• Sonuç bulunamadı

Nesefî'nin (Ö. 710 / 1310) el - Musaffâ'sının fıkıh tarihindeki yeri ve edisyon kritiği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Nesefî'nin (Ö. 710 / 1310) el - Musaffâ'sının fıkıh tarihindeki yeri ve edisyon kritiği"

Copied!
1353
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI

İSLAM HUKUKU BİLİM DALI

NESEFÎ’NİN (ö. 710/1310) EL-MUSAFFÂ’SININ FIKIH

TARİHİNDEKİ YERİ VE EDİSYON KRİTİĞİ

HASAN ÖZER

128106043001

DOKTORA TEZİ

DANIŞMAN:

PROF. DR. SAFFET KÖSE

(2)
(3)
(4)
(5)
(6)

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ... IV KISALTMALAR ... VI

GİRİŞ ... 1

ARAŞTIRMANIN İÇERİĞİ, YÖNTEMİ VE SINIRLARI ... 1

I.ARAŞTIRMANINKONUSUAMACIVEÖNEMİ ... 2

II.ARAŞTIRMANINYÖNTEMİ ... 3

III.ARAŞTIRMADAYERALANBAZIKAVRAMLAR ... 5

A. HİLÂFİYYÂT ... 6

1. İlm-i Hilâfın Doğuşu ve Gelişmesi ... 9

2. İlm-i Hilâf ile İlgili Bazı Eserler ... 12

B. ŞERH ... 14

C. MANZUM ... 18

BİRİNCİ BÖLÜM ... 19

EBÛ HAFS ÖMER EN-NESEFÎ VE EBÜ’L-BEREKÂT EN-NESEFÎ’NİN HAYATI VE ESERLERİ ... 19

I.EBÛHAFSÖMEREN-NESEFÎHAYATI,ESERLERİ,EL-MANZÛMEADLIESERİ 20 A. EBU HAFS ÖMER EN-NESEFÎ ... 20

1. Hayatı ... 20

a. İsmi, Künyesi, Lakabı ve Nispeti ... 20

b. Doğum Tarihi ve Yeri... 21

c. Eğitimi ve Hocaları ... 21

d. Talebeleri ... 24

e. Vefatı ... 25

2. Eserleri ... 26

a. Fıkıh İlmine Dair Eserleri ... 26

b. Tefsîr İlmine Dair Eserleri ... 33

c. Kıraat İlmi’ne Dair Eseri ... 33

d. Kelâm İlmine Dair Eseri ... 34

e. Hadis İlmi’ne Dair Eserleri ... 34

f. Tasavvuf İlmine Dair Eserleri ... 34

g. Tarih İlmine Dair Eserleri ... 35

h. Edebiyat İlmine Dair Eserleri ... 35

ı. Diğer Eserleri ... 35

II.EBÜ’L-BEREKÂTEN-NESEFÎ’NİNHAYATIVEESERLERİ ... 37

A. HAYATI ... 37

1. İsmi, Künyesi, Lakabı ve Nispeti ... 37

2. Doğum Tarihi ... 38

3. Doğum Yeri ... 39

4. Eğitimi ve Hocaları ... 39

a. Şemsüleimme Muhammed b. Abdissettâr b. Muhammed el-İmâdî el-Berâyekînî el-Kerderî (v. 642/1244) ... 40

b. Muhammed b. Mahmûd b. Abdulkerim el-Kerderî Bedruddîn Hâherzâde (v. 651/1253) 42 c. Hamîdüddin ed-Darîr (v.666/1268) ... 43

5. Talebeleri ... 43

a. Muzafferuddîn Ahmed b. Ali es-Sâ‘âtî (v. 694/1295) ... 44

b. Hüsâmüddîn Hüseyin b. Ali b. Haccâc el-Buhârî es-Siğnâkî (v. 714/1314) ... 45

(7)

6. İlmi Şahsiyeti ve Ulema Arasındaki Yeri ... 46

a.Tefsir İlmindeki Yeri ... 48

b. Kelâm İlmindeki Yeri ... 49

c. Fıkıh ve Usûl İlmindeki Yeri ... 50

7. Vefatı ... 50

8. Ebü’l-Berekât’ın Yaşadığı Dönemde Sosyal ve İlmî Hayat ... 50

B. ESERLERİ ... 54

1. Usûl-i Fıkıh ile İlgili Eserleri... 54

a. Menâru’l-envâr ... 54

a.2. el-Menâr Üzerine Yapılan İhtisarlar ... 62

a.3. el-Menâr’ı Manzum Hale Getiren Çalışmalar ... 64

a.4. el-Menâr’ın Türkçe Tercümeleri ... 65

b. Keşfü’l-esrâr fî şerhi Menâri’l-envâr ... 66

2. Füru Fıkıhla İlgili Eserleri ... 66

a. Kenzü’d-dekâik... 66

b. el-Vâfî fi’l-Furu‘ ... 84

c. el-Kâfî fi Şerhi’l-Vâfî ... 84

d. el-Müstasfâ fî şerhi’n-Nâfî‘ (el-Müstasfâ mine’l-Müstevfâ) ... 84

e. el-Müstevfa fi’l-Furû‘ ... 86

f. el-Musaffâ ... 86

3. Tefsir ile ilgili Eserleri... 87

a. Medârikü’t-tenzîl’in Hâşiyeleri... 88

b. Medârikü’t-tenzîl Üzerine Yapılan İhtisarlar ... 89

4. Kelam ile İlgili Eserleri ... 89

a. ‘Umdetü’l-akâid ... 89

b. el-İ‘timâd fî’l-i ‘tikâd ... 90

5. Diğer Eserleri ... 91

a. Fâide mühimme li-def‘i nâzile mülimme ... 91

b. el-Leâli’l-fâhire fî ‘ulûmi’l-âhire ... 92

c. Fezâilü’l-a‘mâl ... 92

6. Ebü’l-Berekât en-Nesefî İle İlgili Bazı Çalışmalar ... 92

a. Doktora Çalışmaları ... 92

b. Yüksek Lisans Çalışmaları ... 93

c. Makale Çalışmaları ... 93

d. Ansiklopedi Maddesi ... 94

e. Tahkikler ... 94

İKİNCİ BÖLÜM ... 96

EBÜ’L-BEREKÂT EN-NESEFÎ’NİN EL-MUSAFFÂ ADLI ESERİ ... 96

I.ESERİNMUHTEVASI,TERTÎBİVEYAZMALARI ... 97

A. ESERİN ADI VE YAZILIŞ SEBEBİ ... 97

B. TERTİBİ VE MUHTEVASI ... 98

C. ESERİN YAZMA NÜSHALARI VE ŞECERELERİ ... 100

1. Tezde Esas Alınan Nüshaların Bulundukları Kütüphaneler ... 101

2. Tezde Yararlanılan Nüshalar ... 103

3. el-Musaffâ’nın Diğer Nüshaları ve Bulundukları Kütüphaneler ... 106

II.ESERİNKAYNAKLARI,METODU,ETKİLERİVEHANEFÎFIKIHGELENEĞİNDEKİ YERİ... 109

A. ESERİN KAYNAKLARI ... 109

B. METODU ... 133

1. Ebü’l-Berekât’ın Şerh Metoduna Bazı Örnekler ... 134

a. Sarfla ilgili örnekler ... 134

b. Nahivle ilgili örnekler ... 136

c. Zamirlerin merciini gösterilmesine örnekler ... 137

d. Cümleler ve kelimelerdeki haziflerin gösterilmesine örnekler ... 137

2. el-Manzûme’nin farklı nüshalarının karşılaştırılması ... 138

3. Şerh edeceği metnin sözlük ve ıstılah anlamlarını vermesi ... 140

(8)

C. EL-MUSAFFÂ’NIN ETKİLERİ VE HANEFİ FIKIH GELENEĞİNDEKİ YERİ ... 149

1. el-Haddad’ın ( v. 800/1398) el-Cevheretü’n-neyyire’sindeki Atıflar ... 150

2. İbnü’l-Hümâm, Fethü’l-Kadîr li’l-‘Âcizi’l-Fakîr’inde Atıflar ... 151

3. Ahmed b. Yunus Şihâbuddin eş-Şelebî, Hâşiyetü’ş-Şelebî’sinde Atıflar ... 152

4. İbn Nüceym’in el-Bahru’r-râik Adlı Eserineki Atıflar ... 153

5. eş-Şurunbülâlî’nin Gunye’sinde Atıflar... 155

6. el-Fetâvâ’l-Hindiyye/el-Fetâva’l-Alemgîriyye’de Atıflar ... 156

7. İbn Âbidîn’nin (v. 1252/1836) Reddü’l-muhtâr’ında Yapılan Atıflar ... 158

8. İbn Âbidînzâde’nin Kurretü ‘uyûni’l-ahyâr Adlı Eserindeki Atıflar ... 170

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ... 175

EL-MUSAFFÂ’NIN EDİSYON KRİTİĞİ ... 175

I.ESERİNEDİSYONKRİTİĞİYAPILIRKENTAKİPEDİLENMETOT ... 176

II.EDİSYONKRİTİKTEKULLANILANİŞARETLER ... 179

SONUÇ ... 180

BİBLİYOGRAFYA ... 182

EKLER ... 191

(9)

ÖNSÖZ

Tarih insanın varlığı için elzem bir olgu ve önemli bir dokudur. Bu sebeple önemsenmelidir. Tarihin hayatiyeti hem fert hem de toplum için geçerlidir. Geçmişi olmayan hiç bir şeyin geleceği de olamaz. İnsan sadece anı yaşayan bir varlık da değildir. Zira birey için kişisel geçmişinden yoksun olmak ne kadar büyük bir travma ise aynı şekilde tarihinden kopan bir milletin de yaşamına başka milletlerin yaşanmışlığı monte olması o kadar büyük bir sorundur. Başka bir ifade ile tarihten kopan milletin hayatını, başkalarına ait tecrübeler, birikimler, âdetler ve değerler istila eder.

Yaşadığı çevre, şehir, sosyal tabaka vb. unsurlardan oluşan fertlerin mazisine biyografi, toplumların mazisine ise tarih denir. Dolayısıyla toplumun bir tarihe ihtiyacı olduğu gibi ferdin de bir tarihe ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları karşılayacak olan ise öncü bilim adamları ve onların klasikleşen eserleridir. Bu bilim adamlarının ve klasikleşen eserlerinin belli özellikleri vardır. Onları diğerlerinden ayıran ve zaman aşımına karşı koruyan en önemli hususiyet, tarihin ve coğrafyanın ruhuna nüfuz edebilme kabiliyetleridir.

Bu çalışma, öz kültürümüzden bir yansıma ve Hanefî-Maturîdî geleneğinden Nesef’li bir âlimi ve onun eserini günümüz ilim dünyasına kazandırma çabasından ibarettir. Maveraünnehir’in zengin kültür ortamında doğup büyümüş Hanefî-Maturîdî düşüncesinin velüd müelliflerinden olan Ebü’l-Berekât en-Nesefî, yaşadığı dönemin medrese geleneğindeki İslâmî İlimlerin neredeyse tüm alanlarında eser vermiş, çalışmaları ders kitabı olarak okutulmuş ve klasikler arasında yerini almıştır. Eserleri fıkıh ağırlıklı olan Ebü’l-Berekât, bu ilmin hilâfiyât sahasında da eser vermiştir. el-Musaffâ adlı bu eser mezhep içi ve mezhepler arası ihtilafları, konu edinmiş ve onların asıllarını ifade etmiş bir çalışmadır.

Bu araştırma, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır.

Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, araştırmada yer alan bazı kavramlar, ilm-i hilafın kısaca tarihi ve literatürü konu edilmiştir.

Birinci bölümde, Ebû Hafs en-Nesefî ve Ebü’l-Berekat en-Nesefî’nin hayatı, eserleri, hocaları ve ayrıca Ebü’l-Berekât’ın yaşadığı dönemdeki sosyal ve ilmi hayat açıklanmıştır.

İkinci bölümde, el-Musaffâ’nın, yazılış sebebi muhtevası, tertibi, yazmaları ve şecereleri, tezde yararlanılan nüshalar, kaynakları, metodu, Mâliki ve Şafiî mezhebinin kitaplarından, el-Musaffâ’daki hükümlerin kontrolü, el-Musaffâ’nın etkileri ve Hanefî fıkıh geleneğindeki yeri ele alınmıştır.

(10)

Üçüncü bölümde ise edisyon kritik yapılırken takip edilen metod, edisyon kritikte kullanılan işaretler ifade edilmiş ve tenkitli metin en sonda yer almıştır.

Bu çalışmanın meydana gelmesinde pek çok kişinin katkısı bulunmaktadır. Köy mektebinden bugüne kadar ders gördüğüm bende emeği olan bütün hocalarıma sonsuz teşekkürlerimi ve minnettarlığımı ifade eder, vefat edenlere rahmet, sağ olanlara da sağlıklı bir ömür dilerim. Ayrıca beni yetiştiren ve maddi-manevi desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen sevgili anne-babama minnettarım.

Çalışmam boyunca konunun tespitinden bitimine kadar, tezin hem Türkçe hem de Arapça kısmını tek tek okuyup hiçbir zaman bıkmadan usanmadan çok yakın ilgi ve desteklerini gördüğüm çok kıymetli hocam sayın Prof. Dr. Saffet KÖSE olmak üzere, yazmaların okunmasında, nüshaların seçiminde ve başka çalışmalarımda da yakın ilgisini ve desteğini gördüğüm sayın Prof. Dr. Seyit BAHÇIVAN’a ve tez boyunca her türlü birikimini hiç esirgemeden benimle paylaşan ve tezin tamamını okuyup çok kıymetli katkılarda bulunan sayın Yrd. Doç. Dr. Murat ŞİMŞEK’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Tezin Arapça kısmını okuyan Mekke Ümmü’l-Kura Üniversitesi öğretim elemanlarından, Sayın Abdüddâim el-Anber, Dr. Hasan Mahcûb, Dr. Nasır Osman, Dr. Ahmed Meşal ve Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi Muaviye Muhammed İbrahim Abdülkerim’e teşekkür ederim. Ayrıca bu tezin meydana getirilmesinde maddi ve manevi desteklerini gördüğüm bütün dostlarıma ve hassaten sayın Doç. Dr. Rifat ATAY, Dr. Ali Hakan ÇAVUŞOĞLU, Güneş ÖZTÜRK, Abdullah UÇAR, Ahmet DEMİRBAŞ, Mehmet ÇABA, Sırrı Fuat ATEŞ, Metin ŞENER, Bekir TEMİZKÖK, Mehmet ÇOLAK, Av. Orhan DUR, Muhammed Tayyip ÖZER ve Hacıveyiszade Eğitim ve Kültür Vakfı’na teşekkür ederim.

Hasan ÖZER Konya 2015

(11)

KISALTMALAR

age: Adı Geçen Eser agm: Adı Geçen Madde ag makale: Adı Geçen Makale a.mlf.: Aynı Müellif b.: Bin

bkz.: Bakınız çev.: Çeviren

DİA: Türkiye Diayanet Vakfı İslam Ansiklopedisi DVD: Dividi

H.: Hicri Ktp.: Kütüphane nr.: Numara s.: Sayfa

sav.: Sallallahu Aleyhi ve Sellem thk.: Tahkik

ty: Tarih Yok v.: Vefat Tarihi vb.: Ve Benzeri vr.: varak

(12)
(13)

GİRİŞ

(14)

I. ARAŞTIRMANIN KONUSU AMACI VE ÖNEMİ

Bu araştırmanın amacı fıkıh tarihinde genel olarak manzûm eserler kategorisindeki ilk çalışmaların ilki olmanın yanında, hilafiyat türü eserlerin de ilki kabul edilen Ebû Hafs en-Nesefî’nin el-Manzûme fi’l-hilâfiyyât adlı kitabına yoğun talep üzerine Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin yazmış olduğu el-Musaffâ’nın fıkıh tarihindeki yerini tespit etmek ve edisyon kritiğini/tahkikini yapmaktır.

Böyle bir çalışma ile hedefimiz el-Manzûme hilafiyyât, el-Manzûme fî’l-hilâf, Manzûmetü’l-hilâfiyyât, Manzûmetü’n-Nesefî fî’l-fî’l-hilâf, Nazmü’l-hîlâfiyyât ve el-Mu‘tekad fî’l-hîlâf gibi isimlerle anılan ve üzerine yapılan önemli şerhlerden biri olan el-Musaffâ’nın etkilerini ve fıkıh tarihindeki yerini ortaya koymak ve farklı nüshalarını karşılaştırarak eserin sağlam ve sahih bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamaktır.

Hicri V. ve VI. asırda yaşayan Ebû Hafs en-Nesefî’nin kaleme aldığı el-Manzûme fî’l-hilâfiyyât adlı esere, kendi ilim silsilesinin devamında üçüncü kuşak öğrencisi sayılan H. VII. ve VIII. asırda yaşayan Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin yoğun talep üzerine yazdığı el-Musaffâ adlı şerh, hilafiyat ile ilgili önemli bir kitaptır. Gelecek bölümlerde ayrıntılı şekilde açıklanacağı gibi Ebû Hafs en-Nesefî el-Manzûme adlı eserini 14 Safer 504 (1 Eylül 1110) tarihinde tamamlandığını kitabının sonunda belirtmiştir. Ebü’l-Berekât en-Nesefî de el-Mustasfâ’yı 20 Şaban 670 (22 Mart 1272) yılında ikmal ettiğini eserin sonunda söylemektedir.

Ebû Hafs en-Nesefî, bu metni, Maverâünnehir bölgesinde Türklerin Müslümanlığı seçtikten sonra İslâm’a yaptıkları hizmetleri ve çalışmaları ile ilmin zirveye ulaştığı kabul edilebilecek bir dönemde kaleme almıştır. Müslüman Türk’lerin kurduğu devletlerden Batı Karahanlılar’ın hüküm sürdüğü dönem, ilim tarihi bakımından verimli bir kesiti ifade eder. Öyle ki, hemen hemen bütün şehirler ve hatta pek çok köyün bile ilim merkezi olduğu nakledilmektedir. Kaynaklarda bu ilim merkezlerinin sayısının 50’ye yakın olduğu belirtilmektedir.1

1 Kavakçı, Yusuf Ziya, XI. ve XII. Asırda Karahanlılar Devrinde Maveraünnehir İslam Hukukçuları,

(15)

İnceleyeceğimiz bu şerh ise İslâm Dünyası için travma sayılan Moğol istilalarından sonra meydana getirilmiş bir eserdir. el-Manzûme hem yazıldığı tarih itibariyle, hem de kendisinde ilkleri toplaması itibariyle önemli bir eserdir. Önemini, fıkıhta ilk manzûm eserlerden ve mezhepte de hilâfiyyâta dair yazılan ilk kitap olmasından alır. Eserin bir başka açıdan önemi, kolay ezberlenip akılda kalma özelliğidir. el-Musaffâ ise şiirlerin açıklanıp anlaşılması meselelerin asıllarının gösterilmesi ve olayların tasavvurunu sağlayacak şekilde ele alması açısından önemli bir eserdir.

Bu iki eseri fıkıh tarihi hassaten Hanefî mezhebi açısından önemli kılan diğer bir özellik de müelliflerinin yer yer bulundukları tercihlerin sonraki ulemâ tarafından hüsn-i kabul görmesidir. Zikredilen iki eser bu açıdan da önemli kaynaklardır. Bu tercihler kendilerinden sonraki eser sahipleri tarafından belirtilip gösterilmiştir. İki müellif de geleneksel anlamda ilmi süreçlerin yetiştirdiği “âlim” tipini temsil eden özelliğe sahiptirler ve sadece fıkıhla ilgili değil İslâmî disiplinlerin diğer alanlarında da eser vermişlerdir.

İslâm hukuk tarihinde oluşan güçlü ilmi gelenek yanında aynı havzada yetişmiş olmalarından dolayı meselelere yaklaşım usullerinde de ortak yönleri oldukça fazladır.

II. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ

Bu çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölümde Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin hayatı, ismi, künyesi, lakabı, nispeti, doğum tarihi, doğum yeri, eğitimi ve hocaları, talebeleri, ilim silsileleri, ilmi şahsiyeti, vefatı bibliyografya ve tarih kitaplarından ve son dönemde yapılan araştırmalardan da yararlanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır.

Yine bu bölümde eserleri ve hangi alanla ilgi olduğu, eserleri üzerine yapılan, şerh, haşiye, ihtisâr, nazm ve tecümeler bibliyografya kitaplarından tespit edilmiş, yazma eser katalogları taranıp bulundukları kütüphaneler ve numaraları gösterilmiştir. Bunlardan neşirleri yapılanların ulaşılabildiği kadarıyla muhakkikleri, baskı yerleri ve yılları belirtilmiştir. Ayrıca bu bölümde Ebü’l-Berekât en-Nesefî ve

(16)

eserleri üzerine yazılan ansiklopedi maddesi, makale, yüksek lisans ve doktora çalışmalarına da yer verilmiştir.

İkinci bölümde edisyon kritiği/tahkîki yapılan el-Musaffâ’nın adı, yazılış sebebi, muhtevası, tertîbi ve yazmaları belirtilmiş ve kütüphanelerdeki nüshaları tespit edilip yazmaları hakkındaki hatalar tashih edilme cihetine gidilmiştir. Ayrıca el-Musaffâ’nın Türkiye’deki yazma nüshalarının bulunduğu kütüphaneler ve numaraları imkânlar dâhilinde verilmeye gayret edilmiştir. Bu bölümde tahkikte kullanılan ve yararlanılan nüshalar ayrıntılı olarak tanıtılmış ve tahkikte kullanılan nüshaların tercih sebepleri belirtilmiştir. Nüsha tercihinde klasik metot uygulanmış ve kısmen de stemmatik metodundan yararlanılmıştır.2

Bu bölümde yine el-Musaffâ’nın kaynakları, metodu, etkileri, Hanefî fıkıh geleneğindeki önemi ele alınmaya çalışılmıştır.

Eserin kaynakları, metinde bazen isme bazen eserlere atıf yapılarak gösterilmiştir, fakat hem metinde hem de açıklamalarda müellif ve eser isimleri tarafımızca tam olarak yazılmıştır. Tenkitli metinde eser ve müellif isimleri dipnotta tam olarak verilmiştir. Bu konudaki detaylı açıklamalar tenkitli metin ve uygulanan metot bölümünde verilecektir.

Bu bölümde hangi müellife ve esere ne kadar atıf yapıldığı sayısal olarak tespit edilmiş ve tablo ile de desteklenmiştir. Tablo en fazla atıf yapılandan en az atıf yapılana doğru sıralanmıştır. Atıf sayıları eşit ise vefat tarihi eski olandan yeniye doğru sıralanmış, vefat tarihleri tespit edilemeyenler en sona bırakılmıştır.

Bu bölümde el-Musaffâ’da uygulanan şerh metodu açıklanmış ve ilave şerh çeşitleriyle ilgili kısa bilgiler verilmiştir. Yine şerh örnekleri verilirken, sarf, nahiv, zamirlerin merciinin gösterilmesi ve de cümle ve kelimelerdeki haziflerle ilgili metinden örnekler zikredilmiştir.

Ebü’l-Berekât en-Nesefî, el-Musaffâ’da, el-Mazûme’nin farklı nüshalarını karşılaştırmış, bir tür tahkik yapmış ve nüshalar arasında tercihlerde bulunmuştur.

2 Stemmatik için bkz. Murtaza Bedir’in derlediği, Stemmatik Tenkitli Metin Neşrinde Soy-Ağacı

(17)

Ebü’l-Berekat en-Nesefî’nin elinde müellif nüshasının olduğu da anlaşılmaktadır. Fakat bazı tercihlerinde müellif nüshasını tercih etmemiştir. el-Musaffâ’da el-Manzûme'nin 50’ye yakın nüsha farkından bahsedilmektedir.

el-Musaffâ’nın etkileri de bu bölümde işlenen konular arasındadır. Hangi esere hangi konuda ne kadar atıf yaptığı belirtilmiş ve tablolarla gösterilmiştir. Tenkitli metinde el-Musaffâ’nın atıf yaptığı eserlerden, Serahsî’nin (v. 483/1090) el-Mebsût, Mergînânî’nin (v. 593/1197) el-Hidâye, Burhaneddin Mahmud b. Ahmed b. Abdulaziz b. Maze el-Buhârî’nin (v. 616/1219) el-Muhîtu’l-Burhânî fî’l-fıkhı’n-Nu‘mânî gibi bazı kitaplardaki yerleri gösterilmiştir. Bu kitaplar üçüncü bölümde belirtilmiştir.

Bu bölümde ayrıca el-Musaffâ’nın Hanefî fıkhındaki önemi de tespit edilmeye çalışılmıştır.

Üçüncü bölümde ise el-Musaffâ’nın edisyon kritiğinde uygulanan metod belirtilip tenkitli metin eklenmiştir.

Araştırmanın başlıca kaynakları, tabakat ve tarih kitapları yanında el-Musaffâ’nın atıf yaptığı çalışmalardır. Bu eserler tenkitli metin ve dirase kısmında belirtilmiştir.

el-Musaffâ’nın kendinden sonraki dönemlerde etkili olduğu dikkati çekmektedir. Bu bağlamda kendisini kaynak gösteren kitaplardan sekizi seçilerek el-Musaffâ’ya atıf yaptıkları konuların yerleri tam olarak gösterilmiş, bazılarının da atıf sebepleri belirtilmiştir. Ancak İbn Âbidîn’in (v. 1252/1836) ed-Dürrü’l-muhtar’a Reddü’l-muhtâr adıyla yazdığı haşiye ile oğlu Alâddin’in (v. 1306/1889) bu eser için hazırladığı tekmilede el-Musaffâ’ya yapılan atıflar ile beraber konular da tam olarak açıklanmıştır. Bunun sebebi İbn Âbîdin’in Hâşiye’si ile el-Musaffâ’nın metot ve konuları işleyiş bakımından tam bir benzerliğe sahip olmasıdır. Her iki eser kendinden önceki birikime ayna tutmuş ve bu mirası bize yansıtmışlardır. İbn Âbidin tanıtılırken ikinci bölümde bu bilgiler verilmiştir.

III. ARAŞTIRMADA YER ALAN BAZI KAVRAMLAR

Edisyon kritiği yapaılan eser hilâfiyata dair olduğu için konuyla ilgili kavramlar, hilâfiyât tarihi ve bu alanla ilgili eserler kısaca belirtilmiştir.

(18)

el-Musaffâ’nın metni manzum olmasından dolayı manzum kavramı hakkında da kısaca bilgiler verilmiştir. el-Musaffâ, el-Manzûme üzerine bir şerh olduğu için şerh kavramı üzerinde de durulmuştur.

A. HİLÂFİYYÂT

Hilâf, sözlükte “muhalefet etmek, karşı gelmek, aykırı davranmak ve zıtlaşmak” gibi anlamlara gelir.3

Istılah olarak ise “gerçeği ortaya koymak veya bâtılı ortadan kaldırmak için, zıt görüşlü iki kişi arasında cereyan eden tartışma” demektir.4

Taşköprîzâde de (v. 968/1561) ilm-i hilâf için iki tanım vermektedir.

Birincisi “ilmi hilâf, icmâlî ve tafsîlî delillerden farklı hükümleri istinbât etme yöntemlerinden bahseden bir ilimdir.”5

İkincisi ise “ilm-i hilâf fıkhî mezheplerin taraftarları arasında feri meseleler hususunda meydana gelen cedel/tartışmalardır.”6

Ferhat Koca bu iki tanımı şöyle değerlendirmiştir: “Bu tanımlardan birincisi geniş, ikincisi ise dar kapsamlı olup, birinci tanım hilaf ilmini fıkıh usûlü ilminin, ikincisi ise fıkıh ilminin alt bir şubesi haline getirmektedir.”7

Literatürde “ilm-i hilâf” ile “hilâfiyyât” ifadelerinin birbirlerinin müradifi gibi kullanımları dikkati çekmektedir. Bu açıdan aralarındaki ince farklılıkları tespit etmek güçtür. Görünen o ki aralarındaki anlam yakınlığı nedeniyle sonraki dönemde, fakihlerin farklı içtihatlarını mukayese ve savunma amacıyla bir araya toplamanın da hilâfiyyât diye isimlendirildiği görülmektedir.8

İlm-i hilâf terkibini Şükrü Özen şöyle tanımlamıştır:

“İlm-i hilaf terkibi, bir mezhebin görüşlerini kendi bütünlüğü içerisinde öğrenme manasındaki “ilmü’l-mezhebin” karşılığı olarak kullanıldığında farklı görüşleri bilme ve birbirleriyle kıyaslama manasında basit hilâf bilgisi

3

İbn Manzûr Muhammed b. Mükrim el-İfrîkî, Lisânü’l-Arab, Daru’s-Sâdır, Beyrut, ty., “فلخ” maddesi; Özen, Şükrü, “Hilâf”, DİA, İstanbul 1998, XVII, 527.

4 Seyyid Şerif el-Cürcânî, Kitâbu’t-Ta’rifât, Beyrut 1424/2003, s. 164-165. 5 Taşköprîzâde Ahmed b. Mustafa, Miftahu’s-saâde, Beyrut 1405/1985, I, 283. 6

Taşköprîzâde, age, II, 556.

7 Ebû Zeyd ed-Debûsî, Te’sîsü’n-Nazar (Mukayeseli İslam Hukûk Düşüncesinin Temellendirilmesi,

çev. Ferhat Koca), Ankara 2002, s. 13.

(19)

kastedilir. Dolayısıyla farklı mezheplerin içtihatlarını bilme, birbiriyle mukayese etme basit anlamıyla ilm-i hilâfın hilâfiyyat şeklinde isimlendirilmesi ve fıkhın bir alt dalı olarak görülmesi mümkündür. Bir de cedel yöntemiyle hasmı susturma kendi mezhep görüşünü savunup ötekini çürütme amacıyla mezhepler arası farklı içtihatların dayandığı gerekçeleri bilme anlamındaki ilm-i hilm-ilâfın ilm-ise fıkıh usulüne daha yakın olup onun bilm-ir alt dalı sayılması uygun görülmektedir.”9

Şükrü Özen’in bu değerlendirmesi, Taşköprîzâde’nin iki tanımını değerlendiren Ferhat Koca’nın değerlendirmesi ile örtüşmektedir.

Kâtib Çelebi (v. 1067/1657) ise hilâf ilmini şu şekilde tarif etmektedir: “ilm-i hilâf şer’i delillerin irad/kullanılış şeklini ve kesin deliller getirerek şüpheyi ortadan kaldırma yollarını ve muhalif delilleri ortadan kaldırma metotlarını öğreten bir ilimdir.”10

İsmail Hakkı İzmirlî (v. 1366/1946) de ilm-i hilâfı şöyle tarif etmiştir: “İstinbat olunan bir hükmü muhaliflerin ortadan kaldırmasından korumak için şer‘i delillerin çeşitli şart ve hallerinden bahseden bir ilimdir.”11

Kâtib Çelebi’nin tanımda kullandığı “şer‘i delil” ve İsmail Hakkı İzmirli’nin kullandığı “istinbat” kelimeleri ilm-i hilâfı, fıkıh usulünün bir alt alanı haline getirmiştir.

Taşköprîzâde, münazara, cedel ve hilâf ilimlerinin fıkıh usulünün alt dalı/alanı sayılabileceğini belirtmiştir.12

İbn Haldun fıkıh usulü, hilâfiyyât ve cedel konularını peşpeşe vermiştir. O, birbiriyle ilişkilerini kurarak bu üç ilmi özel başlıklarla tek konu altında toplamıştır.13

İsmail Hakkı İzmirlî, ilm-i hilâfı fıkıh usulünün önemli bir şubesi kabul eder ve ilm-i hilâf ile uğraşan kişinin fıkıh usûlünü usûlcüler kadar bilmesi gerektiğini söyler. Usûlcüler usûl kaidelerine göre hüküm çıkarırlar, hilâfiyyât ile uğraşanlar ise

9 Özen, “agm”, DİA, XVII, 527-528.

10 Kâtip Çelebi, Keşfu’z-zunûn ‘an esâmi’l-kütüb ve’l-fünûn, Beyrut ty, I, 721. 11

İsmail Hakkı İzmirli, İlm-i Hilaf, Dersaâdet 1330, s. 3.

12 Taşköprîzâde, age, I, 308; II, 598-599.

13 Abdurrahman b. Muhammed İbn Haldûn, Mukaddime, Beyrut ty. s. 452-458 (çev. Halil Kendir,

(20)

çıkarılan söz konusu hükümleri muhaliflere karşı korurlar. İsmail Hakkı “Fıkıh usûlü kazanır, ilm-i hilâf saklar”14

sözüyle fıkıh usûlü ile ilm-i hilaf arasındaki farkı veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Hilâfiyyat’ın başlangıcı konusunda kesin bir tarih verilmezken, V-VIII. (XI-XIV.) yüzyılda altın çağını yaşadığı ifade edilmektedir.15

Hilâf mezhepler arasında olduğu gibi mezheplerin kendi içlerinde de olabilmektedir. Her ikisi için de kitaplar yazılmıştır.

Hilâfiyyât ilminin altın çağında yaşamış el-Manzûme’nin yazarı ve onun şerhi olan el-Musaffâ’nın müellifi, eserlerinde Hanefî mezhebinin kendi içindeki hilâfa geniş yer ayırırken Malikî ve Şafiî’lerle olan görüş ayrılıklarına da yer vermişlerdir. Dolayısıyla bu eserler hem mezhebin kendi içindeki hem de diğer mezheplerle olan hilâfiyâttan bahsetmektedir.

Hilâf ve ihtilaf kelimelerinin birbiriyle ilişkisine gelince, bu iki kavram bazen aynı manada kullanılsalar da, ihtilâf kısaca ittifâkın zıddı olup, görüş ayrılığına düşmek, uzlaşamamak ve farklı görüşlere sahip olmak anlamına gelmektedir. Buna göre ihtilâf, farklı görüşler karşısında tarafsız kalmak anlamını da barındırdığı için olumlu bir çağrışıma sahiptir. Hilâf ise görüşlerden birini tercih etme, diğerine ise karşı gelme anlamı taşımaktadır. Bu iki terim arasındaki farklar sebebiyle ihtilaf ifadesi genellikle delile dayalı görüşler, hilâf ise delilsiz görüşler için kullanılmaktadır.16

Bir başka tabirle kuvvetli olan ve yaygın hale gelen görüş genelde ihtilâfla, zayıf ve kabul görmeyen görüş ise hilâf kavramıyla ifade edilmektedir. İhtilâf, ilk dönemlerde sahâbe ile tâbiînin ve mütakip dönemdeki müçtehitlerin arasındaki görüş ayrılıklarını belirtmek için; ilm-i ihtilâf ise söz konusu farklı görüşleri bilmek anlamında kullanılmaktadır.17

14 İsmail Hakkı, age, s. 3.

15

Özen, “agm”, DİA, XVII, 536.

16 Muhammed Ali et-Tahânevî, Keşşâfu ıstılahâti’l-fünûn ve’l-ulûm (thk. Ali Dahrûc), Beyrut 1996, I,

119-117.

(21)

1. İlm-i Hilâfın Doğuşu ve Gelişmesi

Hilâfiyatın ne zaman ortaya çıktığı hususunda kesin bir tarih vermek mümkün olmadığı gibi hilâf kelimesinin kullanımı konusunda da literatürde net bir tarih tespit edilememiştir.

Mesela bu ilmin doğuşu ve ilk kim tarafından tesis edildiği konuları yeterince açıklığa kavuşturulamamıştır. Ancak İsmail Hakkı İzmirli’nin beyan ettiği şu ifadeler ilm-i hilâfın ilk dönemlerden itibaren farklı konular içerisinde var olduğunu açıklamaktadır: “İslam’ın ilk dönemlerinde fakihlerin ihtilafları, diğer ilimlerin konuları gibi özel bir bilim dalı içerisinde beyan edilmezdi. Bu ihtilaflar, bazen mesâil-i fıkhıyye içerisinde, bazen de ilgili olduğu özel konusu içerisinde anlatılırdı. Ayrıca bir kitapta da zikredildiği varid idi.”18

İbn Haldûn da ilm-i hilâfın doğuşu ve gelişmesi hakkında kapsayıcı bilgiler vermektedir. Konumuzla ilgili tarihi gelişimi ve literatürünün oluşumu hakkında önemli bilgiler vermesi bakımından burada ilgili bölümü alıntılıyoruz. İbn Haldûn’un ilm-i hilâf ile ilgili değerlendirmesi şu şekildedir:

“Şer‘i delillerden çıkarılan fıkıh ilminde, müçtehitler arasında birçok ihtilâf vuku bulmuştur. Müçtehitlerin takip ettikleri usûl ve farklı görüşler, söz konusu ihtilafların ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmıştır.

Adı geçen ihtilaflar, İslam’da çok genişledi. Mukallitlerin diledikleri müçtehitleri takip edip taklit etme imkânları vardı. Sonra bu durum, dört büyük imama kadar geldi. Onlar halk yanında hüsnü zan olunan bir mevkie sahip oldular. Bunun için insanlar onları taklit ile yetindiler onların dışında kalanların taklit edilmesine engel oldular. Zira içtihat zorlaşmış onun maddelerini meydana getiren ilimler zamanla çeşitlenmiş ve dört mezhebin dışında kalan müçtehit imamlar artık bitmişti. Bundan dolayı bahsi geçen dört mezhep, İslam’ın temelleri mesabesine konulmuş, onlara sımsıkı bağlanan ve onların koyduğu kuralları esas alanlar arasında vuku bulan ihtilaflar şer’i naslarda ve farklı fıkhî esaslardaki ihtilaflar gibi kabul edilmiştir.

Takip ettiği imamın mezhebinin sıhhatini göstermek için bütün mezhep mensupları arasında tartışmalar vuku buldu. Bu tartışmalar sağlam esasları ve

(22)

doğru usulleri taklit ettiği mezhebin lehinde delil olarak kullanma şeklinde gerçekleşiyor ve bu münazaralar şer’i meselelerin ve fıkhi konuların tümünde uygulanıyordu. Bazen Şâfiî ile Mâlikî arasında ihtilâf meydana geliyor, Ebû Hanîfe bunlardan birine muvâfakat ediyor bazen Mâlik ile Ebû Hanîfe arasında ihtilâf meydana geliyor Şâfiî onlardan birini destekliyor, bazen Şâfiî ile Ebû Hanîfe arasında ihtilâf meydana geliyor Malik onlardan birini destekliyordu. Bu münazaralarda bahis konusu dört imamının gerekçeleri açıklanıyor ihtilaflarının kaynakları ve ihtilaflarının kaynakları ve içtihatlarının mahalleri ortaya konuyordu.

İlmin bu çeşidine hilâfiyyât deniliyordu. Bu ilimle meşgul olan bir kimsenin şer’i hükümlerin istinbatına vesile olan kaideleri bilmesi şarttır. Aynen müçtehidin bunlara ihtiyaç duyduğu gibi. Ancak şu kadar var ki müçtehit bu kaidelere hüküm istinbat etmek için ihtiyaç duyardı. Hilâfiyyât âlimi ise istinbat edilen söz konusu meseleleri muhalifin çeşitli delillerle tahrip etmesinden korumak için aynı kaidelere ihtiyaç duyar.

İmamların delillerini ve kaynaklarını bilme ve bu ilmi inceleyerek arzu edilen konular hakkında istidlalde bulunma melekesini kazanma bakımından, bu imin gerçekleştirdiği fayda çok büyüktür. Hanefî ve Şâfiîlerin bu ilme dair olan telifleri Mâlikîlerinkinden daha fazladır. Çünkü bilindiği gibi Hanefîlerde kıyas, mezheplerdeki birçok ferî hususların esasını teşkil eder. Bundan dolayı onlar, nazar ver araştırma ehlidir. Mâlikîler ise çoğu zaman eser ve nakle dayanmışlardır ve onlar ehli nazar değildir. Bundan başka Mâlikîlerin çoğu Mağrib’lidir ve onlar çok az istisna ile söz konusu sanatlardan uzaktırlar. Bu alanda yazılan eserler şunlardır: Gazâlî el-Meâhiz, Ebû Zeyd ed-Debûsî

Kitabü’t-Ta‘lîka, Mâlikî âlimlerden, İbnü’l-Kassâr Uyûnü’l-edille. Bunlardan

başka İbnü’s-Sâatî, fıkıh usulüne dair el-Muhtasar adlı eserinde, ihtilaflı fıkıh konularının tüm esaslarını toplamış ve meselede ihtilâfın temeli olan hususları açıklamıştır.”19

İbn Haldûn bu ifadeleriyle, başlangıcı net bir şekilde ortaya konulamayan ilm-i hilâfın tarihini kısaca özetlemiştir.

19 İbn Haldûn, Mukaddime, s. 456-457.

(23)

İbn Haldun’un Mukaddime’sinde hilâf ilminin kurucusu konusunda bir şey söylemeden Debûsî’nin Kitâbü’t-ta’lika’sını20 ve ondan önce yaşamış Mâlikîlerden İbnü’l-Kassâr’ın (v. 397/1007) Uyûnü’l-edille’sini hilâf kitapları içerisinde zikretmişti. İbn Haldun’un zikrettiği kitaplar bu ilmin kurucusu ile ilgili bir görüşü ifade etmemektedir. Fakat kaynaklar ilm-i hilâfın ilk kurucusunun Ebû Zeyd ed-Debûsî (v. 430/1039) olduğunu belirtirler. Bu tespiti yapan ilk kişi ise İbn Hallikân (v. 681/1282) olmuştur.21

Sonra Zehebî22 (v. 748/1348), İbn Kesîr23 (v. 774/1373), Kureşî24

(v. 775/1373), İbn Kutluboğa25 (v. 879/1474), Taşköprîzâde26 (v. 968/1561) ve Temîmî27 (v. 1010/1601) gibi müellifler, İbn Hallikân’ın söz konusu görüşünü aynen nakletmişlerdir.

Fakat Debûsî’den önce özellikle hilâf ve ihtilâf ile ilgili pek çok eserin telif edilmesi Debûsî’ye hilâf ilminin kurucusu olma vasfını kazandıran özelliklerin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.28

Debûsî’den önce yazılan ihtilâf, hilâf, hilâfiyât ve reddiyeler ile ilgili bu eserlere rağmen, kendisine ilm-i hilâfın kurucusu olarak bakılmasının sebebi, Debûsî’nin bu konuya dair yazdığı söylenen Te’sîsü’n-nazar adlı eserdir. Bu eserde Debûsî, kendinden önce yazılan hilâf kitaplarında olduğu gibi, ihtilafları fıkıh bablarını gözeterek değil de farklı görüşte olan müçtehitleri gözeterek tertip cihetine girmiştir. Bu eserde yine Debûsî ihtilâf edilen fıkhın genel ilkelerini tasnif etmiş ve bu ilkelerin her biriyle ilgili örnekler vermiştir. Söz konusu bu iki özellik, ilm-i

20

Şükrü Özen bu kitap ile Te’sîsü’n-Nazar’ın kastedildiğini ifade etmiştir, Özen, “agm”, DİA, 532.

21 İbn Hallikân, Vefayâtü’l-a’yân (thk. İhsan Abbas) Beyrut 1994, III, 48.

22 Şemseddin Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Osman b.Kaymâz ez-Zehebî, Siyeru

‘alâmi’n-nübebelâ, Müessetü’r-Risâle 1405/1985, age, XVII, 521.

23

İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye (thk. Mecmû‛atün min’l-ulemâ), Dımaşk 1431/2010, XIII, 92.

24 Ebü’l-Vefa, Muhyiddin b. Muhammed Abdulkadir b. Muhammed Nasrullah b. Salim Hanefi

el-Kureşî, el-Cevâhiru’l-mudiyye fî tabakâti’l-Hanefiyye (thk. Abdü’l-Fettah Muhammed el-Hulv), Kahire 1993, II, 500.

25

Ebü’l-Fida Zeynuddin Kasım b. Kutluboğa, Tâcü’t-terâcim (thk. Muhammed Hayr Ramazan Yusuf), Beyrut 1413/1992, age, s.192.

26 Taşköprîzâde, age, I, 284.

27 Takıyyüddîn b. Abdilkadir et-Temîmî ed-Dârî el-Gazzî el-Mısrî, et-Tabakâtü’s-seniyye fî

terâcimi’l-Hanefiyye, (thk. Abdülfettâh Muhammed el-Hulv), Kahire 1390/1970, IV,177; Ebû Zeyd

ed-Debûsî, Te’sîsü’n-Nazar (Mukayeseli İslam Hukûk Düşüncesinin Temellendirilmesi, çev. Ferhat Koca), Ankara 2002, s. 34-35İ; Özen, “agm”, DİA, XVII,532

(24)

hilâfın müstakil ilim haline gelmesine katkıda bulunduğu için, Debûsî kendisinden önce temelleri atılan bu ilmin gerçek kurucusu sayılmıştır.29

Fıkhın kurulması ve tedvîn edilmesinden itibaren, imamlar arasında görüş ayrılıkları olmuştur. Bu görüş ayrılıklarını inceleyen kitaplar çoğunlukla “hilâf, ihtilâf, mesâil, mesâilü’l-hilâf, muhtelef, ta‘lik, ta‘lika’, nüket, red”30

gibi ifadelerle isimlendirilmişlerdir.

2. İlm-i Hilâf ile İlgili Bazı Eserler

Fıkıh tarihinde meşhur olan dört amelî mezhebe mensup fakihlerin kaleme aldığı hilafiyyata dair bazı eserler şunlardır:

Hanefî mezhebi

1- Ebû Yusuf (v. 179/798), İhtilâfu Ebî Hanîfe ve İbn Ebî Leylâ, Kahire 1357. 2- Ebû Said el-Berdaî, (v. 317/929), Mesâilü’l-hilâf.31

3- Ebû Ca’fer et-Tahâvî (v. 321/933), İhtilâfü’l-ulemâ. Bu eserin Ebû Bekir Ahmed b. Ali er-Râzî el-Cessâs (v. 370/980) tarafından ihtisar edilmiş, bu ihtisar Abdullah Nezir Ahmed tarafından tahkik edilmiş I-V, Beyrut 1416/1995 yayımlanmıştır.

4- Ebü’l-Hüseyin Ahmed b. Muhammed el-Kudûrî (v. 428/1037), et-Tecrîd (thk. Muhammed Ahmed Serrâc ve Ali Cuma Muhammed), Kahire 1424/2004, I-XII. 5- Ebû Zeyd ed-Debûsî (v. 430/1039), Te’sîsü’n-nazar.32 Bu kitabı Ferhat Koca, “Mukayeseli İslam Hukûk Düşüncesinin Temellendirilmesi” adıyla tercüme etmiş başına uzunca bir takdim yazmış ve yayınlamıştır. Ankara 2002.

6- Muhammed b. Abdullah b. el-Hüseyin Ebû Bekir en-Nâsıhî (v. 484/1091), Kitâbu’l-muhtelef beyne Ebî Hanîfe ve’ş-Şâfiî. Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbî Efendi, nr. 464.

29 Debûsî, age, s.36, Özen, “agm”, DİA, XVII, 532-533. 30

Özen, “agm”, DİA, XVII, 536.

31 Hayreddin b. Mahmud b. Muhammed b. Ali b. Fâris ez-Ziriklî, el-A‘lâm, Eyâr 2002, I, 114. 32 Eserin adı ve müellifi ile ilgili görüşler için bkz. Özen, Şükrü, “Te’sîsü’n-Nezâir”, DİA, İstanbul

(25)

7- Ebü’l-Mefâhir Hüsameddin Ömer b. Burhan el-İsbîcâbî, Muhtasar fî hilâfiyyâti’l-Mebsût, Süleymaniye Ktp. Fatih, nr. 20130.

Mâlikî Mezhebi

1- Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed b. Muhammet el-Cehm el-Verrâk el-Mervezî (v. 329/940 veya 333/944), Mesâilü’l-Hilâf.33

2- el-Kasım b. Cellâb (v. 378/988), Mesâilü’l-hilâf.34

3- Ebû Cafer b. Muhammed b. Abdullah el-Ebherî, Kitâbü mesâili’l-hilâf.35

4- Ebû Muhammed Abdullah b. İbrahim el-Endülüsî el-Asîlî (v. 392/1002), ed-Delâilü ümmühâti’l-Mesâil.36

5-İbnü’l-Kassâr, (Ebü’l-Hasan Ali b. Ömer b. Ahmed el-Bağdâdî) (v. 397/1007), Uyûnü’l-Edille fî mesâili’l-hilâf beyne fukahâi’l-emsâr.37

6- Kadı Abdülvehhâb el-Bağdâdî (v. 422/1031), Uyûnü’l-Mecâlis.38 Şâfiî Mezhebi

1- İmam Şâfiî (v. 204/1820), el-Ümm.

2- Muhammed b. Nasr el-Mervezî (v. 294/906), İhtilâfü’l-ulemâ.39

3- İbnü’l-Münzîr en-Nisâbûrî (v. 309/921), el-Evsat fi’s-Sünen icmâ ve’l-ihtilâf.40

4- Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakî (v. 458/1066), el-Hilâfiyyât (thk. Meşhûr b. Hasan Süleyman), Riyad 1415/1995, I-II.

33 Debûsî, age, s.42.

34

İbnü’l-İmâd Şehabeddin Ebü’l-Felâh Abdulhay b. Ahmed b. Muhammed el-Akrî el-Hanbelî ed-Dımeşkî, Şezerâtü’z-zeheb fî ahbâri men zeheb (thk. Abdulkadir Arnavut ve Mahmut Arnavut), Beyrut 1406/1986, age, IV,415.

35 Debûsî, age, s.42.

36 Akyüz, Vecdi, “Asîlî”, DİA, İstanbul 1991, III, 482. 37

Debûsî, age, s.42; Özen, Şükrü, “İbnü’l-Kassâr”, DİA, İstanbul 2000, XXI, 104-105.

38 Debûsî, age, s.42. 39 Debûsî, age, s.43. 40 Debûsî, age, s.43.

(26)

5- Ebû İshak eş-Şirâzî (v. 476/1083), en-Nüket fî mesâili’l muhtelef fîhâ beyne’ş-Şâfiî el-Muttalibî el- Hâşimî ve Ebî Hanîfe. İstanbul Süleymaniye Ktb., Hasan Hüsnü Paşa nr. 458; Bağdatlı Vehbî Efendi, nr. 507.

6- İmamü’l-Haremeyn el-Cüveynî (v. 478/1085), ed-Dürretü’l-Mudiyye fî mâ vaka‛ fîhi’l-hilâf beyne’ş-Şâfiîyyeve’l-Hanefiyye (thk. Abdülazimed-Dîb) Doha 1406/1986.

Hanbelî Mezhebi

1- Ebû Bekir Ahmed b. Selmân en-Neccâd (v. 348/960), Kitâbü’l-hilâf.41

2- Ebû Bekir Abdülaziz b. Ca’fer b. Ahmed el-Bağdâdî (v. 363/974), Kitâbü’l-hilâf maa’ş-Şâfiî.42

3- Ebû Hafs Ömer b. İbrahim el-Ukberî (v. 387/997), el-Hilâf beyne Mâlik ve Ahmed43

4- Ebû Ya’lâ el-Ferrâ (v. 458/1066), et-Ta’liku’l-Kebîr fi’l-Mesâili’l-hilâfiyye beyne’l-eimme.44

5- İbn Ebî Ya’lâ (v. 526/1131), Kitâbu’l-hilâf.45

İlm-i hilâf ile ilgili çalışmalar İslam’ın ilk döneminden bugüne kadar devam etmiştir ve günümüzde de çeşitli adlarla sürdürülmektedir.

Hilâfiyyât çok geniş bir konu olması hasebiyle, tanımı, tarihi ve literatürüne kısaca değinilmiştir. Fakat diğer ilimlerle bağlantısına girilmemiştir.46

B. ŞERH

Sözlükte “eti kesmek, açmak, yarmak, açığa çıkarmak, açıklamak, bir şeyi genişletip yaymak, sözün kapalı kısımlarını açıklayıp anlaşılır hale getirmek”47

gibi

41 Ebû İshâk eş-Şirâzî, Tabakâtu’l-Fukahâ (thk. İhsan Abbas), Beyrut 1970, s.172. 42 Debûsî, age, s.45 43 Debûsî, age, s.45 44 Debûsî, age, s.45 45 Debûsî, age, s.45

46 Ayrıntılı bilgi için bkz. Özen, “agm”, DİA, XVII, 527-538; a.mlf., İlmi Hilâfın Ortaya Çıkışı ve Ebû

Zeyd ed-Debûsî’nin Te’sîsü’n-nazar Adlı Eseri, İstanbul 1988, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler

Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi; Debûsî, age, s. 13-49; İbn Haldun, age, s. 452-458; (İbn Haldun , age, çev. II, 632-637).

47 İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Daru’s-Sâdır, Beyrut, “حرش” maddesi; Develioğlu, Ferit,

(27)

manalara gelen şerh kelimesi aralarında küçük farklılıklar olsa da, tefsîr, te’vîl, ve ta‘bîr kelimeleri ile eşanlamlı olarak önceden beri kullanılagelmiştir. Istılahta ise, en son manadan hareketle “sözlü veya yazılı olarak bir konuda yapılan açıklamalardır.”48 Bir başka ifâde ile şerh, “bir eseri anlaşılır kılmak amacıyla sözcüklerini, deyimlerini yorumlayıp açıklayarak yazılan kitapların genel adıdır.”49

Günümüzde açıklama manasında kullanılan şerh kelimesini, Tunca Kortantamer de şöyle tarif etmiştir: “Bir metnin, daha iyi anlaşılsın diye, o metni başkalarından daha iyi anladığı kanaatinde olan kişiler tarafından açıklanmasıdır.”50

Şerh Kur’ân dışındaki bütün eserler için geçerlidir. Kur’ân için yapılan açıklama ve yorumlarda tefsîr ve te’vîl kelimeleri kullanılmaktadır. İslamî eserler söz konusu olduğunda şerhi, Sedat Şensoy “bir eserin daha geniş şekilde açıklanıp anlaşılması gayesiyle yazılmış kitapları ifade eden bir telif türüdür”51

şeklinde tanımlamaktadır. Ancak şuna da işaret etmeliyiz ki şerh, pratikte, bir ilim dalında meşhur olmuş genellikle muhtasar metinler üzerine yapılan, bunlardaki müphem ifadeleri açıklayan, noksanlıkları tamamlayan, hatalara işaret eden, gerektiğinde delilleri ve gerekçeleri zikreden ve mananın daha iyi anlaşılması için örnekleri çoğaltan eserler olduğu dikkati çekmektedir. Şerhi yazan kişiye ise şârih denir. Metnin manasını ortaya koyan ve metni güncelleyen şârih, metin sahibinin dışında metnin muhatabını manaya ulaştırmada rehberlik yapan ikinci kişidir.

Şerh ve metin müellifleri genelde ayrı kişiler olmakla birlikte bazı metin yazarlarının kendi eserlerini şerh ettiği de olmuştur. Nesefî, (v. 710/1310) el-Menâr adlı fıkıh usulüne dair eserine Keşfu’l-esrâr adıyla şerh yazmıştır. el-Mevsilî (v. 683/1284) el-Muhtâr adlı eserine çevresinden gelen talebler üzerine el-İhtiyâr li ta‘lîli’l-Muhtâr isminde bir şerh yazmıştır. Fıkıh dışındaki metinlerde de metin sahibinin kendi eserlerine şerh yazdığı görülmektedir.

48 Şensoy, Sedat, “Şerh”, DİA, İstanbul 2010, XXXVIII, 555.

49 Erbil, Bilal, “Aynı Yüzyılda Yaşamış İki Şârihin Şer Anlayışlarının Mukayeseli (Sûdî-i Bosnavî ve

Sürûrî)”, Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları IX, Metnin Halleri: Osmanlıda Telif, Tercüme ve Şerh içinde, İstanbul: Klasik yayınları, 2014, s. 295.

50 Kontantamer, Tunca, “Teori Zemininde Metin Şerh Meselesi”, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları

Dergisi, sy. 8 (1994), s. 3.

(28)

Şerhler çoğunlukla bir eserin tamamını açıklamak amacıyla yazılır. Bu şerhler üzerine şerhler de yapılmıştır. Ancak genelde şerhlere dair yapılan açıklama, eleştiri ve ilâve tarzı notlardan meydana gelen eserler hâşiye, hâşiyelere dair yazılan notlar ise ta‘lîk diye isimlendirilmişlerdir.52

Tarih olarak şerhlerin ortaya çıkışı III. (IX.) yüzyılın sonu ve IV. (X.) yüzyılın başı olarak belirlenmiştir. Hâşiyeler ise VII. (XIII) yüzyılda görmek mümkündür. Yaygın bir telif türü haline gelişi de VIII. (XIV.) yüzyıldır.

Eyüp Said Kaya’nın tespitlerine göre fıkıhta şerh literatürü Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerinde IV. (X.) yüzyılın başında, Hanbelî mezhebinde ise aynı yüzyılın ortasında yayılmaya başlamıştır.53

Kâtip Çelebi, eser yazma sebeplerini sayarken kapalı kalmış hususları açıklama ve eserdeki hataları düzeltme çeşitlerine de değinir.

Ona göre üç sebeple şerhe ihtiyaç duyulur:

Birincisi: Okuyucuların zeka, birikim ve kabiliyetlerinin aynı seviyede olmayışıdır.

İkincisi: Şerhi yapılan eserin başka bir ilim dalının alanına girmesi sebebiyle bazı temel bilgilere yer verilmemesi, bazılarının düzenlenmemiş olması veya bazı hükümlerinin illetlerinin belirtilmemesi.

Üçüncüsü: Eserde yoruma muhtaç veya mecâzi ifadelerin kullanılması. Ayrıca bazı eserlerde görülen yanlışlık ve eksikliklerin giderilmesi de şerh yazmayı gerektirmektedir.54

Bunlara ilaveten şerh için Eyüp Said Kaya’nın belirlediği şu beş işlevden söz edilebilir:

“1. Hükümlerin delillendirilmesi. Metinde yer alan fıkhî hükümlerin şer‘î deliller ve mezhep içi istidlal kaynaklarıyla irtibatlarının kurulması veya daha önce kurulan irtibatların yeniden düzenlenmesi suretiyle her bir önermenin

52 Şensoy, “agm”, DİA, XXXVIII, 555. 53

Kaya, Eyüp Said, “Şerh (Fıkıh)”, DİA, İstanbul 2010, XXXVIII, 560-561.

54 Bedreddin ez-Zerkeşî, el-Bürhân fî ‘ulûmi’l-Kur’ân (M. Abdülfadl İbrahim),

İhyâü’l-kütübi’l-Arabiyye, 1957, I, 14; İbn Haldûn, age, s. 443-44; Kâtip Çelebi, age, I, 35-37, Şensoy, “agm”, DİA, XXXVIII, 555-556.

(29)

ardında yatan akıl yürütme, şerhin yazıldığı dönemin tartışma ve önceliklerine göre yeniden şekillendirilip zenginleştirilmektedir.

2. Önceki katkıları değerlendirme. Metinde bulunan meselelerin hükmü veya bu meseleleri ifade eden önermelerin kapsamı hakkında daha önce zikredilen görüşleri ele alan ve özellikle aynı metinle ilgili telif edilmiş şerh ve haşiyelerin bu husustaki katkılarını tartışan şerhler bu şekilde fıkhî meselelerin literatür tercihini de ortaya koymaktadır.

3. Yeniden ifade. Metnin yazıldığı dönemden sonra gelişen terim, tasnif, dil ve üslûba göre metnin önermelerini yeniden anlatan şerhler. Bu çerçevede “tehzîp” ve “tertip” diye adlandırılan birçok çalışma aslında metnin eskiyen dil ve tasnifini yeniden inşa etmek için sarf edilen gayretlerdir.

4. Metni tenkit. Özellikle müfta bih görüşleri belirleme hususunda ve fıkıh eğitimi müfredatlarında temel metinlerden kabul edildiği için yaygın şerh geleneğine sahip eserlere karşı eleştirilerin dile getirildiği literatür yine bu metinler üzerine yazılan şerhlerden oluşmaktadır.

5. Terim ve ifadeleri açıklama. Sarf, nahiv ve belagat tahlillerinin yapılması, zamirlerin merciinin ve cümlelerdeki hazfedilmiş öğelerin açıklanması, fıkıh ve diğer ilimlere dair terimlerin, bilinmeyen kelimelerin ve nadir kullanımların izahı şeklinde ortaya çıkan bu tarz özellikle fıkıh eğitiminin ilk basamaklarında kullanılan metinler hakkında yazılmış şerhler.”55

İslami ilimlerin bütün alanlarında görülen şerh geleneği56

eleştiri sınırlarını aşan ağır hücumlara uğramıştır. Ancak kanaatimizce şerhin, metinlerin güncellenmiş şekli olduğunu söylememiz gerekir.57

Çünkü şerh, sadece metni basit bir izahtan ibaret değil aynı zamanda katkı hatta yerine göre yeniden inşadır. Bunun yanında şerh gerçeği doğuda ve batıda dini ve edebi metinleri anlama ve yorumlama çabasıyla ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı şerhler felsefe, tarih ve diğer bilim dalları

55

Kaya, Eyüp Said, “Şerh (fıkıh)”, DİA, XXXVIII, 560- 561.

56

Şerh ile ilgili bilgiler için bkz. Şensoy, “agm”, DİA, XXXVIII, 555-558; Birışık, Abdülhamit, “Şerh (Tefsir)”, DİA, XXXVIII, 558-559; Efendioğlu, Mehmet, “Şerh (Hadis)”, DİA, XXXVIII, 559-560; Kaya, “agm”, DİA, XXXVIII, 560-564; Sinanoğlu, Mustafa, “Şerh (Kelam)”, DİA, XXXVIII, 564-565; Ünlü, Osman “Klasik Türk edebiyatında edebî şerhlerin yazılış sebepleri üzerine bazı düşünceler”, Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları IX, Metnin Halleri: Osmanlıda Telif, Tercüme ve Şerh içinde, İstanbul: Klasik yayınları, 2014, 149-167.

57 Şerh ve haşiye ile ilgili değerlendirmeler için bkz. Kara, İsmail, İlim Bilmez Tarih Hatırlamaz, Şerh

(30)

tarafından her zaman başvurulan kıymetli kaynaklar olagelmiştir. Hatta bazı şerhler, metnin kendisinden daha fazla itibar görmüştür.58

C. MANZUM

Sözlükte “dizmek, ipe inci dizmek” anlamına gelen “مظن” kelimesi “موظنم” manasına gelir ki dizilmiş nesneye denir.59

Dizilmiş manasına gelen “مظن” kelimesi umumiyetle şiir ve şiir telifi için kullanılsa da his ve hayal yönü olmayıp yalnız vezin ve kafiye unsurlarını taşıyan didaktik şiir türü nazm ve manzume diye isimlendirilir.60

Şiir kelimesi ise sözlükte “bir şeyin inceliklerini kavrayarak bilmek, sezerek vâkıf olmak, uyumlu, ölçülü ve âhenkli söz söylemek” anlamlarında masdar “seziş, hissediş, sezgiye dayalı bilgi, duygu ve heyecandan kaynaklanan uyumlu ve ölçülü söz”61

anlamında isimdir.

Mazûme, ölçülü ve uyaklı manzum parçalardır. Öğretici konular ve akılda kolay kalması istenen bilgiler nazm biçiminde yazılır. Estetik ve sanat kaygısı taşımayan bu türün şiirden ayrıldığı bazı yönleri vardır. Şiirde anlatılanlar düz yazı ile ifâde edilemez Manzûmede anlatılanlar ise düz yazı ile ifâde edilebilir. Şiirde olay örgüsü söz konusu olmazken manzumede olay örgüsü vardır. Manzûmeler çoğunlukla didaktik metinlerdir.62

İslam dünyasında öğrenilmesinin kolaylığı, akılda kalıcılığı gibi özelliklerinden dolayı birçok ilim dalında manzûm eserler kaleme alınmıştır. Fıkıhta, Fıkıh usûlünde, mantıkta, Hadis usûlünde ve diğer ilim dallarında manzûm eserler mevcuttur. Hilâfiyyât alanında ise ilk manzûm eser tahkîkini yaptığımız Ebû Hafs en-Nesefî’nin el-Manzûme fî’l-Hilafiyyat’ıdır.63 el-Manzûme ile ilgil geniş bilgi birinci ve ikinci bölümlerde verilecektir.

58 Erbil, ag makale, s. 306.

59 İbn Manzur, age, “مظن” maddesi; Mütercim Asım Efendi, Kamusu’l-Muhît Tercümesi (Haz. Mustafa

Koç ve Eyüp Tanrıverdi), İstanbul 2014, VI, 5219.

60

Durmuş, İsmail, “Şiir”, DİA, İstanbul 2010, XXXIX, 144.

61 İbn Manzur, age, “رعش”; Durmuş, “agm”, DİA, XXXIX, 144.

62 Detaylı bilgi için bkz. Metnin Halleri, s. 197-274; Durmuş, “agm”, DİA, XXXIX, 144-154. 63 Ebû Hafs en-Nesefî, el-Manzûme fî’l-hilâfiyyat (thk. Hasan Özer), Beyrut 1431/2010.

(31)

BİRİNCİ BÖLÜM

EBÛ HAFS ÖMER EN-NESEFÎ VE EBÜ’L-BEREKÂT EN-NESEFÎ’NİN HAYATI VE ESERLERİ

(32)

I. EBÛ HAFS ÖMER EN-NESEFÎ HAYATI, ESERLERİ,

EL-MANZÛME ADLI ESERİ

A. EBU HAFS ÖMER EN-NESEFÎ

Araştırma konumuz olan Musâffâ’nın üzerine şerh olarak yazıldığı

el-Manzûme’nin yazarı Ebû Hafs en-Nesefî, Hanefi mezhebinde önde gelen âlimler arasında

yer almaktadır. Şimdi çalışmamızla bağlantısı bakımından onun hayatı, hocaları, eserleri ve öğrencileri hakkında kısaca bilgi verelim.

1. Hayatı

a. İsmi, Künyesi, Lakabı ve Nispeti

İsmi, Ömer b. Muhammed b. Ahmed b. İsmail b. Muhammed b. Lokman, künyesi Ebû Hafs, lakabı Necmeddin ve Mufti’s-sekaleyndir. Doğduğu yere nispetle en-Nesefî, Semerkand’a yerleştiği için es-Semerkandî, itikaddaki mezhebinden dolayı da el-Mâturîdî nisbesiyle anılmaktadır.64

Yaygın olan nispeti en-Nesefî’dir. Nesef, Soğd bölgesinin Semerkant şehri yakınlarında bir yerleşim yeridir.65

Karahanlılar devrinin önde gelen âlimlerinden biri sayabileceğimiz Ebû Hafs en-Nesefî İslâmî disiplinlerin çeşitli alanlarında pek çok eser vermiştir. Kuvvetli hafızası, keskin zekâsı sebebiyle “Necmüddin”, çok sayıda hadîs ezberlemesinden ve ilminin genişliğinden dolayı “Hâfız” ve hem insanlara hem cinlere fetva verdiği için kendisine “Müfti’s-Sakaleyn” lakapları verildiği kaynaklarda nakledilmektedir.66

64

Ebü’l-Vefa, Muhyiddin b. Muhammed Abdulkadir b. Muhammed Nasrullah b. Salim Hanefi el-Kureşî, el-Cevâhiru’l-mudiyye fî tabakâti’l-Hanefiyye (thk. Abdü’l-Fettah Muhammed el-Hulv), Kahire 1993, II, 657; İbn Kutluboğa, age, s. 219; Taşköprîzâde (Ahmed Mustafa), Miftahu’s-saâde ve

misbâhu’s-siyâde fî mevzûâti’l-‘ulûm, Beyrut 1405/1985, I, 123; Kefevî, Mahmud b. Süleyman, Ketâibü a‘lâmi’l-ahyâr, Millet Kütüphanesi, Feyzullah Efendi, 1381, vr. 176a; Leknevî,

Ebü’l-Hasenât Muhammed Abdu’lhayy b. Muhammed, Fevâidu’l-behiyye fî terâcimi’l-Hanefiyye, Beyrut 1418/1998, s. 243; İbnü’l-İmâd Şehabeddin Ebü’l-Felâh Abdulhay b. Ahmed b. Muhammed el-Akrî el-Hanbelî ed-Dımeşkî, Şezerâtü’z-zeheb fî ahbâri men zeheb (thk. Abdulkadir Arnavut ve Mahmut Arnavut), Beyrut 1406/1986, VI, 189; Kavakçı, age, s. 115; Özel, Ahmet, Hanefi Fıkı Alimleri, Ankara 2013, s.123; Aslantürk, Ayşe Hümeyra, “Nesefî, Necmeddin”, DİA, İstanbul 2006, XXXII, 571.

65 Sem’ânî Ebu Said Abdulkerim b. Muhammed b. Mansur et-Temîmî, el-Ensâb, Beyrut 1408/1988,

V, 486; Kefevî, age., vr. 275a; Yeşilyurt, Temel, Ebü’l Berekât en-Nesefi ve İslam Düşüncesindeki

Yeri, Malatya, 2000, s. 21; Özgüdenli, Osman Gazi, “Mâverâünnehir”, DİA, İstanbul 2012, XXXXI.

177; Bedir, Murtaza, “Nesefî, Ebü’l-Berekât”, DİA, İstanbul 2006, XXXII, 567.

(33)

b. Doğum Tarihi ve Yeri

Ebû Hafs en-Nesefî, Maveraünnehir’in önemli merkezlerinden Semerkant yakınlarında Soğd bölgesine bağlı Buhârâ yakınlarındaki Nesef şehrinde 461 (1068-69) yılında doğmuştur. Nispeti de bu şehre yapılmıştır.67

c. Eğitimi ve Hocaları

İslami ilimlerin hemen her dalında yetişkin bir âlim olan Ebû Hafs en-Nesefî, ilk tahsilini Nesef şehrinde yapmıştır. Daha sonra Buhâra ve Bağdat’ta da tahsil görmüştür. Çok sayıda hocadan ders almıştır. Hocalarının sayısının 550 civarında olduğu nakledilmektedir. Hocaları ile ilgili Ta‘dâdü Şüyûhi Ömer isminde de bir eser kaleme almıştır.68

Ebû Hafs en-Nesefî’nin ders aldığı bazı hocaları şunlardır:69

- Ebu’l-Yüsr Sadrü’l-İslâm Muhammed b. Muhammed b. el-Hüseyin b. Abdilkerîm b. Musâ b. İsâ b. Mücâhid el-Bezdevî (v. 494/1100)

- Ebû Naşr Ahmed b. Abdirrahman b. İsahak b. Ahmed b. Abdillah Cemâlüddîn er-Rayğazemûni (v. 493/1100)

- Ebû İbrâhim İshak b. Muhammed b. İbrâhîm b. Muhammed b. Muhammed b. Nûh en-Nûhî en-Nesefî el-Hanefî (v. 481/1088)

- Muhammed b. Mâhân b. Emîrek b. Şah el-Kebendevî (v.493/1099)

- Ebu’l-Müeyyed ibn Ebi’l-Alâ Ahmed b. el-Hasan b. Adî b. Hâtim el-Hâtimî en-Nesefî (v. 513/1119)

- Ömer b. Muhammed b. Ömer b. Ahmed b. Hoşnâm el-Buhârî el-Hoşnâmî (v. 522/1128)

- Ebû Abdillah Hüseyin b. Ali b. Halef b. Cebrâil b. Halîl b. Salîh el-Elmeğî el-Kaşğarî (v. 484/1091)

- Ebû Muhammed Hasan b. Ahmed es-Semerkandî (v. 491/1097) - Ebu’l-Kâsım Ali b. Ahmed b. Muhammed er-Razzâz (v. 510/1116)

67

Kureşî, age, II, 658; İbn Kutluboğa, age, s. 220; Kefevî, age, vr. 176a-b; Leknevî, age, s. 244; Kavakçı, age, s. 89; Özel, age, s. 67; Aslantürk, “agm”, DİA, XXXII, 571.

68 Kureşî, age, II, 660; İbn Kutluboğa, age, s. 220; Kefevî, age, vr. 176b; Leknevî, age, s. 243;

Kavakçı, age, s. 90; Aslantürk, “agm”, DİA, XXXII, 571.

69 Kefevî, age, vr. 176a-b; Leknevî, age, s. 243; Kavakçı, age, s. 89-90; Özel, age, s. 167; Aslantürk,

Ayşe Hümeyra, Ebû Hafs Ömer en-Nesefî’nin (öl. 537/1142) “et-Teysîr fî’t-Tefsîr Adlı Eserinin Tahlîli ve el-Bakara Sûresi’nin Tenkitli Neşri” İstanbul 1995, s. 15-21 (Basılmamış Doktora tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tefsîr Bilim Dalı); a.mlf., “agm”, DİA, XXXII, 571.

(34)

- Ebû Nasr Ahmed b. Muhammed b. Nasr b. Ahmed b. Muhammed b. Cebrâil en-Nesefî

- Muhammed b. Ahmed b. Mahmud b. Muhammed b. Naşr b. Mûsâ b. Ahmed el-Mayâmurğî en-Nesefî (v. 442/1050)

- Ahmed b. Abdillah b. Yusuf b. Fazl es-Sabbâğî (v. 526/1131)

- Ebû Muhammed Yusuf b. Ali b. Abbâs b. Ebî Bekr en-Nücânikeşî el-Üsrûşeni (v. 527/1132)

- Ebu’l-Meâlî Kays b. İshâk b. Muhammed b. Emîrek el-Merğinânî (v. 527/1132)

- Es‘âd b. Abdillah b. Hamzed el-Ğuveydînî (v. ?)

- Ebu Nasr Ahmed b. Abdilvâhid b. Tarhân en-Nevkendi (v. 524/1129)

- Ebu Bekr Muhammed b. el-Kâsım Manşur b. Abdirrahmân b. İsmâil b. Muhammed b. Mâ‘mer b. İmrân el-İmrânî el-Kesbevî (v. 513/1119)

- Ebû Ali el-Hasan b. Ebî Ali b. el-Hüseyn el-Havsetî (v. 518/1124)

- Ebû Yâ‘kûp Yûsuf b. Mansûr b. İbrâhîm b. el-Fazl b. Muhammed b. Şâkir b. Nûh b. Seyyâr es-Seyyârî

- Ebu’l-Hasan Ali b. Hasan b. Ali b. Muhammed b. Affân b. Ali b. el-Fazl b. Zekeriyyâ b. Osman b. Affân b. Halid b. Zeyd b. Küleyb el-Mâturîdî (v. 511/1117)

- Ebu’l-Fezâil Abdulkâdir b. Abdülhâlik b. Abdirrahmân b. Kâsım b. el-Fazl en-Nevkadî (v. 527/1132)

- El-Hasan b. Abdilmelik el-Kâdî - Mehdî b. Muhammed el-Alevî - Abdullah Ali b. İsâ en-Nesefî

Hoca silsilesi ve talebelerinden kendisini takip eden bir silsile ise şöyledir:70

Ebû Hanîfe (ö. 150/767). → İmâm Muhammed (ö. 189/805)

→ Ebû Süleyman el-Cûzcânî (ö. 200/815’ten sonra) → Ebû Bekir el-Cûzcânî (ö. III/IX. yy.)

(35)

→ Ebû Mansûr el-Mâturîdî (ö. 333/944)

→ İsmail b. Abdussâdık el-Beyârî (ö. 494/1100) → Abdülkerim el-Pezdevî (ö. 390/999)]71

→ Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî (ö. 493/1100)

→ Necmeddin Ömer en-Nesefî (ö. 537/1142) → Ebü’l-Hasen Burhânüddîn Alî b. Ebî Bekr el-Fergânî el-Mergînânî (ö. 593/1197)

→ Şemsüleimme Muhammed b. Abdüssettar el-Kerderî (ö. 642/1244)

→ Amcası Fahreddin Muhammed el-Mâymergî ve Hâfizuddin el-Kebîr Muhammed b. Nasr el-Buhârî (ö. 673/1274)

→Alâüddin Abdülazîz el-Buhârî (ö. 730/1330)

Ebû Hafs en-Nesefî’nin fıkıh okuduğu bir diğer Semerkand ilim silsilesi şöyledir: Ebû Hanîfe (ö. 150/767).72 → İmâm Muhammed (ö. 189/805) → Nusayr b. Yahyâ (ö. 268/881)73 → Ebü’l-Kâsım es-Saffâr (ö. 326/938) 71

İlgili yerde isnad zikredilirken bu iki kişi atlanmıştır. Ancak isnadın geçtiği diğer yerlerde tam olarak verilmektedir. Buraya tarafımızdan ilave edilmiştir. Mesela bkz. Ketâib, vr. 249ᵇ). Tablo ve ayrıntılı bilgi için bkz. Şimşek, age, s. 87-88.

72 Kefevî, age., vr. 296ª.

73 Kefevî burada Nusayr b. Yahyâ’yı doğrudan İmâm Muhammed’den ders almış gibi kaydetmiştir.

Ancak diğer silsilelerde onunla İmâm Muhammed arasında bir kişinin daha zikredildiği görülür. Nusayr b. Yahyâ’nın İmâm Muhammed’den doğrudan ders aldığı sabit değildir. Diğer silsilelerde ikisi arasında bazen Muhammed b. Semâa’nın, bazen de Ebû Süleyman el-Cûzcânî’nin yer aldığı görülür.

(36)

→ Ebû Ca‘fer el-Hindüvânî (ö. 362/973) → Ebû İshâk en-Nevkadî (ö. 434/1042) → Ebû Yâkûb es-Seyyârî

→ Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî (ö. 493/1100)

→ Necmeddin Ömer en-Nesefî (ö. 537/1142) → Muhammed b. el-Hasan b. Muhammed ed-Dıhkân el-Kâsânî

→ Şemseddin Muhammed (Ahmed) b. Abdülkerîm et-Türkistânî

→ Ebü’r-Recâ Necmüddîn Muhtâr b. Mahmûd b. Muhammed ez-Zâhidî el-Gazmînî (ö. 658/1260)

Razıyyüddîn Ebü’l-Muzaffer Muhammed b. İbrahim el-Burhânî

d. Talebeleri

Daha önce zikredildiği gibi pek çok âlimden ders alıp İslâmî ilimlerin yanında başka ilimlerde de kendini gösteren Ebû Hafs en-Nesefî sayısız öğrenci yetiştirmiştir. Yetiştirdiği öğrencilerden en dikkat çekeni Hidâye sahibi Burhaneddin el-Mergînânîdir. Kendisinden ders alan bazı öğrencileri şunlardır:74

- Burhânüddîn Ebu’l-Hasan, Ali b. Ebî Bekr b. Abdilcelîl Ferğânî el-Merğinânî (v. 593/1197)

- Şerefüddîn Ebû Hafs Ömer Muhammed b. Ömer b. Muhammed b. Ahmed el-Akîlî el-Enşârî el-Buhârî (v. 576/1180)

- Ebu’l-Leys Ahmed b. Ömer b. Muhammed b. Ahmed b. İsmaîl b. Ali b. Lokman es-Semerkandî (v. 552/1157)

- Ahmed b. Muhammed Muvaffakuddîn Kuraşî Adevî, el-Havârezmî (v. 568/1172)

74 Kureşî, age, II, 660; Kefevî, age, vr. 177a; Kavakçı, age, s. 90, Özel, age, s. 67; Aslantürk, age, s.

(37)

- Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. Abdilaziz el-Belhî ez-Zahîr (v. 553/1158) - Ebü’l-Hasan Muhammed b. Hasan b. el-Hüseyn b. Muhammed b. İshak b. Manşûr b. Abdillah b. Nuh b. Manşûr el-Manşurî es-Semerkandî (v. 582/1186)

- Ahmed b. Musâ b. İsâ b. Me’mun el-Keşnî (v. 550/1155)

- Ebu Abdillah Muhammed b. el-Hasan, Burhânuddîn el-Kâsânî (v. ?) - Muhammed b. İbrâhîm et-Türbüştî

- Muvaffakuddin Ahmed b. Muhammed el-Hârizmî - Ebû Bekir Ahmed b. Ali el-Belhî ez-Zahîr

- Ebü’l-Fadl Muhammed b. Abdulcelil es-Semerkandî

- Ebu Hafs Nesefî’nin kendi oğlu Ebü’l-Leys Ahmed b. Ömer en-Nesefî.

İlim için çok sayıda yolculuk yaptığı anlaşılan Ebû Hafs en-Nesefî, Bağdat’a da gelmiş ve orada ders vermiştir. Tatvîlü’l-asfâr li tahsîli’l-ahbâr, adlı eserini okutmuş, birçok kişide ondan aldıkları bu bilgileri rivayet etmişlerdir.75

Sem‘âni, Ebû Hafs en-Nesefî’nin kendisine “benden duyduğun ve gördüğün her şey için sana icazet verdim dediğini” söylemiştir.76

Mekke’ye de giden Ebû Hafs en-Nesefî, orada Zemahşerî’yi ziyaret etmiş ve kendisiyle karşılaştığında gayri munsarıf bir isim olan “Ömer”den dolayı latifeleşip hoş bir gramer tartışması yapmışlardır.77

e. Vefatı

Ebû Hafs Nesefî’nin vefatını tabakat kitapları genelde 12 Cemâziyelevvel 537/3 Aralık 1142 şeklinde belirtilmektedirler.78

Fakat farklı tarihleri zikreden

75 İbnü’l-İmâd, age, VI, 189; Kavakçı, age, s. 90; Aslantürk, “agm”, DİA, XXXII, 571. 76 Kureşî, age, II, 659; Kavakçı, age, s. 90.

77

Kureşî, age, II, 658; Leknevi, age, s. 244.

Olayın şu şekilde cereyan ettiği nakledilmektedir: Ebû Hafs en-Nesefi, Mekke’ye gittiği zaman Zemahşerî’yi ziyaret etmek için evine gidip kapısını çalar içeri girmeye izin ister ve aralarında şu konuşma gerçekleşir:

Zemahşerî: Kimsiniz? Nesefî: Ömer.

Zemahşerî: Munsarıf ol! (buradan git!)

Nesefî: Ömer gayri munsarıftır (munsarıf olmaz.) Zemahşerî: Nekre olduğu zaman munsarıf olur.

(38)

müellifler de vardır.79

Nesefî’nin vefat yerinin Semerkant olduğu konusunda farklı görüş beyan eden olmamıştır.

2. Eserleri80

Ömrünü ilim yolunda geçiren Ebû Hafs en-Nesefî, imam, fâzıl, usülcü, mütekellim, müfessir, muhaddis, fakih, hâfız, nahivci, lügatçı, zeki, fetanetli, şeyh, iki usulü kendisinde toplayan, müfti’s-sekâleyn vb. birçok övgüyü ve unvanı haketmiş bir âlimdir.81

Kıraat, tefsir, hadis, fıkıh, akaid, dil, şiir, edebiyat, tarih vb. geniş bir alanda ilmi faaliyette bulunan Nesefî 100’e yakın eser yazmıştır. Yazdığı eserlerden bazısı şöyle kaydedilmiştir.

a. Fıkıh İlmine Dair Eserleri

a.1. Manzumetü’l-hilâfiyyât, Mu‘tekid Manzumetün fi’l-Hilâf”,

“el-Manzumetü fi’l-hilâfiyyât”

Mevcut bilgilere göre fıkıh tarihinde ilk manzum eser diyebileceğimiz bu çalışma hilâfiyyata dairdir. On bölümden oluşmaktadır. İlk sekiz bölüm Hanefî mezhebi imamlarının kendi aralarındaki ihtilaflarla ilgili, son iki bölüm de Hanefîler ile Şafiîler ve Malikîlerle ilgili görüş ayrılıklarını konu edinmiştir.82

İçeriği ile ilgili bilgiler el-Manzûme’nin şerhi el-Musaffa incelenirken ele alınacaktır.

Hilâfiyyâta ait çalışmaların da ilklerinden sayabileceğimiz el-Manzume kaynaklarda, el-Manzume fi’l-hilafiyyât, Manzûme fi’l-hilâf, Manzûmetü’l-hilâfiyyât, Manzûmetü’n-Nesefî fî’l-hilâf, Nazmül-hilafiyyât ve el-Mü‘tekad fî’l-hilâf gibi farklı isimlerle kayıtlıdır.83

78 Kureşî, age, II, 658; İbn Kutluboğa, age, s. 220; İbnü’l-İmâd, VI, 189; Kefevî, age, vr. 177a-b;

Leknevi, age, s. 244; Özel, age, s. 67.

79

bkz. Kavakçı, age, s. 91.

80 Biz eserleri verirken Ayşe Hümeyra Aslantürkü’n doktora çalışmasındaki tertibini gözeterek yazdık. 81 Kefevî, age, vr. 176a; Leknevi, age, 243.

82 Şimşek, Murat, “el-Manzûme fî’l-hilâfiyyât”, tanıtım yazısı, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi,

2011, sy. 17, s. 553-556; Koca Ferhat, “el-Manzûmetü’n-Nesefîyye”, DİA, Ankara 2003, XXVIII, 34; Aslantürk, “agm”, DİA, 572.

83 Ebû Hafs en-Nesefî, el-Manzûme fî’l-hilâfiyyat (thk. Hasan Özer), Beyrut 1431/2010, s. 11; Koca,

Referanslar

Benzer Belgeler

c- Gelenekselci Ekol’ün temel itibariyle tüm geleneklerin hem metafizik yönden insanlara hakikat yolunda mânevî olarak kanat gerdiği düşüncesi hem de aynı zamanda

In this essay, the viewpoint of Orwell in “Shooting an Elephant” will be compared to the other viewpoints on the same subject of Achebe’s “Things Fall Apart” and Forster’s

Yazın yaşanan mortgage krizinin etkilerini üzerinden atamayan Citigroup, 2007 y ılında toplam 18 milyar dolar zarar etti.. Banka böylece 196 yıllık tarihinin en kötü

gördürülmesinde hizmet, (a)kamu idaresi tarafından doğrudan doğruya görülebilir (b) hizmetten sorumlu kamu idaresinin kurduğu diğer kamu tüzel kişisi

Kardavî, maslahatın çok önemli bir delil olmakla beraber bunun sınırları ve şartları olduğunu söylemiş, günümüzde söz konusu olan bazı maslahat anlayışlarının kabul

Bu risalede Keskin Ahmed Efendi berzah âleminin halleri hakkında bazı önemli meseleler, kabir sorgusu, ruhların karşılaşması, bedenlerin yok olması, musibetlere

Kaynak olarak kullanılan müellifin eserleri başta olmak üzere, onun, okuduğu eserlerini listelemiş olduğu Hasrü’ş-şârid, Ebu Hanîfe’nin Müsnedi üzerine kaleme almış

İÇİNDEKİLER ... İİ KISALTMALAR ... Timurtâşî’nin Hayatı Ve Eserleri ... BÖLÜM: TAHRÎCÜ’L-FÜRÛ’ LİTERATÜRÜ VE EL-VÜSÛL’ÜN TAHRÎCÜ’L-FÜRÛ