Beyoğlu'nun eskimeyen yüzü Çukurcuma:Old and antique in Beyoğlu

Tam metin

(1)

' Tir

■iíiC* 1

M

m

À

M *

TÜM M

r j j

m !l

rTyijJ-. İ l i WSf i ı 1 i M É7 ^ m u |||M|| i i '^ j B ’ 1 / f i p M jM f V lırJ«J 1 ^■ ., . u l i !E f mm \ f l a * ’ - \ L » . 1 „ H . . ^

(2)

7 ^ § <0 0 .5 ^

İstanbul’un en eski semtle- rindendir Çukurcuma; Be- yoğlu’nun da en renkli ma­ hallesi... Eski semtlerinden deyince aklınıza bir-iki asır öncesi gelmesin. Çukurcu­ ma, tam beşbuçuk asırdır varlığını sürdürmekte. Yani İstanbul’un fethiyle yaşıt. Çukurcuma ve sokakları bu­ gün antikacılar ve eskiciler çarşısı halini almış. Bu ne­ denle B eyoğlu’nun eski çehresini en iyi korumuş semtlerinden.

Taksim’den Tophane’ye gi­ derken yolunuzun üzerin­ deki Firuzağa mahallesinin bir bölümüdür Çukurcuma. Aslında küçük bir cadde ol­ masına karşın tüm semt bu isim ile anılır, ismi de cadde üstündeki Çukurcuma Ca- mii'nden gelir.

Cami, Şeyhülislam Muhid- din Mehmed Efendi’nin is­ teğiyle Mimar Sinan tarafın­ dan 1540’larda yapılmış. Geçirdiği çeşitli tahribatlar ve yangınlardan sonra ilk halinden bugüne, sadece

Adını, 1540’larda Mimar Sinan tarafından yapılan camiden alan Çukurcuma, Beyoğlu’nun en eski semtlerinden biri. Caminin ilk halinden bugüne sadece minare kaidesi ve iç duvarlarından bir bölüm ulaşmış. Semt, şimdilerde antikacı dükkanları ile tanınıyor. / Çukurcuma takes its name from the mosque built here by Mimar Sinan in the 1540s, and of which today only the base of the minaret and part of the interior walls remain. This one of the oldest districts in Istanbul, and is known for its antique shops.

Çukurcuma is one o f Istanbul's oldest districts, and one o f the most colourful parts o f Beyoğlu. When I say one o f the oldest dis­ tricts, 1 do not mean just a cou­ ple o f centuries. Ç ukurcum a dates back no less than five and a half centuries, in other words it is contem porary w ith the Turkish conquest o f the city. The streets o f Çukurcuma are today lined by ju n k shops and antique shops, so it is an area which best reflects the old atmo­ sphere o f Beyoğlu.

To get to Çukurcuma walk down the hill from Taksim to Tophane. Although Çukurcuma is in fact the name o f a short street, the whole area has com e to be known after it. The street in turn takes its name from Çukurcuma Mosque, w hich was b u ilt by Mimar Sinan in the 1540s at the request o f Şeyhülislam Muhiddin M ehmed Efendi. The wear o f centuries and several fires have destroyed most o f the 16th centu­ ry structure, only the base o f the minaret and a small part o f the interior walls remaining to link

126 S K Y L IF E EKİM O C T O B E R 1999 Ç e tin K o rk m a z

(3)

U ö u rb a n B e li n

Geçen yüzyılın ortalarında Beyoğlu’na su verilmesinin ardından Çukurcuma’da birçok hamam açılmış. Bunlardan, eskiden Sürahi Hamamı olarak bilinen Süreyya Hamamı (en üstte) hâlâ faaliyetini sürdürüyor. Çukurcuma’da dolaşırken soluklanacak yerlerden biri de Çukurkeyf (üstte). Bir incir ağacının altındaki kafede herşey antika ve satılık! / When mains water was supplied to Beyoğlu in the middle of the last century, several hamams -Turkish baths- were opened here. Süreyya Hamam, formerly the Sürahi Hamam (top), is one of those which is still in operation today. Çukurkeyf (above) is a pleasant place to take time out when visiting the district. The café is shaded by a fig tree and everything in it is antique and for sale!

minarenin kaidesi ve iç duvarların küçük bir bö­ lümü ulaşabilmiş. Bu nedenle camide Sinan’a ait hiçbir kitabe yok.

Bugünkü halini 1823’deki Firuzağa yangınından sonra alan cami, 1968’de Vakıflar İdaresince ona­ nından geçirilmiş. Günümüzde oldukça bakımlı, küçük, ahşap bir cami olarak işlevini sürdürüyor. Caminin hemen karşısındaki çeşme I. Mahmud’un hazinedarlarından Ömer Ağa tarafından yaptırıl­ mış. Çeşmenin yapım tarihi tam olarak bilinme­ mekle birlikte, semte su sağlayan Sultan Mahmut Bendi’nin inşasından hemen sonra yapıldığı sanı­ lıyor.

1830’larda Nakşidil Valide Sultan hayratı olarak

it with the original mosque built by Mimar Sinan. No inscription referring to him as architect remains either. After the fire which swept through the district in 1823 the mosque was largely rebuilt, and it was extensively repaired in 1968. Today this well cared fo r small wood­ en mosque is still in use.

The fo u n ta in opposite the mosque was fo u n d ed by Ömer Ağa, one o f the treasurers o f Mahmud I (1730- 1754), probably soon after the construction o f the Sultan Mahmud Reservoir whose water supplied this district. In the 1830s after water had been supplied to Beyoğlu by Nakşidil Valide Sultan, mother o f Mahmud II, many hamams (public bath houses) opened in the district, the most famous being Sürahi Hamam, today

1 2 7 S K V L IF E E K İM O C T O B E R 1 9 9 9 ıı ıf .ı » 1 ________________________________________ " " ' ll l ll ’W 'i t. l

(4)

U ğ u rb a n B e ti n Beyoğlu’na su verilme­ sinin ardından Çukur- cum a’da birçok ha­ mam açılmış. Bunların en ünlüsü bugün Sü­ reyya Hamamı adını alan Sürahi Hama- mı’dır. İlk olarak Prap- yon Kamber isimli Er­ meni bir vatandaşa ait olan hamam, 19ö0’lar- da Tokatlı Yusuf Yıl­ maz Bey’e devredil­ miş. Hamamın içi ge­ nelde orijinal yapısını korurken, Çukurcuma Caddesi’ne cepheli ah­ şap camekanın yerin­ de bugün beton bir yapı bulunuyor. Ha­ mamın bir de Bostan- cıbaşı Caddesi’ndeki çıkmaz sokağa açılan ikinci bir kapısı var. Hamam bugün turistik amaçlı kullanılıyor. Çukurcuma sokakları hayli renkli bir dünya­ yı barındırıyor. Eskici­ ler, kostiimcüler, lam- bacılar, gramofoncular ve daha neler neler. Öte yandan Müslüma- nı, Yahudisi, Hıristiya- nı, her dinden insanı bulmak mümkün Çu- kurcum a’da... Bu da semtin kültürel

yaşa-corrupted to Süreyya H am am . The h a m a m was originally o w ned by an A rm enian nam ed Prapyon Kamber, a n d in the 1960s was taken over by Tokatlı Yusuf Yılmaz. The interior o f the hamam is largely origi­ nal, only the wooden outer hall on Çukurcuma Caddesi having been replaced by a concrete structure. The h a m a m has a second entrance onto a d ead-end street leading off Bostancıbaşı Caddesi. Today num erous tourist groups come here to enjoy a traditional Turkish bath.

The streets o f Çukurcuma are fa s c in a tin g to w a n d er through. Tire j u n k a n d a n tiq u e shops sell a huge variety o f objects, some o f them specialising in anything from lamps to gramophones, a n d there are also shops which rent and sell old cos­ tumes. This is a district whose inhab ita n ts in clu d e m any Jews and Christians as well as Muslims, and the mixture o f cultures adds an additional dimension to the atmosphere o f this part o f the city.

Turning into Küçükparmak- kapi street I head downhill through the back streets o f

Çukurcuma’da her dükkanın bir ya da birkaç kedisi var. Nihal Hanım’ın kedisi (en üstte), bu yıl vitrinin çatısına yavrulamış. Gramofondan lambaya, later­ nadan daktiloya, her türden eski eşyaya can veren semt sakinleri; Torn, Melih ve Vildan ustalar... / Every shop in Çukurcuma has at least one cat. Nihal Hamm’s cat (top) had kittens over her shop window this year. Three of the craftsmen who work in the area restoring everything from gramophones to lamps, and barrel organs to typewriters are Tom, Melih and Vildan.

1 2 8 S K Y L IF E EKİM — J - . O C T O B E R 1999 l f iu rh a n B e tin

(5)

Ç e ti n K o r k m a z

mına ayrı bir zenginlik katıyor.

Çukurcuma, İstanbul’un eski havasını teneffüs edebilmek için de en uygun yerlerden biri. Kü- çükparmakkapı Sokağı’na dalıp Beyoğlu nun arka sokaklarından aşağıya, antikacılara doğru iniyo­ rum. Köhne, kocaman, gri bir binanın giriş katın­ daki pencereden yaşlı bir rahibe bakmakta. Utan­ gaç bir tavırla dişsiz ağzını örtüp 95 yaşında oldu­ ğunu söylüyor. Birkaç cümlelik kısa bir konuşma­ dan sonra sokaktan aşağıya doğru yürümeye de­ vam ediyorum. Eski bir taş plağın cızırtılı melodi­ leri geliyor kulağıma. Sesin geldiği dükkandan içeri giriyorum. İki gözlüğü üst üste takmış, masa- başında soluk ışık altında çalışan gramofon ustası Tom ile tanışıyorum. Galata’da Vafaidislerin ya­ nında çalışmış, şimdi ise 74 yaşındaki Şaban Us- ta’nın yetiştirdiği tek öğrenci olmanın gururunu taşıyor, Tom Usta. Fonograf, laterna ve

gramofon-Beyoğlu towards the antique shops. From a ground floor window o f a huge grey dilapidated building an elderly priest looks out onto the street. Covering his toothless mouth with an embarrassed air, he tells me that he is 95 years old. After exchanging a few pleas­ antries I continue downhill. The sound o f scratchy melodies played on an old gramophone record comes to my ear, and I enter the shop where the sound is coming from. Here 1 make the acquaintance o f Tom, a gramo­ phone repairer who is seated at a table in the dim light. At one time he worked fo r the Vafaidis's in Galata, and is proud o f being the only apprentice trained by the now 74 year-old Şaban Usta. Tom has devoted his life to the repair o f phonographs, barrel organs and gramo­ phones which be buys up and sells, but still has all the

enthusiasm o f a young boy.

I f the day is hot and you look fo r a place to sit, there is a picturesque café in the garden o f an old wooden

Çukurcuma’nın antikacı dükkanlarını dolduran porselen tabakların, vazoların, sürahilerin, cilt cilt kitapların, sararmış fotoğrafların üzerinde kim bilir kaç hayatın izleri var. / The porcelain plates, vases, jugs, books and yellowed photographs which fill the antique shops of Çukurcuma are instilled with the memories of who knows how many people.

lara hayatını adamış. On­ ları hayata döndürm ek için, toplayıp tamir edi­ yor. Hâlâ içinde küçük bir çocuğun coşku ve he­ yecanını taşıyor.

Eğer günün sıcaklığından bunalır da, soluklanacak bir yer ararsanız, Çukur- i cuma caminin hemen ya- | nında, eski ahşap bir evin | bahçesinde şirin bir kafe

var. İncir ağaçlarının altında, serin, hoş bir me­ kan. Fincanından masasına her şey toplama ve antika malzemelerden oluşmakta. Kafede ne var­ sa satılık. İsterseniz oturduğunuz koltuğu bile sa­ tın alabilirsiniz. Adı da dekoru kadar hoş: “Çukur- keyf”.

Üst sokaktan geçerken, vitrinlerden birinde eski bir daktiloya takılıyor gözüm. İçeri girip inceler­ ken Melih Usta’yla tanışıyorum. Masadaki sarı

ışı-house right n ex t to (fukurcuma Mosque. This is a cool, pleasant place shaded by fig trees. Everything, including the cups and tables, is old or antique, and everything you see is fo r sale. I f you wish, you may buy the very arm chair which you are sitting in. The nam e is as delightful as the place:{lukurkeyf which trans­ lates somewhat strangely as Hole o f Pleasure.

Leaving (.lukurkeyf, I walk along the parallel street just up the hill and notice an old typewriter in the shop window. I go inside to look at it, and meet the propri­ etor Melih Usta - usta meaning master craftsman, and used as a title o f respect. He was busy mending the base o f a copper lamp under a yellow light. With skilful blows o f his hammer he repaired the crack in the base as 1 looked on admiringly. In this area each o f the

1 3 0

(6)

U ğ u rh a n B e ti n

Çukurcuma evleri birbiri ardına restore edilirken semt, giderek bir film platosuna dönüjüyor. / The houses of Çukurcuma are being restored one after another, and the area is becoming increasingly popular as a film set.

ğın altında bakır bir lamba altlığını onarmakta. Altlıktaki çatlağı usta çekiç darbeleriyle kapatması hayranlık verici. Bu semtteki eskicilerin hepsinin ayrı bir uzmanlık alanı var. Kostümcü, lambacı, gramofoncu, kurnacı...

Tavsiye üzerine Vildan Usta’yı aramaya çıkıyo­ rum. Penceresi sarmaşıklarla kaplı bir apartmanın kapısından girip gıcırdayan ahşap kapıyı açıyo­ rum. İçerisi oldukça kasvetli. Döküm lamba akse­ suarları ile dolu bir koridorun sonunda, pencere­ den sızan az bir ışıkla aydınlatılmış küçük bir odaya giriyorum. Vildan Usta, kapısı gibi gıcırda­ yan ahşap iskemlesinde, tam 40 yıldır yaptığı gibi yine bir lambayı onarmakta. Dükkandaki birçok lamba el işi; birkaçında ustalarının imzasını gör­ mek mümkün. Vildan Usta, dükkanındaki en de­ ğerli eşyanın lamba değil, döküm bir saat olduğu­ nu söylüyor. Gençliğinde Paris’teyken yıkılan bir evin mezatından aldığı bu saati çalışmamasına karşın yine de satmaya kıyamıyor.

Çukurcuma’da dolaşırken, tüm dükkanların mut­ laka kedisi olduğunu farkedersiniz. Kimi dükkan­ da bir, kiminde üç beş tane. Nihal Hanım’ın kedi­ si vitrinin çatısına yavrulamış. Akşam üzeri çaylı simitli sohbet arasında, Nihal Hanım çok sevdiği Beykoz işi camlarını ve seramik kaplarını gösteri­ yor. Daha sonra da semtin eskilerinden Maria ile Haşan Amca’yı anlatıyor. 4 yıl önce burası Çukur- cuma’nın en eski sakini Haşan Amca’nın dükka­ nıymış. Maria Hanım’ın araya girmesiyle, Nihal Hanım’a devredip Altınoluk’a yerleşmiş.

Beyoğlu tarihi boyunca hep geri planda kalmış olan Çukurcuma, artık ön saflarda olmanın keyfi­ ni yaşıyor. Tabii, bu keyfin büyük bir bölümünü antikacılara borçlu. Gerçi o mu antikacılara, yok­ sa antikacılar mı ona borçlu, bu tartışılır. Ama ar­ tık popülerliğini uzun süre devam ettireceği ke­

sin. •

* Uğurhan Betin, fotoğraf sanatçısı.

shops specialises in the sale and repair o f different old articles, such as second-hand clothing, lamps, gramo­ phones or marble wash basins.

I had been recommended to fin d Vildan Usta, whose workshop is in a building with its ground floor win­ dows covered by creepers. The wooden door o f the flat creaks as I open it. The interior is gloomy. A corridor filled with parts o f cast metal lamps leads into a tiny room lit by what little light filters through the window. Vildan Usta is seated on a wooden chair which creaks like the door. He is mending a lamp, as he has been doing fo r the past forty years. In his shop you can see m any handm ade lamps, some bearing the makers' names. But Vildan Usta explains that the most valuable thing in his shop is not a lamp, but a cast metal clock which he bought as a young man in Paris at an auc­ tion o f items from a house that was being demolished. Even though it does not work, he keeps it as a treasured memento, refusing to sell it.

As you walk around Çukurcuma you notice that every shop has its cat, and in some cases as many as five. Nihal Hamm's cat has had kittens in the space over the shop window. As we drink tea and eat simit - bread rings sprinkled with sesame seeds - she shows me the Beykoz ware glass and pottery o f which she is an avid admirer. Then she tells me about Maria and Hasan, old-time residents o f this area. Four years ago this shop belonged to Hasan, Çukurcuma's oldest resident. Maria Hamm acted as intermediary when Nihal Hamm took over the shop, and Hasan retired to Altınoluk..

Once a n in sig n ific a n t backw ater o f Beyoğlu, Çukurcuma is now one o f the best known parts, and enjoying its new role in the limelight. O f course the antique shops take most o f the credit fo r this, hut it could be that the antique shops owe their success to Çukurcuma. The question is open to debate, but what­ ever the truth o f the matter Çukurcuma is on Istanbul’s

map to stay. »

* Uğurhan Betin is a photographer. 1 3 2 S K Y L IF E EKİM O C T O B E R 1999 Çe li n K o rk m a z

(7)

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :