Medenî
Bir
Adam
r—-l H Fuad Cebcsoy’u tanı-
/ A \
dığım zam an t a m 12 ya- şımda idim. K u r t u l u ş Sa- vaşı A n k a r a ’sının A ta t ü r k ’le b e r a b e r en tem iz giyinen ins anlarından biri idi. Çoğu kı- ravatsız, kimi po tu r lu , kimi s a r ık lı Meclis kalaba lığı aras ın d a B ü y ü k K om uta na, çocuk a k lı m l a , en yakış tırd ığ ım «mücadele arkadaşı» o larak b u hali yle Ali F u a d P aşa’yı g örüyordum . Onun içindir ki, so nradan T e r a k k i p e r v e r F ı r k a ’ya girip de in kılâpla r a , yâni Gazi Mus tafa K e m a l’e karş ı cephe aldığını öğrendiğim A li Fuad P a ş a ’yı birden şiddet le yadırgamıştım.Çok d ah a sonrala rı Cebesoy’u d a h a yak ın d an ta n ı m a k f ırsa tı nı bu ld um . 1950 yılı «beyaz ih ti lâl» inde D.P. listesinden m illet vekili seçilmiştik. İkimiz de b a ğımsızdık. Meclis koridorlarında, A n k a r a P alas’ın lokantasında sık sık b uluşur, uzun boylu k o nuşu rduk.
Ali Fuad Cebesoy’un pek az kimsede Tasladığım kişisel özel liği şu idi : Hu eski ask er , bu yaşlı devle t adamı, in s a n la r a r a sı ilişkilerin özgürlük tem eli ü- ze rine o tu rtu lm ası gereğine in a nıyordu, Bu inancın m a n tık î so n u cu olarak da zıt fikirleri hoş görü ile karş ılam ayı şaşmaz prens ip edinmişti. Yıllar boyu o- n u birçok kez gördüm . Kimi za m a n başkalarının da yanın da saatler ce konuştuğum uz, t a r t ı ş tığım ız oldu. Ali F u ad Cebesoy’ un bir an olsun sinirlendiğini, kızdığını, kendin i tu t a m a y ı p hoş görü k u ra l la r ın a aykır ı b ir d a v ran ışa kapıldığını h a tırla m ıy o ru m . O k a d a r ki, geçmişini bil- m iy e n le r onun bu ha line b a k a rak, «Adam d ü n y a y a met elik v erm iy or. M em le ket u m u r u n d a bile değil» diye d üşünebilirle rdi.
Bizim toplum un ne dün, ne de b u g ü n benimseyemediği bu ka r a k t e r çizgisi Ali F u ad Cebesoy’ u n zam an zam an a ram ızd a yal nız ka lm asına yol açan başlıca e tkenlerden biri sayılabilir. Yok sa o, d ev rim lere karşı olmak şöyle d u rsun, belki onları, çoğu devrim cile rden daha e rk en ken dine mal etm iş bir d ü n y a görü şü n ü n temsilcisi bu lu n u y o r d u . Yanıldığı nokta, bir çağ değişi mi dem ek olan ve aklın eg em e n liğini hâkim kılmayı amaç edi n en büyük ç alk a ntının y u r d u m uzda d em o k ratik yoldan b aşa rılabileceğine inanması idi. T e r a k k i p e r v e r F ır k a denem esine ra ğ m en bu in anca ö m r ü n ü n so n u n a değin bağlı kaldığım sanı yoru m .
D.P. ik tid ar ı ile C.H.P. m u h a lefetinin aras ı pek açıldığı bir ş ırad a a r a y a girip d u r u m u d ü zeltm ek istedi.
«— Biz bağım sızla rın görevi, d em okratik sistemin no rm a l iş lemesine yardım etm e k ti r. Baş b a k a n d a n ri ca edelim, gelsin, ko nuşalım. Bu krize m u t l a k a bir çözüm yolu bulmalıyız!»
Diyordu. Başbakanla görüşü lü r s e sağdu y u n u n galip geleceği ne y ü re k t e n inanıyord u.
Böyle bir teşebbüste n olum lu b i r sonuç alınacağın a zerr ece ih tim al v erm em ekle b eraber, k e n disine karş ı beslediğim saygının tesiri altın d a onu yalnız b ır a k m a y a gönlüm razı olmadı. Ad n an Menderes’te n bizimle bir öğle yemeğimizi pay laşmasını ri c a ettik. A n k a ra P alas’ın b ir odasında b ir gün sekiz - on kişi bulu ştu k. Başbakanın yanında, aldanm ıy orsam , galiba, o zam an Basın • Yayın Bak an ı olan D ok t o r M ükerrem Sarol da vardı. Yem ekte Ali F u ad Cebesoy, p ro tokol ku ra lla r ın a ab a rt m a l ı bir biçimde uy a ra k konuşu yor, M en d eres’e hitap ed erk en h e r d efa sında «zat-ı devletleri» dem ek suretiyle onu ynmuşatab ileceği- ni um uyordu. Söylemek istediği
NADİR NADİ
Medenî
Ilı
İd a m
[B aşm akale den devam ] ve kib ar , süslü c ü m lelerle pek gürel de söylediği, d em okratik düzenin k o runm asında ik tid ara düşe n sorum payın ın önemi idi. Bu sorum çok b ü y ü k tü . İk t id a r an cak hoşgörü sayesinde bu ağ ır yü k ü ta şıyabilirdi.
Menderes, P a ş a ’nın sözlerini saygı ile dinliyor, fak at m u h a lefet hak k ın d a ileri sü r d ü ğ ü ye- rici fikirlere bakılırsa, yapılan telkinlere hiç u y m a k niyetin de olmadığını açıkça belli ediyor du.
Ayrıldığımız zaman ben, b u luştuğum uzda oldu ğu gibi, kö tüm serdim . Cebesoy ise, g ü lü m ser haline bakılırsa, başlangıçta ki iy imserliğinden hiçb ir şey kay betm em işti.
O nu 27 Mayıs’ta n sonra da gö r meyi, o günden bu yana geçen ola ylar üzerinde düşü n d ü k lerin i öğrenmeyi ne ka d a r isterdim. Gerçi Paşa ile bu y a k ın l a ra ka d a r birkaç kere karşılaştık. Ama özlediğim sohbeti nedense her seferinde bir başka güne e rt e le dim. Scksenbeş yaşına ra ğm en dinçti. H er za m an te rtem iz elbi seleriyle Mecidiyeköyde sık sık uzun y ü rü y ü ş le re çıkardı. Öle cek a d a m a benzemezdi.