasına mani olmaktadır. Bu zorluktan dolayı konu, mezkur eserin bir cildi ile sınırlandırılmıştır. Bu konunun seçilmesinde Tahriç ilmine duyduğumuz ilgi de etkin rol oynamıştır.

Çalışmamızın birinci bölümünde Suyûtî ve Münâvî’nin hayatları ve eserlerini inceleyedik ve bu çalışmaya da konu olan iki önemli eseri; el-Câmiu’s-Sağîr ve Feyzu’l-Kadîr’i detaylı olarak tavsif ettik.

İkinci bölümde ise Münâvî’nin Suyûtî’ye itirazlarını mevzu rivayetler çerçevesinde değerlendirdik. İlk önce rivayetin orijinal metnini, mânâsını ve anlaşılması zor olan garib kelimeler hakkında kısa açıklamaları, ardından da senedde adı geçen ravileri sened şeklinde verdik. Daha sonra başta Münâvî’nin itirazına sebep olan raviler olmak üzere seneddeki ravileri inceleyip ravilerin eleştirilme sebepleri konusunda ilgili kaynaklardan detaylı alıntılarda bulunduk.

Sadece bu çalışmanın vücuda gelmesinde değil, sürekli ilmi destek ve teşvikleriyle bizleri çalışmaya sevk eden danışman hocam Prof. Dr. Zekeriya GÜLER’e, bize hadis ve tahriç usûlüyle ilgili kıymetli bilgiler öğreten DİB Selçuk Eğitim Merkezi’den Süleyman SARI hocama, bize destek olan diğer hoca ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim.

Lokman YILMAZ 29 Mayıs 2007 Selçuklu-KONYA

(6)

KISALTMALAR

a.mlf., :Aynı müellif b. :İbn

bkz. :Bakınız

bs. :Baskı yeri yok

bt. :Bint

(c.c.) :Celle Celâlüh

İA :Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi

İFAV :Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfi

DİA :Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

h. :Hicrî

hşy. :Haşiye

Hz. :Hazreti

krş. :Karşılaştır

MEB :Milli Eğitim Bakanlığı

No: :Numara

nşr. : Neşriyat

s. : Sayfa

(s.a.s.) :Sallallâhu aleyhi ve selem thk. :Tahkik eden

trc. :Tercüme eden

ts. :Tarihsiz

tsh. :Tashih eden

(7)

GİRİŞ

İslam’da teşri’in iki aslî kaynağından biri de sünnettir. Sünnetin dindeki yeri ile ilgili birçok ayet ve hadis mevcuttur. Bu ayetlerin maksadına en fazla değer verenler de yine vahyin ilk muhatapları olmuştur.

Sünneti doğru anlama noktasında ilk dönem Müslümanlarının gayretleri dikkat çekicidir. Sahabe, sürekli aralarında bulunan ve yaşayan Kur’an olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kendilerine örnek olması yönüne gerekli önemi vermişleridir. Onun söz ve fiillerini kaynağa yakın olmanın verdiği avantajla en iyi anlayanlar olmuşlardır.

Nesillerin değişmesi ve asıl kaynaktan uzaklaşmanın verdiği dezavantaj ile rivayetlerin tesbiti ve anlaşılması noktasında problemler zuhur etmiştir. Rivayetin peygamberimize aidiyetinin tesbiti ile ilgili problemlerin çözümü için çare niteliğindeki çalışmalar henüz sahabe döneminde başlamış olmakla birlikte, bu meselede daha profesyonel anlamda çalışmalar hicri I. asrın sonları ile II. asrın başlarında yapılmaya başlanmıştır. Rivayetlerin aidiyetini tesbit için daha önce emsali görülmemiş ve İslam dininin peygamberinin sözlerine mahsus bir metot (isnad) kullanılmıştır. Bu sıkı ve özgün çalışmalar neticesinde Hz. Peygamber’in sözleri muhafaza edilmiş, sahihi sakîminden ayrılmıştır.

Hadisleri doğru anlama çabaları ise daha erken dönemlerde hatta Hz. Muhammed (s.a.s.) sağken, anlaşılmayan veya yanlış anlaşıldığı düşünülen hususların ona arz edilmesi sûretiyle çözülmesi yoluna gidilmiştir. Hz. Peygamber bazı hususları açıklarken bazıları hususunda da sükût etmiştir. Bu şekilde, sahabeyi detaylı anlama çabasından çok anlaşılan şeyleri uygulamaya teşvik etmiştir.

Nesillerin değişmesinin rivayetin yerine ulaştırılması noktasında ortaya çıkardığı sıkıntılar olduğu gibi, mevcut hadis metinlerinin tam olarak anlaşılamaması gibi sonuçlar da doğurmuştur. Bu husustaki problemleri çözme amacı taşıyan ilk çalışmalar “Garîbu’l-Hadîs” çalışmaları olup h. IV. asırda başlamıştır.

Hadislerin doğru anlaşılması alanında yapılmış olan diğer önemli bir çalışma türü de “Şerh Edebiyatı” eserleridir. Bu alanda ilk çalışmalar Hattabî (v. 388/998) tarafından kaleme alınmış olan Meâlimu’s-Sünen ve İ’lâmu’s-Sünen adlı eserler olarak kabul edilebilir. Bu ilk çalışmalar, her ne kadar kâmil mânâda şerh türü eserler olmasa da bu tarz için başlangıç

(8)

olması yönüyle önem taşımaktadır. Daha sonra şerh edebiyatı türündeki eserler olgunlaşmış, genişlemiş ve hadis edebiyatının vazgeçilmez bir türü olmuştur.

Metni daha iyi anlama çabasının bir ürünü olan şerhler, kelime anlamından yola çıkarak sadece açıklama çalışması gibi görülse de, olgunlaştıkça hadis ilminin başka dallarını da kendisine dahil etmiştir. Artık hadis şerhlerinde garib kelimeler, rical bilgileri, usûl bilgileri gibi hadis ilmine dair diğer alanlara da müdahale edilmiştir. Şerhlerin kapsama alanı genişledikçe bu tarzda yazılmış eserlerin de hacmi genişlemiştir. Hadis metinlerini derleyen temel eserler üzerine çok fazla şerh çalışması yapılmıştır. Bu şerhler üzerine yapılmış haşiye ve ta’lik çalışmaları da göz önüne alındığında bu alanın ne kadar geniş olduğu ve ne kadar önemli bir boşluğu doldurduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Şerhlere duyulan ihtiyacın bir sebebi de süreç içerisinde rivayetlerin sadece konuyla alakalı olan kısmının nakledilmiş olması ve bağlamından koparılmasıdır. Rivayeti okuyan muhatap, bu rivayetin bağlantılarını ve maksadını tesbitte yetersiz kalınca yanlış anlamalar mümkün olmaktadır. Şârihler, ortaya koydukları eserlerde bu açığı da kapatmaya çalışmışlardır. Hadislerin sebeb-i vürûdu tesbit edilmeye çalışılırken, diğer taraftan da rivayetin bağlamına yer verilmektedir.

Şerh edebiyatı mahsulleri bir ihtiyaçtan doğan önemli eserler olmakla birlikte tenkitten muaf değildirler.1 Mezhep taassubu, şârihin devrini yansıtmakla sınırlı kalması, asli kaynaklara müracaatı azaltması ve yeni anlayışları engellemesi gibi bazı sebeplerle eleştirilen şerhler olmuştur.

Bazı eksikleri bulunsa da, hadis metinlerinin şerhler yardımı olmadan okunmasının – eserin niteliğine göre değişmekle birlikte – her zaman doğru netice vermediği göz önününde bulundurulmalıdır. el-Câmiu’s-Sağîr’i inceleyenlerin bu kanaate ulaşması zor değildir. Münâvî, çok yerde Suyûtî’ye itirazlar yöneltmektedir. Biz bu itirazları tesbit etmeye çalışırken aşağıdaki aşamaları takip ettik.

Çalışmamıza önce eserdeki itiraz noktalarını daha çok “daîfun cidden” ve “Mevzu” rivayetler çerçevesinde tesbit etmeye çalışmakla başladık. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki, el-Câmiu’s-Sağîr’in sadece altıncı cildine tekabul eden kısmında delil olmaya elverişli olmayan yaklaşık birkaç yüz hadisin varlığı dikkatimizi çekti. Bu sonuç bizi araştırmanın çerçevesini daraltmaya sevk etti. İkinci aşamada, mevzu olma ihtimali olanları seçmeye

1

(9)

çalıştık. Bu aşamada 80 civarında rivayeti seçtik. Üçüncü aşamada seçtiğimiz mevzu olma ihtimali yüksek olan 61 rivayeti detaylı incelemeye tabi tuttuk.

Son aşamada Münâvî’nin kesin mevzu kanaatinde olduğunu düşündüğümüz 43 rivayeti aldık ve her ne kadar bazı rivayetler konusunda kesin karar verememiş olsak da 18 rivayeti “daîfun cidden” kategorisinde saydık ve çalışmamızın dışında bıraktık. Bazı yerlerde Münâvî’nin mevzu kanaatinde olduğunu görmüş olsak da, bu rivayetlerin mevzu olmadığı kanaatine ulaştık ve bunları ilgili yerlerde belirttik.

Mevzu hadisler üzerine yazılmış kaynaklara müracaat ettik, bu kaynaklarda verilen hükümlere çalışmamızda temas ettik.

Rivayetleri nakleden ve masadır-ı gayri asliyeden olan kaynaklardan bazılarının isimlerine yer verdik. Son dönem hadis alimlerinden Elbânî’nin eserlerinden istifade ettik. Ancak çoğunlukla Elbânî’den sadece hüküm kısmını almakla yetindik.

Feyzu’l-Kadîr üzerine Gumârî tarafından yapılmış müstakil bir çalışma olan el-Müdâvî’den istifade etmek için birkaç defa teşebbüste bulunduk. Ancak Gumârî’nin üslup bakımından mütecaviz ve müteşeddit olduğunu gördüğümüzden mezkur eseri sınırlı oranda kaynak gösterdik.

Temel hadis kaynaklarının çoğunun bilgisayar ortamına aktarılması hadis araştırmacıları için büyük kolaylık sağlamıştır. Bu tür çalışmalar sadece bu alanda çalışacaklar için değil İslamî ilimlerin tamamı için bir surûr kaynağıdır. Biz de tezimizi hazırlarken fazlaca istifade ettik. Matbu nüshasına ulaşamadığımız kaynaklar olduğunda bunları bilgisayar ortamındaki sanal kütüphanelerden gösterdik ve bunu bibliyografyada belirttik.

(10)

BİRİNCİ BÖLÜM

SUYÛTÎ VE MÜNÂVÎ

I. SUYÛTÎ’NİN HAYATI

A. İsmi ve Nesebi

Celâleddin Abdurrahman b. Kemâleddin b. Ebî Bekr b. Muhammed b. Sâbıkuddin b. el-Fahr Osman b. Nâzıruddîn Muhammed b. Seyfüddin Hudar b. Necmüddîn Ebu’s-SalâhEyyüb b. Nâsıruddîn Muhammed b. eş-Şeyh Hemmâmuddîn Hemmâm Hudayrî el-Asyutî2 et-Tulûnî, eş-Şâfiî el- Eş’arî3 Ebu’l-Fadl4.

Suyûtî’nin ailesi ilme yabancı bir aile değildir. O, babasından bahsederken onun ilmi yönüne dikkat çekmekte “imam, allâme” olarak tavsif etmektedir. Babası Kemâleddin’in Asyut’ta doğduğunu, orada yetiştiğini ve gene orada kadılık görevi yürüttüğünü söylemektedir. Kemâleddin ilim tahsili için Kahire’ye geçiş yaptıktan sonra çok yoğun ilmi faaliyetlere girişmiş, devrin meşhur hocalarının birçoğundan ders okumuştur. Suyutî’nin hayranlığını belirttiği ve “Kendi zamanının ve Mısır diyarının hafızı olması bir yana o, tüm dünyanın hafızıdır”5 dediği ibn Hacer’den ders okuma imkanı bulmuştur.6

Kemâleddin es-Suyûtî, Kahire’de birçok önemli görevde bulunmuştur. Hocalık vazifesi esnasında Şeyhûnî camisinde fıkıh dersleri vermiş Tûlûnî camisinde ise îrâd ettiği hutbeleriyle tanınmıştır. Yöneticilerle arasının iyi olmasını menfaati doğrultusunda kullanmamış ve sabırlı kişiliği ile meşhur olmuştur.7

2

Tâhir Süleyman Hamûde, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 91 3

Bedi’ es-Seyyid, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 69 4

Karahan, Abdulkâdir, “Suyûtî”, İA, VI, 258 5 Suyutî, Tabakâtü’l-Huffâz, s. 657 6 Suyûtî, Hüsnü’l-Muhâzara, I, 369 7 Suyûtî, Hüsnü’l-Muhâzara, I, 369

(11)

Suyûtî’nin babası 5 Safer 855/9 Mart 1451 tarihinde vefat etmiştir. Baba Suyûtî’nin telif ettiği eserlerin varlığını oğul Suyûtî’nin nakillerinden öğreniyoruz. O, bu eserlerin isimlerini saymakta, ancak bu eserlerden bazılarına ulaşamadığını ifade etmektedir. 8

Suyûtî’den annesi ile ilgili bilgi nakledilmemiştir. Ancak, annesinin bir Türk asıllı cariye olduğu, hocası ve akranı Sehâvî tarafından söylenmektedir.9

B. Doğumu ve Çocukluğu

Suyûtî, h. 849 yılında Recep ayının ilk gecesi akşam vaktinden sonra dünyaya gelmiştir (1 Recep 849/3 Ekim 1445).10

Babası Kemaleddin h. 855 senesinde vefat edince yetim kalmıştır. Fakat çocuğunun yetiştirilmesi için gerekli parayı bırakmış ve bazı arkadaşlarını çocuğun himayesi için vazifelendirmiştir. Suyûtî bunu şu şekilde ifade eder: “Bahsi geçen şahıs beni himaye edenlerden biriydi ve babamın benim için bıraktığı paradan kullanırdı. Her ay annemden bu iş için ihtiyacı kadar olan parayı alırdı; harcanan para onun cebinden çıkmazdı. Ben babamın bize miras bıraktığı evde annem tarafından büyütüldüm. Beni himaye edenlerden hiçbiri beni kendi evine almadı ve benim de onların parasına ihtiyacım olmadı. Benimle ilgilenenlerin başı, büyük şeyh, Kemâleddîn b. el-Hummâm (v. 861/1457)’dı.”11

Suyûtî’nin hâmileri arasında Muhibbuddîn b. Museyfe, Celâleddîn Muhammed b. Ahmed el-Mahallî (v. 864/1460), Şahâbedîn b. et-Tabbâk yer alır.12

C. Yaşadığı Dönem

Suyûtî’nin yaşadığı dönem Memlüklüler dönemine tesadüf etmektedir. Bu dönem iç karışıklıkların fazlaca yaşandığı ve bu karışıklıkların Osmanlıların bu bölgeyi fethetmesiyle sonuçlanan bir kargaşa dönemi olarak tavsif edilmektedir.13

Memlüklüler’in bu çalkantılı dönemindeki iktidar mücadeleleri, iktidardaki sultanların çok çabuk değişmesi sonucunu doğurmuştur. Şöyle ki, Suyûtî, Memlüklü sultanlarından on üç tanesinin iktidarı dönemine şahid olmuştur. Bunlardan ilki Zahir Çakmak’ın iktidarı h. 857 senesinde son bulmuştur. Sonuncusu ise Eşref Kansu Gavrî’dir. h. 906 senesinde iktidara

8

Suyûtî, Hüsnü’l-Muhâzara, I, 369 9

Sehâvî, ed-Davu’l-Lâmi’, IV, 65 10

İbnü’l-İmâd, Şezerât, X, 74 11

Sartaın, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 15 12

Sartaın, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 15 13

(12)

gelen Eşref, h. 922 senesine kadar iktidarda kalmış ve Mercidabık’da yenilince son Memlüklü hükümdarı olarak tarihe geçmiştir.14

İlmi faaliyetler yönüyle zengin bir birikimin ortasında yetişen Suyûtî, ilmi merkezlerin fazlalığından istifade edenlerdendir. Onun yaşadığı dönemde ilmi merkezler üç başlıkta mütalaa edilmektedir: Medreseler, Tekkeler (el-Havânık-Hânkâh) ve Üniversiteler (Câmia).

Medreselerin başında Selahaddin Eyyûbî’nin inşa ettiği Salâhiyye Medresesi gelmektedir. Hasan b. Nâsır Medresesi de faal medreselerdendir.

Tekkeler, daha çok tasavvuf gönüllülerinin merkezi olmakla birlikte ilmi faaliyetlere de katkı sağlayan mekanlardandır. Şeyhûniye ve Baybarsiyye hânkâhları meşhurdur.

Amr b. Âs’ın inşa ettiği Câmiatu Amr b. el-Âs diye meşhur olan külliye, sadece bir mescid niteliğinde değil, bir üniversite nitelikli eğitim kurumu fonksiyonunu icra etmektedir. İbn Tûlûn ve Ezher de bu türün meşhur örneklerindendir.15

D. Hocalık Vazifesi

Suyûtî’nin hocalığa başlaması, hocası Alemuddîn el-Bulkînî’nin Suyûtî’nin İslâmî ilimlere vukufiyetine kanaat getirip icazet vermesi üzerine başladığı söylenmektedir. h. 876 senesinde aldığı hocalık ve müftülük icazeti neticesinde Şeyhûniye’de göreve başlaması, Suyûtî için de onun babasını tanıyanlar için de mânidârdır. Zira Suyûtî, daha önce babasının üstlendiği görevi üstlenmiştir.16 Ancak, mezkur tarihten önce hocalığa başladığına dair başka bilgiler mevcuttur. Şöyle ki, Brokelmann, h. 872 senesinde hadis hocası olarak görev yaptığını nakletmektedir.17 h. 870 senesinde Şeyhûniye Medresesi’nde fıkıh hocası olarak ders vermeye başladığını söyleyenler de olmuştur.18

Hadis imla meclisleri konusundaki girişimleri de dikkat çekicidir. Kendisi bu konuyu şöyle ifade etmektedir: “Hadis imla meclisleri Hafız ibn Hacer’in vefatının ardından yirmi senelik bir kesintiye uğramıştı. h. 872 senesinde ibn Tûlûn Medresesi’nde bu meclisleri ben başlattım.”19

14

Bedi’ es-Seyyid, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 28-29 15

Tâhir Süleyman Hamûde, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 59-73 16

Tâhir Süleyman Hamûde, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 104-105 17

Brokelmann, Târîhu’t-Turâsi’l-Arabî, X, 604 18

Karahan, Abdulkâdir, “Suyûtî”, İA, VI, 259 19

(13)

Derslerine iştirak eden kesimler ise birbirinden çok farklıdır. Halktan dinleyicilerin bulunduğu gibi alimler, müderrisler dahi onun derslerine iştirak etmekteydiler.20

E. Son Dönemleri ve Vefatı

Suyûtî kırk yaşına geldiğinde inzivaya çekildi. Dünyadan ve insanlardan elini eteğini çekti, ibadetle meşgul olmaya başladı. Adeta kimsenin kendisini tanımadığı bir kişi halini aldı. Tedris ve ifta işlerini de terk etti. Kitaplar kaleme aldı. Kendisine gelen zenginlere ve yöneticilere iltifat etmedi. Bu durum neredeyse ölene kadar devam etti.21

Suyûtî, sol kolunda beliren büyük bir şişlik sebebiyle 12 Cemâziyelevvel 911/11 Ekim 1505’de hastalanmış, bir hafta Ravza’daki evinde hasta yatmış, 19 Cemâziyelevvel 911/18 Ekim 1505’de Cuma günü vefat etmiştir. Vefat ettiğinde altmış bir yaşından on ay on sekiz gün almıştı. Kâhire’de Bâbü’l-Kerâfe yakınındaki Kûsûn Kabristanına defnedilmiştir.22

II. İLMİ KİŞİLİĞİ

A. Yetişmesi

Kemâleddîn Suyûtî h. 855 tarihinde vefat edince, Celâleddîn Suyûtî 6 yaşında yetim kalmıştır. Fakat çocuğunun yetiştirilmesi için gerekli parayı bırakmış ve bazı arkadaşlarını çocuğun himayesi için görevlendirmiştir. Suyûtî bunu şu sözleriyle ifade eder: “Bahsi geçen şahıs beni himaye edenlerden biriydi ve babamın benim için bıraktığı paradan kullanırdı. Her ay annemden bu iş için ihtiyacı kadar olan parayı alırdı; harcanan para onun cebinden çıkmazdı. Ben babamın bize miras bıraktığı evde annem tarafından büyütüldüm. Beni himeye edenlerden hiçbiri beni kendi evine almadı ve benimde onların parasına ihtiyacım olmadı. Benimle ilgilenenlerin başı, büyük Şeyh Kemâleddîn b. el-Hummâm’dı.”23

B. İlim Tahsili ve İlmî Mertebesi

Suyûtî’nin ilim meclislerine aşinalığı tahsil hayatına başlamasından daha eskiye dayanmaktadır. Babası onu Hafız ibn Hacer’in derslerine götürmektedir. İbn Hacer’e

20

Karahan, Abdulkâdir, “Suyûtî”, İA, VI, 259 21

Şa’rânî, et-Tabakâtu’s-Suğrâ, s. 28 22

İbnü’l-İmâd, Şezerât, VIII, 55 23

(14)

hayranlığını hacca gittiğinde de göstermiş ve onun gibi olmak için dua etmiştir. “Fıkıhta Bulkînî, hadiste de ibn Hacer gibi olmak niyetiyle zemzem içtim” demektedir.24 Babası vefat ettikten sonra ilim tahsili hafızlığını tamamlamasıyla başlamıştır.25 Hafızlığın ardından âdet olduğu üzere devrinin temel eserlerinden birkaçını ezberlemiştir. Bunların başında da el-Minhâc ve el-Elfiye (fi’n-Nahv) gelmektedir.26

864 h. senesinde Şeyhûniye medresesine katılmış, buranın önemli hocalarından ders almıştır. Nahiv ile başladığı derslere bazı fıkıh metinleriyle devam etmiştir.27

Bir süre tıp ve fıkıh usûlü tahsilinde bulunan Suyûtî, daha sonra Sehâvî’nin derslerine devam etmiştir. Sehâvî, kendi derslerine devam eden Suyûtî’nin kendisi için şiirler yazdığını söylemektedir.28

Suyûtî, ilim tahsili için seyahatlerde bulunmuştur. Mısırın büyük yerleşim yerlerinin çoğunu ziyaret etmiştir. h. 869 senesinde Mekke’yi de ziyaret etmiştir.29 Seyahat ettiği merkezlerin başında Feyyum ve Dimyat gelmektedir. Seyahat ettiği yerlerdeki alimler ona icazet vermişlerdir.30

İlmî yeterliliği konusunda kendisine olan güveni ve bu meseleyi çokça dile getirmesi Suyûtî’nin eleştirilmesine neden olmuştur.31 O şöyle demektedir: “İstesem her mesele hakkında bir eser yazabilirim. Üstelik bu eser (sıradan olmaz), görüşleri, nakli delilleri, kıyas delillerini, bunun neticelerini, tenakuzları, cevapları ve mezheplerin ihtilaflarına göre karşılaştırmaları içerir bir tarzda olurdu.”32

Kendi zamanının hadis alanındaki en bilgin şahsiyeti olarak kabul edilmektedir. Hadis ve hadis ilimleri, rical ilmi, garibu’l-hadis ilmi, metin, sened ve ahkam hadisleri alanında kendi asrının en alimidir. Kendisi hadis alanındaki birikimini şöyle ifade etmektedir: “İki yüz bin hadis ezberledim. Daha fazlasını bulsaydım onu da ezberlerdim. Ama yeryüzünde bu miktardan fazlası yok olmalı.”33

Suyûtî hakkındaki tartışmalardan ve ona yöneltilen eleştirilerden biri de mutlak müctehidlik iddiasında bulunması meselesidir. Talebesi Şârânî, Suyûtî’nin bu konuda 24 Şa’rânî, et-Tabakâtu’s-Suğrâ, s. 19 25 İbnü’l-İmâd, Şezerât, X, 75 26

Sehâvî, ed-Davu’l-Lâmi’, IV, 65 27

Sehâvî, ed-Davu’l-Lâmi’, IV, 65 28

Sehâvî, ed-Davu’l-Lâmi’, IV, 66 29

Brokelmann, Târîhu’t-Turâsi’l-Arabî, X, 604 30

Şevkânî, el-Bedru’t-Tâli’, 1, 327 31

Bkz. Karahan, Abdulkâdir, “Suyûtî”, İA, VI, 258 32

Sehâvî, ed-Davu’l-Lâmi’, IV, 67 33

(15)

kendisine yöneltilen eleştirilere verdiği cevapları uzun uzun nakletmektedir. Dört mezhebin imamları gibi mutlak müctehid seviyesine ulaştığını iddia ettiği sözü yayılınca bundan duyduğu rahatsızlığı ve bu konuda yanlış anlaşıldığını açıklamaya çalışır. Mutlak müctehidi ikiye ayırmaktadır. Dört mezhebin imamlarını ve ibn Hacer’i müstakil mutlak müctehid saymaktadır. Müntesip mutlak müctehidlerin ise tarihte ve yaşadığı dönemde var olduğunu birçok örnekle açıklar, gelecekte de bunların var olacağını söyler.34 Kendisini de bu gruba dahil etmektedir.

C. Hocaları

Hocalarını dört gruba ayıran Suyûtî, hocalarının sayısını altı yüz olarak bildirmiştir.35 İcazet aldığı hocalarının adedinin ise yüz elli olarak ifade etmektedir. Suyûtî, kendi hocaları kaydetmek üzere onların hakkında iki eser kaleme almıştır. Kendisine ait olan Mu’cemu’ş-Şuyûhi’l-Kebîr (Hâtıbu Leyl ve Cârifu Seyl) ve Mu’cemu’s-Sağîr (el-Müntekâ) adlı eserler sırf bu mesele üzerine yazılmışlardır.36

Dersine katıldığı hocaların sayısı her ne kadar yüzlerle ifade edilse de bunların birkaç tanesi meşhur olması ve kendi eserlerinde isimlerini vermesi sebebiyle diğerlerine göre ön plana çıkmaktadır. Biz bunlara temas etmekle yetineceğiz.

1- Şemsüddin el-Hanefî (v. 867/1462): Dil, mantık ve kelam uzmanıdır. Suyûtî, daha çok bu hocasının uzmanlık alanlarında ondan istifade etmiştir.37

2- Alemüddin el-Bulkînî (v. 869/1464): Zamanındaki fakihlerin imamı, Şam, Hicaz ve Mısır’da Şafiî mezhebinin en önemli temsilcisidir. Kadılık görevinde bulunmuştur.38

3- Şerefüddin el-Münâvî (v. 871/1466): Şafiî mezhebinin müctehidlerindendir. Kadılık görevlerinde de bulunan hocasından daha çok fıkıh ve tefsir alanında istifade etmiştir.39 34 Şa’rânî, et-Tabakâtu’s-Suğrâ, s. 17 35 Şa’rânî, et-Tabakâtu’s-Suğrâ, s. 19 36

Tâhir Süleyman Hamûde, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 97 37

Bedi’ es-Seyyid, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 109 38

Tâhir Süleyman Hamûde, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 99 39

(16)

4- Takiyyüddin eş-Şumunnî (v. 872/1467): Dört sene derslerinde devam ettiği bu hocadan tefsir, hadis ve dil gibi alanlardan istifade etmiştir. Birçok telif eseri bulunmaktadır.40

5- Muhyiddin el-Kâfiyecî (v. 879/1474): Suyûtî’ye on dört sene boyunca hocalık yapmıştır. Yüzden fazla eser telif etmiştir. Tefsir, hadis, fıkıh usûlü ve belağat alanlarında Suyûtî’nin hocasıdır.41

6- Seyfüddin el-Hanefî (v. 881/1476): Suyûtî’nin en son vefat eden hocasıdır. Tefsir derslerine devam ettiği bu hoca vefat edince artık ciddi mânâda bir hoca-talebe ilişkisi yaşadığı başka hoca olmamıştır.42

Yukarıda sayılanların dışında Celâleddin el-Mahallî (v. 864/1459), Şihâbuddin eş-Şârimsâhî (v. 865/1460), İzzüddin el-Kinânî (v. 876/1461), Şemsüddin es-Sîramî (v. 866/1461), Fahruddin Osman b. Abdullah (v. 877/1462), İzzüddin el-Mîkâtî (v. 876/1461) ve Şemsüddin el-Bânî (v. 885/1480)’yi de istifade ettiği önemli hocalardan sayabiliriz.43

D. Talebeleri

1- Şemsüddin Hasan b. Bedrüddîn el-Kaymerî eş-Şâfiî, (v. 885/1480)

2- Makriî Ömer b. Kâsım b. Muhammed Ebu’l-Hafs Sirâcüddîn en-Neşşâr el-Ensârî eş-Şâfiî (v. 938/1531)

3- Şerefüddîn Kâsım b. Ömer ez-Zevâvî el-Mağrîbî el-Kayravânî (v. 927/1521) 4- Şemsüddîn Muhammed b. Yûsuf b. Ali eş-Şâmî es-Sâlihî ed-Dımaşkî (v.

942/1535)

5- Abdulkadir b. Muhammed eş-Şâzeli (v. 935/1528)

6- Şemsüddîn Ebu’l-Hasan Muhammed b. Ali ed-Dâvedî eş-Şâfiî (v. 945/1538) 7- Yûsuf b. Abdullah Cemâleddîn el-Huseynî el-Ermeyûnî eş-Şâfiî (v. 958/1551) 8- Süleyman el-Hudeyrî el-Mısrî (v. 961/1554)

9- Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahman b. Ali Alkâmî (v. 963/1556)

40

Tâhir Süleyman Hamûde, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 99 41

Bedi’ es-Seyyid, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 114 42

Bedi’ es-Seyyid, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 116 43

(17)

10- Ahmed b. Tâni Bek eş-Şihâb b. Ebi’l-Emîr el-Hanefî (v. ?)44

III. ESERLERİ

Eser telifi alanında benzerine pek rastlanmayan Suyûtî’nin eserlerinin sayısı oldukça fazladır. İslâmî ilimler ve dil alanı başta olmak üzere neredeyse her alanda çalışmaları bulunmaktadır. Kendisi yedi alanda uzmanlığının bulunduğunu söylemektedir. Bunlar: fıkıh, nahiv, tefsir, beyan, bedi’, meânî ve hadis alanlarıdır. Hadis ve fıkıh alanında ulaştığı mertebeye hocalarının bile ulaşamadığını beyan etmektedir. Usûl, cedel, sarf, feraiz, tıp ve matematik alanlarında ise daha alt seviyede olduğunu ifade etmiştir.45

Telif ettiği eserlerin sayısı hakkında değişik rakamlar verilmektedir. Şevkânî, eserlerinin sayısının üç yüzü aşkın olduğunu söylemektedir.46 Ziriklî “Altı yüz eser telif etti” demektedir.47 İbnü’l-İmâd ise Suyûtî’nin eserlerinin beş yüzü aşkın olduğunu söyler.48

Ancak son dönemde yapılan çalışmalarda Suyûtî’ye ait eserlerin sayısı mezkur rakamların çok üzerindedir. Kuveyt’te basılan Delîlü’l-Mahtûtât es-Suyûtî adlı eserde telif eserlerinin sayısı dokuz yüz seksen bir olarak tesbit edilmiştir.49

Eser telifi alanındaki hızını ve yoğun çalışması talebeleri tarafından bize nakledilmekte, bir günde üç risale (selâsetü kerârîs) kaleme aldığı bildirilmektedir. Bunu yaparken de hadis imlasına ve problemlere cevap vermeye devam etmektedir.50

Sadece hadis alanında üç yüz eser telif eden51 Suyûtî’nin hadisle ilgili eserlerine örnek olması için aşağıdaki kitaplarının isimleri verilmiştir.

1- el-Câmiu’l-Kebîr (Cem’u’l-Cevâmi’) 2- Zeylü Tezkireti’l-Huffâz 3- İs’âfu’l-Mubatta bi-Ricâli’l-Muvatta 4- Cüz’ün fî Esmâi’l-Müdellisîn mine’l-Ruvât 44

Bedi’ es-Seyyid, Celaleddîn es-Suyûtî, s. 170-173 45

Şevkânî, el-Bedru’t-Tâli’, I, 330 46

Şevkânî, el-Bedru’t-Tâli’, I, 331 47

Ziriklî, el-A’lâm, III, 301 48 İbnü’l-İmâd, Şezerât, X, 76 49 İbnü’l-İmâd, Şezerât, X, 76 (dipnot) 50 İbnü’l-İmâd, Şezerât, X, 86 51

(18)

5- el-Leâli el-Masnûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa 6- et-Taakkubât ale’l-Mevdûât

7- Zeylü el-Leâli’l-Masnûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa 8- ed-Dürerü’l-Müntesira fi’l-Ehâdîsi’l-Müştehira 9- Tenvîru’l-Havâlık

10- Keşfu’l-Muğatta fî Şerhî’l-Muvatta 11- ed-Dibâc alâ Sahîhi Müslim b. el-Haccâc 12- Şerhu Elfiyyeti’l-Irâkî

13- Tedrîbu’r-Râvî fî Şerhi Takrîbi’n-Nevevî 14- et-Tehzîb fi’z-Zevâid ale’t-Takrîb

15- ez-Zeylü alâ el-Kavli’l-Müsedded 16- el-Mu’cizât ve’l-Hasâisü’n-Nübüvve 17- Tıbbı’n-Nübüvve

18- Ezkâru’l-Ezkâr 19- el-Câmiu’s-Sağîr

IV. el-CÂMİU’S-SAĞÎR

el-Câmiu’s-Sağîr min Hadîsi’l-Beşîri’n-Nezîr, müellifin daha önce telif etmeye başladığı Cem’u’l-Cevâmi adlı eseri üzerine yapmış olduğu bir telhis çalışmasıdır. Bu çalışmada kısa hadisleri bir araya getirmeyi amaçlamıştır. Eserde her konudan rivayetler bulunabilmekle birlikte daha çok ahkâma dair olmayan rivayetler tercih edilmiştir. Rivayetler çoğunlukla birkaç kelime ya da bir cümleden oluşmaktadır.

Eser alfabetik olarak telif edilmiştir. Bu sayede aranılan rivayete çok kolay ulaşma imkanı sağlanmıştır.

el-Câmiu’s-Sağîr’deki rivayetlerin sayısı on bin otuz bir’dir.

(19)

Suyûtî, rivayetlerin sonuna naklettiği rivayetin sıhhatini belirtmek üzere remizler koymuştur. ﺢﺻ remzi, rivayetin sahih olduğu kanaatini belirtir. ﺡ remzi, rivayetin hasen seviyesinde olduğu kanaatinde olduğunu ifade eder. ﺽ remzi ise rivayetin zayıf olduğunu göstermektedir. Ancak gerek harfleri remiz olarak vermeden kaynaklanan gerekse yazma nüshalar ve şerhler ile matbu nüshalar arasında nadiren de olsa bulunan remiz farklılıkları ya da remizlerin bulunmaması okuyucuyu tereddüde düşürmektedir.

Suyûtî, her rivayetin sonuna o rivayeti hangi kaynaktan aldıysa o kaynağı simgeleyen remizler koymuştur. Bir alimin birden fazla eserinden alıntı yapılmışsa bu eserlerden birinde o alimin ismi mutlak olarak kullanıldığında ona delalet eder. Ancak o alimin başka eserlerinden nakilde bulunulmuşsa sadece müellif ismiyle yetinilmez, eserin adı da ayrıca belirtilir.

el-Câmiu’s-Sağîr’de kullanılan kaynaklar ve onlar için kullanılan remizler şunlardır:

ﺕ Tirmizî ﺦﺗ Buharî fi’t-Târîh ﺥ Buharî ﺪﺧ Buharî fi’l-Edeb ﻂﺧ Hatib el-Bağdâdî ﺐﺣ İbn Hibbân fî Sahîhihi ﻞﺣ Ebû Nuaym fi’l-Hilye

ﻢﺣ Ahmed b. Hanbel fî Müsnedîhi ﺩ Ebû Dâvûd

ﺵ İbn Ebî Şeybe

ﺹ Saîd b. Mansûr fî Sünenihi ﺐﻃ Taberânî fi’l-Kebîr ﺲﻃ Taberânî fi’l-Evsât ﺺﻃ Taberânî fi’s-Sağîr ﻉ Ebû Ya’la fî Müsnedihi ﺐﻋ Abdurrezzâk el-Mûsânnef ﺪﻋ İbn Adî fi’l-Kâmil

(20)

ﻖﻋ Ukayli fi’d-Duafâ

ﻢﻋ Abdullah b. Ahmed b. Hanbel fî Zevâidihi ﺮﻓ Deylemî fi Müsnedi’l-Firdevs

ﻕ Buharî ve Müslim birlikte ﻂﻗ Dârakutnî ﻙ Hâkim fi’l-Müstedrek ﻡ Müslim ﻥ Nesâî ﻩ İbn Mâce ﺐﻫ Beyhakî fî Şuabi’l-İmân ﻖﻫ Beyhaki fi’s-Sünen

۳ Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî

٤ Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce

el-Câmiu’s-Sağîr üzerine yapılmış birçok çalışma bulunmaktadır.52 Bizim araştırma konusu yaptığımız el-Feyzu’l-Kadîr’den başka şu şerhleri mevcuttur.

Şemsüddin el-Kevkebî (v. 978/1570’den sonra), el-Kevkebü’l-Münîr53 Ali el-Bulâkî (v. 1070/1659), es-Sirâcu’l-Münîr54

52

Kettânî, Hadis Literatürü, s. 385 (Dipnot) 53

Kettânî, Hadis Literatürü, s. 385 (Dipnot). Bu eser basılmamıştır. 54

(21)

I. MÜNÂVÎ’NİN HAYATI

A- İsmi, Nesebi ve Doğumu

Münâvî, 952/1545 yılında Kâhire’de doğmuştur.55 Tam ismi şu şekildedir: Muhammed Abdurraûf b. Tacilârifin b. Nureddîn Ali b. Zeynelâbidîn b. Şerâfeddîn Yahya b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Mahlûf b. Abdisselâm, Zeynüddîn Haddâdî Münâvî el-Kâhirî eş-Şâfiî.56 Münâvî nisbesi Mısır’ın köylerinden biri olan Münyetü Benî Hasîb’e nispetle verilmiştir.57

Büyük dedesi Şahabeddin Ahmed daha önceleri Tunus bölgesindeki Haddâde köyünde ikamet ederken VII h. asırda Mısır’daki Münyetü Benî Hasîb’e gelip yerleşmişlerdir. El-Haddâdî nisbesi de bu sebeple verilmiştir.58

Münâvî sülalesi ilmi faaliyetleri ile tanınmaktadır. Münavî’nin babası, dedesi ve büyük dedeleri kendi devirlerinin meşhur ilim adamlarından olmuşlardır. Bu sebeple kendilerine ilim adamlarına verilen ünvanlar isnad edilmiştir. İmam, şeyh, allâme, el-kudve ve merciu’l-halâık bunlardan bazılarıdır.59

B- Hocalık Vazifesi

Tahsilinin ardından bazı meclislerde Şâfiî naibi olarak görev yaptı. Daha sonra bu görevi bırakıp evinde inziva hayatı yaşamaya başladı. Kendini eser telifine adadı. Uzun süre kaldığı uzletten çıktıktan sonra Sâlihiyye medresesinde hocalık yapmaya başladı.60

Hocalık vazifesinin ilk zamanlarında bazı problemler ortaya çıkmıştır. Uzun süre münzevî hayat sürmesi sebebiyle ilim ile iştigal edenlerin arasında pek bilinmemekteydi. Münâvî’nin hocalık konusunda yetersizliği düşüncesiyle ona karşı kin ve hased içince olanların sayısı arttı. Derslerine devam eden ilim ehli onun bu konudaki yeterliliğini gördüler. Münâvî’nin yeterliliğini ispat etmesinin ardından aynı yerde hocalık vazifesine devam etti. Bu

55

Kandemir, Yaşar, “Münâvî”, DİA, XXXI, 572 56

Münâvî, el-Fethu’s-Semâvî, I, 21 (Neşeredenin girişi) 57

Kettânî, Hadis Literatürü, s. 387 58

Kandemir, Yaşar, “Münâvî”, DİA, XXXI, 572 59

Münâvî, el-Fethu’s-Semâvî, I, 20 60

(22)

olaydan sonra derslerine iştirak edenlerin sayısı arttı. Halktan derslerine devam edenler bir yana, ulemâdan da onun derslerine devam edenler bulunmaktaydı.61

C- Vefatı

Münâvî, 23 Safer 1031/7 Ocak 1622 tarihinde Kahire’de vefat etmiş, bugün Zâviyetü’l-Münâvî adıyla bilinen yere defnedilmiştir. Babası ve iki oğlu da aynı yerde medfundur.62 Kendi adıyla anılan defnedildiği yer, Şeyh Ahmed ez-Zâhid ve Şeyh Mudîn el-Eşmûnî’nin zaviyeleri arasıdadır. Yanında medfun olan iki oğlu ise Zeynelâbidin –ki babası henüz hayattayken vefat etmiştir – ve Muhammed Tâcüddîn’dir. Münâvî’nin hayatına dair bilgilerin çoğu bu oğlundan nakledilmiştir. Zira babasının biyografisine yer verdiği İ’lâmu’l-Hâdır adlı bir eser kaleme almıştır.63

Nakledildiği kadarıyla Münâvî düşmanları tarafından zehirlenmiş ve tedavi amaçlı olmak üzere çok fazla ilaç kullanmıştır. Bu ilaçların zayıf düşürmesi neticesinde vefat etmiştir.64

II. İLMİ KİŞİLİĞİ

A- Yetişmesi ve İlmi Faaliyetleri

İlmi faaliyetlerle meşgul olan bir aileden gelmesi sebebiyle erken yaşta ilmi faaliyetlere başlamış, babasının gözetiminde ilim hayatına adım atmıştır. Küçük yaşta önce Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiştir. Daha sonra el-Behce (Tahtâvî) ve Şâfiî mezhebine ait olan diğer temel metinlerden bazılarını ezberlemiştir. Nahiv ilmine dair İbn Mâlik’in Elfiye’sini, hadis usûlüne dair Irâkî’nin Elfiye’sini, siyere dair Irâkî’nin Elfiye’sini ezberlemiş ve henüz babası sağken bu ezberlerini dönemin ulemâsına arz etmiştir.65 Daha sonra Arapça’ya dair ilimler için babasının derslerine devam etti. Fıkıh, hadis, tefsir, edebiyat ve tasavvuf alanlarında çeşitli hocalardan dersler aldı.

Ulemânın kendisi hakkında söylediği övgü dolu sözler oldukça fazladır. Müctehid hafızların sonuncusu ve zamanın Şâfiî’si olarak anılmaktadır.66 Ebu Mehdî Münâvî hakkında “Hafızların sonuncusu” Muhammed b. et-Tayyib ise” Müctehid hafızların sonuncusudur”

61

Muhibbî, Hulâsatu’l-Eser, II, 412, 413 62

Kandemir, Yaşar, “Münâvî”, DİA, XXXI, 573 63

Münâvî, el-Fethu’s-Semâvî, I, 47 64

Kandemir, Yaşar, “Münâvî”, DİA, XXXI, 573 65

Muhibbî, Hulâsatu’l-Eser, II, 412, 413 66

(23)

demektedir. Talebesi Makkarî, “Allâme, asrın muhaddisi, Mısır’ın allâmesi” ifadelerini kullanmaktadır.67

Münâvî ilim adamı olması yönüyle meşhur olduğu kadar, tasavvuf ehli arasında mutasavvıflığı yönüyle de meşhurdur. Muhibbî onu tanıtırken âbid, zahid, Allah’tan çok korkan, güzel amellere devam eden, zikir ve tesbihe sabırla devam eden bir alim olduğunu haber vermektedir.68

Şâzâliyye, Nakşibendiyye, Halvetiyye ve Bayramiyye tarikatlarına intisap eden Münâvî, tasavvuf alanında da eserler kaleme almış, mutasavvıfların hayatlarını incelediği eserler yazmıştır.69

B- Hocaları

Münâvî’nin hocalarının sayısı hususunda bilgiler sınırlı olmakla birlikte sekiz kadar hocası tespit edilebilmiştir.70

a) Babası ve ilk hocası Tâcülârifin el-Münâvî

b) Şemseddîn Muhammed b. Hamza er-Remlî (v. 1004/1596): İslâmî ilimlerin çoğunda kendisinden en çok istifade ettiği alimdir.

c) Şeyh Muhammed b. Sâlim et-Tablavî (v. 966/1559): Tefsir alanında kendisinden istifade etmiştir.

d) Muhammed b. Ali el-Bekrî (v. 993/1582): Kendisinden tefsir ve tasavvuf alanında istifade etmiştir.

e) Necmuddîn Muhammed b. Ahmed b.Ali es-Sekenderî el-Ğaytî (v. 981/1574): Tefsir ve hadis hocalarındandır.

f) Ali b. Ğanim el-Makdisî (v. 1004/1596): Tefsir, hadis ve edebiyat alanlarında Münâvî’ye hocalık yapmıştır.

g) Şeyh Hamdân el-Fakîh (v. ?): Hadis hocalarındandır. h) Şeyh Kâsım (v. ?): Hadis hocalarındandır.

67

Münâvî, el-Fethu’s-Semâvî, I, 26 68

Muhibbî, Hulâsatu’l-Eser, II, 412, 413 69

Münâvî, el-Fethu’s-Semâvî, I, 30-31 70

(24)

C- Talebeleri

Münâvî’nin bilinen talebelerinin sayısı on kadardır, isimleri tespit edilenler şunlardır:71 a) Süleyman el-Bâbilî (v. 1026/1617)

b) Nureddîn Ali b. Muhammed el-Echurî (v. 1066/1656) c) Münâvî’nin oğlu Muhammed Tâcuddîn (v. ?)

d) Münâvî’nin oğlu Zeynelâbidîn (v. 1022/1614) e) Seyyid İbrâhîm et-Taşkendî (v. ?)

f) Şerîf el-Vâvulatî (v. ?)

g) Şeyh Ebu’l-Hasen Ali el-Hadramî er-Reşîdî (v. ?) h) Muhammed b. Abdilfettah et-Tahtâî (v. ?)

i) Hafız Ahmed b. Muhammed el-Makkarî (v. 1041/1632)

III. ESERLERİ

Çok yönlü bir alim olan Münâvî birçok alanda eser telif etmiştir. Hatta akaid, usûlü fıkıh, feraiz, nahiv, teşrih, tıp, hey’et, tecvid ve tasavvuf ilgili konuları bir araya getirmek üzere bir çalışma yağmış, adını ise Câmi’ li-‘Aşreti ‘Ulûm koymuştur.72

Münâvî’nin eserlerinin sayısını tam tesbit edememekle birlikte yüz kadarının ismine ulaşabiliyoruz. Biz bu eserlerin tamamını değil, daha çok hadis ve biyografi ile ilgili eserlerinin sadece isimlerini bu çalışmada zikretmeye çalışacağız. Daha sonra çalışmamızın ana konusu olan Feyzu’l-Kadîr’ alı eserini müstakil olarak tanıtacağız.

1. Buğyetu’t-Tâlibin li Ma’rifeti Istılâhi’l-Muhaddîsin 2. el-Câmiu’l-Ezher min Hadisi’n-Nebiyyi’l-Enver 3. el-Ed’ıyyetu’l-Me’sura bi’l-Ehâdîsi’l-Me’sura 4. el-Ehâdîsu’l-Müntekât mine’l-Lisâni ve’l-Mîzân

5. Fethu’l-Raûfu’l-Mucîb bi Şerhi el-Hasâis

71

Münâvî, el-Fethu’s-Semâvî, I, 25 72

(25)

6. el-Fethu’s-Semâvî bi Tahrîci Ehadisi Tefsiri’l-Kadi’l-Beydâvî 7. İm’ânü’t-Tullâb bi-Tertîbi’ş-Şihâb

8. İs’afu’t-Tullâb bi Tertîbi’ş-Şihâb

9. el-İthâfu’s-Seniyye bi’l-Ehâdîsi’l-Kudsiyye 10. Kitâbu’l-Müntekât min Lisâni’l-Mîzan 11. Kunuzu’l-Hakâik fi Hadisi Hayri’l-Halâik

12. el-Mecmu’ü’l-Fâik min Hadisi Hatimeti Rusûli’l-Halâik 13. Menâkıbu Fâtıma

14. Mesânidu’s-Sahâbe

15. Miftâhu’s-Seâde bi Şerhi’z-Ziyâde 16. Neticetu’l-Fikr fi Şerhi Nuhfetu’l-Fiker 17. Nuhbetu’l-Kunuz fi Sırrı’r-Rumûz 18. Raf’u’n-Nikâb an Kitâbi’ş-Şihâb

19. er-Ravdu’l-Bâsim fi Şemâili’l-Mustafâ Ebi’l-Kâsım 20. eş-Şemâilu’l-Muhammediyye

21. Şerhu Şemâili’t-Tirmizî 22. Şerhu’l-Erbâin en-Nevevîyye 23. Şerhu’ş-Şifâ

24. Tabakâtu’r-Ruvât

25. Tahrîcu Ehâdîsi’l-Erba’in li’l-Münzirî 26. Tavdîhu Fethi’r-Raûfu’l-Mucîb

27. et-Teysîr fi-Şerhi’l-Câmii’s-Sâğîr

(26)

IV. FEYZU’L-KADÎR

Suyûtî el-Câmiu’s-Sağîr’de sadece sahih hadisleri toplama gayesi gütmemiş, hasen ve zayıf kanaatinde olduğu rivayetleri de eserine almıştır. Rivayetin sıhhatini belirtmek için ise remizler kullanmıştır. Bazı rivayetlerde remiz kullanmadığı göze çarpmaktadır. Ancak bir-iki harften oluşan remizlerin istinsah ve basma aşamasında tam olarak tespit edilip edilmediğini söylemek zor görünmektedir. Bununla birlikte, Münâvî’nin bazı rivayetlerin remizlerine yönelttiği eleştirilere bakarak, Suyûtî’nin rivayetlere remiz koyarken rivayetin sıhhati konusunda tesahül gösterdiği kanaatine ulaşabiliyoruz.

Feyzu’l-Kadîr, sadece rivayetlerin sıhhati üzerine yapılmış bir çalışma değildir. Münâvî, rivayette geçen kelimeler ve cümlelerin açıklamalarını riavayetleri sahih-zayıf ayrımına tabi tutmadan açıklamaktadır. Rivayetin bir kısmını zikrettikten sonra o kelime, terkip ya da cümle ile ilgili açıklamalar yapmaktadır. Garib kelimelerin harekelerini ve karşılıklarını vermektedir. Gerekli gördüğü yerlerde nahiv kaideleriyle ilgili açıklamalar yapmakta, mânânın daha güzel anlaşılması için hazfedilmiş kelimeleri eklemektedir.

Rivayetle ilgili kelime, hareke ve nahiv açıklamalarının ardından o rivayetin ifade etmek istediği mânâyı toplu olarak vermeye çalışmaktadır.

Rivayetin sebebi vürudu ile ilgili bilgiler varsa konu bütünlüğünü sağlamak amacıyla bunları zikretmektedir. Gerekli gördüğü yerlerde TENBÎH başlığı altında ziyade bilgiler vermektedir. Mevzubahis olan rivayetlerle irtibatlı olması yönüyle ayet ve hadislerden örnekler vermektedir. Aynı zamanda fakih olan Münâvî, fıkhî ihtilaflara da temas etmekte, mezheplerin konuyla ilgili değerlendirmelerini ve delillerini sunmaktadır.

Suyûtî’nin verdiği rivayetteki sıralamayı göz önünde bulunduran Münâvî, önce rivayetin geçtiği kaynağı Suyûtî’nin zikrettiği şekliyle vermekte, mevzubahis olan eserin hangi bölümünde/kitabında geçtiğine temas etmektedir. Eğer başka kaynaklarda lafız veya metin farklılığı varsa bunlara değinmektedir.

Suyûtî’nin ihtisar ettiği sahabi ravinin tam ismini ve karıştırılması muhtemel olan ravi isimlerinin harekesini vermektedir.

Son kısımda ise bizim çalışmamızın esasını teşkil eden sened ve sıhhat itirazlarını dile getirmekte ya da kendisinin de Suyûtî’ye iştirak ettiği yerlerde sükût etmektedir. Seneddeki ravilerden zayıf veya yalancı olanları varsa onlar hakkında bilgileri kaynaklardan alıntılarla ifade etmektedir.

(27)

Nadir olmakla birlikte bazı yerlerde “Müellif bu rivayeti eserinden silmeliydi” gibi ifadelerle rivayetin mevzu olduğu kanaatini dile getirmektedir.73

Feyzu’l-Kadîr, altı cilt olarak basılmıştır.74 10031 rivayeti içeren el-Câmiu’s-Sağîr şerhi Feyzu’l-Kadîr’in bizim çalışmamıza konu olan altıncı cildinde 8196-10031 arası rivayetler yer almaktadır. Bu ciltteki rivayetlerin sayısı 1835’tir.

73

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, No: 8356, 9326, 9791 74

(28)

İKİNCİ BÖLÜM

MÜNÂVÎ’NİN SUYÛTİ’YE İTİRAZLARI

Hadislerin sıhhatini tesbit konusundaki kıstaslarına göre alimler üç sınıfa ayrılır: Müteşeddit, mütesahil ve mütevassıt alimler. İkinci grupta yer alan Suyûtî’nin hadisleri kabulde mütesahil olduğu bilinmekte ve onun bu yönü münekkit hadis alimleri tarafından tenkit edilmektedir. el-Câmiu’s-Sağîr, Suyûtî’nin tesahül örneklerinin en belirgin olarak görüldüğü eserlerdendir.

Suyûtî’den bir asır sonra gelmiş olan Münâvî, bugün bile kullanımı çok yaygın olan bu eser üzerine, kendi ilmi derinliğini gösteren ve el-Câmiu’s-Sağîr’i daha istifadesi mümkün kılan şerh çalışması Feyzu’l-Kadîr’de özellikle senedleri ve rivayetleri kabul yönünden Suyûtî’ye itirazlarda bulunmuştur.

Münâvî’nin Suyûtî’ye itirazları daha çok onun mütesahilliğini gösterir tarzdadır. Bununla birlikte Münâvî, bazen sahih hadisleri hasen saydığı için, bazen de hasen hadisleri zayıf saydığı için Suyûtî’ye itirazlarda bulunmuştur. Ancak bu yöndeki örnekler sınırlıdır. Rivayetlerin zayıf veya mevzu olduğu yönüyle itirazları ise diğerlerine göre çok daha fazladır.

Zayıf hadislerle ihticac edilmesi belli kurallara göre mümkünken daîfun cidden ve mevzu olan rivayetlerin kullanılması kabul edilemez görülmektedir. Suyûtî ise bu tür rivayetleri fazlaca kullanmaktadır.

Gördüğümüz kadarıyla münker, metruk, müttehem gibi hadisi şedîdu’d-da’f seviyesine düşüren rivayetler birkaç yüzü bulmaktadır. Bizim çalışmamızın konusu olan altıncı ciltte 1835 rivayetin bulunduğuna dikkat edilirse ihticaca elverişli olmayan rivayetlerin sayısının çok fazla olduğu görülecektir. Münâvî’nin itiraz ettiği rivayetlerin çokluğundan dolayı biz, sadece mevzu olma ihtimalini yüksek gördüğümüz rivayetler bağlamında Münâvî’nin Suyûtî’ye itirazlarını değerlendirmeye çalıştık.

Nadiren olmakla birlikte Münâvî’ye katılmadığımız yerler olmuştur, bunları ilgili rivayetleri değerlendirirken zikrettik.

(29)

A. Açıkça Mevzu Olduğunu Belirttikleri

-)

ﺓﺭﺜﻜﻭ ﺕﺎﺒﻨﻟﺍ ﺔﻠﻗﻭ ﺭﻁﻘﻟﺍ ﺓﺭﺜﻜ ﺔﻋﺎﺴﻟﺍ ﺏﺍﺭﺘﻗﺍ ﻥﻤ

ﺔﻠﻗﻭ ﺀﺍﺭﻤﻷﺍ ﺓﺭﺜﻜﻭ ﺀﺎﻬﻘﻔﻟﺍ ﺔﻠﻗﻭ ﺀﺍﺭﻘﻟﺍ

1

ﺀﺎﻨﻤﻷﺍ

(

75

“Yağmurun çokluğuna rağmen bitkilerin azlığı, Kur’an okuyanların çokluğuna rağmen onu iyi anlayanların azlığı ve yöneticilerin çokluğuna rağmen güvenilir olanlarının azlığı kıyamet alâmetlerindendir.”76

Suyûtî, Taberânî (v. 360/970)’nin el-Mu’cemu’l-Kebîr’in’den naklettiği bu rivayeti zayıf olarak remzetmiştir. Ancak adı geçen kaynakta bu rivayete ulaşamadık. Bu rivayetin el-Mu’cemu’l-Kebîr’in mefkud (günümüze ulaşmamış/kayıp) ciltlerinde olması muhtemeldir. Bununla birlikte, biz bu rivayeti tâli kaynaklarda nakledildiği kadarıyla değerlendirmeye çalışacağız.

Mezkur rivayetin senedine sadece el-İsâbe’de tesadüf ediyoruz, o da şu şekildedir: Ebû Meryem Abdulgaffar b. el-Kasım  Muhammed b. Ali b. Ebî Cafer  Amr b. Amr b. Muhsan el-Ensârî  Abdurrahman el-Ensârî77

Ayrıca bu rivayete Deylemî (v. 509/1115)78, Heysemî (v. 807/1404)79, Ali el-Müttakî (v. 975/1567)80 de kitaplarında yer vermişlerdir. Ancak, el-Câmiu’s-Sağîr haricindeki eserlerde (ﺮﻄﻘﻟﺍ ﺓﺮﺜﻛ) şeklinde değil, ( ﳌﺍ ﺓﺮﺜﻛﺮﻄ ) şeklinde geçmiştir.

Heysemî, senedde adı geçen Ebû Meryem Abdulgaffar b. el-Kasım’ın hadis uydurduğunu nakletmektedir.81 Ebû Davud (v. 275/888), adı geçen ravi ile başından geçen bir olayı anlattıktan sonra “Ben onun kezzab olduğuna şahidim” demektedir. Başkaları da onun sağlam olmadığı kanaatindedirler.82 Ali b. el-Medînî (v. 234/848) ise hadis uydurduğunu ve Şia’nın önderlerinden olduğunu söylemektedir.83

Münâvî de müellifin bu rivayeti kitabından silmesi gerektiğini söylemektedir.84

75

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 8234 76

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 14 77

İbn Hacer, el-İsâbe, II, 414 78

Deylemî, Firdevs, IV, 5 79

Heysemî, Mecmau’z-Zevâîd, VII, 639 80

Ali el-Muttakî, Kenzu’l-Ummâl, XIV, 220 81

Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 639 82

Zehebî, Mîzânu’l-İtidâl, III, 354 83

İbn Adî, el-Kâmil, VII, 18 84

(30)

Elbânî, el-Câmiu’s-Sağîr’in sahih ve zayıf rivayetleri üzerine yaptığı çalışmada bu hadisi mevzu rivayetler arasına dâhil etmiştir.85

2

-)

ﻕﺎﻔﻨﻟﺍ ﺙﺭﻭﻴ ﻪﻨﺈﻓ ﺔﻴﺴﺭﺎﻔﻟﺎﺒ ﻥﻤﻠﻜﺘﻴ ﻼﻓ ﺔﻴﺒﺭﻌﻟﺎﺒ ﻡﻠﻜﺘﻴ ﻥﺃ ﻡﻜﻨﻤ ﻥﺴﺤﺃ ﻥﻤ

(

86

“Sizden Arapçayı güzel konuşanlar Farsça konuşmasın, zira bu nifaka sebep olur.”

Suyûtî bu rivayeti Hakîm’den nakletmiş ve sahih remzini koymuştur.

Rivayetin Hakîm (v. 405/1014)’in el-Müstedrek’inde geçen senedi şu şekildedir: Ebû Amr b. Saîd b. Kasım  Ahmed b. Leys b. Halîl  İshak b. İbrahim el-Cerîrî  Amr b. Harun  Usame b. Zeyd el-Leysî  Nafi’  ibn Ömer87

Ravilerden Amr b. Harun’un yalancı kabul edildiğini görüyoruz. Münâvî, Yahya b. Maîn (v. 234/848)’in adı geçen raviyi tekzib ettiğini, cemaatin de bu raviyi terk ettiğini aktarmaktadır.88 Zehebî de mezkur ravi hakkında aynı bilgileri nakletmektedir.89

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr’de Amr b. Harun’un naklettiği hadise yer vermekle birlikte kendisine ait olan el-Leâli’l-Masnûa’da mezkûr ravinin kezzab olduğunu ve cemaatin onu terk ettiğini nakletmektedir. Ancak bu rivayetin içeriğiyle özdeşleşen başka nakillerde bulunmaktadır.90

İbn Hibbân (v. 354/965) adı geçen raviyi es-Sikât’ında zikretmiştir.91 Ancak onun gibi düşünenler olmasına rağmen genel kanaatin dışına çıkarak mechul ravileri de sika kabul edip kitabına almıştır. Bu durum tevsikin en alt kademesi olarak değerlendirilmeli ve es-Sikât, onun bu metodu dikkate alınarak kaynak gösterilmelidir.92

Münâvî, Feyzu'l-Kadîr’de hadisle ilgili yapmış olduğu açıklamaların ardından müellif (Suyûtî)’nin bu rivayeti kitabından silmesi gerektiğini belirtmekte ve “Keşke bu raviyi zikrettikten sonra halini de beyan etseydi” demektedir.93

Elbânî, bu hadisin mevzu olduğunu nakletmektedir.94

85

Elbânî, Daîfu’l-Câmi’, s. 763 86

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 8340 87

Hâkim, el-Müstedrek, IV, 98 88

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 50 89

Hâkim, el-Müstedrek, IV, 98 (Telhîs) 90

Suyûtî, el-Leâli’l-Masnûa, II, 281 91

İbn Hibbân, Kitâbu’s-Sikât, IX, 279 92

Kettânî, Hadis Literatürü, s. 319 93

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 50 94

(31)

3

-)

ﻥﺁﺭﻘﻟﺍ ﻥﻤ ﻪﻅﺤ ﻙﻟﺫﻓ ﺍﺭﺠﺃ ﻥﺁﺭﻘﻟﺍ ﻰﻠﻋ ﺫﺨﺃ ﻥﻤ

(

95

“Kim Kur’an (öğretme veya okuma)’dan dolayı ücret alırsa onun Kur’an’dan nasibi odur.”

el-Câmiu’s-Sağîr’in matbu nüshasında, yukarıda geçen

ﻙﻟﺫﻓ

kelimesi

ﻙﺍﺫﻓ

şeklinde geçmektedir.

Ebu Nuaym (v. 430/1038)’ın Hılyetü’l-Evliyâ’sında yer alan yukarıdaki rivayet el-Câmiu’s-Sağîr’de “Zayıf” remziyle yer almaktadır.

Bu rivayetin Hılyetü’l-Evliyâ’da geçen senedi şu şekildedir:96

Muhammed b. Ömer  Saîd b. Osman en-Nusaybî  İshak b. Anberî (veya el-Anber)  Abdülvahhab es-Sekafî  Süfyân  Süheyl  Babası  Ebu Hureyre

Rivayeti yukarıdaki senedle zikreden Ebu Nuaym, Sevrî’nin garib rivayetlerinden olduğunu naklettiği bu rivayeti İshak’ın Abdülvahhab’dan nakilde teferrüd ettiğini bildirmiştir.97

Seneddeki ravilerden İshak b. el-Anberî (veya Anber) hakkında bildirilen cerh ifadeleri sadece Ezdî’den nakledilmektedir. Zehebî (v. 748/1347), İshak hakkında Ezdî (v. 374/984)’nin “Kezzab” ve “Ondan rivayette bulunmak helal değildir” sözlerini aktarmaktadır.98

İbnü’-Cevzî (v. 598/1202) ise İshak’ın Horasanlı olduğunu, Servî (v. 110/728)’nin talebelerinden nakilde bulunduğunu, Ezdî’nin ise mezkur ravi hakkındaki şu sözlerine yer vermektedir: “Nusaybin’e yerleşmiştir. O kezzabdır, ondan rivayette bulunmak helal değildir.”99

Münâvî de Zehebî’nin verdiği bilgilere istinad etmekte ve musannif Suyûtî’nin bu rivayeti eserinden silmesi gerektiğini söylemektedir.100 Gumârî de aynı yönde görüş belirtmektedir. 101

Elbânî de aynı bilgileri nakletmekte ve bu rivayetin mevzu olduğu kanaatini belirtmektedir.102

95

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 8356 96

Ebu Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, VII, 142 97

Ebu Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, VII, 142 98

Zehebî, el-Muğnî fi’d-Duafâ, I, 110; Mîzânu’l-İtidâl, I, 195 99

İbnü’l-Cevzî, ed-Duafâ ve’l-Metrûkîn, I, 103 100

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 55 101

Gumârî, el-Müdâvî, VI, 105 102

(32)

4

-)

ﺴﻟﺍ ﻲﻓ ﻥﻌﻟ ﺎﻬﺒﻠﻁﻴ ﻻﻭ ﺎﻫﺩﻴﺭﻴ ﻻ ﻭﻫﻭ ﺓﺭﺨﻵﺍ ﻝﻤﻌﺒ ﻥﻴﺯﺘ ﻥﻤ

ﺽﺭﻷﺍﻭ ﺕﺍﻭﺎﻤ

(

103

“Kim âhirete yönelik bir ameli âhiret kastı olmadan yaparsa göklerde ve yerde lanetlenir.”

Suyûtî, Taberânî’nin el-Mu'cemu'l-Evsat’ından naklettiği bu rivayette, rivayetin sıhhatini belirten bir remiz göremiyoruz. Münâvî’nin de remiz hakkında görüş belirtmediği göz önüne alınırsa Suyûtî’nin bu rivayet hakkında sükût ettiğini söyleyebiliriz.104

Bu rivayete senedli olarak sadece el-Mu'cemu'l-Evsat’ta tesadüf ediyoruz. Mezkur kaynakta rivayetin senedi şöyle verilmektedir:

Abdurrahman b. Hallâd ed-Devrakî  Sa’dân b. Zekeriyya ed-Devrakî  İsmail b. Yahya et-Teymî  ibn Ebi’z-Zi’b  Zührî  Ebu Seleme  Ebu Hureyre

Taberânî, rivayetin sonunda senedle ilgili şu bilgiyi vermektedir: “Bu rivayeti Zührî’den sadece ibn Ebi’z-Zi’b nakletmiştir. İsmail b. Yahya bu rivayette teferrüd etmiştir.”105

Yukarıdaki metni verilen rivayet tali kaynaklarda her ne kadar bu lafızlarla verilse de el-Mu'cemu'l-Evsat’ta (kısmen) lafız farklılıkları bulunmaktadır.

ﺍﺫﺇ

ﻦﻳﺰﺗ

ﻞﺟﺮﻟﺍ

ﻞﻤﻌﻟ

ﺓﺮﺧﻵﺍ

ﻮﻫﻭ

ﺎﻫﺪﻳﺮﻳ

ﻻﻭ

ﺎﻬﺒﻠﻄﻳ

ﻦﻌﻟ

ﺕﺍﻭﺎﻤﺴﻟ

ﲔﺿﺭﻷﺍﻭ

Heysemî bu rivayeti, ravilerden İsmail b. Yahya et-Teymî sebebiyle eleştirmektedir.106 Ravilerden İsmail b. Yahya et-Teymî hakkında ağır cerh ifadeleri kullanılmıştır. Zehebî yalancılıkla itham edildiğini nakletmektedir.107 Salih b. Muhammed onun hadis uydurduğunu söylemiştir. Ezdî, “rüknün min erkâni’l-kizb” ifadesini kullanmakla onun yalancılığın zirvesinde olduğunu söylemekte ve ondan rivayetin helal olmayacağını belirtmektedir. İbn Adî (v. 365/975) ise onun batıl rivayetlerinden örnekler aktarmaktadır. Terk edilmesi hususunda icma oluşmuştur.108 Kenzu’l-Ummâl müellifi de bu rivayete eserinde yer vermektedir.109

103

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No:8592 104 Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 134 105 Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, V, 390 106 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 220 107

Zehebî, el-Muğnî fi’d-Duafâ, I, 620 108

Zehebî, Mîzânu’l-İtidâl, I, 253 109

(33)

Aclûnî (v. 1162/1748), bu rivayeti eserine almış, ancak bir değerlendirme yapmamıştır.110

Münâvî, Heysemî’nin söylediklerini naklettikten sonra “Musannifin bu rivayeti eserinden silmesi gerekirdi” demektedir.111

Elbânî, bu rivayetin mevzu olduğu yönünde kanaat belirtmektedir.112

5

-)

ﺭﺎﻨﻟﺍ ﻥﻤ ﺎﺒﺎﺠﺤ ﻪﻟ ﺕﻨﺎﻜ ﻪﺘﻴﺤﻀﻷ ﺎﺒﺴﺘﺤﻤ ﻪﺴﻔﻨ ﺎﻬﺒ ﺔﺒﻴﻁ ﻰﺤﻀ ﻥﻤ

(

113

“Kim sevabını Allah’tan bekleyerek güzelce kurbanını keserse, bu kurban onunla cehennem ateşi arasına perde olur.”

Suyûtî (v. 911/1505), bu rivayeti Taberânî (v. 360/970)’nin el-Mu’cemu’l-Kebîr’inden nakletmekte ve zayıf olduğunu belirtmektedir.114

Mezkur kaynakta rivayetin senedi şöyle geçmektedir:

Ahmed b. Muhammed en-Nehaî el-Kâdî el-Kûfî  Ammâr b. Ebî Mâlik el-Cenbî, Ebu Davud en-Nehaî  Abdullah b. Hasen b. Hasen  Babası  Dedesi115

Münâvî’nin bu rivayete itiraz etmesine sebep olan ravi Süleyman b. Amr (Ebu Davud en-Nehaî)’dir. Bu ravi hakkında cerh tadil alimlerinin kanaati yalancı ve hadis uyduran biri olduğu yönündedir.

Rivayetin eleştirilmesine sebep olan mecruh ravi hakkında detaylı bilgi daha önce geçen 33. sayfadaki rivayetin tahrici esnasında zikredilmişti.

Heysemî (v. 807/1404) bu rivayeti zikrettikten sonra adı geçen ravinin kezzab olduğuna dikkat çekmektedir.116

Ali el-Muttakî (v. 975/1567) de bu rivayete Kenzu’l-Ummâl’de yer vermiştir.117

Münâvî, Heysemî’nin Ebu Davud en-Nehaî hakkında vermiş olduğu bilgileri naklettikten sonra, müellif Suyutî’nin bu rivayeti eserinden silmesi gerektiğini söylemektedir.118

110

Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 214 111

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 134 112

Elbânî, Silsile Daîfe, X, I, 8 113

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, No: 8825 114

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 224 115

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, III, 84 116

Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IV, 9 117

Ali el-Muttakî, Kenzu’l-Ummâl, V, 85 118

(34)

Elbânî de bu rivayetin mevzu olduğu kanaatindedir.119

6

-)

ﺏﺠﺘ ﻰﺘﺤ ﻪﺘﻜﺌﻼﻤﻭ ﻪﻴﻠﻋ ﷲﺍ ﻰﻠﺼ ﺔﻌﻤﺠﻟﺍ ﻡﻭﻴ ﻥﺍﺭﻤﻋ ﻝﺁ ﺎﻬﻴﻓ ﺭﻜﺫﻴ ﻲﺘﻟﺍ ﺓﺭﻭﺴﻟﺍ ﺃﺭﻗ ﻥﻤ

ﺱﻤﺸﻟﺍ

(

“Kim Cuma günü Âli İmrân sûresini okursa güneş batana kadar Allah ona rahmet eder.”

Suyûtî, bu rivayeti Taberânî’nin el-Mu’cemu’l-Kebîr’inden nakletmekte ve rivayetin sıhhati hususunda sükût etmektedir.120 el-Mu’cemu’l-Kebîr’de geçen sened şu şekildedir:

Ebu Hanîfe Muhammed b. Hanîfe el-Vâsıtî  Amcası Ahmed b. Muhammed b. Mâhân b. Ebî Hanîfe  Babası  Talha b. Zeyd  Yezîd b. Sinan  Yezîd b. Câbir Dımaşkî  Tâvûs  ibn Abbâs121

Bu rivayet aynı senedle Taberânî’nin el-Mu'cemu'l-Evsat’ında da geçmektedir. Mezkur kaynakta geçen lafızlar şu şekildedir:122

ﻦﻣ ﺃﺮﻗ ﺓﺭﻮﺴﻟﺍ ﻲﺘﻟﺍ ﺮﻛﺬﻳ ﺎﻬﻴﻓ ﻝﺁ ﻥﺍﺮﻤﻋ ﻡﻮﻳ ﺔﻌﻤﺠﻟﺍ ٬ ﻰﻠﺻ ﷲﺍ ﻪﻴﻠﻋ ٬ ﻪﺘﻜﺋﻼﻣﻭ ﻰﺘﺣ ﺐﻴﻐﺗ ﺲﻤﺸﻟﺍ

Münâvî’nin bu rivayet eleştirmesine sebep olan ravi Talha b. Zeyd eş-Şâmî er-Rakkî’dir. Buhârî, bu ravi hakkında “münkerü’l-hadis” ifadesini kullanmaktadır.123 İbn Ebî Hâtim’de aynı ifadeye katılırken “hadisleri yazılmaz” kaydını eklemektedir.124 İbnü’l-Cevzî, Nesâî’nin Talha’yı “metruk”, Dârekutnî’nin de zayıf kabul ettiğini söylemektedir.125

Zehebî, ibnü’l-Medînî (v. 234/848)’nin adı geçen ravi hakkında “Hadis uyduruyordu” sözünü nakletmektedir.126 Başka bir yerde ise, Ahmed (b. Hanbel) ve Ali (ibnü’l-Medînî)’nin adı geçen ravi hakkında “Hadis uyduruyordu” sözlerini nakletmektedir.127

İbn Hacer, yukarıda adı geçen iki cerh ta’dîl âliminin yanına Ebu Davud’u da ekleyip üçünün de Talha b. Zeyd’in uydurmacı olduğu yönünde görüş belirttiklerini söyler.128

Münâvî, Heysemî ve ibn Hacer’in Talha b. Zeyd’i “Daîfun Cidden” olarak kabul ettiklerini naklettikten sonra Suyûtî’nin bu rivayeti eserinden silmesi gerektiğini

119

Elbânî, Silsile Daîfe, II, 15 120

Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 257 121

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, II, 40 122

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, VII, 92 123

Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, IV, 351 124

İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, IV, 480 125

İbnü’l-Cevzî, ed-Duafâ ve’l-Metrûkîn, II, 64 126

Zehebî, Mîzânu’l-İtidâl, III, 52 127

Zehebî, el-Kâşif, I, 514 128

Referanslar

Benzer Belgeler

es-Suyûtî‟nin bu tutumu, başta es-Sehâvî olmak üzere birçok alim tarafından şiddetle tenkit edilmesine sebep olmuştur. 51 Yukarıda belirtilen hususlar dışında

Bütün bunlardan dolayı Ebu‟l-Berekat‟a göre varlığı özü gereği zorunlu olarak varolan kendi özsel nitelikleriyle çoğalmaz (Ebu‟l-Berekat, 1998: 91).. Ġlineksel

‘Kuşların dışkılarından kaçınmak meşakkattir’ ve ‘Pirelerin kanından kaçınmak meşakkattir’ denilebilir. Dolayısıyla küllî emrin bu fertlerine

[r]

[Biotase] - [妙化錠] 返回 藥品介紹 藥師 藥劑部藥師 發佈日期 2010/02 /11

Eğer eş yıldızın kütlesi, beyaz cüce- den daha küçükse (nova oluşturan sis- temlerde görüldüğü gibi), en hızlı madde aktarımı yılda 0,0003 dünya kütlesi

Uluslararası Bakalorya Programı A1 Türk Dili ve Edebiyatı Dersi kapsamında hazırlanmış olan bu uzun tezde Aziz Nesin’in çocukluk ve ilk gençlik anılarını

Vergi ödevlisinin cezalarda indirim- den yararlanabilmesi için, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi ve vergi farkı ile indirimden arta kalan vergi ziyaı, usulsüzlük