• Sonuç bulunamadı

Ne cihanlar göçüyordu...:4 Haziran 1933'te yaşamını yitiren Ahmet Haşim ile Nazım'ın ölümü arasındaki benzerlik...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Ne cihanlar göçüyordu...:4 Haziran 1933'te yaşamını yitiren Ahmet Haşim ile Nazım'ın ölümü arasındaki benzerlik..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

4 Haziran 1993’te yaşamını yitiren Ahmet Haşim ile Nâzım’ın ölümü arasındaki benzerlik.

‘Ne cihanlar göçüyordu... ’

UĞUR KÖKDEN_________

Önümde siyah-beyaz bir fo­ toğraf! Fotoğraf değil, bir tarih. Bir belge! Yok edilmeyen, yad- sıriamayacak bir yaşam! Daha ötesi, unutturulmaya çalışılan bir gerçek!

Saçları seyrek -nerdeyse yok gibi-, başı hafifçe öne eğilmiş, yüz çizgilerine yaş dönümünün getirdiği belli bir olgunluğun ve bilgeliğin izleri sinmiş, yaklaşık otuzunda canlı bir erkek. Giy­ diği Prusya örneği kapalı, dik ve kalın kumaş yakalı askeri ce­ ketin içinden, düzenli bir anla­ tım ve yalınlık yansıyor. Başı, belirgin biçimde dikkatlerin odak noktasını oluşturmakta. Alevler içinde kıvranan, o efsa­ ne baş!

Bununla birlikte, gene de yü­ zünün sol yanı gölgelere bürün­ müş. Şaşkınlıkla açılmış gözle­ ri, gururlu başının üstünde, hül­ ya dolu bakışlarla karşıyı -gö­ rünmeyen bir ufku- seyrediyor.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın

tanıklık ettiği ve vurguladığı gi­ bi, Haşim tablosunun “asıl

özelliğini oluşturan kumral ve yeşilimtrak büyük parlak göz­ leri” önümdeki siyah-beyazda

tam belirmiyor. Her şeye kar­ şın, fotoğrafın zamanı donmuş bile olsa, Göl Saatleri şairinin kimliği de yapıtı da gene gözle­ rinden anlaşılacağı kuşku gö­ türmez. Dünyaya bin merakla, hayran hayran bakan, “buna­

lımlı bir zekanın anlamını ve ze- rafetini taşıyan” gizemli bir çeh­

re.

Bıyıklan, üst dudağını sağ­ dan sola dek düzenli bir biçim­ de örten dolgun bir “Anafarta-

lar bıyığı”. Çenesine gelince,

kendini saklamayan tersine ele veren bir gamze göze çarpmak­ ta. Ceketinin ikinci düğmesine iliştirilmiş kurdela, besbelli as­ keri bir nişanı dile getiriyor. Saklı sol eline karşılık, açıkta bırakılmış sağ elin düzgün

par-Cj

eçikmiş

sevgiler

ve tembel

ilgilerin

ortasında, bir

kez daha

Haşim’in

ölüm

yıldönümüyle

karşı karşıya

bulunuyoruz.

Ama, anısı ve

ürünü gibi

mezarını da

çoktan bir

sessizlik, kabuk

bağlamış bir

unutuluş örtüsü

saracakmış;

ne gam,

varsın sarsın!

Ahmet Haşim’in son bir öfkeyle dışavurduğu ölçüdışı isyanı ertelenmiş ölümü erken getirdi.

maklan özellikle dikkati çeki- yor; bundan daha önemlisi ve yor. Çanakkale cephesinde sa- ilginci, iki şairin de ayakta öl- vaşan bu “topçu ihtiyat zabiti”, mesi. Bir yazgı, bir rastlantı mı? o sırada çoktan “Meşrutiyet Yoksa, zorunlu bir benzerlik

Şöhretleri” arasında sayılan mi? Gerçi, hastalığı nedeniyle,

genç bir şair: Ahmet Haşim! Haşim yatakta yatıyordu. --- ——— Ama, sağlam ve duyarlı yüreği

61

. ölüm yıldönümü

üreyle ağırlaşan kanına yenik --- düşmeden önce son bir öfkeyle, Gecikmiş sevgiler ve tembel bir tepkisel davranışla ayağa ilgilerin ortasında, bir kez daha kalktı. Bu ölçü dışı isyan, yazık Haşim’in ölüm yıldönümüyle ki, ertelenmiş ölümü erken ge-karşı karşıya bulunuyoruz.

Ama, anısı ve ürünü gibi meza­ rını da çoktan bir sessizlik, ka­ buk bağlamış bir unutuluş ör­ tüsü saracakmış; ne gam, varsın sarsın!

Tuhaf rastlantı, Nazım Hik-tirdi.

Üzgün bir Haşim...

1932 yılının “neşeli ve güneşli

sonbahar günleri”nde gerçekleş­

tirdiği, sağaltım amaçlı Frank­ furt yolculuğu ertesinde çekil-

met’le Ahmet Haşim’in yalnız miş bir başka fotoğrafı geliyor

ölüm günleri birbirini izlemi- gözlerimin önüne: boş bir bah­

çede - burası tümüyle herhangi bir yer, isimsiz ve coğrafya dışı bir yer olabilir - şapkası elinde, oturmuş durumda, yüz çizgileri kasılı, düşünceli ve üzgün bir Haşim! “Hissiz bir medeniyet

terbiyesiyle karşı karşıya bulun­ duğu” kanısına varıp gözlerini

mi korkuyla kapatmış? Hayır, hiç de değil! Tersine, dipten ge­ len bir dalganın etkisi altında dudakları alaycı bir anlatımla büzülmüş; çehresi, şeytanca bir gülümsemeyle, zeka oyunu nice muzipliklerin hazırlığı içinde. Belki de, o sırada, “hafızasında

ne hülya nesilleri inkıraz bulu­ yor, ne cihanlar göçüyor ve ne cehennemler tütmeye koyul­ muş!”

Şairin ölümünü izleyen sıcak

günlerde yazılmış Peyami Sa- fa’nın sözlerinde bir gerçeklik payı yok mu? “Herkeste, Ha­

şim’in tesirinden kalmış bir par­ ça var,” demişti Peyami Safa.

Öyleyse, gene de, onun ölü­ müyle derinden sarsılan şair ve vefalı bir Türkiye’nin var olma­ sı gerekir. Her ne kadar, kendi memleketinde hiç kimse bir ‘ve­

li’ sayılmasa bile...

Kuşkusuz, Haşim’in sevme­ diği yolculuklardan biri de. her canlının tatmak zorunda kaldı­ ğı son yolculuk oldu, denebilir.

Onun ölümüyle, derinden sarsılan şair ve vefalı bir Türki­ ye'den söz edilebilir:

“Bil, kalbimizin bahçelerinde Can verdi senin sövlediğin

gÜI!”

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Kaç lira para üstü

Pretreatment of A549 cells with Ro-32-4032 and the dominant-negative mutant of c-Src DN inhibited thrombin-induced IKK alphabeta activity, kappaB-Luc activity, and NF-kappaB-

Please list the surgical techniques used for root coverage in key features and clinical effectiveness.. Please list the types of maxilla sinus lifting procedure and their

Result(s): Of 342 women with pathology-confirmed fibroids who were included in the study, 108 received myomectomy only (group I), and 234 underwent the uterine depletion

Attilâ İlhan ve Savaş Ay’ın şiir kasetleri arasında ne fark var.. Bir yanda “Ben Sana Mecburum” diyen

Nick Hilton İstanbulda onu hayli ihmal etmiş, Türk ka­ dınlarını çok beğendiğini, biraz daha yakından tanırsa bütün ta­ tillerini İstanbulda geçireceğini

[r]

Özel ve acil ürünler, standart ürünlerde beklenmeyen talep fazlası veya müşterinin daha önce istediği üründen fazla miktarda ürün istemesi gibi durumlarda firmalar bu