• Sonuç bulunamadı

Nasıl başladım:Görsel tarihi fotoğraflarla yazan muhabir:Ara Güler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Nasıl başladım:Görsel tarihi fotoğraflarla yazan muhabir:Ara Güler"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Sayfa 4

P

.eki

Güneş, 6 Mayıs 1990 Pazar

I NASIL BAŞLADIM

Görsel tarihi fotoğrafla yazan

muhabir: Ara Güler

Ara Güier’in fotoğraflarını çekmek zor işti. Arkadaşımız Ali Güder çalışırken Güler, arada bir şöyle diyordu. “ Oğlum bak, nereye bakıyor...” Ali flaşını düzeltiyordu. Güler ekliyordu, “ Çok yakından flaş patlatıyorsun be evladım ...”

flaşın

Güler 'fotoğrafçı’ değil, 'foto muhabiri’ olduğunu ısrarla vurguluyor.

Ama Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi’nin Güler, Ara maddesi şöy­

le: Türk, fotoğrafçı. Türkiye’de yaratıcı fotoğrafın en önemli sanatçısı.’

“Şimdi, önce mesleği karıştırmamak

lazım. Ben dünyanın her yerine gidip

fotoğraf çekiyorum, sonra da bunları

neşrediyorum. Yani ben gazeteciyim.

Foto muhabiri. Foto Sabah değilim.

Bazıları kendilerini fotoğraf sanatçısı

zannediyorlar. Zannetsinler. Bence bu

sanat değildir. Benden röportaj

istiyorlar, ben de yapıyorum. Bunun

sanat olup olmadığını şimdi

söyleyemeyiz, bu tarih içinde anlaşılır.”

B

en bu işe sinemayla başladım. Yazlan babam, ava­re olmayayım diye beni film stüdyolarına verirdi. Ben sinemanın her alanında çakşırdım. Stüdyonun içinden dublaja kadar. Bir gün o stüdyoların birinde yangın çıktı. Yangından sonra kurtarılanlardan biri de bendim. Babam beni bir daha stüdyoya yollamadı.

Lise son sınıfta babam bana bir fotoğraf makinası almıştı. Üstten bakılan körüklü makinalardan. Ben de Yeni Istan-

bul gazetesinde çalışmaya başladım. Foto muhabiri olarak

tabii. Yıl 1940 filan galiba. Mesela benim film yıkama ye­ rim yoktu, bir Yahudi fotoğrafçı tanıdığım vardı, onun ka­ ranlık odasında kendi filmlerimi kendim yıkardım. O, benim

bir saat çalışmama izin verir, dünyanın da parasını alırdı. “ Foto muhabiri” Ara Güler’in “ canlı doğa"yı yakaladığı “ gazetecilik' ürünlerinden biri.

Bir zaman sonra bu işin bambaşka bir şey olduğunu an­ ladım. Şimdi bakıyorum da biz tarihçiymişiz meğer. Gör­ sel tarihi yazıyormuşuz. Ben bir ara tuttum İstanbul’da ne kadar ahşap ev varsa fotoğraflarını çektim. Şimdi bunlar yok. Bir tarihi resimlemişiz. Bu iş bu nedenle öyle palavra bir iş değildir. Tarih yazmak, sanat yapmak kadar mühim­ dir bu yüzden. Çünkü sanatın içinde de tarih vardır.

Yeni İstanbul gazetesinde çalışırken aktüaliteyi takip edi­ yordum . Spor m uhabirliği y apıyordum . Bugün ‘fotoğrafçıyım’ diye geçinenler o zamanlar daha doğmamış­ lardı. Polis muhabirliği yaptım, cinayet resimleri çektim. Be­ yoğlu muhabirliği yaptım. Dışardan gelenlerin resimlerini çekip röportaj yapabilmek için Beyoğlu otellerinde sürünür- dük. Sonra ben askere gittim geldim, kısa bir süre Hürriyet gazetesi için çalıştım. Sonra Hayat Mecmuası devri başla­ dı. Önceleri ayda bir çıkıyordu. Beni oraya aldılar, astığım astık, kestiğim kestikti. O zamanki kadroda Vedat Nedim Tör, Hikmet Feridun Es, Şevket Rado vardı. Sonra günün birinde Hayat Mecmuası ofset basılacak dediler. Makina- lann kuruluşundan son vidaların takılışına kadar ben de yan­ larında bulundum. Hayat Mecmuası’nda daha doğrusu Türkiye’de ilk basılan ofset fotoğraflar benimdir.

Hayat Mecmuası ofset olunca bomba gibi patladı. Biz

100-120 bin satar diyorduk, 300 bin satışa çıkınca kâğıt yet­ medi. Yedi sayı çıktı, durdu. Kâğıt bitmişti. Yedi-sekiz ay ara vermek zorunda kaldık. O zaman biraz hükümete yağ çekmek zorunda kaldık. Ben Adnan Menderes’in açtığı ba­ rajlara filan gidip resimlerini çekiyordum, Seka’da da bi­ zim için özel kâğıt yapılıyordu.

Tabii kadro genişledi. Benim birlikte çalıştığım yazarlar­ dan biri de Nezihe Araz’dı. Onunla birlikte çok güzel rö­ portajlar yaptık, On sene Hayat Mecmuası'nda çalıştım. Orada çahşırken Cannes Festivali’ne gidiyordum. Paris

M atch’t&n teklif geldi bana bizim de muhabirimiz ol diye.

Sonra bu uluslararası temsilcilikler arttı. Observer, London

Times derken , Life, Stern...

Daha sonra beni Amerika Gazete ve Mecmua Fotoğraf­ çıları Derneği’ne seçtiler. Arkasından Master Of Leica un­ vanı aldım. Bu unvana dünyada 32 kişi sahiptir. Aslında bunlar yaptığım işin neticesidir. Birçok konu, Türkiye ile ilgili, çeşitli dergilere kapak oldu. Bu çok önemli bir şey­ dir, çünkü bugün elli bin dolar verseniz, kapak yapmazlar durup dururken. İş iyiyse, güzel yapıl­ mışsa olur.

Benim sırrım kendimi gazeteci olarak görmemdedir. Benim zamanımdaki foto muhabiri arkadaşlarım ise hep bir fotoğraf çı olduklarını düşündüler. Oysa ben her şe­ ye bir gazeteci gözüyle bakardım. Hâlâ da öyle bakarım.

A.T.

Referanslar

Benzer Belgeler

C oşkun Aral, dünyanın neresinde savaş belası varsa, oralardan ço­ ğunu gidip görmüş ve oralarda çalış­ mış bir gazete fotoğrafçısıydı.. Kendisi­ ne ikinci

Gedikpaşa ti­ yatrosu kapandıktan sonra Ab- dülhamit tarafından himaye e- dilmiş ve saraya alınmıştır- Bu esnada Müslüman olan Agop Ya- kup efendi

Türkmen, 17 hazirana kadar sürecek sergisinde, 1930'lardan beri süren İstanbulluluk konusunu, insanları ve yaşantısıyla ön plana getiriyor.. Kişisel Arşivlerde İstanbul

Bu yüzden küçük şehir halkının masrafları varidatına nisbetle çok yükselmiştir Bu vaziyete rağmen, eski şehirlerin plânlanışını, bildiğim bütün yeni

[6] Bu olgumuzda, pinch-off sendromu nedeniyle port haznesi ucundan kopan ve pulmoner artere embolize olarak ventriküler aritmilere neden olan kateter parçasının,

Türkier’den başka Osmanlı imparator- lüğünü teşkil eden bütün unsurlar, Os­ manlI imparatorluğumu yıkmak isteyen­ lerin teşvikiyle galeyanda iken

Katılımcıların genel olarak en az katıldıklarını ifade ettiği soru “1,53” or- talama ile “Negatif tepki almaktan çekindiğim için toplum içerisinde ifade

servicing of machinery, including the effects of maintenance and repair of agricultural machinery, the supply of spare parts, training of staff and others.Under