Y A Y I N L A R Ü Z E R İ N D E
K e m i n e : Yazan: AhandofGar-genli. R e d a k t ö r : H. M. Baylıyef'; Türk menistan Devlet-İlmi Dernek'i Dil ve Ede biyat Enstitüsü neşr. Aşkabat, 1940, 186 sah.
Ölümünün yüzüncü yılı münasebe tiyle, «Türkmenistan Devlet İlmi Derneği» tarafından, Türkmen şairi Kemine hak kında türkmence olarak yayımlanan bu eser, geçen yıl Türk Dil Kurumu'nun gay retiyle memleketimize getirtilebilmiştir.
K e m i n e , bir yandan devrindeki Türkmen sosyal hayatının çeşitli saf halarını eserlerinde aksettirirken, diğer yandan devrinin geriliğine ve cehale tine, bazan şiirleriyle bazan mizahi -satirik fıkralarıyla karşı koymuş yeni ruhlu, ileri görüşlü yurtsever bir Türkmen halk şairidir. Eserleri de Edebiyat ve bilhassa Türk lehçe tetkikleri bakımından kıymetli birer malzeme teşkil ettiğinden biz de, bu eseri ve dolayısiyle Kemine'yi tanıtmayı faydalı bulduk.
Kitabın başında 48 sahifelik bir ön söz vardır. Bu önsöz'de Kemine'nin hayatı, şahsiyeti ve eserleri ile, yaşadığı devir deki Türkmenistan ve Türkmenlerin duru mu IX bölüme ayrılarak incelenmiştir. Bun dan sonraki kısım K e m i n e 'nin sözlü ri vayetlerden toplanan şiirleriyle fıkralarını ihtiva etmektedir- Gerek şiirler, gerek fık ralar esere, ilerde temas edileceği gibi, konuca bir ayrıma tabi tutularak yerleşti rilmiştir. 48-119 ncu sahifeler arasında koşuklar, 119-181 sahifeler arasında fıkra lar vardır,
« K e m i n e ' n i n hayatı v e şahsiyeti hakkında, Türkmen ve Rus dilinde, son bir kaç yıl içinde yazılan gazete makalelerin den başka malûmatımız yoktur. XIX. ve XX'nci asır Avrupa ve Türk türkologları da, eserlerinde sadece K e m i n e 'nin adını zik retmekle iktifa etmişlerdir1». Bu bakımdan
1 Önsöz, s. 21.
biz de K e m i n e'nin hayat ve şahsiyetinden, yalnız önsöz'den edindiğimiz bilgiye ve eserlerinden çıkardığımız sonuçlara daya narak bahsedeceğiz. Ayrıca K e m i n e ' y i benzer özellikleri bakımından Türkmen Edebiyat Tarihi'nde önemli bir yer tutan M a h d u m K u l u ile de kısaca karşılaştı racağız.
K e m i n e 'nin asıl adı Memmet Veli (Mehmet Veli) dır. Fakat kendisine Molla K e m i n e2 veya Molla Veli dendiği zaman
lar d a olmuştur. K e m i n e , Türkmen'lerin Teke uruğunun, Toktamış taifesinin Tok lular tiresindendir. Şimdiki Merv ve Bay-ramalı Türkmen'lerinin Saragat'ta-oturduk ları devirde, 1770 yıllarında S a r a g a t ' t a doğmuştur. 1840 sıralarında tahminen 70 yaşlarında iken, yine ayni yerde ölmüştür. K e m i n e ilk tahsilini doğup büyüdüğü yer olan S a r a g a t ' t a yapar. Yedi sekiz yaşla rında iken, bir Türkmen mollasına devam ederek, altı yedi yıl ondan, sonra da bir ahundan ders alır. İlk tahsilini bitirdik ten bir müddet sonra, o zamanki İslâm âlemi'nin en ileri bilim merkezi sayılan Buhara'ya gidip, orada da okumak isterse de, parasızlığından dolayı bir zaman bu emeline erişemez. ' Nihayet kendisini halka sevdiren genç, zeki K e m i n e Buhara' ya giden yolculara katılarak kendisini ora ya atmaya muvaffak olur. Fakat buraya gelebilmek te ona istediği şeyi tam olarak verememiştir. Çünkü geçim endişesi olma dan, kendi başına bir hücre tutarak, sade ce okumakla meşgul olacak durumda de ğildir. Bu sebeple bir yandan okurken, di ğer yandan da başkalarının işlerini yapa rak geçimini sağlamak zorunda kalmıştır. Buhara'daki tahsil çağından itibaren artık, yavaş, yavaş nükteli mizahi ve satirik söz leri ile halk arasında tanınmaya başlamış tır. H a t t â müellifin söylediğine göre,
ar-2 Müellif K e m i n e sözünün, aslını şahsını kem tutmak, vekar ve azamet göstermemek anlamında olan "kemlik aşağılık, Fazla tevazu„ sözünden çıkarıyor.
kadaşı Molla Töre Ahun ile aralarında geçen, bu yıllardaki nükteli konuşmalar halk arasında bu güne kadar devam et mektedir. K e m i n e Buhara'daki tahsilini bitirdikten sonra, tekrar Saragat'a dönmüş tür. Birkaç yıl sonra Hive'ye piri Kralı Şeyh'ia yanına giderek bir müddet ona hizmet etmiştir. K e m i n e'nin daha sonra yaptığı gezilerden biri de kekdisinipek beğe nen Murat Talibi'y'ı görmek üzere Ahal'a gidişidir. Talibi ile K e m i n e'nin karşılıklı söylenmiş mizahi ve satirik sözleriyle koşuk ları (koşma) vardır. K e m i n e , Ahal'da iken Talibi ile beraber tekrar, bir defa daha Hive'ye gitmiştir. Müellif, Kemine'nin Eralı Şeyh ve Talibi ile birlikte geçirdiği za manların hikâyesini oldukça tafsilatlı an latmaktadır 3.
K e m i n e , gençliğinde kendi obaların dan Kurbanbaht adında bir kızla evlenir. Bu kadınla çok iyi imtizaç eden şair, ne yazık ki, bir zaman sonra Kurbanbaht'ı kaybeder. Eserleri arasında Tasladığımız :
Cıbın uçsa ganatı bar gani bar, Garıncanın öz omunda sanı bar, Her öying bir adalatlı hanı bar, Hansız galdım beging, hanıng
barında-diye başlıyan koşuğunu işte bu ilk karısı Kurbanbaht için yazmıştır. K e m i n e'nin bu kadından Allahyar ve Hüdâyar adlarında iki oğlu olmuştur. Şair bu kadından sonra daha iki defa evlenmiştir. Bunlardan biri Hıtaymama4 diğeri de Cımagıl adındaki bir dul kadındır. Cımagıl son demine ka dar K e m i n e'nin can yoldaşı olarak kal mıştır. K e m i n e'nin iki oğlundan meydana gelen torunlarını aşağıdaki şemada gös teriyoruz :
3 Hayatına ait malûmat Önsöz, s. 10-17. 4 Müellif, Kemine'nin. ikinci karısı Hıtayma-ma için söylenen "gezegen,, tabirini K e m i n e 'den bahseden bazı yazıcılar yanlış tefsir ederek, Hıtay~ mamo'nın çok gezen ve ahlaken mazbut olmayan bir kadın olduğu neticesini çıkarmak istemişlerdir. Bu da halkın Kemine gribi sevgili bir şairinin bi yografisini kirletmekten başka bir şey değildir, diyor. Ayrıca Hıtagmama ya niçin gezegen den diğini ve gezegen sözünün türkmence'deki anlamını iyice açıklıyor. Önsöz, s 18.
KEMİNE 5
Allayyar Hudayyar Şirim Kemine 6 , Annadövlet
Gözel Berdi Aynagözel Enekeyik Şamırat K e m i n e fakir bir aile çocuğu oldu ğundan, gerek talebeliğinde, gerek sonraki yıllarda pek ağır sıkıntılara göğüs germiş ; hayatını kazanmak için, yük taşı mak ve diken yığmak gibi zor işlerle uğ raşmak mecburiyetinde kalmıştır. Bütün malının bir yağır deve ile, bir yağır eşek ve iki tavuktan ibaret olduğu ; ve kendi sinin de bütün ömrünü yırtık bir i ç m e k7
içinde geçirdiği söylenir. H a t t â halk ara sında onun içmeğine dair şu şekilde bir rivayet dolaşmaktadır :
Bir gün K e m i n e birinin evine gi dince orada :
— «K e m i n e Ağa bu içmeği ne za mana dikindin ?» diye sorarlar. O da,
— «O, onun belli bir yerini t u t u p soruverin ki söyliyeyim » 8 diye cevap ve
rir. Sebebi de, kırk yaması olan o eski içmeğin her bir yamasının ayrı bir tarihi oluşundandır. Güya yamaların herhiri ayrı bir yılda yamanmışmış.
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi K e-m i n e , kendi özel hayatını ve devrinin sos yal durumunu, hazan şiirleriyle bazan fık-ralarıylc aksettirmiş bir şair ve mizahçıdır. Bu bakımdan onu, san'atından söz açarken şair ve fıkracı K e m i n e olarak iki bölümde incelemek gerekir. Yalnız şu noktayı ilâve etmeliyiz ki, K e m i n e'nin eserlerinin, kendi eliyle yazılmış bir elyazma nüshasının bu güne kadar bulunamayışı, eğer müstensihler tarafından istinsah edilmiş nüshalar varsa, onların da henüz ele geçirilememiş olması, onun san'at hayatını tam olarak öğrenme mize bir set çekmektedir 9.
5 Şemdnaki isimler türkmence telâffuzlarına göredir.
6 K e m i n e 'nin Allayyar'dan olan ve kendi adını verdiği torununun çocukları yoktur. Yalnız biri 74 diğeri 54 yaşında olan E l t i E c e B a r a g ı z ile G ü z e l adındaki karıları hayattadırlar. Diğer torun ları da B a y r a m a l ı ve Saragat şehirlerinde otur maktadırlar.
7 Anadolu'da devecilerin ve çobanların giy dikleri gocuk .ve yamçıya benzer bir kıyafet.
8 Önsöz, s. 20. 9 Önsöz, s. 21.
Ekseri halk şairlerinin şiirleri gibi onunkiler de ( Bilhassa Türkmen göçebe hayatına u y a r a k ) sözlü rivayetler şeklinde, sadece ağızdan ağıza dolaştığı için, zamanla ilk şekillerini kaybetmişlerdir. Bu değişme sı rasında tabiatiyle varyantları da teşekkül et miştir. Bazan da K e m i n e'nin şiirleri başka şairlerin şiirleriyle karıştırıldığından, onun kiler başka bir şaire, veya başka şairlerin-ki ona izafe edilmiştir. İşte bu sebepler yüzünden, K e m i n e'nin s a n a t ı hakkında vereceğimiz hüküm nede olsa eksiktir 1 0 .
K e m i n e şiirlerini, y a halk edebiyatı nazım şekillerinden olan koşukları (koşma) veyahut ta dîvan edebiyatı nazım şekillerin den olan muhammesleri kullanarak yazmış ve
ya söylemiştir. Muhammeslerinde kullandığı vezin aruz, kosuklarındaki hecedir. Koşuk larında her bent dörder mısralı olup, hece sayısı çoğu zaman 11, nadiren de 7, 8 veya 14 tür. 11 hecelilerde heceler ekseriya 6 + 5, arasıra 4 + 4 + 3 ; yedililerde 4 + 3, 3 + 4 ; 14 lülerde 7 + 7 olarak bölünmüşlerdir. K e-m in e'nin koşuklarında bazı vezin bozukla rı göze çarpmaktadır 1 1. Koşuların hemen
hepsinde klâsik kafiye tarzını kullan mıştır 1 2 . K e m i n e'nin koşuklarında göze
çarpan bir özellik varsa, o da fazlaca rediflerin kullanılmasıdır. Örnek olmak üzere aşağıya iki ayrı koşmasından aldı ğımız birer bendi koyuyoruz.
10 K e m i n e 'nin şimdiye kadar sözlü rivayet lerden toplanan eserleri, kırkı geçen koşuk ve mu hammesleri ile, yüzü geçen fıkralarıdır. Bunların bîr kısmı K e m i n e tarafından söylenmiş olmakla be raber, bir kısmı da halkın K e m i n e hakkında son radan düzdüğü parçalardır. Bk. Önsöz, s. 22.
11 Meselâ 57 nci sahifedeki " B e y l e , , koşması 11 Mi vezinle yazıldığı halde, birinci bendin birinci mısraı ve ikinci bendin üçüncü mısraı ile, üçüncü bendin ikinci mısraları on ikişer heceli, üçüncü bendin birinci mısraı on üç hecelidir. Yine 73 ncü sahifedeki 14 heceli "Z ü 1 p i n g= zülfün,, şii rinin de bazı mısralarında hece sayısı 15 dir. Bu gibi vezin aksaklıkları arandıkça bulunmaktadır. Menşede bu koşmalar vezince doğru yazılmış veya söylenmiş olsalar da, ihtimal ki ağızdan ağıza do laşırken bozulmuş ve vezin aksaklıklarına sebep ol muşlardır.
12 Birinci bendlerinde a b a b şeklinde birinci ile üçüncü, ikinci ile dördüncü mısralar kafiyelidir. Diğer bendlerde her bendin üçer mısraı kendi ara larında kafiyeli, dördüncü mısralar birinci bendin kafiyesine bağlıdır.
Yarım diyip yola çıksam Yollar Erşarınıng l3 gizi
Ceren l4 gözlep çöle çıksan
Çöller Erşarınıng gızı
Haplarıng şivesi gara göz bolar Gör temaşa et bülbül bilen güllere Gözeting şivesi şirin söz bolar Sözle gurban olam şirin dillere
Yazar, kitabın 37nri sahifesinde: «K e mi-n e'mi-nimi-n koşukları içimi-nde ilk bemi-ndi yukarıdaki şemaya uymayanları da vardır. Her halde bunlar, ilk bentleri herhangi bir sebeple kaybolmuş koşuklardır. Zira bunların ilk bendindeki kafiye tarzı da diğer bentler-dekinin aynıdır», demekte ise de, fikrimizce bu cins koşuklar, zamanla ilk bentlerini kaybetmiş eksik koşuklar değil, tamam koşuklardır, Çünkü halk şairleri, koşmaların birinci bendinde, a/b/a/b şeklindeki klâsik kafiye tarzından başka, diğer bentlerdeki gibi a/a/a/b tarzını kullanarak ta yazmak tadırlar. Veyahutta sonradan birinci ben din kafiyesi diğer bentlere uydurulmuştur.
Muhammeslerine gelince: Onlardaki kafiye de muhammeslerde kullanılan umu mi kafiye tarzıdır 1 5. Yazar, burada esere
koyduğu «İsterem» adlı koşuğu 1 6 vezin ve
kafiye bakımından muhammes tarzına sa dık kalarak yazılmış olmakla beraber, mısra adedi koşuklardaki gibi dörder oldu ğundan, şekilce kendine has özellik taşı yan yeni tarz bir şiir diye tavsif etmekte dir. F a k a t bu şiir de gerek vezin, gerek kafiye ve gerek mısra sayısı bakımından alelade murabba'dan başka bir şey değil dir.
K e m i n e'nin eserleri, kendi hayatı ve devrinin sosyal durumu ile çok yakın bir ilgi taşır, içinde hayalden çok realite hâkim dir, şairin kendi gözü ile gördüğü veya başından geçmiş şeylerdir. Onun eserleri-.nin, hayatı reel bir şekilde gösterişi ve
onları kendi devri ve zamanı ile bağlayışı ve bunları esere büyük bir ustalıkla yer-leştirişi, K e m i n e'yi meşhur Türkmen şairi
13 Ersarı, Türkmen uruğlarından birinin adı, 14 Ceylan.
15 İlk bendin beş mısraı île diğer bendle-rin dörder miraları kendi aralarında kafiyeli, be şinci mısralar birinci bendin kafiyesine bağlıdır.
Mahtumkuh'dan sonra klâsik bir şair de recesine çıkarmaktadır.
K e m i n e'nin şiirleri kitapta 1. Ko şuklar 2. Muhammesler diye iki ayrı kısma bölünerek incelenmiştir. A y r ı c ı koşukları da, işlediği konular bakımından :
A) Ahlâki moral koşuklar B) Sosyal temalı tenkidi koşuklar C) Aşk konusunu işleyen koşuklar olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Metin kısmındaki sıra da buna göredir. Yalnız bu-raya b i r d e , türlü temalarda yazdığı koşuk lar eklenmiştir. K e m i n e , ahlâkî koşukla rının çoğunda çeşitli karakterdeki insanları ele alarak, onları kendi görüşüne göre va-sıflandırmıştır. Onun sempatik bulduğu kimseler; mertler, cömertler, doğru sözlü lerle, düşküne rahimli, düşmana rahimsiz-l e r ; tenkit ettiği kimserahimsiz-lerse : namertrahimsiz-ler, iki yüzlüler ve yalancılardır. Sosyal temalı koşuklarındaki kahramanlarını da umumi yetle halk teşkil etmektedir. Ayrıca sos yal hayatta şeriatı alet ederek taassup ve cehalet gösteren bazı din adamları da onun eserlerinde yer almıştır.
Müellif, K e m i n e'nin satirik şiirlerini, kastettiği kimselerin yüzlerine karşı oku maktan çekinmiyecek kadar pervasız oldu ğunu da söylüyor. Nitekim O r a z ı m1 7 şiirinde:
Kemine diyr adamzatdan yüz görmen Yagşa yagşı diyr men, yamana yaman Mert bile namardı tanır-men
Sen bir yalnız dogan ersin Orazım de mektedir I 8.
K e m i n e koşuklarının bir kısmı ile muhammeslerinde aşk konusunu işlemiştir. Müellif, K e m i n e'nin aşk konusunu işliyen şiirlerinin, çeşitli kimseler tarafından baş ka başka anlaşıldığını söylüyor. Dindarlar ve ruhaniler onun bazı aşk şiirlerini, me cazen dini veya tasavvufi anlamda anlamağa çalışmışlarsa da, K e m i n e'nin işlediği aşk sofiyane veya dini aşk motifinden uzak hakiki beşeri aşktır. Esasen K e m i n e'nin mizacı da, beşeri aşktan başka türlü bir aşkı iş lemeğe müsait değildir, diyor 1 9.
17 Oraz isminde biri için yazdığı koşuktan-Bk. sah. 70. •
18 Önsöz, sah. 24.
19 Önsöz, sah. 32. Kitaba bu mahiyetteki şiirleri konmadığı için, tenkidi bir fikir veremedik.
Sık, sık güzelden bahseden K e m i n e , aşk koşuklarının bazılarında, kendi özel hayatını ele alarak ondan, ve ömrü bo yunca çektiklerinden d e r t yanar. H a t t â «D e r d i n de n" adındaki koşuğunda : Armanım öpüp guçmadım
Olüncem sanga geçmedim Golungdan şarap içmedim Bir yırtık çulung derdinden.
diyen şair, bazı bayat şartlarının sevgi ol duğunu söylüyor.
Şair, şiirlerinde bir yandan Halk Ede biyatı motiflerini kullanırken, diğer yan dan da Divan Edebiyatı mazmunlarını kul lanmıştır. Bunlar her şiirde görülebilen ale lade mazmunlar ve motifler olduğu halde. K e m i n e'nin eserlerinde sempatik ve özel bir çeşni kazanmıştır. Divan tarzını okşa yan şiirlerinde, sık sık sevgilinin servi bo yundan, çeşm-i mestinden, genc-i nihan'ın sihirli bekçisi olan büklüm büklüm saçın dan gül yüzünden bülbülün ettiği figanlar dan ve meyhane'den, şaraptan bahsedilir, Fakat bunları kullanış ve söyleyiş tarzın da, koyu bir divan şiiri edasından ziyade, divan tarzına özenilerek söylenmiş veya yazılmış sade bir halk şiiri edası sezil mektedir. Esasen mazmunların anlaşılmaz kelime oyunlarına bürünmeksizin külfetsiz, sade bir şekilde kullanılışı da, bunu göste riyor. K e m i n e'nin şiirlerinde büyük bir ustalıkla araya serpiştirdiği ata sözleriyle halk tabirleri de eksik değildir. Folklor un surlarından da çok iyi faydalanabilmiştir 20.
Divan ve halk şiirinde müştereken bulunan bazı unsurları, diğer halk şairlerinde ol duğu gibi, bu şairde de buluyoruz. Koşuk ların bilhassa aşk konusunu işleyen ve aşkın çetrefilliklerinden dem vuran yerle rinde, çoğu zaman Ferhat ile Şirinden, Ley lâ ile Mecnundan, Tahir ile Zühre'den bah sedilir.
K e m i n e'nin şairliği bahsine, ondaki his ve hayal unsurlarını da katmalıdır. K e m i n e'nin bilhassa fıkralarında kuvvetli bir zekâ eseri olan, mizahî buluşlar bu lunmakla beraber, şiirlerindeki hayal ve his unsurları bakımından derin ve ince
değildir. Eserlerinden örnek olarak aşa ğıya K e m i n e'nin divan tarzında yazılmış
Z ü 1 f ü n g» şiiri ile, samimi bir eda taşı yan «G a r i p 1 i k» koşuğunu k o y u y o r u z :
ZÜLPİNG 2 1
Ajdarha-dek yassanıp genc-i nafıana zülping, Meşhur-ı elem olmuş, panı cahana
zülping, Görkezmedi gül yüzing, bag-ı
İspahana zülping Eleme anbar saçar, değende şana
zülping Neyleki ot saliptir, men natıvahn
zülping
*
* *
Hay-hay sening yörişing; arslana şire ogşar, Ala ala gözlering, canımı ire ogşar. Halka halka zülplering kementti
dara ogşar, Örüm, örüm saçların ovsuncu mara
ogşar Her tarı başga ot saldı cana zülping.
*
* *
Ence dessan eylerem yaring çeşm-i mestine. Bir mılayım söz bilen, gülüp baksa dostına, Yerden göter zülpingi, goyma ayak astına, Sehelcesin sıpalap, goyber yüzing üstüne Dökülsin zire-zire nezik nahana zülping.
* *
Görüp ol mahi ruyıng köngül her yana yortar Görkezmeseng yüzüngni, gozgalar derdim
artar, Otursang saç darasang, saçıng yüzüngni
örter, Sanga aşık bolanıng, elbetde gani darlar, Galar hergün vebala, yüz nahak gana
zülping.
*
* *
Hup açılmış güllering güllerden özge bolsın, Sözle şirin dillering dillerden özge bolsın, Gucam nezik billering billerden özge bolsın.
Bizing tutan işimiz illerden özge bolsın, Akızıp eşg-i ganim ab-i rovana, zülping.
*
* *
Gel gideli Kemine sey-li çemen isteseng, Lele reyhan açılan ter ençimen isteseng, Lagl-u gövher dakınup, dürri yemen
isteseng, Nagt bereyin pullarıng, bir birden sanga
zülping.
G a r i p l i k 2 2
Günde mang gassam bar yüz elem bilen, Derdiming barından beter gariplik ; Soragı men baldım gaygı gam bilen, Hatar hatar gelip düşer gariplik. Panı dünya zınat bilen harç bilen,
Yüreğim maddadır, bağrım berç bilen, Vadasız şam ölüm bergi borç bilen, Yılba yıldan gayım tutar gariplik. lymesem içmesem hem günim ötmez, Bürenip yatmağa mıdarım yetmez, Günde müng kovlasam bay yere gitmez, Goş basıp dalımda yatır gariplik. Tapıpdır her yerde yeke-ikini, Çekipdir biline gayış çekini, Alıpdır eline daşlı sokını,
Yadaman depemden ar yar gariplik. Yılba yıldan mening müflisim çıkar, Garıbıng yüzine kim gülüp bakar,
Yörüşsem yarışsam, oynaşsam yıkar, oynasam oynımda utar gariplik. Kemine diyr geler bir gün şum ölüm Kimsege toy-bayram, kimsege zulum, Gıyılma, ıncama sabr eyle gövnim,
Gelipdir, bir zaman öter gariplik. Fıkracı K e m i n e , keskin zekasının doğurduğu mizahlı, hicivli fıkraları ile halk arasında şair K e m i n e'den daha çok ta nınmıştır. Bu bakımdan onu bizim Nasred-din Hocamızla karşılaştırabiliriz. Müellifin, kitabın 123 ncü sahifesinde «Anekdotlar* başlığı altında verdiği malûmata g ö r e ; esere aldığı fıkralar K e m i n e'nin fıkraları nın tamamı değil, ancak bir kısmı'dır. Yine buradan öğreniyoruz ki, bu fıkraların hepsi K e m i n e tarafından söylenmiş, veya
daki vak'alar K e m i n e'nin başından geç miş şeyler değildir. Zira bu cinsten olanlar da K e m i n e daima üçüncü şahıs olarak gö rünüyor. Bu da fıkraların bazılarının son radan halk tarafından düzüldüğüne delildir. Diğer taraftan da K e m i n e halkın pek sev
diği bir şahıs olduğumdan, ihtimalki onun kine benzeyen daha sonraki devirlere ait fıkralar da ona izafe edilmiştir. Nitekim Kemine devrinde Türkmen'ler arasında çay içme adeti olmadığı halde, bazı letaiflerde K e m i n e'nin bulunduğu toplantılarda çay içildiği hakkında sözler vardır. K e m i -n e'-ni-n bazı fıkraları-nı-n halk arası-nda var yantları mevcuttur. Ve birçokları da bizim-Nasreddin Hoca fıkralarına benzemekte dir- Şiirleri gibi fıkraları da esere tema ları bakımından bir ayrıma tabi tutularak yerleştirilmiştir. Aşağı yukarı çoğunda, tenkidi bir manzara arzeden, yani çeşitli sosyal tiplerin tenkidini yapan fıkraların bir kısmı da, sadece K e m i n e'nin özel hayatı ile ilgili fıkralardır.
Burada bir noktayı da aydınlatmak isteriz . Kitabın gerek önsözünde, gerek metinlerin kitaba alınırken seçiliş ve di zilişinde, bu günkü Sovyet siyasetiyle ilgili bir tandans pek açık olarak görün mektedir. Bu sebepten eseri tenkidi bir gözle okumak gerekir.
K e m i n e ile M a h d u m k u l u kullan dıkları konular, dil özellikleri ve taşıdıkları ortak ruh yeniliği bakımından birbirlerine çok benzerler. K e m i n e'nin ilk zamanlarda M u h d u m k u l u'yu örnek tuttuğu d a nazarı itibare alınırsa, bu nokta daha iyi anlaşılır. M a h d u m k u l u'da da K e m i n e'de olduğu
gibi çeşitli konularda şiirlere rastlarız. Yine bir çok şiirlerinde K e m i n e gibi çeşitli sosyal tiplerin tenkidini yapmıştır. Yalnız hiciv ve mizah tarafı, K e m i n e'ninki kadar kuvvetli değildir. Halk arasında, fıkracı veya fıkra kahramanı olarak K e m i n e gibi bir şöhret te kazanmamıştır. K e m i n e'de komik, mizahçı yurtsever bir halk şairi vas f ı v e şöhreti, M a h d u m k u l u'da ise kla sikleşmiş bir divan şairi vasfı göze çarpar. Her ikisinin manzumeleri de heyecandan ve şairane tasavvurlrdaan uzaktır. Dil bakımın dan M a h d u m k u l u Klâsik dile (Ed. çağ. dili) daha çok yaklaşır. Çağatayca kelime ve teşkillerle arap ve acem kelimelerini da
ha çok ve daha klâsik bir eda ile kullanmış tır. K e m i n e'nin dilinde de arap ve fars dillerinden alınmış kelimelerle, Çağatayca şe
killer bulanmakla beraber, her zaman gerek manzumelerinde gerek fıkralarında türk-mence'ye has enteresan şekillerin bulunduğu sade halk dilini hakim kılmıştır. Yalnız bura daki halk dili tâbirinden sadece muhitinin mahılli şivesi anlaşılmamalıdır. O, bir yan dan halk dilindeki kelimeleri ustalıklı bir şekilde kullanarak edebi dil vokabülerini genişletmekle beraber, öteki yandan da umumi O r t a Asya edebi dilinden uzaklaş-mamıştır. Esasen hangi lehçeyi kullanırsa kullansın, bütün şair ve edipler umumi Türk dili vahdetinden ayrılmamışlardır. Ak si takdirde türkçe'nin asırlar boyunca süren inkişafında bir dil vahdeti taşımasına da imkân bulunamazdı. ZEYNEP KORKMAZ İlmi Yardımcı I I I . A h m e t : İslâm Ansiklopedisi, 3 cüz (1941 S. 165-168.) Yazan: Enver Ziya Kar al *.
İslâm Ansiklopedisi'nin 3. cüz'ünde III. Ahmet maddesi, Ankara Dil ve Tarih-Coğ-rofya Fakültesi Yeni ve Sonzamanlar tarihi profesörü B. Enver Ziya Karal tarafından yazılmıştır. III. Ahmet zamanının Türkiye tarihinde ayrı bir ehemmiyeti olduğundan, bu maddenin çıkmasını büyük bir alâka ile beklemiştik; bu maddeyi ihtiva eden cüz'ün basılmasından bir sene kadar bir zaman geçtiği halde, salâhiyettar kimseler tara fından şimdiye kadar bir tenkid yazılma dığını gördük. «A» harfi tamam olup An siklopedinin «B» harfine başlandığını ve evvelki maddelerin aktüalitelerinin azala cağını düşünerek B. Enver Ziya Karal'ın «Ahmet III.» adlı yazısına dair bu tenkidi mizi neşre lüzum gördük.
İslâm Ansiklopedisinin bu maddesi baştan başa eksiktir, hatalıdır ve yanlış görüşlerle doludur. Bunları ayrı ayrı mad deler halinde tespit edeceğiz:
* Bu makale, 1942 de yazılmıştı ; fakat
1. IH. Ahmed'in doğum tarihi göste rilmemiştir. Halbuki Silâhdar Fındıklılı Mehmet ağa'nın tarihinde ( C . I, 631) Sultan Ahmed'in, 1084 yılı 22 Ramazan, Pazar gecesi (31 İkincikânun 1673), doğduğu sarahaten kaydedilmiştir : madem ki böyle açık bir kayıt mevcuttur, bunun nakledil mesi lâzımgelirdi: eğer bu kayıt yanlış ise, bunun da gösterilmesi icabederdi.
2. III. Ahmed'in t a h t a cülus tarihi olarak 10 Rebiyülevvel 1115 (Rebiyülevve) sözü aynen yazılıdır), yani 23 Ağustos 1703 olarak gösterilmiştir. Halbuki bu tarih III. Ahmed'in cülus günü değil, biat günüdür (Raşit tarihi, C. III, 7 0 ) : tahta çıkışı ise bir gün evveline aittir, yani 9 Rebiyülevvel 1115 (22 Ağustos 1703). Raşit tarihi, C. III, 10): «erbaa» günü, yani çarşanba, Wüs-tenfeld in cetveline de tamamiyle uy gundur.
3. Şeyhülislâm Feyzullah efendi «en trikacı ve ahlâksız» diye tavsif edilmiştir ; bu gibi iddialar Feyzullah efendinin düş manları ve kendisini çekemiyenler tarafın dan ileri sürülmüştür; halbuki bu Şeyhül islâmın birçok müspet cihetleri olduğu m a l û m d u r ; zaten «entrikacı ve ahlâksız» olan o devir Osmanlı saray mahfillerinde Feyzullah efendi bir istisna teşkil etmi yordu.
4. Köprülüzade Numan Paşa'nın azli münasebetiyle yazılan cümleler kamilen esassızdır ; deniliyor ki : « H a t t â 1710 da iş başına getirilen Köprülü Numan Paşa, halkın ümid ve intizarlarına rağmen, en ufak işlere bile burnunu sokmak hatasından dolayı, bir iş beceremedi». Halbuki, Numan Paşa'nın her sahadaki yüksek kabiliyeti bü tün kaynaklarca tasdik olunmaktadır (Fın dıklılı Mehmet ağa, N u s r e t n a m e ; İstan bul daki yabancı elçilerin relasyonları). İn giliz elçisi Sutton, ona dair şunları yazıyor: «He is a man very learned in and a g r e a t observer of their Law, exceedingly curious and inquisitive into the situation and inte-rests of foreign countries and esteemed to be well sk.lled in them as well as the in-terests of this Empire» (London, Public Record Office. St. Pap N. 22. 7 th June 1710). Poniatovvski de hatıratında Numan Paşa için diyor k i : « C'etait un homme, dont les vertus et les qualites du corps et
de l'esprit feraient honneur aux plus g r a n d s ministres des princes chretiens. » Böyle bir adam hakkında biriki sözle-hem de yanlış olarak-bir hüküm vermek, doğru değildir. Numan Paşa'nın azli, «bir iş başarama dığından» değildir; sebepleri büsbütün başkadır ve doğrudan doğruya III. Ah med'in şahsi siyaseti ve o sıralarda sa rayda nüfuz sahibi bir kaç kimsenin ent rikalarından ileri gelmiştir. III. Ahmed'in, Numan Paşa'yı zaten ahaliyi memnun et mek maksadile iş başına getirdiği, malûm dur (Raşit, III, 330-31); Numan Paşa'nın adaleti meşhur olduğundan, otuz yıldan beri haksız muameleye maruz kalan Anadolu'nun ve Rumeli'nin "çarıklı Türkü» haklarını aramak için İstanbul'a dolmuş lardı. Gayri memnun kalabalık bir kit lenin bir yere yığılmasından fevkalâde korkan III. Ahmet, bu vaziyetten asla memnun kalmamıştı. Numan Paşa'nın bazı hususta «İstiklâl sahibi» olmağa, yani bazı mühim işleri müstakillen görmeğe başladığı da anlaşılmaktadır. III. Ahmet, İstanbul'a her taraftan gelen gayri memnunlarla pay-t a h pay-t pay-t a k i gayri memnunların birleşip, bir •fitne» çıkarmalarından korkmuş ; o "sıra larda Padişah'ın en çok itimadını kazan mağa muvaffak olan D a m a t Silâhdar Ali Paşa'nın da el altından teşviki üzerine, Nu man Paşa'yı azle karar vermiştir. Ayni zamanda Numan Paşa'nın mâlî bazı ted birleri de sultanın hoşuna gitmediği ma lûmdur; yeni sadrazamın, Padişa'hın tamah kârlığını tatmin edecek tedbirler almadığı ve h a t t â askere maaş verilirken iç hazine sinden bile para almak istediği rivayet edilmektedir. Diğer taraftan İsveç kiralının memleketine gönderilmesi meselesinde Nu man Paşa'nın gayet «korrekt» hareket etti ğini biliyoruz : 0,XII. Karl'ı, 40 bin Türk askerinin muhafazasında Lehistan üzerin den memleketine göndermeği t a s a r l a m ı ş t ı ; bu yüzden Osmanlı Devleti ile Lehistan ve Nemçe İmparatorluğu arasında bir harp çıkmasını bile göze aldığı anlaşılıyor. Hal buki III. Ahmed'in «verilen sözü tutayım diye», sırf XII. Karl'ın hatırı için ne büyük bir masraf, ne de başka devletlerle harbe tutuşmak istemediğini biliyoruz. İşte bütün bu sebepler bir araya gelerek, Numan Pa şa'nın azline sebep olmuşlardır. Zaten
ik-tidar mevkiinde ancak 63 gün kaldığından, kendisinden herhangi bir büyük iş bekle nemezdi.
5. 111. Ahmed'in, Edirne vak'asından sonra «fitneci» leri imha siyaseti üzerinde gayet az durulmuş ve bu cihet çok silik kalmıştır ; halbuki mezkûr padişahın iç si yasetinden «fitneci» leri imha işi en büyük bir rol oynamış, III. Ahmed'in saltanatının, hiç olmazsa ilk 8-10 yılına kendi damgası nı vurmuştur. Padişah'ın "fitneci» leri or tadan kaldırayım diye, 1703-1710 yılların da 30 bin kişiyi öldürttüğü rivayet edil mektedir : De La Montraye, Voyages . . . II, 21; «Notre Empereur (III. Ahmet) a fait mourir, depuis qu'il est sur le Tröne, en differentes manieres, plus de trente mille hommes de ceux qui avoient â la verite eu part â la deposition de son Frere Snltan Moustapha, mais qui etoient les meilleurs et les plus experimentez officiers et sol-dats de TEmpire Ottomans, de peur qu'il ne leur prit un jour envie de le deposer lui-meme. II n'a mis a la place de ceux-Ia qus des Poustes.» Rus elçisi Tolstoj 12 bin «fitneci» nin imha edildiğini hükümetine bil dirmişti (T. Krylova, Russko-Tureckie ot-noşenija. İst. Zapiski 10 (1941) S. 260). Bu siyaseti takibeden, E. Z. nin dediği gi bi «devlet ricali» değil, III. Ahmed'in biz zat kendisiydi.
6. «Çorlu'lu Ali Paşa azil ile yerine tekrar Baltacı Mehmet Paşa sadarete ge tirildi» deniliyor ; bu tamamiyle yanlıştır. Çorlu'lu Ali Paşa 15 Haziran 1710 tarihin de azledildikten sonra, yerine Köprülüzade Numan Paşa getirildi. Numan Paşa 18 Ağus-tos'ta azledilince, Baltacı Mehmet Paşa'nın Halep'ten İstanbul'a dönmesine kadar (26 Eylül 1710) kaymakam sıfatiyle Tevfik Sü leyman Paşa iş başında kaldı ( Raşit, III, 331/2 )
7. Baltacı Mehraed Paşa'nın Rus sefe rine 30 bin yeniçeri, 10 bin sipahi ve 7 bin topçu ve cebeciden ibaret bir ordu ile git tiği anlaşılmaktadır. Halbuki bu rakamlar, Rus seferine giden ordunun miktarı değil, ancak harp ilânını müteakip «müceddiden> tahrir olunan askerin miktarıdır (Raşit III, 341 ; Mehmet ağa , Nusretname). Sefere giden ordunun 100 bin kişiden az olmadığı bilinmektedir.
8. Rusların kuşatıldığı yer «Horsiesti siperleri» değildir, Stalinesti mevkiine ya kın bir mahaldedir ; bizim kaynaklarda bazan Huş geçidi adiyle zikredilir ; sonra burasına «siper» adı vermek te doğru de ğildir, çünkü ancak bir kısmı tahkim edilmiştir.
9. Prut sulhu aktedilirken «Katerina nın bulduğu bir çare»den bahsediliyor, fa kat bunun ne olduğu söylenmiyor. Kate-rina'nın bu sulhun akdinde en büyük rol oynadığı anlatılmak isteniyor ki, esas iti bariyle yanlıştır. Rusların sulh istemesi lâzımgeldiğini evvelâ söyliyenin, Safirov olduğu anlaşılmaktadır. Katerina'nın «rolü*, Çar'ı buna ikna etmek, gayet şaşkın bir halde bulunan Petro'yu teskin etmek ve nihayet Sadrazamla diğer Türk ricaline hediyeler gönderilirken, mücevheratını ver mek ve Rus ordugâhındaki diğer zabit karılarından da kıymetli şeylerini topla mak olmuştur. Baltacı Mehmet Paşa'ya sulh tekliflerini yollayan Katerina değil, Rus başkumandanı Şermetev'dir ( S. So-lov'ev, Istorija... IV, 70/71 ; Ahmet bin Mahmut Mecmuası).
10. Bay Enver Ziya'nın verdiği şu malûmat baştan başa yanlıştır : «İki neticesiz taarruzdan sonra, tekrar taar ruz etmek istemiyen ve beklemekten usanan yeniçerilerin halini nazarı dik kate alan Baltacı Mehmet Paşa bu teklif leri kabul etti ve 21 Temmuz 1711 de, muvakkat Prut muahedesiyle, sulh akte-dildi». Evvelâ neticesiz taarruzlar iki de ğil, dörttür; sonra, ertesi gün yeniçeri lerin taarruz etmek istemedikleri iddiası da tamamiyle yanlış kayıtlara istinat et mektedir : bilâkis, bu sefer hakkında en doğru malûmatı ihtiva eden Ahmet bin Mahmud'un Mecmuasında, yeniçerilerin «tabura yürüyüş yapmak için ağalarını sıkıştırdıkları» ve Baltacı Mehmet Paşa'nın «yürüyüş buyruldu» lan yazdırıp «pençe sahh» çekmeğe başladığı malûmdur. Yeni çeri kâtibi Hasan'ın hatıratında ve Bur-sa'lı sipahi zabiti Hüseyin'in Mirat-üz-zafe-ri'nde yeniçerilerin taarruz etmek isteme diklerine dair ufak bir imâ bile yoktur. Bal tacı Mehmet Paşa'yı sulh akdine sevkeden âmiller büsbütün başkadır: burada mevzu-umuzun dışında kaldığından bunlara temas etmiyeceğiz.
Nihayet, Sulhun aktedildiği tarih, 21 temmuz değil, 23 t e m m u z d u r ; çünkü mu ahede metni bu tarihi taşımaktadır (Baş vekâlet Hazine-i Evrakı Nâme-i Hümâyun defteri No. 6, s. 218 : Raşit III, 363-6 Ce maziyülahır ; T. Juzefoviç, Dogovory Ro-siis Vostokom, s. 11). 21 temmuz, Rus ların mütareke istedikleri gündür.
11. P r u t muahedesi münasebetiyle «Rusya, Kırım Hanlığı'nın ve Lehistan'ın dahilî işlerine müdahale etmiyecek» deni liyor. Anlaşılan B. Enver Ziya Karal, Prut muahedesinin metnini asla okumamıştır : çünkü Prut muahedesinde böyle bir madde yoktur. Kırım Hanlığı ile Lehistan değil, Lehistan ile Kazaklar bahis mevzuudur. Rusya o sıralarda Kırım'ın iç işlerine mü dahale etmiyordu.
12. «Bu harp esnasında Petro, Eflâk ve Buğdan beyleri Demetrius Cantemir ile Constantine Brancovano'yu kendi tarafına celbetmiş olduğundan, bunlar sulhtan son ra azledildiler. Birincisi Rusya'ya kaçarak canını kurtardı ise d e , ikincisi, yakalana rak, idam olundu». Çar P e t r o , 13 nisan 1711 tarihli gizli bir uzlaşma ile Demeter Kantemir'i kend'ne b a ğ l a m ı ş ; Ruslar Prut nehrine gelince, Buğdan beyi derhal onlara k a t ı l m ı ş t ı : sefer esnasında D. Kantemir her zaman Çarla birlikte idi ve rus arabalarında saklandığı halde Rusya'ya gitti. D. Kan-temir'in ihaneti Osmanlı ordugâhında belli olur olmaz, azledildi ve yerine Divan-i Hü mayun tercümanlarından Nikola Mauro-kordato (Iskerletzade) tayin edildi (15 ha ziran 1711). K. Brankovan'a gelince, onun sefer esnasında Rusları iltizama karar ver diği kat'iyetle tespit edilemiyor : mamafih bu seferden çok evvel Çarla gizli münase bet tesis ettiği biliniyor. K. Brankovan'ın idamı doğrudan doğruya P r u t seferi ve neticeleri ile bağlı değildir.
B. Enver Ziya Karal bu münasebetle hiç lüzumsuz yere Demeter Kantemir'in şahsından ve ilminden bahsediyor ki, III. Ahmed maddesiyle hiç bir alâkası yoktur. Sonra, Fener beylerinin voyvodalığa ta-yinedilmeğe başlanmaları, D. Kantemir'in azlinden sonra değil, ondan iki yıl önce, Michail Rakoviça'nın azlinden sonraya
aittir.
13. Baltacı Mehmed Paşa'nın azli, B. E. Z. Karal'ın iddia ettiği gibi « Baltacı Mehmed Paşa ile Katerina münasebeti et rafında görülen mübalağalı efsanevî hikâ yeler tesiriyle » değildir. B. M. Paşa'nın Ruslar tarafından aldatılmış olması, bilin diği gibi, III. Ahmed'in, Baltacı M. Paşa' nın bir isyan çıkarmasından şüpheye düş mesinden ve ayni zamanda saraydaki nü fuzlu kimselerin ( bilhassa D a m a t Silâhdar Ali Paşa'nın ) entrikalarından ileri gelmiş tir. Kırım Hanı Devlet-Gerey ile XII. Karl'-'ın şikâyetleri ve propagandaları da Baltacı M. Paşa'nın mevkini sarsmakta mühim bir âmil olduğu muhakkaktır. «Katerina ile bağlı mübalağalı efsane» ye gelince, böyle bir efsaneye o zamana ait kaynakların hiç birinde rastlanmamaktadır.
14. XII. Karl'ın Demeroka'ya getirilip «hapsedildiği» söyleniyor ki, hakikata uygun değildir. İsveç kiralı hapsedilmiş değildir, sadece kendine gösterilen yerde ikamete mecbur edilmiştir.
15. «Halk, Devlete iltica eden bir ki ralın hapsini hoş görmedi» deniliyor. Han gi halktan bahsediliyor ? Bu sıralarda hal kın görüşü fazla hesaba katılmazdı. « Ka labalıksın iç yüzü b a ş k a d ı r : bu münase betle III. Ahmed'in dürüst bir hareket yapmadığı malûmdur ki, tamamiyle karak terine uygundur ; bu cihetin bir az aydın latılması icabederdi.
16. «Kalabalık- münasebetiyle Şeyhül islâm Abdullah efendi ile Sadrazam Süley man Paşa'nın azilleri, «halkın hoş görme diği bir harekette bulundukları» için değil, «sui tedbir» de bulunmalarından ileri gelmiştir; işin iç yüzünde bir takım siyasî entrikalar ve dalavereler vardır.
17. Buraya kadar saydığımız bu fahiş hatalardan, anachronisme ve yanlış görüş lerden maada, bu «maddenin» kalan kıs mında da birçok yanlışlar mevcuttur. B.E.Z. Karal'ın, III. Ahmed hakkındaki bu yazısı İslâm Ansiklopedisi'nin büyük bir ekseriyeti gayet ciddî ve ilmî olan « m a d d e » lerine asla tetabuk etmediği gibi, Osmanlı Padi şahına dair en son bilgilere dayanan, toplu bir malûmat ve canlı bir fikir de vermek ten uzaktır. Halbuki elde mevcut, malûm olan malzemeye göre bile, III. Ahmed'e dair
daha iyi tasnif edilmiş ve doğru bir yazı beklenirdi: birçok lüzumsuz mütalealar yerine, III. Ahmed'in şahsını, karakterini, kabiliyetini, temayüllerini, devlet idaresin deki rolünü ve nihayet kılık ve kıyafetini kısa cümlelerle olsa dahi, canlandırması lâzımgelirdi. III. Ahmed'in tamahkârlığı, evhamlı tabiatı, zayıf iradesi, politikadaki sinsiliği, ketumluğu, kendini korumak için en yakın adamlarını feda etmekten çekin mediği hakkında bir tek kelime bile yok t u r . III. Ahmed'in Topkapı müzesinde bir kaç resmi olduğu halde bunlardan hiç bah sedilmemiştir.
18. «Ayasofya karşısında kendi ismini taşıyan ve bizzat tarihini yazdığı
çeşme » deniyor ; halbuki bunun ilk kelimesi, III. Ahmed'in değildir; tarih «4» rakamiyle eksik geldiği için, S e y i t V e h b i tarafından, bir kelimesi konmakla tamamlanmıştır : Enver Ziya Karal, «Lûgat-i Nacî» ye bile baksa idi (s. 933), bu yanlışını kolayca düzeltebilirdi. 19. III. Ahmed zamanında tercüme edilen eserler sayılırken : «îkd al-cuman fi tarihi ahl al-zaman, Aynî tarihi,» deniliyor; halbuki burada iki ayrı kitap değil, aynı eser bahis mevzuudur , adı geçen eserin müellifi A y n î 'dir.
20. Sahâif al-ahbar tercüme edilme miştir ; tercüme edilen eserin arabca adı Câmî al-düvel'dir ; türkçeye çevrilince, Sahaif al-ahbar adını almıştır.
B. E. Z. Karal'ın yazısının en zayıf ve eksik taraflarından biri -elbette en mü himini- gösterdiği kaynak ve bibliografya malzemesidir.
III. Ahmed devrine ait kütüphanele-rimizdeki kaynaklar'ın behemahal gösteril meleri lâzımgelirdi ; 1730 Patrona ihtilâli hakkında esas kaynak olan Abdi Tarihi'nin zikredilmesi gerekirdi. F a k a t Enver Ziya Karal, kaynakları göstermek tarafına git memiş, ancak basılmış bazı eserleri gös termekle iktifa etmiştir ; bunlar çok azdır, eksiktir ve en mühimleri zikredilmemiştir. Evvelâ, Fındıklık Silâhdar Mehmet ağa'nın Nusretnâmesi'nin adı geçmiyor (Üniversite kütüp. Yıldız kit. No. 2321/57; İstanbul Veliyeddin efendi küt. No. 2369 ); halbuki bu eser III. Ahmet devri için esas kaynak lardan biridir. III. Ahmet için en mühim ve
enteresan kaynaklardan biri de Hazine-i birun kâtibi Ahmet bini Mahmud'un Mec muasındaki tarih kayıtlarıdır ; bunun ye gâne nüshası Berlin kütüphanesinde bulun maktadır ve yakında tarafımızdan neşre dilecektir. B. E. Z. Karal'ın bundan haberi olmayışı mazur görülürse de, yazısında Baltacı Mehmet Paşa'dan ve P r u t seferin den epey bahsettiğine göre, hiç olmazsa Fevzi Kurtoğlu'nun «Prut seferi» adlı ese rinin zeyli olan «Yeniçeri kâtibi Hasan'ın hatıratı» nı zikretmesi lâzımgelirdi (İstan bul 1939). III. Ahmet maddesi müellifinin yabancı memleketlerdeki arşiv malzemesin den ve yabancı dillerde çıkan gayet mü him eserlerden tamamiyle bihaber olduğu görülmektedir. Hatırımızda kaldığına göre, Bay Enver Ziya Karal 1938 'de tetkikat yapmak için Edebiyat Fakültesi tarafından Paris'e gönderilmişti. Paris'te Archives des Affaires E t r a n g e r e s (Quai d'Orsay) de Türkiye'ye ait birçok malzeme arasında (Turquie, correspondance politique vol. 46-54) bilhassa III. A h m e t hakkında, fran-sız elçileri Ferriol ve des Alleurs'lerin çok enteresan raporları vardır (vol. 47 ve 51 : Portrait de grand S e i g n e u r ) ; onlardan hiç bahsedilmiyor. Ayni veçhile Londra, Brit-isah Museum ve Public Record Office'te bu zamana ait bir çok mühim malzeme vardır (British Museum elyazmaları Add. Ms. ka talogundan bunları kolayca tespit etmek mümkündür; ezcümle O r . 3212, 1110-1130 yıllarının kısa bir tarihi) ; Public Record Office (İngiltere Devlet Hazinei Evrakı ; (London, Chancery Lane W. C. 2) te İstan bul'daki İngiliz elçilerinin, Robert Sutton v. b. relâsyonları; Viyana'daki arşivlerde (Devlet ve Askerî), hele rus elçisi Tolstoj'-un hükümetine gönderdiği raporlarında (S. Solov'ev, İstorija... III ve IV. ciltleri; T. Krylova, Russko-turetsk. o t n o ş . ; A. Mys-laevskij, Rossija i Turcija pered prutskim pochodom) bizi alâkadar eden mühin kayıt lar mevcuttur.
Sonra , İstanbul'da 30 yıl k a d a r elçi likte bulunan Hollandalı Kolyer'in, hü ükümetine gönderdiği raporlarında gayet mühim malûmat bulunuyor (La Haye, Al-gem. Rijksarchief, St. Gen. 7383). İsveç arşivlerindeki gayri matbu malzemeden maada matbu literatür arasında da III.
Ah-med'i ilgilendiren eserler çoktur. XII. Karl ile birlikte Türkiye'ye iltica eden ve İsveç Kiralının İstanbul'daki diplomatik ajanı olan Stanislav Poniatowski'nin matbu eser lerinde (Le Journal d'un frere d'armes de Charles XII; Remarques d'un seigneur po-lonais sur l'histoire de Charles XII, roi de Suede, par Mr. de Voltaire) ve gayri mat bu mektuplarında (Stockholm, Riksarkivet, Turcica), İstanbul'daki İsveç elçisi T. Fun-ck'un raporlarında (Stockholm, Riksarki vet) da enteresan kayıtlar vardır.
Avrupa memleketlerindeki arşiv mal zemesini tanımak için bizzat oralarda araştırmalarda bulunmak icabettiğinden, B. E. Z. Kıral'ı bu hususta mazur görmekle beraber, çok meşhur bir eser olan De la Montraye'in, Voyages en Eu-rope, Aşie et Afrique (2 vol. La Haye 1727) zikredilmesi icabederdi. Bibliograf-yada Hammer tarihinin adı geçiyorsa da, nedense Jorga'nın Osmanlı Devleti Tarihi zikredilmiyor. Nihayet III. Ahmet devrine ait Başvekâlet Hazine-i Evrak'ındaki Mü-himme defterleri ve Name-i Hümayun def-terleriyle diğer malzeme gösterilmeli idi. İslâm Ansiklopedisi'ndeki diğer maddelerde mümkün olduğu kadar tam bir bibliograf-ya verilmeğe çalışıldığına göre, III. Ahmet
maddesinin bir istisna teşkil etmediğini zannediyorum.
Bay E. Z. Karal tarafından yazılan «III. Ahmet maddesi» nin yedi sütun t u t tuğu halde, bu k a d a r yanlışları ve eksik bibliografyayı ihtiva ettiğini nazarı itibare alırsak, Encyclopedie de l'İslam'ın bu mad desinin ya olduğu gibi tercüme edilmesi veya daha salâhiyettar başka bir zata yaz-dırılması icabederdi.
Büyük hüsnü niyet ve gayretlerin mahsulü olan ve Cumhuriyet Maarifimizin beynelmilel ilim dünyasına aslından daha geniş, daha mükemmel bir şekilde hediye si bulunan büyük bir eserde, III. Ahmet gibi çok maruf bir simaya ait «madde» nin yukarıda gösterdiğimiz hatalarla çıkması bizi cidden müteessir etmiştir. Bu vaziyet karşısında lakayt kalmak • İslâm Ansik lopedisinin abidevî değeri dolayısiyle-bizzat Türk Kültür hareketine karşı müessif bir kayıtsızlık, hatta saygısızlık olurdu. Millî tarihimize ve nihayet hakikata karşı duydu ğumuz samimî bağlılığın bir ifadesi olmak üzere bu tenkidi yazmak mecburiyetinde kaldık.
Dr. A K D E S NİMET KURAT Tarih Profesörü