grejuva ateşi ile dolu harb arabaları bulunuyor du. Sabahın erken saatinde başlıyan muharebe
çok şiddetli oldu. Aynı ırktan fakat iki ayrı iklim çocukları büyük bir cesaretle birbirle rine saldırdılar. Evvelâ Osmanlı Türkleri ga yet şeci bir şekilde hücum etmiştir. Timur bu ilk hücumu önledikten sonra, fırkalarını oynatarak, zaten miktarı az olan Bayazıd’ ın fırkalarını çember içine almağa muvaffak ol du. Azlıklarına rağmen çok kahramanca dö-' vüşen Osmanlı Türkleri, harbin bu en kızgın anında hıyanete uğradılar. Bunun üzerine şehzadeler firara başladıklarından harbin ne ticesi artık anlaşılmıştı. Yıldırım topuzu ile uzun bir müdafaadan sonra, kaçarken yaka landı. Timur, Bayazıd’a çok iyi muamele etti ve oğullarını buldurarak yanına getirtti. Esa sen Timur başka yerlerde yaptığı gibi, Ana" dolu’da adam öldürmek, şehirleri yakmak gibi hareketlere teşebbüs etmemiş, sadece yağma larda bulunmuş, ahaliden bir miktar kan vergisi almıştır. Timur’un Anadolu’da yaptığı hayırlı işlerden başlıcası, İzmir kalesini frenk- lerden alması ve Bayazıd’a ihanet eden Ta tarları Semerkand’a götürmesi olmuştur. Ti mur’un birçok zafer şenliklerinde bulunan Ba- yazıd, gururunu kıran bu mağlûbiyet üzerine çok yaşamamış, romatizmalı olduğu cihetle kışın bu şiddetli bir mevsiminde Ege sahille rinden Orta Anadolu yaylalarına tahtırevan içinde çıkarken hastalığı artmış ve zıykı nefes ve hünnakı sadır (anjin) hastalığından anî olarak vefat etmiştir. Ve bu anî ölüm, onunla birlikte esir olan bazı kimselerde onun ken disini zehirlediği hakkında bir takım inançlar doğurmuştur. Halbuki, onu tedavi eden tabib'- ler onun zikrettiğimiz hastalıklardan öldü ğünü söyledikleri gibi, ölümü sırasında Timu- run yanına gelip, tekrar Mısır’a dönen Mısır Sultanı Ferec’in elçileri de aynı şeyi söy lemişlerdir.
Timur Anadolu’da iken torunu Muhammed Sultanı kaybetti. Burada iken kendini metbu tanıyan Mısır Sultanının, Bizans İmparatoru Sekizinci Jan’m gönderdiği elçileri kabul etti. 1404 senesi içinde Semerkand’a avdet eden Timur’un nezdine birçok elçiler geldi. Bun lardan biri de Kastil Kralı Üçüncü Hanri’nin elçisi Klavijo’dur ki bu zatın seyehatnamesin" de Timur’un Semerkand’daki hayatı ve yap tırdığı saraylar hakkında gayet kıymetli ma lûmat bulunmaktadır. Timur, Semerkand’da yaptırdığı mutantan bir düğünden sonra Çin’ i fethetmek maksadiyle yola çıkmış, Otrar’a gelince hastalanmıştır. Burada kendi hususî tabibi «Fazlullah» hiç çekinmeden ümid yok demiştir. Timur da bunun üzerine vasiyetini yazmıştır. Oğullarına verdiği nasihatlerden sonra bayılan Timur, aklını büsbütün kaybet- miyerek, yanı başında Kuranıkerim okuyan Molla Hibetullah’ m bir işareti üzerine kelimei şahadet getirerek ölmüştür (1405). öldüğü zaman yaşı altmış dokuzdu. Naşı mumyalana rak, vasiyeti mucibince Semerkand’da Seyid Bereke için inşa ettirdiği muhteşem türbeye defnedildi. Zira sağlığında; «Ruzumahşere gi dileceği gün kalkıncayın yanımda ahfadı Mu- hammedden buj zatın eteklerine yapışırım» derdi.
Timur beyaz tenli, kırmızı yanaklı, uzun boylu ve gayet mütenasib vücudlu idi. Geniş alnı, vaktinden evvel ağarmış saçları vardı. Elinde ve ayağında bulunan iki yara ona korkunç bir manzara veriyordu. Acem ve Hind minyatürcülerinin yaptığı minyatürlerde Ti- murun muhtelif pozları görülmektedir. Timu- run, iki kulağında birer inci küpe bulundur
No. 10 . Şubat 1945
mağı âdet ettiği görülmektedir. Kendisi türkçe ve moğolcadan maada farsçayı gayet iyi bilir, arabca bilmezdi. Bunu Halep ve Şam’da bulun duğu esnada yaptığı münakaşalarda tercüman kullanmasından anlıyoruz. Uygur yazısını okumağı iyi bilirdi. Esasen kendi kâtiblerini daima Uygurlardan seçmeği âdet edinmişti.
Ali Şir Nevai, Timur’un Fars edebiya tını çok iyi bildiğini ve yerinde kullandığını söylemektedir. Timur, İslâm Sultanı olmasına rağmen, İslâmî esastan ziyade Cengiz yasa sına ehemmiyet vermiş ve Cengiz oğulları ananelerini diriltmeğe gayret etmiştir. Dini siyasete âlet etmek istiyen sofulara karşı çok şiddetli hareket etmiştir. Oğlu Miranşahın yanında birtakım yolsuz hareketler yaptıktan sonra, yasaya çarpılacağını anlıyan sofular dan Hoca Abdülkadir, yakalanarak Timur’un huzuruna getirildiği zaman korkusundan yük sek sesle Kuran okumağa başlamış, bunun bu gülünç halini gören Timur da farisî olarak şu beyti söylemiştir :
Abdal zi bim çenk ber mushaf zed. Yani, abdal korkusundan pençesini Kur’an üzerine vurdu.
Ordusunu tamamen Cengiz yasasına gö re tanzim etmiş, dini hiçbir şekilde orduya sokmamıştır. Bu yüzden bazı ulema kendisini kâfir addetmişlerdir.
Her sene Hıtay, Hindistan ve Cenubî Rusya gibi şarkın en zengin memleketlerinden akın akın gelen ticaret kervanlarının uğrağı olan Semerkand şehri, geniş caddeleri bo yunca sıralanan mağazaları, zengin pazarla- rile Asya’nın belli başlı ticaret merkezlerin den biri olmuştur. Timur, bütün seferlerinde bu şehre getirdiği kıymetli ganimetlerle bu ranın zenginliğini arttırmış, şehir birçok ye ni binalar, çarşılar, saray ve türbelerile büs bütün ehemmiyet kazanmıştır. Timur’ un oğul ları ve torunları için yaptığı düğünlerin tan tanası bu devir seyyahlarının anlata anlata bitiremedikleri hikâyeler arasındadır. Bilhas sa bu seyyahlardan Klavijo bizzat bulunduğu eğlencelerin güzelliği, şehrin tanınmış mesire yerleri olan Dilküşa ve Bağıçınar bahçelerini uzun uzun tasvir etmektedir.
Timur hakkında son söz olarak şunu söylemek lâzımdır ki bunun kadar sevilmiş ve gene o kadar zemmedilmiş adam çok azdır. Türkistan ahalisi ve bilhassa kendi askerleri onu bir mabud gibi severler, uğruna canlarını feda etmekten çekinmezlerdi. İslâm milletleri ise, onu daima takbih etmeği itiyad etmişler dir. Osmanlı müverrihleri de pek tabiî olarak Timur hakkında ağır lisan kullanmışlardır. Timur’un kendi müverrihi Şerefeddin Ali Yez- di, Zafernamesinde Timur’u şu üç cümle ile hülâsa etmiştir : «Düşmanlarının başına belâ, askerlerinin mabudu, tabaasının babası».
B i b l i y o g r a f y a : Nizameddin Şani; Zafername, Beyrut 1937, nşr. İbn Arabşah ; Acaib-ül nakdar. « trc. Nazmizade, İst., 1277». Mirhond; Ravzatüssefa, VI. Karamant; Ah- bar - üddiivel ve Asar-ülevel, Bağdad, 1283. s. 388-391. Feridun B ey; Münşeat, İst., 1274, I. Mâneccimbaşı; Sahaif-ül ahbar, İst., 1285, III, 38-54. Ebulgazi; Şecerei türkl, tercüme, R. Nar, İst., 1925. M. M. el-Remzi; Telfik-ül ahbar, Ortnburg, 1908, I, 575-628. C. d’Ohsson; Hist. des Mongols depuis Tchin- gaiz-Khan jusqu’ à Timow-Lang, Paris, 1824. De Chavannes; Conquêtes en Asie par les Mongols et les Tartares sous Gengis Kan et Tamerlan, Tours, 1864. W. Barthold; Tar- kestan dozun to th* Mongol invasion, London,
AYLIK ANSİKLOPEDİ
1928. M. Prazvdin; L ’empire Mongol et Ta merlan Paris, 1937. A. Dersca; La campagne de Tımour en Antolie, Bacureşti, 1942. A . P o lo v ts o ff; The Land o f Timur, recol lections o f rassian Turkestan. Clavijo; Timur devrinde Kadis' ten Semerkand’a seyahat, trc., Ö. Rıza Doğrul, I, II. M. Halil Yt- nanç’ m Beyazid /. makalesi, İslâm ansiklo pedisi, cüz, XV.
"IfM. C. Şehabeddin Tekindağ) TÜRK HAVA KURUMU (T.H.K.)— «Türkiye’de h a v a c ı l ı ğ ı n e h e m m i y e t i n i t a n ı t m a k , Türk gençliğini havacı olarak y e t i ş t i r m e k , bu maksadla lüzumlu görülecek t e s i s l e r i k u r m a k ve g e n ç n e s i l d e h a v a c ı l ı k a ş k ı n ı u y a n d ı r m a k için tedbirler almak» gayesiyle 1925 yılında kurulmuş olan Türk Hava Kuru mu, Türkiye’de ulusal havacılığın her saha-319
Türk Hava Kurumu Genel merkez ^binası]
sında bir spor merciidir. Yetiştirdiği uçucu ve makinistlere lisans, bröve ve alâmeti fa- . rika verir. Havacılık ve hava turizmi işlerini Milletlerarası Hava Federasyonunun uselleri- ne göre yürütür; Kurum bu Federasyonun üye lerindendir.
Çalışma plânı: Türk Hava Kurumu’nun ç a l ı ş m a l a r ı ü ç k o l a a y r ı l ı r : 1) Gençlerde küçük yaştan kanadlanma sevgisini ve uçuculuk vasıflarının belirmesini sağiamı- ya çalışmak; 2) Kamplarda havacı bir nesil üretmek; 3) Yarınki Türkiye’nin hava endüs trisinin çekirdeğini kurmak.
A ) Tahsil çağındaki g e n ç l e r d e h a v a c ı l ı k a ş k ı n ı u y a n d ı r m a k için «modelcilik» ten faydalanılmaktadır Modelci gençler, modellerini uçurmak içi , birtakım havacılık bilgilerini öğrenmekte, birtakım fi zik ve meteoroloji malûmatı edinmekte, teknik sahada konuşmalar yapmaktadırlar. Nasıl ki Ingiltere, Fransa ve Almanya’ da modelcilikle uğraşan gençlerin çoğu mühendisliği, havacı lığı ve makinistliği meslek edinmektedirler. Modelci öğretmenler yetiştirmek için, İstanbul Sanat Okulunda elişi öğr tmenlerinin iştirak ettikleri bir kurs açılmış, bu kursa gelenlere aerodinamiğe, uçuş fennine ait esaslı nazariye- lerle pervane, gövde, kanat, dümen, yapılması, çeşidli motörler, montaj, tezyin, boya işleri ve modellerin uçurulması öğretilmiştir. Git tikleri bölgelerde ayrıca kursla açmış olan bu modelcilerin yetiştirdiği öğretm elerle bu yıl, ilk, orta, lise ve öğretmen okulların dan altmış dördünde modelcilik öğretilmiş ve on birbin beşyüz kırk yedi model yapıl mıştır. Ankara, İzmir, Adana, Kütahya ve Samsun’da yetişen modelcilerin eserleri ara sında müsabakalar yaptırılarak derece alan lara hediyeler verilmiştir. Tahsil çağındaki gençlere kanat sevgisini aşılamak için para şüt kuleleri de çok faydalı olmaktadır. 944
32Ô AYLIK ANSİKLOPEDİ Mo.
le
- Şubat /i*3 yılının ilk altı ayında Ankara ve İzmir paraşüt kulelerinden altıbin üçyüz yirmisekiz genç atlayış yapmıştır. Okul gençliğini tay yarelerle uçurarak da havacılığa ısındırmağa çalışılmaktadır. Bu yıl Ankara’ daki yüksek okullarla lise ve enstitü gençlerinden binbeş- yüz otuzüç mektebli
Etimesğut meydanından uçurulmuş ve kendilerine Türk Hava Kurumu te sisleri gösterilmiştir.
B) G e n ç l e r i m i z i h a v a c ı o l a r a k y e t i ş t i r m e k için iki çalışma yolu ta- kîbedilmektedir: 1) Üni versite, lise ve öğretmen okulu gençlerinden sıh hati elverişli olanları amatör havacı olarak yetiştirmek; 2) Orta oku lu bitiren gençleri «Ge dikli Hazırlama Yuva
sı» nda toplayıp ilk yetiştirme devresin den sonra Askerî Hava Okulu’na vermek ve bu yoldan ordu havacılığına yardım et mek. Amatör havacı olarak yetiştirilecek gençler ilkönce «İnönü Kampı» nda plânör ve ve paraşüt üzerinde çalışırlar. Plânör, gençler arasında uçuculuğa en elverişli olanları kısa bir zamanda, benzin, yağ ve kırım masrafları yapılmadan ayırmağa yarar ve uçucuyu hava ya alışmış ve ısınmış olarak «Tayyare» ye teslim eder. İnönü Kampına iştirak eden okul gençleri, askerlik kampında çalişma mükellefiyetini ödemiş sayılırlar. Bu kamp ta «C» brövesi alan bir genç, liseyi bitirmiş se, hazırlık kıtalarında iki ay çalışmak mec buriyetine tâbi olmadan, doğrudan doğruya Yedek Subay Okulu’na girebilir. İstiyenler Harb Okulu’na' da imtihansız kabul edilirler. İnönü kampında «C» brövesi alan genç, erte si yıl, «Etimesğut Motor Kampı» na gelir ve bu kampta uçak kullanmasını öğrenerek «Ha va Turizm» brövesi alır. Gedikli Hazırlama Yuvarı’na alınacak gençler onbeş - onsekiz yaş arasından seçilir. Talim ve terbiye prog ramı Genelkurmay Başkanlığınca tesbit edil miştir. İkinci Dünya Harbi başlar başlamaz, havacı gençliğin millî müdafaa bakımından daha müessir bir kuvvet olarak yetiştirilme sini lüzumlu gören Kurum, Genelkurmay’ ın tasvibiyle bu yuvayı kurmuştur.
C) Memlekette, millî kaynaklarımıza dayanan b i r h a v a ö ı l k e n d ü s t r i s i n i n vücude getirilmesine önayak olmak için, Türk Hava Kurumu, 1940 yılının sonlarında çıkan bir fırsattan faydalanmak teşebbüsüne girişmiştir. İkinci Dünya Harbi dolayısiyle yurdlarından uzak düşmüş ve memleketlerinde uçak ve motor fabrikaları kurarak işletmiş mühendis, teknisyen ve ustabaşılardan bir ihtisas heyeti, hükümetimizin yardımlariyle ve bin zorlukla bir araya getirilmiş ve çalışma lara başlanmıştır. İşe girişmeden önce, bir havacılık endüstrisinin temeli atılabilmek için memleketimizin bu dâvaya yarıyabilecek tesislerini ve kaynaklarını incelemek ve ölç mek, millî takatimizi ve verim kabiliyetimizi belirtmek için mütehassızlarımıza Eskişehir, Kırıkkale, Karabük ve Kayseride’ ki fabrika larla Eskişehir ve Sivas’ taki atölyeler, İstan- buldaki deniz tezgâhları ve hususî kontrplâk fabrikaları gösterilerek raporları alınmıştır. Fabrikanın üzerinde çalıştığı ana işler şun lardır: a) İnşaatın tamamlanması^ Üç yıl önce küçük dört duvar halinde bulunan Etimesğut
tamir atölyesi, bugün geniş bir fabrika halini almıştır. Fabrikada bugün iki yüz seksen se kiz teknik ve idare elemanı ile beş yüz yet miş dokuz işçi çalışmaktadır, b) Yapılan iş- le r = Fabrika ilk iş olarak lisansı İngiltere- den satın alınmış olan «Magister» mekteb
tayyarelerini yapmağa başlamıştır. 1944 çalış ma programına göre bu yıl bu uçaklardan otuz tane yapılmış olacaktır. Projesi ve he- sabları fabrikanın etüd bürosunda hazırlanmış olan «THK 2» akrobasi talim uçağının uçuş tecrübelerinden memnunluk verici neticeler alınmıştır. Etüd bürosu, «THK 5» sıhhî im- dad uçağının resimleri üzerinde de çalışmak tadır. Fabrikada plânörler de yapılmaktadır, İçinde bulunduğumuz bu yıldan itibaren plâ- nörlerimizi yabancı memleketlerden satın al mak zorundan kurtulmuş bulunacağız, c) Yer li ham madde = Fabrika, havacılık endüstri sinde kullanılabilecek yerli ağaç üzerinde yaptığı uzun tecrübeler sonunda Dursunbey ağacının Alman çamiyle hemen hemen aynı ayarda bir malzeme olduğunu tesbit emiştir. Bu ağaçlar akrobasi plânörlerimizde kullanıla bilecektir. Karabük ormanlarında da
incele-Kurumun İnönü kampında plânör uçuşları
melere devam edilmektedir. Bir iki yıl sonra tayyare imalinde yerli ağaçlarımızın kullanı labileceği umulmaktadır. Tayyare inşasında kullanılan emait, boya, vernik ve yapıştırıcı maddelerle yardımcı kimyevî müstahzarların fabrika kimyahanesinde elde edilmesine çalı şılıyor. İstihsal edilecek elli kiloluk lâk nü- munesi uçakların boyanmasında kullanıla caktır. d) Tamir ve revizyon işleri — Gerek askerî hava kuvvetlerinin, gerekse Kurum uçak’ariyle plânörleri fabrika tarafından tamir edilmektedir. Şimdilik takatları iki yüz beygir kuvvetini geçmiyen motörlerin tamiri için kurulan motor atölyesi de çalışmalarına başlamıştır, e) Rüzgâr tüneli ve motor fab rikası = Havacılığın en önemli ihtiyaçlarından biri olan aerodinamik tünelin kurulması için Ingiltere’deki «Holst» firmasiyle bir anlaşmıya varılmıştır. Şimdilik mekteb tayyare
motörle-rini yapabilecek bir motor fabrikası kurmak için de Kurum İngiltere ile temas halindedir. Bu fabrikaya lüzumlu ilk maddelerin başlan gıçta dışardan getirtilmesi ve yavaş yavaş yerli çelikten faydalanılması düşünülmektedir, f) Teknik öğretim = Hava endüstrisinin iste diği yüksek elemanları yetiştirmek için Yük sek Mühendis Okulunda bir havacılık şubesi açılması için yapılan teklif hükümetçe ka bul edilmiş ve çalışmalara başlanmıştır. Bu fakülte geçen yıl ilk mezunlarını vermiş ve okulu bitiren altı tayyare mühendisi, ihtisas yapmak üzere Amerika’ ya gitmişlerdir. Bu yıl çıkan dört mühendis de fabrikada stajlara
başlamışlardır. (O. A .)
WAGNER, WILHELM RICHARD — (1813- 1883) «Türkçede Vilhelm Rihard Vagner okunur» Ondokuzuncu Asrın en büyük dram bestecisidir. 22 mayıs 1813 te Alman ya’da Laypzig’ de doğmuş, 13 şubat 1883 te Venedik’ te ölmüştür. Sahne eserlerinin man zum metinlerini bizzat yazmak suretiyle, şairlik ve bestecilik gibi iki ayrı hususiliği nefsinde toplamış olan Vagner, gençliğinde müzik sanatına fazla bir ilgi göstermemiş, daha çok şiirle meşgul olmuştur. K. M. fon Veber’ in «Sihirli Av» (Freischütz) operasıyle, Betoven’ in senfonileri, Vagner’ i ilk olarak mü zik sanatına çekmiş ve ancak ileri çağında mü zik ile de meşgul olmıya başlamıştır. Vagner, 1859 yılında yazdığı «Tristan ve Isolda» adlı eseriyle, zamanın opera tarzında esaslı bir yenilik yapmış, böylelikle klâsik opera sının münferid aryaları yerine, mütemadi surette değişen bir melodi tarzını, yani «De vamlı taganni» üslûbunu koymuştur. Kısa ve karakteristik motiflerle, dinleyicinin hayalin de, bazı şahısları veya hâdiseleri canlandır- mıya muvaffak olan Vagner, «Leitmotif» de nilen bu kısa temalarla, eserlerine plâstik bir vuzuh da vermiştir. Vagner’in hayatı, eserlerinin bünyesi bakımından üç devre içinde incelenebilir. Vagner, 1839 yılma kadar devam eden birinci devre içinde, 1833 te yazdığı bir senfoniyle kendini ilk olarak Laypzig’ de tanıtmıştır; 1836 da «Liebesverbot» adlı ilk operasını yazmış ve kompozisyonuna Riga’da başladığı «Rienzi» operasını, Paris’de açlık ve üzüntü içinde geçen yıllarda (1839 - 1842) tamamlamıştır ki, bizzat kendisinin «Açlık yılları» diye vasıflandırdığı bu yıllar, sanatçının 1859 yılına kadar devam eden ikinci yaratma devresine başlangıç olmuştur. Vagner, Paris’ te geçen bu ikinci yaratma devresi içinde, tanınmış Fransız bestecisi Meyerber’ in tesiri altında kalmış, büyük Fransız operacısını yakından tanımış ve bu esnada «Uçan Holandalı» (Der Fliegende Holländer) adlı operasını yazmıştır. 1842 yı lında anavatana dönen Vagner, 1845 te «Tannhäuser» ve 1848 yılında ise «Lohengrin» adlı operalarını yazmıştır; bu her iki eser, Vagner inkılâbına muarız bir zümrenin mey dana gelmesini mucibolmuştur. Bunu kovalı- yan yıllar içinde, Vagner’in Saksonya’da millî bir Alman tiyatrosu kurmak maksadiyle Kültür Bakanlığına yaptığı teklif reddedilmiş; bu hâdiseye çok üzülen Vagner, hükümete
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi