\ K I P VAKIFLAR DERGİSİ ÖZEL SAYISI MEDENİYETİ H
Yrd. Doç. Dr. İnci A. BİROL
Vakıf
Berlerinde
1^
1
>5r
Tezyîriî San'atların
Yeri ve Önemi
5
iVakıf eserlerinin büyük bir kısmı, aynı zamanda devrinin tezyînî san atlarını da sergileyen birer millî müze hükmündedir. Bu
eserlerin tezyinatında, yapıldığı devrin üslûpları, san at anlayışı, zevk inceliği, zanaatkâr kesimin elinden çıkan başarılı işleri, devletin gücü ve dünya planındaki yeri seyredilir. Hele bu ^ seyir, vakıf ve san at kavramlarının mânâ derinliği ve önemi " i düşünülerek, hatta düşünmekten de öte gönülden • 1 hissedilerek yapılırsa, geçmiş ile gelecek arasında kurulan i'. köprüler, daha ehemmiyet kazanacak ve atalarımızın
seslenişleri duyularak onlara hesap verme mecburiyeti hissedilecektir.
MEDENİYETİ
T ü r k tarihinde vakıf m ü e s s e s e l e r i n i n , merkezine insanı alarak bütün yaradılanlara yaptığı hizmetleri, kuruluş gâye ve prensiplerini, zamân içinde karşılaştığı ihanet ve kayıpları hatırlayarak, bilmiyorsak araştırıp ö ğ r e n e r e k kendimizle hesaplaşmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Milletçe sık sık şâhid o l d u ğ u m u z , k ü l t ü r hazinemizde telâfisi m ü m k ü n olmayan kayıplar, bu g e c i k m e n i n acı sonucu o l m a l ı . Çünkü nisbeten siyâsî tarihi incelenmiş olan T ü r k l e r i n , sosyal tarihi ve bilhassa sosyal yapısını yönlendiren vakıf s i s t e m i , bu sistemin içine işlemiş, ona m i l l î bir çehre ve k i m l i k kazandırmış bulunan k ü l t ü r tarihi, henüz hakkıyla incelenmemiştir. Dolayısıyla T ü r k l e r i n k ü l t ü r coğrafyasının sınırları da, net olarak b e l i r l e n e m e m i ş t i r . Yurd içinde ve
dışında varlığı bilinen zengin arşiv belgeleri incelenerek bunların tesbîti ve tasnîfi y a p ı l m a m ı ş , katologları henüz ilgililerin eline ulaşamamıştır. Neticede, kendimize yabancı kalarak m e s e l e l e r i m i z e sâhip ç ı k a m a m ı ş ve dünyaya kendimizi gerektiği gibi tanıtamamışız.
Bugün yabancı
araştırmacıların, niyeti ve doğruluk derecesi ne olursa o l s u n ,
hakkımızda ileri s ü r d ü k l e r i her şeyi, üzerinde fazla düşünüp tetkik etmeden kabul ederek benimsemiş olmamızın vahîm sonuçlarını yaşamaktayız. Gene g ü n ü m ü z d e "geri k a l m ı ş " veya diğer ismiyle "gelişmekte olan" ülkeler arasında sayılmamızın en ö n e m l i
sebeblerinden biri de bu olsa
gerek. Türk tarihinde büyük h i z m e t l e r e imza atmış ve başlı başına bir medeniyet hâline gelmiş olan vakıf m ü e s s e s e l e r i m i z de bu t u t u m d a n nasîbini almış, cemiyet içindeki eski mânâ ve önemini kaybederek yıpranmıştır.
Türk tarihinde vakıf ş u u r u ve hizmeti, Orta Asya bozkırlarında yeşererek hayat b u l m u ş ve VIII. yüzyılın o r t a l a r ı n d a n , XIX.yüzyıl ortalarına kadar geçen süre içinde en m ü k e m m e l şekline, Anadolu S e l ç u k l u l a r ı ve Osmanlılar zamanında ulaşmıştır. Dînî, hukukî ve içtimaî müesseseler k u r a r a k cemiyetin sosyal hayatında büyük hizmetler v e r m i ş t i r , ihtiyaç fazlası biriken servetin, a l m a d a n v e r m e n i n hazzı içinde ve gönül rızası ile devamlı olarak, ihtiyacı olana aktarılmasını sağlamış, böylece ülkedeki e k o n o m i k hayatın düzenine de katkıda
bulunmuştur. Hizmet alanı öylesine genişleyerek s a ğ l a m p r e n s i p l e r e bağlanmıştır ki, yapılan hayır işlerinin şekli ve hacmi göz önüne alındığında, T ü r k tarihinde bir vakıf
medeniyetinden b a h s e t m e k m ü m k ü n d ü r . Biz bu yazımızda, vakıf m ü e s s e s e l e r i n i bezeyerek mânâsını, bakanın gözünden gönlüne nakşeden tezyînî san'atların katkılarından ve ö n e m i n d e n bahsedeceğiz.
Klâsik o l m u ş gelenekli san'at e s e r l e r i , ait olduğu milletin büyüklüğünü, dünya hâkimiyetini gösteren bir aynadır. Çünkü milletlerin tarihleri, inançları, g e l e n e k l e r i , hayata ve insanlara bakışları, kısaca maddî, mânevî bütün dünyası, sâhip o l d u k l a r ı san'at eserlerinde seyredilir. Onun için san'at e s e r l e r i n i n ö n e m l i bir görevi de, târihî belge t e ş k i l e t m e l e r i d i r .
San'at, m i l l e t l e r a r a s ı kavramdır. Fakat her san'atkârın şahsî ve millî bir k i m l i ğ i vardır ki, bu k i m l i k m u t l a k a eserine yansır. Böylece bir san'at eseri meydana g e l i r k e n , sahibinin k a r a k t e r i n d e n , hayat tarzından, dünya
büyüklüğünü, dünya
gömüşünden ve m e n s u p olduğu m i l l e t i n san'at üslûbundan özellikler edinerek bir şahsiyet kazanır. Sâyet eser bu özelliğinden m a h r u m ise, bir kopya veya özentiden ileri gidemez. Kişiliksiz bir eserin, m i l l e t l e r a r a s ı bir değere veya şöhrete sâhip olarak k l â s i k l e r arasına girebildiği g ö r ü l m e m i ş t i r .Klasik oinnuş gelenekli
san'at eserleri, ait
olduğu milletin
hâkimiyetini gösteren
bir aynadır. Çünkü
milletlerin tarihleri,
inançları, gelenekleri,
hayata ve insanlara
bakışları, kısaca maddî,
mânevî bütün dünyası,
sâhip oldukları san'at
eserlerinde seyredilir.
Onun için san'at
eserlerinin önemli bir
görevi de, târihî belge
teşkil etmeleridir.
Medeniyetlerin gücü, büyüklüğü, verdiği eserlerle ölçülür, demiştik. Buna bir örnek olması için yine vakıf eserlerinden elyazmalarını dikkate alalım. Dâimâ dînî eserler başta gelmek üzere, pâdişâh için hazırlanmış dîvanlar, ilimî eserler, f e r m a n l a r , t u ğ r a l a r , vakfiyeler en m ü k e m m e l tezhipleri sînesinde barındıran yazmalardır. Devrinin san'at ve tasarım seviyesi, motif bilgisi, san'at üslûpları ve zanaat erbabının ustalığı, bu müzehheb e s e r l e r tetkik edilerek d e ğ e r l e n d i r i l e b i l i r . Kullanılan m a l z e m e n i n ve t e k n i k l e r i n çeşidi, kalitesi, b o l l u ğ u , bize o d ö n e m i n e k o n o m i k gücünü de tanıtan ö n e m l i ipuçlarıdır.
Orta Asya'dan başlayan târihî seyri içinde, farklı coğrafyalarda karşılaştığı farklı k ü l t ü r l e r i , sindirip bünyesine katarak
Anadoluyarımadası'na gelen T ü r k l e r , bu tutumlarını yeni coğrafya üzerinde karşılaştıkları medeniyetlerle de devam ettirmişlerdir. Böylece meydana gelen zengin k ü l t ü r sentezi ile kendini g e l i ş t i r m e k ve geleneğe bağlı, yenilikçi m ü k e m m e l ü s l û p l a r s e r g i l e m e k imkânına kavuşmuşlardır. Asya'da Çinliler ve Sasanîler'le
MEDENİYETİ
sıkı kültür alışverişi içindeyken, islâmiyet ile tanışıp bu inanç sistemini benimsedikten sonra kültür dünyalarında yeni ufuklar açılmıştır. Dafıa sonra Abbasiler'le, manevî ve târihî bakımdan yolları çakışan Türkler, bilhassa Halife Me'mun ve kardeşi Mu'tasım(833l zamanında, Bağdat ve Samerra şehirlerinde söz sâhibi olmuş, islâmî san'at üslûbunun oluşmasında önemli rol oynamışlardır.
Selçukluları ve Beylikler devirlerinde Anadolu topraklarında yükselen vakıf müesseseleri, buraların bereketini daha arttırarak ahalisinin yüzünü
güldürmüştür. Divriği'de Ulu Câmii ve Dârüşşifâsı (XIII. yüzyıl başı), Kastamonu'da Yılanlı Şifahâne (XI. yüzyıl başı), Sivas'da Ulu Câmii, Gök Medrese, Çifte Minareli Medrese,(XIII. yüzyıl ikinci yansı) ve bunun gibi pek çok halkın hizmetine sunulmuş âbidevî vakıf eserleri...Bu eserlerde seyredilen mîmârî yapı yanında, bir dantel gibi işlenmiş taş işçiliği, ahşap oymalar, ve kündekârî tekniğinin en güzel örneklerinden kapılar, minberler, devrinin renk ve desen zevkini aksettiren çiniler, kalemişleri, revzenler,
m
t?
2 i «
mâdenî eşya, kandiller, seccadeler gibi kullanılan heryere nakşedilmiş binbir çeşit güzellik...
Osmanlı devleti de, bu sağlam temeller üzerinde yükselirken, aynı zamanda dünyaca ünlü imparatorluklann kültürel geleneklerinin vârisi olmuştur. Bunların arasında Timûrîler, Batı Asya Selçukluları ve Atabekleri, ilhanlılar, Akkoyunlu ve Karakoyunlular, Mısır ve Suriye Memlukları, Bizans, Balkanlar ile Akdeniz devletleri bulunmaktadır. Diyar-ı Rûm illerinde kök salmaya başlayan Osmanlı, bu zengin kültür alışverişi içinde, silinip yok olmak yerine, güçlü devlet yapısı ve şahsiyetli kültür politikası ile beslenerek gelişmiş ve kılıcının keskinliği yanında, kamış kaleminin kudreti ve fırçasının kıvraklığı ile de dünyaya hükmeden bir medeniyetin efendisi olmuştur.
Sâhip olduğu inanç ve îman akîdelerine uyarak
hayatına taşıdığı, kul hakkı, helâl, haram kavramları ve adâlet anlayışı ile himâyesi altına aldığı ülkelere yardım elini uzatırken, başanlannda önemli payı bulunan kurumlardan biri de vakıf
MEDENİYETİ
müesseseleridir. Bu hizmetlerin yapıldığı vakıf binaları, câmî, medrese, tekke, han, h a m a m , çeşmeler, imâretler vb. Türk'ün ince zevki ve üstün yeteneği ile bezenmiş, T ü r k san'atının zengin üslûplarını belgeleyen eserler inşâ edilmiştir. Bu yapılarda Osmanlı, fethettiği y e r l e r d e k i m ü s l ü m a n veya gayri m ü s l i m bütün başarılı ustaları kullanmıştır. Ömer Lütfi Barkan'ın, Süleymâniye Camii ve inşaatıd 550-1557) kitabında bahsettiği gibi, i m p a r a t o r l u k sınırları içinde en başarılı taş ve duvar ustaları gibi, camî yapılırken gereken bütün işçiler, ehliyetlerine bakılarak mimarbaşının titiz seçimi ile işe alınmış ve devletin ihtişamına yakışan
m ü k e m m e l l i k t e binalar bitirilip halkın hizmetine s u n u l m u ş t u r .
Bu vakıf eserlerinde yeralan, bezemelerde kullanılan desenler, klâsik üslûb ve t e k n i k l e r l e ilgili özellikler, T ü r k zevkinin sunduğu renk uyumu, tezyînîsan'atlar bakımından incelendiği zaman, san'atı b u l u n d u ğ u zirvede s e y r e t m e k m ü m k ü n d ü r .
XVI. Yüzyıl k a l e m i ş l e r i n d e dâhî s a n ' a t k â r Nakkaş Sâî ve mâhiyeti, aynı yüzyılda c a m î l e r i n içini çiçek bahçesine
53 kk
döndüren, dünyaca ünlü iznik çinilerini üreten usta eller, işlenecek bezeme
desenlerinin çizildiği veya onaylandığı saray nakışhânesi ve sernakkaşı Babanakkaş, Sahkulu ve daha sonra bu göreve gelen talebesi K a r a m e m i (Mehmed-i Siyah), devrinin hat üstâdlarından Şeyh H a m d u l l a h , A h m e d Karahisârîve talebeleri Bu s a n ' a t k â r kadroyu yetiştiren eğitim sistemi ve disiplin Kullanılan m a l z e m e n i n uzun ö m ü r l ü oluşu ve f i n a n s m a n zenginliği...
Bütün bu üstün
hizmetlerin sırrını çözebilmek için, verdiği e s e r l e r l e ismi tarihe yazılmış san'at ve zanaat e r b â b m m e ğ i t i m i n i n , dolayısıyla usta-çırak veya hoca-talebe ilişkisi ve lonca teşkilatının iyi bilinmesine, devletin e k o n o m i k ve sosyal hayatında düzenin sağlanması için alt yapıyı hazırlayan Türk vakıf sisteminin yeniden ele alınarak araştırılmasına ve özü k o r u n a r a k , g ü n ü m ü z şartlarında hayata
getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece bugün toplumu rahatsız eden pek çok m e s e l e n i n ç ö z ü m ü n ü n , kendi tarihimizin derinliklerinde saklı bulunduğunu ve gün ışığına çıkarılmayı beklediğini fark etmeliyiz.