SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
GAZETECİLİK ANABİLİM DALI
GAZETECİLİK BİLİM DALI
SAĞLIK HABERLERİNDE KORKU ÇEKİCİLİĞİ
ÜZERİNDEN ÜRETİLEN SÖYLEMLERİN
EKONOMİ POLİTİĞİ
Esra GARGALIK
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
Prof. Dr. Banu TERKAN
ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR
Bu çalışma, sağlık haberlerinde korku çekiciliği üzerinden üretilen söylemlerin ekonomi politiğini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Gazetelerde sağlık haberlerinin analiz edildiği çalışmada korku çekiciliği söylemleri belirginleştirilerek sağlığın endüstrileşme, metalaşma, tıbbileşme, bireyselleşme, popülerleşme dinamikleri görünür kılınmak istenmiştir.
Tez yazım süreci içerisinde çalışma konusunun belirlenmesinden ve çalışmanın hazırlanmasının tüm süreçlerinde sabrını ve bilgisini hiç esirgemeden destek olan, çalışmanın en iyi şekilde tamamlanması için gece gündüz yardımcı olan, disiplinli olmak adına sorumluluk ve bilinç aşılayan, bu süreç içerisinde üzerimde büyük bir emeği olan değerli hocam Prof. Dr. Banu Terkan’a çok teşekkür ederim. Tez savunma jürimde yer alan Prof. Dr. Ahmet Yalçınkaya ve Dr. Öğr. Üyesi Emre Vadi Balcı’ya, eğitim hayatım içerisinde emeği geçen ve bana katkı sağlayan tüm hocalarıma teşekkür ederim. Her zaman yanımda olan en değerli varlığım annem Füsun Yılmaz’a ve inancını ve emeğini benden esirgemeyen sevgili eşim Davut Mustafa Gargalık’a teşekkürlerimi bir borç bilirim.
İÇİNDEKİLER
BİLİMSEL ETİK SAYFASI ... i
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU ... ii
ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR ... iii
ÖZET ... iv
SUMMARY ... v
GİRİŞ ... 1
BİRİNCİ BÖLÜM SAĞLIK İLETİŞİMİ VE SAĞLIK HABERCİLİĞİ ÜZERİNE TEMEL YAKLAŞIMLAR 1.1. SAĞLIK KAVRAMININ TANIMLANMASI ... 5
1.1.1. Sağlık Tanımı Çerçevesinde Hastalık ve Rahatsızlık Kavramları ... 9
1.1.2. Sağlığın Pozitif ve Negatif Tanımlamaları ... 12
1.1.3. Sağlığın Boyutları ... 14
1.2. SAĞLIK İLETİŞİMİ KAVRAMSALLAŞTIRMASI ... 16
1.2.1. Sağlık İletişiminin Tanımlanması ... 17
1.2.2. Sağlık İletişiminin Tarihsel Gelişimi ... 21
1.2.3. Sağlık İletişiminin Amacı ve Önemi ... 25
1.3. SAĞLIK İLETİŞİMİ DÜZEYLERİ ... 29
1.3.1. Kitle İletişimi Düzeyinde Sağlık İletişimi ... 30
1.3.2. Toplumsal Düzeyde Sağlık İletişimi ... 32
1.3.3. Örgütsel Düzeyde Sağlık İletişimi ... 33
1.3.4. Kişisel ya da Kişilerarası İletişim Düzeyinde Sağlık İletişimi ... 34
1.4. SAĞLIK İLETİŞİMİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER ... 36
1.4.1. Sosyal Pazarlama ... 37
1.4.2. Medyada Savunuculuk ... 39
1.4.4. Risk İletişimi ... 44
1.5. SAĞLIK İLETİŞİMİ ÇALIŞMALARININ MEDYA BOYUTU ... 50
1.5.1. Sağlığın Geliştirilmesi ve Sağlık İletişimi ... 53
1.5.2. Sağlık İletişiminde Medyanın Rol ve Sorumlulukları ... 58
1.6. SAĞLIK HABERCİLİĞİ ... 61
1.6.1. Sağlık Haberciliğinin Tanımlanması ... 64
1.6.2. Sağlık Haberciliğinin Oluşum Süreci ve Sunumu ... 65
1.7. SAĞLIK HABERCİLİĞİNDE GÖREV VE SORUMLULUKLAR ... 69
1.7.1. Sağlık Haberciliğinde Etik Çıkarımlar ... 71
1.7.2. Medyanın Sağlık Haberciliği Üzerinden Bilgilendirme İsteği ... 75
1.7.3. Sağlık Haberciliğinde Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar ... 77
İKİNCİ BÖLÜM SAĞLIK HABERLERİNDE KORKU ÇEKİCİLİĞİNİN EKONOMİ POLİTİĞİ ÜZERİNE KURAMSAL TARTIŞMALAR 2.1. KORKU KAVRAMSALLAŞTIRMASI ... 81 2.2. KORKU TÜRLERİ ... 84 2.3. KORKU VE İLETİŞİM ... 86 2.4. ÇEKİCİLİK KAVRAMSALLAŞTIRMASI ... 86 2.5. ÇEKİCİLİK TÜRLERİ ... 87 2.5.1. Rasyonel Çekicilik ... 88 2.5.2. Ahlaki Çekicilik ... 89 2.5.3. Duygusal Çekicilik ... 90 2.5.3.1. Mizahi Çekicilik……….91 2.5.3.2. Cinsel Çekicilik……….….92 2.5.3.3. Korku Çekiciliği……….93
2.6. KORKU ÇEKİCİLİĞİ KAVRAMSALLAŞTIRMASI ... 94
2.6.1. Korku Çekiciliğinin Tanımlanması ve Korku Çekiciliğinin İşlevleri ... 95
2.6.2.1. Dürtü Azalması Modeli ... 100
2.6.2.2. Ters U Biçimi Modeli ... 101
2.6.2.3. Paralel Tepki Modeli ... 102
2.6.2.4. Korunma Motivasyonu Teorisi ... 103
2.6.2.5. Öznel Beklenen Fayda Modeli ... 104
2.6.2.6. Genişletilmiş Paralel Süreç Modeli ... 105
2.7. KORKU ÇEKİCİLİĞİ VE SAĞLIK HABERCİLİĞİ ... 106
2.7.1. Haberde Korku Unsurunun İşlenmesi ... 107
2.7.2. Korku Çekiciliğinin Sağlık Haberlerine Olan Etkisi ... 107
2.7.3. Sağlık Haberlerinde Korku Çekiciliğinin Etik Açıdan Değerlendirilmesi 111 2.8. SAĞLIK HABERLERİNDE KORKU ÇEKİCİLİĞİNİN EKONOMİ POLİTİĞİ………..114
2.8.1. Ekonomi Politik Yaklaşım ... 115
2.8.2. Sağlığın Ekonomi Politiği ... 118
2.8.2.1. Sağlığın Endüstrileşmesi ve Metalaşması ... 121
2.8.2.2. Popüler Kültür ve Sağlıklı Yaşam Dayatması ... 126
2.8.2.3. Sağlık Alanında Korku Çekiciliğinin Tüketim Kültürüne Etkisi ... 130
2.8.3. Sağlık Haberciliğinin Ekonomi Politiği ... 133
2.8.3.1. Tüketim Dinamikleri Çerçevesinde Sağlık Haberciliği ... 135
2.8.3.2. Sağlık Haberciliğinde Korku Çekiciliğinin Tüketim Pratiklerine Etkisi………..136
2.9. GÜNDELİK YAŞAMIN TIBBİLEŞTİRİLMESİ VE SAĞLIĞIN BİREYSELLEŞTİRİLMESİNDE SAĞLIK HABERLERİ VE KORKU ÇEKİCİLİĞİNİN ROLÜ ... 138
2.9.1. Sağlık Haberlerinde Korku Unsurları Üzerinden Üretilen İdeal Beden Söylemi ... 142
2.9.2. Yaşamın Tıbbileştirilmesinde ve Bireyselleştirilmesinde Yaşam Tarzı Önerilerinin Sağlık Haberlerinde Sunumu ... 145
2.9.3. Sağlık Haberlerinde Korku Çekiciliğinin Ekonomi Politik Yönünün Etik Açıdan Değerlendirilmesi ... 147
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SAĞLIK HABERLERİNDE KORKU ÇEKİCİLİĞİ ÜZERİNDEN ÜRETİLEN SÖYLEMLERİN ANALİZİ 3.1. Metodoloji ... 152 3.1.1. Amaç ... 152 3.1.2. Önem ... 152 3.1.3. Varsayımlar ... 154 3.1.4. Araştırma Soruları ... 155 3.1.5. Sınırlılıklar ... 155 3.1.6. Yöntem ... 155 3.1.7. Evren ve Örneklem ... 157 3.1.8. Tanımlar ... 158 3.2. Bulgular ve Yorumlar ... 159
3.2.1. Hürriyet Gazetesinde Sağlık Haberlerinin Korku Çekiciliği Çerçevesinde Analizi ... 160
3.2.1.1. Hastalık Üzerinden Üretilen Söylemler ... 160
3.2.1.2. Sağlıklı Yaşam Üzerinden Üretilen Söylemler ... 165
3.2.1.3. Estetik ve Güzellik Üzerinden Üretilen Söylemler ... 171
3.2.1.4. Gündemdeki Sağlık Konuları Üzerinden Üretilen Söylemler ... 177
3.2.1.5. Sağlık Alanındaki Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler Üzerinden Üretilen Söylemler ... 181
3.2.2. Sabah Gazetesinde Sağlık Haberlerinin Korku Çekiciliği Çerçevesinde Analizi ... 186
3.2.2.1. Hastalık Üzerinden Üretilen Söylemler ... 187
3.2.2.2. Sağlıklı Yaşam Üzerinden Üretilen Söylemler ... 192
3.2.2.3. Estetik ve Güzellik Üzerinden Üretilen Söylemler ... 197
3.2.2.4. Gündemdeki Sağlık Konuları Üzerinden Üretilen Söylemler ... 198
3.2.2.5. Sağlık Alanındaki Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler Üzerinden Üretilen Söylemler ... 200
3.2.3. Sözcü Gazetesinde Sağlık Haberlerinin Korku Çekiciliği Çerçevesinde Analizi ... 204
3.2.3.1. Hastalık Üzerinden Üretilen Söylemler ... 204
3.2.3.3. Estetik ve Güzellik Üzerinden Üretilen Söylemler ... 213 3.2.3.4. Gündemdeki Sağlık Konuları Üzerinden Üretilen Söylemler ... 217 3.2.3.5. Sağlık Alanındaki Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler Üzerinden
Üretilen Söylemler ... 221
SONUÇ ... 224 KAYNAKÇA ... 230
GİRİŞ
Sağlık; sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınan çok yönlü bir kavramdır. Medikal ve toplumsal alanda farklı görünümleri olan sağlık kavramı genel olarak hastalığın yokluğu, denge durumu, gelişme, işlevsellik, formda kalma, bütünlük, mutluluk, güçlenme, yaşam için kaynak olma biçimleriyle ele alınmaktadır (Arnold ve Breen, 2006: 4).
Sağlık ve iletişim kavramlarının ortak bir çerçevede ele alındığı sağlık iletişimi ise; içeriği her türlü sağlıkla ilgili olan iletişim şeklidir. Toplumda sağlığı geliştirme amacı taşıyan sağlık iletişimi fiziksel, mesleki, entelektüel, sosyal veya duygusal sağlığın tüm yönlerini kapsayan geniş tabanlı bir çalışma alanıdır (Ratzan ve ark., 1996: 33). Sağlık iletişimi bünyesinde sosyal bilimler ve tıp alanını barındırdığı için sağlıkla ilgili mesajların yayıldığı ve yorumlandığı bir süreç olarak ele alınmaktadır. Sağlık hizmeti sunumunun iyileştirilmesinde önemli bir sosyal süreç olan sağlık iletişimi; tedavi kararlarının alınması, değişen sağlık koşullarına uyum sağlanması ve sağlığı koruyucu faaliyetleri düzenlemek amacıyla sağlık hizmeti sunanlar ve sağlık hizmeti alanlar arasında sağlık bilgilerinin oluşturulması ve bu bilgilere erişim gibi konuları kapsamaktadır (Ardıç Çobaner, 2013: 214).
Sağlık iletişimi uzmanı ve uygulayıcısının tipik olarak rolü, sağlıkla ilgili müdahaleleri tasarlamak ve değerlendirerek sağlıkla ilgili istenen davranış değişikliğini ortaya çıkarmaktır. Böylece sağlık iletişimi içerisinde bilim insanları toplumda sağlık sorunlarını tespit etme ve düzeltme görevini üstlenmektedirler (Rogers, 1994: 213). Medyanın sağlık konusundaki en önemli görevi ise toplumun sağlık konusunda genel bilgi düzeyini yükseltmek ve bilimsel gelişmelerden haberdar ederek sağlıkla ilgili aktüel olayların kamuoyuna yansıtılmasıdır (Dizdar, 2002: 317). Toplumun sağlık konusunda bilgi düzeyinin arttırılmasında sağlık iletişimi ve sağlık haberciliği önemli bir işleve sahiptir.
Sağlık haberleri hastalık hakkında bilgilendirmenin yanı sıra bilimsel gelişmelerin rutin kapsamları sayesinde sağlık uzmanları, politika yapıcılar ve bireyler için araştırmaların tercümesinde kritik bir araçtır (Viswanath ve ark., 2008: 759). Sağlık haberleri potansiyel sağlık risklerini gün ışığına çıkararak, onlara daha
derin anlamlar vererek bireylerin olası çözümler hakkında kamu algısını belirlemektedir. Bu şekilde sağlık haberleri sağlık konuları üzerinden bireylerin politik kararlarını şekillendirmektedir (Len-Rios ve ark., 2009: 316).
Toplumda hastalık, beslenme, tıbbi bakım ve yaşam beklentisi açısından gelişmeler ve karşılaştırmalı avantajlara sahip olunduğuna dair net kanıtlara rağmen haberlerde sağlık açısından riskli söylemler üretilerek bireylerin kendilerini risk ve tehdit altında algılamalarına neden olunmaktadır (Altheide, 1997: 649). Sağlık haberlerinde korku çekiciliği stratejisi ile başa gelebilecek korkunç durumlar tarif edilerek korku yaratan mesajlar üretilmektedir (Jansen ve van Der Kroef, 2019: 72). Medyada sağlık mesajları iletilirken tehdit vurgusu sosyal ve sağlık psikolojisi literatüründe korku çekiciliği olarak adlandırılmakta ve bu durum sağlık iletişiminde yaygın olarak kullanılmaktadır (Ruiter ve ark., 2014: 63). Korku çekiciliği sağlık haberciliğinde korku ve tehdit unsurlarını kullanarak insanları paniğe düşürdüğü gibi sağlıklı yaşamı teşvik etmek için de korku ögesini kullanmaktadır. Bazı eylemlerin olumsuz sonuçlarını örneğin sigara içenlerin akciğer kanserine yakalanacağı, dikkatsiz araç kullananların kaza yapacağı, sedanter yaşamın obeziteye neden olacağı gibi uyarılarda bulunularak bireylerin sağlık konusundaki davranışları değiştirilmeye çalışılmaktadır (Brengman ve ark., 2010: 579).
Korku çekiciliği mesajları politik ve halk sağlığı kampanyalarında riskli tutumları, niyetleri veya davranışları ortadan kaldırma umuduyla kullanılıyor gibi görünse de ticari çıkarlara da sahiptir (Tannenbaum ve ark., 2015: 2). Medyanın kâr elde etme isteği sağlık haberlerinin doğrudan kamusal sağlığı geliştirme amacına ters düşebilmektedir (Dalton, 2012: 546). Sağlık sisteminde neoliberal yaklaşımın benimsenmesiyle birlikte hastalık sosyal olarak değişken bir hale gelmiştir. Kapitalist sistemde sermayenin ekonomik zorunlulukları tedavi yaklaşımlarına hükmederek artı değer ve emtia üretimi doğrultusunda şekillenmektedir (Woolhandler ve Himmelstein, 1989: 1206). Sağlık sisteminde yaşanan özelleştirmeler sonucunda kurumsal iletişim kaynaklı sağlık haberleri ve sponsorlu sağlık programları sağlık haberlerinde ticarileşmenin en belirgin özelliğidir (Öğüt Yıldırım, 2017: 15).
Sağlık haberlerinde ekonomik koşullar, ideolojik ve hegemonik unsurlar, geniş kitlelerin ilgisini çekme, medyanın kâr kaygısı ve tüketim kültürüne dair birçok etken haber üretim sürecini etkilemektedir. Sağlık konulu içeriklerde medyanın kâr kaygısı sağlık ve hastalık kavramlarından ziyade kapitalizmin sağlıklı yaşam biçiminde formüle ettiği güzellik, diyet, zayıflama, düzgün fizik, estetik gibi sağlığın tüketime yönelik taraflarını ortaya koymaktadır (Yıldırım, 2015: 191).
Sağlık haberlerinde korku çekiciliği üzerinden üretilen söylemlerin ekonomi politik yansımalarının değerlendirildiği bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde sağlık kavramı, sağlık iletişimi ve sağlık haberciliği konuları ele alınmıştır. Sağlık kavramı, farklı boyutlarıyla tanımlanarak geçmişten günümüze kavramının nasıl değiştiği, sağlığın sadece biyolojik bir süreci temsil etmeyip, toplumsal ve kültürel yapısı belirginleştirilerek iletişim boyutu görünür kılınmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda sağlık iletişiminin oluşum süreci, toplumdaki önemi, tarihsel gelişimi, hangi düzeylerde ele alındığı ve kullandığı yöntemler anlatılarak sağlık iletişiminin görevleri ortaya konulmak istenmiştir. Sağlığı geliştirme noktasında sağlık iletişiminin medya boyutu da sağlık haberciliği kavramının incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle çalışmada sağlık haberciliği kavramsallaştırılması içerisinde sağlık haberciliğinin tanımı, oluşum süreci ve sunumu, görevleri ve sorumlulukları, etik boyutu ve haber oluşum sürecinde dikkat edilmesi gereken unsurlar belirginleştirilmektedir.
Çalışmanın ikinci bölümünde sağlık haberlerinde korku çekiciliği ve sağlık haberlerinin ekonomi politik boyutuna odaklanılmıştır. Bu bölümde öncelikli olarak korku ve çekicilik kavramlarına ilişkin tanımlara yer verilmiş, korku çekiciliğinin haber boyutu görünür kılınmıştır. Korku söylemlerinin sağlık haberlerindeki rolü tartışılmıştır. Sağlık haberlerinde korku çekiciliğinin ekonomi politik boyutu değerlendirilmiştir. Neoliberalleşmeyle sağlık sisteminin özelleştirilerek sağlığın endüstrileşmesi ve popüler kültürün bir parçası haline gelmesi, tüketime dayalı sağlıklı yaşam anlayışının geliştirilmesi, gündelik yaşamın tıbbileştirilermesi ve bireyselleştirilmesiyle hastalık kavramının değişime uğraması ve sağlık üzerinden ideal beden tanımlaması konuları ele alınarak korku çekiciliğinin sağlık haberlerinde ekonomi politik boyutu görünür kılınmıştır.
Tezin uygulama kısmının yer aldığı üçüncü bölümde ise sağlık haberlerinde korku çekiciliği üzerinden üretilen söylemlerin ekonomi politiğine ilişkin analizlere yer verilmiştir. Çalışmanın verileri 2018 Temmuz ve Aralık ayları arasındaki altı aylık sürede Hürriyet ve Kelebek eki, Sabah ve Günaydın eki ve Sözcü gazetelerinde yer alan sağlık haberlerinin çözümlenmesi üzerine temellenmektedir. Belirtilen gazeteler, incelenen dönemde tirajı en yüksek ilk üç gazete arasında yer almaktadır ve ideolojik konumlanış açısından da farklılık göstermektedirler. Çalışmada haberler van Dijk’ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemiyle incelenmiştir. Bu çözümlemede van Dijk’ın makro ve mikro temelli analizleri ve ideolojik söylem stratejileri olarak tanımladığı stratejiler doğrultusunda sağlık haberlerinde korku çekiciliği üzerinden üretilen temalar ve söylem biçimleri belirlenmiş ve bu haberlerde sağlığın metalaşma, tıbbileşme, bireyselleşme ve pazarla iç içe geçen dinamikleri belirginleştirilmeye çalışılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
SAĞLIK İLETİŞİMİ VE SAĞLIK HABERCİLİĞİ ÜZERİNE TEMEL YAKLAŞIMLAR
1.1. SAĞLIK KAVRAMININ TANIMLANMASI
Sağlık insan yaşamı içerisinde din, dil, ırk fark etmeksizin yaşamı ilgilendiren önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlık, yaşam içerisinde önemli bir konu olmakla birlikte sağlık kavramı sınırları çok net çizilebilecek evrensel bir tanıma sahip değildir. Bu noktada sağlığın birçok farklı tanımı yapılmıştır.
Baltaş sağlığın etimolojik kökenine odaklanmakta ve şu saptamalarda bulunmaktadır: “Türkçede sağlık kavramı sağ olmak, hayatta olmak kökünden gelmektedir. İngiliz dilinde de ‘health’ sağlık, ‘wholeness’ bütünlük ve sağlamlık köküne dayanır. ‘Whole’ kelimesinin içindeki “Hole” ise din ve zinde anlamını taşımakla birlikte kaynağını aldığı ‘holy’ kelimesi de kutsal anlamı taşımaktadır. Kutsallık özellikle de Anglo-Sakson dillerinde sağlıkla aynı (kültürlerde bu yakınlıkları hala devam etmektedir” (2000: 34).
Sağlık kavramının etimolojik kökenine bakıldığında sağlığın sadece tıbbi durumlarla ilişkili olmadığı görülmektedir. Bu noktada Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sağlık, yalnızca hastalık veya sakatlık olmama durumu değil, aynı zamanda bedensel,
ruhsal (mental) ve sosyal yönden tam bir iyilik durumunda olunması şeklinde tanımlamaktadır (WHO, 1998:1). DSÖ’nün sağlığı fiziksel, mental ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak ele alması sağlığa ölüm ve hastalık gibi negatif yönden yaklaşan parametrelerin sınırlığını aşması açısından önemlidir. Bu doğrultuda sağlık kavramsallaştırması profesyonel sağlıkçıların belirleyici olduğu alandan çıkarak disiplinlerarası ve geniş bir çerçevede ele alınabilmiştir (Özçelik Adak, 2002: 24-25). Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu tanım fiziksel, mental ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmayı belirtse de gündelik yaşam içerisinde her yönden iyi sağlığa ulaşma fikri mümkün görünmemektedir. Fiziksel olarak sağlıklı olan bir birey sosyal ya da zihinsel olarak sağlıklı olmayabilir (Nkanunye ve Obiechina, 2017: 1). Sağlıklı olma fikrinin her yönden iyiliği içerme durumu hiçbir
zaman elde edilemeyecek idealist ve ütopik bir sağlık durumuna işaret etmektedir (Sturm, 2010: 53). Bu nedenle DSÖ’nün tanımı, sağlık kavramının tanımlanmasında en geçerli bakış açılarından biri olsa da Lalonde Raporu’nda, sağlık için insan biyolojisi, çevre, yaşam tarzı ve sağlık sistemi organizasyonu olmak üzere dört adım benimsenmiştir. Bu alanlar bireyin ve toplumun yaşamsal faaliyetlerini sürdürürken sürekli etkileşim içinde olduğu bir alana karşılık gelmektedir1 (Kesgin ve Topuzoğlu,
2006: 47).
Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu tanımdan yola çıkarak örgüt, herkes için sağlık anlayışını benimseyerek sağlığın teşviki ve gelişimi üzerinde durmuştur. Bu noktada DSÖ, sağlığı geliştirme kavramını ve ilkelerini araştırmak için bir dizi toplantıya sponsor olmuştur (Okay, 2016: 2). DSÖ’nün sağlığın teşviki ve geliştirilmesi yönelimi 1986’da Kanada’nın Ottowa şehrinde düzenlenen ilk uluslararası sağlık teşvik konferansıdır (Gorin ve Gorin, 2006: 82). Konferansta genel olarak insanların sağlık belirleyicileri üzerinde kontrollerini arttırmaları ve böylece sağlığı iyileştirme sürecine odaklanılmıştır (Davies ve Macdowall, 2006: 20). Ottawa sözleşmesi sağlığın bir insan hakkı olduğu ve sağlığı şekillendiren temel faktörlerin toplumsal olduğu anlayışından yola çıkarak sağlığı geliştirmeye yönelik bir takım kararlar almıştır (Potvin ve Jones, 2011: 244). Ottawa sözleşmesi sağlık için temel koşullarını; barış, barınak, eğitim, yiyecek, gelir, istikrarlı bir ekosistem, sürdürülebilir kaynaklar, sosyal adalet ve eşitlik olarak belirlemiştir. Bu şartların dışında, ‘sağlıklı halk politikasının oluşturulması, sağlığı destekleyici çevrelerin yaratılması, sağlık için toplum hareketinin güçlendirilmesi, kişisel becerilerin geliştirilmesi ve sağlık hizmetlerinin yeniden yönlendirilmesi’ sağlık toplumunun belirleyicileri olarak ele almıştır (Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Sözlüğü, 2011: 2).
1Lalonde: Yirminci yüzyılın son çeyreğinde sağlıkta eşitsizliklerin üstesinden gelmek için
Kanada Sağlık ve Refah Bakanı olan Marc Lalonde tarafından yayınlanmış bir rapordur. Rapora göre sağlık kavramı sağlık sorunlarının sadece hükümet tarafından değil, sağlık sektörü çalışanları, sağlık kuruluşları, bilim toplumu, eğitim sistemi, yerel yönetimler, federal yönetimler, iş dünyası ve sendikalar, gönüllü kuruluşlar ve Kanadalı vatandaşlar yani bireysel olarak ele alınması gerektiğini önermektedir. Sağlık sorunlarına ve çözümlerine toplum odaklı yaklaşarak nüfus sağlığının altında yatan geniş ve önemli faktörlere odaklanarak nüfusun sağlık gereksinimlerini belirler (Topkaya, 2016: 713).
Geleneksel anlayış içerisinde sağlık kavramı, hastalığın olmayışı şeklinde tanımlansa da sağlık kavramı ve algılanışı kültürden kültüre, toplumdan topluma değişmektedir (Ertekin, 2017: 83). Kültür insanların sağlıkları ile algıları ve sağlık arama uygulamalarını açıklarken kişisel sağlık ve hastalık anlayışı oluşturmak için temel bir yapı taşı görevi üstlenmektedir (Betsch ve ark., 2016: 816). Modern Batı tıbbı da dâhil olmak üzere sağlık sistemi kendi tarihinin bir ürünü olup belirli bir çevresel ve kültürel bağlamda ortaya çıkmaktadır (Capra, 1992: 190). Bir ülkede sağlıklı görünen bir birey başka bir ülkede sağlıksız görülebilmektedir. Bu durumun nedeni de ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle ilgilidir. Gelişmiş ülkelerdeki sağlık anlayışıyla gelişmekte ve az gelişmiş ülkeler arasındaki sağlık anlayışı birbirinden farklıdır. Çünkü sağlık politikalarının, hizmetlerinin geliştirilmesi ve uygulanması ülkelerin ekonomik gelişmeleriyle ilgili bir durumdur (Ertekin, 2017: 83).
Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlanmasından yola çıktımızda sağlığın sadece tıbbi durumlarla ilişkili olmadığı görülmektedir. Sağlık, toplumsal yaşam içerisinde oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesine Yönelik Dönüm Noktaları Global Konferans Bildirisi’nde yapılan açıklamaya göre, sağlık hem temel insan haklarından biri hem de mantıklı bir sosyal yatırımdır. Bu nedenle hükümetler, vatandaşların sağlık durumunu iyileştirmek için hem sağlıklı halk politikasına hem de sağlığın teşviki ve geliştirilmesine yatırım yapmalıdır. Sosyal adaletin temel ilkesi, insanların sağlıklı ve doyurucu bir yaşam için gerekli şeylere erişiminin olmasını sağlamaktır. Bu şekilde yaşam içerisinde ekonomik ve sosyal açıdan genel toplum üretkenliği arttırılır. Kısa vadeli halk sağlığı politikasıyla uzun vadeli ekonomik fayda sağlanması (WHO, 1998:1) amaçlanmaktadır. Bu noktada sağlık kavramının ekonomik, toplumsal ve siyasi boyutlarının olduğu anlaşılmaktadır.
Sağlık ve hastalık kavramlarının tanımıyla ilgili bir başka yaklaşım da kültürel durumla ilişkilidir. Günümüzde farklı kültürlerde farklı hastalık tanımlamaları mevcuttur. Hatta bir kültürdeki alt gruplar arasında, aynı evde yaşayan farklı kuşaklardan aile bireylerinin bile sağlık ve hastalığı tanımlamaları arasında çeşitlilikler söz konusu olabilmektedir (Cirhinlioğlu, 2001: 3-5).
Sağlık topluma karşı uyum sağlama meselesidir. Toplumca yaratılmış gerçekliklere karşı otonom ama yine de kültür tarafından şekillendirilmiş bir tepkidir. Bu nedenle sağlık çevredeki değişimlere uyum sağlayabilme, zarara uğradığında iyileşebilme, acı çekebilme ve ölümü huzurlu şekilde bekleyebilme yeteneğidir (Illıch, 1995:190). Bazı gruplar için ise sağlık bireysel ve toplumsal denge durumuna karşılık gelmektedir. Bireysel durumda iç dengeyi yani bedensel ve zihinsel olarak dengeyi temsil etmektedir. Toplumsal anlamda ise kişi ve çevre arasında kurulan ilişkisel dengeyi yani sağlığın toplumsal düzeyde şekillenme biçimini ortaya koymaktadır (Reidpoth, 2006: 190).
Günümüzde sağlıklı yaşam isteği hayatımızın büyük bölümünü ele geçirmiştir. İnsanların zihniyetlerindeki değişiklikler, değişime uğramış demografik yapı, sağlıkla ilgili mal ve hizmetlerde yaşanan bolluk, sağlık hizmetlerine kolay ulaşım gelişmiş toplumlarda sağlığın giderek önem kazanmasına katkıda bulunmuştur. Bu bağlamda sağlık, 21. yüzyılın modern toplumunda ekonomik, sosyal, politik ve bireysel bir itici güç olarak tanımlanmaktadır (Sturm, 2010: 49).
Sağlığın aynı zamanda varoluştan gelen ve bireyin yaşam içerisinde kullandığı bir değer olması oldukça önemlidir. Toplumda solunan hava, içilen su, eğitim, trafik ve güvenlik gibi ortak ve halka ait bir kullanım değeridir (Deppe, 2006: 137). Yaşam içerisinde tamamen fiziksel, zihinsel ve sosyal refah durumuna ulaşmak için bir birey veya grup isteklerini tanımlayarak ihtiyaçlarını karşılayabilmeli, gerektiğinde yaşadığı çevreyi değiştirerek sağlık alanında ortaya çıkan sorunlarla başa çıkabilmelidir (WHO, 1986)2. Bu durumda sağlık insanların bireysel, sosyal ve
ekonomik olarak üretken bir yaşam sürmelerine sağlayan bir kaynak olarak ele alınmaktadır (WHO, 1998: 1).
Toplumsal, kültürel ve sosyal yaşamda varlığını her zaman koruyan sağlık kavramı bireyin yaşamsal faaliyetlerini yerine getirmede temeldir. Yaşamın devamını sağlamasının yanı sıra bireylerin yaşam kalitesini geliştirmede başat rol üstlenmektedir. Günümüzde sağlık hem biyolojik (medikal) hem de sosyal, ekonomik ve politik boyutlarıyla ele alınan bir olgudur. Bu nedenle birey, biyolojik
ve psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması halinde sağlıklı olarak adlandırılmaktadır. Temel insan haklarından biri olan sağlık toplumların devamının sağlanmasında refah ve mutlu bir yaşamın sürdürülmesinde oldukça önemlidir. Sağlığın hem birey hem de toplum için taşıdığı önemden dolayı çok boyutlu değerlendirilmesi gereken bir konu olduğu ortadadır. Ayrıca sağlık kavramını daha da anlaşılır kılmak için sağlıkla ilişkili olan hastalık ve rahatsızlık kavramlarının tanımlamaları yapılmalıdır. Bu nedenle sağlık kavramı başlığı altında, sağlık tanımı çerçevesinde hastalık ve rahatsızlık kavramları, sağlığın pozitif ve negatif tanımları, sağlığın boyutları değerlendirilecektir.
1.1.1. Sağlık Tanımı Çerçevesinde Hastalık ve Rahatsızlık Kavramları
Hastalık, bireylerin rahatsızlıklarına neden olan fiziki, biyolojik ve ruhsal sorunlar olarak ele alınmaktadır (Ertekin, 2017: 92). Türk Dil Kurumu web sitesi sözlüğüne göre ise, “organizma içerisinde değişiklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması, rahatsızlık, esenlik durumu bulunmayan” şeklinde tanımlanmaktadır.
Hastalık kavramı tıbbi ve toplumsal-kültürel açıdan ele alınan bir kavramdır. Tıbbi açıdan hastalık, olumsuz birçok niteliği bünyesinde barındıran kötü, çirkin, kaçınılması gereken ve organizmada birtakım değişiklerin meydana gelmesiyle fizyolojik bozulma yani esenlik karşıtı bir anlam taşımaktadır (Arda, 1996: 108). Bu anlamıyla hastalık nesnel (objektif) yani belirli işaret ve semptomlarla kendini gösteren patolojik bir anormalliği ifade etmektedir (Bolsoy ve Sevil, 2006: 80). Kültürel açıdan ise hastalığın veya patolojik sürecin sonuçlarının bireysel olarak algılanma biçimiyle ilişkilidir. Hastalığı algılama biçimi bireyin sosyo-ekonomik sosyo-kültürel ve psikolojik konumuyla farklılık göstermektedir (Tekin, 2007: 30). Hastalık kavramı da sağlık gibi bireyin biyolojik ve toplumsal-kültürel durumuyla değerlendirilmektedir. Biyolojik açıdan bakıldığında hastalık tıbbi durumlarla ilişkilidir ve objektif bakış açısı hâkimdir. Sosyal açıdan ele alındığında ise bireyin biyolojik durumları kendi algısı doğrultusunda nasıl şekillendirdiğiyle ilgilidir.
Hastalık kavramı sağlık tanımı çerçevesinde düşünüldüğünde hastalık da sağlık gibi sadece fiziki ya da tıbbi durumlarla ilişkilendirilemez. Hastalık kavramı da aynı sağlık gibi yaşanılan toplumun ekonomisi, kültürü ve siyasi durumlarından
etkilenmektedir. Bu noktada da iki farklı disiplin olan tıp ve sosyolojinin günümüzde birbiriyle ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Yaşanılan toplumda her şeyin sosyal olduğunu ifade eden Thomas, bireysel insan davranışının da sosyal bir davranış olduğunu belirterek bu davranışın sağlık kurumlarının ortaya koyduğu davranış kalıplarından etkilendiğini belirtmektedir. Hatta bu nokta da sağlık kurumları hasta bireyin davranış rollerini belirlemektedir. Hasta olan birey bu davranış kalıplarına uymaz ise sosyal grup ve sağlık kurumları tarafından eleştirilebilir (2002: 4).
Hastalık kavramına sosyal açıdan bakıldığında bireyin toplumsallaşma sürecinde edindiği algıları ortaya çıkarmaktadır. Bu anlamda hasta olma, bireyin içinde yaşadığı toplumda hangi belirtilerin hastalık olarak kabul edildiğine bağlıdır. Bazı hastalık belirtileri toplum ve çevre tarafından onaylanırken aynı belirtilere sahip başka toplumlardaki bireyler hasta olarak kabul edilmemektedir (Özçelik Adak, 2002: 27).
Hastalık kavramının tarihine değinecek olursak geçmiş dönemlerde hastalıklar ruhsal ve mekanik güçlerin ürünü olarak düşünülmüştür. Hastalıklar kişilerin günahkâr davranışlarından dolayı Tanrı tarafından kendilerine verilen ceza şeklinde ele alınmıştır (Çınarlı, 2008: 10). Hastalık kavramı toplumun yaşadığı değişim ve dönüşümlerle birlikte değişikliğe uğramıştır. Hızlı bir endüstrileşmenin yaşandığı on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllar bu değişimin kanıtıdır. On dokuzuncu yüzyıl hastalıkları yoksulluk hastalıkları olarak adlandırılırken, yirminci yüzyıl hastalıkları medeniyet ve zenginlik hastalıklarıdır (Özçelik Adak, 2002: 38). Eskiden daha sık görülen akut gibi yaşamı tehdit eden, bulaşıcı hastalıklardan kronik hastalıklara ve kanser, dolaşım sistemi, kalp ve şeker gibi yaşamı fazlaca tehdit etmeyen hastalıklara doğru bir gidiş oluşmuştur. Günümüzde hastalıkların değişmesi gibi hastalık nedenleri de değişime uğramıştır. Örneğin sigara kullanımı, stres gibi faktörler bireysel düzeydeki; gelir, işsizlik, konut ve yoksulluk gibi durumlarda yapısal düzeydeki sağlık ve hastalık belirleyiciliğini oluşturmaktadır (Kasapoğlu, 1999: 5).
Sağlıksızlık veya patolojik sürecin sonuçlarının öznel deneyiminin bireylerce algılanması bireyin rahatsızlık durumunu ortaya koymaktadır (Bolsoy ve Sevil, 2006: 80). Rahatsızlık olarak hastalık kavramı (disase), Fransızca’da rahatlık anlamına
gelen aise sözcüğünden gelmektedir ve hastalığın rahatsız edici bir durum veya rahatlığın eksikliği anlamını taşımaktadır. Hastalığın verdiği rahatsızlık, rahat ve güvende hissedilen durumlarda deneyimlenen güç kaybıdır (Sezgin, 2010: 32). Rahatsızlık kavramı kişinin bulunduğu koşullara göre değişim gösterdiği için, hastalık kavramında olduğu gibi objektif bir tanım yapılamamaktadır. Bu nedenle bireyin sosyal-kültürel ve ailevi öğretileri ile edinmiş olduğu toplumsallaşma örüntüleri dahilinde bireysel gözlem ve düşüncelere, yaşam deneyimlerine ve hislere (acı, keyifsizlik, üzüntü, keder) bağlı olarak ortaya çıkan durumlara rahatsızlık denmektedir (Tecim, 2018: 18).
Rahatsızlık kavramı hastalığın sosyal ve bilişsel yönünü ifade etmektedir. Rahatsızlık bireyin hastalık durumları karşısında toplumsal yapı içerisinde takındığı tutum ve davranışlarıdır. Hastalık kavramının sosyolojik boyutuna baktığımızda değişen toplumsal yapıyla birlikte geçmişte aralarında fark bulunmayan hastalık ve rahatsızlık kavramı günümüzde farklı boyutlarda ele alınmaktadır. Hastalık ve rahatsızlık arasındaki ayrım çoğu insan için birbirinin yerine geçebilmesi nedeniyle tatmin edici olmamakla birlikte tıp bilimi için temel önermeler sağlamaktadır (Gwyn, 2001: 41). Bu iki kavram arasındaki farkı, genellikle tıp alanında çalışan uzmanlar ve hastalık kavramının toplumsal boyutuna odaklanan sosyologlar görünür kılmaktadır. Bu durumdan hareketle öncelikli olarak hastalık biyolojik bir durumu yansıtırken rahatsızlık ise sosyal bir durumu yansıtmaktadır (Thomas, 2002: 23).
Hastalığın toplumsal açıdan ele alınması, hastalığın geleneksel biyomedikal yaklaşıma alternatif oluşturmasına ve hastalığın sosyal bir durumu temsil etmesine yardımcı olmuştur. Hastalık kavramı medikal ve sosyal boyutunun olmasından dolayı toplum içinde sağlık kadar önemli bir konumdadır. Sağlıklı yaşamı geliştirmek için sağlığa odaklanıldığı gibi hastalık kavramına da odaklanmak gerekmektedir. Hastalık tıbbi özelliklerinin yanı sıra sosyolojik yaklaşımla ele alınarak toplumun hastalığı nasıl anlamlandırdığına ve toplumsal düzlemde hastalıkların nasıl çözülebileceğine odaklanmaktadır. Bireyin hastalığı algılama şekli olan rahatsızlık kavramı ise bireyin yaşanılan çevreden ve kültürden etkilenmektedir. Toplumsal kurumlar bireylerin ve toplumların hastalık ve rahatsızlığı nasıl anlamlandırdığı üzerine çalışmalar yürüterek sağlığı geliştirici kampanyaların nasıl
olması gerektiğini, hangi tür mesajların iletilmesi gerektiğini, topluma ne tür iletişim kanallarıyla ulaşılması gerektiğini tespit ederek kampanyaların başarılı olmasına katkıda bulunmaktadır. Toplum içinde hastalık, rahatsızlık ve sağlık kavramlarının tam olarak anlaşılması için sağlığın pozitif ve negatif tanımlarının yapılması gerekmektedir.
1.1.2. Sağlığın Pozitif ve Negatif Tanımlamaları
Sağlık ve hastalık kavramının günümüze kadar kazandığı anlamın daha iyi anlaşılabilmesi için günlük kullanımda sağlığın negatif ve pozitif tanımlamalarına odaklanmak gerekmektedir (Çınarlı, 2008: 11). Negatif sağlık tanımaları bireyin fiziksel durumuyla yani sağlığın medikal boyutuyla ele alınmaktadır. Bu yaklaşımda hastalığın sosyal belirleyicilerine yani hastalığın neden ortaya çıktığı ve toplumda nasıl bir etki yarattığı gibi durumlara odaklanmadan hastalığın nasıl tedavi edileceğine odaklanılmaktadır (Çınarlı, 2016: 205). Sadece patolojik sonuçlarla hareket eden negatif sağlık, hastalığın yokluğu ve tıbbi bağlamlarda ilişkilendirilmesinden dolayı bireyin hasta olarak kabul edilip edilmemesini tam olarak belirleyememektedir. Birey sağlığını kaybedip hasta konumuna geldikten sonra sağlık tanımlaması yapmaktadır (Aggleton, 1990: 7-8). Bu nedenle bireyde rahatsızlığın ve hastalığın olamama durumu sağlığın negatif tanımına karşılık gelmektedir (Naidoo ve Wills, 2000: 6).
Bireyin yaşam alanında sağlık, toplumsal, kültürel, ekonomik ve politik boyutlarıyla ele alınan disiplinlerarası bir kavrama karşılık gelmektedir. Sağlığı sadece negatif tanımındaki gibi hastalık ve tıbbi durumlarla ilişkilendirmek yetersiz bir tanımlamadır. Bu doğrultuda bireylerin sağlıklı olabilecek koşulları -sağlığı geliştirme, hastalık, sakatlık ve erken ölümün önlenmesi- sağlamaya çalışan halk sağlığıyla ilişkili pozitif sağlık tanımlamaları da ele alınmalıdır (Mann ve ark., 1994: 8).
Sağlık tanımını pozitif bir çerçeve içerisinde ele aldığımızda Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık tanımı karşımıza çıkmaktadır. Bu tanıma göre sağlık yalnızca hastalığın ve sakatlığın olmayışından çok fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam iyilik ve esenlik içinde olma durumudur. Bu çerçevede Çınarlı, sağlığın pozitif
tanımlamasını yaşam içinde bireyin iyi olma durumuyla ilişkilendirmiştir (2008: 13). Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü bireyin her anlamda esenlik içinde olması için sağlığın teşviki ve geliştirilmesi gerektiğini düşünmektedir Bu düşünceye göre sağlığın teşviki ve geliştirilmesi kapsamlı bir sosyal ve politik süreci temsil etmektedir. Bireyin kişisel sağlık gelişiminin dışında toplumsal, çevresel ve ekonomik koşullara da odaklanılmaktadır (Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Sözlüğü, 2011: 1).
Sağlığı esenlik olarak değerlendiren Arnold ve Breen da, Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımından yola çıkarak pozitif sağlığı fiziksel, zihinsel ve sosyal esenlik arasında ideal bir durum olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma ek olarak da bireyin kendisini sağlıklı hissetmesini öznel bir esenlik olarak değerlendirmektedirler. Pozitif sağlığı hem bütün olarak iyi olma hali hem de kişisel göstergelere dayanan bir durum olarak tanımlamaktadırlar (2006: 13).
Pozitif sağlık tanımının toplumsal yapı içerisinde tam bir iyilik hali olarak ele alınması pozitif sağlığın, sağlığın teşviki ve gelişimi ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Sağlığın teşviki ve gelişimi üzerinde durulacak olunursa bu kavram, 1980’lerde ivme kazanmış ve sağlığın tıbbileştirilmesine meydan okuyarak sağlığın sosyal ve ekonomik yönlerini vurgulayan radikal bir hareket olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlığın teşviki ve geliştirilmesi modeli sağlık eğitimi, korunma ve sağlık koruması alanlarıyla sağlığın toplumsal yönüne vurgu yaparak pozitif sağlığın gelişmesine etki etmektedir (Gorin, 2006: 36).
Bu anlamda sağlığın negatif tanımlamalarında tıbbi ve biyolojik parametreler belirleyici iken, sağlığın pozitif tanımlamalarında fiziksel, zihinsel ve sosyal unsurlar bir arada kullanılmakta ve bilimsel disiplinlerin daha geniş çerçevede etkileşimleri söz konusu olmaktadır (Belek, 1993: 26).
Pozitif ve negatif yaklaşımlara odaklanıldığında sağlığın karmaşık bir süreci temsil ettiği düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle sağlık tanımlaması yapılırken toplumdaki farklı paydaşlarla istişare edilerek kültürel yansıtmalar, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler dikkate alınarak sağlığın farklı boyutlarına odaklanmak gerekmektedir (Huber ve ark., 2011: 2).
Negatif ve pozitif sağlık tanımlamaları sağlığın tıbbi ve sosyal boyutlarını ele almaktadır. Negatif yani tıbbi durumla ilişkilendirilen sağlık bireysel ve toplumsal düzeyde fiziki olarak iyi olma durumuna karşılık gelmektedir. Fiziksel anlamda iyi olma haline odaklanan negatif sağlığın belirleyicileri sağlık profesyonelleridir. Pozitif sağlık ise toplumsal yapıya odaklanarak hastalığın sosyal yönüne vurgu yapmaktadır. Başta hükümet ve politikacılar olmakla birlikte sivil toplum kuruluşları, sağlığı geliştirmeye yönelik kurulan derneklerle sağlığı toplumsal bağlamda geliştirmeye odaklanır. Genel anlamda sağlığın negatif ve pozitif tanımları sağlık kavramın çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
1.1.3. Sağlığın Boyutları
Sağlık kavramı üzerine yapılan tanımlardan yola çıkıldığında sağlığın sadece tıbbi durumla ilişkili olmadığı görülmektedir. Sağlık ekonomik, toplumsal, sosyolojik, politik gibi sosyal bilimlerin birçok alanıyla ilişkilidir. Bu durum da sağlık kavramının disiplinlerarası bir yaklaşıma sahip olduğunu göstermektedir. Farklı bilim dallarını bünyesinde barındıran sağlık kavramının gündelik yaşam içerisinde tam olarak anlaşılması için de sağlığın farklı boyutlarına odaklanmak gerekmektedir.
Günümüzde sağlık konusunu sadece tıp bilim dalı merkezli olarak değerlendirmek, hastalığı gidermek veya hastayı iyileştirme noktasında tutarlı bir davranış olabilirken; hastalıkların önlenmesinde, tespitinde veya sağlıklı yaşam formlarının inşasında kültür ve kültürel süreçler ağır basmaktadır (Tecim, 2018: 29). Sağlığın medikal boyutta ele alınması bireyin bütünlüğünü bozmakta, bireyi bedeninden soyutlamakta, hastalığın toplumsal nedenlerini görmezden gelmekte, sağlık ve hastalık hakkında tıbbın kendisinin ürettiği bilimsel bilgi dışındaki bütün bilgi ve değerlendirmeleri geçersiz kabul edilmesine neden olmaktadır (Şavran, 2010: 14). Bu nedenle sağlık kavramı ekonomik, siyasi, çevresel ve sosyal boyutları ile ele alınması gereken bir konu olarak anlamlandırılmalıdır.
Sağlık bireysel ve toplumsal düzeyde ele alındığında; bireysel düzeyde fiziksel bedene, iyiliğe, hastalıktan kaçınmaya odaklanarak, kendini gerçekleştirme, kişisel sorumluluk ve özerklik hedeflerine hizmet etmektedir. Toplumsal düzeyde ele
alındığında ise sağlıklı olma yükümlülüğünün bireysel olmaktan çıkıp sosyal düzene uyum ile ilişkilendirilmektedir (Betsch ve ark., 2016: 818).
Sağlık kavramının toplumsal boyutta ele alınması sağlık ve kültür ilişkisini ortaya çıkarmaktadır. Toplumun sağlık ve hastalık hakkındaki değer ve yargıları, vaziyet alış ve inançları, kültürün özelliklerini yansıtmaktadır. Her toplumun kültürü, sosyal organizasyonu sağlık ve hastalık problemini kendi değerler sistemine göre geliştirmektedir. Sağlık tıptan veya doğadan ziyade toplumun bir ürünü olmaktadır (Özçelik Adak, 2002: 9).
Sağlığın boyutları bireysel, çevresel ve toplumsal olarak değerlendirilmektedir. Bireysel sağlık da kendi içerisinde fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal, ruhsal ve cinsel sağlık olarak altı boyutta ele alınmaktadır. Çevresel sağlık; bireyin yaşadığı fiziksel çevreyle arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Toplumsal sağlık ise sağlık ile toplum arasındaki yapılanma yani barınma, barış, yiyecek, gelir gibi basit alt yapıları ve toplum içindeki bütünleşme veya bölünmeleri içermektedir (Naidoo ve Wills, 2000: 6-7).
Sağlık kavramının farklı boyutlarda olmasının en önemli nedeni sağlık kavramının insan yaşamıyla ilişkili olmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıklama doğrultusunda da Wexler, sağlığın boyutlarını duygusal sağlık, entelektüel sağlık, mesleki sağlık, fiziksel sağlık, sosyal sağlık ve ruhsal sağlık olmak üzere altı kategori içerisinde değerlendirmiştir. Duygusal sağlık bireyin duygularına odaklanarak duygularını başarılı şekilde yönetmesini ele alır. Ayrıca duygusal sağlık insanların stresle başa çıkabilmelerini ve bireyin aile ve arkadaşlarıyla tatmin edici ilişkiler içinde olması anlamına gelmektedir. Entelektüel sağlık, bireyin öğrenme, problem çözme, yeni fikirlerle yaratıcılığını ortaya çıkarma konularını kapsamaktadır. Bir diğer sağlık boyutu olan mesleki sağlık, bireyin iş yaşantısında anlamlı, tutarlı ve tatmin olma durumunu ele almaktadır. Fiziksel sağlık, hastalıktan kurtulma ve sağlıklı yaşama ve sağlık hizmetlerinin uygun kullanımını içermektedir. Sosyal sağlık, bireyin doğa, aile ve toplumdaki diğer kişilerle uyum içinde hareket etmesini amaçlar. Ayrıca sağlığın sosyal boyutu ile birlikte toplum içerisinde çevre koruma, gönüllü çalışma gibi eylemler gerçekleştirilerek toplum sağlığına ve refahına katkıda
bulunur. Ruhsal sağlık ise bireyin sahip olduğu değer ve inançlarla birlikte bireyin yaşamda anlam bulmasını ve tutarlı bir biçimde hareket etmesini sağlar (2007: 1-2).
Basit bir biyolojik durum olmaktan çıkan sağlık, hastalık yokluğu, kişisel bakım, zindelik, denge, zihinsel iyilik ve gündelik işleri yapabilme durumlarına karşılık gelmektedir (Davin, 2005: 37). Sağlığın sosyal boyutları, insanların içsel potansiyellerini kullanmalarına, yaşam içindeki sorumluluklarını yerine getirebilme kapasitelerine, tıbbi durumlarına karşılık hayatlarını özgürce yönetebilmelerine, iş yaşamları da dahil olmak üzere sosyal aktivitelere katılabilme yeteneğine bağlıdır (Huber ve ark., 2011: 2). Sağlık kavramını sağlığın sosyal belirleyicileri açısından çerçevelemek tıbbi olamayan stratejilere (sağlık ve hastalığın sosyal yönü) dikkat edilmesini, sağlıklı sosyal politikaları teşvik etmeyi ve nüfus sağlığını iyileştirmeyi amaçlamaktadır (Dugassa, 2016: 70).
Sağlığın değişen boyutundan dolayı sağlık ve tıp alanının iletişimsel yönü olan sağlık iletişimi, birçok yönüyle ele alınması gereken bir alana karşılık gelmektedir. Sağlık iletişimi çalışmaları fiziksel, mental (ruhsal), çevre sağlığı ve sosyal sağlık konularını iletişim alanıyla ele alarak bireysel ve toplumsal yaşamda sağlığı geliştirmeye odaklanmaktadır. İnsanların sağlıklarına aktif olarak katılma hakkı vardır. İnsanların sağlıkları hakkında bilgili olmalarını ve sağlık hizmetlerine farklı şekilde katılımını sağlamak sağlık iletişiminin ilgi alanını oluşturmaktadır. Sağlık iletişimi iyi işleyen bir sağlık sisteminin kritik yönlerini, sağlık kurumlarının ve hizmet sağlayıcılarının görevlerini, kişi merkezli bakım sisteminde karar verme durumlarını, hasta deneyimlerinin iyileştirilmesini ve sağlığı geliştirme alanında politik yapının nasıl işlediğini araştırmaktadır (Synnot ve ark., 2018: 1).
1.2. SAĞLIK İLETİŞİMİ KAVRAMSALLAŞTIRMASI
Bir sosyal bilim alanı olan iletişimin tıp alanıyla ortak bir paydada bir araya getirilmesi ve farklı disiplinleri bünyesinde barındırmasından dolayı sağlık iletişimini belirgin bir biçimde sınırlandırmak zorlaşmaktadır (Okay, 2016: 10).
“Sağlık iletişimi, bireylerin sağlığa ilişkin konularda ihtiyaç duydukları doğru bilgiye ulaşabilmelerini amaçlayan, aynı zamanda sağlıklı kalabilmeleri için gerekli davranış ve tutumları kazandırmak için çalışan bir sanat, bilimsel bir teknik ve her
ikisini birleştiren bir disiplindir. Araştırmacılara hastalıkların sosyokültürel, ekonomik vb. yönlerini vurgulamayı ve bu nedenle sosyal bilimlere daha fazla atıfta bulunmayı gerektiren yeni bir çalışma alanı sunar” (Uçan ve ark., 2015: 92). Sağlık iletişiminin sağlığın teşviki ve geliştirilmesi alanında, önemli sağlık sorunlarını ele alarak bireysel, kurumsal ve kamu izleyicilerini bilgilendiren, etkileyen ve motive eden sanat ve bilimin birleştiği bir alan (Betsch ve ark., 2016: 813) olarak görme durumu belirginleşmektedir. Sağlık iletişimi doktor-hemşire ve hasta arasındaki konsültasyonda, bir sağlık kliniği yöneticisinin sağlık bakanlığına bağlılığında veya HIV/AIDS testini teşvik etmek için topluluk kampanyalarında kurulan iletişim sağlık iletişimi içinde değerlendirilmektedir (Vermund ve ark., 2017: 1).
Farklı disiplinleri bünyesinden barındırmasından dolayı sağlık iletişiminin sınırlandırılması, amaçlarının belirlenmesi ve hangi düzeylerde ele alındığını belirlemek için Sağlık İletişimi Kavramsallaştırılması başlığı altında Sağlık İletişiminin Tanımlanması, Sağlık İletişiminin Tarihsel Gelişimi, Sağlık İletişiminin Amacı ve Önemi isimli alt başlıklar ele alınacaktır.
1.2.1. Sağlık İletişiminin Tanımlanması
Sağlık iletişimi kavramı halk sağlığı ve sağlık davranışına yönelik olarak öncelikle sağlık hizmetlerinin tanınması, doğru sağlık bilgilerinin yayılması sağlıkla ilgili tutumların değişmesi ve sağlıklı yaşam biçiminin temeli olan sağlık davranışlarının geliştirilmesi açısından temel süreçtir (Tabak, 1999: 29).
İletişim biliminin bir alt dalı olarak ortaya çıkan sağlık iletişimi çok disiplinli bir yapıya sahiptir. Bu nedenle tek bir sağlık iletişimi tanımlaması yapılamamaktadır. Tam bir tanımı yapılamasa da analiz edildiğinde sağlık iletişimi; bireyleri, toplulukları, sağlık profesyonelleri ve politika yapıcılar üzerinde etkin rol oynayarak sağlığı geliştirecek sosyal ya da politik değişiklikler yaparak sağlığın iyileştirilmesidir. Sağlığı geliştirmek adına 1946 yılının Temmuz ayında ABD’nin Atlanta eyaletinde sıtma ve sivrisineklerden kaynaklanan bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek için Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) kurulmuştur (CDC, 2018a). Yerel düzeyde çalışmalar başlatan merkez sonraları uluslararası boyutta bulaşıcı hastalık, bağışıklık yetmezliği, cinsel yolla bulaşan hastalıklar,
tüberküloz gibi hastalıkları kontrol etme ve önleme görevini üstlenerek yaşam kalitesini geliştirmeyi amaçlamaktadır (Gorin ve Gorin, 2006: 80-81). Sağlıklı yaşamı geliştirmek için programlar düzenleyip yayın yapan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi sağlık iletişimini “sağlığı geliştirmek, bireysel ve toplumsal olarak alınan sağlık kararları hakkında insanları bilgilendirmek ve etkilemek için çeşitli iletişim stratejilerinin kullanımı” şeklinde tanımlamıştır (Schiavo, 2007: 7).
Sağlığın geliştirilmesi için toplumdaki her kesime ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlığı geliştirme hedeflerine ulaşılmasında ise en önemli belirleyici sağlık iletişimi kavramıdır (Harrington, 2015: 24). İletişim ve sağlık alanlarını birbirine bağlayan sağlık iletişimi, birey ve kamu sağlığını geliştirme çalışmalarının gerekli bir ögesi olarak gittikçe daha çok tanınarak, hastalığın önlenmesi ve sağlığın geliştirilmesi konularına her yönden katkıda bulunmaktadır (Çınarlı, 2008: 43).
Sağlık iletişimi bireyleri, toplumları, politikacıları etkilediği gibi hasta ve hekim arasında kurulan ilişkiye de etki etmektedir. Hekim ve hasta arasında kurulan iletişim tıbbi bakımın bel kemiğini oluşturmaktadır. İletişim sayesinde sağlık sonuçları daha iyi anlaşılmakta ve hasta bu konuda tatmin edilebilmektedir. Hekim ve hasta arasındaki iletişim bilgi alışverişi sağlayarak sağlıklı bir ilişki kurulmasını sonrasında ise kurulan ilişki sayesinde uygun tedavi yönteminin belirlenmesini sağlayabilmektedir. Ayrıca açık, samimi, doğru, kültürel ve dilbilimsel olarak yetkin hizmet sunan hasta ve hekim iletişimi, sağlık sorunlarının önlenmesi, teşhisi, tedavisi ve yönetimi için de çok önemlidir (Eckler ve ark., 2008: 283).
Sağlık personeli ve hasta arasında kurulan iletişim, bireyin sağlık enformasyonu ve klinik tavsiyeler edinmesine, kamu sağlığı mesajlarının oluşturulmasına (koruyucu tıp mantığında sağlığı geliştirmek için tedaviler hakkında halkı bilgilendirmeye), bireysel ve toplumsal sağlık riskleri hakkında enformasyonun yayılmasına olanak sağlamaktadır (Çınarlı, 2008: 43). Sağlık personeli ve hasta arasında kurulan sağlık iletişimde sağlık personelleri, hastaları kişisel bakımlarına ikna etme, çeşitli sağlık hizmetlerine dâhil etme ve müdahaleye yönelik araştırmalara öncelik vermelilerdir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri ve uygulama alanlarını geliştirmeleri gerekmektedir. Hastaların sağlıklarını, tedavi seçeneklerini ve haklarını
daha iyi anlamaları için destek vermelidirler. Ayrıca hastalar ve diğer bireyler için
okunması kolay, standartlaştırılmış hastalık risklerini ve zararlarını gösteren bilgiler sunulmalıdır (Synnot ve ark., 2018: 7).
Sağlık iletişimi tıbbi karar verme yaklaşımlarını, bilinçli ve tarafsız paylaşılan karar süreçlerini (kanser tedavisi sırasında hangi tedavinin seçileceği) desteklemek için çaba sarf ederken bir yandan da insanların davranışlarını istenen son duruma doğru (sağlıklı yaşam tarzı) değiştirme çabalarına odaklanmaktadır. Tıbbi karar verme süreci kanıta dayalı bilgilerin paylaşıldığı, karar vermeyi kolaylaştıran ve seçeneklerin hastanın algı düzeyiyle ilişkili olduğu doktor hasta ilişkisini ele almaktadır (Betsch ve ark., 2016: 811-812).
Tıbbi karar alma yaklaşımının dışında sağlığın teşviki ve geliştirilmesi stratejileri bireyleri sağlıklı yaşamaya veya sağlıksız davranışları durdurmaya (el yıkama, egzersiz yapma, sağlıklı yemek tüketimi, sigarayı bırakma) ikna etmeye ve dürtmeye çalışmaktadır (Betsch ve ark., 2016: 812).
Son yıllarda halk sağlığı sorunlarına yönelik iletişimin yenilikçi kullanımında muazzam derecede gelişmeler yaşanmıştır. Birbirinden farklı iki disiplin olan sağlık ve iletişim alanlarında yaşanan olumlu gelişmeler sonucunda sağlık iletişimi halk sağlığının vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Bu bakış açısından yola çıkılarak sağlık iletişimi, insan ve çevre sağlığına elverişli koşulların teşvik edilmesi amacıyla bireyleri, toplulukları ve kuruluşları etkilemek için iletişim tekniklerinin ve teknolojilerinin kullanımı olarak tanımlanmaktadır (Maibach ve Holtgrave, 1995: 219).
Sağlık iletişimi sağlığı geliştirici davranış değişikliğini, sağlıkla ilgili hizmetlerin ve desteğin uygun şekilde erişilmesini, sağlığa yararlı sosyal sermayenin geliştirilmesini, sağlıkla ilgili engellerin üstesinden gelmek için toplu eylemlerin geliştirilmesini kolaylaştırarak halk sağlığını geliştirme olarak tanımlanmaktadır (Campbell ve Scott, 2012: 179).
Son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri, sağlık iletişiminin birey ve toplum sağlığı durumunu belirlemede (iyi ve kötü) oynayabileceği rolün “keşfidir”. Aynı zamanda sağlık iletişimi halk sağlığını geliştirmede kullanılan bir araç haline
gelmiştir. Halk sağlığında koruyuculuk görevini üstlenen sağlık iletişimi ülkemizde başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ya da bu kapsamda sağlık iletişiminin bir boyutundan sorumlu görülebilmektedir. Örneğin uyuşturucuyla mücadele kapsamında tüm bu bakanlıkların koordineli çalışması söz konusudur (Yüksel, 2018: 21).
Şekil 1: Sağlık İletişim Sürecinin Aşamaları (National Cancer Institute, t.y.: 11)
Toronto Üniversitesi sağlık iletişim sürecini; başlangıç, sağlığı geliştirme stratejileri, hedef kitle analizi, iletişim kaynak ve envanter gelişimi, iletişim hedeflerinin belirlenerek araç ve kanalların seçilmesi, iletişim faaliyetlerinin şekillendirilmesi, mesaj stratejisi oluşturularak proje kimliğini geliştirme ve gerekli materyaller geliştirilmesi ve kampanyanın uygulamaya konulması şeklinde belirlemiştir (Overview of Health Communication Campaigns, 2007: 3).
Sağlık iletişimi sürecinde kampanyanın etkililiği mesajın oluşturma biçimiyle yakından ilişkilidir. Örneğin 5 yaşın altındaki çocuklarda toplum temelli pnömoni hastalığı için geliştirilen sağlık iletişimi mesajları kampanyanın etkisini geliştirmek üzere ‘önceden biçimlendirici analize dayalı tema tanımlaması, mesajların yaratıcı biçimde kavramsallaştırılması, ön test mesajları, mesaj ve slogan değişikliği, mesaj
1.Planlama ve Strateji Geliştirme 2. Mesaj ve Materyallerin 3. Programın Uygulanması 4. Etkinliği Değerlendirme ve İyileştirmeler Yapma
pilotluğu ve mesajların uyumlaştırılması şeklinde 6 adet adım bulunmaktadır. Birinci adım olan biçimlendirici analize dayalı tema toplum üyelerinin sağlık hizmeti alma ile ilgili hane halkı kararlarını araştırmaktadır. Mesajların yaratıcı kavramsallaştırılmasında iletişim uzmanları biçimlendirici araştırmalar sırasında tespit edilen temel temaları ele alan mesajlar ve hikâyeler geliştirmek için tasarlanmaktadır. Ön test mesajları, ilk oluşturulan mesajların bireyler üzerinde ilk etkilerini incelemektedir. Mesaj ve slogan değişikliğinde, ön test sırasında alınan geri bildirimlere dayanarak kültürel uygunluğa göre yeni mesajlar oluşturulur. Mesaj pilotu, bireylerin tepkilerindeki özgüllük ve belirsizliklere odaklanarak kampanyanın temel amacını ortaya koyar. Son adım olan mesajların uyumlaştırılmasında ise medyada sunulan mesajlar, çekirdek mesajların birbirini güçlendirdiği ve çok kanallı bir iletişim paketinin bir parçası olarak görüldüğü düşüncesi üzerine temellenmektedir (Awasthi ve ark., 2017: 109-110).
Sağlık iletişiminde mesaj tasarımı kampanyanın doğasını anlamlandırmaktadır. İkna etme doğrultusunda istenilen davranışın ortaya çıkması için mesajlar ‘önleme, tespit ve bırakma’ olmak üzere 3 tür sağlık davranışını tanımlamaktadır. Sağlık iletişimi sürecinde ilk olarak istenilen ve istenmeyen sonuçların neler olduğu tespit edilerek sorunların başlamadan önlenmesini içerir. Tespit ve bırakma da ise davranışların istenmeyen sonuçları veya sağlık risklerinin potansiyel olarak keşfedilip söz konusu istenmeyen davranışları bıraktırma çabasını taşımaktadır (Shen ve ark., 2015: 107).
Sağlık iletişimi kampanya oluşumu ve mesaj tasarlama sürecinde genel olarak bireysel ve toplumsal düzeyde sağlığı geliştirme durumlarına odaklanılmaktadır. Bu doğrultuda sağlık iletişimi genel olarak toplumun tüm kesimlerini sararak sağlık davranışlarının gelişimi, bireylerin tıbbi karar vermelerine yardımcı olma, sağlık hizmetlerine en uygun biçimde ulaşım ve sağlık alanında yaşanan eşitsizlikleri ortadan kaldırma gibi amaçlara hizmet etmektedir.
1.2.2. Sağlık İletişiminin Tarihsel Gelişimi
Günümüzde sağlık ve sağlıklı yaşam isteği gündelik yaşamın büyük bölümünü ele geçirmiştir. Sağlıkla ilgili mal ve hizmetlerde yaşanan gelişmeler, sağlık
hizmetlerine ulaşımın kolaylaşması ve alanda ortaya çıkan teknolojik yenilikler insanların sağlık zihniyetinde değişikliklere yol açmıştır (Sturm, 2010: 49). Geçmiş dönemlerde hastalığı tedavi etmek olarak değerlendirilen sağlık olgusu günümüzde iyi yaşama isteği ile ilişkilendirilmektedir. Toplumda sağlık anlayışının değişmesiyle birlikte sağlığı geliştirmek adına iletişim uzmanları alanda faaliyetlere başlamıştır. Sağlık konusunda artan farkındalık, bilinç oluşturma, hastalıktan korunma konusu kamu sağlığının problemi haline gelmesine neden olmuştur. Sağlıklı yaşam isteğinin toplumda önem kazanması sağlık iletişimi alanının doğmasında kritik bir öneme sahiptir (Sezgin, 2015b: 96). Bu amaç doğrultusunda sağlık iletişimi alanının yükselmesinde 1971 yılında Stanford Kalp Hastalığı Önleme Programı’nın (SHDPP) başlatılması önemli bir adımdır3 (Rogers, 1996: 16).
Sağlık iletişiminin bir disiplin olarak ele alınmasına yönelik yapılan yayınlar ve düzenlemelerin kökeni 1970’li yıllara dayanmış olsa da sağlığın öneminin anlatılması ve sağlığa dair bilgilerin paylaşılması çok daha eskilere dayanmaktadır (Okay, 2016: 14). Sosyal bilimlerde iletişim ve sağlığın metodolojik olarak çalışması temel olarak çağdaş bir olgudur. Ancak insan deneyiminin hayati yönleri arasındaki ilişkiye dair izole referanslar, Eski Yunan’a kadar uzanmaktadır. Polis içinde Yunanlıların akıl ve bedensel anlamda iyi olma isteği vatandaşlar için vazgeçilmez bir ön şarttır. Bu vazgeçilmez istekten dolayı iyi sağlığı elde etmek için doktor ve hasta arasında kurulan iletişim sağlık iletişiminin tarihteki ilk örneklerini oluşturmaktadır (Ratzan ve ark., 1996: 25-26).
Sağlık iletişimi geçmiş dönemlerde kavramsal bir tanımla ve adı konulmuş uygulamalarla yapılmış olmasa da, dünyada birçok ülkede sağlık iletişimi faaliyeti yürütülmüştür. Sağlık hizmeti sunanlar ve hasta arasındaki iletişim, bulaşıcı
3 Stanford Kalp Hastalığı Önleme Programı (SHDPP), Jack Farquahar başta olmak üzere
çeşitli kardiyologlarla ve Stanford Üniversitesi iletişim uzmanı Nathan Maccoby ve arkadaşlarıyla işbirliği yapılarak saha deneysel bir tasarımda değerlendirilen sağlığın teşviki ve geliştirilmesi için topluma dayalı bir müdahale olarak Stanford Üniversitesi’nde yapılmış bir çalışmadır. Araştırmacılar çalışmalarında kalp hastalığı risklerini azaltmak için düzenli egzersiz, sigarayı bırakma, diyet değişiklikleri ve stres azaltma unsurlarını vurgulamışlardır. SHDPP’nin başlamasından bu yana sağlık iletişimi alanı çeşitli üniversite merkezlerinde çeşitli devlet ve özel vakıf kaynaklarından finanse edilmiş ve doğrudan sağlığın etkinliğinin artmasına katkıda bulunmuş faaliyetler düzenlenmiştir (Rogers, 1994: 208-209).
hastalıklara karşı yürütülen mücadeleler ve daha pek çok konu sağlık iletişimi perspektifinden ele alınabilir. Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarında toplumun üçte ikisinin karşı karşıya olduğu sıtma, trahom, frengi ve verem hastalıklarına karşı Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü faaliyetler sağlık iletişiminin ilk örnekleridir (Sezgin, 2010: 22).
Sağlık iletişiminin bilimsel olarak ortaya çıkış sürecine değinmek için ilk olarak sağlık iletişiminin toplumsal yapıda ortaya çıkış sürecine odaklanmak gerekmektedir. Sağlığın toplumda önemli bir kişisel ilgi alanı olarak ortaya çıkması 20. yüzyılın ortalarına dayanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda sağlık giderek artan bir ihtiyaç haline gelmiştir. Hatta 20. yüzyılın son çeyreğinde ise sağlık Amerika halkı için saplantı haline gelmiştir. Sağlığın ihtiyaç haline gelmesiyle birlikte büyük sağlık kuruluşları ortaya çıkmış ve sağlık hizmetleri yükselmiştir. Sağlık hizmetlerinde yaşanan gelişmelerde sağlık iletişimi alanın gelişmesine katkı sağlamıştır. 20. yüzyılda sağlıklı yaşam için spor ve beslenme, önleyici tıp konuları gittikçe tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır. Gelişmiş ülkenin insanları için sağlık artık yaşam biçimlerinin bir parçası haline gelmiştir. Sağlık iletişimi tarihinin akademik sürecine odaklanıldığında ise sağlık ve iletişim alanındaki çalışmaların kökeni de 1970’li yıllara dayanmaktadır. Sağlık iletişimi ilk kez Chicago’da düzenlenen Uluslararası İletişim Birliği’nin yıllık kongresinde iletişimin bir alt disiplini olarak ortaya çıkmıştır (Thomas, 2006: 39).
Sağlık iletişimi disiplin olarak ilk kez ABD’de ortaya çıkmış, konuyla ilgili ilk çalışma ise International Communication Association (ICA) tarafından 1972 yılında gerçekleştirilmiştir. 1970’ler boyunca ICA tarafından üniversitelerde çalışma ve konferanslar düzenlemesi ve konuyla ilgili kitap ve yayınların basılmasını takiben, sağlık iletişimi disiplinlerarası bir boyut kazanmıştır (Yüksel Öztürk, 2009). Bu profesyonel grubun oluşumu, modern sağlık iletişimi alanının oluşumunda en etkili anlardan biridir, çünkü iletişim disiplininin geri kalanında sağlık meşru bir konu olarak ele alınmıştır. Ayrıca araştırmacıların araştırmalarını sunması, yeni çalışma alanı için fikir ve yönelimler üreterek sağlığın gelişimine katkıda bulunması açısından da önemli bir programdır (Kreps ve ark., 1998: 12). ICA programında iletişim alanında sağlığın meşrulaştırılması noktasında yaşanan gelişmeler 1985
yılında kurulan Speech Communication Association (SCA) programında devam etmiştir (Schulz ve Hartung, 2010: 548). ICA ve SCA isimli bu iki programda yürütülen sağlık iletişimi çalışmaları 1992 yılında güçlerini birleştirerek çalışmalar uluslararası düzeyde devam etmektedir (Şengün, 2016: 39).
ICA ve SCA programlarında ortaya konulan yayınlar sağlık iletişiminin bir disiplin olarak tanımlamasına katkı sağlamıştır. Bu yayınlar ilerleyen zamanlarda AIDS, kanser gibi hastalıklara karşı sağlığı geliştirme çabalarını ele alan araştırmalarla devam etmiştir (Okay, 2016: 20). Sağlık iletişiminde 1984 ve 1998 yılları alanın sınırlandırıldığı, kuram ve uygulamaların farklı perspektiflerden ele alındığı bir döneme karşılık gelmektedir. 2000’li yıllarda ise politika yapıcılar ve kamu sağlığı uzmanlarıyla birlikte sağlık bilgi teknolojisinde ve sağlık diplomasisinde yeni çalışma alanları belirlenmiştir. Sağlık bilgi teknolojileri kullanılarak nüfus, sağlık sonuçları ve sağlık hizmet kalitesi geliştirilmeye çalışılmıştır (Sezgin, 2015b: 99).
Sağlık hizmetleri ve tıp alanında yaşanan teknolojik gelişmelerin yanı sıra iletişim alanında yaşanan teknolojik gelişmelerde sağlık iletişiminin gelişmesine olanak sağlamıştır. Yaklaşık 20 yıl önce sağlık iletişimi, hasta ve sağlık hizmeti sağlayıcıları arasında kişilerarası ya da kitle iletişim araçları vasıtasıyla, kamu hizmeti duyuruları ve reklamlar gibi yayınlarla gerçekleştirilmiştir. Daha ileri tarihlerde ise teknoloji alanında yaşanan devrimlerle birlikte sağlık iletişimi çalışmaları dijital ortamlarda da (internet, e-mail, sosyal ağlar) kullanılmaya başlanmıştır (Duffy ve Thorson, 2008: 93). İletişim alanında teknolojinin gelişmesiyle birlikte hasta ve doktor arasında bilgi transferi kolaylaşmıştır. Ayrıca iletişim alanında gelişen teknoloji ile sağlık iletişimi kampanyalarının hedef kitleye ulaşıp ulaşmadığı, hedeflerini yerine getirip getirmediği ve kampanyaların daha etkili olması için nelerin değiştirilmesi ve iyileştirilmesi gerektiği ortaya konulmaktadır (Feeley ve Chen, 2013: 8).
Modern tıp ve iletişim alanında yaşanan gelişmeler zamanla sağlık iletişimi alanında yapılan araştırmaların değişime uğramasına neden olmuştur. Sağlık iletişiminin ilk çıktığı yıllarda bulaşıcı hastalıklara karşı önlem alma gibi konulara