Âr. Törk Şairleri 73 Sâlik-i râh-ı beka bir merd imiş kim son nefes
Cesr. i Lâ’dan geçti itti menzil-i Illâ’yı cây Aynıya târîh-i fevtin hazret-i Rıdvan didi
ti-eâl ¿i. .J jlc j-ıL i
— 1238 —
Arif’in zamanında «Mütercimi Arabî» olarak şöhret kazandığını görüyoruz. Arif Hikmet diyor k i: «Ulûm-i arabiyede^ mâyesi ve suhanşinaslıkta âlî pâyesi olup hattâ kalemde iken tahrîrât-ı arabiyye mütercimi idi. Dîvânçe-i eş’âr-ı ma’nîdârı vardır».
Fatirı tezkiresinde ise şaire aid şu kısa malûmat kayıdhdır:
«Mütercim-i Arabî Arif Beğ şehrîy-yül asi olup aklâm-ı şâhânede perverişyâfte-i ilm ü kemâl olduktan sonra Amedî odası hulefâsı sınıfına dâhil ve bilâhire Arabî mütercimliği hidmetine dahi nâil olmuş iken me- mûren Kayseriyye cânibine azimet eyleyüp
tarîhi nâtık olduğu veçhile 1238 senesi mahall-i merku- mede râhile bend-i dâr-ı âhıret olmuştur.»
Aynı, eserde şairin şu manzumesi örnek olarak alınmıştır :
Sînem hayâl-i mihr.i rühinden ferâğı var Kâşânedir ki kendi odmdan çerâğı var Durmaz sularsa nola fezâ-yi mahabbeti Sakka-yi kalb dîde gibijbir yamağı var Mecliste bûse virdiğin ağyâre dün gice Bir bir duyuldu süfrelerin de kulağı var üfelfâ İtti dirîğ iyd-i visâlinde lâ’lini
Şehr-i safâda bâdeye bayram yasağı var Arif hemîşe puhtedir eş’âr ı dilkeşin Beyt i tabîatinde maârif ocağı var
Bibliyografya : Arf. Ftn. , Sel. , Aynî divanı.
Ârif Nihad (Asya) _ 1320-1902 yılında Çatalca’- nın İnceğiz köyünde doğdu. Babası ;Ziver adında bir çiftçidir. Henüz yedi günlük bir çocukken yetim kalan
Ârif Nihad, yakın akrabasının elinde büyüdü. Bir müd det köy mekteplerinde ve İstanbul’un “ Taş mektep „ adını taşıyan iki mahalle mektebinde okuduktan sonra «Gülşeni maarif rüştiyesi»ne verildi. Dört yıl, leylî ola rak Bolu sultanîsinde bulundu. Lise tahsilini Kastamoni sultanîsinde, yüksek tahslini de yüksek muallim mekte binde bitirdi. Az bir müddet İstanbul Postahanesi tel graf kontrol kaleminde çalıştı. Bir kaç yıl da Anadolu ajansı İstanbul mümessilliği emrinde bulundu.
İlk hocalığı Adana erkek muallim mektebindedir. Yedi yıldanberi Adana’da bulunan Ârif Nihad, bugün Adana lisesi Edebiyat muallimidir.
Ârif Nihad, şiirlerini Ayetler adını verdiği bir kitap ta topladı ise de henüz neşretmedi. Onun bazı manzu meleri Hayat, Çağlayanlar ve Geçit mecmualarında in tişar etmiştir. Adana’da çıkan Kırk pınar'da da yedi, sekiz nesri vardır.
I
-— Körler -— Bir kör geçti,
Bir kör daha.
İki kör uzaklara doğru gitti İki kör daha. Ağızlarıyla bakarak, Alınlariyla görerek, Ağır ağır, Ağır ağır Yürüyenlerin ardından Bir kör daha. Yolda ,
Gözleri üç köşeli adamlar Ellerini ceplerine sokup Dirseklerini sivrilterek
Gerilediler ve körlere baktılar — Nereye, nereye?
Sonuncu kör de geldi, geçti. Körler gidiyorlar işte!
Körler, Birbiri arkasından Allah’a gidiyorlar Gözlerini istemeğe. - II — — Köyümün kızları —
Gençlik rüzğârlarında savrulurken’saçları Ben o dilber kızlarla çıkardım yamaçları; Saçlar rüzgârda, gözler ufuklarda kol kola Doğrulurduk koruya giden kıvırımlı yola. Kimisinin göğsünde' tarla çiçekleri var, Kimisinin gözünde ateş böcekleri var;
74
Türk Şairleri
Mavi gözler enginde, elâ gözler enginde, Kulaklar fısıldayan rüzgârın âhenginde Burda bir bahar siler bir kış tutulan yası, Tatlıdır ormanların reçineli havası.
Dört mevsimde bir kere bize de gelir bahar, O zaman kadın erkek, o zaman genç ihtiyar Gelincikleri koklar, kurbağları dinleriz Bazan gölgeliklere uzanır serinleriz.. Bazı gün rüzgârlarla dolaşırız dağlarda, Yıl olur on baharı yaşarız bir baharda.
* * *
Ben arkadaş olark köyümün kızlarına Çıkardım yamaçların en souk pınarına; Çakal ulumaları duyulurken derinden Kızlarımı tutardım yumuşak ellerinden.. Sağımda esmer kızım, solumda sarışını.. Seyrederdik dağların göke tirmanışını. Dağın kuşları ürker bizim gürültümüzden Sarı yapraklar gibi uçarlar üstümüzden
Kuşlar uçar... bir daldan bir dala gider kuşlar; Bizden daha kayıdsız, daha derbeder kuşlar Bekleriz düşünerek en tatlı masalları- Bizi kanadlarına alacak kartalları.
Köyümün penbe'şakrak kızları, dinç kızları Tırmanırken dağlara, dolaşırken bir yarı
Bana arkadaştılar; Bir bağ bozumu günü benden uzaklaştılar. Tâli beni atarken dağların ötesine
Ses verdim uzaklaşan eşlerimin sesine.. O kızlar - ki yollarda kahkahaları çınlar- Beni unutmasınlar, beni unutmasınlar!
 rif (Paşa) — XIX uncu asır şairlerinden olan Arif Paşa hakkında Fatin tezkiresinde şu malûmat ka- yıdlıdır:
“Mehmed Ârif Paşa Derseâdet’te 1225 (M. 1810) senesi kademnihâde-i sâha i vücûd olup mâliye hazîne sinde vâki’ mâlikâne kalemine bir müddet devâm ettik ten sonra 1241 (M. 1825) senesi hidmet-i kitabetle asâ- kir-i nusrat meâsir-i şâhâne sınıfına nâil ve muahharen silk-il-Ieâl-i askerîye dâhil olarak yoluyla kat’-ı merâtib eyleyüp 1261 (M. 1845) senesi livâlık ve ba’dehu ferik lik rütbe i refîalarını bllihrâz mümtâz-ı emâsil olmuş ve işbu tezkire-i âcizânemizin tab’ı esnâsında ki 1270 (M. 1853) senesi şehr-i zilka’desi evâhirinde Arabistan ordu-yi hümâyûnı müşirliği inzimâmiyle uhdesine rütbe-i vezâretjbittevcîh Şâm-ı şerîf eyâletine revnak bahş-ı izz ü ihtişâm buyurulmuştur. Müşârünileyh dirâyet-i kâ mile eshâbından olup fünûn-i şiire vâkıf birşâir-i âriftir»
Aö'l'mjıezkiresinde Şairin şu tarih kıt’ası kayıdlıdır: Tâm târihtir birisi cevheridir diğeri
Eyledi A rif kulu inşâd bir beyt-ül- kasîd
Âr. oLî. jy İj f y
o Jy ¿ lı 4^.
Bibliyografya : Ftn.
 rif (Peçevî) - XVIII inci asır şairlerindendir. Ma caristan’da Peç kasabasında doğduğu için Peçevî ün- vaniyle şöhret kazanan Ârif Ahmed, Salim’e göre Gülşenî; Sakıb ve Esrar Dede ye göre de Uşşakî tarikati şeyhlerinden Peçevî Mustafa namındaki bir zatın oğludur. Salim Ârif’in babası için “ Meşhûr.i velâyet„ tabirini kullanıyor.
Ârif Ahmed, aynı şehrin Mevlevi tekkesinde şeyh olan Hafız Mehmed Dede’ye intisab etmiş ve onun vefatiyle yerine geçen Arap Halil ve İbrahim Dedeler den de istifade etmiştir. İbrahim Dede’nin ölümiyle de, ayni tekkenin şeyhliğine tayin edilmiştir. Fakat bir müd det sonra, memleketin o zamanki siyasî vaziyetini bo- zuk gören Ârif, malını satarak vatanından uzaklaşmak mecburiyetini hissetmiş ve filhakika çok geçmeden Peç Nemçeliler tarafından işgal edilmiştir. Bunun üzerine hatırı sayılır bir adam olan Ârif için Filibe’de bir mev- levîhane tesis edilmiş ve derhal tekkenin şeyhliğine tayin olunmuştur. Bir müddet sonra da Konya Çelebisi Mehmed Sadreddin tarafından (1126-1714) de Yenikapu mevlevîhanesi şeyhliğine nakledilmiş ve bu vazifede iken (1137-1724) de vefat etmiştir.
Esrar Dede tezkiresinde şöyle bir tarih mısraı ka- yıdlıdır :
Şairin damadı Nailî Paşa’nm
Geldi târîhi gedâyâ UA j\c c.»j tarihi ile Uyunî’nin,
¿ d *
tarihini de iiamiz tezkiresinde görüyoruz.
Ârif’ten bahseden menbalar onun kıymetli bir şah siyet olduğunu söyliyorlar.
Salim “Melek haslet nâzük ta’bîr bir pîr-i rûşenza- mîr idiler.„ diyor. Ramiz ise “Azîz-i mezbûr ârif ü âgâh ve mâlik-i gencîne-i esrâr-ı İlâh eş’ârları muhayyel ve pâk müsellem-ül-irfân bir şeyh-i pâkîze idrâk* olduğu, nu söyliyor.
Esrar Dede tezkiresinde şöyle bir kayda tesadüf olunuyor •'
“Azîz-i Müşârünileyh hânkah-ı Bâb-ı cedîd’de (Ye- nikapı mevlevîhanesi) dahi niçe zaman meşîhat ve hi- lâfet-i sırriyye ve sûriyye buyurup hattâ sikat-ı zevâttan mervîdir ki ol rütbe kesret-i mürîdîn ve vefret-i âşıkî- ne muvaffak olmuşlar idi ki edâ-yi salât-ı cum’a içün Mahalle-i Bâb-ı cedid’de vâki’ Merkez efendi mescidi- şerîfini teşrif buyurduklarında kendüleri harîm-i mescide dâhil ve sâye itûbâ pâyelerinde peyrev olan dervîşân-ı saâdetkîşânın henüz bir ucu hânkah kapusundan çık makta olduğu biddefeât muâyene olunmuş idi.„