• Sonuç bulunamadı

İlginç Yayın Özetleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İlginç Yayın Özetleri"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

İLGİNÇ YAYIN ÖZETLERİ

The American Journal of Clinical Nutrition

Vol 68,1998.

1. Owen OE, Smalley Kj, D, Alessio DA, et al. Protein, fat and carbohydrate requirements du- ring starvation p, 12.

2. Ramscy jj,C o lm a n R j,S w ic k A G ,K e m n itz JW. Energy expenditure, body composition and glu- cose metabolism in lean and obese rhesus mon- key treated with ephedrin and caffeine p, 42.

3. Grimsqaard S, Bonaa KH, Hansen J-B, and Myhre ESP. Effects of highly purified eicosa- pentaenoic and docosa hexaenoic acid on he- modynamics in humans p, 52.

4. Mirihane AM and Fainweather-Tait SJ. Efect of calcium supplementation on daily non-heme- iron absorption and long-term iron status p, 96.

5. Humphrey jh, Aguestina T, Juliana A, et al. Ne- onatal Vitamin A supplementation: Effect on de- velopment and grovvth at 3 year age p, 109.

6. Jeppesen PB, Hey C-E, and Mortensen PB. Es- sential fatty acid defficiency in patients rece- iving home parenteral nutrition p , l 26.

7. Zock PL and Katan MB. Linoloic acid intake and cancer risk: a review and meta-analysis p, 142.

8. Santos MB. Gaziano jM , Leka LS, et al. B-caro- tene-induced enhancement of natural killer celi activity in elderely men p,164.

9. Collins J. Myatt M, and Golden B. Dietary treat­ ment of severe malnutrition in adults p, 193.

10. Devine A, Rosen C, Mohan S, et al. Effect of zinc and other nutritional factors on insulin-like grovvth factor and insulin like grovvth factor bin- ding proteins in postmenopausal women p, 200.

11. Naslund E, Gutriok M, Naslund E, Gutriak M, Skogar S, et al. Glucagon-like peptid I increases the period o f postprandial satiety and slows gast- ric emptying in obese men p, 525.

12. Aspartame: N e u ro p s y c h o lo g ic and n eu ro p h y si- ologic evaluation o f acut and ch ro n ic effects p, 531.

13. Farrell BJ. E n ric h m e n t o f hen e g g s vvith n-3 long-chain fatty acids and e v a lu a tio n o f e n ric h e d eggs in hu m a n s p, 538.

14. Baum JA , T en g H, E rd m a n J W , et al. L o n g - te r m intake o f soy protein im p ro v e s blo o d lipid profi- les and increases m o n o n u c le a r celi lovvdensity lipoprotein rece p to r m e s s e n g e r R N A in h y p erc- holesterolemic p o s tm e n o p a u s a l w o m e n p, 545.

15. 15-Roche H M ^ a m p l a s A , K n a p p e r J M E et al. Effect o f long-term olive oil dietary intervention on postprandial triacylglycerol and facto r VII metabolism p, 552.

16. Djousse L, Ellison R C , Z h a n g Y , et al. R elation betvveen dietary fiber c o n s u m p tio n and fibrino- gen and pla sm in o g e n ac tiv a to r inhibitor type 1 p, 568.

17. Visser M , L anglois J, G u ra ln ik J M , et al. H igh body fatness but not low fat-free m a ss predicts disability in older m en and w o m e n p, 584.

18. Hoock U S , C hesters J G , V o lle n d o r f N M , et al. Increasing am o u n t o f dietary lib e r p r o v id e d by foods norm alizes p h y sio lo g ic re sp o n se ol the large bovvel vvithout altering c a lc iu m b a la n c e or fecal steroid excretion p, 615.

19. M ayne ST. Redlich C A and G ü lle n M R . D ietary Vitamin A and p rev ale n ce o f b ro n c h ia l m e tap la - sia in asb esto s-ex p o sed vvorkers p, 63 0 .

20. D w yer JH , D w y e r K M , S c r ib n e r R A , et al. D i­ etary calcium , ca lciu m s u p p le m e n ta tio n and b lo ­ od pressure in A frican A m e r ic a n a d o le s c e n ts p, 648.

21. Fernald LC and G r a n t h a m - M c G r e g o r S M . Stress response in sc h o o l-a g e c h ild re n w h o had been grovvth retarded since early c h ild h o o d p, 691.

(2)

22. G rinspoon S, C orcoran C, Miller K, et al. Deter- minants o f increased energy expenditure in HIV- ınfected w o m en p, 720.

23. Kritchevsky SB , Teli G S, Shimakaw T, et al. Provitaınin A carotenoid intake and carotid ar- tery plaques p, 726.

24. Judd JT , B aer DJ, C levidence B A , et al. Effects o f m argarine co m p are d with those o f butter on blood lipid profiles related to cardiovascular di- sease risk factors in norm olipidem ic adults fed controlled diets p, 768

25. Parks EJ, G e rm a n JB , Davis PA, et al. Reduced oxidative susceptibility o f L D L from patients participating in an intensive atherosclerosis tre- atm ent p ro g ra m p,778.

26. K eim N L , stern JS , and Havel PJ. relation betwe- en circulating leptin concentrations and appetite d uring a p ro lo n g ed m oderate energy defıcit in w om eıı p, 794.

27. Je n se n M B , K issm e y e r-N ie lse n P, and Laurberg S. P e rio p e ra tiv e g ro w th ho rm o n e treatment inc- reases nitrogen an fluid balance and results in sh o rt-term and lo n g -term concervation of lean tissue m ass p, 840.

1. Açlık Sırasında Protein, Yağ ve Karbon­

hidrat Gereksinmeleri

Bu ç a lış m a d a 5 şiş m a n birey 21 gün aç bırakılarak azot d e n g e s i, kan m e ta b o litle ri, h o rm o n konsantras­ y o n la rı, enerji h a rc a m a sı ve beden bileşim indeki d e­ ğ iş m e le r ö lç ü lm ü ş t ü r. D e n e y in 19 ile 21 günlerinde b e d e n d e n g lu ta m in in çıkışını sa ğ lam a k aynı z a m a n ­ da enerji g e r e k s i n m e s i a m o n y a k o lu şu m u , üre oluşu­ m u , g lik o n e o g e n e z is ve k eto g en esizi belirtmek için b irey le re f e n ila se ta t u y g u la n m ıştır. Bireyler deney s ü re sin c e b e d e n y a ğ ı n a p a ra le l, yağsız kütleyi de yi­ tirm işlerd ir. D i n l e n m e enerji m etabolizm ası d ü şm e ­ sine k arşın b e d e n k ü tle sin in birimi başına enerji ge­ r e k s in m e s i d e ğ i ş m e m iş ti r . İd rarla azot atımı sürekli a m in o asit o k s id a s y o n u y an sıtm ıştır. Fenilasetat uy ­ g u la m a s ı k an g l u ta m in k o n s a n tra s y o n u n u düşürm üş, p la z m a e p in e fr in i y ü k s e ltm i ş , idrarla azot kaybını arttırm ıştır. B u n a k arşın idrarla üre, am o n y a k , ürat k reatinin ve k e to n c is im le rin atimi değişm em iştir. B ö y le c e a m i n o asit o k sid asy o n ııııu n ne kadar önemli o ld u ğ u g ö s te r ilm iş tir . U z u n süre açlıkta enerji gerek­ s in m e s in in % 7 's i a m i n o asitlerin o k sid a sy o n u n d an , kalanı y a ğ la rın y ı k ı m ı n d a n sağlanm ıştır. Hepatik ve renal g l i k o n e o g e n e z i s b a s k ıla n m a m ış tır. Kan gluta­ min kan ve azot ta ş ın m a s ı aracı işlevini görm üştür.

Glukoneogenesize gliserolün katkısı diğer tüm am i­ no asitlere eşdeğerdir. Beden ağırlığının kg ı başına okside olan en düşük amino asit miktarı 0.27±0.08 g, yağ miktarı 1.53±0.21 g olarak hesaplanmıştır. Y ağ­ sız kütle başına bu değerler günlük amino asit için 0.52±0.10 g, yağ için 2.98±0.15 g ’dır. Buna göre el­ zem olan 0.34±0.14 g glukoz/kg beden ağırlığı sen- tezleyebilmek için yukarıdaki miktarlarda ön öğelere gerek bulunmaktadır. Açlığın 18-21 günlerinde lak- tat, pürivat, amino asitler, gliserol karaciğer ve böb­ rekten salınarak, beyin ve diğer dokularda glukoz sentezi gerçekleşmektedir. Açlık sırasında en az glu­ koz alımı renal glikoneogenezisi, ketogenesizi ve aminogenesizi engeller. Aynı zamanda amonyak, asetil ve (3-OHB’nin idrarla atımını ve hepatik üre oluşumunu azaltır. Açlıkta karaciğer glikojeni bir gün ve belki biraz daha uzun beyin glukoz gereksin­ mesini karşılar. Süre uzadıkça kaslardan gelen amino asitlerin ve yağın karaciğerde glikoneogenesizi ile glukoz oluşur. Buna paralel keton cisimler üretilir. Bunların kanda ve beyin sıvısında yükselmesiyle be­ yin glukoz yerine bunları kullanmaya başlar ve böy­ lece kas proteininin yıkımı azalır. Sonuçta normal ağırlıktaki birey 2 ile 2.5 ay, şişman birey daha uzun süre ve hatta bir yıl açlık durumunda yaşamını sürdü­ rebilir. Terleme engellenirse günlük üretilen yaklaşık 250 mİ su en az gereksinmeyi karşılayabilir. Birey beden proteinin glikoneogenesizle dördde birini yi­ tirmesine karşın yaşamını sürdürebiliyor. Açlıkta sü­ rekli azot kaybı enerji gereksinmesinin karşılanması içindir. Aç bireylere 7.5 g karbonhidrat verilmesi id­ rarla azot kaybını yarıya indirir. Açlık ve hastalık gi­ bi durumlarda kas proteininin yıkımını önlemek için asgari miktarda karbonhidrat alımı gereklidir.

2. Ephedrin ve Kafein Verilen ince ve Şişman

Maymunlarda Enerji Harcaması, Beden Bi­

leşimi ve Glukoz Metabolizması

Ephedrin ve kafein uygulamasının enerji harcaması­ nı arttırarak ve besin alimim azaltarak ağırlık kaybı­ na neden olduğu ileri sürülmüştür. Bu çalışmada ön­ ce (beden yağ oranı %4-9) ve şişman (beden yağ ora­ nı % 13-44) maymunlar 8-haftalık ilaç, 7-haftalık kontrol ve 7 haftalık plasebo dönemlerinde incelen­ miştir. İlaç döneminde maymunlara 6 mg ephedrin ve 50 mg kafein günlük 3 kez olarak verilmiştir. Her dönemin sonunda, glukoz tolerans testi uygulanmış, enerji harcaması ve beden bileşimi ölçülmüştür. Ep­ hedrin ve kafein alımı şişman maymunlarda ağırlık kaybıyla sonuçlanmıştır. Kayıp beden yağında %19 azalmaya eşittir, ince maymunlarda da benzer yağ azalması gözlenmiştir. İlaç alımı ile yalnız şişman m aym unlarda besin alımı azalmıştır. İlaç verilen dö­

(3)

nem de gece enerji harcamasında şişmanlarda %21, incelerde % 24 artış olmuştur. Günlük enerji harca­ ması da ilaç verilen dönem de artmıştır. İlaç alımı glukoz metabolizmasını etkilememiş, her iki grupta plazm a leptin düzeyi düşmüştür. Ephedrin ve kafein aliminin enerji harcamasını artırarak ve şişmanlarda besin alimim azaltarak ağırlık kaybını arttırdığı sonu­ cuna varılıştır. Zayıflama diyetlerinde su yerine şe­ kersiz çay içiminin etkileri araştırılabilir. Böylece tek başına kafeinin zayıflamaya etkisi hakkında bilgi edinilebilir.

3. S aflaştırılm ış E ikozapentoenoid Asit

(EPA) ve Dokozahekzaenoik Asit (DHA) in

İnsanlarda Hemodinamiğe Etkisi

Çiftkör, paralel dizayn şeklinde yapılan bu çalışmada yaşları 36-56 yıl arasında değişen erkeklerde 4 g saf DHA veya EPA veya mısır özü yağı (kontrol) verile­ rek kan basıncı, kalp hızı ve kardiyak mekaniği ölçül­ müştür. Başlangıçta ortalama kan basıncı 122/77 mm Hg bulunmuş ve kan basıncı ile serum fosfolipitlerin doymuş yağ asitlerinin konsentrasyonu arasında doğ­ ru korelasyon görülmüştür. Deney süresince kan ba­ sıncı değişmemiştir. Başlangıçta kalp hızı 63.4 vu­ ruş/dakika iken kontrole göre DHA alınan dönemde 2.2 vuruş/dakika, EPA alımında 1.9 vuruş/dakika art­ mıştır. Kontrol grubunda değişme olmamıştır. Kalp hızındaki değişme serum fosfolipitlerin DHA kon­ sentrasyonu ile ilintili bulunmuştur. Ekokardiografı sonuçları sol ventriküler diastolik dolumun DHA ve EPA alanlarda mısırözü yağı alanlardan daha iyi ol­ duğunu göstermiştir. Aksine plazma doymuş yağ asit­ lerinin artışı diastolik dolumun gecikmesiyle ilintili bulunmuştur. EPA ve D H A ’nın kalp hızını ve plazma fosfolipitlerin yağ asidi içeriğinin kardiak mekaniğini etkilediği sonucuna varılmıştır. Balık yağının kalp koruyucu etkinliği olabileceği belirtilmiştir.

4. Kalsiyum Eklemesinin Günlük Hem O l­

mayan Demir Emilimi ve Uzun Dönem D e­

mir Statüsüne Etkisi

Bu çalışmada günlük 1200 mg kalsiyum eklemenin kısa dönemde hem olmayan demir emilimine etkisi dayanıklı izotop tekniğiyle ölçülmüştür. Düşük kalsi­ yum (320 mg) ve orta üstü dem ir içeren (15 mg) di­ yetten hem olmayan demirin emilimi % 15.8+2.1 ola­ rak bulunmuştur. Yemeğe 400 mg kalsiyum eklendi­ ğinde Fe emilim oranı % 4 .7 ± 1 .4 e düşmüştür. Çalış­ mada günlük 1200 mg Ca içeren diyetin bedenin de­ mir durumuna etkisi 6 ay süre ile incelenmiştir. Uzun süre Ca eklemesi plazma ferritin konsantrasyonunu etkilememiştir. Kalsiyumun dem ir üzerindeki akut

ve kronik etkisindeki farklılık şöyle açıklanm ıştır. Tek yem eğe Ca eklendiğinde Fe em ilim i e n g e lle n ­ mekte, buna karşı ince b arsaklarda gelişen u y u m m e ­ kanizması demirin daha elverişli kullanım ını s a ğ la ­ maktadır. Y em ekte fazla m iktarda b u lu n a n k a lsiy u m hem olmayan dem ir kadar h em d em irin in e m ilim oranını da düşürm ektedir. Bu n ed en le d e m ir g e r e k ­ sinmesi yüksek olan d o ğ u rg an lık d ö n em i kadınların esas yemeklerle birlikte ek k alsiy u m a lm a m a la r ı, ek kalsiyum gerekiyorsa bunu yatarken alm aları ö n e r il­ miştir. Süt-yoğurt-kalsiyum içeriği y ü k se k b e s in le r ­ dir. D em ir gereksinm esi y üksek olan gru p ların süt ve yoğurdu öğün aralarında tüketm eleri önerilebilir.

5. Y enidoğana V itam in A E k lem esi: İlk 3 Y ıl­

daki Büyüm e ve G elişim e Etkisi

Araştırıcıların daha önceki ç a lış m a la rın d a y e n id o ğ a n bebeğe 52 m ikrom ol V ita m in A v e rilm esin in ilk 4 ayda mortaliteyi % 64, pin o m o n iy i % 5 0 d ü ş ü r m ü ş tü r . Bu düzeyde A vitamini e k le m e sin in yan etkisi % 3 ’ü geçmemiştir. Bu ça lışm a d a y e n id o ğ a n a A vitam ini eklemesinin 3 yaşa değin b ü y ü m e ve g e lişm e d e k i e t ­ kisi incelenmiştir. A vitamini a lım ın d a n sonra y u m u ­ şak fontanele sahip 91 ve norm al olan 4 3 2 ç o c u k A vitamini ve plasebo alışlarına göre B ayles B e b e k ve Gelişim Skalasına göre d eğ e rle n d irilm iştir. V ita m in A eklenmesi gelişim puanlarını o lu m lu etk ilem iştir. Y enidoğana vitamin A e k le n m e s in in o lu m s u z etkisi olmadığı, bebeklik yaşın d a m o rb id ite ve m ortaliteyi düşürdüğü ve kolaylıkla u y g u la n a b ile c e ğ i s o n u c u n a varılmıştır.

6

. E vd e P a r e n te r a l B e s l e n m e U y g u l a n a n

Hastalarda Elzem Y a ğ A sidi Y etersizliği

Evde parenteral b e sle n m e u y g u la n a n hastaların p la z ­ ma yağ asitleri profili gaz-sıvı k r o m o to g ra lıs ıy le ö l­ çülmüştür. Y ağ asitlerinin to p lam yağ asidine oranı kontrol ve hastalarda sırasıyla şöyle b u lu n m u ş tu r : 18:2 n-6 %22.8 ve % 11.4; 18:3 n -3, % 0 .2 ve %0.1 dir. İnce barsağın kısalm ası e lz e m yağ asidi y e te rs iz ­ liğinden birinci derecede s o ru m lu d u r. İnce barsağı 200 cm den uzunu kalan h a s ta la rd a intralipid alımı yağ asidi propi 1 ini fazla e t k ile m e z k e n , 100 c m den kısa ince barsağı kalan h astala rd a intralipid alımı n-6 yağ asidinin k o n sa n tra sy o n u n u a rttırm ış, fakat k o n t­ rol düzeyine çık ara m am ıştır, n-3 yağ asitlerinde de değişme olm am ıştır. H a sta la rd a e lz e m y ağ asidi y e ­ tersizliğinin belirtisi olan deri lezyonları g ö r ü l m ü ş ­ tür. % 2 0 ’lik intralipidin h a fta d a 5 00 mİ u y g u la n m a sı n-3 yağ asidi k o n se n tra sy o n u n u kontrol d ü ze y in e yükseltmiştir.

(4)

7. Linoleik Asit Alımı ve Kanser Riski: Bir

D erlem e ve M eta Analizi

Uzun süre çok miktarda linoleik asit aliminin kanser riskini arttırdığı ileri sürülmüştür. Bu çalışmada lino­ leik asit ve kanser riski ilintisine ait epidemiyolojik çalışm alar derlenm iş metaanalizi yapılmış, Olgu- kontrol ve ileriye d ö n ü k kohort çalışması ile konu aydınlatılm aya çalışılmıştır. Lineleik asit yada çoklu d o y m a m ış yağ asidinin çok ya da az tüketimi ile kan­ ser riskinin arttığ ın a ilişkin istatistiksel yönden önemli veri bulunam am ıştır. Olgu-kontrol çalışmala­ rına göre göreceli risk m em e kanseri için 0.84, ko- lon-rektum kanseri için 0.92, prostat kanseri için

1.27 bu lu n m u ştu r. İleriye dönük kohort çalışmasında bu d eğ e rle r sırasıyla 1.05, 0.92 ve 0.83 dür. T oplum ­ lararası ekolojik karşılaştırm ada kanser hızı ile birey başına tüketilen d o y m u ş ya da hayvansal yağ arasın­ da p o zitif ilişki gözlenm iştir. Bitkisel yağ ya da çok­ lu d o y m a m ış yağla kanser hızı arasındaki pozitif iliş­ kinin önem liliği d a h a düşüktür. K onunun arter hasta­ lığından dolayı u zu n c a süre çoklu doym am ış yağ tü­ ketenlerde bir ç a lışm a dışında kanser hızının arttığı g ö z le n m e m iştir. D eney hayvanları üzerindeki çalış­ m a lard a linoleik asit alim inin yapay oluşturulan tü­ m örün gelişim ini hızlandırdığı bulunm uş fakat bu et­ ki sınırlı kalm ıştır. Ç o k m iktarda linoleik asit alimi­ nin, k a n s e r riskini h a fif d ü ze y d e arttırdığı, fakat b u ­ nun ileri sü rü ld ü ğ ü kad a r güçlü olmadığı sonucuna varılm ıştır. H er olasılık d ü şü n ü le re k diyette görünür yağ olarak tek başın a linoleik asitten zengin bitkisel yağ alımı y e rin e , bitkisel yağın bir kısmı yerine ole­ ik asitten zengin zeytin veya konala yağının kullanı­ m ının d a h a d o ğ ru olacağı söylenebilir.

8

. Yaşlı E r k e k le r d e (3-Korotenle Yükseltilmiş

D oğal Ö ld ü r ü c ü H ü cre Aktivitesi

D a h a ö nceki ç a lış m a la r d a plasebo ile karşılaştırıldı­ ğ ın d a P -k a ro te n alan yaşlı bireylerde doğal öldürücü h ü cre ( N K ) ak tiv ite sin in arttığı gözlenm iştir. Bu ça­ lış m a d a (3-karotenin bu e tk isin in m ek an izm asın ı a ç ık la m a k için N K h ü crele rin in m ekanizm asını açık­ lam ak için N K h ü c re le rin in salim inim arttırdığı sto- k in le r (in te rfe ro n alfa, interferon s a m ın a ve interle-w ukin 12 d u r u m u o r ta la m a yaş 73 yıl olan ve 12 yıldır g ü n a şırı 50 m g ek (3-karoten olan erkeklerde rando- m iz e e d i lm iş , p la s e b o kontrollü ve çift kör sistemi ile ara ştırılm ış tır. P -k a ro te in alan g rubun plazm a P-ka- roten d ü z e y i p la s e b o a la n la rd a n yüksek bulunm uştur. A y n ı şe k ild e P -k a ro te n ala n la rd a NK hücre aktivite­ si p la s e b o a la n la rd a n ö n e m li şekilde yüksektir. NK h ü c re le ri ( C D 16+ C D 5 6 + ) yiizdeleri P-karoten ve p la s e b o a la n la r d a farklı b u lu n m a m ış tır. Interlekün

12, interferon alfa veya interferon gammanın kültürü yapılmış periferi kan mononükler hücreler tarafından üretimi p-karoten alımından etkilenmemiştir. P-karo- ten alımı ile NK hücre aktivitesindeki artışın stokin- lerle ilintili olmadığı sonucuna varılmıştır. P-karote- inin NK aktivitesindeki etkisinin mekanizmasının di­ ğer araştırmalarla belirlenmesi gerektiği bildirilmiş­ tir.

9. Yetişkenlerde Ağır Malnutrisyonun Diyet

Tedavisi

Bu çalışmada kıtlıktan dolayı ağır malnutrisyonlu y e­ tişkin bireylerin tedavisinde düşük (enerjinin % 8 .5 ’i protein) ve yüksek (enerjinin % 16.4'ü protein)prote- inli diyetin etkinliği karşılaştırm ıştır. Ödemi olan malnutrisyonlularda düşük proteinli diyetle ölüm sıklığı.azaltılmış, iyişleşme daha hızlı olmuştur. Ma- rasmik tipteki malnütrisyonlularda iki diyetin etkinli­ ği arasında fark gözlenmemiştir, düşük protein diye­ tin maliyeti de daha düşük olduğundan özellikle öde­ mi olan malnütrisyonluların tedavisinde kullanılma­ sının uygun olacağı soncuna varılmıştır.

10. Menopoz Sonrası kadınlarda Çinko ve

Diğer Beslenme Faktörlerinin İnsülin-Benze-

ri Büyüme Faktörü ve İnsülin-Benzeri Büyü­

me Faktörü Bağlayan Proteinlere Etkisi

İnsülin-Benzeri Büyüme Faktörü I (IGF-I) kemik ya­ pımı ve protein metabolizmasında düzenleyici etki gösterir. Besin alım düzeyi dolaşımdaki IGF-I in dü­ zeyini etkiler. Bu çalışmada menopoz sonrası kadın­ ların besin tüketimleri saptanarak IGF-I ile ilintisi in­ celenmiştir. Besin öğeleri alımı başlangıçta ve 2 yıl izlem sonunda IGF-I konsantrasyonu ile korelasyon göstermiştir. Özellikle protein ve çinko alımı ile ko­ relasyon önemli bulunmuştur. Yaş, ağırlık ve diğer besin öğelerine göre uyarlama yapıldığında IGF-I konsentrasyonuna çinko aliminin etkili olduğu görül­ müştür. Menapoz sonrası kadınlarda düşük çinko ali­ minin düşük IGF-I konsantrasyonu ile ilintili olduğu ve çinkonun proteinden bağımsız etkili olduğu sonu­ cuna varılmıştır.

1 1

. Glukagon-Benzeri Peptid-I Şişman E r­

keklerde Yemek Sonrası Tokluk Süresini

Arttırır ve Midenin Boşalmasını Geciktirir

Glukagon-benzeri peptid I (GLP-I) sindirim aygıtın­ dan besin alımından sonra dolaşıma salgılanır. GLP- I nin insanda gastrointestinal motilitiyi engellediği bildirilmiştir, deney hayvanlarında serebral yolla ve­ rilen GLP-I besin alimim azaltmıştır. Şişman birey­ lerde karışık yemeğe karşı plazma GLP-I düzeyinde

(5)

artış olmuştur. Bu çalışmada 6 şişman erkeğe test ye­ meğinin başlangıcında G L P-I veya tuzlu su enjekte edilerek besin alımı ve tokluk durumu incelenmiştir. GLP-I enjeksiyonu açlık duyma süresinin, yem eğe

isteğinin ve yemekten sonra tekrar yeme isteğinin sü­ resinin uzamasıyla sonuçlanmıştır. GLP-I alımı ile

midenin boşalması yavaşlamış, yemek sonrası kan glukoz düzeyi düşmüş; tüketilen enerji miktarı, yeme hızı, plazma insulin, glikagon ve C-peptid düzeyleri ise değişmemiştir, dışardan verilen GL-P-I in açlık ve toklu duymayı etkilediği, fakat yemeyi bırakma ve toplam besin alimini etkilemediği sonucuna varıl­ mıştır.

12. Aspartam: Akut ve Kronik Etkilerinin

Psikolojik ve Fizyolojik Değerlendirilmesi

Aspartam 100 den fazla ülkede kullanımı onaylanan bir yapay tatlandırıcıdır. Bu çalışmada aspartamın normal bireylerde bilişsel, fizyolojik ve davranış yö­ nünden etkileri araştırılmıştır.

Çalışma 48 sağlıklı, gönüllü birey üzerinde çift kör, plasebo kontrollü, çapraz düzende gerçekleştirilmiş­ tir. Çalışmanın ilk ayı uyum dönemidir. Bunu izleyen 20 gün bireyler gruplaştırılarak soda ile plasebo kap­ sül, aspartam kapsül veya sükroz almışlar daha son­ ra gruplara verilen kapsüller değiştirilmiştir. Aspar­ tam miktarı 45 mg/kg/yüksek ve 15 mg/kg düşük olarak uygulanmıştır. Psikolojik ve fizyolojik değer­ lendirmeler akut etki için çalışmanın onuncu, kronik etki için yirminci gününde yapılmıştır. Araştırma so­ nuçları şöyle özetlenebilir:Aspartam alınan dönemde plazma fenilalanın düzeyi önemli şekilde yükselmiş­ tir. İnsulin, glukoz, fizyolojik, psikolojik ve davra­ nışsal etki yönünden gruplar arasında fark bulunma­ mıştır. Aspartamın genel toplum açısından olumsuz etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Ülkemizde fenilketonuri sık görülmektedir. Bu hastalığa yatkın olan gebe kadınlarla, çocukların aspartam içeren be­ sin ve içeceklerden sakınmaları önerilebilir.

13. Tavuk Yumurtasının Uzun Zincirli n-3

Yağ Asitleri ile Zenginleştirilmesi ve Zengin­

leşmiş Yumurtanın İnsanlarda Değerlendi­

rilmesi

Tavuk yemine balık yağı veya balıkyağı-bitkisel yağ karışımı katılarak yumurtalar n-3 yağ asitlerinden zenginleştirilmiştir. Dört tip yumurtanın toplam n-3 yağ asidi içerikleri şöyledir: 40 g çiçek yağı/kg yemiş olan tavuğun yumurtasının %0.94, 50 g balık yağı yemiş olanınki %7.34, 30 g balık yağı + keten tohu­ mu yağı yemiş olanın %7.24 g, 20 g balık yağı + 10 g keten tohumu + 10 g kanola yağı yiyeninki %6.60

mamıştır. D e p o lo m a açısından d a önem li fark y o k ­ tur. Bireyler 4 gruba ayrılarak h aftad a 7 y u m u rta ol­ mak üzere 24 hafta farklı y u m u rtaları yem işlerdir. Plazma kolesterol ve trigliserit düzeyleri başlangıç ve çalışm a s o n u n d a ö n em li değ işik lik g ö s te rm e m iş ­ tir. Bunun y an ın d a tü m g ru p la rd a beden ağırlığı ve H D L düzeyi artmıştır. G ru p la r arasın d a kan lipitleri açısından fark b u lu n m a m ış tır, balık yağı ile beslen ­ miş tavukların yu m u rtasın ı y iy e n lerin kan n-3 yag asit düzeyleri y ü k se lm iştir. B u n a paralel olarak bu grupta n-6 nın n-3 e oranı 12.2:1 den 6.5-7.7.1 e d ü ş­ müştür. G ü n d e 1 adet z e n g in le ş m iş y u m u r ta y e n d i­ ğinde önerilen n-3 yağ asitleri g e r e k s in m e s in in karşı­ lanabileceği s o n u c u n a varılm ıştır. T anesi o ıta la m a 60 g olan zenginleşm iş y u m u r ta 300 m g n-3 yag asi­ di içermekte ve b u n u n % 5 0 si E P A dur.

14. H ip ek olesterolem ik M e n o p o z Son rası K a ­

dınlarda U zun Süre S oy a P roteini A lım ı Kan

Lipit Profilini İyileştirir ve M o n o n u k le r H ü c ­

renin L D L Alıcı lı-R N A D ü zeyin i Y ükseltir

Bu çalışm ada 66 h ip e rk o lc sto le m ik m e n o p o zso n rası kadın 6 ay çift kör d ü z e n in d e 3 tip diyet verilerek in­ celenmiştir. On dörd g ü n lü k u y u m d ö n e m in d e n so n ­ ra bireyler 3 gruba ayrılarak 40 g proteinli diyete ek olarak kazein + yağsız sü tto zu , orta d ü z e y d e ısofla- von içeren soya proteinin v ey a y ü k s e k m ik ta rd a ısof- lavon içeren soya proteini alm ışlardır. S o y a proteini alan gruplarda kazein alana göre H D L dışındaki k o ­ lesterol fraksionlarında dü şü ş o lu r k e n , total k o le ste­ rol değişm em iştir. S o y a proteini alan g ru p la rd a H D L - kolesterol artmıştır. Aynı şekilde bu g ru p la rd a mo- nonükler hücre L D L alıcı h a b e r c i- R N A düzeyi y ü k ­ selmiştir. Soya proteinin L D L alıcılarını arttırarak plazma lipit profilini o lu m lu y ö n d e etkilediği so n u ­ cuna varılmıştır.

15. Diyetle Uzun Süre Zeytin Y ağı A lim inin

Yem ek Sonrası T riaçilgliserol ve F a k tö r VII

M etabolizm asına Etkisi

Zeytin yağı içerikli A k d e n iz diyeti tüketen toplum - larda koroner kalp hastalığı (K K H ) sıklığı düşüktür. KKH nın olu şu m u n d a y e m e k sonrası trigliserol k o n ­ santrasyonunun önemli olduğu bildirilm iştir. F aktör VII nin aktivasyonu k a o g ü la sy o n u hızlandırır. Tek kör çapraz düzende yapılan bu ç a lış m a d a zeytin yağı ve doym uş yağla zenginleştirilm iş diyetin uzun süre aliminin yemek sonrası trigliserol ve faktör VII akti- vitesine etkisi incelenmiştir. Z eytin yağı içeren d iy e ­ tin 8 hafta uygulanması s o n u c u n d a total ve L D L -k o - lesterolünü düşm üştür (p.< 0.01). Z eytin yağı d iy e ­ tinde faktör VII aktivitesi düşük y e m e k sonrası

(6)

tri-açilgliserol k o n san trasy o n u erk en evrede yük sek b u ­

lunmuştur. Bunun nedeni zeytin yağının d o y m u ş y a­

ğa göre daha kolay em ilm esi şeklinde açıklanm ıştır.

Zeytin yağının d o y m u ş y a ğ la y e r değiştirm esinin kan

lipit profilini olduğu k a d a r p ıh tılaşm a faktörünü de

olumlu yönde etkilediği so n u cu n a varılmıştır.

16. Diyet Posası Tüketimi ile Fibrinojen ve

Plasminojen Aktivatör İnhibitör Tip I Etkile­

şimi

Plazmada plasm inojen aktivatö r inhibitör T ip I (PAI-

I) ve fıbronojenin y ü k selm esin in kardiyovaskular

hastalık riskini arttırdığı ileri sürülm üşür. Bu çalış­

mada diyet posası tüketim inin p lazm a PA I-I ve fibri­

nojen konsantrasyonuna etkisi ortalam a yaş 50.4

olan 883 erkek ve 52.1 yaş ortalam asına sahip 1116

kadın üzerinde incelenm iştir. P o sa tüketimi ile fibri­

nojen konsantrasyonu arasında ilişki bulunm azken

PAI-I ile ters ilişki saptanm ıştır. D iyet posası tüketi­

minin artması PAI-I düzeyinin düşüklüğü ile ilintili­

dir. PAI-I ile ilintili diğer faktörler; serum insulin,

triaçilgliserol, BK I, bel/kalça oranı, yaş ve fiziksel

aktivitedir. Fibrinojen düzeyinin yükselm esinde si­

gara içimi de önemli faktördür. Diyet posası aliminin

arttırılmasının kardiyovaskular hastalık riskinin azal­

masında etkin olduğu sonucuna varılmıştır.

17. Beden Yağının Artması Yaşlı Erkek ve

Kadında Fiziksel Yetersizliğin Belirleyicisi­

dir

Kardiyovaskular Sağlık A raştırm ası verileri kullanı­

larak yaşları 65-100 yıl arasında değişen 2095 erkek

ve 2714 kadının beden yağ oranı ile fiziksel yetersiz­

lik arasındaki ilişki saptanm ıştır. Kadınların

%

26.5

ve erkeklerin %16.9 unda fiziksel yetersizlik belir­

lenmiştir. Beden yağ oranı ile fiziksel yetersizlik ara­

sında doğrusal ilinti bulunm uştur. Yaşlılıkta beden

yağlanmasının önlenm esiyle fiziksel yetersizlik ris­

kinin azaltılabileceği sonucuna varılmıştır.

18. Diyet Posası Aliminin Artması Kalsiyum

Dengesi ve Dışkıyla Steroid Atımını Etkile-

meksizin Kalın Barsağın Çalışmasını Düzel­

tir

Sağlıklı 9 erkeğe birer ay süre ile m ey ve-sebze- tane­

li besinlerin karışımından sağlanan 16,30 ve 42 g d i­

yet posası/sırasıyla 2.9, 4.8 ve 7.7 g ı çö zünür posa

*

içeren diyetler verilerek kan lipitleri, kalın barsak iş­

levleri ve kalsiyum dengesine bakılmıştır. A raştırm a­

dan elde edilen sonuçlar şöyle özetlenebilir: Dışkı

miktarı posa miktarına paralel olarak artmıştır. Diye­

te ilk posa eklendiğinde dışk ılam a sıklığı artmış, dış­

kının pH sı, safraasit konsantrasyonu ve nötür strero-

id konsantrasyonu azalmış; ikinci ve üçüncü e k lem e­

de daha fazla değişm e olm am ıştır. Posa alim inin art­

masıyla serum kolesterol, trigliserit, kalsiyum d e n g e ­

si değişmemiştir, karışık diyet posasının buğday ve

yulaf kepeği derecesinde dışkı ağırlığını arttırdığı,

dışkılama sıklığı ve zam anını, kalsiyum dengesini,

steroid atımını etkilemediği sonucuna varılmıştır.

Günlük önerilen 20-35 g diyet posası alabilm ek için

diyete saflaştırılmamış tahıl ürünleri ve kuru b a k la ­

gillerin eklenmesi gerektiği belirtilmiştir. D oğal d i­

yetle sağlanan posanın miktarı artsa bile kalsiyum

dengesini olumsuz yönden etkilemediği v u rg u lan ­

mıştır.

19. Asbestle Çalışan İşçilerde Diyetle Vita­

min A Alımı ve Akciğer Metaplasizi

Bu çalışmada kliniğe başvuran 49 asbestten etkilenen

işçinin akciğer biyopsileri alınmış, pulm oner işlevle­

ri ve vitamin A alımları saptanmıştır. M etaplasizi

olan bireylerin olmayanlara göre vitamin A tüketim ­

leri düşük bulunm uştur. Ö nerilen gereksinm enin

üzerinde A vitamini (retinol-karotenoidler) aliminin

asbet tozuna maruz işçilerde akciğer metaplasizi ris­

kini azaltabileceği sonucuna varılmıştır.

20. Afrika Kökenli Amerika’lı Ergenlerde

Diyet Kalsiyumu, Kalsiyum Eklemesi ve Kan

Basıncı

Bu çalışmada 116 ergene (ortalama yaş 15.8 yıl) 8

hafta 1.5 g/gün kalsiyum veya plasebo verilerek kan

basıncına etkisi incelenmiştir, kalsiyum eklemesi ile

diastolik basınçta 1.9±1.5 m m /H g düşüş olmuştur.

Kalsiyum eklemesinin etkisi kalsiyum alımı düşük

olanlarda daha çoktur, kalsiyum alımı düşük bireyle­

re kalsiyum eklenmesinin kan basıncını olum lu etki­

lediği sonucuna varılmıştır.

21. Erken Çocukluk Döneminden İtibaren

Büyüme Geriliği Olan Okul Çağı Çocuklarda

Stres Yanıtı

Gelişmekte olan ülke çocuklarının % 40 a yakının y a­

şa göre boy kriterlerine göre büyüme geriliğinden et­

kilendiği tahmin edilmektedir. Bu çocukların mental

gelişmeleri ve okul başarıları da yetersizdir. Bunda

stres yanıtının değişmesinin rolü olduğu ileri sürül­

müştür. Büyüme geriliği gösteren çocuklarda stres

yanıtının belirleyicileri olan tükrük kortizol konsant­

rasyonu ve kalp hızının yüksek olabileceği düşünüle­

rek 8-10 yaş arası 30 büyümesi geri, 24 normal çocu­

ğun başlangıçta ve ruhsal ve fiziksel stres ortamında

tükrük kortizol konsantrasyonu ve kalp hızı

(7)

ölçül-müştür. Büyümesi geri çocukların tükrük kortizol konsantrasyonu ve kalp hızı stres ortamında normal çocuklarınkinden daha yüksek bulunmuştur. Çocuk­ luktan itibaren büyüme geriliğinden etkilenmenin fizyolojik stres oluşturduğu bunun da düşük bilişsel işlev bağışıklık yanıta katkıda bulunduğu, yetişkin­ likte kısa beden yapısı nedeniyle kardiyovaskular ris­ ki arttırdığı sonucuna varılmıştır.

22. HIV İnfeksiyonlu Kadınlarda Artmış

Enerji Harcamasının Belirleyicileri

Menopoz öncesi yaşta HIV infeksiyonlu ve normal kadınların dinlenme enerji harcamaları, beden bile­ şimleri, beslenme ve hormonal göstergeler karşılaş­ tırmalı olarak incelenmiştir. HIV infeksiyonlu kadın­ ların dinlenme enerji harcamaları (REE) normaller­ den yüksek/sırasıyla 6794± 1374 ve 6011±604 kj/gün) bulunmuştur. REE yağsız kütle ile yüksek korelasyon gösterirken, ağırlık ve hastalık durumu ile göstermemiştir. Hastalarda yağsız kütlenin birimi başına REE de yüksektir. Bu da hastalardaki ağırlık kaybının temel nedendir.

23. Karotenoid Alımı ve Karotid Arter Plak­

ları

Bu kesitsel çalışmada A vitamini aktivitesi gösteren karotenoidlerin alımı ile karotid arter plakları arasın­ daki ilinti yaşları 45-64 yıl arasında değişen 12773 aterosklerosiz riski taşıyan bireylerde incelenmiştir. Karotenoid alımı besin tüketimi, karotid arter plakla­ rı ultrasonla saptanmıştır. Karotenoid tüketimi en yüksek olan grupta plak görülenlerin oranı en düşük­ tür. Bu grupta plak prevalansı, karotenoid alımı en düşük olan gruba göre kadınlarda %25.4, ereklerde %36.0 daha düşüktür. Araştırma sonuçları karoteno­ id aliminin ortalama karotid arter duvarı kalınlığı ile ilintili olmadığını, karotenoidlerin aterosklerosiz olu­ şum süresinin erken evresinden çok, daha sonraki ev­ relerinde etkin olduğunu, bitkisel kökenli antioksi- dantların arterlerde plak oluşumunu önlediği görüşü­ nü desteklemektedir.

24. Kontrollü Diyetlerle Beslenen Normolipi-

demik Yetişkinlerde Margarin ve Tereyağı­

nın Kardiyovaskular Risk Faktörüyle İlgili

Kan Lipid Profiline Etkisi

Bu çalışmada 2 tip margarin ve tereyağı yetişkin 23 erkek ve 23 kadına yağ enerjisinin %8.3 ünü karşıla­ yacak miktarda 5 er hafta kontrollü diyete ek olarak yedirilerek kan lipitleri her dönem başı ve sonu öl­ çülmüştür. Margarinlerden biri A BD de sık tüketilen, kuru ağırlık bazında %17 trans yağ asidi içeren

(TFA-M), diğeri çoklu doymamış yağ asitleri yük­ sek, trans yağ asidi içermeyen (PUFA-M ) dir. T ere­ yağı ile kıyaslandığında toplam kolesterol TFA -M li diyette %3.5(p<0.009), PUFA-M li diyette %5.4 (p<0.001) daha düşük bulunmuştur. Benzer şekilde LDL-kolesterol TFA-M lı diyette 4.9, PUFA -M lı di­ yette %6.7 daha düşüktür. Margarinler ve tereyağı HDL kolesterolü farklı etkilememiştir. Kardiyovas­ kular riskle ilgili kan lipitlerinin denetiminde tereya­ ğı yerine margarin kullanımının özellikle trans yağ asidi içermeyen çoklu doymamış yağ asidi oranı y ük­ sek margarinin yararlı olduğu sonucuna varılmıştır.

25. Yoğun Aterosklerosiz Tedavi Programına

Katılan Hastalarda LDL nın Oksidasyona

Yatkınlığı Azalmıştır

Aterosklerosiz tedavi programı egzersiz, stres dene­ timi enerjinin %10 u yağdan gelen antioksidantlar- dan zengin diyeti içermektedir. Hastalardan toplanan LDL örneklerinin antioksidant içeriği ve oksidasyo­ na duyarlığı başlangıçta, 3 aylık tedavi sonucunda öl­ çülmüştür. Tedavi toplam kolesterol ve apolipoprote- in B konsantrasyonunu önemli şekilde düşürmüştür. L D L ’nin alfa-tokoferol ve B karoten içeriği sırasıyla %27 ve %17 yükselmiştir. L D L nin oksidasyon hı­ zında %29 düşüş olmuştur. Lipid oksidasyon üriine- rinde alfa- tokoferol konsantrasyonunun artışına pa­ ralel düşüşler gözlenmiştir. L D L oksidasyonunun düşüşünde en önemli etkili faktörler L D L nin alfa-to­ koferol ve B-karoten içeriğidir.

26. Kadınlarda Uzun Süreli O rta D üzey

Enerji Açığı D urum unda D olaşım da Leptin

Konsantrasyonu ve İştah

BKİ 23-27 arasında değişen kadınlar 3 haftalık en e r­ ji dengesi uygun diyetten sonra 12 hafta enerji açığı

olan diyetle beslenerek başlangıçta ve deney süresin­ ce 4 kez leptin konsantrasyonları ölçülm üş açlık ve tokluk duygusunun gelişimi ve yem e istekleri ve b e ­ sin tüketimleri saptanmıştır. Enerji açığının birinci haftası sonunda adipoz dokuya uyarlanm ış leptin konsantrasyonunda %54 lük düşük olm uştur. Düşük düzey enerji açığı olan diyetin 6 ve 12 haftalarında da sürmüştür. Leptin konsantrasyonunun en hızlı düştüğü dönemde en çok açlık duygusu gelişmiştir, leptin konsantrasyonundaki düşüş yavaşladığında a ç ­ lık duygusunun gelişimi de yavaşlam ıştır. Leptinle açlık arasındaki etkileşim ağırlık veya yağ kaybından etkilenmemiştir. Enerji açığı d u ru m u n d a açlığın fiz­ yolojik reguletörü olabileceği, leptinin uzun dönem li besin aliminin denetimindeki etkisinin araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

(8)

27. A m eliy a t Ö ncesi B ü yü m e Hormonu Te­

davisi A zo t ve Sıvı Dengesini Artırarak Yağ­

sız D o k u n u n Kısa ve Uzun D önem de Korun­

m asıyla S o n u çlan ır

Ç iftkör, plasebo kontrollü bu çalışm ada ülserativ ko- litli hastalara am eliyat öncesi iki ve sonrası 7 gün günde iki kez 6 iu b ü y ü m e horm onu veya plasebo ve­ rilerek am eliy a t öncesi, sonrası 7, 30 ve 90 günlerde beden bileşim leri ölçülm üştür, plasebo alan grup am eliyat sonrası 7 gü n d e 4.2 kg toplam doku kütlesi ve 3.6 kg y ağ sız kütle yitirmiş ve bu durum 90 gün­ de aynı d ü z e y d e kalmıştır. Plasebo grubu ile karşılaş­ tırıldığında b ü y ü m e h o rm o n u alan grubun azot den­ gesi yağ sız kütle ve sıvı dengesinde iyileşmeler göz­ lenmiştir. Üç ayın so n u n d a plasebo alan grup, büyü­ me h o rm o n u alan gruptan 2.4 kg daha çok doku küt­ lesi yitirm iştir. Y ağ kütlesinde gruplar arasında bir d e ğ işm e g ö z le n m e m iştir. A m eliyat öncesi ve neka- hat d ö n e m in d e b ü y ü m e horm onu tedavisinin bireyin beden bileşim ini olum lu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.

E u rop ean Jou rn al o f Clinical Nutrition Vol.

5 3 , 1 9 9 9 .

1. Van D o k k u m W , W a z e n d o u k B, Srikumar TS, et al. Effect o f nondigestable oligosaccharides on large- bow el functions, blood lipid concentrati- ons and g lu co se absorption in young healthy ma-

le subjects

p,

1

.

2. Jooste pL, W e ig h t M J, Krick JA and Locie AJ. E n d e m ic goitre in the absence o f iodine defici- ency in school children o f the Northern Cape P rovince o f S outh Africa p, 8.

3. Stoll, B.A. W estern nutrition and insulin resis- tance syndrom e: A link to breast cancer p, 83.

4. Oliveri B, Zeri S, Lorenzetti M P, et al. Effect of a one yea r residence in Antarctica on bone mine­ ral and body com position p, 83.

5. M c Anlis G T , Mc Eneny J, Pearce J and young IS. A psorption and antioxidant effects of querce- tin lrom onions in man p, 92.

6. Bertolam i M C , Faludi AA and Batloııri M. Eva­ luation o f the effect o f a ne w fermented milk product (Gaio) on primary hypercholesterolemia p. 97.

7. Kolsteren P, Rahman SR, Hilderbrand K and Di­ niz A. Treatment for iron deficiency anemia with a combined supplementation of iron, vitamin A and zinc in \vomen of Dino- pur, Bangledesh p,

102.

8. HulshofKFAM, van Erp-Boart MA, Anttolainen M, et al. intake of fatty a cids in Westem Euro- pe with emphasis on trans fatty acids: The TRANSFAIR study p, 143.

9. Wilson AK and Ball Mj. Nutrient intake and iron status of Australian male vegetarians p, 189.

10. Root MM, Huj, Stephenson LS, Parker RS and Campbell TC. iron status of middle-aged women in five counties of rural China p, 199.

11. Fucushimo T, Hogo N, Isobe A, et al. Food inta­ ke, serum lipids and amino acids of school child­ ren in agricultural comunites in Japon p, 207.

12. Morabia A.Curtin F and Berustein MS. Effect of smoking, and smoking cessation an dietary ha- bits of a Svviss urban population p, 239.

1. Genç Sağlıklı Erkeklerde Sindirilmeyen

Oligosakkaritlerin Kalın Barsak İşlevi, Kan

Lipit Konsantrasyonu ve Glukoz Emilimine

Etkisi

Bu çalışma 12 sağlıklı, ortalama yaş 23 olan erkekle­ re 3 er hafta süre ile diyetlerine günlük 15 g inulin fruktooligosakkarit (FOS), galaktooligosakkarit (GOS) verilerek feces ağırlığı, fecesin geçiş süresi, feces pH sı, kısa zincirli yağ asitleri, safra asitleri, fe- çes enzimleri, kan lipitleri ve glukoz emilimi ölçül­ müş. kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Inülin ve GOS eklendiğinde feçes kısa zincirli yağ asitleri kon­ santrasyonunda kontrole göre artış, safra asitlerinde azalış gözlenmiştir. (3-glukuronidaz aktivitesinde de benzer artış gözlenmiştir. Diğer feçes parametrele­ rinde değişme olmamıştır. Araştırma sonuçlarına gö­ re sindirilmeyen oligosakkaritler kalın barsakta kıs­ men fermente olabilmekte, fakat genç erkeklerde kan lipitleri ve glukoz emilimini fazla etkilememektedir. Kan lipitleri yüksek olanlar ve diyabetlilerde olumlu etkisinin olabileceği göz ardı edilmemelidir.

2. Güney Afrika’nın Bir Yöresinde Okul Ço­

cuklarında İyot Yetersizliği Olm am asına

Karşın Endenıik Guvatr

Yaşlan 6-15 arasında değişen çocuklarda iyot yeter­ sizliği ve bunun suların florid düzeyi ile ilişkisi araş­ tırılmıştır. Çocuklar floridi düşük, orta ve yüksek

(9)

olan 3 yerleşim yerinden seçilmiştir. Bir yerleşim ye­ ri dışındakilerde endemik guvatr %5-29 oranında bu­ lunmuştur. Ortalama idrar iyot düzeyi bir yerleşim yeri dışında 1.58 mikromol/lt üzerinde bulunmuştur. Buna göre iyot alımı yetirli kabul edilmiştir. İyot ali­ minin temel kaynağı su ve iyotlu tuzdur. Genelde su­ yun florid içeriği ile guvatr arasında ilişki bulunma­ masına karşın suyun florid düzeyi yüksek olan yerle­ şim yerinde endemik guvatr prevalansı yüksektir. İd­ rar iyot düzeyi yüksek olmasına karşın endemik gu­ vatr görülmesinin, suyun florid düzeyinin yüksek ol­ masından veya guvatrojenlerden kaynaklanabileceği sonucuna varılmıştır.

3. Batı Türü Beslenme ve Insülin Direnç

Sendromu: Meme Kanseri ile ilintisi

Gelişmiş Batı ülkelerinde meme kanseri insidansı in- sülin direnç sendromu (hiperinsiilinemi, dislipidemi, hipertansiyon ve aterosklerozis) ile parelellik göster­ mektedir. Meme kanserinin gelişimi, belirli yağ asit­ leri, visseral yağ birikimi ve hareketsizlikle ilintilidir ve bunların hepsi insülin direnç sendromu için risk faktörleridir. Klinik ve epidemiyolojik veriler meme kanseri ve insülin direnç sendromunun kalıtım ve çok yönlü faktörden kaynaklandığını işaretlemekte­ dir. Deneysel verilere göre meme kanseri hiperinsü- linemiye paralel gelişmekte ve bunda insülin benzeri büyüme faktörü (İGF-I) aktivitesinin artışı rol oyna­ maktadır. Serum (İG F-I) düzeyinin yüksekliği meme kanser gelişimi ile ilintilidir. Şişmanlık ve diyette n- 6 çoklu doymamış yağ asitlerinin artışı insülin diren­ cini artırırken, n-3 yağ asitleri azaltmaktadır. Beslen­ me ve yaşam biçiminin değiştirilmesiyle insülin du­ yarlılığının iyileştirilmesi, aterosklerozis ve meme kanser riskini düşürebilecektir. Beslenmede toplam yağ ve n-6 yağ asitleri aliminin azaltılması, n-3 gru­ bu yağ asitleri ile antioksidantların arttırılması ve şiş­ manlığın önlenmesi olumlu değişikliklerdir. Fiziksel aktivitenin arttırılması bir yandan şişmanlığın önlen­ mesinde, diğer yandan insülin duyarlılığının arttırıl­ masında etkindir. Özellikle ailede meme kanseri öy­ küsü olanlarda bu değişikliklere erken yaşlarda baş­ lanmasının gerekliliği vurgulanmıştır. Batı türü ya­ şam biçimi ve diyetin tüm dünyaya yayıldığı düşünü­ lürse bu önlemlerin bizim ülkemizde de alınmasına gerek vardır.

4. Antartika’da Bir Yıl Yaşam anın Kemik

Mineral Metabolizması ve Beden Bileşimine

Etkisi

Bu çalışma da A ntartika’da bir yıl gönüllü olarak y a ­ şayan yetişkin erkeklerin kemik mineral yoğunluğu (B M D ), serum Ca, P, alkalen fosfataz, PTH ve ve 25

OH Vitamin D düzeyleri seyahatin başlangıcında ve sonunda ölçülmüştür. B M D ’de artış gözlenmiş ve buna neden olarak fiziksel aktivitenin artışı gösteril- miştir.Yağ yüzdesi ise azalmıştır.PTH yaz sonunda azalmış, baharda eski düzeyine dönm üştür. Aynı şe­ kilde serum Ca ve 25 OH vit D kış sonunda en az dü ­ zeye inmiştir. Mineral m etabolizm asına ilişkin diğer parametrelerde değişme olmamıştır. Serum 25 OH vit D deki değişme güneşle temasla yakından ilintili bulunmuştur.

5. İnsanda Soğandaki Quersetinin Emilimi ve

Antioksidant Etkisi

Bitkilerde bulunan flavonoidlerin antioksidant etkin­ liklerinden dolayı koroner kalp hastalığı ve kanser­ den koruyucu oldukları ileri sürülmüştür. Batı A v ru ­ pa ülkelerinde günlük flavanoidlerin aliminin 25 g civarında olduğu ve bunun daha çok çay, soğan, el­ ma ve kırmızı şaraptan sağlandığı bildirilmiştir. T o p ­ lam flovanoidlerin % 7 0 ’ini quersetin o lu ştu rm a k ta­ dır. Bu çalışmada 5 sağlıklı yetişkin bireye sabah aç karnına 225 g kızartılmış soğan yedirilerek plazm a quersetin düzeyi toplam antioksidant kapasitesi ve LDL oksidasyon duyarlılığı ölçülm üştür. Soğan y e­ dikten iki saat sonra plazm a quersetin düzeyi en üst düzeye çıkmış 2 saat sonra başlangıç düzeyine inm iş­ tir. Buna paralel olarak soğan alımından 2 saat sonra plazm anın an tio k sid a n t aktivitesi y ü k s e lm iş tir . L D L ’nin oksidasyona duyarlılığında soğan y e n m e ­ sinden itibaren 48 saat süre içinde önemli bir d eğiş­ me olmamıştır. Lipoproteinler ayrıştırılarak bakıldı­ ğında LD L ve V L D L ’de Q uersetine rastlanm am ış fa­ kat H D L de bulunmuştur. Quersetinin incebarsaktan hızla emildiği, proteine karşı flinitesi old u ğ u , L D L oksidasyonunu önlem ede doğrudan etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Etkisinin daha çok dolaylı o la­ bileceği belirtilmiştir.

6

o Yeni Geliştirilmiş Ferm ente Süt Ü rü nü

(G aio)’nün Primer H ip erk olesterolem iye E t­

kisinin Değerlendirilmesi

Fermente süt ürünü yoğurdun kolesterol düşürücü et­ kisi olduğu ileri sürülmüştür. Bu çalışm ada D a n im a r ­ k a ’da geliştirilmiş B rez ily a’da üretilen G aio adlı fer­ mente süt ürününün serum kolesterolü y ü ksek, y a şla ­ rı 36-65 arasında değişen bireylerde serum lipitlerine etkisi incelenmiştir. G aio Enterokoksi p aesiyum ve Streptekokus termofilis bakterileriyle ferm ente e d il­ miş bir süt ürünüdür. Ü rünün 100 gram ının yağ içe­ riği 1.5 gram dır ve bunun 2 / 3 ’ü süt yağı, 1/3’ü soya yağıdır. Kolesterol içeriği 65 m g 'd ır. A yrıca E ve C vitaminleri de eklenmiştir. Sekiz haftalık ç a lışm a sü ­ resince bireyler bilgileri o lm a d a n , çapraz d ü zende

(10)

200 g G aio v ey a p la seb o alm ışlar, her bir uygulama d önem inde se ru m lipitleri ölçülm üştür. Gaio alınan dönem de plasebo d ö n e m in e göre total kolesterolde ortalam a % 5 .3 , L D L kolesterolde %6.15 düşüş göz­ lenmiş; H D L ve trigliserit düzeyleri değişmemiştir. Bireylerin ç o ğ u n u n kolesterol düzeylerinde düşüş gözlenirken, 3 ’ünde h a fif yü k se lm e olmuştur. Fer­ mente süt ürünü G a io alim inin serum kolesterolünü olumlu y ö n d e etk iled iğ i, fakat bazı bireylerde bu et­ kinin g ö z le n m e d iğ i, b aşk a araştırm alarla sonuçların desteklenm esi gerektiği vurgulanm ıştır.

^•w®a n 8İe deş'’de K a d ın la rd a Dem ir Yetersiz­

liği A n em isin in D e m ir , V itam in A ve Çinko

K arışım ı ile İyileştirilm esi

Bangledeşin y o k su l bir yöresinde kadınlar anemi yö ­ nünden in c e le n d iğ in d e % 7 7 .5 'in in hemoglobin düze yi 100 g/lt v ey a altında bu lu n m u ştu r. Bu kadınlar 3 gruba ay rılarak , birinci g ru b a günlük 60 mg FeSO 4 içeren k a p s ü l, ikinci g ru b a d e m ir + 200 000/IU vita­ min A , üçü n c ü g ru b a d e m ir + vitamin A t 15 mg çin­ ko içeren kapsül verilm iştir. U y g u lam a 60 gün sür­ müştür. K an ö rn ek lerin de hem o g lo b in , toplam demir bağlam a kapasitesi (T IB C ), Ferritin, serum demiri, retinol ve çin k o düzeyleri saptanmıştır. Her üç grup­ ta h e m o g lo b in , düzeyi y ü k se lm iş, sadece demir alan grubun serum dem iri dışındaki dem ire ilişkin para­ m etrelerde artış o lm u ştu r. H em o g lo b in düzeyinde en yüksek artış, d e m ir + vitam in A ve Zn alan grupta

• • « W i

gözlenm iştir. Bu gru p tak i artış 17.9 g/lt iken, sadece d e m ir alan g ru p ta 13.4 g/lt, d e m ir + vitamin A alan­ da 15.9 g/lt dir. D e m ir yetersizliği anemisinin tedavi­ sinde dem irle birlikte vitam in A ve çinko verilmesi­ nin tedaviyi hızlandırdığı so n ucuna varılmıştır.

8

. Batı A v r u p a Ü lk elerin d e Yağ Asitleri Tü-

etim i, Ö zellik le T ran s Y ağ Asitleri

Batı A v ru p a ülkelerinin her birinde en çok tüketilen 100 besin seçilerek y ağ asitleri y önünden analiz edil­ miştir. D iyette y ağ d a n gelen enerji yönünden fazla bir farklılık g ö z le n m e m iştir. Sadece Finlandiya, İtal­ ya, N orveç ve P o r te k iz ’de yağdan gelen enerji top­ lam enerji tük e tim in in % 3 5 ’inden düşük bulunmuş­ tur. D o y m u ş y ağ asitlerinden sağlanan enerji % 10 ile % I 9 arasın d a d eğ işm ek ted ir. A kdeniz ülkelerinde, d iğ e ıle rin d e n d a h a düşüktür. Trans yağ asitleri alımı % 0.5 (Y u n a n ista n ve İtalya) ile %2.1 (İzlanda) ara­ sında d e ğ işm e k te d ir. T rans yağ asitleri alımı A kde­ niz ülkelerinde d ü şü k tü r (%0.5-0.8). Finlandiya ve A lm a n y a bunları izlem ektedir (%1 den az). Belçika, H o lla n d a , N orveç ve İn g ilte re’de orta düzeydedir. Tekli d o y m a m ış yağ asitlerinin katkısı %9-12, çoklu d o y m a m ışla rın % 3-7 arasındadır. Sadece Yunanis­

tan’da tekli doymamışların enerjiye katkısı %18 dir. Trans yağ asitlerinin şu andaki alım düzeyinin tehli­ ke yaratmadığı ancak bazı ülkelerde doymuş yag asitleri aliminin da yüksek olması nedeniyle serum lipitlerini arttırıcı doymuş ve trans yağ asitlerinin ali­ minin azaltılmasının doğru olacağı sonucuna varıl­ mıştır.

9.

AvusturyalI

Vejeteryan Erkeklerin Besitı

Alınılan

ve Demir Durumları

Araştırma verileri vejeteryanlarda koroner kalp has­ talığı, diyabet, osteoporozis, artritler böbrek taşları ve bazı kanserlerin et yiyenlerden daha düşük sıklık­ ta görüldüğünü bildirmektedir. Yine vejeteryanların beden ağırlığı ve kan basıncı daha düşüktür. Bunun

y a n ı n d a ” vejeteryanların B12 vetamini, riboflavin,

çinko ve demirden yetersiz beslendikleri bildirilmiş­ tir. Bu çalışmada 39 lakto-ova-vejeteryan, 10 vegan ve 29 karışık beslenen erkeklerin besin tüketimleri, tüketilen besinlerle alınan demir ve çinko miktarları ile serum ferritin ve hemoglobin düzeyleri saptan­ mıştır. Günlük demir alımı lakto-ovo- vejeteryanlar­ da ortalama 20.4 mg, veganlarda 22.9 mg, karışık beslenenlerde 15.5 mg bulunmuştur. Buna karşın her iki vejeteryan grupta serum ferritin düzeyi, karışık beslenenlerden düşüktür (sırasıyla 64, 65 ve 121 ng/ml). Ek demir alımı dikkate alındığında da bu farklılık önemli bulunmuştur. Vejeteryanlarda demir durumunu iyileştirmek için hem olmayan demir içe­ ren yemeklerin askorbik asitle birlikte tüketilmesinin gerekliliği vurgulanmıştır.

10. Ç in’in Kırsal Yörelerinde Orta Yaş Ka­

dınların Demir Durumu

Beş değişik kırsal bölgeden seçilen 80’er orta yaş ka­ dınların hemoglobin, plazma ferritin ve plazma demir düzeyleri saptanarak demir alınılan ve diğer faktöı- lerle karşılaştırılmışım Günlük demir alımı 15-29 mg arasında bulunmuştur. İki yörede hem demir alımı çok düşüktür, Buna karşın demir yetersizliği anemi prevalansı oldukça düşüktür. Genelde demir alımı ile demir durumu arasında ilinti bulunmamıştır. Plazma ferritinle en önemli korelasyon gösteren diyet faktörü hayvansal proteindir. Çay içimi ile demir durumu ara­ sında ilinti bulunmamıştır. Plazma C reaktif protein düzeyinin yükselmesiyle belirlenen sistemik inflama- tori yanıt plazma ferritini ile pozitif korelasyon gös­ termiştir. Bu durum düşük hemoglobin düzeyi ile ilin­ tili bulunmuştur. Bu yörelerde oturan kadınların de­ mir yönünden beslenme durumlarının diyet faktörle­ rinden çok, fizyolojik faktörlerle (inflamasyon menst- ruasyonla kan kaybı, plazma vitamin A ve kolesterol düzeyi) ilintili olduğu sonucuna varılmıştır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Bundan do- layı kimi anlatılarda ayın cinsiyeti Ay Kağan, Altın Ay, Ay Çörek, Ay-Va gibi kadın olarak, kimilerinde ise Ay Koca, Ay-Atam gibi erkek olarak kabul

yatmıştı ANKARA- Cum huriyetçi M illet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı, 12 Haziran 1957'de Kırşehir'in il olması nedeniyle TBM M Genel Kurulu'nda

To summarize, we conclude that the mTLIP block provides effective analgesia for the first 24 h follow- ing lumbar disc surgery and that it may be an alterna- tive to wound

December 2016.. D., Department of History Supervisor: Asst. The Christian Question in the Empire as well as the pressures of the Great Powers emerged to become the

Diyet ile yağ alımının sağlıklı genç erişkindeki semen kalitesine etkisini daha derin incelemek için, Güney İspanya’daki erkeklerde trans yağ asidi alımı ve

For the efficient NN search in wireless data broadcast environment, the client needs two kinds of information. The one is the information about the distribution of all data items

nedeni olarak, çiğ domateste trans formunda bulunan likopenin pişirme veya benzeri. işlemler esnasında

 Keten tohumu yağı bitkisel omega yağ asidi