• Sonuç bulunamadı

[Tevfik Fikret'in Galatasaray Lisesi Müdürlüğü]

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "[Tevfik Fikret'in Galatasaray Lisesi Müdürlüğü]"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÇARŞAMBA, 12 Şubat 2003 - r t i

iTHffiraı T A R İH

kullanmış olduğu üslup, bu tartışmayı daha da alevlendirdi. Bakanlığa göre Mekteb-i Sultani müdürlüğünden bir şair ayrılmış, yerine bir âlim gelmişti.

11 Nisan tarihli Sabah ve Tanin gazeteleri bakanlığın bu tavrını şiddetle tenkit ettiler. Tanin Gazetesi'nde konu başyazar Hüseyin Cahit Bey tarafından ele alındı. Hüseyin Cahit Bey, istifa kararının kamuoyuna aktarılırken 'şairin yerine âlim geldi' şeklinde beyanda bulunulmasını teessüfle karşıladığını, bu tarz hareketin hafiflik olduğunu yazdı. Emrullah Bey ise 'şair ve âlim' sıfatlarının kullanılmasında bir kötü niyet

bulunmadığını, bu ifadenin, bundan sonra okulun eğitim ve öğretiminde ilme ve fenne daha fazla önem verileceği anlamına geldiğini beyan etti. Emrullah Bey'e göre işler şahıslarla değil,

prensiplerle yürütülmeliydi.

Hadise bu şekilde kamuoyu önünde tartışılırken, 'baba' olarak kabul ettikleri müdürlerinin

istifasından son derece üzgün olan öğrencilerin tepkisi giderek arttı. Öğretmenlerden birçoğu da duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Okul idaresi ise tepkileri yatıştırmaktan uzaktı. Bütün bu karmaşa içinde belletici Konstantinidis Efendi'nin, gözdağı vermek amacıyla öğrencilerden birini dövmesi, her şeyin üzerine tuz biber ekti ve öğrencilerin sabrını iyice taşırdı.

Öğrenciler, 12 Nisan Sah sabahından itibaren dersleri boykot etmeye karar verdiler. Liseyi terk etmeden önce ders nazırı ile görüşmüş, kararlarını iletmişlerdi. Tevfik Fikret Bey yeniden müdürlüğe getirilinceye kadar dersleri boykot edeceklerdi. Bu suretle 500'den fazla öğrenci okul binasından

Öğrencilerin bu şekilde sokağa dökülmesi kamuoyunda değişik yankılar yaptı. Tanin Gazetesi'ne göre öğrenciler bu hareketlerinde mazur görülmeliydiler: 'Öğrencinin idare işlerine müdahalesi doğru değildir. Öğrencinin

öğretmenlerini ve belleticilerini istememek gibi bir harekete girişmeleri de hoş karşılanamaz. Fakat öğrencinin öğretmen ve idarecilerine karşı hürmet duygusu içinde olmasına ve bu duygularını açığa çıkaracak tarzda hareket etmesine de bir şey denilemez. Mekteb-i Sultani öğrencisinin hareketlerinde emniyeti ihlâl edecek bir şey olmadığı gibi, edep ve terbiyenin zerre kadar dışına çıkılmadığından kendileri aleyhine bir şey söylemek de mümkün değildir. Aksine en üzgün oldukları böyle bir zamanda itidallerini muhafaza etmelerinden memnun olunmalıdır. Öğrencinin bu hali büyükler için de bir ders olmalıdır.'

► Beyoğlu sokaklarına dağıldı. Boykota katılanlar arasında Veliaht Abdülmecid Efendi'nin oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi de vardı.

Dersleri bırakan öğrenciler bu arada Sadrazam Hakkı Paşa'ya bir telgraf çekerek amaçlarını ortaya koydular: 'Bu hareketimizi kanunlara muhalefet amacıyla yapmıyoruz. Ancak, mektebimizi mükemmel bir hale getirmiş olan ve kendisine ebediyen şükran borçlu olduğumuz Tevfik Fikret Bey'e beslediğimiz minnettarlık duyguları bizi bu eyleme sevk etti. Müdürümüzün ayrılması mektebi perişan bir hale getirdi ve bizleri manevi baba kucağından mahrum bıraktı. Tevfik Fikret Bey'i yeniden müdürlüğe getirerek, bu irfan

müessesesinin yıkılmasının önüne geçilmesini, ülkenin geleceği açısından sizden talep ediyoruz.'

B

a

SINDA VERYANSIN

Mekteb-i Sultani'nin öğrencileri.

.v. 20. asrın ilk yıllarında Galatasaray Lisesi'nin önü.

(2)

ÇARŞAMBA, 12 Şubat 2003

ntm m i

TARİH

p wm

ı ’C

GalatasaraylI jimnastikçiler.

Sabah Gazetesi de bakanlığı tenkit edenler arasındaydı. Gazete, bütün bu olaylara nektebin idare ve öğretiminde hiçbir değişiklik meydana gelmeyeceği konusunda öğrencileri ikna edemeyen bakanlığın sebep olduğunu yazıyor ve ilim ve irfan sahibi oldukları bilinen GalatasaraylI öğrencilerin, kötü bir şey yapmayacaklarından emin olunduğu ifade ediliyordu.

G

ERİ ADIM YOK

Fransızca yayınlanan Le Moniteur Oriental Gazetesi de konuyla ilgili tartışmalara yer verdi. Gazete önce kendi görüşünü beyan ederek, idari disiplinle ilgili ve birkaç saatte çözümlenebilecek böyle bir meselenin bu derece büyütülmesine ve içinden çıkılmaz hale gelmesine anlam

verilemediğini ifade etti. Ama, öğrencilerin de dersleri boykot etmesinin doğru

olmadığını yazdı. Gazete ayrıca,

okuyucuları arasında yer alan bir öğretim üyesinin şu görüşlerine yer verdi:

'Galatasaray'da birkaç gündür devam etmekte olan durumda bir değişiklik görünmüyor. Bir yandan Eğitim Bakanlığı ve yeni müdür Salih Zeki Bey disiplini sağlamak üzere enerjik bir gayret gösterirken, diğer taraftan eylemci öğrenciler, dikkatleri üzerlerine toplamış olmaktan kaynaklanan bir mutlulukla,

sokaklarda yürümeye devam ediyorlar. Şahsen ne Eğitim Bakanı Emrullah Efendi, ne de Tevfik Fikret'ten yana bir tavrım vardır. Fakat bu meselenin bir polemik konusu

yapılmasından rahatsızlık duyuyorum.' Tasvir-i Efkâr Gazetesi ise Tevfik Fikret'in bakanlığa yönelik tavrını eleştirdi. Gazeteye göre, Tevfik Fikret Bey'in bakanlığa gönderdiği yazıda kullanmış olduğu dil kabul edilemezdi. Onun gibi nezaket ve zarafeti ile tanınmış bir şahsiyetin astın üstüne karşı kullanmaması gereken bir lisan sarf etmesi, idari disiplin açısından sakıncalıydı. Gazeteye göre, her şeyden önce âmire saygı göstermek şarttı ve bu durum doğuda olduğu gibi batıda da böyleydi.

Öğrencilerin boykotu sebebiyle dersler

yapılamıyordu. Fikret'in ayrılmasından rahatsızlık duyan bazı öğretmenler de istifa ettiler. Bu arada okul idaresi basın aracılığıyla bir tebligat

yayınlayarak, ders başı yapmadıkları takdirde

öğrencilerin kayıtlarının silineceğini duyurdu. Öğrenci velileri ise tam bir şaşkınlık içindeydi. Çocukları sabahtan akşama kadar sokaklarda geziyordu. Hayli sıkıntılı olan veliler gazete idarehanelerini dolaşarak ne yapacaklarını soruyor ve meseleye bir çözüm bulunması için gazetelerin aracılığını rica ediyorlardı. Bazıları çocuklarını Robert Kolej'e vermek mecburiyetinde

kalacaklarını söylüyor ve 'Bu memlekette ilim ve irfan, yiyip içmek gibi bir zaruri ihtiyaç halinde iken ve elimizde Mekteb-i Sultani gibi mükemmel bir okul varken, onun böyle mahvedilmeye

çalışılması ve çocuklarımızın eğitimlerini yabancı okullarda tamamlama zorunda bırakılması hakikaten acınacak hallerdendir' diyorlardı.

Öğrenciler, tartışmaların odak noktasında olan Tevfik Fikret'i de ziyaret edip geri dönüşünü

v H ' f ' * / i - j v Îj®.

ö

* * V

-T. f V ' - » A *

i f ¿ i i .

« - i j f A S J'A

S *

Öğrenci boykotu İstanbul basmmda.

sağlamaya çalıştılar. Fakat prensiplerinden taviz vermek istemeyen Tevfik Fikret kararından vazgeçmedi. Evlâdı gibi sevdiği öğrencilere ise, 'Derslerinizi terk etmemeli idiniz' şeklinde tavsiyelerde bulundu.

Tartışmaya katılanlardan birisi de Tevfik Fikret döneminde mektebin ders nazırı olan ve onunla birlikte istifa eden Salih Keramet Bey oldu. Eğitim Bakanlığı'na hitaben yazdığı uzun bir açık mektup Tanin'de yayınlandı. Salih Keramet Bey,

bakanlığın uygulamasını eleştiriyor ve özetle şöyle diyordu:

A

İLELER DEVREDE

'Her şeyden önce Tevfik Fikret Bey bu görevi, çok sayıda dost ve arkadaşının olağanüstü ısrarı karşısında kabul etmişti ve tek amacı bu okulun yükselmesi uğruna çalışmaktı. Bugünkü entrikalar daha önce de uygulanmak istenmişti. Abdurrahman Şeref Bey'in bakanlığı esnasında, Fikret Bey'in kapasitesine ve kabiliyetine güvenen bakan, ona tam yetki vermişti. Şimdi ise, milli bir lisemizi, yabancı okulların rekabet gücünü ve cesaretini arttıracak bir şekilde küçük düşürmek istemeniz hususunda hüküm vermeyi Osmanlı kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.'

Aradan geçen günlerde mesele yatışacağı yerde gittikçe alevlendi. Öğrenciler boykotu

sürdürürlerken, gazeteler de her günkü

nüshalarında 'Mekteb-i Sultani Hadisesi' başlığı altında konuyu ele almaya devam ettiler.

Bu aşamada artık konu çıkış noktasından saptı. Adeta Tevfik Fikret-Salih Zeki meselesi halini aldı. Ama öğrencilerin durumu da önemliydi. Bu konu ile ilgili olarak 17 Nisan tarihli Tanin şöyle yazıyordu:

'Bütün bu tartışmalar arasında mühim bir meseleyi unuttuk. Hepimizin daha evvel

düşünmesi gereken bir konu vardır ki, o da hâlen sokaklarda âvâre bir halde dolaşan üç yüzden fazla çocuğun durumudur. Bu çocuklar otellerde, arkadaşlarının yanlarında kalıyorlar. Ders okumuyorlar. Gittikçe artan bir belirsizlik içindeler. Ne olacaklar? Acaba ilan edildiği gibi okuldan atıldılar mı? Hükümet bu işe el koymalı. Eğitimi sekteden kurtarmalı, çocukları böyle sokaklarda süründürmemeli. Şimdiye kadar hükümetin icraatını sabır ve itimat ile bekleyen

(3)

rcfrnra* TARİH

ÇARŞAMBA, 12 Şubat 2003

Mekteb-i Sultani'de bir seçim sandığı aileler çok haklı olarak huzursuzlanmaya

başladılar. Ailelerden çok sayıda mektup alıyoruz. Bunları yayınlayarak işi bütün bütün

alevlendirmek istemiyoruz. Fakat herhalde öğrencinin sokaklarda dolaşmasına bir an evvel son verilmesi lüzumunu tekrar hatırlatmayı bir görev biliyoruz.’

17 Nisan 1910 tarihli Le Moniteur Oriental da meseleyi ele almaya devam etti. Gazetenin ifadesiyle, durumda herhangi bir değişiklik yoktu. Eylemci öğrenciler veya acemi grevciler sabahtan akşama kadar sokaklarda yürümeye devam etmekteydiler. Derslerin kesilmiş olmasından dolayı ailelerin duydukları rahatsızlık da sürmekteydi. Le Moniteur Oriental bu durumun sona ermesi için tek bir çare görüyordu: ’Bunlar kulaklarından tutulup, iyilikle ya da kötülükle, sınıflarına sokulmalıdır. Öğrenciler kendilerini kötü yola sevk eden arkadaşlarını takip etmek yerine, ailelerine itaat etmeyi

öğrenmelidirler. Esasen işin bu noktaya varmasında ailelerin ağırlık koymaması önemli bir rol oynamıştır.’

^^ÜDÜRE HAKSIZLIK

Moniteur Oriental bu görüşlerini ifade ettikten sonra, Sabah Gazetesi’nin, ağır bir görev yüklenmiş olan Salih Zeki Bey’e saldırmaya devam ettiğini, dolayısı ile bu konuda bazı şeyler söylemenin gereğine inandıklarını yazdı. Moniteur Oriental’a göre, Tevfik Fikret Bey bir prensip meselesi

yüzünden istifa etmek cesaretini gösterince, kendileri bu davranış biçimini büyük bir beğeni ve saygıyla karşılamışlardı. Bununla beraber Salih Zeki Bey’in, rahatının bozulması pahasına, vekâleten müdürlük görevini kabul ederek, istifa eden müdürün geri dönmesini veya başkasının tayinini beklemek gibi bir fedakârlığı göstermiş olması da takdirle karşılanmalıydı.

Gazetelerin Tevfik Fikret Bey’i övüp Galatasaray'a geri dönüşünü sağlamak için her şeyi yaptıklarını belirten Moniteur Oriental, yazısını şöyle bağladı:

'Ağırbaşlı bir sessizlik içinde kalan Salih Zeki Bey için hiçbir kaygı duyulmuyor. Tam aksine, Sabah Gazetesi, Salih Zeki Bey'i o derece

karalama kampanyası içine girdi ki, mesele

Galatasaray meselesi olmaktan çıktı, Tevfik Fikret- Salih Zeki çekişmesi haline geldi. Bu durumda değerli bir bilim adamı olan Salih Zeki Bey'e haksızlık yapılıyor.'

B

oykotçu

şehzade

Veliaht Abdülmecid Efendi de, bir veli olması hasebiyle, öğrenci boykotuyla yakından ilgilendi. Bu çerçevede padişaha, sadrazama ve Meclis-i Mebusan Reisi Ahmet Rıza Bey'e başvuran Abdülmecid Efendi soruna bir çözüm bulunulmasını istedi.

Tevfik Fikret'in o ana kadar göstermiş olduğu başarılı icraata dikkat çekerek, yokluğunda okulu

önemli bir tehlikenin beklediğini ifade ediyordu. Hükümet ise konuyu unutturmaya çalışıyordu. Bununla beraber yoğun tartışmalar dinmeyince, İttihad ve Terakki parti grubu toplanarak meseleyi görüştü. İktidar partisine göre, ortada büyütülecek bir hadise mevcut değildi. İttihad ve Terakki, esas itibariyle Eğitim Bakanı'nın icraatını

onaylamaktaydı.

Tanin Gazetesi'ne mektup gönderen bir hanım okuyucu da Tevfik Fikret'i öğrencileri boykota teşvik etmekle suçladı. Hanım okuyucuya göre, Tevfik Fikret gururundan fedakârlık etmeyerek bu kadar çok sevdiği öğrencilerin sefil olmalarına yol açmıştı. Halbuki onlara nasihatte bulunarak eylemlerine son verdirebilirdi. Boykotçu öğrenciler ise bu satırları okuyunca cevap verme ihtiyacı hissettiler. Çünkü hanım okuyucunun beyanı gerçeklere uymamaktaydı. Kamuoyuna şu açıklamayı yaptılar: 'Okulu terk ettiğimiz geçen sah gününden itibaren, sevgili müdürümüze birçok defa aramızdan seçtiğimiz arkadaşlarımızı

gönderdik. Fikret Beyefendi her defasında ‘Okuldan çıkmamalı idiniz, okula geri dönmeniz gerekmektedir’ dedi. Fakat biz kendi kararımız gereği okula dönmedik. Müdürümüzün geri dönüşüne kadar derslere girmemekte kararlıyız.'

B

akandan

tik

yok

Sorunun çözümü için dönemin milletvekilleri de harekete geçti ve Sadrazam'ı ziyaret ederek

Mekteb-i Sultani hadisesine bir nihayet verilmesini istediler. Bunun da ötesinde Sadrazam'ın

başkanlığında İçişleri, Eğitim, Adalet ve Orman bakanları bir araya gelerek konuyu müzâkere etti. Bu toplantıda geçici bir çözüm olarak Eğitim Meclisi üyesi Ahmet Naim Bey'in müdürlüğe getirilmesi üzerinde duruldu. Boykotu sürdüren öğrenciler bu haberi alınca Taksim'de Talimhane meydanında toplanarak İçişleri Bakam Talât Bey'e telgraf çektiler. Tevfik Fikret'in geri dönüşüne kadar Ahmet Naim Bey'in vekâleten müdürlüğe getirilmesini uygun karşılıyorlardı. Toplandıkları yerde geç vakte kadar Talât Bey'den cevap bekleyen öğrencilere herhangi bir karşılık verilmedi.

Gelişmeler bu doğrultuda sürüp gitmekte ve Tevfik Fikret müdürlüğe geri dönmeyi kabul etmemekteydi. i* *** rM L» V f'*" ^ t; >/*.**>» A

•»* * ****

;>)n' s » UU <ij~ •*' ? J- a — >‘ * J ,YvC fiİ> **> ı*•»«**' j.

f'

**#*+&'/T,

,.j.tU r '**&*#*** i . .,., >»> i • j , . ±A*J*s*# +&*f i i r / .¿ i* .

4

-V k t j , if i A . W . J y •»*' > 1 * ' ^j>u/ ¿y j r, .ijTfiV M» jÇ. İ4*. -r*.*

,

u# *i£U'1 *>"

t

** W

o A*

! i*Mt ri£ çfi j* aji jŞs M>\ w İ5*»' •'‘i1' 4 * ^ f i / i ¡¡i <tJ* ^ ,>»/ y» 4' y-f ¿S"!

t j4'1'

İS S' -c' 'u MJI . il*.' Aj* '*—>• A I ¿1X v- V " :"_ . a-y ı/V ✓ "A4- •* , ¿yi -*t' ‘- 'il i* “ H » S! " ■**« ^ i

(4)

1 0

ÇARŞAMBA, 12 Şubat 2003

CMMJ TARİH

Fikret'ten şiir gibi açıklama:

Oğulu anadan

ayıran eller

kahrolsun!

Tevfîk Fikret, tartışmalar sırasında Tanin Gazetesi'nin başyazarı Hüseyin Cahid Bey'e, yani sonraki senelerin meşhur gazetecisi Hüseyin Cahid Yalçın'a bir mektup göndermiş ve gelişmelere açıklık getirmişti. Fikret, mektubunda şöyle diyordu:

'Azizim Cahid, Tanin'deki makalende, benim Robert Koleji'ndeki görevime yeniden davet edilmiş olduğumu yazıyorsun. Esasen, Galatasaray'da bulunduğum yıllarda Robert Koleji'ndeki derslerime bütünüyle ara vermemiştim.

Kolej idaresinin isteği üzerine haftada bir defa, çarşamba günleri, güzel Rumelihisarı'nda derslerime devam ediyordum. Eski rejimin baskıcı ortamı içinde, buradaki özgürlük havasını solumak ve ciğerlerimde hissetmek benim için olağanüstü bir olaydı. Dolayısı ile bu büyüleyici atmosferle ilişkilerimi koparmak

istememiştim. Şimdi anlıyorum ki çok haklıymışım. Çünkü iç karartıcı bir hoşgörüsüzlük ortamı içinde serbestçe ve insanca çalışmak mümkün değil. Arkadaşlarım ve dostlarım bugün fikir değiştirmiş bulunuyorlar. Başka türlü hareket edemeyeceğim için, eski hayatıma geri dönüyorum ve kolejin bana açmış olduğu, özgürlüğe davet edici kollarına yönelmeyi tek çare olarak görüyorum. Bu benim hatam değil. Oğulu anadan ayıran eller kahrolsun.'

Padişahı hem övdü, hem sövdü

Tevfik Fikret, 1867'de İstanbul'da doğdu. Babası Hariciye Kalemi'nde memur olan Hüseyin Efendi, annesi ise babasının görevle gittiği sırada evlendiği Sakız Adalı Hatice Refia Hamm'dır.

Fikret, İstanbul'da, Mahmudiye Valide Sultan Rüşdiyesi'ne devam ederken okulun 93 Harbi göçmenlerine verilmesi üzerine Galatasaray Lisesi'ne nakledildi, 'teni okulunda Muallim Naci, Recaizade Mahmud Ekrem ve Muallim Feyzi gibi hocalardan dersler gördü. Bu hocaların verdiği eğitim, kişiliğini de geliştirdi.

1888'de Galatasaray Lisesi'nden birincilikle mezun oldu ve memur olarak Hariciye'ye girdi ama memurluğu sevmedi ve birkaç ay sonra istifa etti. Bir süre özel ders vererek geçimini

sağlamaya çalıştıysa da para kazanamayınca tekrar eski memuriyetine döndü, bir yandan da Gedikpaşa Ticaret Mektebi'nde ders vermeye başladı.

Mirsad Dergisi'nin 1891 'de açtığı 'padişaha medih şiiri' yarışmasında birinci oldu ve böylece edebiyat dünyasına ilk adımı attı. Şiirleri 'Mirsad', 'Malumat' ve 'Servet-i Fünun' dergilerinde yayınlandı. Sonraki yıllarda genç edebiyatçıları biraraya getirerek 'Edebiyat-ı Cedide’ adlı akımın oluşmasını sağladı.

Ne gariptir ki, edebiyat âlemine padişaha medhiyeler düzerek giren Tevfik Fikret, seneler sonra bu defa, zamanın padişahı Abdülhamid'e suikast girişiminde bulunan bir Ermeni komitacıya hitaben 'Ey şanlı avcı! Attın ama

maalesef vuramadın' diye medhiyeler yazacaktı. Galatasaray Lisesi'ndeki Türkçe hocalığını maaşını alamadığı gerekçesiyle bırakarak Robert Kolej'de ders vermeye başladı. 1905'te satın aldığı Kolej arazisine bitişik bahçede 'Aşiyan' adını verdiği bir ev yaptı ve burada inzivaya çekildi. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra edebiyatla yeniden uğraşmaya başladı. Ama İttihad ve Terakki'nin kendisine teklif ettiği M aarif Nazırlığı görevini reddetti.

1915 yılının Ocak ayında aniden hastalanan Tevfik Fikret bir türlü düzelmedi ve 18 Ağustos

1915 gecesi öldü. Eyüp'teki aile mezarlığına defnedi İdiyse de İstanbul Belediyesi yıllar sonra vasiyetini yerine getirdi ve 1961'de naaşım Rumelihisarı'ndaki evinin bahçesine nakletti.

Esas itibariyle Eğitim Bakanlığı da, Fikret'in dönmesini istemiyordu. Dolayısıyla tartışmalara bir son vermek üzere, o ana kadar vekâleten görevi yürütmekte olan Salih Zeki Bey, 24 Nisan günü asaleten müdürlüğe tayin edildi. Bu aşamadan sonra artık Tevfik Fikret'in geri dönme ihtimali ortadan tamamen kalkmıştı ve boykotçu öğrenciler de zorunlu olarak derslerine geri döndüler.

Bu dönüşte, Tevfîk Fikret'in öğrencilere telkinleri de etkili oldu. Son olarak şu kesin ifadelerle onları boykottan vazgeçirmişti: 'Gördünüz ki, idare işlerini halletmek öğrencinin hakkı ve haddi değildir. Okula gideceksiniz. ‘Fikret’e kapılanlar okulu bitirmekten ümidi olmayan birkaç haylazdır'

diyenlerin bu iddiasını çürütmek vazifenizdir. Mektebi başarıyla bitirip onlara ispat edeceksiniz ki beni sevenler, kaçak ve haylaz değildir.

Doğrulukla, ciddiyetle memlekete bağlı gençlerdir. Ancak o zaman benim izzet-i nefsimi töhmet altında kalmaktan kurtarmış olursunuz.'

İstedikleri sonucu elde edememiş olmakla beraber, Mekteb-i Sultani öğrencileri bu hareketleri ile bir çığır açmışlardı. Nitekim 22 Nisan 1910 tarihli Le Moniteur Oriental Gazetesi'nde çıkan bir habere göre, Sultani öğrencilerinden etkilenen Beyrut Lisesi öğrencileri de, İstanbul'dan gönderilen ve telaffuzunu beğenmedikleri Arap Edebiyatı ve Grameri öğretmenini, derslerine

girmemek suretiyle protesto etmişlerdi. Tevfik Fikret Bey'in yerine müdürlüğe gelen Salih Zeki Bey, 7 Temmuz 1912 tarihine kadar görevini sürdürdü.

Referanslar

Benzer Belgeler

Preoperatif ve postoperatif trombosit agregasyonu epinefrin testi için grafik Preoperatif dönemdeki ristosetin ile yapılan agregasyon testi sonuçlarında gruplar arasında anlamlı

9 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da doğdu, ilk ve orta tahsilini İstanbul Şişli Terakki Lisesinde bi­ tirdi.. Ramiz Gökçe’nin etkisi altında resme karşı ilgisi

Çalışma sonucunda, (1) öğretmenlerinin okul müdürlerine güvenmelerinin; öğretmenlerin okul müdürünün, yeterli, etik davranan ve öğretmene destek davranışı

Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi Büşra GÖNENÇ SOLSUN‟un “Aksaray Üniversitesi

[r]

Aradan on yıl gibi bir süre geçtikten sonra Alman tezgâhlarında yaptırılan “ Ülev” ve “ Suvat” vapurları gerçekten güzel, dayanıklı ve rahat gemiler olarak

Somyada kımıltısız yatan ka­ fa ninenindi: «Padişahımız ikin di divanından sonra Belgrad’a dönmüştü. Odanın içinde bir boydan öbür boya konsol denli

Dolayısıyla ana çekirdekte ve ikincil çekirdek- te bir sızıntı olsa bile, binanın basıncı dış basınçtan daha düşük olduğu için hava sadece içeri sızar, dışa-